Cepte soru çözTUS — Temel Tıp BilimleriZorlu sorularYarışma tarzı

TUS — Temel Tıp Bilimleri

TUS — Temel Tıp Bilimleri · Yarışma tarzı sorular

  • 144 soru
  • Gerçek sınavdan daha zor
  • Ücretsiz

Bu sorular TUS — Temel Tıp Bilimleri kapsamına göre yazıldı; ancak zorluk değerlendirmemize göre her biri gerçek sınavdaki her sorudan ve TUS — Temel Tıp Bilimleri zorlu sorular denemesinden de daha zor. Burada puan hesaplanmaz; bu sorular bir TUS — Temel Tıp Bilimleri puanını öngörmez.

Bir cevap seç, sonra sorunun altındaki çözümü açarak doğru cevabı ve nasıl çözüldüğünü gör. Seçtiklerin bu tarayıcıda saklanır.

1. soru

Yarışma tarzıNöroanatomi

Altmiş iki yaşındaki erkek hasta ani başlayan baş dönmesi, bulantı-kusma, yutma güçlüğü ve ses kısıklığı yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede sol Horner sendromu, sol faringeal refleks kaybı ve sol yumuşak damak paralizisi saptanıyor. Sol yüz yarısında ve sağ gövde ve ekstremitelerde ısı ve ağrı duyusu kaybolmuş bulunuyor. Kas gücü iki tarafta normal, dil orta hatta, vibrasyon ve eklem pozisyon duyusu iki tarafta normal alınıyor. Sol üst ve alt ekstremitede dismetri ve disdiadokokinezi izleniyor.

Bu hastada ek muayenede saptanması beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Lezyon tarafında yüzde ince dokunma korunurken ısı-ağrı duyusu kaybı

Kısaca — Dorsolateral bulbus lezyonu nucleus ambiguus, inen sempatik lifler, tractus spinalis trigemini, tractus spinothalamicus lateralis ve pedunculus cerebellaris inferioru tutar, pyramis ve lemniscus medialisi korur; bu nedenle yüzde ince dokunma korunurken ısı-ağrı kaybı sürer.

Lateral bulbus paterni Horner sendromu, ipsilateral damak-farinks paralizisi, ipsilateral yüz ve kontralateral vücutta ısı-ağrı kaybı ile ipsilateral ataksinin bir arada olmasıyla tanınır ve tam güç, orta hatta dil ve normal derin duyu medial yapıların korunduğunu kanıtlar. Yüzün ince ve diskriminatif dokunması pontin nucleus principalis nervi trigemini üzerinden taşınıp lemniscus medialis ile yükselirken nucleus spinalis nervi trigemini ve traktusu ısı-ağrı ile birlikte kaba dokunmayı taşır. Bu nedenle lateral lezyonda ipsilateral yüzde ince dokunma korunurken aynı bölgede ısı-ağrı kaybı izlenir ve kontralateral derin duyu da normal kalır.

  • ani vertigo ile disfaji, disfoni, Horner ve faringeal refleks kaybı → nucleus ambiguus, vestibüler çekirdekler ve tractus sympathicus descendens tutulumu
  • sol yüz ve sağ vücutta ısı-ağrı kaybı → tractus spinalis nervi trigemini ve tractus spinothalamicus lateralis tutulumu
  • gücün tam olması ve dilin orta hatta olması → pyramis ve nervus hypoglossus korunmuş, medial tutulum dışlanmış
  • vibrasyon ve pozisyon duyusunun normal olması ile sol dismetri → lemniscus medialis korunmuş, pedunculus cerebellaris inferior tutulmuş
  • sonuç → yüzde ince dokunma ile ısı-ağrı ayrışması sürer

Neden diğerleri değil

  • Lezyon tarafında dil yarısında atrofi ve fasikülasyon — nervus hypoglossus çekirdek ve lifleri ventromedial bulbustadır, dil orta hattayken lateral lezyonda beklenmez
  • Karşı tarafta kol ve bacakta vibrasyon ve pozisyon duyusu kaybı — lemniscus medialis ventromedialdedir, lateral lezyonda korunur; bu kayıp medial bulbus lezyonunu gösterir
  • Karşı tarafta spastik tarzda güç kaybı ve ekstansör taban yanıtı — pyramis ventromedialdedir, güç tamken lateral lezyonda beklenmez
  • Lezyon tarafında çiğneme kaslarında güçsüzlük ve çene refleksi kaybı — nucleus motorius nervi trigemini orta ponstadır, kaudal bulbus lateral lezyonunda tutulmaz

Aklında kalsın

Lateral bulbusta ısı-ağrı gider, ince dokunma, güç ve dil korunur; güç veya derin duyu giderse lezyon medialdedir.

2. soru

Yarışma tarzıSırt ve Vertebral Kolon

Yirmi sekiz yaşındaki erkek hasta motosiklet kazası sonrası sağ kolda ağrı ve sağ elde beceriksizlik yakınmasıyla başvuruyor. Görüntülemede boyunda palpe edilebilen en belirgin, tek ve uzun spinöz çıkıntıya sahip vertebranın hemen kaudalindeki sağ foramen intervertebrale’yi daraltan kırık fragman izleniyor. Fizik muayenede sağ elin intrinsik kaslarında güç kaybı ile sağ dördüncü ve beşinci parmaklarda duyu azalması saptanıyor. Horner sendromu bulgusu izlenmiyor, sağ ön kol medial yüz duyusu ve dirsek fleksiyonu normal bulunuyor.

Bu tabloya yol açan spinal sinir kökü basının aşağıdakilerden hangisinde olması en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: C — C8 spinal sinir kökü

Kısaca — Tek ve uzun spinöz çıkıntı C7'yi gösterir, hemen kaudalindeki sağ foramendeki bası altından geçen sağ C8'i etkiler.

C7 vertebra prominenstir; tipik servikal bifid spinöz çıkıntının tersine tek ve uzundur ve boyunda palpe edilebilen en belirgin çıkıntıdır. Servikal kural gereği C1-C7 kökleri ilgili vertebranın üstündeki foramenden, C8 ise C7'nin altındaki C7-T1 forameninden geçer; bu yüzden bu foramenin sağ tarafındaki bası sağ C8'i sıkıştırır ve C8 dağılımında intrinsik el güçsüzlüğü ile ulnar parmak duyu kusuru yapar.

  • Tek, uzun ve en belirgin spinöz çıkıntı + hemen kaudalindeki foramen → vertebra prominens olan C7'nin altındaki C7-T1 foramenini işaret eder
  • Sağ intrinsik el güçsüzlüğü + sağ 4.-5. parmak duyu kusuru → C8-T1 ayrımına indirger
  • Horner yokluğu + sağ medial ön kol duyusunun normal olması → sempatik ve T1 dermatom tutulumunu dışlar
  • Dirsek fleksiyonunun normal olması → C5-C6 tutulumunu dışlar

Neden diğerleri değil

  • C6 spinal sinir kökü — başparmak-işaret parmağı duyusu, dirsek fleksiyonu ve biceps refleksi etkilenirdi; burada normaldir.
  • C7 spinal sinir kökü — aynı numaralı vertebra-kök eşlemesidir; C7-T1 foraminal basısında etkilenen altından geçen köktür, ayrıca orta parmak ve triceps dağılımı yoktur.
  • T1 spinal sinir kökü — intrinsik eli tutabilir ancak medial ön kol-kol duyu kusuru ve Horner eşliği beklenirdi; ikisi de yoktur.
  • C5 spinal sinir kökü — omuz abduksiyonu ve dirsek fleksiyonu kusuru yapardı; muayene normaldir.

Aklında kalsın

Vertebra prominens C7'yi tanı, hemen kaudalindeki foramenin altından geçen kökü sor; C7-T1 forameninde bu kök C8'dir.

3. soru

Yarışma tarzıToraks

Elli yaşındaki kadın hastaya sağ memenin alt-dış kadranındaki kitle nedeniyle modifiye radikal mastektomi ve aksiller diseksiyon uygulanıyor. Ameliyat notunda diseksiyonun fossa axillarisin arka duvarını oluşturan kasın ön yüzünde ilerlediği belirtiliyor. Ameliyat sonrası erken dönemde itme hareketinde skapulada kanatlanma saptanmıyor. Yara iyileşmesi sorunsuz seyrediyor.

Bu hastada zedelenme riski en yüksek olan sinirin tutulumuna bağlı olarak güçsüzlüğü beklenen hareket aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Omuzda kolun adduksiyonu ve iç rotasyonu

Kısaca — Arka duvar önündeki diseksiyon torakodorsal siniri riske atar ve latissimus dorsiye bağlı adduksiyon ve iç rotasyon zayıflar.

Fossa axillarisin arka duvarını latissimus dorsi ve teres major oluşturur; ön yüzlerinde nervus thoracodorsalis seyreder. Medial duvarda serratus anterior üzerinde nervus thoracicus longus bulunur ve zedelenmesi itmede kanatlanma yapar. Kanatlanma yokluğu long torasik bütünlüğü destekler ve odağı arka duvara taşır; latissimus dorsi kolu adduksiyona, ekstansiyona ve iç rotasyona götürür.

Akıl yürütme

  • diseksiyonun arka duvar kasının ön yüzünde ilerlemesi → yapı medial duvarda değil arka duvardadır
  • itmede kanatlanma olmaması → medial duvar sinirinin sağlam olduğunu gösteren çataldır ve ünlü kanatlanma tuzağını dışlar
  • alt-dış kadran tümörü + aksiller diseksiyon → arka duvar diseksiyonu sorununun bağlamını kurar

Neden diğerleri değil

  • Omuzda kolun ilk 15 derecelik abdüksiyonu — supskapular sinir ve supraspinatus alanıdır; aksiller arka duvarla ilişkisizdir
  • Omuzda 90 derecenin üzerinde abdüksiyon — serratus anterior ve long torasik alanıdır; kanatlanma yokluğu bu yolu dışlar
  • Omuzda kolun abdüksiyonu ve dış rotasyonu — aksiller sinir ve deltoid alanıdır; kuadrangular aralık komşuluğu arka duvar ön yüzüyle karıştırılmamalıdır
  • Skapulanın elevasyonu ve başın yana eğilmesi — aksesuar sinir ve trapezius alanıdır; boyun diseksiyonu bulgusudur, aksiller arka duvar bulgusu değildir

Aklında kalsın

Arka duvar ön yüzü torakodorsaldir ve adduksiyonu kaybettirir; medial duvar long torasiktir ve kanatlanma yapar.

4. soru

Yarışma tarzıAbdomen

Altımış sekiz yaşındaki kadın hasta antikoagülan kullanırken şiddetli öksürük sonrası ani başlayan sağ alt kadran ağrısı ve ele gelen kitle yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede kitle karın duvarında palpe ediliyor ve rektus kası kasılıyken de palpe edilebiliyor. Karında yaygın periton irritasyon bulgusu saptanmıyor. Ultrasonografide rektus kasının arkasında, peritonun önünde, mesane ön yüzüne dek uzanan hipoekoik koleksiyon izleniyor. Koleksiyonun linea arcuata’nın alt düzeyinden kaynaklandığı düşünülüyor.

Bu tabloda kanamanın periton boşluğuna açılmayıp mesane önüne dek uzanan ekstraperitoneal planda sınırlı kalmasının en uygun anatomik açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Linea arcuata’nın altında rektus kılıfı arka duvarının yalnızca fascia transversalis’ten oluşması

Kısaca — Arkuat çizgi altında arka duvar yalnızca transversalis fasyadır, bu yüzden kan periton yerine preperitoneal planda mesaneye iner.

Öksürükle inferior epigastrik dalların gerilmesi rektus kılıfı hematomuna yol açar. Kitlenin rektus kasılıyken de palpe edilmesi duvar kökenini, periton irritasyonunun yokluğu ve koleksiyonun kas arkası-periton önünde sınırlı olması ekstraperitoneal seyri gösterir. Linea arcuata’nın üstünde arka duvar aponeurotik tabakalarla güçlüyken altında yalnızca fascia transversalis bulunur, bu zayıf bariyer kanın preperitoneal yağlı plana ve spatium extraperitoneale aracılığıyla mesane önüne ilerlemesine izin verir.

Akıl yürütme

  • Kasılıyken de palpe edilen duvar kitlesi → karın içi kitle veya inkarsere herniden çok duvar hematomunu düşündürür
  • Yaygın periton irritasyonunun yokluğu ve kas arkası-periton önü koleksiyon → intraperitoneal kanamayı dışlayan çatal bulgudur
  • Mesane önüne uzanım ve arkuat çizgi altı kaynak → yalnızca transversalis fasyadan oluşan arka duvarın preperitoneal yayılıma izin vermesiyle açıklanır

Neden diğerleri değil

  • Linea arcuata’nın üstünde rektus kılıfı arka duvarının peritona sıkıca yapışması — üst-alt ilişkisini ters çevirir, olgu alt düzeydedir
  • Linea alba’nın iki taraf arasında sıkı bir septum oluşturarak kanın karşı tarafa geçmesini engellemesi — orta hat bariyerini açıklar, inferiora mesane önüne yayılımı açıklamaz
  • Fascia transversalis’in inguinal kanalın arka duvarına katılmaması — yanlıştır, transversalis fasya kanal arka duvarına katılır ve olguyla ilgisi yoktur
  • Peritonun linea arcuata altında rektus kasına sıkıca yapışması — altta periton kası ayrık preperitoneal planla ayrılır, sıkı yapışık değildir

Aklında kalsın

Arkuat çizgi altında yalnızca transversalis fasya vardır, kan kolayca ekstraperitoneal plana iner.

5. soru

Yarışma tarzıAbdomen

58 yaşındaki erkek hasta tekrarlayan hematemez yakınmasıyla başvuruyor. Özofagogastroduodenoskopide fundusta belirgin gastrik varisler izlenirken özofagus mukozası normal bulunuyor. Fizik muayenede splenomegali saptanıyor, karaciğer fonksiyon testleri normal sınırlarda seyrediyor ve batında asit saptanmıyor. Bilgisayarlı tomografide karaciğer konturu düzgün ve vena portae hepatis açık izlenirken pankreas korpusunda kitle lezyon görülüyor.

Bu hastada fundal varislerden sorumlu kollateral akımın gerçekleştiği en olası damar grubu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Venae gastricae breves

Kısaca — Pankreas korpus kitlesi splenik veni tıkar ve kan fundusa kısa gastrik venlerle ters akar.

Vena splenica pankreas korpus ve kaudasının arkasında seyreder, bu düzeydeki bir kitle dalak venöz dönüşünü engelleyip sol taraflı hipertansiyon yaratır; dalak kanı venae gastricae breves yoluyla mide fundusuna ters akar ve portal ven açık, karaciğer sağlam olduğu için özofagus tutulmadan izole fundal varis oluşur.

Akıl yürütme

  • Fundal varis + normal özofagus → sirozun klasik koroner-azigos yolunu dışlayan çatal bulgu
  • Normal karaciğer testleri + düzgün kontur + asit yokluğu + açık vena portae → jeneralize portal hipertansiyonu dışlar
  • Splenomegali + pankreas korpus kitlesi → korpus arkasındaki splenik venin basısı ve izole splenik konjesyon
  • Ters akımın fundusa ulaşması → dalak ile fundus arasındaki kısa bağlantıları işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Vena gastrica sinistra — sirozda özofagus varisinin ana yoludur; burada özofagus normaldir
  • Venae paraumbilicales — jeneralize portal hipertansiyonda ön karın duvarına açılır, izole splenik tıkanmada rol almaz
  • Vena mesenterica inferior — alt mezenterik alan ve rektumla ilişkilidir, dalak-fundus köprüsü değildir
  • Vena gastrica dextra — küçük kurvaturun portal akıma katılan damarıdır, ters fundal akımı taşımaz

Aklında kalsın

Karaciğer sağlamken izole fundal varis ve splenomegali görürsen pankreas arkasındaki splenik ven ve kısa gastrik ters akımı düşün.

6. soru

Yarışma tarzıAbdomen

Otuz iki yaşındaki erkek hastaya sağda skrotuma inen ve öksürmekle belirginleşen şişlik nedeniyle açık inguinal herni onarımı yapılıyor. Ameliyat notunda funiculus spermaticus içinde ductus deferens komşuluğunda seyreden ince dalın zedelendiği, kordun ön yüzünde seyreden sinirin korunduğu belirtiliyor. Postoperatif muayenede penis kökü, skrotum ön yüzü ve mons pubis üzerinde iğne batması duyusu alınıyor. Uyluğun üst anteromedial yüzünde duyu normal bulunuyor.

Bu hastada zedelenen dalın fonksiyon kaybına bağlı olarak ortaya çıkması beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Sağda medial uyluk uyarısıyla testis elevasyon kaybı saptanması

Kısaca — Kord içindeki genital dalın kesisi kremaster motorunu ortadan kaldırır; kord önü sinir korunduğu için kaba duyular alınmaya devam eder.

Funiculus spermaticus içinde ductus deferens komşuluğunda seyreden ince dal nervus genitofemoralis’in ramus genitalis’idir ve musculus cremaster’in motor innervasyonunu sağlar. Skrotum ön yüzü derisine bu dalın da katkısı vardır, ancak penis kökü, skrotum ön yüzü ve mons pubis kaba duyusu pratikte kordun ön yüzünde seyreden nervus ilioinguinalis ile korunur; uyluğun üst anteromedial yüz duyusu ise ramus femoralis’e aittir. Bu nedenle iki duyu alanının alınması ve kord önü sinirin korunması hasarı genital dala lokalize eder ve beklenen izole kayıp testis elevasyon yanıtıdır.

Akıl yürütme

  • Skrotuma inen ve öksürmekle belirginleşen şişlik ve kord çevresi diseksiyon → inguinal kanal cerrahisi bağlamını kurar
  • Kord içinde ductus deferens komşuluğunda zedelenen dal ve kord önü sinirin korunması → kord içindeki genital dal ile kord önündeki ilioinguinal ayrımını veren çatal bulgudur
  • Penis kökü-mons pubis ve üst anteromedial uyluk duyusunun alınması → ilioinguinal ve femoral dalların korunduğunu gösterir ve hasarı genital dala indirger

Neden diğerleri değil

  • Skrotum ön yüzü ve mons pubis cildinde belirgin hipoestezi saptanması — kord önü sinir korunmuş ve bu alanın kaba duyusu alınmış olarak verilmiştir; ilioinguinal hasarını düşündüren ilk tahmini dışlar
  • Uyluk üst anteromedial yüz cildinde belirgin hipoestezi saptanması — bu alan ramus femoralis’e aittir ve normal bulunmuştur; genital dal hasarında beklenmez
  • Suprapubik ciltte hipoestezi ile alt karın duvarında gevşeme saptanması — nervus iliohypogastricus kord içinde seyretmez, musculus obliquus internus ile transversus abdominis arasında lateralden ilerler
  • Uyluk medial yüzünde hipoestezi ile addüksiyonda güçsüzlük saptanması — nervus obturatorius inguinal kanal ve kord diseksiyonu ile komşu değildir

Aklında kalsın

Kremaster motoru genital daldır; kord önü sinir ve iki duyu alanının korunması ilioinguinal ve femoral dal hasarını dışlar.

7. soru

Yarışma tarzıBaş ve Boyun

Altmış yaşındaki erkek hasta, birkaç aydır artan ses kısıklığı ve yutma güçlüğü yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede sağ omzun düşük durduğu, sağ musculus trapezius ve musculus sternocleidomastoideus’ta güçsüzlük olduğu saptanıyor. Dil muayenesinde dilin sağa deviye olduğu, sağ yarısında atrofi ve fasikülasyon bulunduğu görülüyor. Sağ gözde pitoz ve miyozis ile yüzün aynı yarısında terlemede azalma izleniyor. Yüz mimik kasları simetrik bulunuyor, ekstraoküler hareketler her yöne tam alınıyor.

Bu hastada ek duyu muayenesinde saptanması en olası kayıp aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Dilin arka üçte birinde tat ve genel duyu kaybı

Kısaca — Yaygın alt kraniyal sinir tutulumu foramen jugulare çevresinden canalis hypoglossi ve karotis sempatiklerine uzanan lezyonu gösterir ve birlikte seyreden nervus glossopharyngeus tutulumu arka dil duyusunu bozar.

Ses kısıklığı ve yutma güçlüğü nervus vagus’un faringeal ve laringeal dallarını, omuz düşüklüğü ile musculus trapezius ve musculus sternocleidomastoideus güçsüzlüğü aynı foramenden geçen nervus accessorius’un spinal kısmını düşündürür. Dilde sağa deviasyon, atrofi ve fasikülasyon foramen jugulare komşuluğundaki canalis hypoglossi’den geçen nervus hypoglossus’un tutulduğunu, pitoz-miyozis ve terleme azalması arteria carotis interna çevresindeki sempatiklerin tutulduğunu gösterir. Bu yayılım izole vagus ya da yalnızca foramen jugulare tutulumuyla açıklanamaz; aynı foramenden geçen nervus glossopharyngeus da etkilenir ve dilin arka üçte birinde hem tat hem genel duyu bozulur.

Akıl yürütme

  • ses kısıklığı + yutma güçlüğü → nervus vagus’un faringeal ve laringeal dalları
  • omuz düşüklüğü + trapezius ve sternocleidomastoideus güçsüzlüğü → nervus accessorius, vagus ile aynı foramen jugulare’yi paylaşır
  • dilde sağa deviasyon + atrofi + fasikülasyon → nervus hypoglossus tutulumu, izole juguler tutulumu dışlayan çatal bulgu
  • pitoz + miyozis + aynı yarıda terleme azalması → karotis çevresi sempatik yayılım, foramen dışı genişlemeyi gösteren ikinci çatal bulgu
  • yüz simetrik + ekstraoküler hareketler tam → nervus facialis ve sinus cavernosus ile fissura orbitalis superior tutulumunun dışlanması

Neden diğerleri değil

  • Dilin ön üçte ikisinde tat duyusu kaybı — ön dil tadı chorda tympani yoluyla nervus facialis’e aittir; bu hastada yüz simetrik ve lakrimasyon dahil facialis fonksiyonları korunmuştur.
  • Alın ve burun sırtında dokunma duyusu kaybı — oftalmik dal alanıdır ve sinus cavernosus ya da fissura orbitalis superior lezyonunu düşündürür; ekstraoküler hareketler tamken bu lokalizasyon dışlanır.
  • Yanak ve üst dudakta dokunma duyusu kaybı — maksiller dal ve foramen rotundum alanıdır; bu olguda maksiller duyu korunmuştur ve tabloyu açıklamaz.
  • Alt dudak ve çene ucunda dokunma duyusu kaybı — mandibular dal ve foramen ovale alanıdır; izole mandibular lezyonda masseter güçsüzlüğü ve çene refleksi kaybı beklenir, bu hastada çiğneme kası tutulumu yoktur.

Aklında kalsın

Foramen jugulare nervus glossopharyngeus, vagus ve accessorius’u birlikte taşır; dile ait motor bulgu ve Horner yayılımın bu foramen dışına taştığını gösterir ve arka dil duyusu kaybı glossopharyngeus’un sessiz tanığıdır.

8. soru

Yarışma tarzıÜst Ekstremite

Kırk yaşındaki kadın hasta sağ aksillada yavaş büyüyen kitle yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede hipotenar ve interosseöz kaslarda atrofi ile başparmak oppozisyonunda güçsüzlük saptanıyor. Yüzük ve küçük parmağın ulnar yüzünde duyu defekti bulunuyor. Dirsek fleksiyonu ile el bileği ve parmak ekstansiyonu normal bulunuyor ve Horner bulgusu saptanmıyor.

Bu lezyonun düzeyini doğrulayan ek duyu defektinin aşağıdakilerden hangisinde olması en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: A — Ön kolun medial yüzü

Kısaca — Hipotenar atrofi ile oppozisyon kaybının birlikteliği medial kordu işaret eder ve ön kol medial yüzünde duyu defekti beklenir.

Medial kord nervus ulnaris ile nervus medianusun medial kökünden gelen lifleri ve nervus cutaneus brachii medialis ile nervus cutaneus antebrachii medialis liflerini taşır; izole nervus ulnaris lezyonu thenar fonksiyonu ve ön kol medial yüz duyusunu bozmaz. Dirsek fleksiyonunun korunması lateral kordu, el bileği ve parmak ekstansiyonunun korunması posterior kordu, Horner bulgusunun yokluğu alt trunkus avülsiyonunu dışlar.

  • hipotenar ve interosseöz atrofi + yüzük ve küçük parmak ulnar yüz duyu defekti → nervus ulnaris alanı
  • başparmak oppozisyon güçsüzlüğü → nervus medianus medial kök katılımı, izole ulnaris lezyonunu dışlar
  • dirsek fleksiyonu normal + ekstansiyon normal + Horner yok → lateral kord, posterior kord ve kök düzeyini dışlar

Neden diğerleri değil

  • Ön kolun lateral yüzü — nervus cutaneus antebrachii lateralisi taşıyan lateral kord alanıdır; korunmuş dirsek fleksiyonu bu alanı dışlar.
  • El sırtında birinci aralık — nervus radialisin yüzeyel dal alanıdır; ekstansiyonun normal olması posterior kord tutulumunu dışlar.
  • Deltoid bölgesi derisi — nervus axillarisin superior lateral kutanöz dal alanıdır; posterior kordun korunmuş olduğunu gösterir.
  • Kolun alt lateral yüzü — nervus radialisin inferior lateral kutanöz dal alanıdır; ekstansiyon korunmuşken beklenmez.

Aklında kalsın

Medial kord dendiğinde ulnaris ve medianus medial köküne ek olarak kol ile ön kolun medial kutanöz sinirleri hatırlanmalıdır.

9. soru

Yarışma tarzıAbdomen

Ellili yaşlarında erkek hasta uzun süreli nonsteroid antiinflamatuar ilaç kullanımı öyküsüyle melena ve hematemez yakınmasıyla başvuruyor. Endoskopide duodenumun birinci bölümünde aktif kanayan derin ülser izleniyor ve batında yaygın hassasiyet ile defans saptanmıyor. Hipotansiyon nedeniyle acil duodenotomi yapılıyor ve ülser tabanına konulan derin sütürlerle kanama durduruluyor. Ameliyat sonrası dönemde kanama tekrarlamıyor ancak hastada giderek artan sarılık ortaya çıkıyor. Laboratuvarda total bilirubin ve alkalen fosfataz belirgin yüksek bulunurken transaminazlarda hafif yükselme izleniyor ve ultrasonografide intrahepatik safra yollarında dilatasyon görülüyor.

Bu hastada ameliyat sonrası tablodan sorumlu olan ve sütür sırasında zedelenmesi en olası yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Ductus choledochus

Kısaca — Posteriora penetre bulbus ülserine konulan derin sütür safra yolunu zedeler ve izole kolestaz yapar.

Posterior bulbus ülserinin yatağı retroperitonealdır ve hemen arkasında arteria gastroduodenalis ile birlikte seyreden ductus choledochus bulunur; derin sütür kanamayı durdururken komşu safra yolunu daraltabilir ya da bağlayabilir, bu durumda rekanama olmadan obstrüktif tipte sarılık ve biliyer dilatasyon ortaya çıkar.

Akıl yürütme

  • Masif hematemez ve melena + derin bulbus ülseri → posterior penetrasyonda öne çıkan kanama paterni
  • Yaygın hassasiyet ve defans yokluğu → anterior perforasyon ve yaygın peritoniti dışlar, posterioru işaret eden çatal bulgu
  • Derin sütürle kanamanın durması ve tekrarlamaması → vasküler kaynak kontrol altında, sorunun arteriyel olmadığını gösterir
  • Yükselen bilirubin ve alkalen fosfataz + hafif transaminaz yükselmesi + intrahepatik dilatasyon → hepatoselüler hasar değil, ekstrahepatik safra yolu obstrüksiyonu

Neden diğerleri değil

  • Arteria gastroduodenalis — kanayan ülserin yatağındaki damardır, ancak yaralansaydı rekanama ve hipotansiyon sürerdi; tablo kanamasız kolestazdır
  • Arteria hepatica communis — gastroduodenal arterin kökeninin daha proksimalindedir ve sütür hattının komşusu değildir
  • Vena portae hepatis — daha derinde ve posteriordadır; zedelenmesi izole kolestaz değil portal akım ve hemodinami sorunu yaratırdı
  • Arteria mesenterica superior — duodenumun üçüncü kısmının önünden çaprazlar, birinci bölüm arka sütür hattıyla komşu değildir

Aklında kalsın

Bulbus arka duvarında kanama durduktan sonra gelen izole kolestaz, derin sütürde yakalanan komşu safra yolunu düşündürür.

10. soru

Yarışma tarzıAlt Ekstremite

Altmış iki yaşındaki kadın hastaya koksartroz nedeniyle anterolateral yaklaşımla sağ total kalça protezi uygulanıyor. Ameliyat sonrası sağ kalça abduksiyonu belirgin zayıf bulunuyor; kalça ekstansiyonu, diz fleksiyonu ve ayak bileği hareketleri normal saptanıyor. Yürürken gövdesini sağa eğdiği gözleniyor. Bacak ve ayakta duyu defekti saptanmıyor.

Bu hastada sağ ayak üzerinde dururken gözlenmesi beklenen pelvis ve gövde konumu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Sol hemipelvisin düşmesi ve gövdenin sağa eğilmesi

Kısaca — Anterolateral yaklaşımla gelişen izole abduktor yetmezliği nervus gluteus superior lezyonunu gösterir ve basan bacakta karşı pelvis düşer.

Anterolateral kalça yaklaşımı musculus gluteus medius ile minimus arasında seyreden nervus gluteus superioru riske atar; bu sinir yalnızca abduktorları innerve eder. Kalça ekstansiyonu, diz fleksiyonu, ayak bileği hareketleri ve bacak duyusunun korunması nervus ischiadicus ve nervus gluteus inferior lezyonunu dışlar. Abduktorlar tek ayak üzerinde duruşta karşı hemipelvisi horizontal tutar; yetmezlikte karşı taraf düşer ve hasta abduktor momentini azaltmak için gövdeyi destekleyen tarafa eğer.

  • anterolateral kesi + izole kalça abduksiyon güçsüzlüğü → abduktor planında seyreden nervus gluteus superior hasarı
  • korunmuş ekstansiyon, diz fleksiyonu, ayak bileği hareketleri ve duyu → nervus ischiadicus ve nervus gluteus inferior sağlam
  • sağ ayak üzerinde duruşta sol hemipelvis düşmesi + gövdenin sağa eğilmesi → abduktor yetmezlik mekaniği

Neden diğerleri değil

  • Sağ hemipelvisin düşmesi ve gövdenin sola eğilmesi — yük taşıyan tarafta pelvis çökmez; düşen taraf desteksiz karşı taraftır ve eğilme destek tarafına olur.
  • Sol hemipelvisin yükselmesi ve gövdenin sola eğilmesi — abduktor yetmezliğinde karşı pelvis yükselmez, yerçekimiyle düşer.
  • Sağ hemipelvisin düşmesi ve gövdenin sağa eğilmesi — eğilme yönü doğru olsa da düşen taraf yanlıştır ve ters mekaniği anlatır.
  • Pelvisin horizontal kalması ve gövdenin öne eğilmesi — abduktorların sağlam olduğunu ve gluteus maximus yetmezlik paternini anlatır, burada ekstansiyon korunmuştur.

Aklında kalsın

Destekleyen bacakta abduktor yetmezse karşı pelvis düşer ve gövde yükü azaltmak için destek tarafına eğilir.

11. soru

Yarışma tarzıNöroanatomi

Elli sekiz yaşındaki erkek hasta ani başlayan baş dönmesi, bulantı-kusma, sol kulakta çınlama ve işitme kaybı yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede alnı da içeren sol yüz yarısında periferik tip fasiyal paralizi ve dilin ön kısmında tat duyusunda azalma saptanıyor. Sol üst ve alt ekstremitede dismetri ve disdiadokokinezi izleniyor, yürüyüşte sola düşme eğilimi bulunuyor. Sağ gövde ve ekstremitelerde ısı ve ağrı duyusu kaybolmuşken vibrasyon ve pozisyon duyusu iki tarafta normal alınıyor. Kas gücü iki tarafta tam, dil orta hatta bulunuyor.

Bu klinik tablonun işaret ettiği lezyonun yayılımı dikkate alındığında ek muayenede saptanması beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Lezyon tarafında korneal refleks kaybı ve yüz yarısında ısı-ağrı kaybı

Kısaca — İpsilateral facial ve vestibulokoklear bulgularla birlikte ipsilateral serebellar ve kontralateral spinotalamik bulguların birlikteliği lateral kaudal ponsu gösterir ve aynı alandaki spinal trigeminal tutulum ipsilateral korneal kayıp verir.

Sol nervus facialis çekirdek-fasikül tutulumu ile ön dilde tat azalması, sol işitme kaybı ve çınlama, sol orta-inferior serebellar pedinkül bulguları ve sağ vücutta ısı-ağrı kaybı, güç, derin duyu ve dil korunmuşken yalnızca lateral kaudal ponsta birleşir. Nucleus ve tractus spinalis nervi trigemini aynı lateral pontin alanda seyrettiği ve korneal refleksin afferentini taşıdığı için lezyon ipsilateral korneal refleks kaybı ve aynı yüz yarısında ısı-ağrı azalması yapar, dokunma ve derin duyu korunur.

Akıl yürütme

  • Sol periferik yüz felci + ön dilde tat azalması → nervus facialis ve chorda tympani tutulumu
  • Sol çınlama ve işitme kaybı + vertigo → nervus vestibulocochlearis ve vestibular çekirdek tutulumu, izole bulbus paternini dışlar
  • Sol dismetri ve sola düşme → pedunculus cerebellaris medius ve inferior tutulumu
  • Sağ vücutta izole ısı-ağrı kaybı + tam güç, normal derin duyu ve orta hatta dil → tractus spinothalamicus lateralis tutulmuş, pyramis, lemniscus medialis ve hypoglossus korunmuş
  • Sonuç → aynı lateral alanda spinal trigeminal tutulumuna bağlı ipsilateral korneal kayıp

Neden diğerleri değil

  • Karşı tarafta korneal refleks kaybı ve yüz yarısında ısı-ağrı kaybı — taraf hatasıdır, spinal trigeminal lifler henüz çaprazlaşmadığı için korneal kayıp lezyon tarafındadır.
  • Lezyon tarafında dil yarısında atrofi ve fasikülasyon — nervus hypoglossus ventromedial bulbusdadır, dil orta hattayken bu lateral pontin tabloda beklenmez.
  • Karşı tarafta kol ve bacakta spastik tarzda kas güçsüzlüğü — pyramis ventromedialdedir, güç tamken lateral lezyonda beklenmez.
  • Lezyon tarafında çiğneme kaslarında belirgin güçsüzlük ve çene refleksinde belirgin artış — nucleus motorius trigemini daha rostral ponstadır, bu kaudal lateral tablonun beklenen bulgusu değildir.

Aklında kalsın

Lateral ponsta yedinci ve sekizinci sinirle birlikte karşı ısı-ağrı varsa beşinci sinirin spinal çekirdeği de gider ve korneal refleks aynı tarafta kaybolur.

12. soru

Yarışma tarzıBaş ve Boyun

Kırk beş yaşındaki kadın hasta, sağ tarafta çiğneme sırasında çabuk yorulma ve ağız açmada kayma yakınmasıyla başvuruyor. Muayenede sağ musculus masseter ve musculus temporalis’te atrofi izleniyor, ağız açmada mandibula sağa deviye oluyor. Sağ alt dudak ve çene ucunda dokunma duyusu kaybı varken yanak ve alında duyu normal bulunuyor. Sağ korneaya dokunmakla iki gözde kırpma yanıtı alınıyor, yüz mimik hareketleri simetrik bulunuyor. Masseter refleksi sağda alınamıyor.

Bu hastada zedelenen sinirin innerve ettiği bir başka kasın fonksiyon bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkması beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Musculus tensor veli palatini felcine bağlı tuba auditiva’nın açılmasında güçlük

Kısaca — Korunmuş kornea refleksi ve yanak-alın duyusuyla birlikte çiğneme kası atrofisi ve alt dudak uyuşması foramen ovale’de izole mandibular dal lezyonunu gösterir ve aynı dalın tensor veli palatini innervasyonu tuba fonksiyonunu bozar.

Sağ masseter ve temporalis atrofisi ile mandibulanın güçsüz tarafa deviasyonu, alt dudak ve çene ucu uyuşması ve alınamayan masseter refleksi nervus mandibularis’in motor ve duyu alanına uyar; masseter refleksinde afferent ve efferent kol mandibular daldadır. Yanak ve alında duyunun normal olması maksiller ve oftalmik dalların, korneaya dokunmakla iki gözde kırpmanın alınması oftalmik afferent ile facialis efferentin korunması trigeminal kök ya da ganglion lezyonunu dışlayan çatal bulgulardır. Yüzün simetrik olması facialis’i dışlar. Geriye foramen ovale’den geçen izole mandibular dal kalır; bu dal çiğneme kaslarına ek olarak musculus tensor veli palatini’yi innerve ettiği için tuba auditiva’nın aktif açılması bozulur.

Akıl yürütme

  • masseter ve temporalis atrofisi + mandibulanın sağa deviasyonu → pterygoidlerle birlikte mandibular motor dal güçsüzlüğü
  • alt dudak ve çene ucu uyuşması + yanak ve alın duyusunun normal olması → yalnızca mandibular duyu alanı, trigeminal kökü dışlayan çatal bulgu
  • korneaya dokunmakla iki gözde kırpma → oftalmik afferent ve facialis efferent sağlam, superior orbital fissür ve kavernöz tutulum dışlanır
  • masseter refleksinin alınamaması → mandibular afferent-efferent ark kaybı
  • yüz simetrik → stapedius, lakrimasyon, tat ve mimik üzerinden facialis’in korunması, facialis komşuluğunu dışlayan çatal bulgu

Neden diğerleri değil

  • Musculus stapedius felcine bağlı yüksek sese karşı aşırı hassasiyet gelişmesi — stapedius nervus facialis’e aittir; bu hastada yüz simetriktir ve hiperakuzi mandibular lezyonu göstermez.
  • Nervus petrosus major ile glandula lacrimalis’e giden parasempatik liflerin kesintisine bağlı gözyaşı salgısında azalma — lakrimal parasempatikler facialis yoluna aittir, mandibular dala değil.
  • Chorda tympani liflerinin kesintisine bağlı dilin ön üçte ikisinde tat duyusu kaybı gelişmesi — ön dil tadı facialis’e aittir; mandibular dal lezyonunda dokunma duyusu bozulur ancak tat lifleri etkilenmez.
  • Yüz mimik kaslarının felcine bağlı göz kırpma sırasında kapakların tam kapanamaması — mimik kaslar facialis’e aittir ve muayenede simetrik bulunmuştur.

Aklında kalsın

Foramen ovale mandibular dalı taşır; kornea refleksi korunup çene refleksi kaybolduğunda ve yanak-alın duyusu sağlamsa tensor veli palatini üzerinden tuba fonksiyonu sorgulanır.

13. soru

Yarışma tarzıAbdomen

Künt karın travması geçiren hastada laparotomide karaciğer hilusu çevresinde aktif kanama görülüyor. Cerrah kanamayı kontrol etmek için sol işaret parmağını duodenum’un pars superior’unun arkasından ligamentum hepatoduodenale’nin posterioruna ilerletip ligament’i başparmak ile işaret parmağı arasında sıkıştırıyor. Bu sıkıştırmaya rağmen kanama azalmıyor ve posteriora doğru yapılan künt diseksiyonun derinleştiği sırada ani masif venöz kanama başlıyor. Parmaklar arasında önde sıkıştırılan dokular içinde arteriyel nabız ve portal venöz dolgunluk hissediliyor.

Künt diseksiyonun posteriora taşması hâlinde masif kanamaya yol açması en olası yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Vena cava inferior

Kısaca — Parmak ligamentum hepatoduodenale arkasında foramen epiploicum içindedir ve bu aralığın arka duvarını vena cava inferior oluşturur.

Tarif edilen manevra portal triadı önden sıkıştırmak için foramen epiploicum’dan bursa omentalis’e parmak ilerletilmesidir; önde sıkıştırılan ligament içinde arteria hepatica propria, vena portae hepatis ve ductus choledochus bulunur. Klempe rağmen kanamanın sürmesi inflow dışı bir kaynağı, posterior diseksiyonda ani masif venöz kanama ise parmağın arkasında kalan büyük veni işaret eder; bu arka duvar posterior pariyetal peritonla örtülü vena cava inferior’dur.

Akıl yürütme

  • duodenum pars superior arkası + ligament posterioruna parmak → bursa omentalis girişi, foramen yolu
  • önde arter nabzı + portal dolgunluk → anterior triadın parmaklar arasında olduğunun doğrulanması
  • Pringle’a rağmen süren kanama → kaynağın portal inflow değil posterior sistem olduğunu gösterir
  • posterior derinleşmede masif venöz kanama çatallaması → öndeki portal veni değil arkadaki kaval veni işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Vena portae hepatis — ligamentum hepatoduodenale içinde önde seyreder; parmağın önünde kalır, arka duvarı oluşturmaz
  • Arteria hepatica propria — aynı ligament içinde önde ve pulsatildir; posterior venöz kanamayı açıklamaz
  • Ductus choledochus — ligament içinde en lateralde önde yer alır, arka duvar değildir
  • Lobus caudatus hepatis — foramenin üst sınırını oluşturur, posterior venöz duvar değildir

Aklında kalsın

Foramen epiploicum’da önde portal triad, arkada vena cava inferior vardır; klemp inflow’u keser, kaval yaralanmayı kesmez.

14. soru

Yarışma tarzıSırt ve Vertebral Kolon

On yedi yaşındaki lisanslı jimnastikçi tekrarlayan bel ağrısı ve sağ bacağa yayılan ağrı yakınmasıyla başvuruyor. Görüntülemede korpusu böbrek şeklinde büyük, kostal faseti ve foramen transversariumu bulunmayan, spinöz çıkıntısı yatay ve balta şeklinde olan vertebrada bilateral pars interarticularis defekti ve korpusun öne kaydığı izleniyor. Aynı düzeyde foramen intervertebrale’de daralma izlenirken spinal kanalda kaudale uzanan posterolateral taşma izlenmiyor. Aşil refleksi normal bulunuyor.

Bu tabloda basıya uğraması en olası spinal sinir kökü aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — L5 spinal sinir kökü

Kısaca — Tanım L5'i verir, foramende kalan daralma çıkan L5'i sıkıştırır.

Büyük böbrek şeklinde korpus, kostal faset ve transvers foramen yokluğu ile balta şeklinde spinöz çıkıntı lomber vertebrayı; bilateral pars defekti ve öne kayma ise en sık L5'te görülen istmik spondilolistezisi gösterir. Bu tabloda foramen daralırken kanalda kaudal taşma yoktur, yani mekanizma posterolateral geçen kök değil foraminal çıkan köktür.

Akıl yürütme

  • böbrek korpus + kostal faset yokluğu + transvers foramen yokluğu + balta spinöz çıkıntı → lomber vertebra grubunu işaret eder
  • bilateral pars interarticularis defekti ve öne kayma → L5 istmik düzeyini seçer
  • foramende daralma olup kanalda kaudal taşma olmaması → foraminal çıkan mekanizmasını seçer, posterolateral geçen mekanizmayı dışlar
  • Aşil refleksinin normal olması → S1 tutulumunu dışlar

Neden diğerleri değil

  • L3 spinal sinir kökü — düzey ve foraminal paternle ilişkisiz üst lomber tahmindir; vertebra tanımı L5'i verir.
  • L4 spinal sinir kökü — bir üst foramenin köküdür; pars defekti olan vertebranın altındaki foramenin çıkanı değildir.
  • S1 spinal sinir kökü — L5-S1 posterolateral herninin geçen hedefidir; burada kanal taşması yoktur ve Aşil normaldir.
  • S2 spinal sinir kökü — sakral düzeydir; lomber foraminal daralma ile açıklanamaz.

Aklında kalsın

Pars defektinde vertebrayı tanı, foramende kalıyorsa çıkanı düşün; L5 kaymasında bu kök L5'tir.

15. soru

Yarışma tarzıSırt ve Vertebral Kolon

Elli beş yaşındaki kadın hasta sağ alt abdominal duvar ve kasık çevresinde yanıcı ağrı ve uyuşma yakınmasıyla başvuruyor. Görüntülemede kosta sayımıyla on ikinci kostayla eklem yaptığı doğrulanan, korpusunda tek tam kostal faset bulunan ve processus transversus’unda kostal faset bulunmayan vertebranın alt artiküler yüzlerinin lomber tipte olduğu raporlanıyor. Bu vertebranın hemen altındaki diske ait protrüzyonun sağ foramen intervertebrale’nin üst bölümünü doldurduğu, spinal kanal içinde kaudale uzanım göstermediği belirtiliyor. Düz bacak kaldırma testi negatif bulunuyor, belirgin motor kayıp saptanmıyor. Ağrının uyluğun ön yüzüne yayılmadığı öğreniliyor.

Basıya uğrayan spinal sinir kökünün aşağıdakilerden hangisi olması en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: B — T12 spinal sinir kökü

Kısaca — Faset ve kosta sayımı T12'yi verir, foramende kalan protrüzyon çıkan T12'yi sıkıştırır.

Tipik torakal vertebrada korpus demifasetleri ve transvers kostal faset bulunurken T11 ve T12'de korpusta tek tam faset vardır ve transvers kostal faset yoktur; on ikinci kostayla eklemin sayımla doğrulanması ve alt artiküler yüzlerin lomber tipte olması T12'yi T11'den ayırır. Bu yüzden altındaki aralık T12-L1'dir. Posterolateral herniler kanalda kaudale inerek geçen kökü ezerken foraminal protrüzyon foramenin çıkan kökünü ezer; kaudal uzanım yokluğu ikinci mekanizmayı dışlar.

  • Korpusta on ikinci kostaya ait tek tam faset + transvers kostal faset yokluğu + lomber tipte alt artiküler yüzler ve kosta sayımı → T12 vertebrasını işaret eder
  • Hemen altındaki aralık → T12-L1 diski ve sağ foramenini verir
  • Foramen üstünü doldurup kanalda kaudale uzanmama → foraminal çıkan kök mekanizmasını seçer, posterolateral geçen kök mekanizmasını dışlar
  • Düz bacak testinin negatifliği ve uyluk ön yüzüne yayılımın olmaması → S1-L5 siyatik ve L1-L2 ön uyluk paternlerini dışlar

Neden diğerleri değil

  • T11 spinal sinir kökü — bir üst düzeyin köküdür; kosta sayımı ve lomber tipte alt eklem yüzleri T12'yi verdiği için T11-T12 forameninin kökü burada etkilenmez.
  • L1 spinal sinir kökü — posterolateral mantıkla geçen köktür; ancak kaudal kanal uzanımı yoktur, foraminal dolum çıkanı gösterir.
  • L2 spinal sinir kökü — ön uyluk-kasık ağrısını lomber sanmanın ürünüdür; düzey ve foraminal çatal buna uymaz.
  • S1 spinal sinir kökü — klasik posterolateral L5-S1 hedefidir; ne düzey ne foraminal patern ne de düz bacak testi buna uyar.

Aklında kalsın

Fasetten ve kosta sayımıyla vertebrayı say, foramende kalıyorsa çıkanı, kanala iniyorsa geçeni düşün.

16. soru

Yarışma tarzıToraks

Term yenidoğanda doğumdan kısa süre sonra solunum sıkıntısı ve kusma gelişiyor. Fizik muayenede sağ ön göğüs duvarında bağırsak sesleri duyuluyor. Akciğer grafisinde sağ kardiyofrenik açıda önde yerleşimli bağırsak ansları görülüyor, arka kostofrenik açılar açık izleniyor. Cerrahi eksplorasyonda fıtığın diyaframın sternal ve kostal bölümleri arasındaki aralıktan geçtiği saptanıyor.

Bu fıtığın boynunda zedelenme riski en yüksek olan damar aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Arteria epigastrica superior

Kısaca — Önde sağ kardiyofrenik yerleşimli fıtık Morgagni fıtığıdır ve boynunda superior epigastrik damarlar zedelenir.

Yenidoğanda intratorasik bağırsak ilk akla posterolateral lumbokostal üçgenden geçen Bochdalek fıtığını getirir; ancak o genellikle solda ve arkadadır. Önde sağ kardiyofrenik açıda bağırsak, açık arka açılar ve sternal-kostal aralık tanımı forameni trigonum sternocostaleye taşır. Bu aralık arteria thoracica internanın dalını taşır; onarımda boyun bu damara komşudur.

Akıl yürütme

  • sağ ön göğüste bağırsak sesi + sağ kardiyofrenik açıda önde anslar → defekt öndedir
  • arka kostofrenik açıların açık olması + sternal-kostal aralık → sık posterolateral Bochdalek çatalını dışlar, anterior Morgagni çatalını koyar
  • sternokostal aralık içeriği → internal torasik sistemin aşağı inen dalı boyunda aranır

Neden diğerleri değil

  • Arteria musculophrenica — internal torasikin diğer terminalidir ama daha lateralde kostal ark boyunca seyreder; Morgagni boynundan geçmez
  • Arteria pericardiacophrenica — perikart ile plevra arasında frenikusla seyreder; anterior foramenin boynunda değildir
  • Arteriae intercostales posteriores — arka göğüs duvarını aortadan besler; öndeki sternokostal defektle ilişkisizdir
  • Arteriae phrenicae superiores — diyaframın üst yüzünü arkadan besleyen aortik dallardır; anterior boyunda risk oluşturmaz

Aklında kalsın

Morgagni önde ve sağdadır, boynu superior epigastrik damarlara komşudur; Bochdalek arkada ve soldadır.

17. soru

Yarışma tarzıÜst Ekstremite

Yirmi yaşındaki erkek hasta motosiklet kazası sonrası sağ üst ekstremitede güçsüzlük yakınmasıyla başvuruyor. Kol addükte ve iç rotasyonda, ön kol pronasyonda izleniyor; omuz abduksiyonu, dış rotasyonu ve dirsek fleksiyonu ileri derecede zayıf bulunuyor. Skapulanın medial kenarında kanatlaşma ile skapular retraksiyonda güçsüzlük saptanıyor. Ön kolun medial yüzünde duyu normal bulunuyor.

Bu hastada ek olarak aşağıdakilerden hangisinin görülmesi en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: D — Sağ hemidiyaframda yükselme

Kısaca — Kanatlaşma ve retraksiyon kaybı trunk değil kök avülsiyonunu gösterir ve paylaşılan C5 katkısı nedeniyle hemidiyafram tutulumu beklenir.

Nervus dorsalis scapulae ve nervus thoracicus longus doğrudan köklerden çıktığından rhomboid ve serratus anterior tutulumu lezyonu üst trunkın proksimaline, C5-C6 köklerine yerleştirir; üst trunk lezyonunda bu kaslar korunur. Bekleyen el postürü ve medial ön kol duyusunun normal olması tablonun üst düzeyde kaldığını destekler. Nervus phrenicus C3-C5 katkısı aldığından aynı kök hizasındaki avülsiyon hemidiyaframı da etkiler.

Akıl yürütme

  • addükte ve iç rotasyonda kol + pronasyonda ön kol + zayıf abduksiyon, dış rotasyon ve dirsek fleksiyonu → C5-C6 motor alanı
  • kanatlaşma + retraksiyon güçsüzlüğü → rhomboid ve serratus tutulmuş, lezyon trunk değil kök düzeyinde
  • ön kol medial yüz duyusu normal → C8-T1 alt düzey korunmuş

Neden diğerleri değil

  • El intrensek kaslarında güçsüzlük — C8-T1 ve alt trunk alanıdır; bu tablonun düzeyiyle uyuşmaz.
  • Pitozis, miyozis ve anhidrozis — T1 sempatik tutulumudur; alt kök avülsiyonunda beklenir, üst kökte değil.
  • Dirsek ekstansiyonunda güçsüzlük — baskın olarak C7 ve orta trunk alanıdır; bu tabloda korunur.
  • Parmak fleksiyonunda güçsüzlük — C8 medianus ve ulnaris alanıdır; bu tabloda korunur.

Aklında kalsın

Rhomboid ve serratus kaybı lezyonu trunkın proksimaline, köklere taşır ve aynı kökleri paylaşan komşu sinirler sorgulanmalıdır.

18. soru

Yarışma tarzıNöroanatomi

Kırk iki yaşındaki kadın hasta iki yıldır omuzlar ve ellerde yanıklara karşı duyarsızlık yakınmasıyla başvuruyor. Muayenede omuzlar ve ellerde pelerin tarzında ağrı ve ısı duyusu kaybı saptanıyor, dokunma ve vibrasyon duyusu korunmuş bulunuyor. Ellerde küçük kaslarda atrofi izleniyor, alt ekstremitelerde kas gücü ve perianal duyu görece korunmuş bulunuyor.

Bu hastada alt ekstremite ve sakral fonksiyonların görece korunmasını açıklayan en olası düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Sakral liflerin lateral funikulusta lateralde, servikal liflerin medialde yerleşmesi

Kısaca — Servikal santral kavitasyon önce ön komissürde çaprazlaşan ağrı-ısı liflerini keser, yan funikulusta lateraldeki sakral lifler sona kaldığı için bacaklar korunur.

Santral servikal lezyon commissura alba anteriorde çaprazlaşan tractus spinothalamicus lateralis liflerini ve aynı düzey ön boynuz hücrelerini etkileyerek pelerin tarzı dissosiye kayıp ve el kas atrofisi yapar. Lateral funikulusta servikal lifler medialde, sakral-lomber lifler lateralde seyrettiği için genişleyen santral lezyon önce medialdeki servikal lifleri tutar, lateraldeki sakral lifler görece korunur.

Akıl yürütme

  • pelerin tarzı ağrı-ısı kaybı → ön komissürde çaprazlaşan spinotalamik liflerin tutulumunu gösterir
  • dokunma ve vibrasyonun korunması → dorsal kolonun sağlam kaldığını gösteren fork bulgudur, periferik nöropatiyi dışlar
  • el küçük kaslarında atrofi → aynı segment ön boynuzunun etkilendiğini destekler
  • bacak gücü ve perianal duyunun görece korunması → sakral liflerin lateralde yerleşmesiyle açıklanır

Neden diğerleri değil

  • Servikal liflerin lateral funikulusta lateralde, sakral liflerin medialde yerleşmesi — laminasyonu tersine çevirir, santral lezyonda bacakların kollardan kötü etkilenmesini öngörürdü
  • Kol liflerini taşıyan fasciculus cuneatusun medialde, bacak liflerini taşıyan fasciculus gracilisin lateralde yerleşmesi — arka funikulus düzenini hem isim hem taraf olarak ters yazar ve yan funikulus sorusunu yanıtlamaz
  • Ağrı-ısı liflerinin arka funikulusta, vibrasyon liflerinin yan funikulusta iletilmesi — yolların funikuluslarını karıştırır, korunmuş vibrasyonu açıklayamaz
  • Ön boynuzda sakral motor nöronların servikal nöronların medialinde yerleşmesi — uzun yol laminasyonu segmental ön boynuz topografisiyle açıklanamaz, bacak-sakral korunmayı karşılamaz

Aklında kalsın

Yan funikulusta sakral lateralde, servikal medialdedir; santral servikal lezyon bu yüzden önce kolları vurur.

19. soru

Yarışma tarzıNöroanatomi

Yirmi sekiz yaşındaki erkek hastaya pineal bölge tümörü nedeniyle supraserebellar infratentoryal yaklaşımla cerrahi eksizyon yapılıyor. Ameliyat sonrası hasta özellikle merdiven inerken belirginleşen dikey çift görmeden ve görüntüyü eğik algılamaktan yakınıyor. Fizik muayenede kapak aralığı ve pupil çapları iki tarafta eşit ve normal bulunuyor. Aşağı bakışta sağ gözde yukarı kaymanın ve dikey ayrışmanın arttığı, primer pozisyonda belirgin kayma olmadığı saptanıyor. Hasta başını sola eğdiğinde diplopinin azaldığı, sağa eğdiğinde arttığı gözleniyor.

Bu hastada etkilenen gözde saptanması beklenen hareket defekti aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Etkilenen gözde adduksiyon sırasında aşağı bakışta belirgin kısıtlılık

Kısaca — Dorsal supraserebellar yaklaşım tek dorsal çıkan sinir olan nervus trochlearisi riske atar, normal kapak ve pupil nervus oculomotoriusu dışlar ve üst oblik felci adduksiyonda depresyon kaybı yapar.

