Cepte soru çözTUS — Temel Tıp BilimleriZorlu sorularYarışma tarzıBölüm 2

TUS — Temel Tıp Bilimleri

TUS — Temel Tıp Bilimleri · Yarışma tarzı sorular · Bölüm 2 / 6

  • 24–46. sorular
  • Gerçek sınavdan daha zor
  • Ücretsiz

Bu sorular TUS — Temel Tıp Bilimleri kapsamına göre yazıldı; ancak zorluk değerlendirmemize göre her biri gerçek sınavdaki her sorudan ve TUS — Temel Tıp Bilimleri zorlu sorular denemesinden de daha zor. Burada puan hesaplanmaz; bu sorular bir TUS — Temel Tıp Bilimleri puanını öngörmez.

Bir cevap seç, sonra sorunun altındaki çözümü açarak doğru cevabı ve nasıl çözüldüğünü gör. Seçtiklerin bu tarayıcıda saklanır.

Tüm bölümler

24. soru

Yarışma tarzıNöroanatomi

Ellili yaşlarda erkek hasta yatay çift görme yakınmasıyla başvuruyor. Sağa bakışta her iki gözde sağa hareket kısıtlılığı saptanıyor, sola bakışta sağ gözde içe hareket kısıtlılığı bulunuyor. Vertikal bakışlar ve yakınsama yanıtı korunmuş bulunuyor, pitozis, miyozis ve midriyazis izlenmiyor. Yüz hareketleri simetrik, kas gücü ve duyular normal bulunuyor.

Bu tabloda korunması beklenen yatay göz hareketi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Sol gözün sola abdüksiyonu

Kısaca — Sağ bakış felci ile sağ internükleer bağlantı kaybı birlikte olduğunda yalnız sol abdüksiyon korunur.

Sağa bakış için sağ paramedian pontin retiküler formasyon ve abducens çekirdeği sağ lateral rektusu ve fasciculus longitudinalis medialis üzerinden sol medial rektusu birlikte çalıştırır; sağ fasciculus longitudinalis medialis ayrıca sola bakışta sağ addüksiyonu sağlar. Yakınsama ve vertikal bakışın korunması ile pupilla bozukluğu yokluğu ve yüz simetrisi lezyonun nervus oculomotorius düzeyinde olmadığını, normal güç ve duyu ventral pontin yolu tutulumunu dışlar.

  • sağa bakışta iki gözde sağa hareket kısıtlılığı → sağ yatay bakış merkezi ve abducens düzeneği kaybını destekler
  • sola bakışta sağ gözde içe hareket kısıtlılığı → sağ internükleer bağlantı kaybını destekler
  • korunmuş yakınsama, vertikal bakış ve normal pupilla ile simetrik yüz → nervus oculomotorius ve fasiyal tutulumu dışlayan fork bulgudur
  • normal güç ve duyu → ventral pontin yolu tutulumunu dışlar, dorsal tegmentumu düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Sağ abdüksiyon: sağ abducens ve bakış merkezi kaybında ilk kaybolan harekettir.
  • Sola bakışta sağ addüksiyon: sağ medial longitüdinal fasikül kesintisinde bozulur.
  • Sağa bakışta sol addüksiyon: sağa bakış emri kaybolduğu için aynı emirle çalışamaz.
  • Sağa konjuge hareket: sağ bakış felcinin tanımı gereği bütünüyle kaybolmuştur.

Aklında kalsın

Korunmuş yakınsama internükleer tabloyu üçüncü sinir felcinden ayırır ve tek taraflı bileşik lezyonda yalnız karşı abdüksiyon kalır.

25. soru

Yarışma tarzıSırt ve Vertebral Kolon

Kırk yaşındaki kadın hasta, belden sağ bacağa yayılan ağrı yakınmasıyla başvuruyor. Ağrı uyluğun ön yüzünden dizin iç yanına doğru yayılıyor ve öksürmekle artıyor. Manyetik rezonans görüntülemede L4-L5 düzeyinde foramen intervertebrale’nin lateralinde, processus transversus komşuluğunda yerleşen ve foramen dışına taşan disk hernisi izleniyor. Fizik muayenede ayak dorsifleksiyonu ve başparmak ekstansiyonu korunmuş bulunuyor. Femoral germe testinde sağda uyluk ön yüzünde ağrı ortaya çıkıyor.

Bu hastada etkilenmesi en olası spinal sinir kökü aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — L4 spinal sinir kökü

Kısaca — Foramen dışındaki lateral herni çıkan kökü sıkıştırır ve L4-L5 forameninden çıkan kök L4'tür; posterolateral herninin travers L5 paterni bu tabloda dışlanır.

Tipik posterolateral hernide aşağı inen travers kök bası altında kalırken, foramenin lateralinde ve foramen dışına taşan hernide o düzeyde forameni terk eden kök bası altında kalır. Servikal C1-C7 kökler ilgili vertebranın üstünden çıkarken, C8'den itibaren ve lomber bölgede kök kendi vertebrasının altındaki foramenden çıkar; bu yüzden L4-L5 forameninin çıkan kökü L4'tür. Femoral germe testi L2-L4 liflerini taşıyan femoral siniri gererek uyluk ön yüzünde ağrı oluşturur; klasik düz bacak kaldırma testi ise siyatik gerilimle L5-S1 paterninde arka yüz ağrısı yapar. Dorsifleksiyon ve başparmak ekstansiyonunun korunması da L5 tutulumunu dışlar.

  • Foramen lateralinde ve processus transversus komşuluğunda foramen dışına taşan herni → posterolateral travers basısını dışlar, çıkan kökü işaret eder.
  • Uyluk ön yüzü ve diz iç yanı ağrısı, femoral germede ön yüz ağrısı ve korunmuş dorsifleksiyon → L5 posterolateral paternini dışlar, L4 paternini destekler.
  • L4-L5 düzeyi ve lomber çıkış kuralı → bu foramenden çıkan kök L4'tür.

Neden diğerleri değil

  • L3 spinal sinir kökü — L3-L4 forameninden çıkar, L4-L5 lateral hernisiyle sıkışmaz.
  • L5 spinal sinir kökü — L4-L5 posterolateral hernide aşağı inen travers köktür, ancak bu herni foramen lateralindedir ve L5 bulgusu yoktur.
  • S1 spinal sinir kökü — L5-S1 posterolateral herninin travers köküdür, bu düzeyle ilişkisi yoktur.
  • S2 spinal sinir kökü — sakral kanalda daha aşağıda seyreder, foraminal lateral L4-L5 hernisiyle etkilenmez.

Aklında kalsın

Posterolateral herni travers kökü, foramen dışı lateral herni çıkan kökü vurur; femoral germe ön yüz ağrısı L4'ten yanadır.

26. soru

Yarışma tarzıEndokrin Sistem Fizyolojisi

Kırk beş yaşındaki erkek hasta halsizlik ve ayağa kalkınca baş dönmesi yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede ortostatik hipotansiyon saptanıyor; deride koyulaşma izlenmiyor. Laboratuvarda sabah kortizolü düşük, serum sodyumu düşük bulunuyor. Manyetik rezonans görüntülemede hipofize bası yapan suprasellar bir kitle görülüyor.

Bu hastada sodyum düşüklüğüne eşlik etmesi beklenen aldosteron ve potasyum örüntüsü ile altta yatan mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Hipofizer ACTH eksikliğine bağlı aldosteronda değişmeme ve potasyumda değişmeme

Kısaca — Hipofizer ACTH eksikliğinde kortizol düşerken aldosteron renin-anjiyotensin kontrolünde korunduğu için potasyum yükselmez.

Hipofize bası ACTH salınımını azaltır ve kortizol düşer; zona glomeruloza büyük ölçüde renin-anjiyotensin kontrolünde kaldığı için aldosteron korunur. Bu yüzden primer yetmezlikteki gibi tuz kaybı ve hiperkalemi gelişmez; hiponatremi daha çok kortizol eksikliğine bağlı vazopressin artışı ve damar yanıtı azalmasıyla açıklanır. Deride koyulaşma yokluğu melanokortin etkisinin bulunmadığını gösterir ve primeri dışlayan çataldır.

  • Suprasellar kitle ve düşük kortizol hipofizer uyarı kaybına işaret eder
  • Deride koyulaşma yokluğu melanokortin etkisinin bulunmadığına işaret eder ve primer yetmezliği dışlar
  • Düşük sodyum ve ortostatik hipotansiyon kortizol eksikliğine bağlı vazopressin artışı ve damar yanıtı azalmasıyla uyumludur, tek başına aldosteron eksikliğini kanıtlamaz
  • Hipofizer yetmezlikte zona glomerulozanın büyük ölçüde renin-anjiyotensin kontrolünde kalması aldosteronun korunmasına işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Adrenal harabiyete bağlayan azalma ve artma örüntüsü — Primer yetmezlik örüntüsüdür; koyulaşma yokluğu ve suprasellar bası ile bağdaşmaz.
  • Kompansatuvar hiperaldosteronizme bağlayan artma ve azalma örüntüsü — Hipotansiyonu sürekli yüksek aldosteron ve hipokalemi ile açıklar; oysa beklenen korunmadır, kalıcı hipokalemi değildir.
  • Aldosterondan bağımsız potasyum kaybına bağlayan değişmeme ve azalma örüntüsü — İlk basamağı doğru kurup ikinci basamağı yanlış kurar; bu bağlamda izole potasyum kaybını destekleyen bulgu yoktur.
  • Mineralokortikoid fazlalığına bağlayan artma ve azalma örüntüsü — Hipertansiyon beklenen tabloyla uyumsuzdur; ortostatik hipotansiyon bu mekanizmayı uzaklaştırır.

Aklında kalsın

Sekonder yetmezlikte kortizol düşer, aldosteron korunur ve potasyum normal kalır.

27. soru

Yarışma tarzıGastrointestinal Sistem Fizyolojisi

Deneysel bir çalışmada izole ileum segmentinin ortası balonla distende ediliyor ve oral ile aboral uçlarda lümen basıncı kaydediliyor. Bazal kayıtta oral uçta kontraksiyon ve aboral uçta gevşeme izleniyor. Ortama nitrik oksit sentaz inhibitörü ekleniyor; interstisyel Cajal hücrelerine ait slow-wave aktivitesinin sürdüğü doğrulanıyor. Distansiyon tekrarlandığında oral ve aboral yanıtlar yeniden değerlendiriliyor.