Pineal bölgeye tentorium altından dorsalden yaklaşımda tectum çevresinde dolanan nervus trochlearis doğrudan komşuluktadır ve bu sinirin izole zedelenmesi kapak ve pupili normal bırakır. Musculus obliquus superior adduksiyondaki gözü deprese ve intorte ettiği için felcinde adduksiyonda aşağı bakış kısıtlanır, hipertropi ve ekstorsiyon artar, aşağı bakışta ve merdiven inerken diplopi belirginleşir ve hasta başını sağlam tarafa eğerek kompanse eder.

  • pineal tümör ile supraserebellar infratentoryal dorsal yaklaşım → tentorium-tectum komşuluğunda nervus trochlearis riski
  • kapak aralığı ve pupilin normal olması → nervus oculomotorius tutulumunu dışlar
  • merdiven inerken artan dikey diplopi ile eğik görme → depresyon ve intorsiyon defekti, oblik kas paterni
  • sola eğilince azalan, sağa eğilince artan diplopi → Bielschowsky paterni ile sağ üst oblik felci
  • sonuç → adduksiyonda aşağı bakış kısıtlılığı

Neden diğerleri değil

  • Etkilenen gözde abduksiyon sırasında dışa bakışta belirgin kısıtlılık — musculus rectus lateralis ve nervus abducens defektidir, dorsal pineal yaklaşımın komşuluğu değildir ve torsiyonel dikey paterne uymaz.
  • Etkilenen gözde adduksiyon sırasında yukarı bakışta belirgin kısıtlılık — musculus obliquus inferior defektidir, nervus oculomotorius dalıdır; normal kapak-pupil ile bağdaşmaz.
  • Etkilenen gözde yukarı bakışta kısıtlılıkla birlikte pitozis ve midriyazis — komplet nervus oculomotorius paternidir, bu hastada kapak ve pupilin normal olmasıyla dışlanır.
  • Etkilenen gözde abduksiyon sırasında yukarı bakışta belirgin kısıtlılık — musculus rectus superior defektidir, yine nervus oculomotorius dalıdır ve beklenen torsiyonel paterni vermez.

Aklında kalsın

Dorsal çıkan tek sinir trokleardır, pineal-tentorium cerrahisinde zedelenir ve adduksiyonda aşağı bakış bozulur.

20. soru

Yarışma tarzıSırt ve Vertebral Kolon

Otuz altı yaşındaki erkek hasta, boyundan sağ kola yayılan ağrı yakınmasıyla başvuruyor. Servikal manyetik rezonans görüntülemede bifid olmayan, uzun ve en belirgin palpe edilen processus spinosus’a sahip vertebranın hemen altındaki diskte sağ posterolateral hernisi izleniyor. Fizik muayenede dirsek ekstansiyonu korunmuş bulunuyor ve orta parmakta duyu azalması saptanmıyor. Ağrı ön kol medialinden elin medialine doğru yayılıyor.

Bu hastada basıya bağlı olarak ortaya çıkması en olası bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Yüzük ve küçük parmakta uyuşma ile başparmak adduksiyonunda güçsüzlük

Kısaca — Prominens C7'nin altındaki disk C7-T1'dir ve bu hernis C8 kökünü sıkıştırarak medial el ve intrinsik kas bulgusu yapar.

İlk çıkarım düzeydir: C3-C6 vertebraların processus spinosus’ları çoğunlukla bifiddir, C7 tek, uzun ve en belirgin palpe edilen vertebra prominens’tir; bu vertebranın hemen altındaki disk C7-T1 diskidir. İkinci adım kök numarasıdır: C8 spinal sinir C7 ile T1 arasındaki foramenden, yani C7'nin altından çıkar; bu yüzden C7-T1 posterolateral hernisi C7 değil C8 kökünü sıkıştırır ve triseps ile orta parmak korunurken medial el ve intrinsik kaslar etkilenir.

Akıl yürütme

  • bifid olmayan uzun ve en belirgin processus spinosus → düzey C7'dir, C6 değildir
  • hemen altındaki diskte posterolateral hernis → C7-T1 diski demektir, klasik C6-C7 diski değildir
  • korunmuş dirsek ekstansiyonu ve orta parmak duyusu ile medial kola yayılan ağrı → C7 paternini dışlar, C8 paternini destekler

Neden diğerleri değil

  • Başparmak ve işaret parmağında uyuşma ile dirsek fleksiyonunda güçsüzlük — C6 kökü ve C5-C6 diski paternidir, bu düzeyle uyuşmaz
  • Orta parmakta uyuşma ile dirsek ekstansiyonunda güçsüzlük — C7 kökü ve C6-C7 diski paternidir, ancak triseps korunmuş ve düzey C7-T1'dir
  • Lateral omuzda uyuşma ile kol abduksiyonunda güçsüzlük — C5 kökü paternidir, alt servikal hernide beklenmez
  • Ön kol medialinde uyuşma ile el bileği fleksiyonunda izole güçsüzlük — izole bilek fleksiyonu C8-C7 kaslarını düşündürür ve T1'in medial ön kol paternini tam karşılamaz

Aklında kalsın

Prominens C7'nin altındaki disk C7-T1'dir ve C8'i vurur; triseps sağlamsa C7 değil C8 düşün.

21. soru

Yarışma tarzıNöroanatomi

Otuz sekiz yaşındaki erkek hasta, lomber bölgede kırıkla sonuçlanan yüksekten düşme sonrası makat çevresinde uyuşma ve idrar yapamama yakınmasıyla getiriliyor. Öyküde bacağa yayılan tek taraflı şiddetli kök ağrısı tanımlanmıyor, uyuşma ve güçsüzlük yakınması iki taraflı ve simetrik olarak tarif ediliyor. Fizik muayenede perianal bölgede eyer tarzında ağrı duyusu kaybı ve anal sfinkter tonusunda azalma saptanıyor, bacaklarda belirgin asimetrik kas atrofisi gözlenmiyor. Üst lomber myotomlara ait istemli güç korunmuş bulunuyor.

Spinal şok dönemi geçtikten sonra bu hastada lezyonun yerleşimine bağlı olarak görülmesi beklenen ek bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Diz reflekslerinin korunması veya artması ile birlikte iki taraflı ekstansör plantar yanıt

Kısaca — Simetrik ağrısız eyer anestezi ve erken mesane bozukluğu konuz kord lezyonunu gösterir ve kord lezyonu üst motor nöron tipi plantar yanıt verir.

Konuz medullaris sakral kord segmentlerini içeren kordun kendisidir ve birinci ikinci lomber vertebra hizasında sonlanır; kauda equina ise bu seviyenin altında seyreden köklerdir. Kök lezyonu tek taraflı şiddetli radiküler ağrı, asimetrik flask güçsüzlük ve kaybolmuş reflekslerle seyrederken konuz lezyonu bilateral simetrik eyer anestezi, erken sfinkter kusuru ve lomber genişleme sağlam kaldığı için korunmuş veya artmış diz refleksleri ile bilateral ekstansör plantar yanıt verir.

Akıl yürütme

  • eyer tarzı perianal duyu kaybı ve anal tonus azalması → sakral segmentlerin tutulumu
  • tek taraflı şiddetli kök ağrısının yokluğu ve yakınmaların simetrisi → kök lezyonundan uzaklaştıran çatal bulgu
  • asimetrik atrofinin yokluğu ve lomber gücün korunması → yaygın alt motor nöron kök tutulumunun dışlanması
  • erken idrar yapamama → sakral parasempatik merkezlerin kord düzeyinde etkilenmesi
  • lomber genişlemenin üstte sağlam kalması → diz refleks arklarının korunmasına gidiş

Neden diğerleri değil

  • Diz ve ayak bileği reflekslerinin iki taraflı kaybı ile birlikte iki taraflı fleksör plantar yanıt — Bu patern bilateral kauda equina kök tutulumunun alt motor nöron tablosudur; simetrik ağrısız seyir ve kord lezyonunda şok geçtikten sonra üst motor nöron bulgusu beklenir.
  • Tek taraflı kaybolmuş aşil refleksi ile aynı tarafta fleksör plantar yanıt ve asimetrik güçsüzlük — Bu patern tek kök lezyonunu anlatır; bilateral eyer anestezi ve bilateral sfinkter kusuru ile bağdaşmaz.
  • Lezyon tarafında artmış refleksler ve ekstansör plantar yanıt ile karşı tarafta normal bulgular — Bu patern hemikord lezyonunun unilateral dissosiye tablosudur; simetrik sakral tutulumla bağdaşmaz.
  • Alt ekstremitelerde tamamen normal refleksler ve normal plantar yanıt — Sakral kord tutulumu ve sfinkter kusuru varken inen yolların hiç etkilenmemesi beklenmez.

Aklında kalsın

Konuz lezyonu simetrik eyer anestezi ve erken mesane bozukluğuyla birlikte üst motor nöron bulgusu verirken kauda lezyonu ağrılı asimetrik alt motor nöron tablosu verir.

22. soru

Yarışma tarzıPelvis ve Perine

Motosiklet kazası sonrasında sağ kalça ağrısı ve ayağını yere takılarak yürüme yakınmasıyla başvuran hastanın fizik muayenesinde sağ ayak bileği dorsifleksiyonu ve eversiyonu ileri derecede güçsüz bulunuyor, bacak dış yüzü ve ayak sırtında hipoestezi saptanıyor. Oturur pozisyondan ayağa kalkarken ve merdiven çıkarken kalça ekstansiyonunun belirgin güçsüz olduğu, buna karşılık tek ayak üzerinde dururken pelvisin karşı tarafının düşmediği görülüyor. Arka uylukta uyuşma ve perine derisinde hipoestezi tarifleniyor. Görüntülemede foramen ischiadicum majus düzeyinde bası yapan bir hematom izleniyor.

Bu tabloda fonksiyonunun etkilenmemiş olması en olası kas grubunu innerve eden sinir-damar bütününü barındıran geçit aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Foramen ischiadicum majus’un suprapiriform bölümü

Kısaca — Ayak düşüklüğü, ekstansiyon güçsüzlüğü ve perine hipoestezisine rağmen pelvisin tek ayakta stabil kalması superior gluteal bütünün korunduğunu ve suprapiriform aralığın bası dışında kaldığını gösterir.

Musculus piriformis foramen ischiadicum majus’u üst ve alt iki aralığa ayırır. Suprapiriform aralıktan nervus gluteus superior ve vasa glutea superiora geçerek musculus gluteus medius, minimus ve tensor fasciae latae’yı innerve eder ve tek ayak üzerinde pelvisin horizontalliğini korur. İnfrapiriform aralıktan ise nervus gluteus inferior, nervus ischiadicus, nervus cutaneus femoris posterior ile nervus pudendus ve vasa pudenda interna geçer; bu havzanın basısı ayak dorsifleksiyon-eversiyon kaybı, kalça ekstansiyon güçsüzlüğü ve arka uyluk ile perine duyu kusuru yaparken abdüksiyonu korur.

Akıl yürütme

  • ayak bileği dorsifleksiyon ve eversiyon kaybı ile bacak dış yüzü ve ayak sırtı hipoestezisi → nervus ischiadicus tutulumunu düşündürür
  • oturur pozisyondan kalkma ve merdiven çıkmada kalça ekstansiyon güçsüzlüğü → musculus gluteus maximus’u innerve eden nervus gluteus inferior tutulumunu destekler
  • arka uyluk uyuşması ve perine hipoestezisi → nervus cutaneus femoris posterior ve nervus pudendus’un aynı infrapiriform havzada etkilendiğini düşündürür
  • tek ayakta pelvisin karşı tarafının düşmemesi → musculus gluteus medius ve minimus fonksiyonunun ve dolayısıyla nervus gluteus superior’un korunduğunu gösteren ve lezyonu alta lokalize eden çatal bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Foramen ischiadicum majus’un infrapiriform bölümü — zedelenen siyatik ve inferior gluteal bütünün geçtiği bası altındaki aralıktır, korunan değildir
  • Foramen ischiadicum minus’un gluteoperineal geçişi — izole minus lezyonu perine bulgusu verebilir ancak ayak düşüklüğü ve ekstansiyon kusurunu açıklayamaz
  • Foramen obturatum’un canalis obturatorius bölümü — obturator sinir lezyonu addüksiyon kusuru ve iç uyluk duyu kusuru yapar, bu tablodaki ekstansiyon ve siyatik paterni vermez
  • Os sacrum’un foramina sacralia pelvica bölümü — sakral kök lezyonu daha proksimal ve genellikle bilateral sfinkter ağırlıklıdır, tek taraflı siyatik ve korunan abdüksiyonla uyumsuzdur

Aklında kalsın

Piriformis üstü abdüksiyonu, altı ekstansiyon ile siyatik ve perineal duyuyu taşır; tek ayakta pelvisin düşmemesi basıyı alta lokalize eder.

23. soru

Yarışma tarzıAbdomen

Yıllardır yemek sonrası tekrarlayan karın ağrısı ve kusma atakları olan genç hastanın atak sırasında çekilen bilgisayarlı tomografisinde jejunal ansların sol üst kadranda kapsüllenmiş bir küme oluşturduğu, duodenojejunal bileşkenin sağa itildiği ve mezenterik damarlarda girdap bulgusu izleniyor. Laparoskopide ince bağırsakların bir bölümünün colon descendens mezenterinin arkasına girmiş olduğu ve fıtık ağzının ön kenarında periton plikası bulunduğu görülüyor. Cerrah strangülasyon riski nedeniyle boynun ön duvarını açmayı planlıyor.

Fıtık boynunun ön duvarındaki plika kesilirse zedelenmesi en olası ven aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Vena mesenterica inferior

Kısaca — Sol üst kadranda kapsüllenmiş jejunum kümesi sol paraduodenal herniyi gösterir ve boynun ön plikası vena mesenterica inferior içerir.

Duodenojejunal bileşkenin sağa itilmesi ve inen kolon mezenterinin arkasına giren jejunal anslar, fossa paraduodenalis’ten gelişen sol paraduodenal herniyi tanımlar; sağ paraduodenal hernide küme sağda olurdu. Sol fossanın ön periton plikası vena mesenterica inferior ve eşlik eden çıkan sol kolik dalı barındırır, bu yüzden boynun ön duvarını kesmek bu veni zedeler.

Akıl yürütme

  • sol üst kadranda kapsüllenmiş jejunum + girdap bulgusu → internal herni, mezenterik kapanma
  • duodenojejunal bileşkenin sağa itilmesi + inen kolon mezenteri arkası → sol paraduodenal yerleşim
  • fıtık ağzında ön periton plikası → boynun damar içeren sınırı
  • solda küme + sağa itilme çatallaması → sağ fossa ve süperior mezenterik damar kuşkusu dışlanır

Neden diğerleri değil

  • Vena mesenterica superior — sağ paraduodenal fossa boynuyla ilişkilidir; bu olgudaki sol yerleşimle uyuşmaz
  • Vena splenica — pankreas arkasında transvers mezokolon köküne yakın seyreder, paraduodenal boynun ön plikası içinde değildir
  • Vena renalis sinistra — retroperitonda posterior komşuluktur, ön duvar plikası kesilirse karşılaşılmaz
  • Vena cava inferior — foramen epiploicum’un arka duvarıdır, paraduodenal fossa sınırında değildir

Aklında kalsın

Sol paraduodenal fıtık boynunun önünü kesme, içindeki inferior mezenterik veni keser.

24. soru

Yarışma tarzıNöroanatomi

Ellili yaşlarda erkek hasta yatay çift görme yakınmasıyla başvuruyor. Sağa bakışta her iki gözde sağa hareket kısıtlılığı saptanıyor, sola bakışta sağ gözde içe hareket kısıtlılığı bulunuyor. Vertikal bakışlar ve yakınsama yanıtı korunmuş bulunuyor, pitozis, miyozis ve midriyazis izlenmiyor. Yüz hareketleri simetrik, kas gücü ve duyular normal bulunuyor.

Bu tabloda korunması beklenen yatay göz hareketi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Sol gözün sola abdüksiyonu

Kısaca — Sağ bakış felci ile sağ internükleer bağlantı kaybı birlikte olduğunda yalnız sol abdüksiyon korunur.

Sağa bakış için sağ paramedian pontin retiküler formasyon ve abducens çekirdeği sağ lateral rektusu ve fasciculus longitudinalis medialis üzerinden sol medial rektusu birlikte çalıştırır; sağ fasciculus longitudinalis medialis ayrıca sola bakışta sağ addüksiyonu sağlar. Yakınsama ve vertikal bakışın korunması ile pupilla bozukluğu yokluğu ve yüz simetrisi lezyonun nervus oculomotorius düzeyinde olmadığını, normal güç ve duyu ventral pontin yolu tutulumunu dışlar.

  • sağa bakışta iki gözde sağa hareket kısıtlılığı → sağ yatay bakış merkezi ve abducens düzeneği kaybını destekler
  • sola bakışta sağ gözde içe hareket kısıtlılığı → sağ internükleer bağlantı kaybını destekler
  • korunmuş yakınsama, vertikal bakış ve normal pupilla ile simetrik yüz → nervus oculomotorius ve fasiyal tutulumu dışlayan fork bulgudur
  • normal güç ve duyu → ventral pontin yolu tutulumunu dışlar, dorsal tegmentumu düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Sağ abdüksiyon: sağ abducens ve bakış merkezi kaybında ilk kaybolan harekettir.
  • Sola bakışta sağ addüksiyon: sağ medial longitüdinal fasikül kesintisinde bozulur.
  • Sağa bakışta sol addüksiyon: sağa bakış emri kaybolduğu için aynı emirle çalışamaz.
  • Sağa konjuge hareket: sağ bakış felcinin tanımı gereği bütünüyle kaybolmuştur.

Aklında kalsın

Korunmuş yakınsama internükleer tabloyu üçüncü sinir felcinden ayırır ve tek taraflı bileşik lezyonda yalnız karşı abdüksiyon kalır.

25. soru

Yarışma tarzıSırt ve Vertebral Kolon

Kırk yaşındaki kadın hasta, belden sağ bacağa yayılan ağrı yakınmasıyla başvuruyor. Ağrı uyluğun ön yüzünden dizin iç yanına doğru yayılıyor ve öksürmekle artıyor. Manyetik rezonans görüntülemede L4-L5 düzeyinde foramen intervertebrale’nin lateralinde, processus transversus komşuluğunda yerleşen ve foramen dışına taşan disk hernisi izleniyor. Fizik muayenede ayak dorsifleksiyonu ve başparmak ekstansiyonu korunmuş bulunuyor. Femoral germe testinde sağda uyluk ön yüzünde ağrı ortaya çıkıyor.

Bu hastada etkilenmesi en olası spinal sinir kökü aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — L4 spinal sinir kökü

Kısaca — Foramen dışındaki lateral herni çıkan kökü sıkıştırır ve L4-L5 forameninden çıkan kök L4'tür; posterolateral herninin travers L5 paterni bu tabloda dışlanır.

Tipik posterolateral hernide aşağı inen travers kök bası altında kalırken, foramenin lateralinde ve foramen dışına taşan hernide o düzeyde forameni terk eden kök bası altında kalır. Servikal C1-C7 kökler ilgili vertebranın üstünden çıkarken, C8'den itibaren ve lomber bölgede kök kendi vertebrasının altındaki foramenden çıkar; bu yüzden L4-L5 forameninin çıkan kökü L4'tür. Femoral germe testi L2-L4 liflerini taşıyan femoral siniri gererek uyluk ön yüzünde ağrı oluşturur; klasik düz bacak kaldırma testi ise siyatik gerilimle L5-S1 paterninde arka yüz ağrısı yapar. Dorsifleksiyon ve başparmak ekstansiyonunun korunması da L5 tutulumunu dışlar.

  • Foramen lateralinde ve processus transversus komşuluğunda foramen dışına taşan herni → posterolateral travers basısını dışlar, çıkan kökü işaret eder.
  • Uyluk ön yüzü ve diz iç yanı ağrısı, femoral germede ön yüz ağrısı ve korunmuş dorsifleksiyon → L5 posterolateral paternini dışlar, L4 paternini destekler.
  • L4-L5 düzeyi ve lomber çıkış kuralı → bu foramenden çıkan kök L4'tür.

Neden diğerleri değil

  • L3 spinal sinir kökü — L3-L4 forameninden çıkar, L4-L5 lateral hernisiyle sıkışmaz.
  • L5 spinal sinir kökü — L4-L5 posterolateral hernide aşağı inen travers köktür, ancak bu herni foramen lateralindedir ve L5 bulgusu yoktur.
  • S1 spinal sinir kökü — L5-S1 posterolateral herninin travers köküdür, bu düzeyle ilişkisi yoktur.
  • S2 spinal sinir kökü — sakral kanalda daha aşağıda seyreder, foraminal lateral L4-L5 hernisiyle etkilenmez.

Aklında kalsın

Posterolateral herni travers kökü, foramen dışı lateral herni çıkan kökü vurur; femoral germe ön yüz ağrısı L4'ten yanadır.

26. soru

Yarışma tarzıEndokrin Sistem Fizyolojisi

Kırk beş yaşındaki erkek hasta halsizlik ve ayağa kalkınca baş dönmesi yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede ortostatik hipotansiyon saptanıyor; deride koyulaşma izlenmiyor. Laboratuvarda sabah kortizolü düşük, serum sodyumu düşük bulunuyor. Manyetik rezonans görüntülemede hipofize bası yapan suprasellar bir kitle görülüyor.

Bu hastada sodyum düşüklüğüne eşlik etmesi beklenen aldosteron ve potasyum örüntüsü ile altta yatan mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Hipofizer ACTH eksikliğine bağlı aldosteronda değişmeme ve potasyumda değişmeme

Kısaca — Hipofizer ACTH eksikliğinde kortizol düşerken aldosteron renin-anjiyotensin kontrolünde korunduğu için potasyum yükselmez.

Hipofize bası ACTH salınımını azaltır ve kortizol düşer; zona glomeruloza büyük ölçüde renin-anjiyotensin kontrolünde kaldığı için aldosteron korunur. Bu yüzden primer yetmezlikteki gibi tuz kaybı ve hiperkalemi gelişmez; hiponatremi daha çok kortizol eksikliğine bağlı vazopressin artışı ve damar yanıtı azalmasıyla açıklanır. Deride koyulaşma yokluğu melanokortin etkisinin bulunmadığını gösterir ve primeri dışlayan çataldır.

  • Suprasellar kitle ve düşük kortizol hipofizer uyarı kaybına işaret eder
  • Deride koyulaşma yokluğu melanokortin etkisinin bulunmadığına işaret eder ve primer yetmezliği dışlar
  • Düşük sodyum ve ortostatik hipotansiyon kortizol eksikliğine bağlı vazopressin artışı ve damar yanıtı azalmasıyla uyumludur, tek başına aldosteron eksikliğini kanıtlamaz
  • Hipofizer yetmezlikte zona glomerulozanın büyük ölçüde renin-anjiyotensin kontrolünde kalması aldosteronun korunmasına işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Adrenal harabiyete bağlayan azalma ve artma örüntüsü — Primer yetmezlik örüntüsüdür; koyulaşma yokluğu ve suprasellar bası ile bağdaşmaz.
  • Kompansatuvar hiperaldosteronizme bağlayan artma ve azalma örüntüsü — Hipotansiyonu sürekli yüksek aldosteron ve hipokalemi ile açıklar; oysa beklenen korunmadır, kalıcı hipokalemi değildir.
  • Aldosterondan bağımsız potasyum kaybına bağlayan değişmeme ve azalma örüntüsü — İlk basamağı doğru kurup ikinci basamağı yanlış kurar; bu bağlamda izole potasyum kaybını destekleyen bulgu yoktur.
  • Mineralokortikoid fazlalığına bağlayan artma ve azalma örüntüsü — Hipertansiyon beklenen tabloyla uyumsuzdur; ortostatik hipotansiyon bu mekanizmayı uzaklaştırır.

Aklında kalsın

Sekonder yetmezlikte kortizol düşer, aldosteron korunur ve potasyum normal kalır.

27. soru

Yarışma tarzıGastrointestinal Sistem Fizyolojisi

Deneysel bir çalışmada izole ileum segmentinin ortası balonla distende ediliyor ve oral ile aboral uçlarda lümen basıncı kaydediliyor. Bazal kayıtta oral uçta kontraksiyon ve aboral uçta gevşeme izleniyor. Ortama nitrik oksit sentaz inhibitörü ekleniyor; interstisyel Cajal hücrelerine ait slow-wave aktivitesinin sürdüğü doğrulanıyor. Distansiyon tekrarlandığında oral ve aboral yanıtlar yeniden değerlendiriliyor.

Bu koşulda distansiyona bağlı aboral yanıtta beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Oral kontraksiyon korunurken aboral gevşemenin kaybolup kontraksiyona dönmesi

Kısaca — Polarize peristaltik refleks oralde kolinerjik eksitasyon ve aboralde nitrerjik inhibisyon kullanır; nitrik oksit kalkınca aboral gevşeme kontraksiyona döner.

Bağırsak yasasında distansiyonun oralinde asetilkolin ve substans P aracılı yükselen eksitasyon kontraksiyon yapar, aboralinde nitrik oksit ve VIP aracılı alçalan inhibisyon gevşeme yapar ve ileriye doğru basınç gradyanı oluşur. Bu devre enterik nöraldir; slow-wave interstisyel Cajal hücrelerinden gelir ve kontraksiyonların zamanlamasına zemin hazırlar ama polariteyi belirlemez. Nitrik oksit sentaz inhibitörü yalnızca desandan inhibitör kolu kaldırır, bu yüzden aboral segment artık gevşeyemez ve eksitatör girdinin etkisiyle kasılırken oral kontraksiyon sürer.

Akıl yürütme

  • Oral kontraksiyon ve aboral gevşeme birlikteliği → miyojenik ritim değil, yönlü polarize nöral refleks paternini gösterir.
  • Slow-wave aktivitesinin sürdüğünün doğrulanması → tablonun pacemaker kaybı olmadığını ayıran çatal bulgudur.
  • Nitrik oksit sentaz inhibitörü → desandan inhibitör transmitteri seçici olarak çekilmiş olur.
  • Oral yanıtın sürmesi → yükselen kolinerjik kolun sağlam kaldığını doğrular ve defekti aboral kola lokalize eder.

Neden diğerleri değil

  • Oral ve aboral yanıtların birlikte tamamen ortadan kalkması — Pan-nöral blokaj paternidir; selektif nitrerjik blokajda oral kolinerjik kontraksiyon korunur.
  • Oral kontraksiyonun kaybolması ile aboral gevşemenin korunması — Transmitter yönünü ters çevirir; nitrik oksit yükselen eksitasyonun medyatörü değildir.
  • Slow-wave ritmine bağlı ritmik kontraksiyonların her iki uçta güçlenmesi — Miyojenik pacemaker artışıdır; slow-wave korunması refleks polaritesini düzeltmez, aboral gevşemeyi geri getirmez.
  • Her iki uçta yaygın gevşeme ile sfinkter tonusunda sempatik artış izlenmesi — Ekstrinsik sempatik inhibisyon paternidir; enterik desandan inhibisyon kaybıyla karıştırılmamalıdır.

Aklında kalsın

Alçalan gevşeme nitrerjiktir, kalkarsa aboral uç gevşeyemez ve kasılır; yükselen kolinerjik kontraksiyon sürer.

28. soru

Yarışma tarzıSinir Sistemi Fizyolojisi

Yirmi sekiz yaşındaki bir erkekte sağ alt torakal düzeyde bıçak yaralanmasına bağlı medulla spinaliste tek taraflı hasar oluşuyor. Fizik muayenede sağ bacakta lezyon seviyesinin altında vibrasyon ve eklem pozisyon hissi kayboluyor, iğne batması ağrısı korunuyor. Sol bacakta ise lezyon seviyesinin altında ağrı ve ısı duyusu kayboluyor, vibrasyon ve pozisyon hissi korunuyor. Tablo travmadan hemen sonra yerleşiyor, asılı pelerin tarzında yavaş ilerleyen bir kayıp gelişmiyor.

Kontralateral ağrı kaybının üst sınırının ipsilateral vibrasyon kaybının üst sınırına göre konumu en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Daha kaudal bir seviyede başlar

Kısaca — Tek taraflı kord hasarında dorsal kolon kaybı lezyon seviyesinde, spinotalamik kayıp oblik çapraz nedeniyle daha kaudalde başlar.

Dorsal kolon birinci nöron aksonları aynı tarafta yükselip medullada çapraz yapar, bu yüzden ipsilateral vibrasyon ve pozisyon kaybı lezyon sınırını verir. Spinotalamik ikinci nöron aksonları ise girdikleri segmentte tractus dorsolateraliste birkaç segment yükselip oblik olarak karşıya geçer, bu yüzden kontralateral ağrı ve ısı kaybının üst sınırı daha aşağıda kalır. Akut travma ve dissosiye patern hemisectionu düşündürür; yavaş asılı cape gelişiminin olmaması santral kaviteyi dışlar.

Akıl yürütme

  • sağda vibrasyon ve pozisyon kaybı ile ağrının korunması → ipsilateral dorsal kolon tutulumunu düşündürür
  • solda ağrı ve ısı kaybı ile vibrasyonun korunması → kontralateral tractus spinothalamicus tutulumunu düşündürür
  • travmadan hemen sonra yerleşme ve pelerin paterni olmaması → santral siringomiyelik kaviteyi dışlar, hemisectionu destekler
  • oblik yükselen çapraz → kontralateral sınırın ipsilateral dorsal kolon sınırına göre kaudalde kalması beklenir

Neden diğerleri değil

  • Aynı seviyede başlar — oblik yükselmeyi yok sayar; transvers keside doğru olur, hemisectionda olmaz
  • Daha rostral bir seviyede başlar — çapraz yönünü tersine çevirir; lifler aşağı inmez, yukarı çıkıp çapraz yapar
  • Sakral dermatomlardan başlayıp yukarı doğru ilerler — ekstrensek basıdaki sakral laminasyon kuralını yanlış bağlama taşır; burada sakral korunma paterni yoktur
  • Sınır vermeden tüm bacakta aynı anda başlar — tabloyu transvers kesiye indirger; dissosiye ve sınır veren paterni açıklamaz

Aklında kalsın

Hemisectionda ağrı sınırı vibrasyon sınırının kaudalinde kalır, çünkü spinotalamik çapraz obliktir.

29. soru

Yarışma tarzıEndokrin Sistem Fizyolojisi

Nonfonksiyone hipofiz adenomu nedeniyle transsfenoidal cerrahi geçiren kırk yaşındaki erkek hastada ameliyattan sonraki ilk iki günde bol miktarda sulu idrar ve yoğun susama ortaya çıkıyor. Bu dönemde serum sodyum yüksek, idrar osmolaritesi düşük bulunuyor. Ameliyattan bir hafta sonra baş ağrısı ve bulantı gelişiyor; bu kez serum sodyum ve serum osmolaritesi düşük, idrar osmolaritesi yüksek saptanıyor. Hasta bu süreçte klinik olarak övolemik izleniyor. Glukokortikoid replasmanını düzenli aldığı öğreniliyor.

İkinci fazdaki hiponatremini açıklayan mekanizma ve toplayıcı kanalda beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Dejenere terminallerden düzensiz vazopressin salıverilmesine bağlı su geçirgenliğinde artma ve idrar osmolaritesinde artma

Kısaca — Nörohipofiz aksonları kesilince önce vazopressin eksikliğine bağlı sulu diyabet, sonra dejenere terminallerden düzensiz vazopressin salıverilmesine bağlı su tutulumu ve dilüsyonel hiponatremi görülür.

Erken dönemde akson şoku vazopressin salınımını durdurur; toplayıcı kanalda akuaporin yerleşmesi azalır, dilüe poliüri ve hipernatremi ortaya çıkar. Birkaç gün sonra dejenere terminaller kontrolsüz vazopressin sızdırır; V2 reseptörü üzerinden akuaporin yerleşmesi artar, su tutulur, serum osmolaritesi düşerken idrar konsantre kalır. Övolemi ve düzenli replasman adrenal yetmezlik ve hipovolemiyi uzaklaştırır.

  • İlk iki günde sulu poliüri, yüksek sodyum ve düşük idrar osmolaritesi akson şoku ve vazopressin eksikliğine işaret eder
  • Bir hafta sonra düşük sodyum, düşük serum osmolaritesi ve yüksek idrar osmolaritesi düzensiz vazopressin etkisiyle su tutulumuna işaret eder ve kalıcı diyabetin sürdüğünü dışlar
  • Övolemi ve düzenli glukokortikoid replasmanı hiponatreminin adrenal yetmezlik veya hipovolemiye bağlı olmadığını destekler
  • Transsfenoidal cerrahi öyküsü nörohipofiz terminal dejenerasyonuna bağlı iki fazlı seyirle uyumludur

Neden diğerleri değil

  • Akson şokunun sürdüğünü varsayan azalma örüntüsü — İlk fazın devamını varsayar; ikinci fazdaki konsantre idrar ve düşük serum osmolaritesi ile bağdaşmaz.
  • Glukokortikoid eksikliğine bağlayan artma örüntüsü — Yön olarak benzer tablo verebilir; ancak düzenli replasman alması bu nedeni dışlayan çataldır.
  • Hipovolemiye bağlayan artma örüntüsü — Benzer yönde su tutulumu öngörür; ancak klinik olarak övolemik izlenmesi bu mekanizmayı uzaklaştırır.
  • Düzelmeyi varsayan değişmeme örüntüsü — Serum ve idrar osmolaritesi arasındaki ayrışmayı ve süren hiponatremiyi açıklamaz.

Aklında kalsın

Hipofiz cerrahisi sonrası erken diyabeti izleyen konsantre idrarlı hiponatremi dejenere terminallerden düzensiz vazopressin salıverilmesini düşündürür.

30. soru

Yarışma tarzıKas Fizyolojisi

Deneysel bir çalışmada izole bir iskelet kası lifi maksimal tetanik uyarılarla yorgunluk geliştirinceye kadar uyarılıyor. Yorgunluk yerleştiğinde kas lifi aksiyon potansiyellerinin amplitüd ve süresinin korunduğu, Ca²⁺ duyarlı floresan sinyalle ölçülen sitozolik Ca²⁺ artışının azalmadığı saptanıyor. Aynı uyarıyla geliştirilen izometrik kuvvetin ise belirgin şekilde düştüğü gözleniyor. Uyarı frekansı artırıldığında Ca²⁺ sinyalinde ek yükselme izlenirken kuvvette anlamlı toparlanma olmuyor.

Bu tabloda kuvvet kaybını açıklayan basamak en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — İnce filaman Ca²⁺ duyarlılığı ile çapraz köprü güç üretiminin azalması

Kısaca — Uyarılma ve Ca²⁺ sinyali korunurken kuvvetin düşmesi ve ek Ca²⁺ ile düzelmemesi arızanın Ca²⁺ miktarında değil miyofilaman yanıtında olduğunu gösterir.

Korunmuş aksiyon potansiyeli ve korunmuş sitozolik Ca²⁺ artışı, uyarılma-kasılma eşleşmesinin tetikleyici basamaklarının sağlam olduğunu kanıtlar; sarkoplazmik retikulumdan Ca²⁺ salınımı gerçekleşmektedir. Kuvvetin yine de düşük kalması ve Ca²⁺ sinyalini artırmanın kuvveti toparlayamaması, Ca²⁺ miktarının değil Ca²⁺ sonrası basamağın kısıtlı olduğunu gösterir; biriken inorganik fosfat ve H⁺ ince filamanın Ca²⁺ duyarlılığını ve çapraz köprü güç üretimini azaltır.

Akıl yürütme

  • Korunmuş aksiyon potansiyeli → membran uyarılabilirliği ve sinir-kas iletimi sağlamdır.
  • Azalmayan sitozolik Ca²⁺ artışı → T-tübül voltaj algılayıcısı ile sarkoplazmik retikulum kanalı arasındaki eşleşme ve Ca²⁺ salınımı korunmuştur; salınım azalması bu çatal bulguyla dışlanır.
  • Ek Ca²⁺ artışına rağmen kuvvette toparlanma olmaması → kısıt Ca²⁺ miktarı değil, ince filamanın Ca²⁺ yanıtıdır.

Neden diğerleri değil

  • Sarkoplazmik retikulumdan sitozole Ca²⁺ salınımının azalması — Ca²⁺ sinyali azalmadığı ve artırılmış frekansla daha da yükseldiği için bu açıklama çatal bulguyla çelişir.
  • T-tübül voltaj algılayıcısı ile sarkoplazmik retikulum kanalı eşleşmesinin bozulması — Bu durumda sitozolik Ca²⁺ artışı azalırdı; oysa sinyal korunmuştur.
  • Motor sinir terminalinden kuantal asetilkolin salınımının azalması — Kuantal salınım azalsa son plak potansiyeli ve kas aksiyon potansiyeli bozulur, Ca²⁺ sinyali de düşerdi.
  • Kas lifi membranında voltaj kapılı Na⁺ akımlarının inaktivasyonu — Bu durumda aksiyon potansiyelinin amplitüd ve süresi korunamazdı.

Aklında kalsın

Ca²⁺ normalken kuvvet düşükse ve ek Ca²⁺ fayda vermiyorsa sorun salınımda değil miyofilamanın Ca²⁺ yanıtındadır.

31. soru

Yarışma tarzıGastrointestinal Sistem Fizyolojisi

Peptik ülser nedeniyle trunkal vagotomi uygulanan, piloroplasti yapılmayan elli iki yaşındaki erkek ameliyat sonrası erken doyma ve postprandiyal epigastrik dolgunluk tarif ediyor. Saatler sonra yenmemiş katı gıdaları kusuyor; sıvı gıdaları daha rahat tolere ediyor. Yemek sonrası terleme, çarpıntı ve ishal tarif etmiyor. Endoskopide mekanik obstrüksiyon saptanmıyor.

Bu cerrahi zeminde bozulan motor düzeneğin sonucu olarak katı ve sıvı mide boşalması ile yemek sonrası sistemik semptomlar açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Katı boşalmada gecikme, sıvı boşalmada görece korunma ve damping bulgularının olmaması

Kısaca — Drenajsız trunkal vagotomi fundusun reseptif gevşemesini ve antral öğütme ile pilorik koordinasyonu bozar; bu yüzden katılar midede kalır.

Nervus vagus fundusta reseptif gevşemeyi sağlar ve antral peristaltizmin pilorus ile koordinasyonuna katılır. Trunkal keside bu vagal modulasyon kalkar, mide kompliyansı düşer ve katı partiküllerin inceltilip pilorustan geçirilmesi aksar. Sıvılar öğütmeye daha az bağımlı olduğu için daha iyi tolere edilir. Mekanik darlık yoktur ve hızlı boşalmaya ait sistemik bulgular yoktur, bu yüzden tablo retansiyondur, damping değildir.

  • Saatler sonra yenmemiş katı kusma ve epigastrik dolgunluk öğütme ve geçişte yetmezlik paternini düşündürür.
  • Sıvıların daha rahat tolere edilmesi selektif katı boşalma defektini gösterir ve tam obstrüksiyondan uzaklaştırır.
  • Terleme, çarpıntı ve ishal yokluğu ile piloroplasti yapılmaması hızlı boşalma ve dampingi dışlayan çatal bulgudur.
  • Endoskopide mekanik obstrüksiyon saptanmaması retansiyonun fonksiyonel motor koordinasyon kaybına ait olduğunu destekler.

Neden diğerleri değil

  • Katı ve sıvının hızlanıp sistemik bulguların ortaya çıkacağını öne süren yanıt drenajlı mide ve damping paternidir; drenaj yokluğu ve semptom yokluğuyla uyumsuzdur.
  • Sıvının hızlanıp katının korunacağını öne süren yanıt yönü tersine çevirir; vagotomi gevşemeyi güçlendirmez.
  • Gecikme ile sistemik hızlı boşalma bulgularını birleştiren yanıt iki zıt mekanizmayı aynı anda varsayar; retansiyon varken damping beklenmez.
  • Katının hızlanıp sıvının gecikeceğini öne süren yanıt her iki yönü birden tersine çevirir ve gözlenen selektif katı retansiyonuyla uyumsuzdur.

Aklında kalsın

Vagal kayıp midenin alıcı gevşemesini ve katıyı öğütüp geçirme koordinasyonunu bozar, drenajsız kalırsa katı retansiyonu gelişir.

32. soru

Yarışma tarzıGastrointestinal Sistem Fizyolojisi

Yirmi beş yaşındaki erkek, sakral omuriliği destrükte eden komplet spinal kord yaralanması sonrası idrar retansiyonu ve fekal inkontinans nedeniyle değerlendiriliyor. Fizik muayenede perianal duyu alınamıyor, anal kırpma refleksi kaybolmuş bulunuyor ve istemli anal sıkma yapılamıyor. Rektal tuşede anal kanal tonusu düşük saptanıyor ve rektal dolgunluk hissi tarif edilmiyor.

Bu hastada rektal balon distansiyonu ile beklenen anorektal motor yanıt aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — İnternal sfinkterde geçici gevşemenin korunması, rektal kontraksiyonun oluşmaması ve istemli eksternal sfinkter kasılmasının yapılamaması

Kısaca — Sakral parasempatik ve pudendal yollar kesilmişken rektroanal inhibitör gevşeme intramural enterik olduğu için korunur, rektal itici kasılma ve istemli dış sfinkter kontrolü kaybolur.

Defekasyonda rektal kontraksiyon sakral parasempatik liflerle, eksternal sfinkterin istemli ve refleks kontrolü nervus pudendus ile taşınan somatik liflerle yürür. İnternal sfinkterin balon distansiyonuyla geçici gevşemesi ise miyenterik pleksustaki inhibitor ara nöronların nitrik oksit ve VIP aracılığıyla çalışan intramural devresidir ve spinal korddan geçmez. Bu yüzden sakral kord yıkımı duyu, rektal kasılma ve istemli sıkmayı kaldırırken balona bağlı internal gevşemeyi korur.

Akıl yürütme

  • Perianal duyu yokluğu, anal kırpma kaybı ve istemli sıkamama → sakral afferent ve pudendal somatik yolağın kesildiğini gösterir.
  • Düşük anal tonus ve dolgunluk hissedilmemesi → sakral parasempatik rektal yanıtta ve afferent bildirimde kayıp lehinedir.
  • Sakral yıkıma rağmen balonla internal sfinkterde geçici gevşeme → refleksin spinal değil intramural enterik olduğunu ayıran çatal bulgudur.
  • İdrar retansiyonu ile fekal inkontinans birlikteliği → pelvik alt motor denervasyon paternini destekler, spastik üst motor paterni değildir.

Neden diğerleri değil

  • İnternal sfinkter gevşemesinin kaybolması, rektal kontraksiyonun korunması ve eksternal sfinkterde refleks kasılmanın belirgin güçlenmesi — Yön tersinedir; korunan enterik gevşemeyi kaybolmuş, kaybolan sakral rektal kasılmayı korunmuş sayar.
  • İnternal ve eksternal sfinkterlerde sürekli ve belirgin tonus artışı ile güçlü rektal kontraksiyonların ortaya çıkması — Sakral üstü spastik tabloya uyar; sakral destrüksiyondaki flösk tabloyla uyumsuzdur.
  • Rektum ve internal sfinkterde eş zamanlı kontraksiyon ile eksternal sfinkterde tam gevşemenin izlenmesi — Normal defekasyon programını ters eşleştirir; itici kontraksiyon yokken sfinkterlerin birlikte kasılması beklenmez.
  • İnternal sfinkterde kalıcı gevşeme ile rektal dolgunluk hissi ve istemli kontrolün normale dönmesi — Kalıcı anatomik denervasyonu geçici şok ya da plastisiteyle karıştırır; duyu ve istemli kontrol düzelmez.

Aklında kalsın

Rektroanal inhibitör gevşeme enterik intramuraldir ve sakral lezyonda korunur, rektal kasılma ve istemli dış sfinkter kontrolü sakraldir ve kaybolur.

33. soru

Yarışma tarzıBöbrek ve Sıvı-Elektrolit Fizyolojisi

Hipertansiyon ve idrar yolu enfeksiyonu nedeniyle trimetoprim-sülfametoksazol başlanan orta yaşlı bir hastada bir hafta sonra serum kreatinin düzeyinin yükseldiği saptanıyor. İdrar çıkışı korunuyor, kan basıncı stabil seyrediyor, idrar sedimenti normal bulunuyor. Eşlik eden hipotansiyon, dehidratasyon ya da nefrotoksik ilaç kullanımı tanımlanmıyor.

Bu tabloda renal klirens ölçümlerinde beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — İnülin klirensinin değişmemesi

Kısaca — Trimetoprim kreatinin sekresyonunu bloke ederek kreatinini yükseltir, gerçek filtrasyonu yansıtan inülin klirensi değişmez.

Kreatinin glomerüler filtrasyona ek olarak proksimal tübülde organik katyon taşıyıcılarıyla sekrete edilir, bu nedenle kreatinin klirensi gerçek filtrasyon hızını yüksek gösterir. Trimetoprim bu sekresyonu inhibe edince tübüler sekresyon azalır, serum kreatinin yükselir, ancak glomerüler filtrasyon değişmez. İnülin yalnızca süzülür, sekrete veya geri emilime uğramaz; bu yüzden gerçek filtrasyonun göstergesidir ve ilaçtan etkilenmez.

Akıl yürütme

  • Korunmuş idrar çıkışı, stabil kan basıncı ve normal sediment → akut tübüler hasar ve prerenal tablonun dışlanmasına işaret eder.
  • Yakın zamanda trimetoprim başlanması ve ek hasar nedeni yokluğu → kreatinin sekresyonunun inhibisyonuna işaret eder.
  • Kreatinin yükselişinin tek başına filtrasyon kaybını düşündürmesi → normal sediment ve stabil hemodinami bu ilk izlenimi dışlayan çatal bulgulardır.

Neden diğerleri değil

  • İnülin klirensinde belirgin azalma — Gerçek filtrasyon kaybı olurdu; oysa değişen yalnızca kreatinin sekresyonudur, filtrasyon değişmemiştir.
  • Para-aminohippürat klirensinde belirgin azalma — Efektif renal plazma akımında azalma olurdu; oysa perfüzyon ve hemodinami stabildir.
  • Üre klirensinde belirgin azalma — Gerçek filtrasyon düşseydi beklenirdi; oysa filtrasyon değişmediği için bu yönde değişim beklenmez.
  • Filtrasyon fraksiyonunda belirgin artma — Efferent baskın prerenal paternde görülürdü; oysa filtrasyon ve akım değişmediği için fraksiyon değişmez.

Aklında kalsın

Kreatinin sekresyon blokajı kreatinini yükseltir, yalnızca süzülen inülinin klirensi gerçek filtrasyonu gösterir.

34. soru

Yarışma tarzıSolunum Sistemi Fizyolojisi

Kırk altı yaşındaki kadın hasta, belirgin kilo artışı sonrası ortaya çıkan efor dispnesi yakınmasıyla başvuruyor. Solunum mekaniği ölçümlerinde statik akciğer kompliyansı normal bulunurken total solunum sistemi kompliyansı belirgin düşük saptanıyor. İstirahatte hızlı ve yüzeyel solunum paterni izleniyor. Akciğer grafisinde parankimal infiltrasyon veya volüm kaybını düşündüren bulgu izlenmiyor.

Bu tabloda fonksiyonel rezidüel kapasitedeki değişimin yönü ve bu değişimin mekanik nedeni açısından en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Azalmıştır, çünkü göğüs duvarının dışa açılma eğilimi azalmıştır

Kısaca — Akciğer kompliyansının normal kalıp sistem kompliyansının düşmesi sorunu göğüs duvarına yerleştirir; dışa açılma azaldığı için denge daha düşük volümde kurulur ve fonksiyonel rezidüel kapasite azalır.

Fonksiyonel rezidüel kapasite, ekspirasyon sonunda akciğerin içe çekilme eğilimi ile göğüs duvarının dışa açılma eğiliminin dengelendiği volümdür. Statik akciğer kompliyansının normal olması ve grafide parankimal hastalık bulgusu olmaması, akciğerin içe çekilmesinde birincil artışı dışlar. Total sistem kompliyansındaki düşüklük bu durumda göğüs duvarı bileşenine aittir ve kilo artışı gibi göğüs duvarı yükleri dışa açılmayı azaltır. Dışa açılma azalınca aynı içe çekilmeyi dengelemek için daha düşük volüm gerekir, bu yüzden fonksiyonel rezidüel kapasite azalır ve artan elastik yüke karşı hızlı yüzeyel solunum gelişir.

Akıl yürütme

  • Statik akciğer kompliyansının normal olması ve grafide infiltrasyon olmaması → akciğer parankiminde birincil sertleşme olmadığını gösterir.
  • Total solunum sistemi kompliyansının düşük olması → ek bileşenin göğüs duvarında olduğunu gösteren fork bulgudur.
  • Kilo artışı sonrası dispne ile hızlı yüzeyel patern → artmış elastik yüke karşı elastik işi azaltan solunum stratejisi ile uyumludur.
  • Fonksiyonel rezidüel kapasitenin denge volümü olması → dışa açılma azalınca dengenin daha düşük volüme kayacağını düşündürür.

Neden diğerleri değil

  • Artmıştır, çünkü akciğerin içe çekilme eğilimi azalmıştır — Amfizem mekaniğidir; normal akciğer kompliyansı ile çelişir ve dengeyi yüksek volüme taşıyamaz.
  • Artmıştır, çünkü göğüs duvarının dışa açılma eğilimi artmıştır — Yön terstir; göğüs duvarı yükü dışa açılmayı artır değil azaltır.
  • Değişmemiştir, çünkü statik akciğer kompliyansı normal olduğundan denge aynı kalır — Akciğer kompliyansını izole yorumlar ve fonksiyonel rezidüel kapasitenin iki zıt geri çekilmenin dengesi olduğunu kaçırır.
  • Azalmıştır, çünkü akciğerin içe çekilme eğilimi artmıştır — Fibrozis mekaniğidir; sonuç yönü doğru olsa da normal akciğer kompliyansı bu nedeni dışlar.

Aklında kalsın

Fonksiyonel rezidüel kapasiteyi akciğer tek başına değil akciğer ve göğüs duvarı dengesinin belirlediğini hatırla.

35. soru

Yarışma tarzıKardiyovasküler Sistem Fizyolojisi

Çarpıntı yakınmasıyla başvuran genç hastanın ritim şeridi inceleniyor. P dalgaları düzenli aralıklarla devam ederken araya giren bir atımda P dalgası olmaksızın erken gelen geniş ve biçimsiz bir QRS kompleksi görülüyor. Bu erken atımdan önceki ve sonraki normal P dalgaları arasındaki süre iki normal P-P aralığının toplamına eşit bulunuyor. Duraklamayı izleyen ilk sinüs atımında arteryel nabzın diyastolik doluştaki artışla orantısız biçimde belirgin güçlendiği hissediliyor.

Duraklamayı izleyen sinüs atımındaki kasılma gücünde izlenen artışın en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Sarkoplazmik retikulumda kalsiyum birikiminin artıp salınımın güçlenmesi

Kısaca — Sinoatriyal nodu resetlemeyen ventriküler erken atım tam duraklama yapar ve duraklamada artan sarkoplazmik retikulum kalsiyum yükü sonraki atımı güçlendirir.

Erken gelen geniş biçimsiz QRS’in önünde P olmaması ventriküler odağı düşündürür; erken atımı kuşatan iki normal P arasındaki sürenin iki P-P’ye eşit olması sinoatriyal nodun resetlenmediğini, yani retrograd penetrasyonla sıfırlanma olmadığını ve sonraki sinüs uyarısının zamanında geldiğini kanıtlar. Uzayan duraklama yalnızca diyastolik doluşu değil sarkoplazmik retikuluma kalsiyum alımını da artırır; sonraki normal uyarıda L tipi kalsiyum girişi daha yüklü depodan daha büyük kalsiyum salınımı tetikler, bu nedenle kasılma doluş artışıyla orantısız güçlenir.

Akıl yürütme

  • P dalgasız erken geniş biçimsiz QRS → supraventriküler ileti değil ventriküler odak kullanıldığını düşündürür
  • kuşatan P-P süresinin iki normal siklusa eşit olması → çatal bulgu; sinoatriyal nodun resetlenmediğini, tam kompansatuvar duraklama olduğunu gösterir
  • doluşla orantısız güçlü nabız → Frank-Starling doluş etkisinin ötesinde bir inotropik mekanizma gerektiğini gösterir
  • duraklamada geçen süre → sarkoplazmik retikulum kalsiyum yükünü ve sonraki kalsiyum transientini büyütür

Neden diğerleri değil

  • Sinoatriyal nodun resetlenerek bir sonraki otomatisitenin baskılanması — resetlenme olsaydı duraklama eksik olurdu; burada tam duraklama vardır ve sonraki atım güçlüdür, baskılı değildir
  • Artışın yalnızca diyastolik doluş artışı olan Frank-Starling etkisiyle açıklanması — doluş katkıda bulunur ancak orantısız güçlenmeyi tek başına açıklamaz; soru bilerek yalnızca demektedir
  • Erken atımda kalsiyum depolarının tükenerek sonraki atımı zayıflatması — yön ters çevrilmiştir; duraklamada depolar dolar, boşalmaz ve sonraki atım güçlenir
  • Refrakter periyodun kısalarak ventrikülde tetanik kasılmaya izin vermesi — ventrikülde uzun plato ve refrakter periyod tetaniyi engeller; bu tabloda tetani değil tek güçlü atım vardır

Aklında kalsın

Ventriküler erken atımdaki tam duraklama sinoatriyal nodun sıfırlanmadığını, sonraki güçlü atım sarkoplazmik retikulum kalsiyum yükünün arttığını gösterir.

36. soru

Yarışma tarzıSolunum Sistemi Fizyolojisi

Deneysel bir çalışmada sağlıklı bir gönüllüden giderek artan eforla zorlu inspirasyon ve zorlu ekspirasyon yapması isteniyor. Hava akım hızları ve plevral basınç eş zamanlı kaydediliyor. İnspirasyonda efor arttıkça akım hızı artmaya devam ederken ekspirasyonda belirli bir efor düzeyinden sonra akım hızı artmıyor. Bu plato sırasında plevral basınç atmosfer basıncının üzerine çıkıyor ve plato düşük akciğer volümlerinde daha belirgin oluyor.

Bu gözlemde ekspiratuvar akım kısıtlanmasını açıklayan mekanizma dikkate alındığında maksimal ekspiratuvar akımı belirleyen temel etmen açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Maksimal ekspiratuvar akım, elastik geri çekilme basıncı ve yukarı akım direnci ile sınırlanır

Kısaca — İnspirasyonda artmaya devam eden akımın ekspirasyonda plato yapması ve plevral basıncın atmosferi aşması ekspirasyona özgü dinamik kompresyonu gösterir; bu noktadan sonra maksimal akımı plevral basınç değil elastik geri çekilme ve yukarı akım direnci belirler.

Zorlu inspirasyonda negatifleşen plevral basınç intratorasik hava yollarını genişletir ve efor arttıkça akım artar. Zorlu ekspirasyonda plevral basınç pozitifleşir, hava yolu boyunca basınç düşerken bir noktada hava yolu içi basınç plevral basınca eşitlenir ve aşağısı kompresyona uğrar. Bu eşit basınç noktasından sonra aşağı akım direnci artar ve sürücü basınç yalnızca alveol ile eşit basınç noktası arasındaki elastik geri çekilme olur. Bu yüzden plevral basıncı daha artırmak hem sürücü basıncı hem kompresyonu artırır ve net akımı değiştirmez, akım efor-bağımsız plato çizer ve düşük volümlerde geri çekilme azaldığı için plato belirginleşir.

Akıl yürütme

  • İnspirasyonda eforla akımın artması → kas gücü yetersizliği veya sabit darlık olmadığını gösterir.
  • Ekspirasyonda plato ile plevral basıncın atmosferi aşması → intratorasik hava yolu kompresyonunu gösteren fork bulgudur.
  • Platonun düşük volümlerde belirginleşmesi → geri çekilme bağımlılığını ve eşit basınç noktasının perifere kaymasını düşündürür.
  • İnspiratuvar ve ekspiratuvar davranışın ayrışması → sorunun ekspirasyona özgü transmural basınç dengesinde olduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Maksimal ekspiratuvar akım, plevral basınç daha pozitif yapıldıkça her zaman artmaya devam eder — Efor-bağımlı düşünür; plevral artışın sürücü basınç kadar kompresyonu da artırdığını kaçırır.
  • Maksimal ekspiratuvar akım, ekspiratuvar kas gücüyle orantılı olarak artar — Platonun kas gücüyle aşılamayan hava yolu mekaniği olduğunu gözden kaçırır.
  • Maksimal ekspiratuvar akım, transpulmoner basıncın azalmasıyla artar — Transpulmoner basınçtaki azalmanın hava yolunu genişleteceğini varsayar, oysa azalma kompresyonu artırır.
  • Maksimal ekspiratuvar akım, plevral basıncın daha negatifleşmesiyle artar — İnspiratuvar mekaniği ekspirasyona taşır ve basınç yönünü karıştırır.