Bu koşulda distansiyona bağlı aboral yanıtta beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Oral kontraksiyon korunurken aboral gevşemenin kaybolup kontraksiyona dönmesi

Kısaca — Polarize peristaltik refleks oralde kolinerjik eksitasyon ve aboralde nitrerjik inhibisyon kullanır; nitrik oksit kalkınca aboral gevşeme kontraksiyona döner.

Bağırsak yasasında distansiyonun oralinde asetilkolin ve substans P aracılı yükselen eksitasyon kontraksiyon yapar, aboralinde nitrik oksit ve VIP aracılı alçalan inhibisyon gevşeme yapar ve ileriye doğru basınç gradyanı oluşur. Bu devre enterik nöraldir; slow-wave interstisyel Cajal hücrelerinden gelir ve kontraksiyonların zamanlamasına zemin hazırlar ama polariteyi belirlemez. Nitrik oksit sentaz inhibitörü yalnızca desandan inhibitör kolu kaldırır, bu yüzden aboral segment artık gevşeyemez ve eksitatör girdinin etkisiyle kasılırken oral kontraksiyon sürer.

Akıl yürütme

  • Oral kontraksiyon ve aboral gevşeme birlikteliği → miyojenik ritim değil, yönlü polarize nöral refleks paternini gösterir.
  • Slow-wave aktivitesinin sürdüğünün doğrulanması → tablonun pacemaker kaybı olmadığını ayıran çatal bulgudur.
  • Nitrik oksit sentaz inhibitörü → desandan inhibitör transmitteri seçici olarak çekilmiş olur.
  • Oral yanıtın sürmesi → yükselen kolinerjik kolun sağlam kaldığını doğrular ve defekti aboral kola lokalize eder.

Neden diğerleri değil

  • Oral ve aboral yanıtların birlikte tamamen ortadan kalkması — Pan-nöral blokaj paternidir; selektif nitrerjik blokajda oral kolinerjik kontraksiyon korunur.
  • Oral kontraksiyonun kaybolması ile aboral gevşemenin korunması — Transmitter yönünü ters çevirir; nitrik oksit yükselen eksitasyonun medyatörü değildir.
  • Slow-wave ritmine bağlı ritmik kontraksiyonların her iki uçta güçlenmesi — Miyojenik pacemaker artışıdır; slow-wave korunması refleks polaritesini düzeltmez, aboral gevşemeyi geri getirmez.
  • Her iki uçta yaygın gevşeme ile sfinkter tonusunda sempatik artış izlenmesi — Ekstrinsik sempatik inhibisyon paternidir; enterik desandan inhibisyon kaybıyla karıştırılmamalıdır.

Aklında kalsın

Alçalan gevşeme nitrerjiktir, kalkarsa aboral uç gevşeyemez ve kasılır; yükselen kolinerjik kontraksiyon sürer.

28. soru

Yarışma tarzıSinir Sistemi Fizyolojisi

Yirmi sekiz yaşındaki bir erkekte sağ alt torakal düzeyde bıçak yaralanmasına bağlı medulla spinaliste tek taraflı hasar oluşuyor. Fizik muayenede sağ bacakta lezyon seviyesinin altında vibrasyon ve eklem pozisyon hissi kayboluyor, iğne batması ağrısı korunuyor. Sol bacakta ise lezyon seviyesinin altında ağrı ve ısı duyusu kayboluyor, vibrasyon ve pozisyon hissi korunuyor. Tablo travmadan hemen sonra yerleşiyor, asılı pelerin tarzında yavaş ilerleyen bir kayıp gelişmiyor.

Kontralateral ağrı kaybının üst sınırının ipsilateral vibrasyon kaybının üst sınırına göre konumu en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Daha kaudal bir seviyede başlar

Kısaca — Tek taraflı kord hasarında dorsal kolon kaybı lezyon seviyesinde, spinotalamik kayıp oblik çapraz nedeniyle daha kaudalde başlar.

Dorsal kolon birinci nöron aksonları aynı tarafta yükselip medullada çapraz yapar, bu yüzden ipsilateral vibrasyon ve pozisyon kaybı lezyon sınırını verir. Spinotalamik ikinci nöron aksonları ise girdikleri segmentte tractus dorsolateraliste birkaç segment yükselip oblik olarak karşıya geçer, bu yüzden kontralateral ağrı ve ısı kaybının üst sınırı daha aşağıda kalır. Akut travma ve dissosiye patern hemisectionu düşündürür; yavaş asılı cape gelişiminin olmaması santral kaviteyi dışlar.