Aklında kalsın

Zorlu ekspirasyonda fazladan ıkınmak akımı artırmaz, akımı akciğerin sönme isteği belirler.

37. soru

Yarışma tarzıSinir Sistemi Fizyolojisi

Kırk yaşındaki sağlıklı bir gönüllüde nervus medianus trasesi üzerine turnike manşonu ile giderek artan mekanik basınç uygulanıyor. Herhangi bir ilaç verilmiyor. Erken dönemde elde vibrasyon ve ince dokunma duyusu belirgin azalıyor, parmaklarda eklem pozisyon hissi bozuluyor. Aynı dönemde iğne batmasına ağrı yanıtı ve sıcak duyusu korunuyor, el sıkma gücü değişmiyor.

Bu evrede üst ekstremitede gerilme refleksinin ve nosiseptif fleksör çekilme yanıtının durumu en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Gerilme refleksi azalır, çekilme yanıtı korunur

Kısaca — Mekanik basınç kalın miyelinli lifleri önce tutar, bu yüzden Ia kaynaklı gerilme refleksi zayıflarken ince lifli çekilme yanıtı korunur.

Vibrasyon, ince dokunma ve bilinçli eklem pozisyonu kalın miyelinli Aβ ve grup Ia/II afferentlerle taşınır; iğne batması ağrısı ve sıcak ağrısı ise ince Aδ ve C lifleriyle taşınır. Basınç ve iskemi kalın lifleri önce bloke eder, lokal anestezikler ise ince lifleri önce bloke eder. El sıkma gücünün korunması efferent alfa aksonların henüz bloke olmadığını gösterir, bu yüzden tablo afferent çapa bağlı dissosiyasyondur. Ia afferentleri kalın grupta yer aldığından monosinaptik gerilme yayı zayıflar; Aδ/C ile kurulan polisinaptik fleksör yay korunur.

Akıl yürütme

  • vibrasyon ve ince dokunma kaybı ile pozisyon hissi bozulması → kalın miyelinli Aβ/Ia-II tutulumunu düşündürür
  • ağrı ve sıcak duyusunun korunması ve ilaç verilmemesi → ince lif bloğunu ve farmakolojik paterni dışlar, mekanik basıncı destekler
  • el sıkma gücünün korunması → efferent yolun sağlam olduğunu, defektin afferent kolda olduğunu düşündürür
  • Ia kaybı ile Aδ/C korunması → gerilme refleksinde azalma ve çekilme yanıtında korunma beklenir

Neden diğerleri değil

  • Gerilme refleksi belirgin artar, çekilme yanıtı kaybolur — hem refleks yönünü hem lif sırasını tersine çevirir; korunmuş ağrı ile çekilmenin kaybolması bağdaşmaz
  • Gerilme refleksi korunur, çekilme yanıtı belirgin artar — korunmuş ağrıyı sensitizasyon sayar; basıda primer olay fasilitasyon değil kalın afferent kaybıdır
  • Gerilme refleksi artar, çekilme yanıtı korunur — tabloyu üst motor nöron hiperrefleksisi ile karıştırır; akut basınçta beklenen disinhibisyon artışı değildir
  • Gerilme refleksi korunur, çekilme yanıtı kaybolur — lokal anestezik sırasını uygular; bu paternde önce ağrı ve çekilme kaybolurdu, burada korunan odur

Aklında kalsın

Basınç kalın lifi, lokal anestezik ince lifi önce tutar; gerilme refleksi kalın, çekilme yanıtı ince afferente bakar.

38. soru

Yarışma tarzıBöbrek ve Sıvı-Elektrolit Fizyolojisi

Yüksek enerjili trafik kazası geçiren genç bir hastada kan basıncı düşüyor, nabız hızlanıyor. Resüsitasyonun erken saatlerinde ölçülen para-aminohippürat klirensi belirgin azalırken inülin klirensi görece korunuyor, filtrasyon fraksiyonu artıyor. İdrar sedimenti normal bulunuyor, fraksiyonel sodyum atılımı düşük saptanıyor.

Bu erken dönemde glomerüler hemodinamiği koruyan yanıtın peritübüler kapiller Starling kuvvetleri üzerinden proksimal tübülde oluşturması beklenen etki aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Peritübüler kapiller onkotik basıncın yükselerek proksimal sodyum ve su geri emilimini artırması

Kısaca — Filtrasyon fraksiyonundaki artış efferent baskın yanıta işaret eder ve peritübüler onkotik basıncı yükselterek proksimal geri emilimi artırır.

Para-aminohippürat klirensi efektif renal plazma akımını, inülin klirensi glomerüler filtrasyon hızını yansıtır; akım belirgin düşerken filtrasyonun görece korunması filtrasyon fraksiyonunu yükseltir. Bu patern aferent daralmayla açıklanamaz; anjiyotensin II ve sempatik aktivasyonla efferent arteriol direncinin artması glomerüler kapiller hidrostatik basıncı korur. Süzülen plazma oranı artınca postglomerüler kanda protein konsantrasyonu yükselir, peritübüler onkotik basınç artar ve peritübüler hidrostatik basınç düşer; her iki Starling değişimi proksimal sodyum ve su geri emilimi lehinedir.

Akıl yürütme

  • Para-aminohippürat klirensinde belirgin azalma ile inülin klirensinin korunması ve filtrasyon fraksiyonu artışı → akım düşmesine rağmen glomerüler basıncı koruyan efferent konstrüksiyonun baskın olduğuna işaret eder.
  • Normal sediment ile düşük fraksiyonel sodyum atılımı → akut tübüler hasarı dışlar, artmış proksimal geri emilimle uyumludur.
  • Kan akımındaki düşüşün tek başına iskemiyi düşündürmesi → filtrasyon fraksiyonu artışı bu ilk izlenimi dışlayan çatal bulgudur ve aferent paterni eler.

Neden diğerleri değil

  • Peritübüler kapiller onkotik basıncın düşerek proksimal sodyum ve su geri emilimini azaltması — Bu patern aferent konstrüksiyonda görülür; oysa olguda filtrasyon fraksiyonu artmıştır, azalmamıştır.
  • Peritübüler kapiller hidrostatik basıncın yükselerek proksimal sodyum ve su geri emilimini belirgin şekilde azaltması — Starling yönü doğru kurulmuş olsa da olgudaki yön yanlıştır; efferent konstrüksiyonda peritübüler hidrostatik basınç yükselmez, düşer.
  • Peritübüler kapiller hidrostatik basıncın yükselerek proksimal sodyum ve su geri emilimini artırması — Hidrostatik basınç artışı geri emilimi artırmaz, azaltır; Starling ilişkisi ters kurulmuştur.
  • Peritübüler kapiller onkotik basıncın yükselerek proksimal sodyum ve su geri emilimini azaltması — Onkotik basınç artışı geri emilimi azaltmaz, artırır; etkinin yönü ters kurulmuştur.

Aklında kalsın

Filtrasyon fraksiyonu artışı peritübüler onkotik basıncı yükseltir ve proksimal geri emilimi artırır.

39. soru

Yarışma tarzıBöbrek ve Sıvı-Elektrolit Fizyolojisi

Nefrotik düzeyde proteinürisi olan iki hastada glomerüler geçirgenliği değerlendirmek için aynı yarıçaplı nötral ve anyonik dekstranların klirensleri ölçülüyor. Birinci hastada nötral dekstran klirensi sağlıklı bireylerle benzer bulunurken anyonik dekstran klirensi belirgin yüksek saptanıyor. İkinci hastada hem nötral hem anyonik dekstran klirensi yüksek bulunuyor. Her iki hastada da serum albümin düşük saptanıyor.

Birinci hastada ikinci hastadan farklı olarak idrar protein profilinde görülmesi beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Albümin atılımının belirgin artmasına karşın immünglobulin atılımının görece düşük kalması

Kısaca — Nötral klirens normalken anyonik klirensin artması yük bariyeri kaybına işaret eder ve selektif albüminüri beklenir.

Glomerüler bariyer boyuta ve yüke göre seçicilik gösterir; aynı yarıçaplı nötral dekstran boyut probu, anyonik dekstran ise yük probudur. Nötral klirensin normal kalması por yapısının ve boyut seçiciliğinin korunduğunu, anyonik klirensin yükselmesi ise negatif yük bariyerinin kaybolduğunu gösterir. Bu durumda küçük ve negatif yüklü albümin kolay sızarken büyük immünglobulinler tutulur; her iki dekstranın da yüksek olduğu ikinci tabloda ise boyut bariyeri de bozulduğu için atılım nonselektiftir.

Akıl yürütme

  • Nötral dekstran klirensinin normal olması → glomerüler por yapısı ve boyut seçiciliğinin korunduğuna işaret eder.
  • Aynı yarıçapta anyonik dekstran klirensinin yüksek olması → negatif yük bariyerinin kaybına işaret eder.
  • Proteinürinin tek başına boyut defektini düşündürmesi → nötral dekstran normalliği bu ilk izlenimi dışlayan çatal bulgudur.

Neden diğerleri değil

  • Albümin ve immünglobulin atılımının birlikte belirgin artması — Bu patern her iki dekstranın da yüksek olduğu ikinci hastanın nonselektif tablosudur; nötral klirensi normal olan birinci hastaya uymaz.
  • İmmünglobulin atılımının belirgin artmasına karşın albümin atılımının görece düşük kalması — Büyük proteinin küçük ve anyonik albüminden daha kolay sızması boyut ve yük fizyolojisine terstir.
  • Düşük molekül ağırlıklı tübüler proteinlerin baskın olduğu, albümin atılımının görece düşük kalması — Tübüler proteinüri paternidir; glomerüler yük defektinde baskın sızan protein albümindir.
  • Glomerüler protein atılımının normal sınırlarda kalması — Anyonik klirens artışı ve hipoalbülminemiyle çelişir; bariyer kaybı yok sayılmış olur.

Aklında kalsın

Yük bariyeri kaybı boyut bariyeri sağlamken selektif albüminüri yapar, boyut bariyeri kaybı nonselektif proteinüri yapar.

40. soru

Yarışma tarzıEndokrin Sistem Fizyolojisi

Hipofiz adenomu nedeniyle transsfenoidal cerrahi geçiren bir hastada ameliyat sonrası ilk günlerde yüksek hacimli, açık renkli idrar çıkışı ve belirgin susama ortaya çıkıyor. Bu poliürik tablo bir süre sonra kendiliğinden hafifliyor. Sonraki günlerde halsizlik, bulantı ve baş ağrısı beliriyor. Bu dönemde bakılan sabah serum kortizolü ve tiroid fonksiyon testleri normal bulunuyor. Hastaya bu süreçte ADH veya ADH antagonisti verilmiyor.

Bu hastada ikinci dönemde su dengesi ve nörohipofiz fonksiyonu açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Kontrolsüz ADH boşalmasına bağlı su tutulumu; plazma ozmolalitesi düşük, idrar ozmolalitesi yüksek

Kısaca — Dejenere nörohipofiz uçlarından kontrolsüz ADH boşalması su tutulumu yapar ve plazmayı dilüe eder.

ADH hipotalamusta sentezlenip nörohipofiz terminallerinde depolanır; cerrahi travma sonrası akson şoku önce geçici yetmezlik ve dilüe poliüri oluşturur. Dejenere olan terminaller sonraki günlerde depolanmış hormonu ozmotik kontrol dışında dolaşıma boşaltır. Bu düzensiz salınım renal su tutulumunu artırır, plazma ozmolalitesi düşerken idrar ozmolalitesi yükselir.

Akıl yürütme

  • İlk günlerde yüksek hacimli açık renkli idrar ve susama → erken ADH yetmezliğini destekler
  • Poliürinin hafiflemesini izleyen halsizlik, bulantı ve baş ağrısı → yeni başlayan su tutulumu ve dilüsyonu destekler, kalıcı yetmezlik öngörüsünü dışlar
  • Sabah kortizolü ve tiroid fonksiyon testlerinin normal olması → hiponatremiyi sekonder adrenal yetmezlik veya santral hipotiroidiye bağlamayı dışlar
  • Ek ADH veya antagonist verilmemesi → tablonun endojen salınım örüntüsünü yansıttığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Kalıcı ADH eksikliğine bağlı renal su kaybı; plazma ozmolalitesi yüksek, idrar ozmolalitesi düşük — ilk dönemin bulgusudur; poliürinin hafiflemesi ve dilüsyon belirtileriyle bağdaşmaz.
  • Kortizol eksikliğine bağlı renal serbest su atılımında azalma ile su tutulumu; plazma ozmolalitesi düşük, idrar ozmolalitesi yüksek — laboratuvar örüntüsü benzese de normal kortizol ve tiroid bulgusu bu mekanizmayı dışlar.
  • Renal ADH yanıtsızlığına bağlı renal su kaybı; plazma ozmolalitesi yüksek, idrar ozmolalitesi düşük — su kaybı yönü ve hipofiz cerrahisi öyküsüyle bağdaşmaz; sorun böbrekte değil santraldadır.
  • Primer aşırı su alımına bağlı dilüsyonel durum; plazma ozmolalitesi düşük, idrar ozmolalitesi düşük — primer aşırı alımda idrar dilüe kalır; konsantre idrar ve ADH fazlası örüntüsüyle bağdaşmaz.

Aklında kalsın

Nörohipofiz travmasından sonra erken su kaybını düzensiz su tutulumu izleyebilir; dönemi semptom dizisi ve ön hipofiz fonksiyonu belirler.

41. soru

Yarışma tarzıHücre ve Organeller

Kas güçsüzlüğü yakınmasıyla başvuran hastadan alınan kas biyopsisi iki parçaya ayrılıyor. Bir parça formaldehitle fikse edilip parafine gömülüyor, diğer parça fikse edilmeden dondurulup kriyostatla kesiliyor. Parafin kesitlerde solunum zinciri proteinine karşı primer antikor ve işaretli sekonder antikorla liflerde yaygın boyanma izleniyor. Primer antikor uygulanmayan kesitlerde zemin boyanması dışında sinyal izlenmiyor. Aynı enzimin aktivitesini gösteren histokimyasal boyamada hastanın dondurulmuş kesitlerinde sinyal alınamıyor; aynı gün aynı koşullarda hazırlanan sağlıklı kontrolün dondurulmuş kesitlerinde güçlü sinyal izleniyor. Aynı histokimyasal boyama parafine gömülen kontrol kesitinde de sinyal vermiyor.

Parafin kesitte antikorla sinyal alınırken hastanın dondurulmuş kesitinde aktivite saptanamamasının en olası açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Enzim proteininin dokuda bulunması ancak katalitik aktivitesini yitirmesi

Kısaca — Dondurulmuş kesitte kontrolde aktivite varken hastada yokluğu gerçek katalitik kaybı kanıtlar, parafin kesitte antikor sinyalinin korunması ise proteinin varlığını gösterir.

Formaldehit proteinleri çapraz bağlayarak enzimlerin katalitik konformasyonunu bozar ve parafin gömme için gereken etanol-ksilol serisi nativ yapıyı daha da uzaklaştırır; bu nedenle enzim histokimyası fikse edilmemiş dondurulmuş kesit gerektirir. Aynı dokuda lineer epitop antijen geri kazanımı sonrası primer antikorla tanınabilir kalır, bu yüzden immünohistokimya protein varlığını saptamaya devam eder. Hastanın dondurulmuş kesitinde kontrol pozitifken sinyal alınamaması dondurma artefaktı değil, proteini korunmuş ancak katalitik aktivitesi yitirilmiş bir defekti düşündürür.

Akıl yürütme

  • Dondurulmuş hasta kesitinde sinyal yok + aynı koşullardaki kontrolde güçlü sinyal → kayıp teknik değil, hastaya ait gerçek aktivite kaybıdır.
  • Primer antikor uygulanmayan kesitte sinyal olmaması → sekonder antikora bağlı nonspesifik boyanmayı dışlar.
  • Parafin kontrol kesitinde de histokimyasal sinyal olmaması → aldehit fiksasyonu ve parafin işleminin normal dokuda bile aktiviteyi ortadan kaldırdığını gösterir.
  • Parafin kesitte antikorla yaygın boyanma → proteinin dokuda bulunduğunu destekler.

Neden diğerleri değil

  • Kesit kalınlığı nedeniyle substratın lif içine nüfuz edememesi — aynı kalınlıkta hazırlanan kontrolde güçlü sinyal alınması penetrasyon engelini dışlar.
  • Sekonder antikorun kas liflerine nonspesifik bağlanması — primer antikor yokken sinyal izlenmemesi bu olasılığı dışlar.
  • Dondurma sırasında buz kristallerinin mitokondrileri parçalaması — aynı dondurma koşulundaki kontrolde aktivitenin korunması buz kristali hasarını dışlar.
  • Endojen peroksidaz aktivitesinin histokimyasal sinyali baskılaması — bu mekanizma primer antikor yokken de zemin sinyali verirdi ve kontroldeki güçlü aktiviteyi açıklamaz.

Aklında kalsın

Antikor proteinin varlığını gösterir, histokimya katalitik aktiviteyi gösterir; ikisi uyumsuzsa önce var-ama-inaktif protein düşünülmelidir.

42. soru

Yarışma tarzıGenital Sistem Histolojisi

Deneysel bir çalışmada erişkin over korteksinden alınan bir kesitte oosit çevresinde homojen asidofilik bir bant seçiliyor. Bu bandın dışında çok katlı kübik hücrelerden oluşan kalın bir tabaka izleniyor ve tabaka içinde antrum ya da kapiller görülmüyor. Tabakanın dışında bazal laminayla ayrılmış, içte kapillerden zengin epitelyoid hücrelerden ve dışta iğsi bağ dokusu hücrelerinden oluşan iki katmanlı bir kılıf ayırt ediliyor. Araştırmacı içteki kalın hücre tabakasından izole ettiği hücrelere kültür ortamında LH ekliyor.

Bu folikülden izole edilen granüloza hücrelerinin gonadotropin yanıtı açısından en olası özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — FSH’ye aromataz yanıtı, LH’ye steroid yanıtı yokluğu

Kısaca — Tanımlanan yapı antrumsuz sekonder foliküldür ve bu evrede granüloza yalnızca FSH’ye yanıt verir.

Sekonder folikülde oosit ile granüloza arasında zona pellucida belirir, granüloza çok katlıdır ancak antrum henüz oluşmamıştır ve bazal laminanın dışında teka interna ile teka eksterna seçilir; östrojen sentezi iki hücreli iş birliği gerektirir, teka internadaki LH reseptörleri androjen üretir, granülozadaki FSH reseptörleri aromatazı aktive ederek bu androjenleri östrojene çevirir, granülozada LH reseptörü ise ancak FSH etkisiyle preovulatuvar dönemde kazanılır.

Akıl yürütme

  • Homojen asidofilik bant → zona pellucida varlığını ve primerden ileri evreye geçişi gösterir.
  • Çok katlı kübik tabaka ile antrum yokluğu → sekonder preantral evreyi işaret eder, antrumlu Graaf folikülünü dışlar.
  • Bazal laminayla ayrılan içte vasküler epitelyoid ve dışta iğsi iki kılıf → teka interna ve teka eksterna farklılaşmasını, granülozanın hâlâ damarsız olduğunu gösterir.
  • İzole iç tabakaya LH eklenmesi → bu evrede LH reseptörü taşımayan granülozada cAMP ve steroid yanıtı beklenmediğini test eder.

Neden diğerleri değil

  • LH uyarısı sonrası androjen sentezinde belirgin artış — Androjen sentezi LH reseptörü taşıyan teka internaya aittir, izole granülozaya değil; kompartıman karıştırılırsa seçilir.
  • LH uyarısı sonrası cAMP aracılı progesteron sentezinde artış — Bu yanıt FSH ile LH reseptörü kazanmış preovulatuvar granülozanın luteinize yanıtıdır, antrumsuz evrede yoktur.
  • FSH yokluğunda androjenden bağımsız östradiol sentezi — Granüloza östrojeni tek başına yapmaz, teka kaynaklı androjene ve FSH ile aromataz aktivasyonuna bağımlıdır.
  • LH dalgasıyla kumulus ekspansiyonunu başlatma yeteneği — Kumulus ekspansiyonu LH reseptörü kazanmış, antrumlu preovulatuvar komplekse aittir.

Aklında kalsın

Bazal lamina sağlamken granüloza damarsızdır ve preantral evrede LH’ye yanıtsızdır; östrojen teka androjeninin granülozada FSH ile aromatize edilmesiyle üretilir.

43. soru

Yarışma tarzıHücre ve Organeller

Deneysel bir çalışmada ventrikül kas lifleri arasındaki bağlantılar inceleniyor. İnce kesit transmisyon elektron mikroskopisinde komşu hücre zarları arasında dar bir aralık izleniyor ancak zar içi düzenlenme seçilemiyor. Hücrelerden birine verilen küçük molekül ağırlıklı boya komşu hücreye hızla geçiyor ve lifler senkron kasılıyor. Araştırmacı zar içi partikül dizilimini en face görmek istiyor.

Bu amaçla uygulanan dondurma-kırma yönteminde beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — P yüzünde kümelenmiş intramembran partiküller

Kısaca — Boya geçişi ve senkron kasılma gap junctionu düşündürür; zar düzlemi içindeki konneksin dizilimi dondurma-kırmada P yüzünde kümelenmiş partikül olarak izlenir.

Dar aralık ilk bakışta sıkı bağlantıyı akla getirir, ancak küçük molekül ağırlıklı boyanın komşu hücreye geçmesi ve elektriksel eşgüdüm gap junctionun işlevsel kanıtıdır. İnce kesit zara dik planda trilaminer çizgi verir ve zar düzlemi içini göstermez; lipid tabakasını ortadan yaran dondurma-kırma ise integral membran proteinlerini en face gösterir.

Akıl yürütme

  • dar aralık ve seçilemeyen zar içi düzenlenme → ince kesitin sınırını gösterir, bağlantı tipini ayırmaz
  • boya geçişi ve senkron kasılma → hücreler arası düşük dirençli geçişi ve gap junctionu düşündürür, zonula occludensi dışlar
  • en face zar içi dizilim isteği → lipid çift tabakasını yaran dondurma-kırma ve P yüzünde partikül kümelerini gerektirir

Neden diğerleri değil

  • P yüzünde dallanan ağsı bantlar ve E yüzünde tamamlayıcı oluklar — zonula occludensin kırma yüzü örüntüsüdür; izleyiciyi durduran bu bağlantı boya geçişiyle dışlanır
  • Hücre dış yüzeyinin üç boyutlu topografik görüntüsü — hücre dış yüzeyini gösterir, zar içi düzlemi değil
  • Kesit düzleminde trilaminer birim membran çizgisi — zaten yapılan ince kesit bulgusudur, en face partikül dizilimini vermez
  • Koyu zeminde açık izlenen izole partikül görüntüsü — izole virüs ve makromoleküller için negatif boyamadır, doku içi zar düzlemini göstermez

Aklında kalsın

Geçişe izin veren bağlantı gap junctiondur ve kırma yüzünde partikül kümesi verir; geçişi engelleyen bantlar zonula occludensdir.

44. soru

Yarışma tarzıEpitel Doku ve Bezler

Deneysel bir çalışmada erişkin sıçanın mesane lateral duvarından alınan ve lümeni plazmaya göre hiperozmotik üre çözeltisiyle doldurulan izole bir segment inceleniyor. Segmenti döşeyen epitelde dolulukla değişen sayıda hücre sırası izleniyor; yüzey hücreleri büyük, kubbe biçimli ve yer yer çift çekirdekli olarak tanımlanıyor. Apikal sitoplazmada disk biçiminde veziküller ve kalınlaşmış membran plakları görülüyor; yüzeyde kinosilyum ya da mukus dolu kadeh biçiminde hücre izlenmiyor. Yüzey hücrelerinin seçici olarak zedelenmesinden sonra segment bir süre izleniyor.

Bu durumda lümen hacmi ve lümen üre konsantrasyonundaki beklenen birlikte değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Lümen hacminde artış ve lümen üre konsantrasyonunda azalma

Kısaca — Değişen kat sayısı ve kubbe biçimli plakalı yüzey hücreleri ürotelyumu gösterir ve şemsiye hücre bariyeri kalkınca hiperozmotik lümene su girer, üre çıkar.

Değişen sayıda hücre sırası, büyük kubbe biçimli yer yer çift çekirdekli yüzey hücreleri ile apikal disk vezikül ve kalın membran pl unsuru birlikte ürotelyumun olağan görünümüdür; sıkı bağlantılarla birlikte bu apikal uzmanlaşma idrar ile kan arasında su ve üreye karşı geçirgenlik bariyeri oluşturur. Bariyer seçici olarak kaldırıldığında akımlar pasif gradyanları izler, bu yüzden plazmaya göre hiperozmotik ve üreden zengin lümene ozmozla su girerken üre konsantrasyon gradyanı yönünde dışarı çıkar.

Akıl yürütme

  • Dolulukla değişen sıra sayısı ve kubbe biçimli büyük yüzey hücreleri → değişici epitel lehine, sabit katmanlı çok katlı yassı epiteli dışlar
  • Disk biçiminde vezikül ve kalın apikal plak → şemsiye hücre ve uroplakin plak birikimini destekler
  • Kinosilyum ve müsin dolu kadeh hücresi yokluğu → yalancı çok katlı solunum epiteli olasılığını dışlar
  • Hiperozmotik üre çözeltisi varlığında yüzey zedelenmesi → bariyer kaybında su girişini ve üre çıkışını öngörür

Neden diğerleri değil

  • Lümen hacminde azalma ve lümen üre konsantrasyonunda artış — Suyun ozmotik yönünü tersine çevirir; hiperozmotik lümen su çeker, kaybetmez.
  • Lümen hacminde artış ve lümen üre konsantrasyonunda artış — Su girişini doğru alır ancak ürenin de dışarı difüze olacağını gözden kaçırır.
  • Lümen hacminde azalma ve lümen üre konsantrasyonunda azalma — Her iki akımı da dışarı yönlendirir; ozmotik su hareketini yanlış yönde kabul eder.
  • Lümen hacmi ve lümen üre konsantrasyonunda değişiklik olmaması — Bariyeri bazal hücrelere atfeder; oysa geçirgenlik bariyeri yüzey şemsiye hücrelerindedir.

Aklında kalsın

Ürotelyumda bariyeri şemsiye hücreler kurar, kaybolunca su ve üre gradyan yönünde kaçar.

45. soru

Yarışma tarzıGenel Embriyoloji

İnfertilite nedeniyle intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu uygulanan bir çiftte olgun oositler kullanılıyor. Enjeksiyondan sonra oositlerde ikinci kutup cisimciğinin atıldığı, iki pronükleusun oluştuğu ve kortikal reaksiyonun izlendiği görülüyor. Buna karşın pronükleusların birleşmesini takiben bipolar mekik kurulamıyor ve zigot ilk mitoza giremiyor; bölünme izlenmiyor. Spermiyumların elektron mikroskopisinde akrozom ve aksonem yapıları normal bulunurken baş-kuyruk bağlantı bölgesinde sentriol yapısında bozukluk saptanıyor.

Bu tabloda ilk mitotik bölünme başarısızlığını en iyi açıklayan mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Spermiyuma ait sentrozomla ilk mitotik mekiğin kurulamaması

Kısaca — Aktivasyon tamamlanmış ama ilk mekik kurulamıyorsa sorun upstream fertilizasyonda değil, sperm sentrozomundadır.

İnsanda zigot sentrozomu spermiyumun distal sentriolünden köken alır ve ilk mitotik mekiği düzenler. İntrasitoplazmik enjeksiyon kapasitasyon, akrozom reaksiyonu, zona geçişi ve membran füzyonunu baypas eder. İkinci kutup cisimciği, iki pronükleus ve kortikal reaksiyon oosit aktivasyonunun tamamlandığını gösterir; bu bulgular upstream defektleri dışlayan fork’tur. Akrozom ve aksonem normalken izole baş-kuyruk sentriol bozukluğu, selektif paternal sentrozom katkısı kaybına uyar.

Akıl yürütme

  • ICSI kullanımı → kapasitasyon, akrozom ve zona basamaklarının baypas edildiğini gösterir
  • ikinci kutup + iki pronükleus + kortikal reaksiyon → kalsiyum dalgası ve oosit aktivasyonunun tamamlandığını gösteren fork, aktivasyon defektini dışlar
  • bipolar mekik yok + ilk mitoz yok + izole sentriol bozukluğu → paternal sentrozomla mekik kurulamamasına uyar
  • akrozom ve aksonem normal → sorunun motilite veya zona penetrasyonunda olmadığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Kapasitasyon gerçekleşmediği için spermiyumun zona bağlayamaması — ICSI zonayı baypas eder; ayrıca pronükleus oluşmuştur
  • Akrozom reaksiyonu gerçekleşmediği için zonanın geçilememesi — akrozom normaldir ve ICSI ile zona aşılmıştır
  • Oosit aktivasyonunda sitozolik kalsiyum dalgasının oluşamaması — ikinci kutup, pronükleus ve kortikal reaksiyon aktivasyonun olduğunu kanıtlar
  • Kortikal granül ekzositozunun erken gerçekleşerek zonanın sertleşmesi — kortikal reaksiyon izlenmiştir ve zona sertleşmesi mitotik mekiği engellemez

Aklında kalsın

Pronükleus var ama ilk bölünme yoksa akla sperm sentrozomu gelsin.

46. soru

Yarışma tarzıEpitel Doku ve Bezler

Erkek genital kanaldan alınan iki ayrı segmentin elektron mikroskobik incelemesinde her ikisinde de lümene uzanan parmaksı çıkıntılar izleniyor. Birinci segmentte çıkıntıların içinde düzenli mikrotübül demetleri ve dinein kolları saptanıyor; ikinci segmentte ise çıkıntıların içinde aktin filament demetleri izleniyor, mikrotübül organizasyonu ve bazal cisim görülmüyor. İkinci segmenti döşeyen epitelde tüm hücrelerin bazal membran ile temas ettiği, ancak çekirdeklerin farklı düzeylerde dizildiği saptanıyor. Her iki segmente dinein aracılı hareketi durduran bir ajan uygulanıyor.

Bu ajanın ikinci segmentin fonksiyonu üzerine beklenen etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Lümen sıvısı emiliminde anlamlı değişiklik olmaması

Kısaca — Aktin demetli, bazal cisimsiz çıkıntı ile yalancı çok katlı dizilim stereosilyalı epiteli gösterir ve dinein blokajı aktin bağımlı emilimi değiştirmez.

İkinci segmentteki çıkıntılarda mikrotübül organizasyonu ve bazal cisim yerine aktin filament demeti görülmesi gerçek kirpik değil stereosilya olduğunu kanıtlar; tüm hücrelerin bazal membrana değip çekirdeklerin farklı düzeylerde dizilmesi ise çok katlı değil yalancı çok katlı düzenlenmeyi gösterir. Stereosilya aktin çatılı uzun bir mikrovillus demetidir ve lümen sıvısının emilimi için yüzeyi artırır, dinein ATPaz ile vuruş yapmaz.

Akıl yürütme

  • Aktin demeti ile mikrotübül ve bazal cisim yokluğu → ikinci segmentte gerçek kirpik değil stereosilya lehine, solunum tipi kirpiği dışlar
  • Tüm hücrelerin bazal membrana değmesi → yalnızca bazal hücrelerin değdiği çok katlı örtüyü dışlar
  • Çekirdeklerin farklı düzeylerde dizilmesi → basit prizmatik dizilimi dışlar, yalancı çok katlıyı destekler
  • Dinein blokajı → mikrotübül kaymasını durdurur, aktin demetli emilim yapısını etkilemez

Neden diğerleri değil

  • Lümen sıvısı emiliminde belirgin azalma — Lümene uzanan her çıkıntıyı dinein bağımlı kirpik sanır; stereosilya dineinle çalışmaz.
  • Lümen sıvısı emiliminde belirgin artış — Blokajı kompansatuvar artış gibi okur; aktin bağımlı emilimde böyle bir yanıt yoktur.
  • Lümendeki partiküllerin ileriye taşınmasında belirgin hızlanma — Emilim yapısını itici kirpikle karıştırır; stereosilya partikül itmez.
  • Lümendeki partiküllerin ileriye taşınmasında belirgin yavaşlama — Dinein blokajının bu segmentte de taşımayı yavaşlatacağını sanır; bu segmentte dineinle taşıma yoktur.

Aklında kalsın

Stereosilya kirpik değil emilim mikrovillusudur, dinein blokajından etkilenmez.

47. soru

Yarışma tarzıGenital Sistem Histolojisi

Otuz yaşındaki bir kadından alınan over biyopsisinde antrum içeren bir folikül inceleniyor. Granüloza tabakasında çok sayıda piknotik çekirdek ve apoptotik cisim izleniyor. Granüloza ile çevresindeki epitelyoid hücre tabakası arasındaki bazal lamina kalınlaşmış görünümde devamlılığını koruyor ve granüloza tabakası içinde kapiller izlenmiyor. Çevredeki epitelyoid hücrelerde belirgin hipertrofi dikkat çekiyor. Folikül duvarında rüptür ya da santral pıhtı izlenmiyor.

Bu folikülün akıbeti ve over korteksindeki kalıcı endokrin dokuya katkısı açısından en olası sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Teka interna hücrelerinin canlılığını sürdürerek androjen salgılayan interstisyel beze katılması

Kısaca — Tablo rüptüre olmamış atretik antral foliküldür ve kalıcı katkı teka internadan köken alan androjen salgılayan interstisyel bezdir.

Atretik folikülde granüloza apoptozise gider, bazal lamina kalınlaşarak devamlılığını korur ve damarlar granülozaya giremez; hipertrofik teka interna canlılığını sürdürerek interstisyel bez hücrelerine katılır ve androjen üretir, korpus luteum ise yalnızca ovulasyonda bazal laminanın yıkılması, granülozanın damarsal invazyonu ve santral pıhtı ile luteinizasyon sonucu progesteron salgılar.

Akıl yürütme

  • Piknotik çekirdek ve apoptotik cisimler → granülozada atrezi lehine ölüm sürecini gösterir.
  • Kalın devamlı bazal lamina ve granüloza içinde kapiller yokluğu → luteinizasyon için gerekli vasküler invazyonun olmadığını gösterir ve korpus luteumu dışlar.
  • Epitelyoid tabakada hipertrofi → teka internanın canlı steroidmorfolojisini koruduğunu gösterir.
  • Rüptür ve santral pıhtı yokluğu → ovulasyon ve korpus hemorajikum gelişmediğini gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Granüloza hücrelerinin luteinize olarak progesteron salgılayan korpus luteuma dönüşmesi — Luteinizasyon bazal lamina yıkımı ve damarların granülozaya girmesini gerektirir, burada her ikisi de yoktur ve granüloza ölmektedir.
  • Granüloza ve teka hücrelerinin birlikte vaskülarize olup östradiol dalgası oluşturması — Birlikte vaskülarizasyon sağlam bazal lamina varken mümkün değildir ve apoptotik granülozadan östrojen dalgası beklenmez.
  • Folikül boşluğunun kanla dolup progesteron salgılayan korpus hemorajikuma dönüşmesi — Korpus hemorajikum rüptür ve santral kanama gerektirir, olguda duvar sağlamdır ve pıhtı yoktur.
  • Tüm foliküler hücrelerin kaybıyla damarsız kollajen bir skar olan korpus albikansa dönüşmesi — Korpus albikans regrese korpus luteumun skardır, ovulasyonsuz atretik folikülden doğrudan oluşmaz.

Aklında kalsın

Atretik folikülde granüloza ölür, teka interna yaşar ve interstisyel beze katılarak androjen üretir; damarların granülozaya girmesi yalnızca ovulasyondan sonra olur.

48. soru

Yarışma tarzıGenel Embriyoloji

Otuzlu yaşlarındaki bir çift, tekrarlayan total fertilizasyon başarısızlığı nedeniyle değerlendiriliyor. Erkekte sperm konsantrasyonu, hareketliliği ve baş morfolojisi tekrarlayan analizlerde olağan sınırlarda bulunuyor. Kadında over rezervi normal olup uyarılmış siklüste yeterli sayıda metafaz II oosit elde ediliyor. Konvansiyonel in vitro fertilizasyonda pronükleus oluşumu izlenmiyor; zona pellusidanın bypass edildiği intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu siklüsünde de ikinci kutup cisimciği atılımı ve pronükleus oluşumu gözlenmiyor.

Defektli basamağı bypass ederek fertilizasyon sağlaması en olası müdahale aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Oosit sitozolünde kalsiyum artışını doğrudan sağlayan iyonofor uygulaması

Kısaca — Konvansiyonel yöntemde ve enjeksiyonda da pronükleus yokluğu füzyon sonrası oosit aktivasyon defektini gösterir; doğrudan kalsiyum artışı bu basamağı bypass eder.

Sperm-oosit füzyonu oositte kalsiyum salınımları başlatır; bu artış mayoz II nin tamamlanmasını, ikinci kutup cisimciğinin atılmasını, kortikal granül salınımını ve pronükleus oluşumunu tetikler. Enjeksiyon zona, kapasitasyon ve akrozom basamaklarını bypass eder, ancak aktivasyon gereksinimini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle enjeksiyon sonrası da kutup cisimciği ve pronükleus yoksa defekt aktivasyondadır ve sitozolik kalsiyumu doğrudan yükselten uygulama fertilizasyonu kurtarabilir.

Akıl yürütme

  • normal sperm + olgun metafaz II oosit → gamet üretimi ve olgunluk korunmuş
  • konvansiyonel fertilizasyonda pronükleus yokluğu → zona öncesi ya da sonrası herhangi bir basamak olabilir
  • enjeksiyonda da ikinci kutup cisimciği ve pronükleus yokluğu → zona/akrozom/penetrasyon defektini dışlar, füzyon sonrası aktivasyon defektini işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Albuminden zengin medyumda spermiyum kapasitasyon süresinin uzatılması — kapasitasyon zona öncesi basamaktır ve enjeksiyonla zaten bypass edilmiştir.
  • Hyalühronik asit ile seçilen spermiyumun zona pellusidaya bağlanmasının artırılması — zona bağlanma basamağı enjeksiyonla bypass edilmiştir; başarısızlık burada değildir.
  • Kalsiyum şelatörü eklenerek kortikal granül salınımının önlenmesi — kalsiyumu düşürmek aktivasyonu daha da bozar; yön terstir.
  • Fosfodiesteraz inhibitörü eklenerek spermiyum kuyruk hareketliliğinin artırılması — hareketlilik normaldir ve füzyon sonrası defekti düzeltmez.

Aklında kalsın

Enjeksiyon da pronükleus üretemiyorsa sorun zonada değil, oositi uyandıran kalsiyum sinyalindedir.

49. soru

Yarışma tarzıGenel Embriyoloji

Deneysel bir çalışmada antral foliküldeki granüloza hücreleri ile oosit arasındaki gap junctionlar lüteinizan hormon pikinden önce farmakolojik olarak kapatılıyor. Folikül rüptürü gerçekleşmiyor; oosit canlılığını sürdürüyor. Oosit sitozolünde siklik adenozin monofosfat düzeyinin düştüğü ve mayozu düzenleyen kinaz aktivitesinin arttığı ölçülüyor. Ortamda spermiyum bulunmuyor.

Bu oositte izlenmesi beklenen olay aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Germinal vezikül yıkımı ve birinci kutup cisimciğinin atılması

Kısaca — cAMP düşüşü birinci mayozu yeniden başlatır; sperm yokken ikinci mayoz ve aktivasyon olmaz.

Diploten arresti yüksek intraoosit cAMP ile sürdürülür; granüloza sinyali gap junctionlarla taşınır. Lüteinizan hormon normalde junctionları kapatıp cAMP’yi düşürür, mayoz düzenleyici kinaz aktive olur, germinal vezikül yıkılır, homolog kromozomlar ayrılır ve birinci kutup cisimciği atılır. Metafaz II arresti ve ikinci kutup atılması ise fertilizasyondaki sperm kaynaklı kalsiyum dalgasına bağlıdır.

Akıl yürütme

  • gap junction kapanması + cAMP düşüşü + kinaz artışı → diploten baskısının kalktığını ve birinci mayozun başladığını gösterir
  • folikül rüptürü yok → ovulasyonun izlenmediği, olayın ektopik erken matürasyon olduğu anlaşılır
  • ortamda sperm yok → ikinci kutup, pronükleus, kortikal reaksiyon ve kalsiyum dalgasını dışlayan fork bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Birinci mayoz profazında diploten arrestinin sürmesi — cAMP düşüp kinaz artmışken arrest sürmez, germinal vezikül yıkılır
  • İkinci kutup cisimciğinin atılması ve erkek ile dişi pronükleus oluşumu — ikinci mayozun tamamlanması spermle gelen aktivasyon sinyalini gerektirir
  • Kortikal granül ekzositozu ile zona pellusidanın sertleşmesi — kortikal reaksiyon fertilizasyon kalsiyumuna bağlıdır, yalnız cAMP düşüşüyle olmaz
  • Sitozolik kalsiyum dalgası ile oosit aktivasyonu — kalsiyum dalgası sperm-oolemma etkileşimi sonrası başlar, gap junction kapanmasıyla değil

Aklında kalsın

cAMP düşüşü birinci kutbu getirir, ikinci kutup için sperm şarttır.

50. soru

Yarışma tarzıGenel Embriyoloji

Otuz iki yaşındaki kadın ve otuz beş yaşındaki eşinde iki yıllık infertilite nedeniyle konvansiyonel in vitro fertilizasyon uygulanıyor. Semen analizinde sayı ve ileri hareketlilik normal sınırlarda bulunuyor. Elde edilen matür oositlerde kümülüs matriksinin dağıldığı izleniyor, inseminasyondan saatler sonra yapılan incelemede çok sayıda spermiyumun zona pellusidayı geçerek perivitellin aralıkta biriktiği görülüyor. Buna karşın oositlerde ikinci kutup cisimciği atılmamış, pronükleus oluşmamış ve kortikal granüller ooplazmada izlenmeye devam ediyor.

Bu tablodan sorumlu basamaktaki defekte bağlı olarak zona pellusida ile ilgili en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — İlave spermiyumları bağlamaya devam etmesi

Kısaca — Perivitellin aralıkta sperm birikmesine karşın aktivasyon bulgularının yokluğu füzyon basamağında defekti gösterir ve zona bloğu kurulamadığı için zona bağlanmaya devam eder.

Kümülüs matriks dağılımı ve zona geçişinin tamamlanmış olması kümülüs penetrasyonu ile akrozom reaksiyonu ve zona penetrasyonunun gerçekleştiğini düşündürür; ikinci kutup cisimciğinin atılmaması, pronükleus oluşmaması ve kortikal granüllerin ooplazmada tutulması ise sperm-oosit füzyonuna bağlı sitozolik kalsiyum artışının tetiklenmediğini gösterir. Kortikal granül enzimleri zona glikoproteinlerini değiştiremediği için zona sertleşmesi oluşmaz ve zona ek spermiyumlara geçirgen kalır.

  • Kümülüs matriks dağılımı kümülüs penetrasyonunun gerçekleştiğini düşündürür
  • Perivitellin aralıkta çok sayıda spermiyum birikmesi akrozom reaksiyonu ve zona penetrasyonunun sağlam olduğunu gösterir ve defekti daha ileriye iter
  • İkinci kutup cisimciği yokluğu, pronükleus yokluğu ve granüllerin tutulması füzyona bağlı oosit aktivasyonunun gerçekleşmediğini gösteren çatal bulgulardır
  • Aktivasyon yokluğu kortikal reaksiyon yokluğu demektir, bu nedenle zona bloğu kurulamaz

Neden diğerleri değil

  • Glikoprotein matriksinin sertleşerek ek girişe kapanması — Sertleşme kortikal reaksiyon gerektirir, oysa granüller salınmamıştır.
  • Kortikal granül içeriğinin aralığa boşalarak geçirgenliği azaltması — Stemde granüllerin tutulduğunu gözden kaçıran yorumdur.
  • Pronükleus oluşumuna bağlı olarak bağlama kapasitesini yitirmesi — Pronükleus oluşmadan zona bloğu kurulamaz, nedensellik ters kurulmuştur.
  • Kutup cisimciği atılmasıyla birlikte ek bağlanmaya kapanması — Mayozun devamı zona bloğu ile karıştırılmıştır, oysa kutup cisimciği atılmamıştır.

Aklında kalsın

Füzyon yoksa kortikal reaksiyon yoktur ve zona geçirgen kalır.

51. soru

Yarışma tarzıGenital Sistem Histolojisi

Kırk yaşındaki kadından alınan ovaryum kesitinde antrum ve oosit içermeyen çökmüş bir folikül kalıntısı izleniyor. Santral pıhtı ya da geniş soluk sitoplazmalı santral hücre kitlesi görülmüyor. Granüloza alanının yerinde kıvrımlı kalın hyalin bir bant, çevresinde lipid damlacıklı epitelyoid hücreler ve kapiller ağ izleniyor. Aynı dönemde serum progesteron düşük bulunuyor.

Bu kalıntıdan köken alan hücre topluluğunun endokrin katkısı olarak beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Teka kökenli hücrelerden LH kontrolünde androjen sekresyonunun sürmesi

Kısaca — Santral kitle ve pıhtı yokluğu ile hyalin bant atreziyi gösterir, çevresel lipidli hücreler interstisyel bez olarak androjen katkısını sürdürür.

Luteinize yapı ile atretik kalıntının ikisi de lipidli eozinofilik hücre içerir, ancak korpus luteumda yıkılan bazal lamina ardından vaskülarize geniş granüloza lutein kitlesi ve sıklıkla santral fibrin/pıhtı ile progesteron baskınlığı vardır. Burada granüloza kompartmanı kaybolmuş, yerinde kalınlaşmış hyalin membran kalmış ve yalnızca teka kökenli kapiller çevrili epitelyoid hücreler izlenmiştir; düşük progesteron da luteal fonksiyonu dışlar. Teka kalıntısı interstisyel beze dönüşerek LH kontrolünde androstenedion yönünde steroidojenezis sürdürür.

Akıl yürütme

  • santral pıhtı ve soluk santral kitle yokluğu → korpus hemorajikum/luteumu dışlar
  • kıvrımlı kalın hyalin bant → eski granüloza bazal laminasının atrezi izidir, luteal yıkımın tersidir
  • lipidli epitelyoid hücre + kapiller ağ → canlı steroid hücre topluluğudur, damarsız skar değildir
  • düşük progesteron → baskın luteal sekresyonun yokluğunu doğrular

Neden diğerleri değil

  • Progesteron baskın sekresyonla hipofizer LH dalgalanmasının baskılanması — granüloza lutein kitlesi olmadan progesteron baskınlığı kurulamaz; progesteron düşüklüğü bunu dışlar.
  • Granüloza kaynaklı yüksek estradiol ile FSH’nin baskılanması — granüloza ve aromatase kompartmanı kaybolmuştur, teka androjeni östrojene dönüşemez.
  • Granüloza kaynaklı inhibin ile FSH’nin seçici baskılanması — inhibin granülozaya bağlıdır, hyalin bant yalnızca izdir.
  • Steroid sentezinin tamamen durması ve yapının inaktif kollajen skara dönüşmesi — bu korpus albikans tanımıdır; kapillerli lipidli hücreler aktif teka kalıntısını gösterir.

Aklında kalsın

Atrezide granüloza gider hyalin iz kalır, teka kalır ve interstisyel bez olarak androjen üretir.

52. soru

Yarışma tarzıGenel Embriyoloji

İnfertilite nedeniyle izlenen bir çiftte erkeğin semen analizinde sayı, progresif motilite ve morfoloji normal bulunuyor. Konvansiyonel fertilizasyon denemesinde çok sayıda spermiyumun zona pellusidaya bağlandığı ve bazı oositlerde perivitellin aralıkta spermiyum izlendiği görülüyor. Buna karşın oositlerde sitozolik kalsiyum artışı izlenmiyor ve izlemde aktivasyon bulgusu gelişmiyor. Kadına ait ovulatuvar ve tubal değerlendirmeler normal bulunuyor.

Bu tabloda aksayan basamağın sonucu olarak bu oositlerde gözlenmesi en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Kortikal granüllerin ekzositoz olmadan sitoplazmada korunması

Kısaca — Zona geçilmiş ama kalsiyum dalgası başlamamışsa defekt füzyondadır; kortikal granüller korunur.

Perivitellin aralıkta sperm görülmesi akrozom reaksiyonu ve hiperaktive motilite ile zona penetrasyonunun tamamlandığını kanıtlar. Sperm ile oolemma füzyonu sitozolik kalsiyum artışını başlatır; bu sinyal kortikal granül ekzositozunu, zona sertleşmesini, ikinci mayozun tamamlanmasını ve pronükleus oluşumunu tetikler. Füzyon gerçekleşmezse aktivasyon kaskadı başlamaz ve daha önce tamamlanmış akrozomal salınım geri alınmaz.

  • normal sayı, motilite, morfoloji ve zona bağlanması → kapasitasyonun fertilizasyonu engelleyecek düzeyde bozuk olmadığını düşündürür
  • perivitellin aralıkta sperm → akrozom reaksiyonu ve zona penetrasyonunun gerçekleştiğini gösteren fork bulgudur
  • kalsiyum artışı yok ve aktivasyon bulgusu yok → füzyon sonrası oosit aktivasyonunun başlamadığını gösterir

Neden diğerleri değil

  • Akrozomal içeriğin tutulması zona defektini varsayar; perivitellin aralıkta sperm görülmesi bu basamağın geçildiğini kanıtladığı için elenir.
  • Zona sertleşmesi kalsiyum bağımlı kortikal ekzositoz gerektirir; aktivasyon başlamadan zona kapanması beklenmez.
  • İkinci kutup cisimciğinin atılması metafaz II arrestinin kalsiyum ile çözülmesine bağlıdır; füzyon yokken tamamlanmaz.
  • Pronükleus oluşumu ve birleşmesi oosit aktivasyonunu gerektirir; aktivasyon başlamamışken beklenmez.

Aklında kalsın

Zona geçilmiş ama oosit aktive olmamışsa sorun füzyondadır; kortikal granüllerin korunmasını bekle.

53. soru

Yarışma tarzıGenital Sistem Histolojisi

Ovulasyondan önceki dönemde alınan ovaryum biyopsisinde tek bir folikül ışık mikroskobunda inceleniyor. Oositin çevresinde çok katlı granüloza hücreleri, belirgin bir antrum ve damar içeren bir teka interna tabakası izleniyor. Granüloza tabakası ile teka arasında PAS pozitif bir bazal lamina kesintisiz olarak seçiliyor ve granüloza hücreleri arasında eritrosit içeren kapiller görülmüyor. İntravenöz yolla verilen işaretli albüminin kısa süre sonraki dağılımı otoradyografi ile değerlendiriliyor.

Bu folikülde işaretli albüminin dağılımı için en olası bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Teka interna stromasında yoğun işaretlenme, granüloza tabakası ve antrumda belirgin düşük işaretlenme

Kısaca — Bazal laminası sağlam ovulasyon öncesi antral folikülde kan folikül bariyeri korunduğu için intravenöz makromolekül kısa sürede teka stromasında yoğun kalır, granüloza ve antrumda belirgin düşük izlenir.

Ovulasyon öncesi antral folikülde granüloza tabakası avaskülerdir ve teka internanın fenestre kapillerlerinden bazal lamina ile ayrılır; albümin gibi makromoleküller teka stromasına sızar ancak sağlam lamina akut dönemde geçişi belirgin şekilde geciktirir. Antrum sıvısı uzun sürede plazma kaynaklı protein biriktirdiği için mutlak geçirimsizlik yoktur, bu yüzden akut dağılımda yoğunluk farkı yön olarak okunur. Ovulasyonda lamina fragmante olur ve damarlar luteal dokuyu invaze eder, bu yüzden eşit ve yoğun dağılım ancak luteinize dokuda görülür.

  • Çok katlı granüloza ve belirgin antrum ile damarlı teka interna → ovulasyon öncesi antral folikül morfolojisi
  • Kesintisiz PAS pozitif bazal lamina ve granülozada eritrositli kapiller yokluğu → bariyer sağlam, luteinizasyon yok; korpus luteumu dışlar
  • İntravenöz işaretli albüminin kısa süreli dağılımı → teka stromasında ekstravazasyon yoğun, granüloza ve antrumda bariyer gecikmesi nedeniyle belirgin düşük dağılım beklenir

Neden diğerleri değil

  • Granüloza tabakası ve teka internada yoğun işaretlenme, antrumda belirgin düşük işaretlenme — sağlam laminaya rağmen granülozanın damarlı olduğunu varsayar; bariyeri yalnızca antrum duvarına indirger.
  • Antrum sıvısında yoğun işaretlenme, teka interna ve granülozada belirgin düşük işaretlenme — makromolekülün laminayı aşıp antrumda seçici birikeceğini varsayar; sızıntının olduğu teka stromasını düşük sayar.
  • Oosit sitoplazmasında yoğun işaretlenme, folikül duvarında belirgin düşük işaretlenme — oositin korona radiata uzantılarıyla beslenmesini kan yoluyla doğrudan işaretlenme ile karıştırır.
  • Teka interna, granüloza tabakası, antrum ve oosit dahil tüm folikül kompartmanlarında eşit ve yoğun işaretlenme — bazal lamina yıkımı ve kapiller invazyonu olan korpus luteum dağılımını sağlam foliküle uygular.

Aklında kalsın

Sağlam bazal lamina varken folikülün damarlı kompartmanı tekadır; akut izlemede granüloza ve antrum belirgin düşük kalır.

54. soru

Yarışma tarzıHormonlar ve Sinyal İletimi

Pankreas alfa hücrelerinden köken alan ve proglukagon eksprese eden bir tümörü olan hastada açlık hiperglisemisi, kilo kaybı ve plazma amino asit düzeylerinde düşme izleniyor. Aynı geni eksprese eden ancak ince bağırsak L hücrelerinden köken alan bir tümörü olan ikinci hastada açlık hiperglisemisi izlenmiyor; aksine toklukta kan glukozunda düşme eğilimi bildiriliyor. Her iki tümörde de proglukagon mRNA düzeyi yüksek bulunuyor.

İkinci hastada tümörden salınan proglukagon kökenli peptidin beklenen metabolik etkisi aşağıdakilerden hangisi en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: D — Tokluk insülin yanıtında artış ile postprandiyal glukozda düşme eğilimi

Kısaca — Aynı proglukagon bağırsakta farklı kesilerek inkretin oluşturur ve tokluk insülinini artırır.

Proglukagon dokuya özgü prohormon konvertazlarla işlenir; pankreas alfa hücresinde başlıca glukagon, bağırsak L hücresinde başlıca glukagon benzeri peptitler oluşur. Bağırsak ürünü glukoza bağımlı insülin salgısını artırdığı için pankreas tümöründeki açlık hiperglisemisinin tersine toklukta glukozda düşme eğilimi görülür.

Akıl yürütme

  • Birinci hastada açlık hiperglisemisi + kilo kaybı + amino asit düşüklüğü → klasik glukagon etkisi
  • İkinci hastada aynı mRNA’ya rağmen açlık hiperglisemisi yok, toklukta düşme eğilimi var → aynı ürün olamaz, doku farkı belirleyicidir
  • Tümör kökeni L hücresi → farklı konvertazla farklı kesim ürünü
  • İnkretin etki → tokluk insülin artışı ve glukozda düşme eğilimi

Neden diğerleri değil

  • Karaciğerde glukoneogenez ve glikojenoliz artışı ile belirgin açlık hiperglisemisi — Pankreas tümörünün glukagon etkisidir; bağırsak ürününün inkretin etkisiyle çelişir.
  • Yağ dokusunda hormona duyarlı lipaz aktivasyonu ile belirgin yağ asidi mobilizasyonunda artış — Glukagonun lipolitik etkisidir; ikinci hastadaki tokluk glukoz düşüklüğünü açıklamaz.
  • Karaciğerde belirgin ketogenez artışı ile ketoasidoz eğiliminde artma — Glukagon fazlalığı paternidir; inkretin aracılı insülin artışıyla bağdaşmaz.
  • Karaciğerde amino asit alımında artış ile belirgin hipoaminoasidemi gelişimi — Glukagonun amino asit etkisidir; bağırsak tümöründe beklenen inkretin sonucu değildir.

Aklında kalsın

Aynı prekürsör farklı dokuda farklı hormona kesilebilir; bağırsak proglukagon ürünleri insülini artırıp glukozu düşürme eğilimindedir.

55. soru

Yarışma tarzıVitaminler

İleal rezeksiyon sonrası kronik yağ malabsorpsiyonu ile izlenen genç bir erkek hastada alacakaranlıkta görmede bozulma, konjonktivada köpüksü plaklar ve foliküler hiperkeratoz gelişiyor. Gün ışığında görme keskinliği normal sınırlarda kalıyor. Retinoik asit tedavisi sonrası cilt lezyonlarında belirgin düzelme izlenirken gece görme bozukluğu değişmeden sürüyor. Serum retinol düzeyi düşük bulunuyor.

Gece görme bozukluğunun sürmesini açıklayan görme döngüsündeki defektin en olası karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — 11-cis-retinalin rod opsiniyle birleşerek rodopsin yenilenmesinde azalma

Kısaca — Retinoik asit epiteldeki transkripsiyon defektini düzeltir ama retinale geri dönemez, bu yüzden rodopsin yenilenemez ve gece görme bozukluğu sürer.

Retinol ve retinal birbirine dönüşebilirken retinalin retinoik aside oksidasyonu geri dönüşsüzdür; retinoik asit nükleer reseptörler üzerinden epitel farklılaşmasını destekler ancak görme kromoforu olan 11-cis-retinalin yerine geçemez. Rod hücresinde 11-cis-retinal opsinle birleşerek rodopsini yeniler; bu kromofor yoksa ışığı yakalama ve alacakaranlık görme bozulur, gündüz görme erken dönemde korunur.

Akıl yürütme

  • alacakaranlık görme bozukluğu + köpüksü konjonktiva plağı + foliküler hiperkeratoz + yağ malabsorpsiyonu → A vitamini eksikliğini düşündürür
  • gündüz keskinliğinin korunması → erken dönemde rod fonksiyonunun selektif bozulmasını destekler
  • retinoik asitle cildin düzelip gece görmenin düzelmemesi → transkripsiyon kolu ile görme kolunu ayıran fork bulgudur; retinoik asidin retinale dönemediğini işaret eder

Neden diğerleri değil

  • All-trans-retinoik asidin nükleer reseptörler üzerinden gen transkripsiyonunu uyarmasında azalma — bu kol tedaviyle düzelmiştir, süren gece körlüğünü açıklamaz
  • All-trans-retinalin all-trans-retinoik aside oksidasyonunda artış — basamağın yönü ters işaretlenmiştir; sorun oksidasyon fazlalığı değil kromofor yokluğudur
  • Işık etkisiyle rodopsinin all-trans-retinal ve opsine ayrışmasında artış — bu normal fotoliz basamağıdır; defekt ayrışmanın artması değil yeniden yapım için substrat yokluğudur
  • Beta-karotenin ince bağırsakta santral yıkımıyla retinal oluşumunda artış — retinol düşükken bu yolun arttığını öne sürmek substrat yokluğuyla çelişir

Aklında kalsın

Retinoik asit cildi kurtarıp görmeyi kurtaramıyorsa eksik olan kromofor 11-cis-retinaldir.

56. soru

Yarışma tarzıKarbonhidrat Metabolizması

Tip 2 diyabet tanısıyla izlenen bir hastaya böbrekte glukoz geri emilimini azaltarak glisemik kontrolü iyileştiren bir ilaç başlanıyor. İzlemde açlık kan glukozunda düşme ve idrarda glukoz atılımında artış izleniyor. Hasta bu dönemde nişasta ve sukroz içeren öğünleri diyare olmadan tolere ediyor; dışkıda redükleyici madde saptanmıyor, tokluk nefes hidrojeni artışı izlenmiyor.

Bu ilacın bağırsak karbonhidrat sindirim ve emilimine etkisi açısından aşağıdakilerden hangisinin olması beklenir?

Çözümü göster

Cevap: D — Bağırsakta glukoz ve galaktoz emiliminin korunması

Kısaca — Böbreğe seçici glukoz geri emilim blokajı bağırsak SGLT1 aracılı emilimi bozmadığı için bağırsakta glukoz ve galaktoz emilimi korunur.

İlk çıkarım seçici böbrek tipi kotransport inhibisyonudur; ilgili izoform esas olarak böbrek proksimal tübülde glukoz geri emilimini üstlenirken ince bağırsakta apikal glukoz ve galaktoz emilimi farklı izoform ile gerçekleşir. Seçici blokajda glukozüri ve kan glukozunda düşme izlenirken bağırsak emilimi, disakkaridaz aktivitesi ve amilaz fonksiyonu değişmez. Diyaresiz tolerans ile normal dışkı redükleyici madde ve normal nefes hidrojeni, bağırsak izoformunu da bloke eden nonselektif etkiyi dışlar.

Akıl yürütme

  • Kan glukozunda düşme ile glukozüri birlikteliği → böbrekte geri emilim inhibisyonunu düşündürür
  • Nişasta ve sukrozu diyaresiz tolere etme → bağırsak sindirim ve emiliminin bozulmadığını destekler
  • Normal redükleyici madde ve normal nefes hidrojeni → lümende kalan fermente edilebilir substrat olmadığını destekler
  • Nonselektif blokajda beklenen diyare ve hidrojen artışının yokluğu → bağırsak izoformunun korunmuş olduğunu düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Fırçamsı kenar disakkaridaz aktivitesinde azalma — böbrek etkisini fırçamsı kenar enzim inhibisyonu sanır, oysa sukroz toleransı normaldir
  • Bağırsakta sodyuma bağımlı glukoz taşınmasında belirgin azalma — böbrek ve bağırsak izoformlarını aynı sanır, nonselektif etki bekler
  • Pankreatik amilaz aktivitesinde belirgin azalma — lüminal nişasta sindirimini geri emilim blokajıyla karıştırır
  • Bağırsakta fruktoz emiliminde belirgin azalma — sodyumdan bağımsız fruktoz yolunu sodyuma bağımlı sanır

Aklında kalsın

Bağırsak glukoz emilimi farklı izoformla yürür, böbreğe seçici blokaj onu bozmaz.

57. soru

Yarışma tarzıHormonlar ve Sinyal İletimi

Otuz yaşındaki bir kadın hasta halsizlik, kilo kaybı ve postural hipotansiyon yakınmasıyla başvuruyor. Plazma kortizol konsantrasyonunun düşük, ACTH konsantrasyonunun yüksek, plazma katekolamin konsantrasyonunun yüksek olduğu saptanıyor. Yoğun sıvı replasmanına rağmen hipotansiyon düzelmiyor. Noradrenalin infüzyonuna yeterli pressör yanıt alınamıyor; hidrokortizon başlandıktan sonra aynı doz noradrenalinin kan basıncını yükselttiği gözleniyor.

Bu hastada hidrokortizon öncesi ve sonrası noradrenaline bağlı ikinci haberci yanıtı için beklenen aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Hidrokortizon öncesi IP3 oluşumu ve sitozolik kalsiyum artışı azalmıştır, sonrası düzelir

Kısaca — Kortizol damarın katekolamine yanıt verebilme koşuludur; eksiklikte alfa1-Gq-IP3-kalsiyum eşleşmesi bozulur, replasmanla düzelir.

Kortizol vasküler düz kasta alfa1-adrenerjik reseptör ekspresyonunu ve Gq-fosfolipaz C eşleşmesini sürdürerek permissif etki gösterir. Noradrenalin pressör etkisini başlıca bu yol üzerinden IP3 ile sarkoplazmik retikulumdan kalsiyum salınımı ve DAG-protein kinaz C ile kasılmayı artırarak sağlar. Eksiklikte aynı katekolamin dozu IP3 ve sitozolik kalsiyum artışı üretemez; hidrokortizon bu donanımı yerine koyunca yanıt geri gelir.

  • Düşük kortizol ve yüksek ACTH primer adrenal yetmezliği düşündürür
  • Yüksek katekolamine rağmen pressör yanıtsızlık sorunun katekolamin yokluğu olmadığını gösteren çatal bulgudur
  • Sıvıya rağmen süren hipotansiyonun hidrokortizonla aynı doz noradrenalinde düzelmesi bozukluğun yalnız intravasküler hacim değil vasküler eşleşme olduğunu düşündürür
  • Noradrenalin-alfa1-Gq-PLC aksı beklenen ikinci habercinin IP3-DAG ve sitozolik kalsiyum olduğunu belirler

Neden diğerleri değil

  • Hidrokortizon öncesi ve sonrası IP3 oluşumu normaldir, bozukluk yalnızca intravasküler hacim azalmasındandır — sıvıya yanıtsızlığı ve kortizonla düzelen pressör yanıtı açıklamaz; salt hacim modeli reseptör eşleşmesini yok sayar
  • Hidrokortizon öncesi cAMP yanıtı azalmıştır, sonrası düzelir; IP3 yanıtı değişmemiştir — pressör alfa1-Gq yolunu beta-Gs-cAMP yoluyla karıştırır; bu tabloda beklenen cAMP değil IP3-kalsiyumdur
  • Hidrokortizon öncesi katekolamin sentezi azalmıştır, hidrokortizon katekolamin düzeyini yükselterek etki eder — ölçülen yüksek katekolamin düzeyini görmezden gelir; kortizolün etkisi sentez artışı değil permissif eşleşmedir
  • Hidrokortizon öncesi IP3 oluşumu ve sitozolik kalsiyum artışı artmıştır, sonrası azalır — yönü tersine çevirir; eksiklikte eşleşme baskılanır, artmaz

Aklında kalsın

Kortizol yoksa katekolamin vardır ama damar onu IP3-kalsiyuma çeviremez.

58. soru

Yarışma tarzıLipit Metabolizması

Deneysel bir çalışmada triaçilgliserol ve fosfatidilkolin içeren bir karışım pankreas salgısı, safra asitleri ve kalsiyum ile inkübe ediliyor. Karışıma kalsiyumu şelatlayan EDTA eklendiğinde fosfatidilkolin yıkımının durduğu, triaçilgliserol yıkımının sürdüğü gözleniyor. Ortamda kolipaz ve bikarbonatın yeterli olduğu doğrulanıyor.

Bu deneyde EDTA varlığında oluşumu durması beklenen ürün çifti aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Lizofosfatidilkolin ve yağ asidi

Kısaca — EDTA kalsiyumu şelatlayınca kalsiyuma bağımlı fosfolipaz A2 durur, kolipaza bağımlı pankreatik lipaz sürer.

Sekretuvar pankreatik fosfolipaz A2 fosfatidilkolinin sn-2 açil bağını kesmek için kalsiyuma gereksinim duyar ve lizofosfatidilkolin ile yağ asidi oluşturur. Pankreatik triaçilgliserol lipaz ise safra asitleri varlığında kolipazla aktive olur ve triaçilgliserolü 2-monoaçilgliserol ile yağ asitlerine parçalar; bu reaksiyon kalsiyum şelasyonuyla durmaz. Kolipaz ve bikarbonat yeterli iken EDTA sonrası fosfatidilkolin yıkımının durup triaçilgliserol yıkımının sürmesi, duran enzimin fosfolipaz A2 olduğunu gösterir.

Akıl yürütme

  • pankreas salgısı + safra asitleri + kalsiyum ile inkübasyon → lipaz ve fosfolipazların birlikte çalıştığı düzeneği düşündürür
  • EDTA ile fosfatidilkolin yıkımının durup triaçilgliserol yıkımının sürmesi → kalsiyuma bağımlı basamağın fosfolipaz A2 olduğunu gösterir
  • kolipaz ve bikarbonatın yeterli olduğunun doğrulanması → lipaz kofaktör eksikliğini dışlar ve ilk akla gelen lipaz inhibisyonunu eler

Neden diğerleri değil

  • 2-Monoaçilgliserol ve iki serbest yağ asidi — pankreatik lipazın süren ürünleridir; EDTA varlığında oluşumu durmaz
  • Diaçilgliserol ve serbest fosfokolin — fosfolipaz C ürünleridir; sn-2 açil kesimini fosfodiester kesimiyle karıştırır
  • Fosfatidik asit ve serbest kolin — fosfolipaz D ürünleridir; fosfolipaz A2 özgüllüğüyle karıştırır
  • Gliserol ve üç serbest yağ asidi — triaçilgliserolün tam hidrolizini varsayar; oysa pankreatik lipaz 2-monoaçilgliserol bırakır

Aklında kalsın

Fosfolipaz A2 sn-2 yağ asidini keserek lizofosfolipit yapar ve kalsiyuma bağımlıdır, pankreatik lipaz 2-monoaçilgliserol bırakır ve kolipaza bağımlıdır.

59. soru

Yarışma tarzıKalıtsal Metabolik Hastalıklar

On sekiz aylık bir kız çocuk büyüme geriliği ve giderek belirginleşen hepatosplenomegali nedeniyle izleniyor. Laboratuvarda hafif açlık hipoglisemisi bulunurken laktat ve ürik asit normal sınırlarda seyrediyor; kreatin kinaz normal bulunuyor. Zamanla trombositopeni, albumin düşüklüğü ve protrombin zamanında uzama ortaya çıkıyor; görüntülemede karaciğerde nodüler düzensizlik ve splenomegali saptanıyor. Karaciğer fonksiyonları düzelmeksizin kötüleşiyor.

Karaciğer biyopsisinde biriken glikojenin yapısında beklenen özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Dallanması azalmış, uzun dış zincirli amilopektin benzeri glikojen birikimi

Kısaca — Hafif hipoglisemiye rağmen normal laktat, ürik asit ve kreatin kinaz ile birlikte erken ilerleyici siroz ve portal hipertansiyon dallandırıcı enzim basamağını düşündürür ve bu blokta amilopektin benzeri az dallı glikojen birikir.

Dallandırıcı enzim glikojene alfa-1,6 bağlarıyla dallanma noktaları kurar; eksikliğinde uzun dış zincirli ve az dallı, suda çözünürlüğü düşük amilopektin benzeri molekül oluşur, presipite olarak hepatositte hasar ve fibrozisi tetikler, bu yüzden diğer karaciğer depo hastalıklarındaki gibi düzelme değil erken siroz ve karaciğer yetmezliği gelişir; sitozolik glukoz çıkışı kısmen korunduğu için laktik asidoz ve hiperürisemi belirgin değildir.

Akıl yürütme

  • büyüme geriliği + hepatosplenomegali + hafif hipoglisemi → karaciğerde glikojen deposunu düşündürür
  • laktat ve ürik asidin normal + kreatin kinazın normal olması → glukoz-6-fosfataz bloğunu ve miyopatili dallandırıcı enzim yıkım defektini dışlar
  • trombositopeni + albumin düşüklüğü + protrombin zamanında uzama + nodüler karaciğer → portal hipertansiyonlu ilerleyici sirozu destekler
  • düzelmeksizin kötüleşme → zamanla gerileyen diğer karaciğer depo hastalıklarından uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Dış zincirleri kısalmış, dallanma noktalarında artık bırakan limit dekstrin birikimi — dallanmayı yıkan enzimin eksikliğine aittir; kuran enzimle yıkan enzimi karıştırma hatasıdır
  • Yapısı normal, miktarı artmış sitozolik glikojen birikimi — glukoz-6-fosfataz bloğuna ait beklentidir; siroz ve normal laktat ile uyumsuzdur
  • Lizozom içinde birikmiş, sitozolik yapıdan bağımsız glikojen birikimi — asit maltaz eksikliğine ait paterndir; masif kardiyomegali olmadan bu tabloya taşınamaz
  • Kısa süreli açlıkta hızla mobilize edilebilen normal yapılı glikojen birikimi — fosforilaz basamağına ait mobilize glikojen beklentisidir; presipite olan anormal molekülün mobilize edilemediğini gözden kaçırır

Aklında kalsın

Dallanma kurulamazsa glikojen çözünemez, presipite olur ve karaciğer siroza ilerler.

60. soru

Yarışma tarzıKarbonhidrat Metabolizması

Beş yaşındaki bir çocukta doğumdan beri süren kronik hemolitik anemi izleniyor. Ataklar oksidan ilaç veya enfeksiyonla tetiklenmiyor ve periferik yaymada Heinz cismi görülmüyor. Ozmotik frajilite normal bulunuyor ve glukoz-6-fosfat dehidrogenaz aktivitesi normal sınırlarda ölçülüyor. Fizik muayenede dalak palpe ediliyor. Eritrosit ATP düzeyinin düşük olduğu bildiriliyor.

Bu hastada eritrosit 2,3-bisfosfogliserat düzeyi ile hemoglobin-oksijen ilgisi açısından en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — 2,3-Bisfosfogliserat artar, oksijen afinitesi azalır

Kısaca — Distal glikolitik blok ATP’yi düşürürken geride biriken metabolitleri 2,3-BPG şantına yönlendirir ve oksijen eğrisi sağa kayar.

Piruvat kinaz eksikliğinde fosfoenolpiruvat piruvata dönüşemez; mitokondrisiz eritrositte ATP düşer ve rijidite artışı ile dalakta yıkım nedeniyle kronik non-sferositik hemoliz olur. Bloğun gerisindeki fosfoenolpiruvat, 2-fosfogliserat, 3-fosfogliserat ve 1,3-bisfosfogliserat birikir; 1,3-bisfosfogliserat bisfosfogliserat mutaz ile 2,3-bisfosfogliserata yönlenir. Artan 2,3-bisfosfogliserat deoksihemoglobinin santral boşluğuna bağlanıp T formu stabilize eder, dissosiasyon eğrisi sağa kayar ve dokuya oksijen sunumu kısmen korunur.

Akıl yürütme

  • doğumdan beri kronik hemoliz ve düşük eritrosit ATP → glikolitik ATP üretim defektine işaret eder
  • oksidan tetikleyici yokluğu, Heinz cismi yokluğu ve normal enzim düzeyi → glukoz-6-fosfat dehidrogenaz eksikliğini dışlayan çatal bulgulardır
  • ozmotik frajilitenin normal olması → sferositozu uzaklaştırır ve defekti enzim bloğuna daraltır
  • bloğun gerisinde kalan 1,3-bisfosfogliserat havuzu → tüketim azlığı değil şanta yönlenen birikimi belirler

Neden diğerleri değil

  • Azalmış 2,3-bisfosfogliserat ile artmış ilgiden söz eden açıklama → ATP düşüşünü tüm havuzlara geneller; oysa blok gerisi şanta akar ve 2,3-bisfosfogliserat artar.
  • Artmış 2,3-bisfosfogliserat ile artmış ilgiden söz eden açıklama → birikimi doğru bulur ancak 2,3-bisfosfogliserat etkisinin yönünü ters kurar; 2,3-bisfosfogliserat T formu stabilize edip ilgiyi azaltır.
  • Azalmış 2,3-bisfosfogliserat ile azalmış ilgiden söz eden açıklama → her iki basamağı da düşürür; fizyolojik olarak tutarsız bir kombinasyondur.
  • Değişmeme öngören açıklama → distal bloğun proksimal şantı etkilemediğini varsayar; birikim ve boşalma mantığını yok sayar.

Aklında kalsın Distal blokta ATP düşerken 2,3-bisfosfogliserat artar; biri hemolizi, diğeri eğrinin sağa kayışını açıklar.

61. soru

Yarışma tarzıVitaminler

Çocukluktan beri yağ malabsorpsiyonu ve akantositozla izlenen genç bir hastada yürümede dengesizlik, derin tendon reflekslerinde azalma ile vibrasyon ve pozisyon duyusunda kayıp gelişiyor. Serum kobalamin ve folat düzeyleri normal bulunuyor. Metilmalonat ve homosistein düzeylerinde artış saptanmıyor. Ozmotik frajilite normal bulunurken eritrositlerin hidrojen peroksit ile inkübasyonunda hemolizde artış izleniyor.

Bu tabloda nörolojik ve hematolojik bulgulardan sorumlu tutulan temel membran olayının en olası karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Hücre membranlarında poliansatüre yağ asitlerinin lipid peroksidasyonunda artış

Kısaca — Tokoferol yokluğunda membran lipidlerindeki serbest radikal zinciri durdurulamaz, bu yüzden lipid peroksidasyonu artar.

Tokoferol membranda oluşan lipid peroksil radikallerine hidrojen vererek zincir reaksiyonunu kıran antioksidandır; eksikliğinde poliansatüre yağ asitleri yıkıma uğrar. Nöronal membran ve miyelin hasarı ataksi, arefleksi ve posterior kolon bulgularını, eritrosit membran hasarı ise oksidanla artan hemolizi ve akantositozu açıklar. Kobalamin-folat yolu sağlamken bu tablonun ortaya çıkması metilasyon değil oksidan savunma defektini işaret eder.

  • ataksi + refleks azalması + vibrasyon-pozisyon kaybı → ilk akla kobalamin eksikliğini getirir
  • normal kobalamin ve folat + metilmalonat ve homosisteinde artış olmaması → kobalamin-folat yolunu dışlar
  • yağ malabsorpsiyonu + akantositoz → yağda çözünen antioksidan eksikliğini düşündürür
  • normal ozmotik frajilite + hidrojen peroksitle artan hemoliz → yapısal iskelet defekti değil oksidan savunma defektini destekler

Neden diğerleri değil

  • Eritrosit membran iskeletinde spektrin eksikliğine bağlı ozmotik frajilitede artış — ozmotik frajilite normal bulunduğu için yapısal sferositoz bu tablodan uzaklaşır
  • Lizozomal seramid yıkımında azalmaya bağlı miyelinde lipid birikiminde artış — oksidanla hemoliz ve malabsorpsiyon örüntüsü depo hastalığıyla uyuşmaz
  • Mitokondride elektron taşıma zinciri aracılı ATP üretiminde azalma — tabloda enerji üretim yetmezliğini düşündüren özgül bulgu yoktur, mekanizma uyuşmaz
  • Fosfolipit sentezi için gerekli metil grubu aktarımında azalma — metilmalonat ve homosistein normal olduğu için kobalamin-folat metilasyon defekti dışlanır

Aklında kalsın

Kobalamin normalken posterior kolon bulgusu ve oksidan hemoliz birlikteyse membranı koruyan tokoferol eksikliğini düşün.

62. soru

Yarışma tarzıKalıtsal Metabolik Hastalıklar

Yirmili yaşlarda bir erkek hasta kısa süreli yoğun eforla ortaya çıkan ağrılı kas krampları ve efor sonrası koyu renk idrar yakınmasıyla başvuruyor. İstirahatte kreatin kinaz yüksek bulunuyor. İskemik ön kol egzersiz testinde laktat artışı izlenmiyor, amonyak artışı abartılı bulunuyor. Fizik muayenede skleral ikter dikkat çekiyor; laboratuvarda retikülositoz, indirekt bilirubin yüksekliği ve haptoglobin düşüklüğü saptanıyor. Dinlenmekle şikâyetler hızla gerilerken tekrarlayan eforda ikinci rüzgâr fenomeni tariflenmiyor.

Bu hastada eritrosit 2,3-bisfosfogliserat konsantrasyonu ve hemoglobinin oksijene ilgisinde beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — 2,3-bisfosfogliserat azalır, oksijen ilgisi artar

Kısaca — Eforla kramp ve miyoglobinüri ile birlikte laktatsız ancak abartılı amonyaklı ön kol testi kas glikojenoliz bloğunu düşündürür, eşlik eden hemoliz ve ikinci rüzgâr yokluğu bloğun eritrositte de bulunan fosfofruktokinaz basamağında olduğunu destekler ve eritrosit glikolizi aksadığı için 2,3-bisfosfogliserat azalır.

Fosfofruktokinaz glikolizin anahtar düzenleyici basamağıdır ve kas ile eritrosit izoformu ortaktır; izole kas fosforilaz eksikliğinden farklı olarak bu basamak bozulduğunda hem kas glikojeni kullanılamaz hem de yalnızca glikolize bağımlı eritrositte ATP ve 1,3-bisfosfogliserat üzerinden 2,3-bisfosfogliserat yapımı azalır, 2,3-bisfosfogliserat hemoglobinin oksijen ilgisini ters yönde düzenlediği için düşüş oksijen ilgisini artırır ve doku oksijen sunumunu zorlaştırır.

Akıl yürütme

  • eforla ağrılı kramp + koyu renk idrar + yüksek kreatin kinaz → egzersizle kas hasarı ve miyoglobinüriyi düşündürür
  • laktat artışının izlenmemesi + abartılı amonyak artışı → glikojenolizden laktat üretilemediğini ve biriken ADP nin adenilat yoluna saptığını destekler
  • retikülositoz + indirekt bilirubin yüksekliği + haptoglobin düşüklüğü → defektin eritrositi de tuttuğunu düşündürür ve izole kas fosforilaz eksikliğini dışlar
  • ikinci rüzgâr fenomeninin tariflenmemesi → aynı ayrımı destekleyen fork bulgudur

Neden diğerleri değil

  • 2,3-bisfosfogliserat artar, oksijen ilgisi azalır — yönü ters çevirir; azalan ürünün etkisini kompansatuar artış gibi okuma hatasıdır
  • 2,3-bisfosfogliserat artar, oksijen ilgisi artar — 2,3-bisfosfogliserat ile oksijen ilgisi arasındaki ters ilişkiyi düz ilişki sanma hatasıdır
  • 2,3-bisfosfogliserat değişmez, oksijen ilgisi azalır — eritrosit havuzunu normal varsayarken oksijen ilgisini ayrıca değiştirme çelişkisidir
  • 2,3-bisfosfogliserat değişmez, oksijen ilgisi değişmez — ilk akla gelen izole kas fosforilaz eksikliğine saplanıp hemoliz fork bulgusunu yok sayma hatasıdır

Aklında kalsın

Eritrosit yalnızca glikolize bağımlı olduğu için ortak glikolitik blok 2,3-bisfosfogliseratı düşürür ve oksijen ilgisini artırır.

63. soru

Yarışma tarzıAmino Asit Metabolizması ve Üre Döngüsü

Akut lenfoblastik lösemi tanılı bir çocukta L-asparaginaz tedavisiyle plazma asparagin tükeniyor ve blast sayısı hızla azalıyor. Tedavi sürerken plazma asparagin düzeyi düşük kalmaya devam ettiği hâlde blast sayısında yeniden artış gözleniyor. Nüks hücrelerinin asparaginden yoksun besi ortamında üremeyi sürdürdüğü gösteriliyor. Hastanın protein alımı yeterli bulunuyor ve karaciğer fonksiyon testleri normal sınırlarda izleniyor.

Bu dirençli hücrelerde artmış olması beklenen metabolik etkinlik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: E — Glutaminin amid azotunu kullanarak aspartattan asparagin sentezlenmesi ve glutamin tüketiminin artması

Kısaca — Dışarıdan asparagin kalmamışken büyüyen hücre asparagini içeride yapar ve bunun için glutamin tüketir.

Plazma asparaginin düşük kalması ilacın etkisiz kaldığını değil, hücrenin dışarıya bağımlı olmadığını gösterir; asparaginsiz ortamda üreme alımla açıklanamaz ve hücre içi yeniden sentezi işaret eder. Asparagin sentetaz aspartat ile glutamini kullanarak asparagin ve glutamat oluşturur, bu yüzden dirençli hücrede glutamin tüketimi artar. Yeterli protein ve normal karaciğer, tablonun beslenme ya da karaciğer yetmezliğine bağlı olmadığını dışlayan çataldır.

Akıl yürütme

  • plazma asparagin düşükken blast artışı → ilaç yıkımının sürdüğünü, kurtuluşun hücre içi olduğunu düşündürür
  • asparaginsiz ortamda üreme → dışarıdan alım artışını dışlayan çataldır
  • yeterli protein ve normal karaciğer → beslenme ve karaciğer kaynaklı sentez kusurunu dışlar
  • dirençte içeride asparagin yapılması → amid azotu veren glutaminin tüketiminin artması beklenir

Neden diğerleri değil

  • Asparaginin hücre içinde doğrudan yıkılarak enerji sağlanması ve amonyak oluşumunun azalması — dirençli hücre asparagini yıkmaz, yapar; yıkım ilacın yaptığı iştir ve amonyak yönü de ters kurulmuştur.
  • Düşük plazma düzeyine rağmen hücre içine asparagin alımının artırılarak gereksinimin karşılanması ve hücre içi sentezden vazgeçilmesi — ortamda asparagin yokken alım artışı büyümeyi sürdüremez; asparaginsiz ortamda üreme bu seçeneği dışlar.
  • Asparaginden ornitin üretilerek üre döngüsüyle azot atılımının artırılması ve hücre büyümesinin yavaşlatılması — asparagin ornitin öncülü değildir; yol yanlış eşleştirilmiştir ve büyümenin sürdüğü olguyla çelişir.
  • Glutamatın amonyakla birleştirilerek glutamin biriktirilmesi ve glutamin tüketiminin azaltılması — sentez glutamini biriktirmez, tüketir; glutamin-glutamat yönü ters kurulmuştur.

Aklında kalsın

Asparaginsiz ortamda büyüyen hücre aspartat ve glutaminden asparagin yapar, glutamine bağımlı hâle gelir.

64. soru

Yarışma tarzıHormonlar ve Sinyal İletimi

Altmış yaşındaki bir erkek hasta, uzun süredir bilinen dilate kardiyomiyopati zemininde gelişen ileri kalp yetmezliği nedeniyle izleniyor. Plazma noradrenalin konsantrasyonunun yüksek olduğu saptanıyor. Alınan miyokart örneğinde beta-adrenerjik reseptör yoğunluğunun azaldığı, adenilil siklazın doğrudan uyarılmasına verilen cAMP yanıtının ise korunduğu gözleniyor.

Bu hastada dobutamin ve fosfodiesteraz 3 inhibitörünün fosfolamban fosforilasyonu üzerindeki etkisi için beklenen aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Dobutamin fosfolamban fosforilasyonunu artırmaz, fosfodiesteraz 3 inhibitörü artırır

Kısaca — Kronik sempatik uyarı beta-reseptör-Gs eşleşmesini bozar; reseptörden cAMP üreten dobutamin etkisiz kalırken cAMP yıkımını engelleyen inhibitör etkilidir.

Kronik yüksek katekolamin, GRK aracılı fosforilasyon ve beta-arrestin bağlanmasıyla beta-reseptörlerde duyarsızlaşma, internalizasyon ve Gs’ten ayrışmaya yol açar; adenilil siklazın kendisi ve aşağısındaki PKA-fosfolamban-SERCA düzeneği sağlam kalır. Dobutamin etkisini beta1 reseptör-Gs-adenilil siklaz üzerinden yeni cAMP üretimine borçludur, fosfodiesteraz 3 inhibitörü ise mevcut cAMP’nin yıkımını engelleyerek reseptörü bypass eder; bu yüzden yalnızca inhibitör PKA ile fosfolambanı fosforlayıp SERCA üzerindeki inhibisyonu kaldırır.

  • yüksek noradrenalin ile azalmış reseptör yoğunluğu → kronik uyarıya bağlı duyarsızlaşma ve downregülasyon
  • doğrudan adenilil siklaz uyarısına cAMP yanıtının korunması → bozukluğun siklazın kendisinde değil reseptör-Gs eşleşmesinde olduğunu gösteren çatal
  • dobutaminin reseptör-Gs-adenilil siklaz bağımlılığı → üretim basamağının duyarsız reseptörden çalışmaması
  • fosfodiesteraz 3 inhibitörünün yıkımı engellemesi → aşağısındaki PKA-fosfolamban yolunun sağlamlığını kullanması

Neden diğerleri değil

  • Dobutamin artışı ile inhibitör etkisizliği örüntüsü üretim ile yıkım engelini tersine çevirir; duyarsız reseptörden dobutamin cAMP üretemez.
  • Her iki ilacın birlikte artırması örüntüsü kronik duyarsızlaşmayı yok sayar; reseptör azalmasıyla çelişir.
  • Her iki ilacın birlikte artırmaması örüntüsü ortak aşağı yol defekti varsayar; korunmuş doğrudan siklaz yanıtı bu yorumu dışlar.
  • Dobutamin azalması ile inhibitör etkisizliği örüntüsü üretim yokluğunu aktif inhibisyona çevirir; patern aktif azalma değil, bypass edilen artıştır.

Aklında kalsın

Reseptör duyarsızlaştığında üretim bağımlı agonist etkisizleşir, yıkım bağımlı artış korunur.

65. soru

Yarışma tarzıKalıtsal Metabolik Hastalıklar

Altı aylık bir kız bebek tekrarlayan açlık hipoglisemisi ve belirgin hepatomegali nedeniyle değerlendiriliyor. Açlıkta kan glukozu düşük bulunurken laktat, trigliserid ve ürik asit yüksek saptanıyor; idrarda keton pozitif bulunuyor. Toklukta ölçülen glukoz ve laktat değerleri normale yakın bulunuyor. Uzamış açlık sonrası uygulanan glukagona rağmen kan glukozunda anlamlı yükselme gözlenmiyor.

Bu tabloda glukagon uygulamasını takiben kan metabolitlerinde beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Kan laktat konsantrasyonunun artması

Kısaca — Glukoz-6-fosfat glukoza dönemiyorsa glikojen yıkımı kan şekerini değil laktatı yükseltir.

Glukoz-6-fosfataz glikojenoliz ve glukoneogenezden gelen glukoz-6-fosfatı serbest glukoza çevirerek kana glukoz verilmesini sağlar. Bu basamak çalışmadığında ürün glikolize, pentoz fosfat yoluna ve de novo lipogeneze yönlenir; bu nedenle açlıkta hipoglisemiye laktat yüksekliği, trigliserid yüksekliği ve ürik asit yüksekliği ile ketozis eşlik eder, toklukta ekzojen glukoz kullanıldığı için tablo silikleşir. Açlıkta verilen glukagon glikojeni yıksa bile ürün glukoza dönemediği için kan glukozu yükselmezken glikolitik akım artar ve laktat yükselir.

Akıl yürütme

  • tekrarlayan açlık hipoglisemisi ve belirgin hepatomegali → açlıkta kullanılamayan karaciğer glikojen deposunu düşündürür
  • açlıkta yüksek laktat ve yüksek trigliserid ile yüksek ürik asit → glukoz-6-fosfatın glikoliz ve yan yollara saptığını destekler
  • idrarda keton pozitifliği ve toklukta normale yakınlık → açlık ketozisini dışlamaz, dallandırıcı enzim ve karaciğer fosforilaz defektlerinden laktat-trigliserid-ürik asit üçlüsüyle uzaklaştırır
  • uzamış açlık sonrası glukagona glukoz yanıtsızlığı → bloğun glukoz çıkışını sağlayan terminal basamakta olduğunu düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Kan glukoz konsantrasyonunun artması — glukagon glikojeni yıksa da ürün glukoza dönemediği için bu tabloda beklenmez; fosforilaz eksikliğine ait beklentinin taşınmasıdır
  • Kan keton cisimlerinin hızla kaybolması — blok ve hipoglisemi sürerken ketozis dakikalar içinde kaybolmaz; zaman ölçeği ve yön hatasıdır
  • Plazma trigliserid konsantrasyonunun hızla normale dönmesi — kronik birikim havuzu akut hormonal uyarıyla dakikalar içinde normale dönmez; zaman ölçeği hatasıdır
  • Plazma ürik asit konsantrasyonunun hızla normale dönmesi — pürin yıkımı ve renal atılım rekabetinden doğan birikim akut glukagonla hızla temizlenmez

Aklında kalsın

Glukoz-6-fosfat glukoza dönemiyorsa glikojen yıkımı kan şekerini değil laktatı yükseltir.

66. soru

Yarışma tarzıAmino Asit Metabolizması ve Üre Döngüsü

Belirgin kas kaybı ve negatif azot dengesi bulunan iki hasta karşılaştırılıyor. Her iki hastada da plazmada valin, lösin ve izolösin düşük bulunuyor. Birinci hastada fenilalanin ve tirozin yüksek, kan amonyak yüksek, kan üre düşük izleniyor ve protein yükü sonrası ensefalopati gelişiyor. İkinci hastada fenilalanin ve tirozin düşük izleniyor ve ensefalopati gelişmiyor.

Birinci hastada ensefalopatiye katkıda bulunan metabolik sonuç en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Astrositlerde glutamin sentetaz ile glutamin oluşumunun artması ve hücre içi ozmolaritenin yükselmesi

Kısaca — Karaciğer üre yapamadığında amonyak astrositlerde glutamine çevrilir ve biriken glutamin ozmotik yük oluşturur.

İki hastada da kas kaybı ve düşük dallı zincirli amino asitler vardır, ancak aromatik amino asitlerin yalnızca birinci hastada yüksek olması karaciğerin aromatik yıkımının bozulduğunu gösterir. Yüksek amonyakla birlikte düşük üre, amonyağın üreye verilemediğini kanıtlar ve protein yükü sonrası ensefalopati bu yetmezliğe bağlanır. Bu durumda kas ve beyinde yedek amonyak tutucu yol glutamin sentezidir; astrositte glutamat ve amonyaktan glutamin yapılması glutamini yükseltirken glutamatı tüketir ve hücre içi ozmolariteyi artırır.

Akıl yürütme

  • iki hastada da kas kaybı ve düşük dallı zincirli amino asitler → ilk bakıda benzer katabolizmayı düşündürür
  • yalnızca birinci hastada aromatik amino asitlerin yüksek olması → karaciğer yıkım kusurunu açlık tablosundan ayıran çataldır
  • yüksek amonyak ile düşük üre → üreye dönüşümün yapılamadığını gösterir
  • protein yükü sonrası ensefalopati → biriken amonyağın beyinde ozmotik sonuca yol açtığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Karaciğerde üre sentezinin artması ve amonyağın hızla üreye dönüştürülerek uzaklaştırılması — düşük üre ve yüksek amonyakla çelişir; bozuk olan yolun hızlandığı varsayılamaz.
  • Kasta dallı zincirli amino asit sentezinin artması ve aromatik amino asitlerle dengenin düzeltilmesi — dallı zincirli amino asitler esansiyeldir, kasda sentezlenemez; bu seçenek esansiyelliği yok sayar.
  • Böbrekte glutaminaz aktivitesinin baskılanması ve amonyak oluşumunun azaltılarak kan amonyağın düşürülmesi — böbrek amonyağı sistemik amonyağı düşürmek için değil atmak için üretir; bu tablonun kaynağı karaciğerdir.
  • Beyinde glutamat dehidrojenaz ile amonyağın fikse edilmesi ve glutamat düzeyinin yükseltilmesi — beyinde amonyağı yüksek ilgiyle tutan enzim glutamin sentetazdır ve reaksiyon glutamatı artırmez, tüketir.

Aklında kalsın

Karaciğer yetmezliğinde amonyak üreye gidemez, astrositte glutamin olarak birikir ve su çeker.

67. soru

Yarışma tarzıKlinik Biyokimya ve Laboratuvar

Otuz yaşındaki kadın hasta saç dökülmesi için yüksek doz biyotin içeren destek kullanırken yapılan kontrolde tiroid testlerinde TSH düşük, serbest T4 yüksek bulunuyor. Yakınması yok, çarpıntı, tremor ve kilo kaybı tanımlamıyor. Fizik muayenede tiroid palpe edilmiyor, göz bulgusu yok, kalp hızı istirahatte normal saptanıyor. Klinik ötiroidiyi desteklerken laboratuvar hipertiroidiyi düşündürüyor.

Bu klinik-laboratuvar uyumsuzluğunun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Streptavidin-biyotin kullanan ölçümde sandviç yöntemde yalancı düşüklük ve kompetitif yöntemde yalancı yükseklik

Kısaca — Ötiroid klinikte ters yönlü TSH düşüklüğü ve serbest T4 yüksekliği, biyotinin sandviç ve kompetitif yöntemleri zıt yönde bozmasıdır.

Birçok tiroid immünoassayinde yakalama antikoru streptavidin aracılığıyla katı faza tutunur. Dolaşan serbest biyotin bu bölgeyi doyurduğunda kompleks yıkanıp uzaklaşır. Sandviç yöntemde sinyal analitle birlikte arttığından sinyal kaybı yalancı düşüklük, kompetitif yöntemde sinyal analitle ters orantılı olduğundan aynı kayıp yalancı yükseklik verir. Bu nedenle aynı örnekte TSH düşük ve serbest T4 yüksek görünür.

Akıl yürütme

  • yakınmasız ve muayenede guatr, göz bulgusu ve taşikardi yokluğu → gerçek hipertiroidiyi dışlar
  • yüksek doz biyotin kullanımı → streptavidin-bazlı assayde sistematik interferansı düşündürür
  • TSH düşük + serbest T4 yüksek paterni → aynı interferansın iki yöntemde ters yönde sonuç verdiğini gösterir

Neden diğerleri değil

  • Graves hastalığına bağlı gelişen gerçek hipertiroidi — klinik ötiroidi, palpe edilemeyen tiroid ve biyotin öyküsünü açıklayamaz
  • Ağrısız tiroidite bağlı gelişen gerçek tirotoksikoz — hassas tiroid ve viral öykü yoktur, patern yalnızca yıkımla açıklanamaz
  • Streptavidin-biyotin kullanan ölçümde sandviç yöntemde yalancı yükseklik ve kompetitif yöntemde yalancı düşüklük — sinyal yönünü ters çevirir; biyotin sandviçte düşüklük, kompetitifte yükseklik yapar
  • Heterofil antikorların yalnızca TSH ölçümünü baskılamasına bağlı izole artefakt — genellikle köprüleme ile yalancı yükseklik yapar ve eşlik eden serbest T4 yüksekliğini açıklamaz

Aklında kalsın

Biyotin fazlalığı sandviç testi yalancı düşürür, kompetitif testi yalancı yükseltir.

68. soru

Yarışma tarzıEnzimler ve Koenzimler

Deneysel bir çalışmada iki enzim inceleniyor. E1 bir peptit bağını su kullanarak iki amino aside ayırıyor. E2 fumarata su ekleyerek malat oluşturuyor ve reaksiyonda çift bağ kayboluyor. E2'nin katalizlediği reaksiyon ATP harcanmadan çift yönlü ilerliyor ve oksidasyon-redüksiyon içermiyor. E1 tripsinle ilişkili bir proteazken E2'nin substrat çifti sitrik asit döngüsünde yer alıyor.

E2 ile aynı Enzim Komisyonu (EC) sınıfında yer alan enzim en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Enolaz

Kısaca — Fumarat–malat dönüşümü çift bağa su ekleyen geri dönüşümlü bir liyaz reaksiyonudur, bu nedenle aynı sınıftaki hidrataz-dehidrataz üye doğru yanıttır.

Hidrolazlar tek bağları su ile keserken liyazlar çift bağlara grup ekler veya çift bağ oluşturarak grup çıkarır. Su kullanılması sınıfı belirlemez; çift bağın kaybolması, ATP harcanmaması ve redoks olmaması EC 4 hidrataz mekanizmasını tanımlar. 2-fosfogliserattan fosfoenolpirüvat oluşurken su çıkaran enzim de aynı mantıkla liyazdır.

  • peptit bağını suyla ayıran enzim klasik hidrolaz davranışını gösterir
  • fumarat–malat dönüşümünde çift bağın kaybolması hidroliz değil ekleme mekanizmasını düşündürür
  • ATP harcanmaması ve oksidasyon-redüksiyon olmaması ligaz ve oksidoredüktazı dışlar
  • su kullanılmasına rağmen sınıfın hidrolaz olmaması ilk tahmini eleyen çatal bulgudur

Neden diğerleri değil

  • peptit bağını suyla kesen proteaz; EC 3 hidrolazdır ve çift bağ kimyasını karşılamaz
  • biotin ve ATP ile karboksilasyon yapan enzim; EC 6 ligazdır ve burada ATP harcanmaması bu sınıfı dışlar
  • NAD bağımlı redoks yapan enzim; EC 1 oksidoredüktazdır ve stemde redoks yoktur
  • inorganik fosfatla kesen enzim; EC 2 transferazdır, su ile hidroliz yapmaz ve çift bağ kimyası taşımaz

Aklında kalsın

Su kullanan her enzim hidrolaz değildir; çift bağa ekleme ve çıkarma yapan hidrataz ve dehidratazlar liyazdır.

69. soru

Yarışma tarzıHormonlar ve Sinyal İletimi

Kırk beş yaşındaki obez bir erkek hasta hipertansiyon ve açlık hiperinsülinçemisi nedeniyle değerlendiriliyor. Öglisemik klemp çalışmasında insülin uyarısına rağmen iskelet kasında glukoz alımının belirgin azaldığı saptanıyor. Kas biyopsisinde insülin reseptör tirozin otofosforilasyonunun korunduğu, buna karşın IRS-1 tirozin fosforilasyonu ve Akt aktivasyonunun azaldığı, GLUT4'ün plazma membranına translokasyonunun bozulduğu bildiriliyor. Aynı hiperinsülinçemik ortamda tutulan vasküler düz kas hücrelerinde DNA sentezi ve proliferatif yanıtın korunduğu, hatta arttığı gözleniyor.

Kompansatuvar hiperinsülinçeminin korunmuş koldan süren etkisi göz önünde bulundurulduğunda, damar duvarında beklenen aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Endotelin-1 üretiminde artış

Kısaca — İnsülin sinyalinde metabolik IRS-Akt kolu seçici bozulurken mitojenik MAPK kolu açıktır; kompansatuvar hiperinsülinçemi bozuk kolu düzeltemez, sağlam koldan endotelin-1 sürüşünü büyütür.

İnsülin reseptörü tirozin kinaz üzerinden iki ana kola ayrılır: IRS-PI3K-Akt kolu GLUT4 translokasyonu ve eNOS aracılı nitrik oksit üretimini, Ras-Raf-MEK-ERK kolu büyüme ve endotelin-1 sentezini destekler. Post-reseptör düzeyde IRS-1 baskılanması metabolik kolu seçici kısar, reseptör kinaz ve MAPK kolunu korunmuş bırakır. Yükselen insülin baskılı koldan etki üretemezken korunmuş MAPK kolundan vazokonstriktör ve proliferatif sürüşü artırır.

  • Reseptör tirozin otofosforilasyonunun korunması defektin reseptör kinazında değil daha aşağıda olduğunu düşündürür
  • IRS-1 tirozin fosforilasyonu, Akt aktivasyonu ve GLUT4 translokasyonunda azalma metabolik kolun seçici baskılandığını destekler
  • Vasküler düz kas hücrelerinde DNA sentezi ve proliferatif yanıtın korunması mitojenik kolun açık kaldığını gösteren çatal bulgudur
  • Hipertansiyon ve açlık hiperinsülinçemisi baskılı Akt-eNOS koluna karşılık aşırı sürülen MAPK-endotelin dengesizliğini destekler

Neden diğerleri değil

  • Nitrik oksit üretiminde artış kompansatuvar yüksekliği kurtarıcı sanır; Akt-eNOS baskılıyken nitrik oksit artamaz
  • Endotelin-1 üretiminde azalma her iki kolun da sustuğunu varsayar; sağlam MAPK kolundan süren vazokonstriktör etkiyi tersine çevirir
  • Prostasiklin üretiminde artış sağlam büyüme sinyalini ilişkisiz bir vazodilatöre geneller; sorumlu eksen endotelin artışıdır
  • Anjiyotensin II’ye duyarlılıkta azalma direncin vazokonstriktör tonusu azaltacağını sanır; selektif tabloda konstriktör sürüş azalmaz

Aklında kalsın

Selektif dirençte yükselen hormon bozuk kolu değil sağlam kolu büyütür.

70. soru

Yarışma tarzıAmino Asit Metabolizması ve Üre Döngüsü

Kronik diyare nedeniyle metabolik asidoz gelişen bir hastada kas kitlesinde azalma ve negatif azot dengesi saptanıyor. İdrarla amonyum atılımı artmış, üre atılımı ise azalmış olarak bulunuyor. Plazma glutamin ve kan bikarbonat düşük izleniyor. Karaciğerde üre döngüsü enzimlerini kodlayan genlerde mutasyon saptanmıyor.

Azot atılımındaki bu dağılımı açıklayan uyumsal yanıt en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Böbrekte glutaminazın aktive olarak glutaminden amonyak yapımını artırması ve karaciğerde üre sentezinin baskılanması

Kısaca — Asidozda böbrek glutaminazla amonyak yapımı artar, karaciğer üre sentezi bikarbonatı korumak için baskılanır.

Kas yıkımı tek başına hem üreyi hem amonyağı artırırdı; burada üre düşük, amonyum yüksektir. Düşük bikarbonat ve düşük plazma glutamin böbreğin glutamini çekip glutaminazla glutamat ve amonyağa çevirdiğini, oluşan amonyağın idrarla atılırken yeni bikarbonat kazanıldığını düşündürür. Üre sentezi bikarbonat tükettiği için karaciğerde baskılanır; mutasyon yokluğu kalıtsal enzim eksikliğini dışlar ve tablonun düzenleyici uyum olduğunu destekler.

Akıl yürütme

  • kas kaybına rağmen ürenin düşük, amonyumun yüksek olması → basit katabolizma artışını değil ayrışan bir uyumu düşündürür
  • düşük plazma glutamin → böbrek tarafından tüketimin arttığını destekler
  • düşük bikarbonat → amonyakla birlikte bikarbonat kazanımına ve üre yolunun kısılmasına zemin hazırlar
  • mutasyon saptanmaması → kalıtsal üre döngüsü enzim eksikliğini dışlar

Neden diğerleri değil

  • Karaciğerde glutamin sentetazın baskılanarak amonyağın üre sentezine yönlendirilmesi ve üre atılımının artırılması — asidozda üre artmaz, baskılanır; bu seçenek bikarbonat koruma mantığını ters çevirir.
  • Kasta glutamin sentetazın baskılanarak amonyağın serbest şekilde kana verilmesi ve böbreğe taşınması — serbest amonyak toksiktir ve böyle taşınmaz; kasda glutamin sentezi azotu güvenle taşımak için artar, baskılanmaz.
  • Karaciğerde glutamat dehidrojenazın amonyağı fikse yönünde çalışarak glutamat sentezini artırması ve üreyi yükseltmesi — amonyağı yüksek ilgiyle fikse eden yol glutamin sentetazdır; glutamat dehidrojenaz bu bağlamda fiksasyon enzimi değildir ve üre yükselmez.
  • Böbrekte glutaminazın baskılanarak glutaminin korunması ve glutamin azotunun karaciğerde üreye yönlendirilmesi — artmış idrar amonyumu ile çelişir; böbrek yanıtı baskılanma değil aktivasyondur.

Aklında kalsın

Asidozda azot idrar amonyumuna kayar, üre kısılır; böbrek glutamini tüketir, karaciğer bikarbonatı korur.

71. soru

Yarışma tarzıLipit Metabolizması

60 yaşındaki bir erkek hasta aylardır süren yağlı diyare, kilo kaybı ve gece körlüğü yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede skleralarda sarılık ve kaşıntı izleri saptanıyor. Laboratuvar incelemede direkt bilirubin, alkalen fosfataz ve gama-glutamil transferaz yüksek bulunuyor. Yemek sonrası alınan duodenum aspiratında serbest yağ asitleri ve 2-monoaçilgliserol bol miktarda izleniyor; fekal elastaz normal bulunuyor.

Bu hastanın dışkısında birikmesi en olası lipit türü aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Serbest yağ asitleri ve 2-monoaçilgliserol

Kısaca — Lipoliz sağlamken safra asidi eksikliği misel oluşumunu bozar, sindirilmiş yağ asidi ve 2-monoaçilgliserol emilemeden dışkıyla kaybedilir.

Pankreatik lipaz kolipaz eşliğinde triaçilgliserolün sn-1 ve sn-3 bağlarını keserek 2-monoaçilgliserol ve iki serbest yağ asidi oluşturur; bu ürünlerin emilimi safra asitleriyle oluşan karma misellere bağımlıdır. Duodenum aspiratında serbest yağ asidi ve 2-monoaçilgliserolün bol olması ve fekal elastazın normal bulunması lipolizin sağlam olduğunu gösterir. Kolestaza bağlı safra asidi eksikliğinde misel kurulamaz, sindirilmiş ürünler enterosite taşınamaz ve dışkıda serbest yağ asidi ile 2-monoaçilgliserol birikir; sindirilmemiş triaçilgliserol birikimi pankreatik yetmezlikte görülür.

Akıl yürütme

  • yağlı diyare + kilo kaybı + gece körlüğü → yağ ve yağda eriyen vitamin malabsorbsiyonunu düşündürür
  • skleralarda sarılık + yüksek direkt bilirubin, alkalen fosfataz ve gama-glutamil transferaz → kolestaza bağlı safra asidi eksikliğini destekler, pankreatik nedeni uzaklaştırır
  • duodenumda bol serbest yağ asidi ve 2-monoaçilgliserol + normal fekal elastaz → lipolizin sağlam olduğunu gösterir ve ilk akla gelen pankreatik lipaz eksikliğini dışlar

Neden diğerleri değil

  • Triaçilgliserol ve diaçilgliserol — pankreatik lipaz eksikliğinde görülen sindirilmemiş lipit birikimidir; burada lipoliz ürünlerinin varlığı bu mekanizmayı dışlar
  • Gliserol ve serbest yağ asitleri — lipazın üç ester bağını da kestiğini varsayar; oysa pankreatik lipaz sn-2 bağını koruyarak 2-monoaçilgliserol bırakır
  • Diaçilgliserol ve kolesterol esterleri — gastrik lipaz ve kolesterol esteraz ürünlerini karıştırır; bu tabloda kolesterol ester birikimini gerektiren bir defekt yoktur
  • Fosfatidilkolin ve kolesterol esterleri — fosfolipaz A2 defektini akla getirir; fosfatidilkolin sindirimi burada sorunun odağı değildir

Aklında kalsın

Misel defektinde lipoliz ürünleri oluşur ama emilemez, dışkıda serbest yağ asidi ve 2-monoaçilgliserol artar.

72. soru

Yarışma tarzıKarbonhidrat Metabolizması

Dirençli epileptik nöbetler ve gelişme geriliğiyle başvuran bir süt çocuğunda nöbetlerin açlıkla belirginleştiği, beslenmeyi takiben kısmen yatıştığı öğreniliyor. Eş zamanlı kan glukozu normal sınırlarda ölçülüyor. Lomber ponksiyonda BOS hücre sayısı ve protein düzeyi normal bulunuyor, BOS glukozu belirgin düşük saptanıyor, BOS laktatı düşük ölçülüyor. BOS ve kan kültürlerinde üreme olmuyor.

Bu tablodan sorumlu taşınma defekti düşünüldüğünde eritrosit glukoz alımı ve insüline yanıtı açısından aşağıdakilerden hangisinin olması en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: B — Eritrosit glukoz alımında azalma, insülinle düzelmeme

Kısaca — GLUT1 kan-beyin bariyeri ve eritrositte insülinden bağımsız glukoz taşıdığı için defektinde BOS glukozu düşük kalır ve eritrosit alımı insülinle düzelmez.

İlk çıkarım bariyer düzeyinde glukoz taşınma defektidir; GLUT1 kan-beyin bariyeri ve eritrositte insülinden bağımsız taşınmadan sorumluyken iskelet kası ve adipoz dokuda insülinle aktive olan taşıyıcı fonksiyonu GLUT4 üstlenir. Bu yüzden ilgili defekte kan glukozu normalken BOS glukozu düşük kalır, BOS laktatı yükselmez ve eritrosit glukoz alımı azalmış bulunur, insülin bu alımı düzeltmez. Hücresiz ve proteinsiz BOS ile düşük BOS laktatı enfeksiyonu, normal kan glukozu sistemik hipoglisemiyi dışlar.

Akıl yürütme

  • Normal kan glukozu ile belirgin düşük BOS glukozu birlikteliği → kanda değil, bariyerde taşınma sorununu düşündürür
  • Normal hücre ve protein ile düşük BOS laktatı ve negatif kültür → bakteriyel süreci dışlar
  • Açlıkla kötüleşme ve beslenmeyle kısmi yatışma → beyin enerji açığını destekler
  • Aynı taşıyıcının eritrositte de bulunması → eritrosit alımında insülinden bağımsız azalımı açıklar

Neden diğerleri değil

  • Eritrosit glukoz alımında azalma, insülinle düzelme — tüm glukoz taşınmasını insüline bağımlı sanır ve ilgili izoform ile kas ve adipoz doku izoformunu karıştırır
  • Eritrosit glukoz alımında artma, insülinle baskılanma — primer azalmayı kompansatuvar artışla karıştırır ve insülin etkisini tersine çevirir
  • Eritrosit glukoz alımında artma, insülinle değişmeme — taşıyıcı kaybında artış bekler, yön hatası yapar
  • Eritrosit glukoz alımında normal sınırlarda kalma, insülinle değişmeme — defektin yalnızca bariyerde sınırlı olduğunu varsayar, ortak dağılımı atlar

Aklında kalsın

Bariyer ve eritrosit izoformu insülinden bağımsızdır, kas ve adipoz doku izoformu insülinle aktive olur.