Akıl yürütme

  • sağda vibrasyon ve pozisyon kaybı ile ağrının korunması → ipsilateral dorsal kolon tutulumunu düşündürür
  • solda ağrı ve ısı kaybı ile vibrasyonun korunması → kontralateral tractus spinothalamicus tutulumunu düşündürür
  • travmadan hemen sonra yerleşme ve pelerin paterni olmaması → santral siringomiyelik kaviteyi dışlar, hemisectionu destekler
  • oblik yükselen çapraz → kontralateral sınırın ipsilateral dorsal kolon sınırına göre kaudalde kalması beklenir

Neden diğerleri değil

  • Aynı seviyede başlar — oblik yükselmeyi yok sayar; transvers keside doğru olur, hemisectionda olmaz
  • Daha rostral bir seviyede başlar — çapraz yönünü tersine çevirir; lifler aşağı inmez, yukarı çıkıp çapraz yapar
  • Sakral dermatomlardan başlayıp yukarı doğru ilerler — ekstrensek basıdaki sakral laminasyon kuralını yanlış bağlama taşır; burada sakral korunma paterni yoktur
  • Sınır vermeden tüm bacakta aynı anda başlar — tabloyu transvers kesiye indirger; dissosiye ve sınır veren paterni açıklamaz

Aklında kalsın

Hemisectionda ağrı sınırı vibrasyon sınırının kaudalinde kalır, çünkü spinotalamik çapraz obliktir.

29. soru

Yarışma tarzıEndokrin Sistem Fizyolojisi

Nonfonksiyone hipofiz adenomu nedeniyle transsfenoidal cerrahi geçiren kırk yaşındaki erkek hastada ameliyattan sonraki ilk iki günde bol miktarda sulu idrar ve yoğun susama ortaya çıkıyor. Bu dönemde serum sodyum yüksek, idrar osmolaritesi düşük bulunuyor. Ameliyattan bir hafta sonra baş ağrısı ve bulantı gelişiyor; bu kez serum sodyum ve serum osmolaritesi düşük, idrar osmolaritesi yüksek saptanıyor. Hasta bu süreçte klinik olarak övolemik izleniyor. Glukokortikoid replasmanını düzenli aldığı öğreniliyor.

İkinci fazdaki hiponatremini açıklayan mekanizma ve toplayıcı kanalda beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Dejenere terminallerden düzensiz vazopressin salıverilmesine bağlı su geçirgenliğinde artma ve idrar osmolaritesinde artma

Kısaca — Nörohipofiz aksonları kesilince önce vazopressin eksikliğine bağlı sulu diyabet, sonra dejenere terminallerden düzensiz vazopressin salıverilmesine bağlı su tutulumu ve dilüsyonel hiponatremi görülür.

Erken dönemde akson şoku vazopressin salınımını durdurur; toplayıcı kanalda akuaporin yerleşmesi azalır, dilüe poliüri ve hipernatremi ortaya çıkar. Birkaç gün sonra dejenere terminaller kontrolsüz vazopressin sızdırır; V2 reseptörü üzerinden akuaporin yerleşmesi artar, su tutulur, serum osmolaritesi düşerken idrar konsantre kalır. Övolemi ve düzenli replasman adrenal yetmezlik ve hipovolemiyi uzaklaştırır.

  • İlk iki günde sulu poliüri, yüksek sodyum ve düşük idrar osmolaritesi akson şoku ve vazopressin eksikliğine işaret eder
  • Bir hafta sonra düşük sodyum, düşük serum osmolaritesi ve yüksek idrar osmolaritesi düzensiz vazopressin etkisiyle su tutulumuna işaret eder ve kalıcı diyabetin sürdüğünü dışlar
  • Övolemi ve düzenli glukokortikoid replasmanı hiponatreminin adrenal yetmezlik veya hipovolemiye bağlı olmadığını destekler
  • Transsfenoidal cerrahi öyküsü nörohipofiz terminal dejenerasyonuna bağlı iki fazlı seyirle uyumludur

Neden diğerleri değil

  • Akson şokunun sürdüğünü varsayan azalma örüntüsü — İlk fazın devamını varsayar; ikinci fazdaki konsantre idrar ve düşük serum osmolaritesi ile bağdaşmaz.
  • Glukokortikoid eksikliğine bağlayan artma örüntüsü — Yön olarak benzer tablo verebilir; ancak düzenli replasman alması bu nedeni dışlayan çataldır.
  • Hipovolemiye bağlayan artma örüntüsü — Benzer yönde su tutulumu öngörür; ancak klinik olarak övolemik izlenmesi bu mekanizmayı uzaklaştırır.
  • Düzelmeyi varsayan değişmeme örüntüsü — Serum ve idrar osmolaritesi arasındaki ayrışmayı ve süren hiponatremiyi açıklamaz.

Aklında kalsın

Hipofiz cerrahisi sonrası erken diyabeti izleyen konsantre idrarlı hiponatremi dejenere terminallerden düzensiz vazopressin salıverilmesini düşündürür.

30. soru

Yarışma tarzıKas Fizyolojisi

Deneysel bir çalışmada izole bir iskelet kası lifi maksimal tetanik uyarılarla yorgunluk geliştirinceye kadar uyarılıyor. Yorgunluk yerleştiğinde kas lifi aksiyon potansiyellerinin amplitüd ve süresinin korunduğu, Ca²⁺ duyarlı floresan sinyalle ölçülen sitozolik Ca²⁺ artışının azalmadığı saptanıyor. Aynı uyarıyla geliştirilen izometrik kuvvetin ise belirgin şekilde düştüğü gözleniyor. Uyarı frekansı artırıldığında Ca²⁺ sinyalinde ek yükselme izlenirken kuvvette anlamlı toparlanma olmuyor.