73. soru

Yarışma tarzıAmino Asitler ve Proteinler

On yedi yaşındaki erkek hasta halsizlik ve sarılık yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede solukluk ve splenomegali saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde normositik anemi, retikülositoz ve indirekt bilirubin yüksekliği bulunuyor. Alkalen pH’ta yapılan hemoglobin elektroforezinde normal hemoglobine göre katoda daha yakın göç eden anormal bir bant izleniyor. Sodyum metabisülfit preparatında oraklaşma gözlenmiyor ve solubilite testi normal bulunuyor.

Bu tablodan sorumlu amino asit değişiminin en olası türü aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Negatif yük kaybı ile net yükün pozitife kayması

Kısaca — Katoda yakın göç negatif yük kaybını gösterir, oraklaşma yokluğu ve normal solubilite hidrofobik polimerizasyonu dışlar.

Yüzeydeki asidik yan zincirin kaybı anyonik göçü azaltarak bandı katoda yaklaştırır, hidrofobik yan zincir kazanımı ise deoksijenasyonda polimerizasyon ve oraklaşma yapar. Normal solubilite ve oraklaşma yokluğu ikinci mekanizmayı dışladığı için tablo negatif yük kaybı ile pozitife kaymaya uyar.

Akıl yürütme

  • anemi + retikülositoz + indirekt bilirubin yüksekliği + splenomegali → kronik hemolizi düşündürür
  • alkalen elektroforezde katoda daha yakın göç → net negatif yükün azalması ve yükün pozitife kayması
  • oraklaşma gözlenmemesi ve solubilite testinin normal bulunması → hidrofobik polimerizasyonun olmadığını gösterir ve ilk akla gelen orak hücreli mekanizmayı dışlar
  • hemolizle birlikte yük kayması ve polimerizasyon yokluğu → negatif yük kaybı mekanizması

Neden diğerleri değil

  • Hidrofobik yan zincir kazanımı ile polimerizasyon eğilimi artması — oraklaşma ve anormal solubilite bekletir, bu hastada ikisi de yoktur
  • Pozitif yük kaybı ile net yükün negatife kayması — göçü anoda kaydırır, gözlenen katodal kaymanın tersidir
  • Disülfid bağı kaybı ile tersiyer yapının bozulması — bu tabloda disülfid aracılı dimer kanıtı yoktur ve yük yönünü açıklamaz
  • İmino asit kazanımı ile alfa-heliksin kırılması — prolin tipi heliks bozukluğudur, yüzey yükü değişimini ve hemoliz paternini açıklamaz

Aklında kalsın

Elektroforez yükü söyler, oraklaşma hidrofobisiteyi söyler ve ikisi birlikte okunur.

74. soru

Yarışma tarzıHormonlar ve Sinyal İletimi

Yorgunluk, kilo kaybı ve postüral hipotansiyon yakınmasıyla başvuran kırk yaşındaki erkek hastada hiponatremi ve hiperkalemi saptanıyor. Sabah plazma kortizolü düşük, ACTH yüksek bulunuyor; ciltte yaygın hiperpigmentasyon izleniyor. İstirahatte hipotansif seyreden hastada sempatik aktivasyon sırasında terleme ve taşikardi gözleniyor.

Bu hastada plazma adrenalin ve noradrenalin için beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Adrenalin belirgin düşük, noradrenalin normal ya da yüksek

Kısaca — Primer korteks yetmezliğinde portal kortizol azalır, bu nedenle adrenalin sentezi seçici düşer ve noradrenalin korunur.

Adrenal korteks ile medulla arasında intraadrenal portal kan akımı bulunur; korteksten gelen yüksek konsantrasyonda kortizol medullada feniletanolamin-N-metiltransferaz ekspresyonunu indükler. Primer korteks yıkımında bu parakrin uyarı kaybolur, dopamin beta-hidroksilaz korunduğu için noradrenalin sentezi sürer, ancak noradrenalinden adrenaline metilasyon bozulur. Hipotansiyona yönelik sempatik refleks de eklendiğinde plazma noradrenalini normal ya da yüksek ölçülür.

Akıl yürütme

  • düşük kortizol ile yüksek ACTH, hiperpigmentasyon, hiponatremi ve hiperkalemi → primer korteks yetmezliği
  • istirahat hipotansiyonu → mineralokortikoid ve glukokortikoid eksikliği ile uyumlu
  • sempatik aktivasyonda terleme ve taşikardi → sempatik noradrenalin yolunun korunmuş olduğunu gösteren çatal
  • portal kortizol kaybı → yalnızca adrenalin basamağının bozulması

Neden diğerleri değil

  • Adrenalin ve noradrenalin birlikte belirgin yüksek — Feokromositoma örüntüsüdür; hipotansiyon ve kortizol-ACTH örüntüsü ile bağdaşmaz.
  • Adrenalin ve noradrenalin birlikte belirgin düşük — Tirozin hidroksilazın çöktüğü genel bir katekolamin eksikliği sanrısıdır; dopamin beta-hidroksilaz basamağı ve sempatik noradrenalin korunur.
  • Adrenalin normal ya da yüksek, noradrenalin belirgin düşük — Enzim sırası tersine çevrilmiştir; bozulan basamak dopamin beta-hidroksilaz değil feniletanolamin-N-metiltransferazdır.
  • Adrenalin ve noradrenalin değişmeden normal kalır — Medullayı korteksden bağımsız sanmaktır; portal kortizol ile indüksiyonu göz ardı eder.

Aklında kalsın

Kortizol medullada yalnızca adrenalini artırır, bu yüzden korteks kaybı adrenalini seçici düşürür.

75. soru

Yarışma tarzıKarbonhidrat Metabolizması

Üç günlük bir yenidoğan bebekte anne sütü ve standart mama ile beslenmeyi izleyen saatlerde başlayan bol sulu, köpüklü diyare, karında distansiyon ve kilo alamama görülüyor. Dışkı pH asidik bulunuyor, dışkıda redükleyici madde pozitif saptanıyor ve açlıkla diyarerin durduğu gözleniyor. Laktoz içermeyen ancak glukoz içeren mama ile diyare devam ederken yalnızca fruktoz içeren mamaya geçildiğinde düzelme izleniyor. İnce bağırsak biyopsisinde villus morfolojisi normal bulunuyor, fırçamsı kenar disakkaridaz aktiviteleri normal sınırlarda ölçülüyor.

Bu hastada tekli monosakkarit yüklemeleri sonrası kanda beklenen yükselmenin izlenmemesi en olası olan şekerler aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Glukoz ve galaktoz

Kısaca — Apikal SGLT1 bozulduğunda glukoz ve galaktoz enterositten kana geçemezken fruktoz GLUT5 yoluyla emilmeye devam eder.

İlk çıkarım glukoz-galaktoz malabsorpsiyonudur; ince bağırsak fırçamsı kenarında glukoz ve galaktoz sodyuma bağımlı kotransport ile SGLT1 üzerinden hücreye alınır, bazolateralde GLUT2 ile kana verilir, fruktoz ise apikalde sodyumdan bağımsız GLUT5 ile alınır. Bu dağılım nedeniyle SGLT1 defektinde glukoz ve galaktoz yüklemesi sonrası kanda beklenen yükselme izlenmezken fruktoz yüklemesi normal yükselir. Glukoz içeren mamayla diyarerin sürmesi ve disakkaridazların normal olması ilk akla gelen laktaz eksikliğini dışlar.

Akıl yürütme

  • Mama sonrası bol sulu diyare, asidik dışkı, redükleyici madde pozitifliği ve açlıkla düzelme → ozmotik karbonhidrat malabsorpsiyonunu düşündürür
  • Laktozsuz glukozlu mamayla sürme ve disakkaridazların normal olması → laktaz eksikliğini dışlar
  • Yalnızca fruktozla düzelme → sodyumdan bağımsız fruktoz yolunun sağlam olduğunu destekler
  • SGLT1 ortak taşıma özelliği → glukoz ve galaktozda birlikte düz seyri açıklar

Neden diğerleri değil

  • Yalnız fruktoz — fruktoz GLUT5 ile taşınır ve bu tabloda korunur, bunu seçmek taşıyıcıları ters eşleştirir
  • Yalnız glukoz — galaktoz da aynı kotransportu kullanır, yalnızca glukozu seçmek bu ortaklığı atlar
  • Galaktoz ve fruktoz — fruktozu sodyuma bağımlı sanır ve glukoz bileşenini dışarıda bırakır
  • Glukoz ve fruktoz — galaktozu ayrı bir sistem sanır ve fruktozu sodyuma bağımlı sanır

Aklında kalsın

SGLT1 glukoz ve galaktozu birlikte taşır, fruktoz GLUT5 ile sodyumdan bağımsız emilir.

76. soru

Yarışma tarzıAmino Asitler ve Proteinler

Deneysel bir çalışmada bileşimi bilinmeyen küçük bir peptidin elektroforetik davranışı inceleniyor. Peptid pH 7,0'de katyon değiştirici reçineye sıkıca bağlanırken anyon değiştirici reçineye bağlanmıyor. Ortam pH’ı çok alkalen düzeye yükseltilmesine rağmen peptidin katoda göçü sürüyor. Peptidin molekül büyüklüğünün jel filtrasyonda değişmediği gösteriliyor.

Peptidin pozitif yükünden sorumlu baskın bileşenin aşağıdakilerden hangisi olması en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: B — Arjinin

Kısaca — Nötral pH’ta katyon değiştiriciye bağlanma net pozitif yükü gösterir ve çok alkalende sürmesi en güçlü bazı işaret eder.

Bazik yan zincirler nötral pH’ta protonlanarak peptidi katyon değiştiriciye bağlar, pH yükseldikçe zayıf bazlar protonunu kaybeder. Guanidino grup rezonansla protonu en sıkı tutan grup olduğu için çok alkalen ortamda bile pozitiflik korunuyorsa baskın bileşen arjinindir.

Akıl yürütme

  • pH 7,0'de katyon değiştiriciye bağlanma ve anyon değiştiriciye bağlanmama → net pozitif yük ve bazik baskınlık
  • çok alkalen pH’ta katoda göçün sürmesi → pozitif yükün korunmasıdır ve histidin ile lizinin kaybını dışlar
  • jel filtrasyonda büyüklüğün değişmemesi → göç farkının agregasyondan değil yükten geldiğini gösterir
  • yükünü en alkalende koruyan yan zincir → guanidino grubu taşıyan arjinin

Neden diğerleri değil

  • Histidin — imidazol grubu fizyolojik pH çevresinde titrasyona girer ve çok alkalende protonunu koruyamaz
  • Lizin — nötral pH’ta pozitiflik verir ancak çok alkalen ortamda deprotone olur ve göçü sürdüremez
  • Aspartat — asidik yan zincir taşır ve peptidi anyon değiştiriciye bağlar, gözlenenin tersidir
  • Glutamat — asidik yan zincir taşır ve net pozitifliği açıklayamaz

Aklında kalsın

Nötral pH’ta pozitiflik bazik amino asidi gösterir, çok alkalende kalan pozitiflik arjinini işaret eder.

77. soru

Yarışma tarzıLipit Metabolizması

42 yaşındaki bir kadın hasta obezite nedeniyle orlistat kullanırken tekrarlayan böbrek taşı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünde yağlı ve hacimli dışkılama ile kilo kaybı bulunuyor. Fizik muayenede yeni bir bulgu saptanmıyor. Laboratuvar incelemede serum kalsiyum, parathormon ve ürik asit konsantrasyonları normal bulunuyor; idrar pH normal aralıkta ölçülüyor. Taş analizi kalsiyum oksalat olarak sonuçlanıyor.

Bu tabloda idrarda görülmesi beklenen yön değişikliği aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Oksalat atılımında artış ve kalsiyum atılımında azalma

Kısaca — Orlistatla lümende kalan yağ asitleri kalsiyumu bağlar, serbest kalan oksalatın emilimi artar ve idrarda oksalat artarken kalsiyum azalır.

Orlistat gastrik ve pankreatik lipazı inhibe ederek triaçilgliserollerin 2-monoaçilgliserol ve serbest yağ asitlerine parçalanmasını engeller; lümende kalan uzun zincirli yağ asitleri kalsiyumla sabunlaşarak kalsiyumu bağlar. Normalde diyetteki oksalat kalsiyumla birleşip emilmeden atılırken kalsiyum bağlanınca serbest oksalat artar ve kolondan emilimi artar, emilen oksalat idrarla atılır. Aynı süreçte kalsiyum dışkıyla kaybedildiği ve yağda eriyen D vitamini emilimi bozulduğu için idrar kalsiyum atılımı azalır ve tablo kalsiyum oksalat taşıyla sonuçlanır.

Akıl yürütme

  • orlistat kullanımı + yağlı ve hacimli dışkılama → pankreatik lipaz inhibisyonuna bağlı yağ malabsorbsiyonunu düşündürür
  • serum kalsiyum, parathormon ve ürik asit konsantrasyonlarının normal olması ve idrar pH’nin normal aralıkta ölçülmesi → primer hiperparatiroidizm, ürik asit taşı ve renal tübüler asidozu dışlar
  • yağ malabsorbsiyonu zemininde kalsiyum oksalat taşı → lümende kalsiyumun bağlanıp serbest oksalatın arttığı enterik hiperoksalüriyi destekler

Neden diğerleri değil

  • Oksalat atılımında azalma ve kalsiyum atılımında artış — bağlanma yönünü tersine çevirir; lümende bağlanan kalsiyumun idrarda artacağını varsayar, oysa kalsiyum dışkıyla kaybedilir
  • Oksalat atılımında artış ve kalsiyum atılımında artış — sistemik hiperkalsiürik bir nedeni varsayar; normal kalsiyum ve parathormon çatal bulgusunu yok sayar
  • Oksalat atılımında azalma ve kalsiyum atılımında azalma — malabsorbsiyonda her solütün azalacağını varsayar; serbest oksalat artışını gözden kaçırır
  • Oksalat atılımı değişmeden kalsiyum atılımında artış — taşı yalnızca kalsiyum artışına bağlar; bu tabloda taşı sürükleyen oksalat bileşenini değişmez sanır

Aklında kalsın

Yağ malabsorbsiyonunda lümende kalan yağ asitleri kalsiyumu bağlarsa serbest oksalat emilimi artar ve idrar oksalatı artarken idrar kalsiyumu azalır.

78. soru

Yarışma tarzıKarbonhidrat Metabolizması

Mitokondri içermeyen eritrositlerin glikozla inkübe edildiği deneysel bir çalışmada süspansiyonlardan birine iyodoasetat, diğerine florür ekleniyor. Her iki süspansiyonda da laktat üretimi duruyor ve ATP konsantrasyonu düşüyor. İyodoasetat eklenen süspansiyonda NADH/NAD+ oranının düştüğü, florür eklenen süspansiyonda ise korunduğu görülüyor.

NADH/NAD+ oranı düşen süspansiyonda fruktoz-1,6-bisfosfat ve 3-fosfogliserat düzeyleri açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Fruktoz-1,6-bisfosfat artar, 3-fosfogliserat azalır

Kısaca — NADH düşüşü bloğu gliseraldehit-3-fosfat dehidrogenaza yerleştirir; bloğun gerisi birikir, ilerisi boşalır.

İyodoasetat gliseraldehit-3-fosfat dehidrogenazın aktif bölgedeki sisteinini alkiller; gliseraldehit-3-fosfat oksitlenemez, NADH ve 1,3-bisfosfogliserat oluşamaz. Bu nedenle bloğun ilerisindeki 3-fosfogliserat, 2-fosfogliserat, fosfoenolpiruvat ve piruvat tükenir, laktat durur. Bloğun gerisindeki gliseraldehit-3-fosfat, dihidroksiaseton fosfat ve fruktoz-1,6-bisfosfat birikir; düşen ATP’nin fosfofruktokinaz-1 üzerindeki freni kalkması da birikimi destekler. Florür ise magnezyum-florofosfat kompleksiyle enolazı inhibe eder; NADH oluşumu korunurken 3-fosfogliserat ve 2-fosfogliserat birikir, laktat yine durur.

Akıl yürütme

  • Her iki ajanda laktatın durması → glikolitik akımın kesildiğini gösterir ancak basamağı ayırmaz.
  • NADH/NAD+ oranının yalnızca bir süspansiyonda düşmesi → ilk akla gelen enolaz komşuluğunu dışlar ve NADH üreten basamağa işaret eder.
  • Bu çatal bulgu → iyodoasetat grubundaki bloğu gliseraldehit-3-fosfat dehidrogenaza yerleştirir.
  • Glikolitik sıra → fruktoz-1,6-bisfosfatın blok gerisinde, 3-fosfogliseratın blok ilerisinde olduğunu belirler.

Neden diğerleri değil

  • Fruktoz-1,6-bisfosfat azalır, 3-fosfogliserat artar — Florür ve enolaz paternidir; NADH çatalını yok sayıp cazip komşuyu seçer.
  • Fruktoz-1,6-bisfosfat artar, 3-fosfogliserat artar — Birikimi her iki havuza geneller; 3-fosfogliseratın blok ilerisinde tükeneceğini atlar.
  • Fruktoz-1,6-bisfosfat azalır, 3-fosfogliserat azalır — ATP düşüşünü tüm havuzlara geneller; proksimal birikimi kaçırır.
  • Her ikisi de değişmez — Akım dursa da havuzların sabit kalacağını varsayar; birikim ve boşalma mantığını kurmaz.

Aklında kalsın

Blok gerisi birikir, blok ilerisi boşalır; NADH davranışı gliseraldehit-3-fosfat dehidrogenaz ile enolazı ayırır.

79. soru

Yarışma tarzıKarbonhidrat Metabolizması

Kronik alkol kullanımı ve yetersiz beslenmesi olan bir hasta bilinç bulanıklığı ile acil servise getiriliyor. Parmak ucu glikozunun düşük ölçülmesi üzerine yüksek konsantrasyonda intravenöz glikoz başlanıyor. İzlemde anyon açıklı metabolik asidoz belirginleşiyor; plazma laktat ve pirüvat konsantrasyonları birlikte yükselirken laktat/pirüvat oranı değişmiyor. Arter kan gazında PaO2 normal sınırlarda bulunuyor.

Bu hastada pirüvatın asetil-KoA’ya dönüşümü ile plazma alanin düzeyi açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Asetil-KoA oluşumu azalır, alanin artar

Kısaca — Tiamin eksikliğinde piruvat dehidrogenaz bloke olur; glikoz yüküyle gelen piruvat okside edilemeyip laktat ve alanine yönlenir, asetil-KoA düşer.

Tiamin pirofosfat piruvat dehidrogenazın zorunlu kofaktörüdür ve kronik alkol kullanımı ile yetersiz beslenmede tükenir. İntravenöz glikoz glikolizle piruvat üretimini artırır ancak bloklu piruvat dehidrogenaz piruvatı asetil-KoA’ya çeviremez. Biriken piruvat laktat dehidrogenaz ile laktata ve alanin aminotransferaz ile alanine yönlenir; sitozolik NADH/NAD+ değişmediğinden laktat ve piruvat birlikte artar, oran değişmez. Asetil-KoA oluşumu azalır ve anyon açıklı asidoz derinleşir.

Akıl yürütme

  • Kronik alkol + yetersiz beslenme + glikoz sonrası kötüleşme → tiamin fosfat gerektiren basamağa işaret eder.
  • Laktat ve pirüvatın birlikte artıp oranın değişmemesi → laktat dehidrogenaz dengesinin korunduğunu ve primer sorunun redoks değil dekarboksilasyon bloğu olduğunu gösterir.
  • Normal PaO2 → hipoksi ve elektron taşıma defektini dışlar; yüksek oran beklenen komşu tablodan uzaklaştırır.
  • Piruvat birikimi → transaminasyonla alanin artışını ve oksidatif yoldan uzaklaşmayla asetil-KoA azalışını gerektirir.

Neden diğerleri değil

  • Asetil-KoA oluşumu artar, alanin azalır — Glikoz yükünü oksidasyon artışı sanır ve kofaktör bloğunu yok sayar.
  • Asetil-KoA oluşumu artar, alanin artar — Pirüvat artışını her iki yola eşit dağıtır; bloklu dehidrogenazdan akışın artamayacağını kaçırır.
  • Asetil-KoA oluşumu azalır, alanin azalır — Oksidasyon azlığını doğru bulur ancak biriken substratın transaminasyona yönleneceğini gözden kaçırır.
  • Her ikisi de değişmez — Normal oran ve normal oksijenlenmeyi değişim yokluğu sanır; birlikte yükselmenin tanısal değerini ıskalar.

Aklında kalsın

Tiamin eksikliğinde glikoz piruvata dönüşür ama asetil-KoA’ya geçemez; oran değişmeden laktat ve alanin birlikte artar.

80. soru

Yarışma tarzıAntiviral, Antifungal ve Antiparaziter İlaçlar

HIV ile yaşayan ve tenofovir alafenamid, emtrisitabin ve dolutegravir ile virolojik baskılanma sağlanan kırk iki yaşındaki erkek hasta, demir eksikliği ve dispepsi nedeniyle demir, kalsiyum ve magnezyum içeren mineral desteği ile antiasit kullanmaya başlıyor. Bu ürünleri sabah dolutegravir ile aynı saatte düzenli alıyor; antiretroviral uyumunun tam olduğu öğreniliyor. İzlemde HIV RNA konsantrasyonunun tekrar yükseldiği görülüyor; bulantı, kusma ve diyare tanımlanmıyor. Eş zamanlı rifamisin ve antiepileptik kullanımı bulunmuyor; karaciğer ve böbrek fonksiyonları stabil seyrediyor.

Bu hastada virolojik reboundun nedeni dikkate alındığında en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: E — Katyonlarla şelasyona bağlı emilimde azalma; birlikte alımı ayırıp aynı rejimi sürdürmek

Kısaca — Dolutegravir iki değerlikli katyonlarla şelat oluşturup emilemez, konsantrasyonu düşer; aynı saatte alım ve indükleyici yokluğu metabolik etkileşimi dışlar.

İntegraz inhibitörleri bağırsak lümeninde demir, kalsiyum, magnezyum ve alüminyum ile şelasyon yapar, absorpsiyon azalır, plazma konsantrasyonu düşer ve virolojik baskılanma kaybolur; bu etki sitokrom veya glukuronidasyon yoluyla değildir. Aynı saatte alım öyküsü ile rifamisin ve antiepileptik gibi indükleyicilerin yokluğu metabolik yolu dışlar, birlikte alımı gün içinde ayırmak emilimi düzeltir.

Akıl yürütme

  • baskılanmışken mineral ve antiasit başlanmasıyla rebound → yeni eklenen ürünü düşündürür
  • sabah aynı saatte düzenli birlikte alım → lümende temasla şelasyonu destekler
  • rifamisin ve antiepileptik yokluğu ile stabil karaciğer ve böbrek fonksiyonları → enzim indüksiyonunu dışlar
  • kusma ve diyare yokluğu ile tam uyum → kayıp ve uyumsuzluğu dışlar

Neden diğerleri değil

  • CYP ve UGT indüksiyonuna bağlı klirens artışı; dolutegravir dozunu artırıp birlikte alıma devam etmek — İndükleyici yoktur ve sorun klirens artışı değil emilim azalmasıdır
  • Gastrik pH yükselmesine bağlı çözünürlük azalması; antiasidi kesip mineral desteğine devam etmek — Sorun pH değil katyon şelasyonudur; mineral de şelat yaptığı için antiasidi tek başına kesmek yetmez
  • Renal tübüler sekresyonda yarışmaya bağlı birikme; dolutegraviri kesip izlemek — Birikme değil konsantrasyon düşüşü vardır; etkili rejimi kesmek yanlıştır ve yön ters okunmuştur
  • Katyonlarla şelasyona bağlı emilimde azalma; aynı saatte alıma devam edip dolutegravir dozunu artırmak — Mekanizma doğrudur ancak aynı saatte alım sürerken doz artışı lüminal şelasyonu düzeltmez

Aklında kalsın

İntegraz inhibitörünü katyonlarla aynı anda almak emilimi düşürür, çözüm birlikte alımı ayırmaktır.

81. soru

Yarışma tarzıKan ve Hemostaz Farmakolojisi

Tekrarlayan venöz tromboembolizm ve ailede erken yaşta tromboz öyküsü bulunan genç bir hastada akut tromboz nedeniyle kiloya uygun dozda fraksiyone olmayan heparin infüzyonu başlanıyor. Yeterli doza rağmen aktive parsiyel tromboplastin zamanı uzamıyor. Plazma antitrombin aktivitesinin belirgin düşük olduğu saptanıyor. Hastada diyaliz gerektiren ileri evre böbrek yetmezliği de bulunuyor. Heparin dışı parenteral antikoagülasyon gerekiyor.

Bu hastada antikoagülan etkinliği korunacak ve birikim riski açısından en uygun seçenek aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Argatroban

Kısaca — Antitrombin yokluğunda heparinler ve fondaparinuks çalışmaz; böbrek yetmezliğinde birikenler elenince geriye hepatik yolla atılan direkt trombin inhibitörü kalır.

Fraksiyone olmayan heparin, düşük molekül ağırlıklı heparin ve fondaparinuks etkisini antitrombin üzerinden gösterir; antitrombin belirgin düşükken yeterli dozda bile aktive parsiyel tromboplastin zamanı uzamaz. Direkt trombin inhibitörleri antitrombine ihtiyaç duymaz, ancak renal yolla atılanlar ileri böbrek yetmezliğinde birikirken hepatik yolla atılan seçenek etkinliğini korur.

  • yeterli doza rağmen aktive parsiyel tromboplastin zamanının uzamaması → doz yetersizliğini değil antitrombin bağımlı direnci düşündürür
  • belirgin düşük antitrombin ile tekrarlayan ve ailesel tromboz → kalıtsal eksiklik zemininde heparin direncini destekler
  • diyaliz gerektiren böbrek yetmezliği → renal atılan seçeneklerde birikim riski eleğini kurar

Neden diğerleri değil

  • Antitrombinden bağımsız çalışan ancak renal yetmezlikte yarılanma ömrü uzayan direkt trombin inhibitörünü öneren yorum → ilk elekten geçer ancak birikim riski nedeniyle elenir
  • Antitrombine bağımlı olmaya devam eden heparin infüzyonunu öneren yorum → böbrek yetmezliğinden etkilenmese de dirençli zeminde etkisiz kalır
  • Hem antitrombine bağımlı hem renal atılan düşük molekül ağırlıklı heparini öneren yorum → iki elekten de geçemez
  • Yalnızca antitrombin aracılı anti-faktör Xa etki gösteren ve renal atılan sentetik pentasakkariti öneren yorum → dirençli zeminde etkisiz kalıp birikir

Aklında kalsın

Heparin direncinde antitrombinden bağımsızlık yetmez; böbrek yetmezliğinde atılım yolu da seçimi belirler.

82. soru

Yarışma tarzıAntiviral, Antifungal ve Antiparaziter İlaçlar

38 yaşındaki bir erkek hastaya HIV tanısıyla tenofovir disoproksil fumarat, emtrisitabin ve dolutegravir başlanıyor. Tedavinin birinci ayında serum kreatinin konsantrasyonunda hafif bir yükselme saptanıyor. Eş zamanlı idrar incelemesinde proteinüri ve glukozüri bulunmuyor; serum fosfat konsantrasyonu normal sınırlarda izleniyor. Hasta asemptomatik seyrediyor; fizik muayenede kan basıncı stabil bulunuyor ve nefrotoksik başka bir ilaç kullanımı tanımlanmıyor.

Bu tabloda izlemde en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Dolutegravirin tübüler kreatinin sekresyonunu inhibe etmesi; aynı rejimi sürdürüp izlemek

Kısaca — Dolutegravir tübüler kreatinin sekresyonunu inhibe ederek serum kreatininini hafif artırır, gerçek filtrasyon değişmez; normal fosfat ve idrar Fanconi tipini dışlar.

Dolutegravir proksimal tübülde kreatininin tübüler sekresyonunu sağlayan organik katyon taşıyıcısını inhibe eder, bu nedenle serum kreatinin konsantrasyonu yükselirken ölçülen gerçek glomerüler filtrasyon korunur. Tenofovir disoproksil fumaratın proksimal tübül hasarı ise fosfat kaybı, glukozüri ve proteinüri ile seyreden Fanconi tablosu oluşturur; bu bulguların yokluğu tenofovir hasarını uzaklaştırır ve aynı rejimin sürdürülüp izlenmesini gerektirir.

Akıl yürütme

  • hafif kreatinin yükselmesi ve dolutegravir kullanımı → tübüler sekresyon inhibisyonunu düşündürür
  • proteinüri ve glukozüri yokluğu ile normal serum fosfatı → Fanconi tipi proksimal tübül hasarını dışlar
  • asemptomatik seyir, stabil kan basıncı ve nefrotoksik ilaç yokluğu → akut böbrek hasarı ve ilerleyici glomerüler hastalığı desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Tenofovirin proksimal tübülde Fanconi tipi hasar oluşturması; tenofoviri kesip rejimi değiştirmek — Fanconi tablosunda fosfat düşer, glukozüri ve proteinüri beklenir; burada üçü de yoktur.
  • Emtrisitabinin glomerüler hasara yol açması; emtrisitabini kesip hidrasyonla izlemek — Emtrisitabinin bu tabloda glomerüler hasar yapması beklenmez ve idrar normaldir.
  • Dolutegravirin glomerüler filtrasyonu azaltması; dolutegraviri kesip farklı sınıfa geçmek — Doğru ilaçtır ancak mekanizma ters yorumlanmıştır; gerçek filtrasyon azalmaz, sekresyon azalır.
  • HIV ilişkili fokal segmental glomerüloskleroz gelişmesi; antiretroviral tedaviyi kesip böbrek biyopsisi planlamak — Proteinürisiz hafif kreatinin artışında bu tanı desteklenmez ve tedaviyi kesmek yanlıştır.

Aklında kalsın

Dolutegravirin yaptığı kreatinin artışı sekresyon inhibisyonudur, gerçek filtrasyon bozukluğu değildir.

83. soru

Yarışma tarzıGastrointestinal Sistem Farmakolojisi

Kırk beş yaşındaki erkek hasta tekrarlayan epigastrik ağrı ve gece uykudan uyandıran yanma yakınmasıyla başvuruyor; endoskopide duodenum ülseri saptanıyor ve üre nefes testi pozitif bulunuyor. Öyküsünde son iki yılda üst solunum yolu enfeksiyonları için tekrarlayan klaritromisin ve azitromisin kullanımı olduğu öğreniliyor. Hastaya omeprazol, amoksisilin ve klaritromisin başlanıyor ve ilaçlarını eksiksiz kullandığı doğrulanıyor. Kontrol üre nefes testi pozitif kalmaya devam ediyor. Tedavi süresince nonsteroid antiinflamatuvar ilaç kullanımı, kusma ve diyare bildirilmiyor.

Bu hastada tedavi başarısızlığının mekanizması göz önüne alındığında tercih edilmesi en uygun tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Omeprazol + Bizmut subsalisilat + Tetrasiklin + Metronidazol

Kısaca — Tekrarlayan makrolid temasından sonra uyumlu kullanıma rağmen süren eradikasyon başarısızlığı 23S rRNA hedef değişikliğine bağlı klaritromisin direncini düşündürür; çözüm farklı hedeflere vuran bizmutlu dörtlü rejimdir.

Klaritromisin 50S alt birime bağlanarak protein sentezini inhibe eder, 23S rRNA’da nokta mutasyon veya metilasyon hedefi değiştirir ve eritromisin ile azitromisinle tam çapraz direnç oluşur. Uyumun tam olması ve emilim bozukluğunu düşündürecek kusma ve diyarenin yokluğu direnci öne çıkarır; tetrasiklinin 30S alt birime bağlanması, metronidazolün DNA’da kırık oluşturması ve bizmutun topikal etkisi bu hedef değişikliğinden bağımsızdır.

Akıl yürütme

  • tekrarlayan klaritromisin ve azitromisin kullanımı → seleksiyon baskısını ve 23S hedef değişikliğini düşündürür
  • eksiksiz kullanıma rağmen pozitif kalan üre nefes testi → uyumsuzluk ve erken yeniden enfeksiyonu dışlar, direnci işaret eder
  • nonsteroid antiinflamatuvar ilaç kullanımının ve kusma ile diyarenin yokluğu → ülser nüksünü ilaç etkisine ve emilim kaybına bağlamayı dışlar
  • duodenum ülseri ve pozitif üre nefes testi → asit baskılanması sürerken hedef değiştiren eradikasyon omurgasını gerektirir

Neden diğerleri değil

  • Omeprazol + Amoksisilin + Klaritromisin + Metronidazol — metronidazol eklenmiş olsa da klaritromisin hedefi dirençlidir, aynı 50S hedefine vurmaya devam eder
  • Omeprazol + Amoksisilin + Azitromisin + Metronidazol — azitromisin aynı 50S hedefine vurur, makrolidler arası çapraz dirençten kaçamaz
  • Omeprazol + Amoksisilin + Klaritromisin + Tetrasiklin — tetrasiklin farklı alt birime vursa da rejim dirençli klaritromisin omurgasını korur
  • Omeprazol + Amoksisilin + Klaritromisin + Bizmut subsalisilat — bizmut tek başına dirençli makrolid hedefini kurtarmaz, omurga hâlâ aynı hedeğe bağımlıdır

Aklında kalsın

Makrolid temasından sonra başarısız üçlü tedaviyi aynı hedefli makrolidle tekrarlama, hedefi değiştiren bizmutlu rejime geç.

84. soru

Yarışma tarzıKan ve Hemostaz Farmakolojisi

Terapötik dozda enoksaparin alan yaşlı bir hastada travma sonrası major kanama gelişiyor. Son enjeksiyondan kısa süre sonra protamin uygulanıyor. İzlemde aktive parsiyel tromboplastin zamanının kısaldığı gözleniyor ancak kanama durmuyor. Hastanın böbrek fonksiyonlarının bozuk olduğu öğreniliyor.

Bu durumda anti-faktör Xa aktivitesi ve kanama eğiliminde beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Anti-faktör Xa aktivitesinde belirgin azalma olmaması, kanamanın sürmesi

Kısaca — Protamin uzun zincirlerin anti-trombin etkisini düzelterek aktive parsiyel tromboplastin zamanını kısaltırken kısa zincirlerin anti-Xa etkisi ve kanama sürer.

Enoksaparin kısa zincirlerden zengin olduğundan baskın olarak antitrombin üzerinden faktör Xa’yı inhibe eder; katyonik protamin uzun zincirli fraksiyonları nötralize ederken kısa anti-Xa fragmanlarını bağlayamaz. Böbrek yetmezliğinde renal atılan fragmanların klirensi azaldığından bu anti-Xa aktivite daha da uzar.

  • terapötik enoksaparin altında major kanama ve erken protamin → zamanlama hatasını değil yapısal yetersizliği düşündürür
  • aktive parsiyel tromboplastin zamanında kısalma olmasına rağmen kanamanın durmaması → anti-IIa bileşen düzelirken başka bir bileşenin sürdüğünü gösteren çatallanma bulgusudur
  • bozuk böbrek fonksiyonu → renal atılan fragmanların birikerek anti-Xa etkinin uzayacağını destekler

Neden diğerleri değil

  • Anti-Xa aktivitede belirgin azalma ve kanamanın durmasını öngören yorum → fraksiyone olmayan heparinde beklenen tam düzelmenin enoksaparine taşınması hatasıdır
  • Anti-Xa aktivitede artma ve kanamanın durmasını öngören yorum → protamin faktör Xa aktivitesini artırmaz ve kanama sürerken durma öngörülemez
  • Anti-Xa aktivitede belirgin azalma olmasına rağmen kanamanın artmaya devam etmesini öngören yorum → laboratuvar düzelirken kliniğin kötüleşmesi bu mekanizmayla açıklanamaz
  • Anti-Xa aktivitede değişme olmamasına rağmen kanamanın durmasını öngören yorum → anti-Xa sürerken kanamanın kendiliğinden durması bu zeminde öngörülemez

Aklında kalsın

Aktive parsiyel tromboplastin zamanında düzelme enoksaparinde tam düzelme demek değildir; anti-Xa aktivite protaminle sürer.

85. soru

Yarışma tarzıAntineoplastik İlaçlar ve İmmünomodülatörler

Metastatik kolon kanseri olan elli dört yaşındaki bir kadın hastaya oksaliplatin içeren kombine kemoterapi başlanıyor. İlk infüzyondan birkaç saat sonra soğuk içecekle belirginleşen ağız çevresi ve eldiven tarzı dağılımda karıncalanma ile boğazda sıkışma hissi ortaya çıkıyor; işitme ile ilgili yakınması yok, bulantı dışında kusması yok. Fizik muayenede kas gücü ve derin tendon refleksleri normal bulunuyor, birikici duyu kaybı saptanmıyor; serum kreatinin ve işitme testi normal bulunuyor.

Bu erken nörotoksisite tablosunun mekanizmasına bağlı olarak izlemde görülmesi en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Parestezilerin günler içinde düzelmesi ve kalıcı duyu kaybı bırakmaması

Kısaca — İlk dozda soğukla tetiklenen ve böbrek ile işitme bulgusu içermeyen erken tablo birikici platin hasarı değil, geçici sodyum kanalı fonksiyon bozukluğudur; bu yüzden günler içinde iz bırakmadan düzelir.

Oksaliplatinin oksalat bileşeni voltaj kapılı sodyum kanallarının davranışını değiştirerek sinir hipereksitabilitesi yapar; soğukla artan parestezi ve larengeal disestezi infüzyondan saatler sonra başlar ve kanal etkisi geçince düzelir. Birikici platin nörotoksisitesi ise dorsal kök gangliyonunda platin birikimine bağlı aylar içinde yerleşen kalıcı duyu kaybıdır; sisplatin tipi odyotoksisite ve nefrotoksisite ile karboplatin tipi miyelosupresyon bu erken tablonun parçası değildir.

Akıl yürütme

  • Soğuk içecekle belirginleşme → kanal hipereksitabilitesini işaret eder, akson kaybını değil
  • İlk infüzyondan saatler sonra başlaması → birikici doz etkisini dışlar
  • Serum kreatinin ve işitme testinin normal olması → sisplatin tipi tübüler ve koklear hasarı dışlar
  • Kas gücü ve reflekslerin normal, birikici duyu kaybının olmaması → kalıcı aksonal kaybı dışlar

Neden diğerleri değil

  • Yüksek frekanslarda kalıcı sensörinöral işitme kaybının ilerleyici şekilde yerleşmesi — bu sisplatinin koklear hasarıdır; bu vakada işitme normaldir ve tablo soğukla tetiklenmektedir
  • Serum kreatininde yükselme ile birlikte geri dönüşsüz tübüler hasar gelişmesi — bu sisplatinin nefrotoksisitesidir; kreatinin normaldir
  • Distal simetrik duyu kaybının aylar içinde birikici ve geri dönüşsüz hâle gelmesi — bu kronik birikici platin nöropatisidir; erken geçici kanal tablosunun karşıtıdır
  • Kemik iliği baskılanmasına bağlı derin nötropeninin doz sınırlayıcı olması — bu karboplatinin doz sınırlayan toksisitesidir; bu tabloda sinir hipereksitabilitesi vardır

Aklında kalsın

Oksaliplatinde soğukla gelen ilk saatler tablosu geçicidir; kalıcı birikici nöropati ve sisplatin tipi böbrek ile işitme hasarıyla karıştırma.

86. soru

Yarışma tarzıEndokrin Sistem Farmakolojisi

Kırk beş yaşındaki kadın hastaya hipofiz cerrahisi öncesi Cushing sendromu kontrolü için metirapon başlanıyor. İzlemde serum kortizol konsantrasyonu düşerken adrenokortikotropik hormon konsantrasyonu yükseliyor. Buna rağmen kan basıncı yükseliyor, serum potasyum konsantrasyonu düşüyor ve akne ile hirsutizm belirginleşiyor. Hasta kusma, ishal veya diüretik kullanımı tanımlamıyor.

Bu kötüleşmeden sorumlu en olası birikim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — 11-beta hidroksilaz inhibisyonu proksimalinde 11-deoksikortikosteron birikmesi

Kısaca — Metirapon 11-beta hidroksilazı inhibe edince kortizol düşer ama proksimalde biriken 11-deoksikortikosteron mineralokortikoid etki yapar ve artan adrenokortikotropik hormon androjenleri artırır.

11-beta hidroksilaz, 11-deoksikortizolü kortizole ve 11-deoksikortikosteronu kortikosterona çevirir; inhibisyonu kortizolü azaltıp negatif geri bildirimi kaldırarak adrenokortikotropik hormonu yükseltir. Blokaj proksimalinde biriken 11-deoksikortikosteron güçlü mineralokortikoid etkilidir, aynı adrenokortikotropik hormon dürtüsü androjen yoluna kaymayı artırır. Bu yüzden kortizol düşmesine rağmen kan basıncı yükselir, potasyum düşer ve androjen bulguları artar.

Akıl yürütme

  • kortizol düşerken adrenokortikotropik hormonun yükselmesi → geri bildirimin kalkmasını ve santral dürtüyü düşündürür
  • hipertansiyon ve hipokaleminin kortizol düşüklüğüyle birlikte olması → yetmezliği dışlar, mineralokortikoid fazlalığını destekler
  • akne ve hirsutizm artışı → androjen öncüllerine kaymayı düşündürür
  • kusma, ishal ve diüretik yokluğu → renal potasyum kaybının ilaç dışı nedenini dışlar

Neden diğerleri değil

  • 11-beta hidroksilaz inhibisyonuna rağmen aldosteron sentezinde belirgin artış — metirapon aldosteron sentezini artırmaz, azaltır; etki biriken 11-deoksikortikosteronadır
  • 11-beta hidroksilaz inhibisyonuna rağmen kortizol sentezinde artış — izlemde kortizol düşmüştür, yön tersine çevrilmiştir
  • Volüm artışına rağmen plazma renin aktivitesinde artış — mineralokortikoid aracılı volüm artışında renin baskılanır, artmaz
  • Kortizol azalmasına rağmen adrenokortikotropik hormonda azalma — negatif geri bildirim kalktığı için adrenokortikotropik hormon yükselir, azalmaz

Aklında kalsın

11-beta blokajında kortizol düşerken 11-deoksikortikosteron birikir, bu yüzden hipertansiyon ve hipokalemi kötüleşebilir.

87. soru

Yarışma tarzıAntibakteriyel Kemoterapötikler

Yoğun bakımda izlenen yaşlı bir hastada ventilatör ilişkili pnömoni nedeniyle seftriakson başlanıyor. Balgam kültüründe Enterobacter cloacae üretiliyor ve başlangıç antibiyogramında seftriaksona duyarlı bulunuyor. Tedavi altında ateş ve infiltratlar gerilemiyor, tekrarlanan kültürde aynı tür bu kez seftriakson ve seftazidime dirençli bulunurken sefepime duyarlı kalıyor. Klavulanat eklenmesi seftazidim duyarlılığını geri getirmiyor.

Bu hastada beta-laktam tedavisinin sürdürülmesi için en uygun seçenek aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Sefepime geçmek

Kısaca — Tedavi altında beliren üçüncü kuşak sefalosporin direnci, klavulanatla geri dönmemesi ve korunan sefepim duyarlılığı AmpC derepresyonunu gösterir ve sefepime geçmeyi gerektirir.

Enterobacter cloacae gibi türlerde kromozomal AmpC beta-laktamaz indüklenebilirdir; üçüncü kuşak sefalosporin tedavisi dereprese mutantları seçer ve yüksek düzey enzim üretilir. Bu enzim üçüncü kuşak sefalosporinleri ve penisilinleri hidrolize eder, klavulanat, tazobaktam ve sulbaktamla inhibe edilmez; sefepim ise zayıf indükleyici olup yavaş hidrolize edildiği için etkisini korur.

Akıl yürütme

  • Başlangıçta seftriaksona duyarlı Enterobacter cloacae → başlangıçta baskın duyarlı popülasyon olduğunu gösterir
  • Tedavi altında seftriakson ve seftazidime direnç kazanılması → tedaviyle seçilen dereprese mutantı düşündürür
  • Sefepime duyarlı kalması → AmpC lehine çatal bulgudur, sefepimin görece stabilitesine işaret eder
  • Klavulanat eklenmesinin duyarlılığı geri getirmemesi → ESBL’yi dışlar, AmpC’yi destekler

Neden diğerleri değil

  • Seftriaksonu sürdürmek — kazanılmış derepresyon varken etkisiz tedaviyi sürdürmektir
  • Piperasilin-tazobaktama geçmek — tazobaktam AmpC’yi inhibe etmez, dereprese enzim piperasilini hidrolize eder
  • Seftazidim-klavulanata geçmek — klavulanat AmpC’yi inhibe etmez, üçüncü kuşak substrat olmaya devam eder
  • Ampisilin-sulbaktama geçmek — ampisilin güçlü AmpC indükleyicisi ve substratıdır, sulbaktam koruma sağlamaz

Aklında kalsın

Dereprese AmpC’de klavulanat ve tazobaktam korumaz, üçüncü kuşaklar düşer ve sefepim görece korunur.

88. soru

Yarışma tarzıAntineoplastik İlaçlar ve İmmünomodülatörler

Akut miyeloid lösemi tanılı bir hastaya sitarabin içeren indüksiyon rejimi uygulanıyor; kemik iliğinde blast persistansı saptanıyor. Dirençli blastlarla yapılan in vitro duyarlılık çalışmasında gemsitabine de yanıt alınamıyor. Blastlarda ilaç atılımını artıran taşıyıcı proteinlerin ekspresyonunda artış saptanmıyor. Böbrek ve karaciğer fonksiyonları normal bulunuyor.

Bu direnç paterninden etkilenmesi en az olası ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Metotreksat

Kısaca — Ortak nükleozid fosforilasyon basamağı bozulduğu için aynı aktivasyona bağımlı analoglar birlikte etkisiz kalır.

Sitarabin, gemsitabin, fludarabin ve kladribin sitotoksik etki için hücre içinde fosforilasyonla aktif trifosfatlara dönüşmek zorundadır ve bu basamakta deoksisitidin kinaz kritik rol oynar; enzim eksikliği bu analogların tamamında çapraz yanıtsızlık yapar. Metotreksat ise nükleozid fosforilasyonuna ihtiyaç duymaz, dihidrofolat redüktazı inhibe ederek folat yolunu bloke eder, bu yüzden bu direnç paterninden etkilenmez. Taşıyıcı ekspresyonunda artış olmaması ilk akla gelen atılım artışını dışlar ve ortak aktivasyon eksikliğini öne çıkarır.

Akıl yürütme

  • Sitarabine yanıtsızlık + gemsitabine in vitro yanıtsızlık → ortak bir direnç basamağı akla gelmelidir
  • Taşıyıcı protein ekspresyonunda artış olmaması → ilk akla gelen çoklu ilaç atılımı mekanizmasını dışlar
  • Böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının normal olması → konak atılım bozukluğunu uzaklaştırır
  • Pürin ve pirimidin analoglarının birlikte etkisiz kalması → sınıf farkından bağımsız ortak aktivasyon ihtiyacını gösterir

Neden diğerleri değil

  • Gemsitabin — Sitarabinle aynı fosforilasyon basamağına bağımlıdır; çapraz yanıtsızlık zaten gösterilmiştir.
  • Fludarabin fosfat — Pürin yapısı farklı olsa da aktivasyon için aynı kinaz yoluna ihtiyaç duyar, bu paternde etkisiz kalması beklenir.
  • Kladribin — Adı farklı olsa da nükleozid fosforilasyonuna bağımlı bir analojiktir ve aynı eksiklikten etkilenir.
  • Sitarabin — Dirençli tabloda aynı ilacın tekrarı etkisizdir; aktivasyon yokluğu dozla aşılamaz.

Aklında kalsın

Ortak aktivasyon basamağı bozulunca aynı yola bağımlı analoglar birlikte etkisiz kalır, farklı yol korur.

89. soru

Yarışma tarzıEndokrin Sistem Farmakolojisi

Cushing sendromu şüphesiyle izlenen bir kadın hastaya tanısal amaçla metirapon uygulanıyor. Uygulamadan sonra plazma kortizol belirgin azalırken 11-deoksikortizol düzeyinde artış saptanıyor. Plazma ACTH artmış bulunuyor. İzlemde kortizol düşmesine rağmen hipotansiyon ve hiperkalemi yerine kan basıncında yükselme ve serum potasyumunda düşme ortaya çıkıyor.

Bu kan basıncı ve potasyum değişimlerini açıklayan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — 11-deoksikortikosteron birikimine bağlı mineralokortikoid etkinin artması

Kısaca — Metirapon 11-beta-hidroksilazı bloke eder, biriken 11-deoksikortikosteron mineralokortikoid etki yaparak hipertansiyon ve hipokalemiye yol açar.

Metirapon kortizol sentezinin son basamağını inhibe edince kortizol azalır, negatif geri bildirim kalktığı için ACTH artar ve blokun gerisinde kalan 11-deoksikortizol birikir. Aynı enzim mineralokortikoid kolda da çalıştığı için 11-deoksikortikosteron da birikir; bu ara ürün mineralokortikoid reseptörü aktive eder, böbrekte sodyum tutulumu ve potasyum atılımını artırır. Bu yüzden kortizol düşük olmasına karşın Addison benzeri hipotansiyon ve hiperkalemi değil, ters yönde hipertansiyon ve hipokalemi görülür.

Akıl yürütme

  • kortizol azalırken 11-deoksikortizol artışı → bloğun 11-beta-hidroksilaz basamağında olduğunu gösterir
  • ACTH artışı → kortizol azalmasına sekonder kompansatuvar yanıttır, baskılanma değildir
  • kortizol düşüklüğüne rağmen hipertansiyon ve hipokalemi → eksiklik tablosunu değil, biriken ara ürünün mineralokortikoid etkisini düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Aldosteron sentezinde artışa bağlı sodyum ve su tutulumu — Blok aldosteron sentezini de bozar; mineral etki aldosterondan değil, biriken 11-deoksikortikosterondandır.
  • Kortizol eksikliğine bağlı böbrekte potasyum atılımında azalma — Potasyumun yönünü tersine çevirir; bu hastada potasyum düşmüştür ve atılım artmıştır, Addison benzeri hiperkalemi yoktur.
  • ACTH salgısında baskılanmaya bağlı adrenal kortekste atrofi — ACTH artmıştır, baskılanmamıştır; atrofi kronik ACTH eksikliğinde görülür.
  • Adrenal androjenlerde artışa bağlı kan basıncı yükselmesi — ACTH artışı androjenleri artırabilir ancak hipertansiyon ve hipokalemiyi açıklayan mineralokortikoid sinyal değildir.

Aklında kalsın

Kortizol düşükken hipertansiyon ve hipokalemi varsa akla DOC gibi mineral etkili ara ürün birikimi gelir.

90. soru

Yarışma tarzıOtonom Sinir Sistemi Farmakolojisi

Kırk beş yaşındaki bir erkek hastaya bilateral feokromositoma nedeniyle bilateral adrenalektomi uygulanıyor ve ardından glukokortikoid ile mineralokortikoid replasmanı başlanıyor. Ameliyattan üç ay sonra, replasman yeterli iken yatarken alınan plazmada noradrenalin konsantrasyonu sağlıklı kontrollerle benzer bulunuyor, adrenalin konsantrasyonu ise neredeyse saptanmıyor. İstirahat kan basıncı stabil seyrediyor. Nörolojik muayenede yaygın otonom nöropatiyi düşündüren bulgu saptanmıyor.

Bu hastada yatarken ayakta durmaya geçildiğinde kan basıncı ve kalp hızı için en olası yanıt aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Kan basıncı ayakta korunur; kalp hızı artışı korunur

Kısaca — Dolaşan adrenalin adrenal medulladan, plazma noradrenalininin başlıca kaynağı sempatik uçlardan taşmadır; medulla yokluğunda sempatik barorefleks korunur.

Adrenal medullada kortizolün indüklediği feniletanolamin N-metiltransferaz noradrenalini adrenaline çevirir; dolaşan adrenalinin büyük kısmı bu kaynaktandır. Plazma noradrenalininin başlıca kaynağı ise sempatik postganglionik uçlardan taşmadır. Bilateral adrenalektomide medulla kalkar, sempatik lifler sağlam kalır. Yeterli replasman adrenal yetmezliğini, normal yatarken noradrenalin ve nöropati bulgusu olmaması yaygın sempatik yetmezliği dışlar.

  • Yatarken noradrenalinin normal olması sempatik uçların sağlam olduğunu düşündürür ve yaygın nöropatiyi dışlar
  • Yatarken adrenalinin saptanmaması dolaşan adrenalinin medulla bağımlı olduğunu düşündürür
  • Replasman yeterliliği ve istirahat kan basıncının stabil olması volüm ve adrenal yetmezliğini dışlar
  • Nöropati bulgusu olmaması genel otonom yetmezliği dışlayan ayrıştırıcı bilgidir

Neden diğerleri değil

  • Belirgin ortostatik düşmeyle kalp hızı artışının olmaması yaygın sempatik yetmezlik paternidir; normal yatarken noradrenalin ile çelişir
  • Belirgin ortostatik düşmeyle kalp hızı artışının korunması volüm açığı ve adrenal yetmezlik paternidir; yeterli replasman ve stabil istirahat basıncı ile çelişir
  • Kan basıncının korunmasıyla kalp hızı artışının olmaması barorefleks efferent kusurunu varsayar; sağlam uçlarla çelişir
  • Ayakta kan basıncı yükselmesi ve kalp hızı azalması bu zeminde beklenen kompansasyonun tersidir; medulla kaybı hipertansif yanıt üretmez

Aklında kalsın

Medulla giderse adrenalin kaybolur ama sempatik uç sağlamsa ayağa kalkınca kan basıncı korunur ve taşikardi oluşur.

91. soru

Yarışma tarzıToksikoloji ve Antidotlar

Diş işlemi öncesi benzokain içeren topikal sprey uygulanan genç bir erkek hastada işlemden kısa süre sonra oksijen tedavisine yanıt vermeyen siyanoz ve baş ağrısı gelişiyor. Kanın çikolata renginde olduğu görülüyor; arteriyel oksijen basıncı normal bulunurken pulse oksimetrede saturasyon düşük ölçülüyor. Öyküsünde daha önce bakla yedikten sonra sarılık ve halsizlik geliştiği öğreniliyor. Periferik yaymada Heinz cisimleri izleniyor.

Bu hastada metilen mavisi tedavisine yanıt alınamamasının en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Eritrosit NADPH yetersizliği nedeniyle metilen mavisinin indirgeyici etki gösterememesi

Kısaca — Benzokainle oluşan edinsel methemoglobinemi, bakla öyküsü ve Heinz cisimleriyle anlaşılan G6PD eksikliği nedeniyle NADPH sağlayamaz ve NADPH bağımlı metilen mavisi etkisiz kalır.

Benzokain gibi oksidanlar hemoglobindeki demiri ferröz formdan ferrik forma yükseltgeyerek oksijen taşıyamayan methemoglobin oluşturur; kan çikolata rengini alır, arteriyel oksijen basıncı normalken pulse oksimetre düşük ölçülür. Metilen mavisi lökometilen mavisine indirgenerek methemoglobine elektron taşır ve bu indirgenme NADPH ile çalışan yola bağlıdır. Bakla sonrası hemoliz ve Heinz cisimleri eritrosit NADPH üretiminin bozuk olduğu G6PD eksikliğini gösterir; bu zeminde metilen mavisi aktive edilemez.

Akıl yürütme

  • Benzokain sonrası oksijene yanıtsız siyanoz ve çikolata rengi kan → oksidanla oluşmuş edinsel methemoglobinemiyi düşündürür
  • Arteriyel oksijen basıncı normalken pulse oksimetrenin düşük olması → taşıma değil hemoglobin işlev bozukluğunu gösterir, hipoventilasyondan uzaklaştırır
  • Bakla sonrası sarılık ile Heinz cisimleri → NADPH üretemeyen G6PD eksikliğini işaret eden çatal bulgudur, izole methemoglobinemiden ayırır

Neden diğerleri değil

  • Konjenital sitokrom b5 redüktaz eksikliğine bağlı endojen redüksiyon kapasitesinin yokluğu — Kronik konjenital methemoglobinemiyi açıklar; akut oksidan maruziyeti ile bakla öyküsü ve Heinz birlikteliğini karşılamaz
  • Siyanürün sitokrom oksidazı geri dönüşsüz inhibe ederek oksijen kullanımını engellemesi — Siyanür toksisitesinin mekanizmasıdır; oksidan maruziyeti, çikolata rengi kan ve Heinz cisimleriyle uyumsuzdur
  • Karbonmonoksitin hemoglobine yüksek afiniteyle bağlanarak oksijen taşınmasını bozması — Benzer saturasyon açığı yapabilir ancak çikolata rengi kan ve Heinz cisimlerini açıklamaz, oksidan öyküsüyle uyumsuzdur
  • Sülfhemoglobin oluşumu nedeniyle methemoglobin redüksiyon basamağının geri dönüşsüz olması — Sülfhemoglobin de metilen mavisine yanıtsızdır ancak bakla sonrası hemoliz ve Heinz çatalı G6PD zeminini işaret ederken dışlanır

Aklında kalsın

Metilen mavisi NADPH ile çalışır, bu nedenle G6PD eksikliğinde etkisiz kalır ve hemolizi artırabilir.

92. soru

Yarışma tarzıToksikoloji ve Antidotlar

Kronik ağrı nedeniyle uzun süredir yüksek doz salisilat kullanan yaşlı kadın hastada kulak çınlaması, bulantı, terleme ve takipne ortaya çıkıyor. Laboratuvar incelemede anyon açıklı metabolik asidoz ile birlikte solunumsal alkaloza işaret eden kan gazı bulguları saptanıyor. İdrar pH’sını yükselterek iyon tuzağını artırmak amacıyla sodyum bikarbonat infüzyonu başlanıyor. İdrarı daha da alkalileştireceği düşüncesiyle tedaviye asetazolamid eklenmesi öneriliyor.

Bu önerinin uygulanması hâlinde salisilat toksisitesi açısından ortaya çıkması en olası sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Santral sinir sistemi toksisitesinde artış

Kısaca — Salisilat zayıf asit olarak pH bağımlı dağılır, asetazolamidin sistemik asidozu beyne geçişi artırarak nörotoksisiteyi kötüleştirir.

Non-iyonize salisilat lipid membranları geçerken iyonize formu geçemez, bu nedenle kan pH’sı düşerse beyne geçiş artar ve idrar pH’sı yükselirse idrarda tuzaklanma artar. Asetazolamid karbonik anhidrazı inhibe ederek idrarı alkalileştirir, ancak aynı anda sistemik metabolik asidoz oluşturarak kan pH’sını düşürür. İdrar düzeyindeki yarar, kan düzeyindeki zarar ile gölgelenir ve net sonuç santral sinir sistemine geçişte artıştır.

Akıl yürütme

  • Kulak çınlaması, terleme ve takipne ile anyon açıklı metabolik asidoz ve solunumsal alkaloz birlikteliği → salisilat toksisitesini düşündürür
  • Sodyum bikarbonat ile idrar alkalinizasyonu → iyon tuzağı ile atılımı artırmayı amaçlar ve kan pH’sını da yükseltmeyi hedefler
  • Asetazolamidin idrarı alkalileştirmesi → ilk bakışta yararı artıracak gibi görünür, ancak sistemik asidoz fork bulgusudur ve beyin geçişini belirler

Neden diğerleri değil

  • İdrarla salisilat atılımında azalma — Asetazolamid idrar pH’sını yükseltir, bu yönde atılım azalması değil artışı beklenir, sorun kan tarafındadır
  • Kan pH’sında yükselme ile doku toksisitesinde azalma — Asetazolamid kan pH’sını yükseltmez, düşürür ve doku geçişini azaltmaz, artırır
  • Solunum alkalozunda düzelmeye bağlı klinik iyileşme — Solunumsal bileşendeki değişim belirleyici değildir, belirleyici olan kan asidozunun beyin geçişini artırmasıdır
  • Metabolik asidozda düzelmeye bağlı prognozda iyileşme — Sistemik asidoz düzelmez, derinleşir ve prognoz iyileşmez

Aklında kalsın

Salisilatta idrarı alkalileştirirken kanı asitleştiren uygulama beyin toksisitesini artırır.

93. soru

Yarışma tarzıAntiviral, Antifungal ve Antiparaziter İlaçlar

Yirmili yaşlarda bir kadın hasta tekrarlayan ağrılı genital vezikül öyküsü nedeniyle aralıklı asiklovir kullanmasına rağmen geçmeyen akıntısız genital lezyonlar yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede ağrısız, karnabahar görünümünde çok sayıda papüler lezyon saptanıyor, aktif vezikül ve ülser izlenmiyor. Lezyondan alınan biyopside epidermal hiperplazi, parakeratoz ve koilositoz izleniyor. Örnekte multinükleer dev hücre ve intranükleer inklüzyon saptanmıyor, Tzanck yaymasında dev hücre görülmüyor. Yüksek doz asiklovir tedavisine rağmen lezyonlarda gerileme olmuyor.

Bu hastada asiklovir tedavisinin etkisiz kalmasının en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: E — Virüsün kendi DNA polimerazını kodlamaması ve konak polimerazı kullanması nedeniyle asiklovir için viral hedef bulunmaması

Kısaca — Karnabahar görünümü ve koilositoz HPV’yi, dev hücre yokluğu HSV dışı kalışı gösterir; konak polimerazı kullanan virüste asiklovir için viral hedef yoktur.

Asiklovir önce viral timidin kinazla fosforillenir, sonra hücresel kinazlarla trifosfata dönüşür ve viral DNA polimerazı inhibe ederek zincir sonlanması yapar. Human papillomavirus ise kendi viral DNA polimerazını ve timidin kinazını kodlamaz; bazal keratinositlerde konak hücre DNA polimerazını kullanarak çoğalır. Bu nedenle asiklovir ne aktive olabilir ne de viral hedef bulabilir. HSV’de ise ağrılı vezikül ve ülser, multinükleer dev hücre, intranükleer inklüzyon ve Tzanck yaymasında dev hücre beklenir; bu olguda bu bulguların yokluğu ve koilositoz HSV’yi dışlar.

Akıl yürütme

  • Tekrarlayan vezikül öyküsü → ilk bakışta HSV nüksünü düşündüren çeldirici giriş
  • Ağrısız karnabahar görünümünde papüler lezyonlar ve vezikül-ülser yokluğu → HSV dışı morfolojiye işaret eden çatal bulgu
  • Epidermal hiperplazi, parakeratoz ve koilositoz → papillomavirüs sitopatik etkisine işaret eder
  • Multinükleer dev hücre, intranükleer inklüzyon ve Tzanck yaymasında dev hücre yokluğu → HSV’yi dışlayan çatal bulgu
  • Yüksek doza rağmen gerileme yokluğu → doz yetersizliği değil, hedef yokluğuna işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Viral timidin kinazdaki nokta mutasyon nedeniyle asiklovirin ilk fosforilasyon basamağının gerçekleşmemesi ve aktif forma dönüşememesi — Bu mekanizma dirençli HSV’yi açıklar; histoloji HSV’yi dışladığında bu virüste mutasyon aranmaz.
  • Viral DNA polimeraz genindeki mutasyon nedeniyle asiklovir trifosfatın polimeraza bağlanamaması ve zincir sonlanmasının bozulması — Yine HSV polimerazını varsayar; kendi polimerazını kodlamayan virüste polimeraz mutasyonu söz konusu değildir.
  • Viral nöraminidaz yapısındaki değişim nedeniyle asiklovirin enfekte hücreye girişinin ve hücre içi birikiminin engellenmesi — Nöraminidaz influenza hedefidir; ne asiklovirin hedefidir ne de bu virüste bulunur.
  • Konak sitokrom enzimlerinin indüksiyonu nedeniyle asiklovirin sistemik yıkımının hızlanması ve etkin konsantrasyonun düşmesi — Asiklovir esas olarak renal atılır; tablo farmakokinetik düzey düşüklüğüyle değil hedef yokluğuyla açıklanır.

Aklında kalsın

Viral enzimi olmayan virüste o enzimle aktive olan ya da o enzimi hedefleyen ilaç etkisiz kalır.

94. soru

Yarışma tarzıGenel Farmakoloji

Dekompanse kalp yetmezliği olan yetmiş yaşındaki bir kadın hastada kardiyak debide azalma ve karaciğerde konjesyona bağlı hepatik kan akımında belirgin azalma saptanıyor. Laboratuvar incelemede hipoalbüminemi bulunuyor ve böbrek fonksiyonları stabil seyrediyor. Hasta hipertansiyon ve kronik ağrı nedeniyle çok sayıda ilacı oral yolla düzenli kullanmaktadır. Yeni başlanan ilaç yoktur ve karaciğer enzimlerinde primer hepatoselüler hasarı düşündüren değişiklik yoktur.

Bu hastada oral biyoyararlanımında en belirgin artış beklenen ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Morfin

Kısaca — Hepatik kan akımı azalınca ilk geçişi yüksek olan morfinin biyoyararlanımı belirgin artar, düşük ekstraksiyonlu ilaçlarda bu etki görülmez.

Oral biyoyararlanım, yüksek ekstraksiyonlu ilaçlarda ilk geçiş metabolizmasına ve dolayısıyla karaciğer kan akımına bağımlıdır; kan akımı düşünce ilk geçiş azalır ve sistemik dolaşıma geçen oran artar. Düşük ekstraksiyonlu ilaçlarda klirens daha çok intrinsik metabolik kapasite ve serbest fraksiyona bağlıdır, bu yüzden kan akımındaki azalmadan aynı ölçüde etkilenmez. Hipoalbüminemi total düzeyi değiştirebilir ancak ilk geçişi belirleyen temel değişken değildir; bu olguda belirleyici olan debi azalması ve konjesyondur.

Akıl yürütme

  • kardiyak debide azalma ve hepatik konjesyon → hepatik kan akımında azalmaya işaret eder
  • oral kullanım → ilk geçiş basamağının devrede olduğunu gösterir
  • hipoalbüminemi → protein bağlanmasını hatırlatır ancak ilk geçişi değil total düzeyi etkiler
  • stabil böbrek fonksiyonları, yeni ilaç yokluğu ve hepatoselüler hasar yokluğu → renal ya da yeni etkileşimi dışlar

Neden diğerleri değil

  • Varfarin — hipoalbüminemiye odaklanıp yüksek protein bağlanmayı ilk geçiş belirleyicisi sanır; düşük ekstraksiyonludur
  • Fenitoin — dar terapötik aralığı yüksek ekstraksiyonla karıştırır; düşük ekstraksiyonludur
  • Diazepam — lipofilik dağılımı hepatik kan akımı bağımlılığı ile karıştırır; düşük ekstraksiyonludur
  • Teofilin — genel karaciğer etkileşimlerini hatırlayıp ekstraksiyon oranını gözden kaçırır; düşük ekstraksiyonludur

Aklında kalsın

Kan akımı düşünce yüksek ekstraksiyonlu ilaçların ilk geçişi azalır ve oral biyoyararlanımı artar.

95. soru

Yarışma tarzıEndokrin Sistem Farmakolojisi

Altmış yaşındaki bir erkek hastaya romatoid artrit nedeniyle aylar süren sistemik prednizolon tedavisi uygulanıyor. İlaç aniden kesildikten birkaç gün sonra halsizlik, iştahsızlık, bulantı ve postural hipotansiyon ortaya çıkıyor. Fizik muayenede cilt pigmentasyonunda artış saptanmıyor. Laboratuvarda hiponatremi ve hipoglisemi varken serum potasyumu normal bulunuyor. Plazma ACTH ve kortizol düşük ölçülüyor.

Bu tablonun altta yatan basamağı dikkate alındığında tedavide en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Hidrokortizon başlanması

Kısaca — Aylar süren ekzojen glukokortikoidin ani kesilmesi baskılanmış HPA eksene bağlı sekonder yetmezlik yapar ve aldosteron korunduğu için tek başına hidrokortizon yeterlidir.

Uzun süreli sistemik glukokortikoid hipotalamus ve hipofizi baskılar; ilaç çekilince ACTH ve endojen kortizol toparlanana kadar düşük kalır. ACTH eksikliğinde kortizol azalırken aldosteron başlıca renin-anjiyotensin sistemi ile düzenlendiği için büyük ölçüde korunur, bu yüzden hiperpigmentasyon ve hiperkalemi beklenmez. Hiponatremi daha çok kortizol eksikliğine bağlı vazopressin artışıyla, hipotansiyon ve hipoglisemi glukokortikoid eksikliğiyle açıklanır; bu durumda fizyolojik glukokortikoid replasmanı gerekir, mineralokortikoid eklemek gereksizdir.

Akıl yürütme

  • ani kesilme sonrası hipotansiyon, hiponatremi ve hipoglisemi + düşük kortizol → glukokortikoid eksikliğine işaret eder
  • cilt pigmentasyonunda artış olmaması + plazma ACTH düşüklüğü → primer yetmezliği dışlar, sekonder yetmezliği gösterir
  • serum potasyumunun normal olması → aldosteronun korunduğu çatal bulgusudur, mineralokortikoid eksikliğinden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Fludrokortizon başlanması — Yalnızca mineralokortikoid verir, eksik olan glukokortikoidi yerine koymaz; normokalemi ve düşük ACTH ile uyuşmaz.
  • Hidrokortizon ve fludrokortizonun birlikte başlanması — Primer yetmezlik tedavisini sekondere genellemektir; aldosteron korunmuşken ek mineralokortikoid gereksizdir ve sodyum tutulumu ile hipertansiyona yol açabilir.
  • Yüksek doz deksametazon başlanması — Güçlü glukokortikoid etkiyi sağlar gibi görünür ancak uzun etkili ve saf glukokortikoid aktivite HPA toparlanmasını geciktirir; fizyolojik replasman için uygun değildir.
  • Spironolakton başlanması — Mineralokortikoid reseptör antagonisti etkinin yönünü tersine çevirir; hipotansiyon ve hiponatremisi olan bu tabloda sodyum kaybını artırır.

Aklında kalsın

Sekonder yetmezlikte ACTH düşüktür, pigmentasyon ve hiperkalemi yoktur ve aldosteron korunduğu için yalnızca glukokortikoid replase edilir.

96. soru

Yarışma tarzıAntineoplastik İlaçlar ve İmmünomodülatörler

Glioblastom tanılı bir hastaya cerrahi sonrası temozolomid ile birlikte radyoterapi veriliyor; başlangıçta tümörde küçülme gözleniyor, aylar sonra lezyon yeniden büyüyor. Yapılan moleküler incelemede tümör hücrelerinde ilacın hücre içi konsantrasyonunun yeterli olduğu ve ilacın aktif metabolitine dönüşümünün normal olduğu bulunuyor. Aynı incelemede O6 konumundaki alkil eklentilerini tek adımda doğrudan uzaklaştıran onarım aktivitesinin belirgin arttığı, yanlış eşleşme onarımının ise sağlam olduğu saptanıyor. Doz artırımına rağmen yanıt alınamıyor.

Bu direnç mekanizması varlığında çapraz direnç nedeniyle etkisiz kalması en olası ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Lomustin

Kısaca — İlaç maruziyeti yeterli ve yanlış eşleşme onarımı sağlamken artan doğrudan O6 onarımı temozolomid başarısızlığını açıklar; aynı O6 lezyonunu kullanan nitrozüre de etkisiz kalır.

Temozolomid O6-metilguanin oluşturur ve bu lezyon yanlış eşleşme onarımı olan hücrede sonuçsuz onarım döngüleriyle çift zincir kırığına gider; O6-alkilguanin onarımı yapan protein bu metili tek adımda uzaklaştırarak lezyonu sessizce ortadan kaldırır. Bu onarım artarsa temozolomid etkisi kaybolur; O6-kloroetil eklentisi oluşturan lomustin de aynı onarımın substratı olduğu için çapraz direnç gösterir, farklı lezyon kullananlar etkilenmez.

Akıl yürütme

  • Hücre içi konsantrasyonun yeterli ve aktif metabolite dönüşümün normal olması → dışa pompalama ve aktivasyon bozukluğunu dışlar
  • O6 eklentilerini tek adımda uzaklaştıran onarımın artması → doğrudan O6 onarımında artışa işaret eder
  • Yanlış eşleşme onarımının sağlam olması → temozolomidin diğer direnç yolu olan eşleşme onarımı kaybını dışlar
  • Doz artırımına yanıtsızlık → yarışılabilir eksiklik değil, yüksek onarım kapasitesini destekler

Neden diğerleri değil

  • Sisplatin — zincir içi çapraz bağlar oluşturur ve başlıca nükleotid eksizyon onarımıyla düzeltilir; O6 onarımından etkilenmez
  • Siklofosfamid — N7-guanin alkilasyonu ve çapraz bağlar oluşturur; bu lezyonlar O6 onarımının substratı değildir
  • Vinkristin — mikrotübüllere bağlanarak mitozu bozar; DNA alkil lezyonu oluşturmaz
  • Metotreksat — dihidrofolat redüktazı baskılayarak timidilat sentezini bozar; DNA onarım kapasitesiyle bu yoldan ilişkisi yoktur

Aklında kalsın

O6 onarımı yalnızca O6-alkil lezyonunu kurtarır; bu lezyonu kullanan alkilleyiciler birlikte etkisiz kalır.

97. soru

Yarışma tarzıGastrointestinal Sistem Farmakolojisi

Altmış sekiz yaşındaki kadın hasta gastroözofageal reflü nedeniyle uzun süredir omeprazol kullanıyor; hipertansiyon nedeniyle furosemid de kullanıyor. Son haftalarda parestezi, karpopedal spazm ve palpitasyon yakınmasıyla başvuruyor, fizik muayenede Chvostek bulgusu pozitif bulunuyor. Laboratuvarda serum magnezyum ve kalsiyum konsantrasyonları düşük, serum potasyum konsantrasyonu düşük-normal bulunuyor; kalsiyum düşüklüğüne rağmen parathormon konsantrasyonu düşük-normal aralıkta saptanıyor. Yirmi dört saatlik idrarda magnezyum atılımının düşük olduğu, kalsiyum replasmanına rağmen tetaninin düzelmediği öğreniliyor. Hasta D vitamini ve kalsiyum preparatlarını düzenli kullandığını belirtiyor, kronik diyare ve kusma öyküsü bulunmuyor.

Bu tablodan sorumlu tutulması en olası ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Omeprazol

Kısaca — Uzun süreli proton pompa inhibitörü intestinal magnezyum emilimini bozar, hipomagnezemi parathormon salınım ve etkisini bozarak kalsiyumu refrakter kılar; idrarda magnezyum atılımının düşük olması renal kaybı dışlayıp intestinal defekti işaret eder.

Omeprazole bağlı süregen intestinal magnezyum emilim defektinde serum magnezyumu düşer, böbrek magnezyumu tutar ve idrar atılımı düşük bulunur; magnezyum parathormon salınımı ve kemik-böbrek yanıtı için gerektiğinden kalsiyum düşük kalırken parathormon bekleneni yapamaz ve kalsiyum replasmanı magnezyum düzelmeden işe yaramaz. Loop diüretiğine bağlı renal kayıpta ise idrar magnezyumu yüksek bulunur; D vitamini eksikliğinde parathormon yükselir ve H2 reseptör blokajı bu ağır tabloyla ilişkili değildir.

Akıl yürütme

  • düşük serum magnezyumu ile düşük idrar magnezyum atılımı → renal kaybı dışlar, intestinal emilim defekti ve renal konservasyonu gösterir
  • kalsiyum replasmanına yanıtsız tetani ve düşük kalsiyuma rağmen düşük-normal parathormon → magnezyuma bağlı parathormon salınım ve etki defektini gösterir
  • düzenli D vitamini ve kalsiyum kullanımı ile diyare ve kusmanın yokluğu → basit eksiklik ve gastrointestinal kayıpları dışlar
  • uzun süreli omeprazol kullanımı → intestinal defektin ilaç karşılığını işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Furosemid — renal magnezyum kaybı yapar ve idrar atılımını yükseltir, burada atılım düşüktür
  • Kalsiyum karbonat — kalsiyumu yükseltmesi beklenen bir destektir, magnezyum emilim defektini ve refrakter hipokalsemiyi açıklamaz
  • Kolekalsiferol — eksikliği sekonder hiperparatiroidi yapar, burada parathormon yüksek değildir ve replasman zaten düzenlidir
  • Famotidin — H2 reseptör blokajı potent ve süregen asit baskılanmasına bağlı bu hipomagnezemi tablosuyla ilişkili değildir

Aklında kalsın

Magnezyum düzelmeden düzelmeyen hipokalsemi ve düşük idrar magnezyumu intestinal emilim defektini gösterir, uzun proton pompa inhibitörü kullanımında akla gelmelidir.

98. soru

Yarışma tarzıToksikoloji ve Antidotlar

Kaçak alkol aldığı öğrenilen genç bir erkek hasta, bulanık görme ve göz ağrısı yakınmasıyla acile başvuruyor. Fizik muayenede takipne ve konfüzyon saptanıyor. Laboratuvar incelemede anyon açıklı metabolik asidoz ve artmış ozmolar açık bulunuyor. İdrarda kalsiyum oksalat kristali ve böbrek yetmezliği bulgusu izlenmiyor.

Bu hastaya alkol dehidrogenazı inhibe eden bir antidot verildiğinde anyon açığı ve ozmolar açıkta beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Anyon açık azalır, ozmolar açık sürer

Kısaca — Görme bozukluğuyla seyreden metanol zehirlenmesinde alkol dehidrogenaz blokajı formik asit üretimini durdurur, anyon açığı düzelirken metabolize edilemeyen ana alkol nedeniyle ozmolar açık sürer.

Metanol alkol dehidrogenazla formaldehite, aldehit dehidrogenazla formik aside dönüşür; biriken formik asit anyon açıklı asidoz ve optik sinir toksisitesine yol açar, ölçülemeyen ana alkol ise ozmolar açığı yükseltir. Fomepizol veya etanol enzimi kompetitif olarak bloke edince yeni asit oluşumu durur ve mevcut asit metabolize edilirken ana alkol kanda kalmaya devam eder; bu nedenle asidoza ait açık kapanır, ozmolar açık kapanmaz.

Akıl yürütme

  • Kaçak alkol, bulanık görme ve göz ağrısı ile anyon açıklı asidoz → formik asit biriktiren metanol metabolizmasını düşündürür
  • Kalsiyum oksalat kristali ve böbrek yetmezliğinin izlenmemesi → benzer tablo yapan etilen glikolü dışlayan çatal bulgudur, görme yolu toksisitesini öne çıkarır
  • Alkol dehidrogenaz inhibisyonu → toksik asit üretimini durdurur ancak ana alkolü ortadan kaldırmaz, bu ayrım iki açığın zıt yönünü belirler

Neden diğerleri değil

  • Anyon açık artar, ozmolar açık azalır — Blokaj asit üretimini artırmaz, ana alkolü azaltmaz; yönler ters çevrilmiştir
  • Anyon açık ve ozmolar açık birlikte belirgin azalır — Anyon açık düzelir ancak biriken ana alkol nedeniyle ozmolar açık düzelmez; antidotun her şeyi temizlediği varsayımı yanlıştır
  • Anyon açık ve ozmolar açık birlikte artar — Enzim blokajı toksisiteyi artırmaz; tedavi etkinliğinin yönü ters okunmuştur
  • Anyon açık değişmez, ozmolar açık azalır — Formik asit üretimi durduğu için anyon açık değişmeden kalmaz; ozmolar açık da ana alkol sürdüğü için azalmaz

Aklında kalsın

Alkol dehidrogenaz blokajı metanolde anyon açığını kapatırken ozmolar açığı sürdürür, çünkü asit bitmiş ana alkol birikmiştir.

99. soru

Yarışma tarzıAnaerop Bakteriler

Elli kişilik bir huzurevinde oda ısısında bekletilip yeniden ısıtılarak servis edilen tavuklu et yemeğinden saatler sonra çok sayıda kişide kramp tarzında karın ağrısı ve sulu ishal başlıyor. Ateş, kusma, kanlı dışkı ve dışkıda lökosit saptanmıyor. Yakın zamanda antibiyotik kullanan bir hastada Clostridioides difficile enfeksiyonundan şüpheleniliyor. Ancak tablonun salgın biçiminde başlayıp bir gün içinde kendiliğinden düzelmesi bu tanıyı dışlar. Etin yavaş soğutulması sırasında sporların çimlendiği düşünülüyor.

Bu salgından sorumlu toksinin salınım ve etki biçimi için en olası açıklama aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — İnce bağırsakta sporülasyon sırasında salınır; klaudin ve okludine bağlanarak katyon geçirgen por oluşturur

Kısaca — Yeniden ısıtılan et sonrası salgın hâlinde, lökositsiz ve kendini sınırlı sulu ishal Clostridium perfringens tip A gıda zehirlenmesini gösterir; enterotoksin ince bağırsakta sporülasyonla salınıp klaudine bağlanarak por oluşturur.

Clostridium perfringens sporları pişirmeyle ölmez, yavaş soğuma sırasında çimlenir; alınan vejetatif hücreler ince bağırsakta sporlanırken enterotoksin (CPE) salınır. CPE klaudin ve okludine bağlanarak katyon geçirgen por açar, su ve elektrolit kaybına yol açar; invazyon olmadığı için ateş, kan ve lökosit yoktur ve tablo hızla düzelir. Bu salgın ve kısa kendini sınırlı seyir, antibiyotik ilişkili sporadik Clostridioides difficile kolitinden ve besinde önceden oluşmuş kusma ön plandaki toksinlerden ayrır.

Akıl yürütme

  • yeniden ısıtılan et + yavaş soğutma ve spor çimlenmesi → ısıya dirençli sporlu anaerop etkeni düşündürür
  • çok kişide aynı anda kramp ve sulu ishal → ortak besin kaynaklı salgını destekler, tek hastanın antibiyotik öyküsünden uzaklaştırır
  • ateş, kan ve dışkı lökositi yokluğu ile bir günde düzelme → invaziv ve Clostridioides difficile kolitini dışlar
  • kusmanın ön planda olmaması → besinde önceden oluşmuş emetik toksini dışlar

Neden diğerleri değil

  • Besinde önceden oluşur; vagal afferentleri uyararak kusma ve karın kramplarına yol açar — Staphylococcus aureus ve Bacillus cereus emetik tip mekanizmasıdır; kusma ön plandadır, bu salgında yoktur
  • Kalın bağırsakta vejetatif üreme sırasında salınır; Rho GTPazları glukozilleyerek hücre iskeletini çökertir — Clostridioides difficile TcdA ve TcdB mekanizmasıdır; psödomembran, lökosit ve antibiyotik ilişkili sporadik seyir beklenir
  • İnce bağırsakta vejetatif üreme sırasında salınır; adenilat siklazı aktive ederek klor ve su sekresyonunu artırır — kolera ve labil toksin sekretuvar mekanizmasıdır; sporülasyon ve klaudin poru yoktur
  • Kalın bağırsakta sporûlasyon sırasında salınır; sinaptik vezikül proteinlerini parçalayarak nöromüsküler iletimi bloke eder — botulinus benzeri nöroproteaz mekanizmasıdır; flask paralizi yapar, sulu ishal salgını yapmaz

Aklında kalsın

Yeniden ısıtılan ette salgın, lökositsiz ve hızla düzelen sulu ishal ince bağırsakta sporülasyonla salınan klaudin por toksinini düşündürür.

100. soru

Yarışma tarzıEnterobakteriler ve Nonfermentatif Basiller

On bir yaşındaki bir çocukta ateş, ishal ve sağ alt kadran ağrısı gelişiyor. Apendektomi materyalinde apendiks normal bulunurken mezenterik lenf nodu büyümesi saptanıyor. Dışkı kültüründe laktozu fermente etmeyen, üreaz pozitif gram negatif basil ürüyor; izolatın 22°C’de hareketli, 37°C’de hareketsiz olduğu bildiriliyor. Lenf nodu incelemesinde yoğun nötrofil infiltrasyonuna karşın ekstraselüler bakteri toplulukları izleniyor.

Bu etkenin 37°C’de ekspresyonu artan plazmid ürününün fonksiyonu dikkate alındığında bu tabloda beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Yops enjeksiyonuyla fagositozun engellenmesi ve ekstraselüler çoğalma

Kısaca — Normal apendiksle seyreden mezenterik adenit ve ısıya bağlı hareketlilik Yersinia’yı gösterir, 37°C’de artan Yops efektörleri fagositozu bloklayarak ekstraselüler çoğalmayı sağlar.

İnvazinle Peyer plaklarına yerleşen Yersinia enterocolitica, vücut ısısında flagellin sentezini kapatıp virülans plazmidi kodlu Yops proteinlerini tip 3 sekresyon sistemiyle fagositlere enjekte eder. Yops proteinleri aktin iskeletini ve oksidatif patlamayı bozarak yutmayı engeller; bakteri nötrofil kümeleri içinde ekstraselüler mikrokolonilerle çoğalır. Bu, makrofaj içinde sessizce yayılan tifodan ters yönde bir stratejidir.

Akıl yürütme

  • sağ alt kadran ağrısıyla normal apendiks ve mezenterik lenf nodu büyümesi → psödoapendisit kalıbını düşündürür
  • laktoz negatif, üreaz pozitif fenotip → üreaz negatif Salmonella ve Shigella’dan uzaklaştırır
  • 22°C hareketli, 37°C hareketsiz fenotip → 37°C’de de hareketli kalan Salmonella’dan ayırır, vücut ısısında virülans plazmidinin indüklendiğini destekler
  • nötrofile karşın ekstraselüler topluluklar → yutmanın bloklandığını gösterir, intraselüler canlılık modelini dışlar

Neden diğerleri değil

  • Makrofaj içinde canlılığın sürmesiyle retiküloendotelyal yayılım — tifo basilinin SPI-2 stratejisidir; burada bakteri nötrofile rağmen hücre dışındadır
  • Aktin kuyruklarıyla hücreden hücreye yayılım ve bakteriyemi yokluğu — Shigella kolon dizanterisini anlatır; tablo ileum-lenf nodu hastalığıdır
  • Shiga toksin etkisiyle protein sentezinin durması — hemolitik üremik sendrom yoludur; kanlı dizanteri-toksin kanıtı yoktur
  • Enterotoksinle adenilat siklaz aktivasyonu ve sulu ishal — sekretuvar ishali anlatır; invazyon ve lenfadenit bu mekanizmayı dışlar

Aklında kalsın

Yersinia vücut ısısında kamçıyı kapatıp Yops ile yutmayı bloklar, nötrofil içinde hücre dışında çoğalır.

101. soru

Yarışma tarzıEdinsel Bağışıklık

Deneysel bir çalışmada aynı bakteriyel yüzey epitopuna karşı üretilen monoklonal antikorlar aynı konsantrasyonda kompleman varlığında inkübe ediliyor. ELISA’da tüm izotipler epitopa eşit bağlanma gösteriyor. Düşük epitop yoğunluğunda bakteriyolizis yalnızca IgM ile gözleniyor, aynı epitopa bağlanan IgG ile gözlenmiyor.

Aynı deney yüksek epitop yoğunluğunda IgG ile tekrarlandığında beklenen sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Yakın iki IgG Fc’sinin C1q’yu yakalaması yoluyla IgG ile lizisin oluşması

Kısaca — Eşit bağlanmaya rağmen düşük yoğunlukta yalnızca IgM’nin lizis yapması Fc geometrisi koşulunu gösterir, bu yüzden yüksek yoğunlukta yakın Fc’ler sayesinde IgG ile de lizis beklenir.

Klasik yolun başlaması C1q’nun immün kompleks üzerindeki Fc’lere tutunmasına bağlıdır; pentamerik IgM yapısal değişimle tek molekülde çoklu C1q bağlanma bölgesi sunarken IgG monomerik kalır ve C1q’yu yakalamak için yüzeyde birbirine yakın en az iki IgG gerekir. ELISA’da eşit bağlanma Fab işlevinin sağlam olduğunu, düşük yoğunlukta IgG’nin etkisizliği ise epitop seyreldiğinde bu yakınlığın kurulamadığını gösterir.

  • ELISA’da eşit bağlanma → Fab afinitesi farkını dışlayan çatal bulgudur
  • düşük yoğunlukta yalnızca IgM ile lizis → tek molekülle aktivasyon avantajını düşündürür
  • aynı epitopa bağlanan IgG’nin etkisizliği → Fc geometrisi koşulunun karşılanamadığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Fab afinitesinin artması yoluyla IgG ile lizisin oluşması — afinite Fab’a aittir ve epitop sıklığıyla değişmez, değişen avidite ve Fc yakınlığıdır
  • Klasik yol yerine alternatif yolun kullanılması yoluyla IgG ile lizisin oluşması — gözlenen kompleman varlığında bakteriyolizis klasik yol başlangıcını gerektirir, izotipe göre yol değişmez
  • FcRn’ye bağlanarak yıkımdan korunma yoluyla IgG ile lizisin oluşması — yarı ömrü uzatır, C1q yakalanmasını sağlamaz
  • Yüzeyde yeterli yakınlık kurulamaması nedeniyle IgG ile lizisin oluşmaması — düşük yoğunluk için geçerli koşuldur; yüksek yoğunlukta yakınlık kurulur ve lizis beklenir

Aklında kalsın

Kompleman için bağlanma yetmez, C1q’nun yakalayacağı Fc geometrisi gerekir.

102. soru

Yarışma tarzıGram Negatif Koklar ve Kokobasiller

24 yaşındaki kadın hasta, bir haftadır gezici eklem ağrısı, el bileği ve ayak bileğinde tenosinovit ve gövdede az sayıda hemorajik püstül yakınmasıyla başvuruyor. Genital yakınması belirgin olmayıp endoservikal örnekte hücre içi yerleşimli gram negatif diplokoklar görülüyor; oksidaz pozitif izolat yalnızca glukozdan asit oluşturuyor ve polisakkarit kapsül saptanmıyor. Kan kültürü aynı morfolojide bakteri ürerken eklem sıvısında bakteri üretilemiyor. İzolatın normal insan serumunda öldürülmeye dirençli olduğu gösteriliyor.

Bu izolatın serum direncini sağlayan virülans mekanizması göz önüne alındığında, ortama eklendiğinde serum direncini artırması beklenen konak molekülü aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — CMP-sialik asit

Kısaca — Kapsülsüz gonokokta siyalillenmiş lipooligosakkarit faktör H bağlanmasını artırarak serum direnci sağlar ve siyalilasyon konak CMP-sialik asidini kullanır.

İlk çıkarım dissemine gonokok enfeksiyonudur: gezici artrit, tenosinovit ve hemorajik püstüllerle seyreden, genital bulgusu silik tablo ve yalnızca glukozdan asit oluşturan kapsülsüz oksidaz pozitif diplokok Neisseria gonorrhoeae serum dirençli suşunu destekler. Bu suşlarda siyalillenmiş lipooligosakkarit ve Por, faktör H bağlanmasını artırarak alternatif yol aktivasyonunu baskılar; bu yüzden komplemana bağlı doğrudan öldürme azalır ve kan kültüründe üreme görülürken eklem sıvısı sıklıkla steril kalır. Siyalilasyon için gerekli sialik asit konaktan CMP-sialik asit olarak alındığından ortama eklenmesi direnci artırır.

Akıl yürütme

  • gezici eklem ağrısı + tenosinovit + hemorajik püstül → dermatit-artrit sendromunu düşündürür
  • genital yakınmanın silik olması + kan kültüründe üreme + eklem sıvısında üreme yokluğu → serum dirençli suşun yayılımını destekler
  • yalnızca glukozdan asit + kapsül yokluğu → meningokok kapsül mekanizmasını dışlar, gonokoku destekler
  • normal serumda öldürmeye direnç → faktör H aracılı kompleman inhibisyonuna işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Konak transferrini — demir elde etme reseptörünü serum direnci ile karıştırır; üremeyi destekler ancak faktör H bağlanmasını artırmaz
  • Konak laktoferrini — aynı demir yanılgısıdır; alternatif yol inhibisyonunu açıklamaz
  • Sekretuvar IgA — IgA proteaz mekanizmasına ait moleküldür; serum bakterisidal direncini artırmaz, aksine parçalanır
  • Konak lizozimi — mukozal innate savunma öğesidir; lipooligosakkarit siyalilasyonu ile serum direncini artırmaz

Aklında kalsın

Gonokok lipooligosakkarit siyalilasyonu konak sialik asidini kullanır ve faktör H bağlanmasıyla serum direnci sağlar.

103. soru

Yarışma tarzıGenel Viroloji

Yaygın vezikülopüstüler lezyonları olan hastadan zarflı, çift iplikli DNA genomlu bir virus izole ediliyor. Hücre kültüründe sitoplazmik eozinofilik inklüzyonlarla birlikte üretken enfeksiyon oluşuyor; çok çekirdekli dev hücre ve nükleer inklüzyon saptanmıyor. Çekirdeği uzaklaştırılmış sitoplastlara ekilen virus burada da yeni infeksiyöz virionlar oluşturuyor. Hücresel DNA’ya bağımlı RNA polimerazın bloke edildiği koşullarda erken viral mRNA sentezinin sürdüğü gösteriliyor.

Bu virusun erken viral mRNA sentezi için gerekli olan en olası özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: E — Virionda paketlenmiş DNA’ya bağımlı RNA polimeraz ile mRNA sentezlenmesi

Kısaca — Nükleer bulgu olmadan enüklee hücrede üreyen zarflı çift iplikli DNA virusu, erken transkripsiyonu virion polimerazıyla sitoplazmada yapar.

Vezikülopüstüler lezyon ilk bakışta herpesvirusları akla getirir; ancak çok çekirdekli dev hücre ve nükleer inklüzyon yokluğu ile sitoplazmik inklüzyon varlığı bu komşudan uzaklaştırır. Çekirdeksiz sitoplastta üretken replikasyon ve hücresel transkripsiyon blokajına direnç, viral mRNA sentezinin konak nükleer polimeraza bağlı olmadığını kanıtlar. Sitoplazmada konak DNA’ya bağımlı RNA polimeraz bulunmadığından, çift iplikli DNA kalıptan erken mRNA sentezi yalnızca virionla gelen viral polimerazla mümkündür.

Akıl yürütme

  • Sitoplazmik eozinofilik inklüzyon + dev hücre ve nükleer inklüzyon yokluğu → herpes ilk tahminini dışlayan çatal bulgu
  • Enüklee sitoplastta yeni infeksiyöz virion oluşumu → replikasyon ve transkripsiyonun çekirdekten bağımsız olduğunu gösterir
  • Hücresel DNA’ya bağımlı RNA polimeraz blokajında mRNA sentezinin sürmesi → konak polimeraz kullanılmıyor
  • Zarflı çift iplikli DNA + sitoplazmik çoğalma → kendi transkripsiyon aygıtını taşıyan virus çatısı

Neden diğerleri değil

  • Konak RNA polimeraz II ile nükleusta viral transkripsiyon yapılması — enüklee hücrede üreme ve blokaja direnç bu yolu dışlar; herpes kalıbının tuzağıdır.
  • Revers transkriptaz ile sentezlenen DNA ara formu üzerinden transkripsiyon yapılması — genom zaten çift iplikli DNA’dır; ters transkripsiyona ihtiyaç yoktur.
  • Virionda paketlenmiş RNA’ya bağımlı RNA polimeraz ile mRNA sentezlenmesi — polimerazın paketlendiği doğrudur ancak kalıp RNA değil DNA’dır.
  • Genomik DNA’nın konak ribozomunda doğrudan mRNA gibi translate edilmesi — DNA doğrudan translate edilemez; önce transkripsiyon gerekir.

Aklında kalsın

Sitoplazmada çoğalan çift iplikli DNA virusu erken mRNA için virionda DNA’ya bağımlı RNA polimeraz taşır.

104. soru

Yarışma tarzıDoğal Bağışıklık

Yirmili yaşlarda tekrarlayan ileal inflamasyon, fistül ve granülomlarla seyreden kronik bir bağırsak hastalığı olan hastada mikobakteri tetkikleri negatif bulunuyor. Periferik nötrofil sayısı, bakteriyi içine alma ve oksidatif patlama ile öldürme testleri normal sonuçlanıyor. Hastanın monosit ve Paneth hücresi kültürlerinde bakteriyel muramil dipeptide yanıt olarak defensin ve otofaji aracılı bakterisidal yanıtın oluşmadığı, buna karşılık lipopolisakkarit ve diğer TLR ligandlarına NF-kB yanıtının korunduğu gösteriliyor. Ailede benzer ileal hastalık kümelenmesi tanımlanıyor.

İnvaziv bir enterik bakteriyle enfekte edilen hastaya ait monositlere hücre içine girmeyen gentamisin eklendikten sonra hücre içi canlı bakteri sayısında beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Bakteri alımı normalken hücre içi canlı bakteri sayısında artış

Kısaca — Alım ve oksidatif öldürme sağlamken hücre içi tanıma ve otofaji bozulur; hücre içi bakteri temizlenemez.

Bu tablo yüzey TLR sinyal defektine değil, muramil dipeptid gibi hücre içi bakteriyel yapıların tanınması ve otofaji ile temizlenmesi eksenine uyar. TLR ligandlarına NF-kB yanıtının korunması yüzey sinyal kusurunu, normal alım ve patlama fagosit öldürme kusurunu dışlar. Gentamisin yalnızca hücre dışını öldürdüğünden, içeride kalan canlılar hücre içi temizleme kusurunu gösterir.

Akıl yürütme

  • ileal granülomatöz fistülizan hastalık ve ailesel kümelenme → bariyer ve hücre içi bakteri işleme eksenini düşündürür
  • normal alım ve normal oksidatif patlama → fagosit öldürme defektini dışlar
  • muramil dipeptide defensin ve otofaji yanıtsızlığı → hücre içi tanıma basamağını işaret eder
  • TLR ligandlarına korunmuş NF-kB yanıtı → yüzey TLR sinyal defektini dışlar

Neden diğerleri değil

  • Bakteri alımında azalmaya bağlı hücre içi canlı bakteri sayısında azalma — alım normal ölçülmüşken alım azalması beklenmez
  • Oksidatif patlamada artışa bağlı hücre içi ve dışı bakteri sayısında azalma — patlama normaldir ve telafi artışı veriden çıkarılamaz; kusur hücre içi temizlemededir
  • TLR yanıtında azalmaya bağlı hücre dışı bakteri sayısında artış — TLR yanıtı korunmuş olarak verilmiştir, bu yönde değişim beklenmez
  • Fagozom lizozom füzyonunda artışa bağlı hücre içi bakteri sayısında azalma — otofaji aracılı temizleme azalmışken artış ve buna bağlı azalma beklenmez

Aklında kalsın

Hücre içine giren bakteri alımla değil içeride yok etmeyle temizlenir; otofaji bozulursa içeride canlı kalır.

105. soru

Yarışma tarzıMikrobiyolojik Tanı Yöntemleri

Aşısız bir süt çocuğunda üç haftadır süren, nöbetler hâlinde gelen ve kusmayla sonlanan öksürük yakınması var; ateş yüksekliği yok. Tam kan sayımında belirgin lenfositoz saptanıyor. Nazofaringeal örneğin Gram boyalı preparatında küçük gram negatif kokobasiller görülüyor. Pamuk eküvyonla alınan sürüntünün koyun kanlı, çikolata ve MacConkey agarlara ekilip karbondioksiti artırılmış ortamda kısa süre inkübasyonunda üreme olmuyor.

Bu hastada etkenin üretilmesine yönelik en uygun düzeltme aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Kalsiyum aljinatlı eküvyonla alınan örneğin kömürlü seçici besiyerine ekilip uzun süre aerobik inkübasyonu

Kısaca — Apireksi, lenfositoz ve küçük kokobasil ile çikolatada ürememe Bordetella pertussis zincirini kurar ve eküvyon ile besiyeri düzeltmesini zorunlu kılar.

Nöbetli öksürük, kusma, apireksi ve lenfositoz ile birlikte görülen küçük gram negatif kokobasil, çikolata agarda karbondioksitli ortamda üreyecek Haemophilus çizgisinden ayrılır. Bordetella pertussis pamuktaki yağ asitlerine duyarlıdır, solunum yolu florası tarafından kolayca maskelenir ve yavaş ürer; kömür inhibitörleri adsorbe eder, seçici antibiyotik rakip florayı baskılar, bu yüzden kalsiyum aljinatlı eküvyon ve kömürlü seçici besiyerinde uzun aerobik inkübasyon gerekir.

Akıl yürütme

  • Haftalarca süren nöbetli öksürük, kusma ve apireksi → uzamış bakteriyel solunum yolu enfeksiyonunu düşündürür, tek başına viral tablodan ayırmaz.
  • Belirgin lenfositoz → hücresel yanıt örüntüsüyle bakteriyel olasılığı güçlendirir.
  • Küçük gram negatif kokobasil → Haemophilus ve Bordetella kümesine yönlendirir, türü belirlemez.
  • Pamuk eküvyonla alınıp çikolataya ekilen örnekte kısa süreli karbondioksitli inkübasyonda ürememe → çikolatada üreyecek komşuyu dışlar ve eküvyon inhibisyonu ile seçici ve uzun inkübasyon gereksinimine işaret eder.

Neden diğerleri değil

  • Pamuk eküvyonla alınan örneğin çikolata agara ekilip karbondioksiti artırılmış ortamda kısa süre yeniden inkübasyonu — zaten başarısız olan düzeni tekrarlar; pamuk inhibisyonu ile kömür ve seçicilik gereksinimini yok sayar.
  • Pamuk eküvyonla alınan örneğin Thayer-Martin seçici agara ekilip karbondioksiti artırılmış ortamda uzun süre inkübasyonu — genital Neisseria seçiciliğidir; solunum yolu kliniği ve lenfositoz çatalına uymaz.
  • Nazofaringeal örneğin Lowenstein-Jensen eğik besiyerine ekilip kapaklı tüpte haftalarca süren aerobik inkübasyonu — aside dirençli basil yoludur; gram negatif kokobasil morfolojisine ve akut lenfositoz örüntüsüne uymaz.
  • Nazofaringeal örneğin antibiyotikli Sabouraud dekstroz agara ekilip oda ısısında uzun süre aerobik inkübasyonu — mantar yoludur; bakteriyel Gram bulgusunu ve klinik tabloyu karşılamaz.

Aklında kalsın

Bordetella pamuğu sevmez, kömürü sever; çikolata ve kısa inkübasyon komşu fastidiyözlere aittir.

106. soru

Yarışma tarzıEnterobakteriler ve Nonfermentatif Basiller

Yirmi altı yaşındaki sağlıklı kadın tavuklu pilav yedikten yaklaşık bir gün sonra bulantı, kusma, ateş ve bol sulu ishal yakınmasıyla başvuruyor. Dışkı mikroskopisinde orta-bol lökosit görülüyor, makroskopik kan ve tenesmus tanımlanmıyor. Dışkı kültüründe laktoz negatif, H2S pozitif, hareketli gram negatif basiller ürüyor. Kan kültüründe üreme olmuyor, vital bulguları stabil seyrediyor ve immünsüpresyonu düşündüren bir durum saptanmıyor. Hasta antibiyotik başlanmasını istiyor.

Bu hastada en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Antibiyotiksiz sıvı replasmanı ve izlem

Kısaca — Orta-bol lökositli sulu ishal ile H2S pozitif hareketli basil nontifoidal salmonellozu düşündürür ve komplikasyonsuz olguda antibiyotiksiz destek tedavisi yeterlidir.

Nontifoidal Salmonella gastroenteriti sağlıklı konakta genellikle kendini sınırlar. Antibiyotikler intraselüler yerleşimli bakterileri eradike edemezken normal barsak florasını bozarak dışkıyla atılımı uzatır. Vital bulguları stabil ve bakteriyemisi olmayan olguda bu nedenle sıvı replasmanı ve izlem yeterli olur.

  • tavuklu pilav sonrası kısa sürede sulu ishal, kusma ve ateş → nontifoidal Salmonella örüntüsünü destekler
  • orta-bol dışkı lökositi ve kansız gaita, tenesmus yokluğu → ağır kolonik dizanteri yerine ince barsak ağırlıklı inflamatuvar is hali düşündürür
  • H2S pozitif hareketli laktoz negatif basil → H2S negatif hareketsiz Shigellayı dışlayan çataldır
  • stabil vitaller ve negatif kan kültürü → komplikasyonsuz gastroenteriti destekler

Neden diğerleri değil

  • Siprofloksasin ile ampirik tedavi — invaziv dizanteride yararlıdır; burada florayı bozup atılımı uzatır
  • Seftriakson ile parenteral ampirik tedavi — tifoid ateşi ve bakteriyemide gündeme gelir; bu olguda sistemik yayılım kanıtı yoktur
  • Metronidazol ile ampirik tedavi — anaerobik ve Clostridioides kolitine yöneliktir; aerobik invaziv olmayan bu tabloya uymaz
  • Eritromisin ile ampirik tedavi — Campylobacter etiyolojisini akla getirir; H2S pozitif hareketli Salmonella çatalıyla uyumsuzdur

Aklında kalsın

Komplikasyonsuz nontifoidal salmonella gastroenteritinde antibiyotik atılımı uzatır, destek tedavisi yeterlidir.

107. soru

Yarışma tarzıMikoloji

Lenfoma nedeniyle santral venöz kateteri bulunan 60 yaşındaki kadın hastada geniş spektrumlu antibiyotik sonrası ateş ve fungemi gelişiyor. Kan kültüründe üreyen mayanın direkt bakısında psödohifler ve bol artrokonidia görülüyor. İzolat serumda germ tüpü oluşturmuyor ve üreaz testi pozitif bulunuyor. Candida dışı bir maya olarak tanımlanan etken için kaspofungin başlanmasına rağmen fungemi sürüyor.

Ekinokandin başarısızlığının en olası temeli aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: E — Hücre duvarında (1→3)-β-D-glukan hedefinin azlığına bağlı intrinsik duyarsızlık

Kısaca — Artrokonidia oluşturan üreaz pozitif maya Trichosporon grubudur ve duvar hedef azlığı nedeniyle ekinokandinlere intrinsik olarak duyarsızdır.

Psödohifler Candida akla getirir, ancak bol artrokonidia, germ tüpü negatifliği ve üreaz pozitifliği bu ilk tahmini dışlar; bu kombinasyon Trichosporon grubunun genel mikolojik paternidir. Bu grupta hücre duvarında ekinokandinlerin hedefi olan (1→3)-β-D-glukan azdır ve yapısal olarak farklıdır, bu kazanılmış FKS1 mutasyonu değil türe özgü sınıf duyarsızlığıdır; bu yüzden kaspofungin fungemiyi temizleyemez.

Akıl yürütme

  • psödohif ve fungemi → ilk akla Candida gelir, ancak tek başına ayırt ettirmez
  • bol artrokonidia ve germ tüpü negatifliği → Candida albicans paterninden uzaklaştırır
  • üreaz pozitifliği → Candida grubunu dışlar, Trichosporon ve karıştırılan diğer üreaz pozitif mayaları destekler
  • kaspofungine rağmen süren fungemi → kazanılmış mutasyondan çok duvar hedefinin baştan az olduğu intrinsik duyarsızlığı düşündürür

Neden diğerleri değil

  • FKS1 sıcak nokta mutasyonuna bağlı kazanılmış glukan sentaz direnci — Candida auris tipi sonradan kazanılan dirençtir; burada morfolojik patern baştan farklı bir duvar biyolojisine işaret eder.
  • ERG11 aşırı ekspresyonuna bağlı azol hedef artışı ve hedef duyarsızlığı — azol hedef mekanizmasıdır; ekinokandin başarısızlığını açıklamaz.
  • ERG3 fonksiyon kaybına bağlı membran sterol bileşiminde değişim ve çapraz direnç — sterol yoluna ait azol-polien etkileşimidir; glukan hedefine etki etmez.
  • CDR/MDR efluks pompalarının aşırı çalışmasına bağlı hücre içi azol birikiminde azalma — azol efluks mekanizmasıdır; ekinokandinlere taşınamaz.

Aklında kalsın

Artrokonidia ve üreaz pozitifliği Candida dışı mayayı işaret ederse ekinokandinlerin duvar hedefinin baştan yetersiz olduğu akla gelir.

108. soru

Yarışma tarzıMikoloji

Altmış iki yaşındaki bir erkek hasta, ayak tırnaklarında kalınlaşma, sararma ve ufalanma yakınmasıyla başvuruyor. Tırnak kazıntılarının direkt mikroskopisinde bölmeli hifler görülüyor; kültürde bol mikrokonidyum üreten bir dermatofit saptanıyor. Hastaya keratine yüksek affinite gösteren ve dermatofitlere fungisidal etkili sistemik antifungal başlanıyor. Hasta hipertansiyon nedeniyle metoprolol kullanıyor; tedavinin ikinci haftasında istirahatte belirgin bradikardi ve hipotansiyon ortaya çıkıyor. Serum potasyum ve tiroid fonksiyon testleri normal bulunuyor; iskemik değişiklik saptanmıyor.

Metoprolol ile ortaya çıkan bu tablodan sorumlu etkileşim mekanizması ve metoprolol düzeyinde beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — CYP2D6 inhibisyonuna bağlı metoprolol düzeyinde artış

Kısaca — Keratinofilik fungisidal sistemik etki terbinafini gösterir ve CYP2D6 inhibisyonu metoprolol birikimine yol açar.

Bol mikrokonidyumlu dermatofit ile tırnak tutulumunda keratine yüksek affinite ve fungisidal etki alilamin olan terbinafini düşündürür; fungistatik azollerden ayrılan bu ipucu CYP3A4 çeldiricisini dışlar. Terbinafin güçlü CYP2D6 inhibitörüdür ve metoprolol başlıca CYP2D6 ile yıkılır; birlikte kullanımda metoprolol klirensi azalır, düzeyi yükselir ve bradikardi ile hipotansiyon ortaya çıkar.

Akıl yürütme

  • Tırnakta kalınlaşma ve ufalanma ile bölmeli hifler ve bol mikrokonidyumlu dermatofit → dermatofit ile tinea unguium
  • Keratine yüksek affinite ve fungisidal sistemik etki → fungistatik azolü dışlayan ve terbinafini destekleyen ayrıştırıcı özellik
  • Metoprolol kullanımı sırasında istirahat bradikardisi ve hipotansiyon → beta blokör birikimini düşündürür
  • Potasyum ve tiroid testlerinin normal olması ve iskemi bulgusu olmaması → bradikardinin metabolik veya iskemik nedenlerinden uzaklaşması

Neden diğerleri değil

  • CYP2D6 indüksiyonuna bağlı metoprolol düzeyinde azalma — yön hatasıdır; inhibisyonda düzey yükselir ve klinik birikim olur
  • CYP3A4 inhibisyonuna bağlı metoprolol düzeyinde artış — azol şablonuna kayar; tanımlanan ilaç fungisidal alilamindir ve metoprolol başlıca CYP3A4 ile yıkılmaz
  • Renal tübüler sekresyon için yarışmaya bağlı metoprolol düzeyinde artış — metoprolol eliminasyonu metaboliktir, renal yarışma belirleyici değildir
  • Plazma proteinlerine bağlanma yerinden ayrılmaya bağlı serbest metoprolol düzeyinde azalma — ayrılma serbest düzeyi azaltmaz, ayrıca yön ve mekanizma tabloyu açıklamaz

Aklında kalsın

Terbinafin CYP2D6 inhibitörüdür ve CYP2D6 substratlarının düzeyini artırır.

109. soru

Yarışma tarzıDoğal Bağışıklık

Deneysel bir çalışmada dokuda yerleşik, sitoplazmik granüllerinde histamin depolayan hücrenin genetik olarak bulunmadığı farelere deri içine bakteri inoküle ediliyor. İzole edilen nötrofillerin kemotaktik uyarana in vitro göçünün normal olduğu gösteriliyor. Buna karşın enfeksiyonun ilk saatlerinde enfeksiyon odağında nötrofil birikiminin belirgin azaldığı ve lokal kan akımı artışının yetersiz kaldığı gözleniyor. Ortama düşük doz tümör nekroz faktörü eklenmesi birikimi düzeltiyor.