Bu tabloda kuvvet kaybını açıklayan basamak en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — İnce filaman Ca²⁺ duyarlılığı ile çapraz köprü güç üretiminin azalması

Kısaca — Uyarılma ve Ca²⁺ sinyali korunurken kuvvetin düşmesi ve ek Ca²⁺ ile düzelmemesi arızanın Ca²⁺ miktarında değil miyofilaman yanıtında olduğunu gösterir.

Korunmuş aksiyon potansiyeli ve korunmuş sitozolik Ca²⁺ artışı, uyarılma-kasılma eşleşmesinin tetikleyici basamaklarının sağlam olduğunu kanıtlar; sarkoplazmik retikulumdan Ca²⁺ salınımı gerçekleşmektedir. Kuvvetin yine de düşük kalması ve Ca²⁺ sinyalini artırmanın kuvveti toparlayamaması, Ca²⁺ miktarının değil Ca²⁺ sonrası basamağın kısıtlı olduğunu gösterir; biriken inorganik fosfat ve H⁺ ince filamanın Ca²⁺ duyarlılığını ve çapraz köprü güç üretimini azaltır.

Akıl yürütme

  • Korunmuş aksiyon potansiyeli → membran uyarılabilirliği ve sinir-kas iletimi sağlamdır.
  • Azalmayan sitozolik Ca²⁺ artışı → T-tübül voltaj algılayıcısı ile sarkoplazmik retikulum kanalı arasındaki eşleşme ve Ca²⁺ salınımı korunmuştur; salınım azalması bu çatal bulguyla dışlanır.
  • Ek Ca²⁺ artışına rağmen kuvvette toparlanma olmaması → kısıt Ca²⁺ miktarı değil, ince filamanın Ca²⁺ yanıtıdır.

Neden diğerleri değil

  • Sarkoplazmik retikulumdan sitozole Ca²⁺ salınımının azalması — Ca²⁺ sinyali azalmadığı ve artırılmış frekansla daha da yükseldiği için bu açıklama çatal bulguyla çelişir.
  • T-tübül voltaj algılayıcısı ile sarkoplazmik retikulum kanalı eşleşmesinin bozulması — Bu durumda sitozolik Ca²⁺ artışı azalırdı; oysa sinyal korunmuştur.
  • Motor sinir terminalinden kuantal asetilkolin salınımının azalması — Kuantal salınım azalsa son plak potansiyeli ve kas aksiyon potansiyeli bozulur, Ca²⁺ sinyali de düşerdi.
  • Kas lifi membranında voltaj kapılı Na⁺ akımlarının inaktivasyonu — Bu durumda aksiyon potansiyelinin amplitüd ve süresi korunamazdı.

Aklında kalsın

Ca²⁺ normalken kuvvet düşükse ve ek Ca²⁺ fayda vermiyorsa sorun salınımda değil miyofilamanın Ca²⁺ yanıtındadır.

31. soru

Yarışma tarzıGastrointestinal Sistem Fizyolojisi

Peptik ülser nedeniyle trunkal vagotomi uygulanan, piloroplasti yapılmayan elli iki yaşındaki erkek ameliyat sonrası erken doyma ve postprandiyal epigastrik dolgunluk tarif ediyor. Saatler sonra yenmemiş katı gıdaları kusuyor; sıvı gıdaları daha rahat tolere ediyor. Yemek sonrası terleme, çarpıntı ve ishal tarif etmiyor. Endoskopide mekanik obstrüksiyon saptanmıyor.

Bu cerrahi zeminde bozulan motor düzeneğin sonucu olarak katı ve sıvı mide boşalması ile yemek sonrası sistemik semptomlar açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Katı boşalmada gecikme, sıvı boşalmada görece korunma ve damping bulgularının olmaması

Kısaca — Drenajsız trunkal vagotomi fundusun reseptif gevşemesini ve antral öğütme ile pilorik koordinasyonu bozar; bu yüzden katılar midede kalır.

Nervus vagus fundusta reseptif gevşemeyi sağlar ve antral peristaltizmin pilorus ile koordinasyonuna katılır. Trunkal keside bu vagal modulasyon kalkar, mide kompliyansı düşer ve katı partiküllerin inceltilip pilorustan geçirilmesi aksar. Sıvılar öğütmeye daha az bağımlı olduğu için daha iyi tolere edilir. Mekanik darlık yoktur ve hızlı boşalmaya ait sistemik bulgular yoktur, bu yüzden tablo retansiyondur, damping değildir.

  • Saatler sonra yenmemiş katı kusma ve epigastrik dolgunluk öğütme ve geçişte yetmezlik paternini düşündürür.
  • Sıvıların daha rahat tolere edilmesi selektif katı boşalma defektini gösterir ve tam obstrüksiyondan uzaklaştırır.
  • Terleme, çarpıntı ve ishal yokluğu ile piloroplasti yapılmaması hızlı boşalma ve dampingi dışlayan çatal bulgudur.
  • Endoskopide mekanik obstrüksiyon saptanmaması retansiyonun fonksiyonel motor koordinasyon kaybına ait olduğunu destekler.

Neden diğerleri değil

  • Katı ve sıvının hızlanıp sistemik bulguların ortaya çıkacağını öne süren yanıt drenajlı mide ve damping paternidir; drenaj yokluğu ve semptom yokluğuyla uyumsuzdur.
  • Sıvının hızlanıp katının korunacağını öne süren yanıt yönü tersine çevirir; vagotomi gevşemeyi güçlendirmez.
  • Gecikme ile sistemik hızlı boşalma bulgularını birleştiren yanıt iki zıt mekanizmayı aynı anda varsayar; retansiyon varken damping beklenmez.
  • Katının hızlanıp sıvının gecikeceğini öne süren yanıt her iki yönü birden tersine çevirir ve gözlenen selektif katı retansiyonuyla uyumsuzdur.

Aklında kalsın

Vagal kayıp midenin alıcı gevşemesini ve katıyı öğütüp geçirme koordinasyonunu bozar, drenajsız kalırsa katı retansiyonu gelişir.

32. soru

Yarışma tarzıGastrointestinal Sistem Fizyolojisi

Yirmi beş yaşındaki erkek, sakral omuriliği destrükte eden komplet spinal kord yaralanması sonrası idrar retansiyonu ve fekal inkontinans nedeniyle değerlendiriliyor. Fizik muayenede perianal duyu alınamıyor, anal kırpma refleksi kaybolmuş bulunuyor ve istemli anal sıkma yapılamıyor. Rektal tuşede anal kanal tonusu düşük saptanıyor ve rektal dolgunluk hissi tarif edilmiyor.

Bu hastada rektal balon distansiyonu ile beklenen anorektal motor yanıt aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — İnternal sfinkterde geçici gevşemenin korunması, rektal kontraksiyonun oluşmaması ve istemli eksternal sfinkter kasılmasının yapılamaması

Kısaca — Sakral parasempatik ve pudendal yollar kesilmişken rektroanal inhibitör gevşeme intramural enterik olduğu için korunur, rektal itici kasılma ve istemli dış sfinkter kontrolü kaybolur.

Defekasyonda rektal kontraksiyon sakral parasempatik liflerle, eksternal sfinkterin istemli ve refleks kontrolü nervus pudendus ile taşınan somatik liflerle yürür. İnternal sfinkterin balon distansiyonuyla geçici gevşemesi ise miyenterik pleksustaki inhibitor ara nöronların nitrik oksit ve VIP aracılığıyla çalışan intramural devresidir ve spinal korddan geçmez. Bu yüzden sakral kord yıkımı duyu, rektal kasılma ve istemli sıkmayı kaldırırken balona bağlı internal gevşemeyi korur.

Akıl yürütme

  • Perianal duyu yokluğu, anal kırpma kaybı ve istemli sıkamama → sakral afferent ve pudendal somatik yolağın kesildiğini gösterir.
  • Düşük anal tonus ve dolgunluk hissedilmemesi → sakral parasempatik rektal yanıtta ve afferent bildirimde kayıp lehinedir.
  • Sakral yıkıma rağmen balonla internal sfinkterde geçici gevşeme → refleksin spinal değil intramural enterik olduğunu ayıran çatal bulgudur.
  • İdrar retansiyonu ile fekal inkontinans birlikteliği → pelvik alt motor denervasyon paternini destekler, spastik üst motor paterni değildir.

Neden diğerleri değil

  • İnternal sfinkter gevşemesinin kaybolması, rektal kontraksiyonun korunması ve eksternal sfinkterde refleks kasılmanın belirgin güçlenmesi — Yön tersinedir; korunan enterik gevşemeyi kaybolmuş, kaybolan sakral rektal kasılmayı korunmuş sayar.
  • İnternal ve eksternal sfinkterlerde sürekli ve belirgin tonus artışı ile güçlü rektal kontraksiyonların ortaya çıkması — Sakral üstü spastik tabloya uyar; sakral destrüksiyondaki flösk tabloyla uyumsuzdur.
  • Rektum ve internal sfinkterde eş zamanlı kontraksiyon ile eksternal sfinkterde tam gevşemenin izlenmesi — Normal defekasyon programını ters eşleştirir; itici kontraksiyon yokken sfinkterlerin birlikte kasılması beklenmez.
  • İnternal sfinkterde kalıcı gevşeme ile rektal dolgunluk hissi ve istemli kontrolün normale dönmesi — Kalıcı anatomik denervasyonu geçici şok ya da plastisiteyle karıştırır; duyu ve istemli kontrol düzelmez.

Aklında kalsın

Rektroanal inhibitör gevşeme enterik intramuraldir ve sakral lezyonda korunur, rektal kasılma ve istemli dış sfinkter kontrolü sakraldir ve kaybolur.

33. soru

Yarışma tarzıBöbrek ve Sıvı-Elektrolit Fizyolojisi

Hipertansiyon ve idrar yolu enfeksiyonu nedeniyle trimetoprim-sülfametoksazol başlanan orta yaşlı bir hastada bir hafta sonra serum kreatinin düzeyinin yükseldiği saptanıyor. İdrar çıkışı korunuyor, kan basıncı stabil seyrediyor, idrar sedimenti normal bulunuyor. Eşlik eden hipotansiyon, dehidratasyon ya da nefrotoksik ilaç kullanımı tanımlanmıyor.