Bu tabloda aksayan doğal immünite basamağının sonucu olarak damar endotelinde beklenen değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Postkapiller venüllerde adezyon molekülü ifadesinde artışın olmaması

Kısaca — İn vitro göç normalken erken birikimin tümör nekroz faktörüyle düzelmesi nötrofil defekti değil sentinel hücre aracılı endotel aktivasyonu defektini gösterir.

Dokuda yerleşik sentinel hücre bakteri algılandığında histamin ve tümör nekroz faktörü salar; bu mediyatörler postkapiller venül endotelinde P ve E selektin ile integrin ligandı ifadesini artırır ve nötrofil ekstravazasyonunu başlatır. Nötrofilin kemotaksisi sağlam olsa bile endotel aktive olmazsa damar dışına çıkış gerçekleşemez.

  • Histamin depolayan doku sakini hücrenin yokluğu ve ilk saatlerde birikim kaybı → erken sentinel ve vasküler yanıt basamağında aksamayı düşündürür
  • İn vitro kemotaktik göçün normal olması → nötrofil intrinsik kemotaksis defektini dışlayan çatal bulgudur
  • Düşük doz tümör nekroz faktörüyle birikimin düzelmesi → eksik halkanın endotel aktivasyonu mediyatörü olduğunu gösterir

Neden diğerleri değil

  • Postkapiller venüllerde selektin ifadesinde aşırı artış olması ve birikimin artması — Yönü tersine çevirir, mediyatör yokluğunda adezyon molekülü artamaz.
  • Arteriollerde vazodilatasyon yerine kalıcı ve yaygın vazokonstriksiyon gelişmesi — Erken vazodilatasyon yetmezliğini kalıcı konstriksiyonla karıştırır.
  • Endotel hücrelerinin bakterileri fagosite etmesinde belirgin artış olması — Fagositozu yanlış hücreye atfeder, endotel profesyonel fagosit değildir.
  • Nötrofillerin lenfatik endotel yoluyla yeniden dolaşıma dönmesinde artış olması — Trafiğin yönünü tersine çevirir, sorun dokuya gidişin başlayamamasıdır.

Aklında kalsın

Nötrofil sağlamken erken birikim yoksa sorun hücrede değil endotelin aktive edilmesindedir.

110. soru

Yarışma tarzıMikoloji

Yedi yaşındaki bir kız çocuğu, saçlı deride pullanma ve saç kırılması yakınmasıyla getiriliyor. Verteks yakınında skuamlı, sınırları belirgin alopesik bir plak içinde deri yüzeyinde kırılmış saçlara bağlı siyah nokta görünümü saptanıyor. Evde kedi beslendiği öğreniliyor. Wood lambası incelemesinde floresans izlenmiyor. Koparılan saçların direkt mikroskopisinde artrosporların saç şaftı içinde dizildiği, plak kenarından alınan skuam örneğinde bölmeli hifler görülüyor.

Bu etkenin kültürde göstermesi beklenen mikroskobik özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Bol mikrokonidyumla birlikte seyrek, ince duvarlı ve düz yüzeyli makrokonidyum görülmesi

Kısaca — Wood negatifliği ve şaft içi artrosporlar antropofilik endotriks enfeksiyonunu gösterir; bu cins kültürde bol mikrokonidyum yapar.

Endotriks yerleşim, siyah nokta görünümü ve floresans yokluğu birlikte Trichophyton tonsurans çizgisinde antropofilik bir tinea capitis düşündürür. Evde kedi bulunması ilk bakışta Microsporum canis düşündürse de ektotriks ve Wood pozitifliği beklenirdi. Trichophyton cinsi kültürde bol mikrokonidyum ve seyrek ince duvarlı düz makrokonidyum oluşturur; bu özellik kalın duvarlı pürtüklü bol makrokonidyumlu Microsporum ve mikrokonidyum yapmayan kıl tutmayan Epidermophyton morfolojisinden ayrılır.

Akıl yürütme

  • Skuamlı alopesik plak ve siyah nokta görünümü → saç şaftını tutan dermatofit ile tinea capitis tablosu
  • Evde kedi beslenmesi → ilk akla gelen Microsporum canis olasılığı ve çeldirici
  • Wood lambasında floresans izlenmemesi ve artrosporların şaft içinde dizilmesi → ektotriks ve floresan Microsporum enfeksiyonunu dışlayan ve endotriks Trichophyton enfeksiyonunu destekleyen ayrıştırıcı bulgu
  • Skuamda bölmeli hifler ve şaft içi artrosporlar → tomurcuklanma ve yalancı hif içeren Candida ve septasız geniş hifli mukormikozdan uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Kalın duvarlı, pürtüklü yüzeyli, iğ biçimli bol makrokonidyumla birlikte seyrek mikrokonidyum görülmesi — kedi öyküsüne takılıp Microsporum varsayanın seçimi; Wood negatifliği ve endotriks yerleşim bu cinsi dışlar
  • Demetler hâlinde topuz biçimli makrokonidyum görülmesi ve mikrokonidyum izlenmemesi — Epidermophyton morfolojisidir; bu cins kıl şaftını tutmaz ve tinea capitis yapmaz
  • Tomurcuklanan maya hücreleri, yalancı hifler ve serumda germ tüp oluşumu — Candida özelliğidir; tabloda tomurcuklanma ve yalancı hif yoktur, şaft içi artrospor vardır
  • Düzensiz, geniş, septasız hifler ve rizoidli sporangium yapılarının görülmesi — mukormikoz morfolojisidir; tablodaki hifler bölmeli ve incedir, sporangium yoktur

Aklında kalsın

Endotriks tutulum ve Wood negatifliği Trichophyton çizgisini verir ve kültürde bol mikrokonidyum beklenir.

111. soru

Yarışma tarzıEnterobakteriler ve Nonfermentatif Basiller

Uzun süredir HIV enfeksiyonu nedeniyle izlenen ve CD4 T lenfosit sayısı ileri derecede düşük olan genç bir erişkinde, ishal atağını izleyen ateşli dönemlerde tekrarlayan gram negatif basil bakteriyemisi gelişiyor. Kan kültürlerinden izole edilen oksidaz negatif basillerin laktozu fermente etmediği, H2S oluşturduğu, vücut ısısında hareketli ve üreaz negatif olduğu saptanıyor. Hastanın kompleman aracılı bakterisidal aktivitesi ve nötrofil oksidatif patlaması normal bulunuyor. Ataklar arasında dışkı kültüründe de aynı morfolojide koloniler üretiliyor.

Bu tabloda nükseden bakteriyeminin en olası açıklaması olan bakteri-konak etkileşimi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Fagozom-lizozom füzyonunu engelleyerek makrofaj içinde sağkalım

Kısaca — Tekrarlayan H2S pozitif hareketli basil bakteriyemisi ile ileri hücresel immün yetmezlik makrofaj içinde sağkalan nontifoidal Salmonella’yı gösterir.

İlk basamakta kültür ve klinik invaziv nontifoidal Salmonella enterica’ya işaret eder. Etken SPI-1 ile invaze olur, SPI-2 tip III sekresyonla fagozom-lizozom füzyonunu engelleyip makrofajda yaşar; kontrol IFN-gama ile aktive makrofaj gerektirir. CD4 düşüklüğünde bu aktivasyon bozulur, kompleman ve oksidatif patlama sağlam olsa bile bakteri temizlenemez ve bakteriyemi nükseder.

Akıl yürütme

  • tekrarlayan gram negatif basil bakteriyemisi + öncesinde ishal → gastrointestinal kaynaklı invaziv Salmonella’yı düşündürür
  • laktoz negatif H2S pozitif vücut ısısında hareketli üreaz negatif → Salmonella’yı koyar, Shigella ve Yersinia’yı dışlar
  • CD4 T lenfositlerin ileri derecede düşük olması → Th1 IFN-gama ile makrofaj aktivasyon kusuruna işaret eder
  • kompleman ve oksidatif patlamanın normal olması → kompleman eksikliği ve kronik granülomatöz hastalığı dışlar
  • ataklar arası dışkıda aynı koloniler → gastrointestinal rezervuardan nüksü destekler

Neden diğerleri değil

  • Hücre yüzeyinde aktin polimerizasyonuyla komşu hücreye doğrudan geçiş — Shigella IcsA mekanizmasıdır; mukozada sınırlı kalır, tekrarlayan bakteriyemi yapmaz ve H2S ve motiliteye uymaz
  • Guanilat siklaz aktivasyonuyla lümene su ve elektrolit sekresyonu — ETEC ısıya dayanıklı toksin etkisidir; invaziv bakteriyemiyi açıklamaz
  • 28S rRNA depürinasyonuyla protein sentezini durdurarak endotel hasarı — Shiga toksin etkisidir; hemolitik üremik sendroma gider, makrofaj sağkalımına değil
  • Kompleman aracılı lizise direnç göstererek kanda ekstraselüler çoğalma — Kompleman eksikliğinde ekstraselüler çoğalmadır; burada kompleman normaldir ve tablo hücresel kusura işaret eder

Aklında kalsın

Salmonella makrofajda fagozom-lizozom füzyonunu engeller, kontrol IFN-gama ile aktive makrofaj gerektirir.

112. soru

Yarışma tarzıMikrobiyolojik Tanı Yöntemleri

Yirmi altı yaşındaki erkek hastada genital ülser ve bölgesel lenfadenopati ile birlikte diş eti kenarında kirli zeminli bir oral ülser bulunuyor. Genital ülser eksudasının karanlık alan mikroskopisinde ince, tirbuşon hareketi gösteren soluk spiraller izleniyor; Gram boyamada bakteri görülmüyor. Aynı yöntemle incelenen oral ülser eksudasında da benzer hareketli spiraller saptanıyor. Genital lezyondan alınan örnekte direkt floresan antikor testi pozitif sonuçlanıyor.

Bu örneklerde izlenen spirallerin doğasına ilişkin en doğru yorum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Genital örnekteki spiraller sifilizi düşündürür, oral örnekteki spiraller kommensaldir

Kısaca — Genital ülserdeki hareketli ince spiraller Treponema pallidum’dur, oral ülserdeki benzer spiraller kommensal treponemlerdir ve karanlık alan yalnızca genital örnekte tanısaldır.

Treponema pallidum ışık mikroskobunun çözümleme sınırına yakın inceliktedir, dış membranı narindir ve Gram boyamada görülmez; canlı tirbuşon hareketi karanlık alanda izlenir. Özgül monoklonal antikorlarla yapılan direkt floresan antikor testi genital örnekte pallidumu doğrular. Ağız florasında Treponema denticola ve benzeri kommensaller morfolojik ve hareket olarak pallidumdan ayırt edilemez, bu yüzden oral lezyonda karanlık alan yalancı pozitiftir; kirli zeminli oral ülserde spiral görülmesi sifiliz kanıtı değildir.

Akıl yürütme

  • genital ülserde ince tirbuşon hareketli spiraller ve Gram boyamada bakteri yokluğu → ışık mikroskobunda görülmeyen treponemi düşündürür
  • genital örnekte direkt floresan antikor pozitifliği → pallidumu doğrular, kontaminasyonu dışlar
  • oral ülserde benzer hareketli spiraller → kommensal treponemlerle birebir örtüşür, tek başına sifiliz düşündürmez
  • kirli zeminli oral ülser → fusospiroketal flora barındırır, karanlık alanın özgüllüğünü ortadan kaldıran çataldır

Neden diğerleri değil

  • Oral örnekteki spiraller sifilizi düşündürür, genital örnekteki spiraller kontaminasyon olarak değerlendirilir — özgül floresan antikorla doğrulanmış genital bulguyu yok sayıp yalancı pozitif oral bulguyu esas alır
  • Her iki örnekteki spiraller sifiliz tanısı koydurur — oral kommensal treponem bilgisini göz ardı eder ve iki bölgeyi aynı özgüllükte sanır
  • Her iki örnekteki spiraller Fusobacterium ile birlikte Vincent anjini etkenidir — oral kirli zemini fusospiroketal sürece geneller, genital ülser ve floresan antikor pozitifliğini açıklayamaz
  • Her iki örnekte spiral görülmesi sifiliz tanısını dışlar — Gram boyamada görülmemeyi etken yokluğu sanır, karanlık alan ve floresan antikorun neden gerekli olduğunu kaçırır

Aklında kalsın

Karanlık alan genital ülserde sifilizi destekler, ağızda kommensal treponemler nedeniyle yalancı pozitiftir; Gram boyamada görülmeme treponemi dışlamaz.

113. soru

Yarışma tarzıGenel Viroloji

Deneysel bir çalışmada zarflı, helikal nükleokapsidli ve negatif polariteli RNA genomlu iki virüsün permisif hücrelere girişi karşılaştırılıyor. Endozomal asidifikasyonu engelleyen amonyum klorür varlığında birinci virüsün enfeksiyonu baskılanırken ikinci virüsün enfeksiyonu sürüyor. İkinci virüs nötral pH’da komşu hücreler arasında sinsityum oluştururken birinci virüs sinsityum oluşturmuyor. Her iki virüs de soyulma sonrası sitoplazmada viral polimerazla mRNA sentezliyor.

Bu ayrım dikkate alındığında, ikinci virüsün hücreye girişini seçici olarak engellemesi beklenen müdahale aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Füzyon proteininin altı sarmallı demet oluşumunu inhibe eden peptit

Kısaca — Amonyum klorüre direnç ve nötral pH’da sinsityum, plazma membranında pH-bağımsız füzyonla girişi gösterir; bu giriş füzyon proteini demet oluşumunu inhibe eden peptitle seçici bloke edilir.

Birinci virüsün asidifikasyon engellendiğinde durması, reseptör aracılı endositoz sonrası düşük pH’da zarf birleşmesi gerektirdiğini düşündürür. İkinci virüsün aynı koşulda üremesi ve nötral pH’da hücre-hücre birleşmesi yapması, füzyon proteini aracılığıyla plazma membranında doğrudan birleştiğini gösterir. Her iki virüsün sitoplazmada viral polimerazla mRNA sentezlemesi, konak nükleer transkripsiyon hedefinin bu giriş ayrımını çözmeyeceğini ve salınım basamağı blokajının girişi seçici engellemeyeceğini gösterir.

  • Amonyum klorürün birinci virüsü baskılayıp ikinciyi baskılamaması → düşük pH gereksinimindeki farkı gösteren fork bulgusudur
  • İkinci virüsün nötral pH’da sinsityum yapması → plazma membranında pH-bağımsız füzyonu destekler
  • Her iki virüsün sitoplazmik viral polimeraz kullanması → konak nükleer polimeraz blokajının ayrımda etkisiz kalacağını gösterir
  • Giriş ile salınım ayrımı → salınım blokajının seçici giriş blokörü olamayacağını gösterir

Neden diğerleri değil

  • Endozomal proton pompasını inhibe eden ajan düşük pH’ya bağımlı birinci virüsü bloke eder, dirençli ikinci virüsü değil
  • Viral nöraminidazı inhibe eden ajan yeni virion salınımını hedefler, plazma membranı füzyonuyla girişi seçici engellemez
  • M2 proton kanalını inhibe eden ajan asidik soyulmaya ihtiyaç duyan girişi hedefler, nötral füzyonu hedeflemez
  • Konak RNA polimeraz II’yi inhibe eden ajan nükleer transkripsiyonu durdurur; her iki virüs de sitoplazmik viral polimeraz kullandığı için giriş ayrımını çözmez

Aklında kalsın

Nötral pH’da sinsityum yapan zarflı virüs plazma membranı füzyonuyla girer; asidik endozom blokajına direnir.

114. soru

Yarışma tarzıEnterobakteriler ve Nonfermentatif Basiller

Yirmi altı yaşındaki bir kadın hastada üç gündür devam eden ateş, titreme, sağ yan ağrısı ve idrar yaparken yanma yakınması bildiriliyor. Fizik muayenede sağ kostovertebral açı hassasiyeti saptanıyor ve idrar mikroskopisinde bol lökosit ile bakteri görülüyor. İdrar kültüründe laktozu fermente eden, oksidaz negatif gram negatif basiller yoğun ürüyor. İzolatın eritrositleri aglütine ettiği ve bu etkinin ortamda mannoz bulunmasından etkilenmediği belirleniyor. Eritrositler nöraminidaz ile muamele edildikten sonra da aglütinasyonun sürdüğü gözleniyor.

Bu izolatın üst üriner sisteme yerleşimini sağlayan adezin-reseptör eşleşmesinin en olası karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — PapG adeziniyle böbrek glikolipidlerindeki Gal-Gal dizisine tutunma

Kısaca — Ateşli yan ağrılı piyelonefrit tablosunda mannoz ve nöraminidaza dirençli hemaglutinasyon P fimbriyasını işaret eder ve Gal-Gal bağlanması böbreğe yerleşimi açıklar.

Üriner Escherichia coli kökenlerinde tip 1 fimbriya mannoza duyarlı şekilde mesaneye, P fimbriya PapG ile böbrek glikolipidlerindeki Gal-Gal dizisine, S fimbriya ise sialik aside tutunur. Mannoz varlığında süren aglutinasyon tip 1'i, nöraminidaz sonrası süren aglutinasyon sialik asit bağımlı S fimbriyayı dışlar; ateş ve kostovertebral hassasiyetle birlikte üst sistem yerleşimini açıklayan P fimbriya kalır.

Akıl yürütme

  • Ateş, yan ağrısı ve kostovertebral hassasiyet → alt değil üst üriner sistem tutulumunu düşündürür
  • Laktoz pozitif oksidaz negatif basil ve piyüri → üriner Escherichia coli paternini destekler
  • Mannoz varlığında süren aglutinasyon → mannoz duyarlı tip 1 fimbriyayı dışlar
  • Nöraminidaz sonrası süren aglutinasyon → sialik asit bağımlı S fimbriyayı dışlar

Neden diğerleri değil

  • FimH adeziniyle mesane üroplakinindeki mannoz kalıntılarına tutunma — mannozla inhibe olurdu ve daha çok sistiti açıklar; mannoz direnci ve piyelonefrit kliniğiyle dışlanır
  • S fimbriyalarıyla böbrek epitelindeki sialik asit kalıntılarına tutunma — nöraminidazla sialik asit uzaklaştırılınca kaybolurdu; süren aglutinasyonla dışlanır
  • Kolonizasyon faktörü antijeniyle ince bağırsak epiteline tutunma — enterotoksijenik bağırsak kolonizasyonunu anlatır; üriner yerleşimle uyumsuzdur
  • İntimin-Tir etkileşimiyle bağırsak epitelinde aktin kaide oluşumuna yol açan tutunma — bağırsak kaide düzeneğidir; böbrek tropizmiyle uyumsuzdur

Aklında kalsın

Mannoz dirençli ve nöraminidaz dirençli piyelonefrit izolatında P fimbriya ve Gal-Gal bağlanması düşünülür.

115. soru

Yarışma tarzıDoğal Bağışıklık

Göbek kordonunun olağandan geç düştüğü öğrenilen bir çocuk, cerahat oluşturmayan cilt ülserleri, diş eti iltihabı ve yara iyileşmesinde gecikme yakınmalarıyla izleniyor. Enfeksiyon atakları sırasında kanda nötrofil sayısının belirgin arttığı saptanıyor. İzole edilen nötrofillerin opsonize bakterileri içine alması ve uyarılmış oksijen radikali üretmesi laboratuvarda normal bulunuyor.

Bu hastanın nötrofillerinde bakteriyel peptitlere in vitro kemotaktik yanıt ile deri penceresinde in vivo birikim için beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — İn vitro kemotaktik yanıtın korunması ile deri penceresinde birikimin olmaması

Kısaca — Geç kordon düşmesi ve cerahat yokluğuna karşın kanda nötrofil artışı ekstravazasyon defektini gösterir, bu yüzden algı sağlamken dokuya geçiş olmaz.

Lökosit ekstravazasyonunda selektinlerle yuvarlanma sonrası beta2 integrinlerle endotele sıkı adezyon kurulması gerekir; bu basamak kurulamazsa nötrofiller kanda birikir ancak dokuya geçemez. Opsonize partiküllerin içine alınması ve NADPH oksidazla oksijen radikali üretimi ayrı basamaklardır, bu yüzden normal kalmaları öldürme defektini dışlar ve tabloyu adezyona lokalize eder.

Akıl yürütme

  • geç düşen göbek kordonu ve geciken yara iyileşmesi → endotele sıkı tutunma ve transmigrasyon basamağında aksamayı düşündürür
  • cerahat oluşturmayan ülserlere karşın kanda nötrofil artışı → hücreler üretiliyor ancak dokuya ulaşamıyor
  • opsonize bakterilerin normal içine alınması ve uyarılmış oksijen radikali üretiminin normal olması → fagositoz ve oksidatif öldürme basamaklarının sağlam olduğunu gösterir, oksidatif öldürme defektini dışlar

Neden diğerleri değil

  • İn vitro kemotaktik yanıtın kaybı ile deri penceresinde birikimin korunmuş olması — yön tersine çevrilmiştir; defekt algıda değil damar dışına çıkıştadır, bu yüzden in vivo birikim korunamaz
  • İn vitro yanıtın ve deri penceresi birikiminin birlikte artması — inflamasyonda genel artış varsayımıdır; adezyon kurulamadığı için in vivo birikim artamaz
  • İn vitro yanıtın kaybı ile birlikte oksijen radikali üretiminin bozulması — normal oksijen radikali bu paterni dışlar; bu tablo oksidatif öldürme defektine aittir
  • İn vitro yanıtın korunması ile birlikte dokuda granülom oluşması — granülom öldürülemeyen mikroorganizmaya karşı gelişir; öldürme normalken beklenmez

Aklında kalsın

Kanda lökositoza rağmen cerahat yoksa sorun üretimde değil damar dışına çıkıştadır.

116. soru

Yarışma tarzıEdinsel Bağışıklık

Beş yaşındaki erkek çocuk, iki yaşından beri tekrarlayan otitis media ve sinüzit atakları nedeniyle getiriliyor. Öyküsünde Pneumocystis pnömonisi, kronik ishal, döküntü ya da büyüme geriliği tanımlanmıyor. Fizik muayenede yaygın lenfadenopati ve splenomegali saptanıyor. Serumda IgM yüksek, IgG ve IgA belirgin düşük bulunuyor; periferik T lenfosit sayıları ve mitojenlere proliferatif yanıt normal saptanıyor. Eksize edilen lenf nodunda iri ve düzensiz germinal merkezler izleniyor.

Hastanın B hücreleri in vitro koşullarda CD40 agonisti ve interlökin-4 ile uyarıldığında beklenen sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — IgM üretiminin sürmesi ve IgG ile IgE oluşmaması

Kısaca — İri germinal merkezli hiper-IgM tablosu B hücre içi sınıf-değişim defektini gösterir, bu yüzden CD40 sinyali ve interlökin-4 sınıf değişimini başlatamaz.

Sınıf-değişim rekombinasyonu için T hücreden gelen CD40 sinyali yalnızca yukarı akım uyarıdır, ağır-zincir sabit bölge DNA’sında kırılma ve yeniden birleşme aktivasyonla indüklenen sitidin deaminaz ile yürütülür; enzim yokluğunda yönlendirici sitokin bulunsa bile IgM’den IgG, IgA ya da IgE’ye geçiş gerçekleşmez ve değişken bölgede nokta mutasyonlarla afinitenin olgunlaşması da bozulur, çoğalan B hücreleri germinal merkezden çıkamadığı için lenfoid doku iri kalır.

Akıl yürütme

  • Tekrarlayan otitis media ve sinüzit ile yüksek IgM, düşük IgG ve IgA → hiper-IgM fenotipine işaret eder
  • Pneumocystis pnömonisi yokluğu ile normal T sayısı ve proliferatif yanıt → hücresel yardım defektini dışlar ve CD40 ligand defektinden uzaklaştırır
  • Yaygın lenfadenopati, splenomegali ve iri düzensiz germinal merkez → proliferasyonun sürdüğünü ancak sınıf değişimiyle çıkışın olmadığını destekler
  • CD40 agonisti ve interlökin-4 ile uyarıma yanıtsızlığın sorulması → sinyalin değil DNA rekombinasyon basamağının test edildiğini gösterir

Neden diğerleri değil

  • CD40 sinyalinin düzelmesiyle IgM’den IgG’ye geçişin normale dönmesi — Bu sonuç dışarıdan CD40 sinyalinin eksik olduğu durumda beklenir, oysa burada sinyal verilse bile enzim basamağı çalışmaz
  • IgM üretiminin sürerken yalnızca IgE sınıfına geçiş olması — İnterlökin-4 IgE yönünü belirlese de ağır-zincir rekombinasyonu olmadan hiçbir sabit bölgeye geçiş olamaz
  • Değişken bölgede nokta mutasyonlarla yüksek afiniteli IgG oluşması — Aynı enzim somatik hipermutasyon için de gerekir, bu yüzden afinitenin olgunlaşması da gerçekleşmez
  • T hücre yardımı olmadan poliklonal IgG bellek yanıtı gelişmesi — Sınıf değişimi ve bellek için T yardımlı germinal merkez reaksiyonu gerekir, T bağımsız yanıt ile karıştırılmamalıdır

Aklında kalsın

Sınıf değişiminde CD40 sinyal verir, makası enzim vurur; enzim yoksa sinyal gelse bile isotip değişmez.

117. soru

Yarışma tarzıEdinsel Bağışıklık

Tekrarlayan sinopulmoner bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle izlenen 5 yaşındaki bir erkek çocuğun serumunda IgM yüksek, IgG ve IgE saptanamayacak düzeyde düşük bulunuyor. Periferik kanda B lenfosit sayısı normal, T lenfosit proliferasyon yanıtları normal saptanıyor. Lenf nodu biyopsisinde iri germinal merkezler izleniyor. Hasta Pneumocystis jirovecii pnömonisi veya ağır viral enfeksiyon geçirmiyor.

Bu tablodan sorumlu moleküler basamakta aynı zamanda bozulması beklenen süreç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Somatik hipermutasyon ile afinite maturasyonu

Kısaca — Yüksek IgM ile IgG ve IgE yokluğu, normal B ve T varlığında iri germinal merkezlerle birlikte B hücre içi sınıf değişim defektini gösterir ve aynı basamak afinite maturasyonunu da bozar.

Delesyonel sınıf değişimi için gerekli deaminasyon basamağı çalışmadığında VDJ ile üretilmiş IgM korunur ancak IgG, IgA ve IgE’ye geçiş yapılamaz. T proliferasyonunun normal olması, fırsatçı enfeksiyon yokluğu ve germinal merkezlerin iri olması T-B iş birliğinin genel olarak sağlam olduğunu, sorunun reseptör sonrası B hücre içi basamakta olduğunu gösterir; bu basamak değişken bölgeye de etki ettiği için tekrarlayan uyarana rağmen yüksek afiniteli antikor gelişemez.

Akıl yürütme

  • Yüksek IgM ile IgG ve IgE yokluğu → delesyonel sınıf değişiminin yapılamadığını düşündürür
  • Normal B sayısı ve normal T proliferasyonu → erken lenfosit gelişiminin ve genel T yardımının korunduğunu destekler
  • İri germinal merkezler → CD40 ligand yokluğunda beklenen germinal merkez yokluğunun tersidir ve defektin B hücre içinde olduğunu destekler
  • Pneumocystis jirovecii pnömonisi ve ağır viral enfeksiyon yokluğu → makrofaj ve T hücre aktivasyon defektini dışlar

Neden diğerleri değil

  • VDJ rekombinasyonu ile primer antikor repertuvarının oluşumu — bu basamak bozuk olsaydı B hücresi gelişemez ve tüm izotipler düşük kalırdı, yüksek IgM ve iri germinal merkez gözlenmezdi
  • Alternatif splicing ile membran IgM ve IgD ekspresyonu — IgM ve IgD’nin birlikte ekspresyonu delesyon gerektirmez ve bu basamakta korunur, bozulması beklenmez
  • Ağır zincir allelik dışlanmasının sürdürülmesi — allelik dışlanma VDJ sonrası erken B gelişimine aittir ve normal B sayısı ile birlikte korunur
  • Hafif zincir kappa lokusunda VJ rekombinasyonu — hafif zincir düzenlenmesi erken dönemde tamamlanır, yüksek IgM varlığı bu basamağın sağlam olduğunu gösterir

Aklında kalsın

İri germinal merkeze rağmen sınıf değişimi yoksa ve T fonksiyonu sağlamsa afinite maturasyonu da beklenmez.

118. soru

Yarışma tarzıMikoloji

Yedi yaşındaki bir erkek çocuk, saçlı deride kaşıntı ve pullanma ile seyreden, sınırları belirsiz alopesik plaklar yakınmasıyla getiriliyor. Öyküde evde kedi beslendiği öğreniliyor. Fizik muayenede plaklar üzerinde kırılmış saçlar ve siyah nokta görünümü izleniyor. Wood lambası incelemesinde floresans saptanmıyor. Kıldan hazırlanan potasyum hidroksit preparatında kıl şaftı içinde dizilmiş çok sayıda artrospor görülüyor.

Bu tablodan sorumlu etkenin kültürde göstermesi en olası beklenen mikroskobik özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Bol mikrokonidi ile seyrek, ince ve düz duvarlı kalemsi makrokonidi

Kısaca — Wood negatif endothrix tablo Trichophyton tonsurans enfeksiyonunu düşündürür ve bu cins bol mikrokonidi ile seyrek düz duvarlı makrokonidi gösterir.

Endothrix paterninde artrosporların kıl şaftı içinde dizilmesi ve Wood floresansının yokluğu antropofilik Trichophyton enfeksiyonunu destekler; Microsporum türleri ektotriks tutulum yapar ve Wood lambasında floresans verir. Kültürde cins ayrımı makrokonidi duvarına dayanır: Trichophyton türlerinde mikrokonidiler baskınken makrokonidiler nadir, ince ve düz duvarlı kalemsi yapıdadır; Microsporum türlerinde ise kalın ve pürtüklü duvarlı iğsi makrokonidiler baskındır.

Akıl yürütme

  • Kedi teması → ilk akla Microsporum canis gelir, ancak tek başına etkeni belirlemez
  • Siyah nokta görünümü ve kıl şaftı içinde dizilmiş artrosporlar → endothrix tutulumu düşündürür ve Trichophyton tonsurans lehinedir
  • Wood lambasında floresans yokluğu → ektotriks yapan Microsporum olasılığını dışlar
  • Kültürde bol mikrokonidi ve seyrek düz duvarlı makrokonidi → Trichophyton cins özelliğidir

Neden diğerleri değil

  • Seyrek mikrokonidi ile bol, kalın ve pürtüklü duvarlı iğsi makrokonidi — kedi öyküsüne takılıp Microsporum düşünenin seçimi olur; Wood negatifliği ve endothrix paterni ile dışlanır
  • Mikrokonidi olmaksızın salkım şeklinde dizilen çomak biçimli makrokonidi — düz duvarlı makrokonidiyi hatırlayıp Epidermophyton seçen yanılır; bu cins mikrokonidi oluşturmaz ve kıl invazyonu yapmaz
  • Kısa künt hifler ile kümelenmiş tomurcuklanan maya hücreleri — potasyum hidroksit bulgusunu Malassezia ile karıştıran seçimdir; burada maya değil kıl içi artrospor vardır
  • Rizoidler taşıyan geniş septasız hifler ile küresel sporangiyumlar — hif varlığını mukormikoza yoran seçimdir; dermatofit hifleri dallanan septalı yapıdadır

Aklında kalsın

Endothrix ve Wood negatifliği Trichophyton lehinedir ve kültürde bol mikrokonidi ile seyrek düz duvarlı makrokonidi beklenir.

119. soru

Yarışma tarzıGram Negatif Koklar ve Kokobasiller

30 yaşındaki erkek hasta, korunmasız ilişkiden bir hafta sonra başlayan pürülan üretral akıntı yakınmasıyla başvuruyor. Üretral sürüntünün Gram boyamasında çok sayıda polimorf nüveli lökosit içinde gram negatif diplokoklar görülüyor; oksidaz pozitif izolat yalnızca glukozdan asit oluşturuyor. Penisilin tedavisine yanıt alınamıyor ve izolatın penisilin MİK değeri yüksek bulunuyor. Klavulanat eklenmesi MİK değerini düşürmüyor; seftriakson MİK değerinin de yükselmiş olduğu saptanıyor.

Bu direnç tablosuna yol açan mekanizma göz önüne alındığında, izolatın diğer antibiyotiklere duyarlılığı için en olası patern aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Penisilin MİK yüksek, seftriakson MİK yüksek, tetrasiklin MİK normal

Kısaca — Klavulanatla düzelmeyen ve seftriaksona da yansıyan penisilin direnci değişmiş PBP’yi gösterir ve ribozomal hedefli ilaç duyarlı kalır.

İlk çıkarım kromozomal PBP değişimidir: yalnızca glukozdan asit oluşturan oksidaz pozitif diplokok Neisseria gonorrhoeae i desteklerken klavulanatla düzelmeyen penisilin direnci plazmid TEM beta-laktamazını dışlar. Mozaik penA ile değişen PBP2 beta-laktam afinite kaybına yol açtığından penisilinle birlikte seftriakson MİK değeri de yükselir. Ribozom gibi farklı hedefli ilaçların hedefi etkilenmediğinden tetrasiklin duyarlılığı korunur.

Akıl yürütme

  • pürülan akıntı + hücre içi diplokok + yalnızca glukozdan asit → gonokoku destekler
  • penisilin yanıtsızlığı + yüksek penisilin MİK → direnci düşündürür
  • klavulanatla düzelmeme → TEM plazmidini dışlar
  • seftriakson MİK yükselmesi → değişimin yalnızca penisiline özgü olmadığını, PBP hedef değişimini destekler

Neden diğerleri değil

  • Penisilin MİK yüksek, seftriakson MİK normal, tetrasiklin MİK normal — TEM plazmid paternidir; klavulanatla düzelmeme ve seftriakson yükselmesi ile uyuşmaz
  • Penisilin MİK normal, seftriakson MİK yüksek, tetrasiklin MİK yüksek — penisilin yüksekliğini yok sayar; gözlenen direnci açıklamaz
  • Penisilin MİK yüksek, seftriakson MİK normal, tetrasiklin MİK belirgin yüksek — efluks ve ribozomal direnç paternidir; seftriakson yükselmesini açıklamaz
  • Penisilin MİK normal, seftriakson MİK normal, tetrasiklin MİK yüksek — yalnızca tetM paternidir; beta-laktam direncini açıklamaz

Aklında kalsın

Gonokokta mozaik PBP değişimi tüm beta-laktamları etkilerken ribozomal hedefli ilaçları etkilemez.

120. soru

Yarışma tarzıDNA Virusları

Allogeneik kök hücre nakli yapılan bir hastada uzamış asiklovir profilaksisi sırasında aynı perioral bölgede tekrarlayan gruplu veziküller ortaya çıkıyor. Tzanck yaymasında nükleer molding gösteren multinükleer dev hücreler görülüyor. Lezyon sürüntüsünde Herpes simplex virus tip 1 DNA saptanırken Varicella-zoster virus DNA ve sitomegalovirus DNA saptanmıyor. Uzamış tedaviye karşın lezyonlar ilerliyor; viral DNA polimeraz geninde dirençle ilişkili değişiklik saptanmıyor. Foskarnet tedavisiyle lezyonlar tamamen iyileşiyor.

Bu suşun enfekte gangliyonda kuracağı latent enfeksiyonun seyri açısından en olası sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Gangliyonda latent viral genomların korunması ancak reaktivasyon yeteneğinin belirgin azalması

Kısaca — Aktivasyon basamağındaki defekt nedeniyle asiklovire dirençli suş latent genomu korur ancak bölünmeyen nöronlarda reaktivasyon için gerekli deoksinükleotid desteğini sağlayamadığından reaktivasyonu belirgin azalır.

Aynı bölgede tekrarlayan veziküller ve HSV-1 DNA pozitifliği herpes simpleks reaktivasyonunu işaret eder; polimerazda direnç değişikliği yokken foskarnete yanıt, hedefin sağlam kaldığını ve direncin ilacı aktive eden basamakta olduğunu düşündürür. Söz konusu enzim yalnızca ilacı aktive etmez, hücresel kinazın düşük olduğu nöronlarda viral DNA sentezi için substrat sağlar; bu destek kaybolduğunda epizomal latent genom kurulmaya devam eder ancak reaktivasyonda litik DNA sentezi başlatılamaz.

  • Aynı perioral bölgede tekrarlayan gruplu veziküller aynı dermatomda reaktivasyonu düşündürür
  • Nükleer moldingli multinükleer dev hücreler ve HSV-1 DNA pozitifliği etkene işaret eder
  • VZV DNA ve sitomegalovirus DNA negatifliği komşu veziküler ve ülser nedenlerini dışlar
  • Asiklovire yanıtsızlık ile polimerazda değişiklik yokluğu ve foskarnete yanıt aktivasyon basamağındaki defekti işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Gangliyonda latent genomların hiç kurulamaması ve viral DNA’nın kısa sürede ortadan kalkması — Latent epizom kurulumu konak enzimlerle gerçekleşir, viral enzim yokluğu kurulumu engellemez.
  • Gangliyonda latent havuzun genişlemesi ve reaktivasyon sıklığı ile nörovirülansın belirgin artması — Enzim kaybı fitness maliyetidir, reaktivasyonu ve nörovirülansı artırmaz, azaltır.
  • Viral genomların konak kromozomuna entegre olması ve her hücre bölünmesinde yüksek kopyıda persistans göstermesi — Bu kromozomal entegrasyon farklı bir herpesvirus biyolojisidir, HSV latent genomu nükleusta epizomal kalır.
  • Nöronlarda sürekli litik replikasyonun devam etmesi ve kronik gangliyonit tablosunun gelişmesi — Defekt sürekli litik persistans değil reaktivasyonda litik sentezi başlatamamadır.

Aklında kalsın

Aktivasyon basamağındaki defekt asiklovir direnci kazandırır ancak nöronda reaktivasyon yeteneğine mal olur.

121. soru

Yarışma tarzıGastrointestinal Sistem Patolojisi

Otuz sekiz yaşındaki kadın hasta erken doyma ve kilo kaybı yakınmasıyla başvuruyor. Üst gastrointestinal endoskopide belirgin kitle olmaksızın mide duvarında diffüz kalınlaşma ve distansibilite kaybı izleniyor. Biyopsilerde intestinal metaplazi saptanmıyor; lamina propriada bez oluşturmayan, tek tek dağılmış, intrasitoplazmik müsinle çekirdeği perifere itilmiş taşlı yüzük hücreleri ve çevrede desmoplastik stroma görülüyor. İmmünohistokimyasal incelemede tümör hücrelerinde E-kaderin ekspresyonu kaybolmuş bulunuyor; HER2 negatiftir.

Bu tümörün biyolojik davranışına bağlı izlenmesi en olası yayılım paterni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Serözayı aşıp periton boşluğuna transserozal yayılım

Kısaca — Bez yapmayan, E-kaderinini kaybetmiş taşlı yüzük hücreli infiltrasyon periton boşluğuna transserozal yayılır.

Diffüz tip adenokarsinomda hücre-hücre adezyonu çöktüğü için tümör kitle oluşturmak yerine tek hücreler hâlinde sızarak ilerler, desmoplaziyle duvarı kalınlaştırır ve serözayı erken aşarak peritoneal ekime yol açar; bez oluşturan intestinal tipin portal hematogen karaciğer paterninden ayrılır.

Akıl yürütme

  • Belirgin kitle yokluğu ile diffüz kalınlaşma ve distansibilite kaybı → infiltratif duvar hastalığını gösterir
  • Tek tek taşlı yüzük hücreleri, bez yokluğu ve desmoplazi → koheziv olmayan büyümeyi gösterir
  • İntestinal metaplazi yokluğu ve HER2 negatifliği → intestinal tip ilk tahmini dışlayan çatal bulgulardır
  • E-kaderin kaybı → adezyon kaybı mekanizmasını doğrular

Neden diğerleri değil

  • Portal venöz drenaj yoluyla karaciğere hematogen yayılım — bez oluşturan intestinal tipin klasik rotasıdır; burada adezyon kaybı ve bez yokluğu vardır
  • Sistemik dolaşımla akciğere hematogen yayılım — diffüz tipin en olası erken rotası değildir; duvarı aşan transserozal ekim öndedir
  • Hematogen yolla kemik iliğine yayılım — mide adenokarsinomu için nadir bölgedir ve infiltratif peritoneal paternle yarışamaz
  • Hematogen yolla santral sinir sistemine yayılım — mide adenokarsinomu için nadir bölgedir ve beklenen davranış değildir

Aklında kalsın

Adezyonunu kaybeden mide kanseri bez yapmaz, duvarı kalınlaştırır ve peritona dökülür.

122. soru

Yarışma tarzıHematopatoloji ve Lenfoid Sistem

Yirmi dokuz yaşındaki kadın hasta, ateş ve boynun arka kısmında ağrılı şişlik yakınmasıyla başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde lökopeni saptanıyor, antinükleer antikor negatif bulunuyor. Eksize edilen servikal lenf nodunda follikül aralarındaki alanda kresentik histiyositler ve karyorektik debris içeren nekroz odakları izleniyor. Odaklarda CD68 ve miyeloperoksidaz pozitif histiyositler ile CD8 baskın T hücreleri görülüyor; nötrofil, plazma hücresi, hematoksilen cisimciği ve granülom oluşumu saptanmıyor. Kapsül invazyonu ve monoklonalite izlenmiyor.

Bu tablodaki doku hasarının patogenezi en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — CD8 T hücre aracılı apoptotik hücre ölümü

Kısaca — Posterior servikal ağrılı LAP, lökopeni ve nötrofilsiz karyorektik nekrozda kresentik histiyosit ve CD8 baskınlığı sitotoksik-apoptotik hasarı gösterir.

sessiz ilk basamak histiyositik nekrotizan reaktif lenfadenittir; aktive CD8 T hücreleri hedef hücrelerde apoptozu tetikler, ortaya çıkan karyorektik nükleer debris fagositik kresentik histiyositlerce temizlenir. Bu nedenle nekroz süpüratif değildir ve nötrofil içermez; plazma hücresi ve hematoksilen cisimciği yokluğu immün kompleks patogenezinden, granülom yokluğu kazeifiye granülomdan uzaklaştırır.

Akıl yürütme

  • genç kadında posterior servikal ağrılı LAP + ateş + lökopeni → viral/reaktif nekrotizan süreci düşündürür
  • kresentik CD68 ve miyeloperoksidaz pozitif histiyosit + karyorektik debris + CD8 baskınlık → apoptotik debris temizleyen histiyositik yanıta işaret eder
  • nötrofil yokluğu → süpüratif bakteriyel nekrozu dışlayan çatal bulgudur
  • plazma hücresi, hematoksilen cisimciği ve granülom yokluğu + ANA negatifliği → SLE ve tüberkülozu dışlayan çatal bulgulardır

Neden diğerleri değil

  • İmmün kompleks birikimine bağlı lökositoklastik hasar — SLE’de hematoksilen cisimciği, nötrofil ve plazma hücresi beklenirdi; burada yoktur
  • Bakteriyel süpürasyona bağlı nötrofilik likefaktif nekroz — kedi tırmığındaki yıldızsı süpüratif nekroz gibi bol nötrofil gerektirir; burada nötrofil yoktur
  • Th1 yanıtına bağlı kazeifiye granülomatöz inflamasyon — epitelioid granülom ve Langhans tipi dev hücre gerektirir; burada granülom yoktur
  • Monoklonal B hücre proliferasyonuna bağlı neoplastik infiltrasyon — kapsül invazyonu ve monoklonalite gerektirir; mimari fokal korunmuş ve monoklonalite yoktur

Aklında kalsın

Nötrofilsiz karyoreksis + kresentik histiyosit + CD8 baskınlık apoptotik nekrotizan yanıtı gösterir.

123. soru

Yarışma tarzıKardiyovasküler Sistem Patolojisi

Otuz sekiz yaşındaki erkek hasta şiddetli baş ağrısı ve bulanık görme yakınmasıyla başvuruyor. Kan basıncı belirgin yüksek ölçülüyor, fundoskopide papilödem, eksuda ve hemorajiler izleniyor. Laboratuvarda kreatininde hızlı yükselme, idrarda protein ve eritrosit, periferik yaymada şistosit saptanıyor. Böbrek biyopsisinde interlobüler arterlerde konsantrik düz kas proliferasyonu ile soğan zarı görünümü ve fibrinoid nekroz izleniyor, arteriyol duvarında izole hyalin birikimi tanımlanmıyor.

Renal iskemiye bağlı kompansatuvar yanıt dikkate alındığında bu hastada renin-anjiyotensin-aldosteron ekseni ve potasyum açısından aşağıdakilerden hangisinin görülmesi beklenir?

Çözümü göster

Cevap: D — Plazma renin aktivitesinde artış, aldosteronda yükselme ve hipokalemi gelişmesi

Kısaca — Malign fazdaki şiddetli arteriyoler daralma böbreği iskemik bırakır ve renin kompansatuvar olarak artar.

Bu tablo hiperplastik arteriyoskleroz ile malign hipertansiyondur; benign hyalin arteriyoskleroz değildir. Küçük arterlerde konsantrik düz kas proliferasyonu ve fibrinoid nekroz vardır, izole hyalin kalınlaşma yoktur. Papilödem, eksuda ve hemoraji ile hızlı böbrek yetmezliği ve mikroanjiyopatik bulgular malign fazı destekler. Şiddetli lümen daralması renal perfüzyonu azaltır; jukstaglomerüler aparat bu iskemiyi hacim kaybı gibi algılar ve renin salınımını artırır. Artan anjiyotensin II ve aldosteron kan basıncını daha da yükseltir ve distal tübülde potasyum kaybıyla hipokalemiye yol açar; bu yüzden sistemik hipertansiyona rağmen renin baskılanmaz.

Akıl yürütme

  • Papilödem ve hemoraji ile hızlı böbrek yetmezliği → benign kronik seyirden uzaklaşma
  • Soğan zarı görünümü ve fibrinoid nekroz → hiperplastik arteriyosklerozu gösteren bulgudur
  • İzole hyalin birikiminin tanımlanmaması → benign nefrosklerozu dışlayan fork bulgusudur
  • Şistosit ve eritrositüri → şiddetli küçük damar hasarı ve iskemiyi destekler

Neden diğerleri değil

  • Plazma renin aktivitesinde baskılanma, aldosteronda düşme ve hiperkalemi gelişmesi — Yüksek basıncın doğrudan renini baskılaması beklenir yaklaşımı, renal iskeminin kompansatuvar etkisini yok sayar.
  • Baskılanmış renin ile birlikte aldosteronda artış ve hipokalemi gelişmesi — Primer aldosteronizm paternidir; burada renin baskılanmaz, iskemiye bağlı artar.
  • Renin ve aldosteronda eş zamanlı baskılanma ile normokaleminin korunması — Malign fazda eksen sessiz kalmaz; aksine şiddetli aktivasyon vardır.
  • Artmış renin ile birlikte aldosteronda düşme ve hiperkalemi gelişmesi — Artan anjiyotensin II aldosteronu yükseltir; renin artarken aldosteronun düşmesi fizyolojik değildir.

Aklında kalsın

Böbrek iskemikse hipertansiyonda bile renin artar ve aldosteronla birlikte potasyumu düşürür.

124. soru

Yarışma tarzıSolunum Sistemi Patolojisi

Ellili yaşlarında, uzun yıllar yoğun sigara içmiş erkek hasta, yıllardır sabahları belirgin koyu balgam çıkarma ve kış aylarında uzayan öksürük atakları anlatıyor. Son bir yılda efor dispnesi artmış; muayenede siyanoz, ekspiryumda uzama ve pretibiyal ödem saptanıyor. Solunum fonksiyon testinde obstrüktif patern ile hafif hava hapsi izleniyor. Difüzyon kapasitesinde belirgin azalma saptanmıyor; arter kan gazında hipoksemi ve karbondioksit yüksekliği ile hemogramda eritrositoz görülüyor.

Bu tabloda obstrüksiyona yol açan patolojik sürecin yol açması en olası hemodinamik sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Alveoler hipoksiye bağlı prekapiller pulmoner hipertansiyon

Kısaca — Yıllarca süren prodüktif öksürük ve korunmuş difüzyon kronik bronşite işaret eder; süregelen alveoler hipoksi prekapiller pulmoner hipertansiyon doğurur.

Kronik bronşitte temel lezyon küçük hava yollarında goblet hücre hiperplazisi, mukus hipersekresyonu ve duvar kalınlaşmasına bağlı obstrüksiyondur; alveol septumları büyük ölçüde korunduğu için difüzyon kapasitesi belirgin düşmez. Kronik hipoventilasyon ve ventilasyon-perfüzyon dengesizliği ise kalıcı alveoler hipoksi ve karbondioksit retansiyonu yaratır, eritrositoz gelişir. Alveoler hipoksi pulmoner arteriollerde vazokonstriksiyonu aktive eder; pulmoner kama basıncı normal kalırken pulmoner vasküler direnç artar, sağ ventrikül yüklenir ve sistemik venöz konjesyon ortaya çıkar.

Akıl yürütme

  • yıllardır sabah balgamı ve kış bronşitleri → küçük hava yolu mukus hastalığı, kronik bronşit paterni
  • difüzyonda belirgin azalma olmaması → alveol duvar yıkımı yok; ilk akla gelen amfizematöz kapiller kaybını dışlayan çatal bulgu
  • hipoksemi, karbondioksit yüksekliği ve eritrositoz → kronik alveoler hipoksi ve hipoventilasyon
  • siyanoz ve pretibiyal ödem → sağ kalp yükü; izole sol kalp yetmezliği değil, hipoksik kor pulmonale

Neden diğerleri değil

  • Sol ventrikül diyastolik disfonksiyonuna bağlı postkapiller pulmoner hipertansiyon — postkapiller hipertansiyonda kama basıncı yükselir; burada kama basıncını yükseltecek sol kalp bulgusu yoktur, ödem sağ kalp konjesyonudur.
  • Alveoler septal yıkıma bağlı prekapiller pulmoner hipertansiyon — kapiller yatak kaybıyla gelişen hipertansiyon amfizem mekanizmasıdır; korunmuş difüzyon bu mekanizmayı dışlar.
  • Rekürren tromboemboliye bağlı kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon — kronik prodüktif öksürük ve hiperkapni örüntüsünü açıklamaz; emboli için zemin yoktur.
  • Pulmoner vasküler dirençte azalmaya bağlı hiperdinamik dolaşım durumu — kronik hipokside pulmoner damarlar dilate olmaz, konstrikte olur; direnç artar, azalmaz.

Aklında kalsın

Kronik bronşitte kor pulmonale hipoksik vazokonstriksiyonla gelişen, kama basıncı normal prekapiller hipertansiyondur.

125. soru

Yarışma tarzıMeme Patolojisi

Kırk üç yaşındaki kadın tarama mamografisinde saptanan stellat, spiküle dansite nedeniyle biyopsiye alınıyor. Lezyonda santral fibroelastotik kor çevresinde ışınsal dizilen, distorsiyone küçük tübüler yapılar izleniyor. Tübülleri döşeyen hücrelerde sitolojik atipi, mitoz ya da infiltratif desmoplastik adalar saptanmıyor. Bazal membran bütünlüğü korunmuş görünümde olup nekroz ya da malign hücre izlenmiyor.

Lezyonun yapısal bütünlüğünü koruyan hücre bileşeni göz önüne alındığında tübüllerin çevresinde beklenen immünohistokimyasal bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Tübül çevresinde p63 ile kesintisiz pozitif boyanma

Kısaca — Spiküle lezyonda atipi yokluğu ve korunmuş bazal membran sklerozan lezyonu düşündürür ve korunmuş miyoepitel p63 pozitifliğini öngörür.

Stellat radyoloji tübüler karsinomu taklit eder, ancak distorsiyone tübüllerde sitolojik blandlık, mitoz yokluğu ve bazal membran bütünlüğü benign sklerozan süreç mekanizmasını kurar; bu mekanizmada duktuloasiner birim miyoepitelyal tabakasını koruduğu için çevre boyanması kesintisiz kalır.

Akıl yürütme

  • stellat spiküle dansite → tübüler karsinomu taklit eden ilk izlenimi verir
  • santral fibroelastotik kor ve ışınsal tübüler → radyal skar ve kompleks sklerozan lezyon mimarisini destekler
  • sitolojik atipi, mitoz ve desmoplastik infiltrasyon yokluğu → karsinomu dışlayan çatal bulgudur
  • korunmuş bazal membran ve nekroz yokluğu → iki hücreli yapının sürdüğünü düşündürür
  • distorsiyona karşın bland sitoloji → miyoepitelyal korunmanın süreceğini öngörür

Neden diğerleri değil

  • Tübül çevresinde p63 boyanmasının kaybı — invaziv tübüler karsinom mekanizmasını benign sklerozan lezyona taşır
  • Tümör hücrelerinde E-kaderin boyanmasının tam kaybı — lobüler fenotipi ilgilendiren kaybı duktuler sklerozan sürece uygular
  • Tümör hücrelerinde HER2 ile membranöz pozitiflik — atipisiz tübülde HER2 aracılı karsinom varsayar
  • Tümör hücrelerinde difüz yüksek Ki-67 proliferasyon indeksi artışı — mimari distorsiyonu proliferatif hızla karıştırır

Aklında kalsın

Sklerozan benign lezyonda miyoepitel korunur ve p63 kesintisiz pozitiftir, tübüler karsinomda kaybolur.

126. soru

Yarışma tarzıGenetik, Çevresel ve Beslenme Hastalıkları

Yirmi dört yaşındaki bir erkek hasta, çocukluğundan beri tekrarlayan sinüzit ve bronşektazi atakları nedeniyle izleniyor. Öyküsünde yağlı ve hacimli dışkılama ile kilo alamama bulunuyor. Fizik muayenede testis hacimleri ve sekonder seks karakterleri normal saptanıyor. Görüntülemede situs inversus ve dekstrokardi izlenmiyor.

Bu hastada spermiogram ve hipofiz-gonad eksenine ait hormonlarda beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Azospermi ile düşük ejakülat hacmi; FSH, LH ve testosteronun normal olması

Kısaca — Tekrarlayan sinopulmoner hastalıkla pankreatik yetmezliğin birlikteliği kistik fibrozise işaret eder ve infertilitenin nedeni sperm kuyruk kusuru değil kanal yokluğuna bağlı tıkanmadır.

Kistik fibroziste klor ve bikarbonat taşınamayan epitelde hava yolu yüzey sıvısı susuz kalır ve pankreas kanalları tıkanır; aynı gelişimsel kusur Wolff kanalından köken alan vaz deferenslerin bilateral yokluğuna yol açar, bu yüzden semen hacmi düşük ve sperm yokken spermatogenez korunduğu için gonadotropinler ve testosteron normal kalır.

Akıl yürütme

  • tekrarlayan sinüzit ve bronşektazi → mukosiliyer klirens bozukluğunu düşündürür
  • yağlı hacimli dışkılama ve kilo alamama → pankreatik yetmezliği gösterir ve primer siliyer diskineziden ayırır
  • situs inversus ve dekstrokardi yokluğu → Kartagener formunu desteklemez
  • normal testis hacmi ve sekonder seks karakterleri → primer testiküler yetmezlikten uzaklaştırır ve tıkanmayı destekler

Neden diğerleri değil

  • Sperm sayısının normal, motilitenin ileri derecede düşük olması; hormonların normal olması — bu patern siliyer aksonem kusuruna bağlı primer siliyer diskinezide beklenir, kanal yokluğuna bağlı tıkanmada sperm bulunmaz
  • Azospermi ile küçük testisler; FSH ve LH yüksekliği ile testosteron düşüklüğü — bu patern spermatogenez kusuruna bağlı hipergonadotropik yetmezliktir, normal testis hacmi ve normal puberte ile bağdaşmaz
  • Oligospermi ile normal ejakülat hacmi; FSH yüksekliği ile testosteron düşüklüğü — normal hacim ve yüksek FSH spermatogenik yetmezliği düşündürür, düşük hacimli normogonadotropik tıkanmayı açıklamaz
  • Oligospermi ile düşük ejakülat hacmi; FSH, LH ve testosteronun düşük olması — bu patern santral hipogonadizmdir, normal seks karakterleri ve normal testis hacmi ile bağdaşmaz

Aklında kalsın

Kistik fibroziste infertiliteyi belirleyen sperm kuyruğu değil vaz deferens yokluğudur, bu yüzden hormonlar normalken ejakülat hacmi düşüktür.