Bu tabloda renal klirens ölçümlerinde beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — İnülin klirensinin değişmemesi

Kısaca — Trimetoprim kreatinin sekresyonunu bloke ederek kreatinini yükseltir, gerçek filtrasyonu yansıtan inülin klirensi değişmez.

Kreatinin glomerüler filtrasyona ek olarak proksimal tübülde organik katyon taşıyıcılarıyla sekrete edilir, bu nedenle kreatinin klirensi gerçek filtrasyon hızını yüksek gösterir. Trimetoprim bu sekresyonu inhibe edince tübüler sekresyon azalır, serum kreatinin yükselir, ancak glomerüler filtrasyon değişmez. İnülin yalnızca süzülür, sekrete veya geri emilime uğramaz; bu yüzden gerçek filtrasyonun göstergesidir ve ilaçtan etkilenmez.

Akıl yürütme

  • Korunmuş idrar çıkışı, stabil kan basıncı ve normal sediment → akut tübüler hasar ve prerenal tablonun dışlanmasına işaret eder.
  • Yakın zamanda trimetoprim başlanması ve ek hasar nedeni yokluğu → kreatinin sekresyonunun inhibisyonuna işaret eder.
  • Kreatinin yükselişinin tek başına filtrasyon kaybını düşündürmesi → normal sediment ve stabil hemodinami bu ilk izlenimi dışlayan çatal bulgulardır.

Neden diğerleri değil

  • İnülin klirensinde belirgin azalma — Gerçek filtrasyon kaybı olurdu; oysa değişen yalnızca kreatinin sekresyonudur, filtrasyon değişmemiştir.
  • Para-aminohippürat klirensinde belirgin azalma — Efektif renal plazma akımında azalma olurdu; oysa perfüzyon ve hemodinami stabildir.
  • Üre klirensinde belirgin azalma — Gerçek filtrasyon düşseydi beklenirdi; oysa filtrasyon değişmediği için bu yönde değişim beklenmez.
  • Filtrasyon fraksiyonunda belirgin artma — Efferent baskın prerenal paternde görülürdü; oysa filtrasyon ve akım değişmediği için fraksiyon değişmez.

Aklında kalsın

Kreatinin sekresyon blokajı kreatinini yükseltir, yalnızca süzülen inülinin klirensi gerçek filtrasyonu gösterir.

34. soru

Yarışma tarzıSolunum Sistemi Fizyolojisi

Kırk altı yaşındaki kadın hasta, belirgin kilo artışı sonrası ortaya çıkan efor dispnesi yakınmasıyla başvuruyor. Solunum mekaniği ölçümlerinde statik akciğer kompliyansı normal bulunurken total solunum sistemi kompliyansı belirgin düşük saptanıyor. İstirahatte hızlı ve yüzeyel solunum paterni izleniyor. Akciğer grafisinde parankimal infiltrasyon veya volüm kaybını düşündüren bulgu izlenmiyor.

Bu tabloda fonksiyonel rezidüel kapasitedeki değişimin yönü ve bu değişimin mekanik nedeni açısından en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Azalmıştır, çünkü göğüs duvarının dışa açılma eğilimi azalmıştır

Kısaca — Akciğer kompliyansının normal kalıp sistem kompliyansının düşmesi sorunu göğüs duvarına yerleştirir; dışa açılma azaldığı için denge daha düşük volümde kurulur ve fonksiyonel rezidüel kapasite azalır.

Fonksiyonel rezidüel kapasite, ekspirasyon sonunda akciğerin içe çekilme eğilimi ile göğüs duvarının dışa açılma eğiliminin dengelendiği volümdür. Statik akciğer kompliyansının normal olması ve grafide parankimal hastalık bulgusu olmaması, akciğerin içe çekilmesinde birincil artışı dışlar. Total sistem kompliyansındaki düşüklük bu durumda göğüs duvarı bileşenine aittir ve kilo artışı gibi göğüs duvarı yükleri dışa açılmayı azaltır. Dışa açılma azalınca aynı içe çekilmeyi dengelemek için daha düşük volüm gerekir, bu yüzden fonksiyonel rezidüel kapasite azalır ve artan elastik yüke karşı hızlı yüzeyel solunum gelişir.

Akıl yürütme

  • Statik akciğer kompliyansının normal olması ve grafide infiltrasyon olmaması → akciğer parankiminde birincil sertleşme olmadığını gösterir.
  • Total solunum sistemi kompliyansının düşük olması → ek bileşenin göğüs duvarında olduğunu gösteren fork bulgudur.
  • Kilo artışı sonrası dispne ile hızlı yüzeyel patern → artmış elastik yüke karşı elastik işi azaltan solunum stratejisi ile uyumludur.
  • Fonksiyonel rezidüel kapasitenin denge volümü olması → dışa açılma azalınca dengenin daha düşük volüme kayacağını düşündürür.