127. soru

Yarışma tarzıKas-İskelet Sistemi ve Yumuşak Doku Patolojisi

Dört yaşındaki erkek çocuk kısa boy, çarpık bacak ve yürümede gecikme yakınmasıyla getiriliyor. Fizik muayenede genu varum, kostokondral bileşkelerde belirginleşme ve mine hipoplazisi ile tekrarlayan diş abseleri saptanıyor. Laboratuvar incelemede fosfat düşük, kalsiyum, 25-hidroksivitamin D ve parathormon normal, alkalen fosfataz yüksek bulunuyor. Standart D vitamini tedavisine rağmen hipofosfatemi düzelmiyor; annede de kısa boy ve çocukluğundan kalan bacak eğriliği öyküsü bulunuyor.

Bu çocukta fosfat düşüklüğüne rağmen serum 1,25-dihidroksivitamin D düzeyinde aşağıdaki değişikliklerden hangisinin olması beklenir?

Çözümü göster

Cevap: A — 1,25-dihidroksivitamin D düzeyinde azalma

Kısaca — D vitaminine dirençli hipofosfatemi, normal kalsiyum ve ailevi geçiş böbrekten fosfat kaybını gösterir ve 1,25-dihidroksivitamin D beklenen artışın aksine düşük kalır.

Böbrekten fosfat kaybettiren sinyal aynı zamanda proksimal tübülde 1-alfa-hidroksilazı baskılar; normalde hipofosfatemi bu enzimi uyarıp 1,25-dihidroksivitamin D düzeyini yükseltir, ancak bu baskı varken enzim yanıt veremez, bu yüzden fosfat düşük olmasına rağmen 1,25-dihidroksivitamin D artmaz ve mineralizasyon kusuru ile diş-kemik bulguları sürer.

Akıl yürütme

  • genu varum + kostokondral belirginleşme + yüksek alkalen fosfataz → ilk akla gelen nütrisyonel riketsi düşündürür
  • fosfat düşük + kalsiyum, 25-hidroksivitamin D ve parathormon normal → nütrisyonel eksiklik ve sekonder hiperparatiroidiyi dışlar
  • standart D vitaminine yanıtsızlık + tekrarlayan diş abseleri → dentin mineralizasyon kusuru ile giden renal fosfat kaybını destekler
  • annede kısa boy ve bacak eğriliği → kalıtsal geçişi ve aynı mekanizmanın ailede tekrarını gösterir

Neden diğerleri değil

  • 1,25-dihidroksivitamin D düzeyinde artma — hipofosfateminin normal kompansatuvar yanıtıdır; buradaki baskılayıcı sinyal bu artışı engeller
  • 25-hidroksivitamin D düzeyinde azalma — nütrisyonel eksiklikte beklenir; burada düzeyi normaldir ve tedavi yanıtsızdır
  • Serum kalsiyum düzeyinde artma — bu mekanizma kalsiyumu yükseltmez; kalsiyum normaldir
  • Parathormon düzeyinde artma — nütrisyonel riketsin sekonder yanıtıdır; burada parathormon normaldir

Aklında kalsın

Fosfatı böbrekten kaybeden çocukta D vitamininin aktif formu artmaz, aksine baskılanır.

128. soru

Yarışma tarzıKardiyovasküler Sistem Patolojisi

Kırk sekiz yaşındaki erkek hasta ağır emosyonel stres sonrası gelişen göğüs ağrısı sırasında ani ölümle kaybediliyor. Otopside arteria coronaria sinistra’nın ramus interventricularis anterior dalında lümeni tıkayan taze trombüs saptanıyor; trombüs komşuluğundaki plak segmentinde ince fibröz başlık, geniş nekrotik lipid çekirdek, omuz bölgelerinde yoğun makrofaj birikimi ve düz kas hücresi azlığı izleniyor. Arteria coronaria dextra’da lümeni ileri derecede daraltan kalın fibröz başlıklı, yoğun kalsifiye plak trombüs içermiyor. Hastanın öyküsünde eforla gelen geçici göğüs ağrısı atakları bulunuyor.

Tıkayıcı trombüsün gelişim yolundan hareketle trombüsün yapısında beklenen baskın özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Nekrotik çekirdekteki doku faktörünün koagülasyonu aktive etmesiyle oluşan fibrinden zengin trombüs

Kısaca — İnce başlıklı makrofajdan zengin plak yırtılır ve doku faktöründen zengin çekirdek koagülasyonu başlatarak fibrinden zengin tıkayıcı trombüs oluşturur.

İnce fibröz başlık, geniş nekrotik çekirdek, omuzlarda makrofaj yoğunluğu ve düz kas azlığı vulnerabl plak morfolojisidir; makrofaj proteazları kollajeni yıkarak başlığı zayıflatır. Yırtılma sonrası doku faktörü ve kollajenden zengin çekirdek kana açılır ve koagülasyon yoluyla fibrinden zengin trombüs oluşur. Bu yol, sağlam başlık üzerinde trombosit adezyonuyla oluşan trombositten zengin erozyon trombüsünden ayrılır.

  • ince başlık + geniş çekirdek + omuzlarda makrofaj + az düz kas → yırtılmaya yatkın vulnerabl plağı düşündürür
  • trombüssüz kalın başlıklı kalsifik daraltıcı plak → stabil plaktır ve öyküdeki efor anjinasını açıklar, akut olayı açıklamaz
  • en dar lümenli lezyonun trombüssüz olması → darlık derecesinin suçlu lezyonu belirlemediğini gösteren çatal bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Sağlam fibröz başlıkta endotel kaybı sonrası trombosit adezyonuyla oluşan trombositten zengin trombüs — erozyonda başlık intakttır ve çekirdek küçüktür; burada ince başlık ve geniş çekirdek vardır
  • Lümene protrüde kalsifiye nodül fragmanlarından oluşan kalsifik embolik materyal — nodül için lümene protrüde kalsifik kitle gerekir, tariflenen lezyon ince başlıklı lipid plaktır
  • Plak içi kanamayla kalınlaşan başlık zemininde gelişen organize mural trombüs — plak içi kanama başlığı kalınlaştırıp stenozu artırır, lümen içi tıkayıcı trombüs yapmaz
  • Media kalsifikasyonuna bağlı vazospazm zemininde gelişen staz trombüsü — media kalsifikasyonu intimal trombüs mekanizması değildir ve lümeni daraltmaz

Aklında kalsın

Daralmanın derecesi değil başlığın biyolojisi yırtılmayı belirler; yırtılma doku faktörü yoluyla fibrinden zengin trombüs yapar, erozyon trombositten zengin trombüs yapar.

129. soru

Yarışma tarzıKardiyovasküler Sistem Patolojisi

Otuz iki yaşındaki hiperkolesterolemik erkek hastanın arteria coronaria segmentinde otopside saptanan erken lezyonda intimada subendotelyal lipid birikimi ve çok sayıda lipid yüklü makrofaj izleniyor. Lezyonda düz kas hücresi proliferasyonu, kollajenden zengin fibröz başlık ve nekrotik çekirdek bulunmuyor. Endotelde adezyon moleküllerinin arttığı, monositlerin intimaya göç ederek makrofaja dönüştüğü bildiriliyor. Hücre içi kolesterol artmasına rağmen makrofajların modifiye lipoproteinleri almaya devam ettiği gözleniyor.

Bu lezyonun fibröz plağa ilerlemesinde rol oynayan temel mekanizma olarak aşağıdakilerden hangisi en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: A — Makrofaj ve trombositten salınan büyüme faktörleriyle media düz kas hücrelerinin intimaya göçü ve kollajen sentezlemesi

Kısaca — Yağlı çizgiden fibröz plağa geçişi sağlayan basamak düz kas göçü ve kollajen sentezidir.

Kesit erken yağlı çizgidir; subendotelyal lipid ve köpük hücre vardır, fibröz başlık ve nekrotik çekirdek yoktur. Endotel disfonksiyonu, adezyon molekülleri ve monosit göçü ile makrofaj birikimi gerçekleşmiştir. Modifiye lipoprotein alımının sürmesi çöpçü reseptörlerin kolesterol birikimiyle baskılanmamasıyla açıklanır ve köpük hücresi oluşumunu sürdürür. Ancak fibröz plağa ilerleme farklı bir mediatör basamağıdır; makrofaj ve trombositten salınan büyüme faktörleri media düz kas hücrelerini intimaya göç ettirir, proliferasyona ve kollajen sentezine yol açar ve fibröz başlığı kurar.

Akıl yürütme

  • Subendotelyal lipid + lipid yüklü makrofaj → intimal aterosklerotik sürecin erken evresi
  • Düz kas proliferasyonu ve fibröz başlık yokluğu → lezyonun henüz fibröz plak olmadığını gösteren fork bulgusudur
  • Monosit göçü ve makrofaj dönüşümü → inflamatuar intimal yanıtın sürdüğünü destekler
  • Kolesterolden bağımsız süren alım → köpük hücresi basamağını açıklar, fibrözleşmeyi açıklamaz

Neden diğerleri değil

  • Hücre içi kolesterolden bağımsız çalışan çöpçü reseptörlerle makrofajlarda lipid alımının sürmesi — Köpük hücresi oluşumunun doğru açıklamasıdır fakat fibröz başlık için gereken düz kas ve kollajen basamağını vermez.
  • Endotel geçirgenliğinde azalmayla subendotelyal lipoprotein birikiminin kendiliğinden gerilemesi — Yağlı çizgi pasif ödem gibi geri emilmez; inflamatuar süreç ilerleyicidir.
  • Media tabakasında konsantrik kalsifikasyonla duvar kompliyansında azalma — Mönckeberg tip medial kalsifikasyondur; bu intimal lezyonda tanımlanmamıştır.
  • Nitrik oksit aracılı vazodilatasyonla intimadaki inflamatuar yanıtın sonlanması — Aterosklerozda endotel disfonksiyonu vardır; vazodilatasyon inflamasyonu sonlandırmaz.

Aklında kalsın

Köpük hücresi yağlı çizgiyi kurar, fibröz başlığı düz kas göçü ve kollajen sentezi kurar.

130. soru

Yarışma tarzıBaş-Boyun ve Tükürük Bezi Patolojisi

Altmış iki yaşındaki bir kadın hastada sert damakta aylar içinde yavaş büyüyen, çiğneme sırasında ağrıya yol açan sert kıvamlı kitle saptanıyor. Eksizyon materyalinde infiltratif sınırlı tümörde kribriform yapılar oluşturan uniform bazaloid hücreler izleniyor. Mikrokistik boşluklarda bazal membran benzeri hyalin silindirler ve tümörün periferik sinirleri çepeçevre sardığı perinöral invazyon odakları görülüyor. Lezyonda miksoid kondroid stroma ya da kapsül yapısı izlenmiyor. Klinik olarak uzun süreli seyir ve sinir trasesi boyunca ağrı tanımlanıyor.

Histolojik yapı ile perinöral yayılım biçimi birlikte değerlendirildiğinde bu hastada hastalığın geç döneminde en çok beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Akciğerlere hematojen yolla metastaz gelişmesi

Kısaca — Kribriform bazaloid patern ve hyalin silindirlerle birlikte yaygın perinöral invazyon adenoid kistik karsinomu gösterir ve geç akciğer metastazı beklenir.

İnfiltratif sınır ve kapsülsüzlük benign mikst tümörü dışlar; bazaloid hücrelerin oluşturduğu kribriform boşluklardaki hyalin bazal membran materyali ile çepeçevre perinöral sarılma adenoid kistik karsinomun klasik morfolojisidir. Bu tümör yavaş ama relentsiz seyreder, lenfatikten çok hematojen yayılır ve yıllar sonra bile akciğer metastazı verir.

Akıl yürütme

  • infiltratif sınır + kapsül yokluğu → pleomorfik adenom gibi benign kapsüllü lezyonu dışlar
  • kribriform bazaloid hücreler + hyalin silindirler → adenoid kistik karsinomun mikrokistik-bazal membran paternini işaret eder
  • yaygın perinöral invazyon + damakta ağrı → nörotropik yayılım mekanizmasını gösterir
  • uzun indolan seyir + hematojen patern → nodal hastamodeğil, geç akciğer metastazını öngörür

Neden diğerleri değil

  • Servikal lenf nodlarına erken yaygın metastaz gelişmesi — adenoid kistik karsinomda nodal metastaz nadirdir; erken nodal yayılım skuamöz ve mukoepidermoid karsinoma aittir
  • Kapsül içinde sınırlı kalıp benign seyir göstermesi — infiltratif sınır ve perinöral invazyon benign seyirle bağdaşmaz
  • Hızlı büyümenin ardından spontan regresyon göstermesi — bu morfolojide regresyon beklenmez, tümör persistan ve nükse eğilimlidir
  • Yalnızca likvor yoluyla santral sinir sistemine yayılması — perinöral invazyon likvor dissemine eşit değildir; karakteristik uzak yayılım hematojendir

Aklında kalsın

Kribriform hyalin silindir ve perinöral sarılma görünce adenoid kistik karsinomu düşün ve nodal değil geç akciğer metastazını bekle.

131. soru

Yarışma tarzıKadın Genital Sistem Patolojisi

68 yaşındaki kadın hasta yıllardır süren vulvar kaşıntı ve yanma yakınmasıyla başvuruyor. Muayenede labiumlarda parşömen kâğıdı benzeri beyaz ve atrofik plaklar izleniyor. Biyopside hiperkeratoz, epidermiste incelme, papiller dermiste homojenize eozinofilik kollagen bant ve bunun altında şerit tarzı lenfositik infiltrat görülüyor. Komşu epitelde bazal atipi, rete çıkıntılarında uzama ve erken keratinizasyon izleniyor, koilositoz görülmüyor. İmmünohistokimyada p16 negatif, p53 bazal tabakada diffüz mutant paternde saptanıyor.

Bu lezyon zemininde gelişebilecek invaziv skuamöz hücreli karsinomda beklenen moleküler ve immünohistokimyasal özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — p53'te mutant patern boyanma, p16'da negatiflik ya da fokal boyanma ve HPV negatifliği

Kısaca — Beyaz atrofik plak ve homojenize kollagen liken sklerozusunu, komşu p53 mutant atipi diferansiye VIN’i gösterir ve zeminde HPV bağımsız karsinom beklenir.

Liken sklerozus kronik inflamasyon zemininde epidermal incelme ve papiller dermal sklerozla tanınır ve üzerinde gelişen atipi olağan HPV ilişkili HSIL değil, TP53 mutasyonuyla yürüyen diferansiye yoldur. HPV ilişkili yolda E6 ve E7, Rb yolunu bozarak p16’da blok aşırı ekspresyon yapar ve p53 wild tip kalır; diferansiye yolda ise p53 mutant patern oluşur, p16 negatif ya da fokal kalır ve HPV saptanmaz.

Akıl yürütme

  • Yaşlı kadında kronik kaşıntı ve parşömen benzeri beyaz plak → sklerotik vulvar hastalığı düşündürür.
  • Hiperkeratoz, epidermal incelme, homojenize kollagen bant ve altında lenfositik şerit → liken sklerozusuna işaret eder.
  • Bazal atipi, rete uzaması ve erken keratinizasyon → diferansiye VIN’i destekler.
  • Koilositoz yokluğu ve p16 negatifliği → HPV ilişkili HSIL’i dışlar.
  • Bazalde diffüz p53 mutant paterni → TP53 aracılı HPV bağımsız karsinogenezi gösterir.

Neden diğerleri değil

  • p16'da blok pozitiflik, p53'te wild tip boyanma ve yüksek riskli HPV pozitifliği — Bu profil olağan HPV ilişkili yolağa aittir, bu olguda p16 negatifliği ve koilositoz yokluğu ile dışlanır.
  • p16'da blok pozitiflik, p53'te mutant patern boyanma ve yüksek riskli HPV pozitifliği — Her iki yolağın belirteçlerini birleştirir, HPV biyolojisinde p16 blok ile p53 mutant patern birlikte beklenmez.
  • p16'da negatiflik, p53'te wild tip boyanma ve HPV negatifliği ile benign reaktif atipi — Bazal atipi ve mutant p53 varken lezyonu reaktif sayar, diferansiye VIN’in invazyon riskini yok sayar.
  • p16'da heterojen boyanma, p53'te wild tip boyanma ve düşük riskli HPV pozitifliği — Kondilom profilidir, papillomatozis ve yüzeyel koilositoz yokken bu morfolojiyi açıklamaz.

Aklında kalsın

Liken sklerozus zeminindeki atipi p16 negatif ve p53 mutant ise yol HPV bağımsız diferansiye yoldur.

132. soru

Yarışma tarzıKas-İskelet Sistemi ve Yumuşak Doku Patolojisi

Üç yaşındaki erkek çocuk, yürümede gecikme ve bacaklarda ilerleyici eğrilik yakınmasıyla getiriliyor. Ailesi yeterli ve dengeli beslendiğini, düzenli güneş ışığı aldığını belirtiyor. Fizik muayenede boy kısalığı, genu varum ve kostokondral bileşkelerde belirginleşme saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum ve parathormon normal, serum fosfat düşük, alkalen fosfataz yüksek bulunuyor. Daha önce kolekalsiferol tedavisine belirgin yanıt alınamadığı öğreniliyor.

Bu hastada altta yatan mekanizmanın bir sonucu olarak aşağıdaki laboratuvar bulgularından hangisinin görülmesi beklenir?

Çözümü göster

Cevap: B — Serum 1,25-dihidroksivitamin D düzeyinde azalma

Kısaca — Kolekalsiferole yanıtsız, kalsiyumu ve parathormonu normal hipofosfatemik raşitizm FGF23 aracılı renal fosfat kaybını düşündürür ve bu durumda 1,25-dihidroksivitamin D uygunsuz düşük kalır.

FGF23 fazlalığında proksimal tübülde sodyum-fosfat kotransporterleri baskılanarak fosfat geri emilimi azalır ve aynı zamanda 1-alfa-hidroksilaz baskılanıp 24-hidroksilaz aktive edildiği için hipofosfateminin normalde yaptığı artırıcı uyarıya karşın 1,25-dihidroksivitamin D sentezi artamaz. Bu yüzden nütrisyonel D vitamini eksikliğindeki sekonder hiperparatiroidi tablosundan farklı olarak kalsiyum ve parathormon normal kalırken fosfat düşük, alkalen fosfataz yüksek seyreder ve dışarıdan verilen kolekalsiferol tabloyu düzeltmez.

Akıl yürütme

  • Yeterli beslenme ve güneş ışığına karşın düzelmeyen genu varum, boy kısalığı ve kostokondral belirginleşme → raşitizm fenotipi, ancak nütrisyonel neden açıklamaz
  • Normal kalsiyum ve normal parathormon → sekonder hiperparatiroidiye bağlı fosfat kaybı değil, primer renal fosfat kaybı
  • Kolekalsiferole yanıtsızlık → eksiklik değil, FGF23 aracılı direnç ve renal kayıp mekanizması

Neden diğerleri değil

  • Serum 1,25-dihidroksivitamin D düzeyinde artış — Hipofosfateminin 1-alfa-hidroksilazı uyarması beklenir, ancak FGF23 bu enzimi baskıladığı için artış olmaz; bu seçenek kompansatuvar yönü ters okur.
  • Tübüler fosfat geri emiliminde artış — Hipofosfatemide böbreğin fosfat tutması beklenir, ancak burada birincil defektin kendisi renal fosfat kaybıdır; kompansatuvar yanıt birincil mekanizmayı yenemez.
  • Serum FGF23 konsantrasyonunda azalma — Nütrisyonel eksiklikte FGF23 düşük olabilir, ancak bu tabloda fosfat kaybını süren yüksek FGF23 aktivitesidir.
  • Serum parathormon konsantrasyonunda belirgin artış — Yüksek alkalen fosfatazı otomatik olarak sekonder hiperparatiroidiye bağlar; normal kalsiyum bu yolu dışlar.

Aklında kalsın

FGF23 yüksekken böbrek fosfat kaçırır ve 1,25-dihidroksivitamin D’yi artıramaz.

133. soru

Yarışma tarzıİmmünopatoloji ve Amiloidoz

İnfektif endokardit nedeniyle yüksek doz penisilin başlanan kırk yaşındaki erkek hastada tedavinin onuncu gününde giderek artan hâlsizlik ve hafif sarılık ortaya çıkıyor. Fizik muayenede solukluk ve splenomegali saptanıyor, ateş ve döküntü izlenmiyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin düşüyor, retikülosit sayısı ve indirekt bilirubin artıyor, laktat dehidrogenaz hafif yükseliyor. Serum haptoglobini normal sınırlarda bulunuyor, idrarda hemoglobin saptanmıyor ve serum kreatinini normal izleniyor. Periferik yaymada sferositler görülüyor, lökosit ve trombosit sayıları normal bulunuyor.

Bu tablodan sorumlu tutulan immün mekanizma düşünüldüğünde direkt antiglobulin testinde beklenen patern aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: E — Anti-IgG ile pozitiflik ve anti-C3 ile negatiflik

Kısaca — Onuncu günde sferositler, retikülositoz ve splenomegali ile normal haptoglobin ve hemoglobinürisizlik IgG opsonizasyonuna bağlı dalakta ekstravasküler yıkımı düşündürür ve anti-IgG pozitif ve anti-C3 negatif patern öngörür.

Penisilin eritrosit membranına hapten olarak bağlanır, oluşan IgG eritrositi opsonize eder ve dalak makrofajları Fc reseptörleriyle membranın bir kısmını kopararak sferosit oluşturur; yıkım ekstravasküler olduğu için retikülositoz ve indirekt bilirubin artar, haptoglobin büyük ölçüde korunur ve hemoglobinüri ile böbrek hasarı görülmez. Kompleman aracılı intravasküler lizis bunun tersine haptoglobini tüketir ve plazmada serbest hemoglobin artışına yol açar.

Akıl yürütme

  • tedavinin onuncu gününde anemi, retikülositoz, indirekt bilirubin artışı ve sferositler → membran kaybıyla giden immün eritrosit yıkımına işaret eder
  • splenomegali → dalakta makrofaj temizlenmesini destekler
  • normal haptoglobin, idrarda hemoglobin yokluğu ve normal kreatinin → intravasküler lizisi dışlayan fork bulgulardır
  • lökosit ve trombositlerin normal olması → pansitopeni yapan başka bir süreçten uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Anti-C3 ile pozitiflik ve anti-IgG ile negatiflik — sferositi soğuk aglütinin ve intravasküler lizise bağlayan adayın tuzağıdır; normal haptoglobin ve hemoglobinürisizlik bunu dışlar
  • Anti-IgG ve anti-C3 ile birlikte pozitiflik — her Coombs pozitifliğinde kompleman da tutulur sanma hatasıdır; bu hapten modelinde tüketim yoktur
  • Anti-IgG ve anti-C3 reaktiflerinin her ikisiyle negatiflik — immün yıkımı inkâr etme hatasıdır; sferosit ve retikülositoz opsonizasyonu destekler
  • Anti-IgA ile pozitiflik ve anti-IgG ile negatiflik — baskın sınıfı karıştırma hatasıdır; hapten tipinde opsonin IgG’dir

Aklında kalsın

Hapten ve IgG tipi ilaç hemolizinde yıkım dalakta ekstravaskülerdir, bu yüzden direkt test IgG ile pozitif ve C3 ile negatiftir.

134. soru

Yarışma tarzıKaraciğer, Safra Yolları ve Pankreas Patolojisi

Kırk iki yaşındaki erkek hasta, kan bağışında HBsAg pozitif saptanması üzerine izleniyor. Yıllardır HBsAg pozitifliği sürüyor; anti-HBs negatif, total anti-HBc pozitif, anti-HBc IgM negatif, HBeAg negatif ve anti-HBe pozitif bulunuyor. İzlemde alanin aminotransferaz yüksekliği ısrarla sürüyor. Karaciğer biyopsisinde portal alanda limiting plate’i aşan interfaz hepatiti ve lobüler nekroinflamasyon izleniyor; siroz bulgusu yok. Hastanın son dönemde sarılık atağı veya immünsüpresif ilaç kullanımı öyküsü bulunmuyor.

Bu tabloda viral replikasyonun sürdüğünü göstermesi en olası laboratuvar bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — HBV DNA’nın serumda saptanabilir düzeyde bulunması

Kısaca — Anti-HBe pozitifliğine rağmen süren ALT yüksekliği ve interfaz hepatiti, HBeAg üretemeyen mutantla süren replikasyonu gösteren HBeAg-negatif kronik hepatite işaret eder ve HBV DNA pozitif kalır.

İlk çıkarım HBeAg-negatif kronik hepatittir: precore veya core promoter mutantı HBeAg sentezini engellerken virion üretimi ve hepatosit hasarı sürer, bu yüzden seroloji HBeAg negatif ve anti-HBe pozitif görünürken replikasyon durmamıştır. İnaktif taşıyıcıda ALT normal ve histoloji silik olurdu; burada ısrarlı ALT yüksekliği ve interfaz hepatiti aktiviteyi kanıtlayan çatal bulgudur.

Akıl yürütme

  • yıllardır HBsAg + total anti-HBc +, anti-HBs negatifliği → kronik HBV enfeksiyonunu gösterir
  • anti-HBc IgM negatifliği → akut enfeksiyonu dışlar
  • HBeAg negatif ve anti-HBe pozitifliği → ilk bakışta inaktif taşıyıcılığı düşündürür
  • ısrarlı ALT yüksekliği + interfaz hepatiti → inaktif taşıyıcılığı dışlayan çatal bulgudur, aktif nekroinflamasyonu gösterir
  • yeni sarılık veya immünsüpresyon yokluğu → başka bir reaktivasyon açıklamasını desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Anti-HBs’nin pozitifleşerek bağışık profilin oluşması — HBsAg persistansı sürerken geçirilmiş enfeksiyonun bağışıklık profili gelişmez, total anti-HBc pozitifliği kronikliği gösterir
  • HBV DNA’nın saptanamaması ve bulaştırıcılığın ortadan kalkması — inaktif taşıyıcılığın karşılığıdır, süren nekroinflamasyonla uyumsuzdur
  • HBeAg’nin yeniden yüksek titrede pozitifleşmesi — yabani tip aktif replikasyonun imzasıdır, mutant tabloda HBeAg sentezlenemez
  • Anti-HBc IgM’nin yüksek titrede pozitifleşmesi — akut enfeksiyonun imzasıdır, yıllardır süren HBsAg taşıyıcılığı ve IgM negatifliğiyle dışlanmıştır

Aklında kalsın

HBeAg negatifliği replikasyonsuzluk demek değildir; ALT ve histoloji aktifse precore mutant zemininde DNA pozitifliğini bekle.

135. soru

Yarışma tarzıİnflamasyon

Yirmi sekiz yaşındaki bir kadın hasta ayak bileği burkulması sonrası ağrı ve şişlik yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede eklem çevresinde eritem ve ödem saptanıyor. Hastaya indometazin başlanıyor. Kontrolde eritem ve ağrının belirgin azaldığı ancak ödemin sürdüğü görülüyor. Bölgeden alınan örnekte postkapiller venüllerde endotel hücreleri arasında açık aralıklar izleniyor.

Bu ayrışmanın nedeni olarak kabul edilmesi beklenen mediator etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Prostaglandinlerin vazodilatasyon yapması, geçirgenliğin histamin ve bradikininle sürmesi

Kısaca — Siklooksijenaz inhibisyonu prostaglandine bağlı vazodilatasyonu düzeltir ancak histamin ve bradikininle açılan endotel aralıklarını kapatmaz.

Prostaglandinler özellikle arteriyoler vazodilatasyon yapar, ağrıyı artırır ve diğer mediatörlerin geçirgenlik etkisini potansiyalize eder, ancak tek başına belirgin endotel aralığı oluşturmaz. Venüler aralıklar histamin, bradikinin ve sisteinil lökotrienlerle açılır, bu yüzden eritem gerilerken protein kaçağı ve ödem sürer.

Akıl yürütme

  • eritem ve ağrının azalması → siklooksijenaz prostaglandin yolunun bloke olduğunu düşündürür
  • ödemin sürmesi ve venüllerde açık aralıklar → geçirgenliğin prostaglandinden bağımsız bir yolla sürdüğünü düşündürür
  • tablo → vazodilatasyon ile geçirgenlik artışının farklı mediatörlere ayrıldığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Siklooksijenaz ürünlerinin venül endotelinde doğrudan aralık oluşturarak ödemi başlatması — prostaglandinler aralığı başlatmaz, potansiyalize eder, bu yüzden blokaj ödemi kaldırmaz
  • Histaminin arteriyollerde vazokonstriksiyon yaparak eritemi tek başına oluşturması — histamin vazodilatasyon yapar, yön ters verilmiştir
  • Bradikininin venüler geçirgenliği azaltarak ödemin gerilemesini tek başına sağlaması — bradikinin geçirgenliği artırır, yön ters verilmiştir
  • Lökotrien B4'ün venüllerde endotel kontraksiyonuyla protein kaçağı oluşturması — Lökotrien B4 kemotaktiktir, protein kaçağını sisteinil lökotrienler yapar

Aklında kalsın

Prostaglandinler vazodilatasyonu büyütür, venül aralığını histamin ve bradikinin açar.

136. soru

Yarışma tarzıKaraciğer, Safra Yolları ve Pankreas Patolojisi

Kırk yaşındaki kadın hasta, aylardır süren kaşıntı ve halsizlik yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede skleralarda ikter ve göz kapaklarında ksantelazma saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde alkalen fosfatazda belirgin yükseklik, aminotransferazlarda hafif artış ve total kolesterolde yükseklik izleniyor. Kolanjiyografide büyük safra yolları normal bulunuyor, kolonoskopide patoloji saptanmıyor. Karaciğer biyopsisinde küçük interlobüler safra kanallarında lenfositik infiltrasyon ve epitel hasarı ile bazı portal alanlarda kanal kaybı görülüyor; konsantrik periduktal fibrozis izlenmiyor.

Bu tablonun altta yatan mekanizması düşünüldüğünde, bakır metabolizmasına ilişkin aşağıdakilerden hangisinin saptanması en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: C — Serum seruloplazmini normalken karaciğerde bakır birikimi

Kısaca — Küçük kanal kaybına bağlı kronik kolestaz, seruloplazmin sentezi normalken safra ile bakır atılımını bozar ve karaciğerde bakır birikimine yol açar.

Primer biliyer kolanjitte interlobüler safra kanallarının immün yıkımı kronik kolestaza neden olur; bakır esas olarak safra ile atıldığı için atılım kusuru hepatoselüler bakır retansiyonu yapar. Bu, sentez kusuruna bağlı seruloplazmin düşüklüğüyle giden Wilson hastalığından farklıdır; kolestazda seruloplazmin normaldir.

Akıl yürütme

  • Aylardır kaşıntı ve ikter ile alkalen fosfatazda belirgin yükseklik → kolestatik paterni gösterir
  • Ksantelazma ve total kolesterol yüksekliği → kronik kolestazda regürjitasyona bağlı lipid birikimini destekler
  • Büyük yolların normal ve kolonoskopinin normal olması → büyük kanal hastalığı ve inflamatuvar bağırsakla ilişkili sklerozan kolanjiti dışlayan çatal bulgulardır
  • Küçük kanallarda lenfositik hasar ve kanal kaybı, konsantrik fibrozis yokluğu → küçük kanalın otoimmün yıkımına işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Serum seruloplazminde azalma ve idrar bakır atılımında artış — Bakır birikimini doğrudan Wilson sanma hatasıdır; bu tabloda sentez değil atılım bozuktur
  • Serum seruloplazminde azalma ve karaciğerde demir birikimi — Wilson serolojisi ile hemokromatoz morfolojisini birleştiren karmadır; kolestazda demir değil bakır birikir
  • Serum seruloplazminde artış ve karaciğerde bakır birikiminin yokluğu — Seruloplazmini akut faz proteini sanıp yüksekliğin bakırı dışladığını varsayar; oysa sorun atılımdadır
  • Serum seruloplazmini normalken karaciğerde demir birikimi — Kronik karaciğer hastalığını demir birikimine yorup kolestazda biriken metalin yönünü karıştırır

Aklında kalsın

Kolestazda bakır birikir çünkü çıkışı bozuktur; Wilsonda bakır birikir çünkü taşıyıcısı eksiktir.

137. soru

Yarışma tarzıİnflamasyon

Otuz yaşındaki bir astım hastasına montelukast başlanıyor. Tedavi sonrası atak sırasında bronkospazm ve peribronşiyal ödemin belirgin azaldığı görülüyor. Aynı dönemde alınan örnekte hava yollarında nötrofil infiltrasyonunun sürdüğü saptanıyor. Fizik muayenede hışıltılı solunum azalıyor ancak fokal enfeksiyon bulgusu izlenmiyor.

Bu ayrışmayı açıklayan mediator etkisi olarak kabul edilmesi beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: E — Lökotrien B4'ün kemotaksis yapması, sisteinil lökotrienlerin kaçak ve bronkospazm yapması

Kısaca — Montelukast sisteinil lökotrien etkisini baskılar, Lökotrien B4'e bağlı kemotaksis açık kalır.

Montelukast sisteinil lökotrien reseptörünü bloke eder, bu yüzden sisteinil lökotrienlere bağlı venüler geçirgenlik artışı ve bronş düz kas kasılması azalır. Lökotrien B4 farklı reseptörlerle nötrofil kemotaksisini yönetir ve bu yol açık kaldığı için infiltrasyon sürer.

Akıl yürütme

  • bronkospazm ve ödemin azalması → sisteinil lökotrien yolunun bloke olduğunu düşündürür
  • nötrofil infiltrasyonunun sürmesi → kemotaksis yolunun açık kaldığını düşündürür ve pan lökotrien blokajını dışlar
  • ayrışma → kemotaksis ile kaçak ve bronkospazmın farklı lökotrienlere ayrıldığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Lökotrien B4'ün bronş düz kasında kasılma ve venüllerde protein kaçağı oluşturması — kaçak ve kasılma sisteinil lökotrienlere aittir, adlar karıştırılmıştır
  • Sisteinil lökotrienlerin nötrofil kemotaksisini sağlaması, Lökotrien B4'ün ödemi oluşturması — roller ters verilmiştir, infiltrasyonun sürmesini açıklamaz
  • Prostaglandin D2'nin bronkodilatasyon yaparak hava akımını artırması ve ödemi azaltması — yön ters verilmiştir, ilgili yol montelukast ile baskılanmaz
  • Tromboksan A2'nin vazodilatasyon ve bronkodilatasyon yaparak ödemi ve bronkospazmı azaltması — Tromboksan A2 vazokonstriksiyon ve bronkokonstriksiyon yapar, yön ters verilmiştir

Aklında kalsın

Lökotrien B4 kemotaksis yapar, sisteinil lökotrienler kaçak ve bronkospazm yapar.

138. soru

Yarışma tarzıGenetik, Çevresel ve Beslenme Hastalıkları

Yirmi dört yaşındaki erkek hasta, eforla göğüs ağrısı yakınmasıyla başvuruyor. Babası ve amcasında otuzlu yaşlarda miyokart enfarktüsü olduğu öğreniliyor. Fizik muayenede Aşil tendonlarında nodüler kalınlaşma ve korneada arkus saptanıyor. Laboratuvar incelemede LDL-kolesterol belirgin yüksek bulunurken trigliserit, açlık glukozu ve idrar proteini normal saptanıyor ve TSH normal bulunuyor.

Bu hastanın karaciğer hücrelerinde kolesterol dengesine bağlı olarak HMG-KoA redüktaz ekspresyonunda beklenen değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — HMG-KoA redüktaz ekspresyonunda artış

Kısaca — LDL reseptör yokluğunda hücre içi kolesterol azalır ve SREBP-2 aracılığıyla HMG-KoA redüktaz ekspresyonu artar.

Otozomal dominant LDL klirens defektinde plazma LDL yüksekken hepatosit sitozolüne reseptör aracılı kolesterol girişi azalır; sterol azlığı SREBP-2 nin nükleer taşınmasını artırır ve HMG-KoA redüktaz transkripsiyonu ile endojen sentez artar, bu yüzden plazma yüksekliği hücre içinde feedback inhibisyonu yapmaz.

Akıl yürütme

  • Otuzlu yaşlarda koroner olaylı aile ile tendon nodülaritesi ve arkus → izole LDL klirens defektini düşündürür
  • Trigliserit, glukoz, proteinüri ve TSH normalliği → kombine hiperlipidemi, diyabet, nefrotik sendrom ve hipotiroidiyi dışlar
  • Plazma LDL yüksekliğine karşın hücre içi giriş azlığı → düzenleyici yanıtın plazmaya değil hücre içi sterole göre belirlendiğini gösterir
  • SREBP-2 aktivasyonu → HMG-KoA redüktaz artışını öngörür

Neden diğerleri değil

  • HMG-KoA redüktaz ekspresyonunda azalma — plazma yüksekliğini hücre içi bolluk sanıp feedback inhibisyonu öngörür, kompartıman ayrımını kaçırır
  • SREBP-2 aktivasyonunda azalma — sterol duyarlı sistemin yönünü ters okur, eksiklikte aktivasyonun arttığını gözden kaçırır
  • Safra asidi sentezinde primer artış — fazla kolesterolün safraya şant edildiğini sanır, hücre içi substrat azlığını yok sayar
  • Hepatik kolesterol ester depolanmasında artış — hepatositi kolesterolle yüklü sanır, defektin giriş azlığı olduğunu kaçırır

Aklında kalsın

Plazma kolesterolü yüksekken hücre içi düşükse SREBP-2 aktive olur ve endojen sentez artar.

139. soru

Yarışma tarzıKaraciğer, Safra Yolları ve Pankreas Patolojisi

Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu nedeniyle uzun süredir nitrofurantoin kullanan otuz yaşındaki kadın hasta, halsizlik ve sarılık yakınmasıyla başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde aminotransferazlarda belirgin yükseklik, alkalen fosfatazda hafif artış, poliklonal IgGde artış ve antinükleer antikor pozitifliği saptanıyor. Viral hepatit göstergeleri negatif bulunuyor. Karaciğer biyopsisinde plazma hücrelerinden zengin interfaz hepatiti, rozet formasyonu ve emperipolezis izleniyor; safra kanalı hasarı ve konsantrik fibrozis görülmüyor.

İlacın kesilmesinden sonraki seyir için aşağıdakilerden hangisi en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: A — İlacın kesilmesiyle kalıcı düzelme ve immünosupresyon gereksiniminin ortadan kalkması

Kısaca — Nitrofurantoin zemininde gelişen otoimmün benzeri hepatit, idiyopatik otoimmün hepatiti taklit eder; ilaç kesilince tetikleyici kalktığı için kalıcı düzelme olur.

Plazma hücresinden zengin interfaz hepatiti, rozet ve emperipolezis ile poliklonal IgG artışı otoimmün hepatit paternidir; ancak nitrofurantoin gibi ilaçlar aynı paterni tetikleyebilir. İdiyopatik hastalıkta öz tolerans kusuru sürdüğü için kesinti sonrası relaps tipikken, ilaca bağlı tabloda neden ortadan kalktığı için uzun süreli immünosupresyon gerekmez.

Akıl yürütme

  • Uzun süreli nitrofurantoin kullanımı → otoimmün benzeri hepatiti akla getiren çatal bulgudur
  • Belirgin ALT yüksekliği ve hafif ALP artışı → hepatoselüler hasar paternini gösterir
  • Poliklonal IgG artışı ve antinükleer antikor pozitifliği → otoimmün paterni destekler ancak idiyopatik ile ilaca bağlıyı ayırt etmez
  • Viral göstergelerin negatifliği → viral hepatiti dışlar
  • Plazma hücreli interfaz hepatiti, rozet ve emperipolezis, kanal hasarsızlığı → otoimmün hepatit morfolojisine işaret eder, safra yolu hastalığını dışlar

Neden diğerleri değil

  • İlacın kesilmesine karşın ataklarla seyreden hepatit ve uzun süreli immünosupresyon gereksinimi — Morfolojiye bakıp idiyopatik otoimmün hepatit seyrini varsayma hatasıdır; tetikleyici ilaçken relaps beklenmez
  • İlacın kesilmesinden bağımsız büyük safra yollarında daralma ve genişlemelerin ilerlemesi — Histolojide kanal hasarı yokken sklerozan kolanjit seyrini varsayar; büyük yol hastalığı dışlanmıştır
  • İlacın kesilmesine karşın küçük safra kanallarında kayıp ve kolestazın sürmesi — Kolestatik patern yokken primer biliyer kolanjit seyrini varsayar; ALP hafif, kanal kaybı yoktur
  • İlacın kesilmesinden sonra hepatit B reaktivasyonuna bağlı karaciğer yetmezliği gelişmesi — Viral göstergeler negatifken reaktivasyonu varsayar; ayrıca immünosupresyon da sürdürülmeyecektir

Aklında kalsın

İlaca bağlı otoimmün benzeri hepatit morfolojide idiyopatiği taklit eder; ilaç kesilince düzelir ve relaps yapmaz.

140. soru

Yarışma tarzıKaraciğer, Safra Yolları ve Pankreas Patolojisi

Yıllardır hepatit C enfeksiyonu olduğu bilinen elli yaşındaki kadın hasta, bacaklarda tekrarlayan purpura, el eklemlerinde ağrı ve son aylarda gelişen proteinüri yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede alt ekstremitelerde palpabl purpura saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde romatoid faktör pozitif, antinükleer antikor negatif bulunuyor. Böbrek biyopsisinde membranoproliferatif glomerülonefrit paterni izleniyor.

Bu tablonun altta yatan immün mekanizması düşünüldüğünde, serum kompleman düzeyleri için aşağıdakilerden hangisinin saptanması en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: B — C4 düzeyinde belirgin azalma ile C3 düzeyinin normal ya da hafif düşük olması

Kısaca — HCV zemininde gelişen mikst kriyoglobulinemi klasik kompleman yolunu aktive eder; C4 belirgin düşerken C3 normal ya da hafif düşük kalır.

Kronik antijenemi, romatoid faktör aktivitesi gösteren monoklonal IgM ile poliklonal IgGden oluşan kriyopresipite immün kompleksler oluşturur; bu kompleksler küçük damarlarda ve glomerülde birikerek klasik yolu başlatır. Klasik yolda C4 ve C2 erken tüketildiği için C4te derin azalma tipiktir, C3 daha az etkilenir.

Akıl yürütme

  • Kronik HCV enfeksiyonu → süregelen antijenemi ile kriyoglobulin oluşumu için zemin hazırlar
  • Palpabl purpura ve artralji → küçük damar immün kompleks vaskülitini düşündürür
  • Romatoid faktör pozitifliği → monoklonal IgMin romatoid faktör aktivitesini yansıtır
  • Antinükleer antikor negatifliği → purpura ve proteinürinin lupus benzeri tablosunu dışlayan çatal bulgudur
  • Membranoproliferatif patern → glomerülde immün kompleks birikimine işaret eder

Neden diğerleri değil

  • C3 düzeyinde belirgin azalma ile birlikte C4 düzeyinin normal sınırlarda olması — Alternatif yol aktivasyonunu varsayma hatasıdır; immün kompleks hastalığında izole C3 düşüklüğü beklenmez
  • C3 ve C4 düzeylerinde birlikte belirgin artış olması — İnflamasyonda komplemanın akut faz gibi artacağını sanır; oysa tüketim ön plandadır
  • C3 ve C4 düzeylerinin birlikte normal olması — Kompleman tüketiminin olmadığını varsayar; aktif kriyoglobulinemik vaskülitte klasik yol tüketilir
  • C3 düzeyinin normal olması ile C4 düzeyinde artış olması — Tüketimin yönünü tersine çevirir; kompleman artışı bu mekanizmada olmaz

Aklında kalsın

Kriyoglobulinemik immün kompleksler klasik yolu tüketir; önce C4 düşer, C3 sonda ve hafif etkilenir.

141. soru

Yarışma tarzıDeri Patolojisi

Kırk altı yaşındaki kadın hasta ateşle birlikte gövdede yaygın ödemli eritem zemininde çok sayıda foliküler olmayan steril püstül gelişmesi üzerine başvuruyor. Öyküde birkaç gün önce aminopenisilin kullanımı ve yıllardır dirsek ve dizlerde keskin sınırlı, skuamlı eritemli plaklar bulunuyor. Biyopside düzenli psoriasiform akantoz, granüler tabakada kayıp, parakeratotik skalada nötrofiller, subkorneal Kogoj tipi püstüller ve papiller dermiste dilate tortuöz kapillerler izleniyor. Spongiyoz, eozinofil infiltrasyonu ve nekrotik keratinosit görülmüyor.

Sorumlu olabileceği düşünülen ilaç kesildiğinde tablonun seyri için en olası beklenti aşağidakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — İlaç kesilmesine karşın steril püstülasyonun sebat etmesi ve nüksler göstermesi

Kısaca — Kronik plak + düzenli akantoz + agranüloz püstüler psoriasisi gösterir; otokinflamatuar zemin ilaç kesilse de sebat eder.

Jeneralize püstüler psoriasis IL-36 ve IL-17 eksenli keratinosit-nötrofil aksıyla sürer, ilaç hipersensitivitesine bağlı değildir; akut jeneralize ekzantematöz püstülozda ise spongiyoz, eozinofil ve nekrotik keratinositlerle birlikte ilaç kesilince hızlı gerileme beklenir, burada tersi morfolojik çatal vardır.

Akıl yürütme

  • Ateş + yaygın ödemli eritemde steril püstüller → ilk bakıda ilaça bağlı püstülozu düşündürür
  • Yıllardır keskin sınırlı skuamlı plaklar + düzenli akantoz + agranüloz + tortuöz kapiller + Kogoj püstülleri → psoriasis zeminini gösterir
  • Spongiyoz, eozinofil ve nekrotik keratinosit yokluğu → çatal bulgudur, akut jeneralize ekzantematöz püstülozu dışlar

Neden diğerleri değil

  • Günler içinde deskuamasyonla hızlı ve tam gerileme — akut jeneralize ekzantematöz püstüloz seyridir; psoriasis morfolojisi varken ilaç kesilmesi tabloyu sonlandırmaz
  • Mukozal erozyonların eklenmesiyle büllü tabloya ilerleme — Stevens-Johnson ilerlemesidir; mukozal erozyon ve epidermal nekroz yoktur
  • Ateş, eozinofili ve lenfadenopatiyle uzamış sistemik reaksiyon gelişmesi — DRESS paternidir; eozinofil ve atipik lenfosit yok, püstüller steril ve psoriasiformdur
  • Palpabl purpura ve ülserasyonla vaskülitik tabloya dönüşme — lökositoklastik vaskülittir; damar duvarında fibrinoid nekroz ve eritrosit ekstravazasyonu yoktur

Aklında kalsın

Püstülde düzenli akantoz ve agranüloz görünce zemini psoriasis kabul et; ilaç tetikleyicidir, sonlandırıcı değil.

142. soru

Yarışma tarzıNeoplazi

Otuz sekiz yaşındaki bir kadın hastada omuzda on yıldır yavaş büyüyen, ağrısız, hareketli subkutan nodül total olarak eksize ediliyor. Makroskopik olarak lezyon parlak fibröz bir kapsülle çevrili bulunuyor. Mikroskopik incelemede iğsi hücreler arasında yaygın nükleer pleomorfizm, hiperkromazi ve çok nükleuslu hücreler izleniyor. Buna karşılık mitotik figür, nekroz ve çevre dokuya infiltratif uzanım görülmüyor; hiyalinize damarlar ve kistik dejenerasyon alanları dikkati çekiyor.

Bu lezyonun benign-malign ayrımı ve tam eksizyon sonrası en olası seyir aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Dejeneratif değişiklikler içeren benign sinir kılıfı tümörüdür; tam eksizyon kür sağlar, metastaz beklenmez

Kısaca — Korkutucu nükleer görünüm uzun süreli, kapsüllü ve mitoz-nekrozsuz zeminde dejeneratiftir, bu yüzden tam eksizyon küratiftir.

Nükleer pleomorfizm tek başına malignite kriteri değildir; benign-malign ayrımında belirleyici olan kapsül-invazyon ilişkisi, mitoz ve nekrozdur. On yıllık yavaş seyir, düzgün kapsül, hiyalinize damarlar ve kistik dejenerasyon kronik benign zemini gösterir. Mitoz, nekroz ve infiltrasyon yokluğu sarkomu dışlar; kapsüllü benign lezyonun metastatik yetisi olmadığı için tam eksizyondan sonra uzak yayılım beklenmez.

  • On yıllık ağrısız yavaş büyüme ve hareketlilik → agresif malign seyirle uyumsuz benign kinetiği düşündürür
  • Parlak fibröz kapsül ve infiltrasyon yokluğu → çatal bulgu olarak infiltratif sarkomu ve kapsülsüz nörofibromu dışlar
  • Pleomorfizm ve dev hücrelere rağmen mitoz ve nekroz yokluğu, hiyalinize damarlar ve kistik dejenerasyon → dejeneratif atipiyi destekler, malign transformasyonu desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Malign periferik sinir kılıfı tümörüdür; hematojen yolla akciğere metastaz yapması beklenir — pleomorfizmi malignite sayar, süre ve kapsül ile mitoz-nekroz yokluğunu yok sayar.
  • Undiferansiye pleomorfik sarkomdur; bölgesel lenf nodlarına metastaz yapması beklenir — hem tanıyı yanlış kurar hem de sarkomların esas hematojen yayıldığını tersine çevirir.
  • Diffüz infiltratif büyüyen nörofibromdur; tam eksizyona rağmen sınır belirsizliği nedeniyle lokal nüks kaçınılmazdır — benign kılıf tümörünü doğru ailede düşünse de kapsül çatalını ters okur.
  • Benign lezyonun malign transformasyonudur; eksizyona rağmen hızlı nüks ve uzak yayılım beklenir — dejeneratif değişikliği progresyon sanır, mitoz-nekrozsuz zeminde düşük olasılıklı sonuğu kural yapar.

Aklında kalsın

Pleomorfizm kapsül, süre, mitoz ve nekrozla birlikte okunur; yalnız nükleer görünüm maligniteyi kanıtlamaz.

143. soru

Yarışma tarzıBaş-Boyun ve Tükürük Bezi Patolojisi

Kırk yedi yaşındaki kadın hasta, yıllardır süren ağız kuruluğu ve gözlerde yanma ile iki taraflı tekrarlayan parotis bezi şişliği nedeniyle değerlendiriliyor. Anti-SSA pozitifliği ve gözyaşı testinde azalma saptanıyor. Dudak küçük tükürük bezi biyopsisinde atrofik asinuslar çevresinde fokal lenfosit kümeleri ve duktuslarda epimiyoepitelyal adalar izleniyor. Storiform fibrozis, damarı tıkayan fibrozis ve IgG4 baskın plazma hücresi artışı görülmüyor. Son aylarda sağ parotis bezinde gerilemeyen, sert kıvamlı tek taraflı kitle beliriyor.

Sağ parotisteki kalıcı kitleden alınan biyopside beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Monotipik hafif zincir gösteren monoton B hücre topluluğu

Kısaca — Otoimmün kuruluk ve epimiyoepitelyal adalarla giden bilateral tablo Sjögren zeminini gösterir ve gerilemeyen tek taraflı sertlikte klonal B hücre geçişi beklenir.

Fokal lenfositik siyaladenit ile duktuslardan gelişen epimiyoepitelyal adalar, anti-SSA pozitifliğiyle birlikte Sjögren tipi lenfoepitelyal siyaladenite uyar; storiform fibrozis ve tıkayıcı flebit yokluğu IgG4 ilişkili sklerozan siyaladeniti dışlayan çatallanma bulgusudur. Yıllar süren poliklonal lenfoid uyarım zemininde tek taraflı kalıcı sert kitle, reaktif hiperplaziden çok klonal seçilimi ve ekstranodal marjinal zon lenfoma gelişimini düşündürür.

  • ağız ve göz kuruluğu + anti-SSA → sistemik otoimmün tükürük bezi hastalığını düşündürür
  • fokal lenfosit kümeleri + epimiyoepitelyal adalar → Sjögren tipi lenfoepitelyal siyaladenit lehinedir
  • storiform fibrozis ve tıkayıcı fibrozis yokluğu + IgG4 baskınlığı yokluğu → IgG4 ilişkili hastalığı dışlayan çatallanma bulgusudur
  • bilateral tekrarlayan şişlikten tek taraflı gerilemeyen sert kitleye dönüş → poliklonal zeminden klonal proliferasyona geçişi düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Storiform fibrozis içinde çok sayıda IgG4 pozitif plazma hücresi — IgG4 ilişkili sklerozan siyaladenitin fibrozan paternini varsayar; burada tanımlanan fibrozis ve hücre profili yoktur
  • İki sıralı onkositik epitel ve germinal merkezli lenfoid stroma — sigara ile ilişkili bilateral Warthin tümörünü varsayar; epimiyoepitelyal adalar ve otoimmün kurulukla uyumsuzdur
  • Kondromiksoid zeminde benign duktal ve miyoepitelyal proliferasyon — pleomorfik adenomun mikst benign proliferasyonunu varsayar; lenfoepitelyal zemini açıklamaz
  • Korunmuş lobülde bland skuamöz metaplazi ve müsin göllenmesi — nekrotizan siyalometaplazinin enfarktus paternini varsayar; kronik otoimmün tabloyla bağdaşmaz

Aklında kalsın

Sjögren zemininde gerilemeyen unilateral sert parotis kitlesinde monotipik B hücre aranır.

144. soru

Yarışma tarzıGenetik, Çevresel ve Beslenme Hastalıkları

Otuz iki yaşındaki bir erkek hasta miyokart enfarktüsü nedeniyle değerlendiriliyor. Fizik muayenede Aşil tendonlarında nodüler kalınlaşma ve korneada arkus saptanıyor. Laboratuvarda LDL kolesterol belirgin yüksek, trigliserid ve HDL kolesterol normal bulunuyor. Soygeçmişte anne ve babasında da yüksek kolesterol ve erken koroner hastalık öyküsü bulunuyor. Hastada çocukluğundan beri ksantomların var olduğu öğreniliyor.

Bu hastada kolesterol düşürücü olarak statin başlanmasının LDL düzeyine beklenen etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Sınırlı LDL düşüşü; fonksiyonel reseptör yokluğunda reseptör artışının klirensi artıramaması

Kısaca — Erken koroner olayla tendon nodülü ve izole LDL yüksekliğinin iki ebeveynde hastalıkla birlikteliği biallelik hiperkolesterolemiyi düşündürür ve fonksiyonel reseptör yokluğunda statin yanıtı sınırlı kalır.

Statinler HMG-KoA redüktazı baskılayıp hücre içi kolesterolü azaltır, SREBP aktivasyonuyla LDL reseptör ekspresyonu artar ve plazma LDL klirensi yükselir; fonksiyonel reseptör yokken bu artış klirensi artıramadığı için LDL düşüşü sınırlı kalır.

  • erken miyokart enfarktüsü → erken aterosklerozu düşündürür
  • Aşil tendonlarında nodüler kalınlaşma ve korneal arkus → kolesterol birikimini gösterir
  • izole LDL yüksekliği ve normal trigliserid → reseptör aracılı klirens defektini düşündürür ve hipertrigliseridemiyi dışlar
  • anne ve babada hastalık ve çocukluktan ksantom → biallelik ağır formu düşündürür ve heterozigottan ayıran çatallanma bulgusudur

Neden diğerleri değil

  • Belirgin LDL düşüşü; hepatik sentezin baskılanmasının reseptörden bağımsız LDL düşürmesi — statin etkisini sentez baskılanmasının kendisiyle açıklama ve klirens artışını göz ardı etme hatasıdır
  • Belirgin LDL düşüşü; trigliserid düşüklüğünün VLDL üzerinden LDL düşüşünü artırması — bu vakada trigliserid normalken VLDL mekanizmasını taşıma hatasıdır
  • Belirgin LDL düşüşü; mevcut reseptör sayısındaki artışın klirensi artırması — tek fonksiyonel alleli olan heterozigot paternini biallelik yokluğa taşıma hatasıdır
  • LDL düzeyinde artış; SREBP aktivasyonuna bağlı sentez artışının baskılanmayı aşması — kompansatuvar enzim artışını net etkinin tersine dönmesiyle karıştırma hatasıdır

Aklında kalsın

Statinin LDL düşürücü gücünü belirleyen sentez baskılanması değil artabilecek fonksiyonel reseptör havuzudur.

Bu soruların ait olduğu konuları oku: Anatomi · Histoloji ve Embriyoloji · Fizyoloji · Tıbbi Biyokimya · Tıbbi Mikrobiyoloji · Tıbbi Patoloji · Tıbbi Farmakoloji

TUS — Temel Tıp Bilimleri zorlu sorular · TUS — Temel Tıp Bilimleri hakkında her şey