Neden diğerleri değil

  • Artmıştır, çünkü akciğerin içe çekilme eğilimi azalmıştır — Amfizem mekaniğidir; normal akciğer kompliyansı ile çelişir ve dengeyi yüksek volüme taşıyamaz.
  • Artmıştır, çünkü göğüs duvarının dışa açılma eğilimi artmıştır — Yön terstir; göğüs duvarı yükü dışa açılmayı artır değil azaltır.
  • Değişmemiştir, çünkü statik akciğer kompliyansı normal olduğundan denge aynı kalır — Akciğer kompliyansını izole yorumlar ve fonksiyonel rezidüel kapasitenin iki zıt geri çekilmenin dengesi olduğunu kaçırır.
  • Azalmıştır, çünkü akciğerin içe çekilme eğilimi artmıştır — Fibrozis mekaniğidir; sonuç yönü doğru olsa da normal akciğer kompliyansı bu nedeni dışlar.

Aklında kalsın

Fonksiyonel rezidüel kapasiteyi akciğer tek başına değil akciğer ve göğüs duvarı dengesinin belirlediğini hatırla.

35. soru

Yarışma tarzıKardiyovasküler Sistem Fizyolojisi

Çarpıntı yakınmasıyla başvuran genç hastanın ritim şeridi inceleniyor. P dalgaları düzenli aralıklarla devam ederken araya giren bir atımda P dalgası olmaksızın erken gelen geniş ve biçimsiz bir QRS kompleksi görülüyor. Bu erken atımdan önceki ve sonraki normal P dalgaları arasındaki süre iki normal P-P aralığının toplamına eşit bulunuyor. Duraklamayı izleyen ilk sinüs atımında arteryel nabzın diyastolik doluştaki artışla orantısız biçimde belirgin güçlendiği hissediliyor.

Duraklamayı izleyen sinüs atımındaki kasılma gücünde izlenen artışın en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Sarkoplazmik retikulumda kalsiyum birikiminin artıp salınımın güçlenmesi

Kısaca — Sinoatriyal nodu resetlemeyen ventriküler erken atım tam duraklama yapar ve duraklamada artan sarkoplazmik retikulum kalsiyum yükü sonraki atımı güçlendirir.

Erken gelen geniş biçimsiz QRS’in önünde P olmaması ventriküler odağı düşündürür; erken atımı kuşatan iki normal P arasındaki sürenin iki P-P’ye eşit olması sinoatriyal nodun resetlenmediğini, yani retrograd penetrasyonla sıfırlanma olmadığını ve sonraki sinüs uyarısının zamanında geldiğini kanıtlar. Uzayan duraklama yalnızca diyastolik doluşu değil sarkoplazmik retikuluma kalsiyum alımını da artırır; sonraki normal uyarıda L tipi kalsiyum girişi daha yüklü depodan daha büyük kalsiyum salınımı tetikler, bu nedenle kasılma doluş artışıyla orantısız güçlenir.

Akıl yürütme

  • P dalgasız erken geniş biçimsiz QRS → supraventriküler ileti değil ventriküler odak kullanıldığını düşündürür
  • kuşatan P-P süresinin iki normal siklusa eşit olması → çatal bulgu; sinoatriyal nodun resetlenmediğini, tam kompansatuvar duraklama olduğunu gösterir
  • doluşla orantısız güçlü nabız → Frank-Starling doluş etkisinin ötesinde bir inotropik mekanizma gerektiğini gösterir
  • duraklamada geçen süre → sarkoplazmik retikulum kalsiyum yükünü ve sonraki kalsiyum transientini büyütür

Neden diğerleri değil

  • Sinoatriyal nodun resetlenerek bir sonraki otomatisitenin baskılanması — resetlenme olsaydı duraklama eksik olurdu; burada tam duraklama vardır ve sonraki atım güçlüdür, baskılı değildir
  • Artışın yalnızca diyastolik doluş artışı olan Frank-Starling etkisiyle açıklanması — doluş katkıda bulunur ancak orantısız güçlenmeyi tek başına açıklamaz; soru bilerek yalnızca demektedir
  • Erken atımda kalsiyum depolarının tükenerek sonraki atımı zayıflatması — yön ters çevrilmiştir; duraklamada depolar dolar, boşalmaz ve sonraki atım güçlenir
  • Refrakter periyodun kısalarak ventrikülde tetanik kasılmaya izin vermesi — ventrikülde uzun plato ve refrakter periyod tetaniyi engeller; bu tabloda tetani değil tek güçlü atım vardır

Aklında kalsın

Ventriküler erken atımdaki tam duraklama sinoatriyal nodun sıfırlanmadığını, sonraki güçlü atım sarkoplazmik retikulum kalsiyum yükünün arttığını gösterir.

36. soru

Yarışma tarzıSolunum Sistemi Fizyolojisi

Deneysel bir çalışmada sağlıklı bir gönüllüden giderek artan eforla zorlu inspirasyon ve zorlu ekspirasyon yapması isteniyor. Hava akım hızları ve plevral basınç eş zamanlı kaydediliyor. İnspirasyonda efor arttıkça akım hızı artmaya devam ederken ekspirasyonda belirli bir efor düzeyinden sonra akım hızı artmıyor. Bu plato sırasında plevral basınç atmosfer basıncının üzerine çıkıyor ve plato düşük akciğer volümlerinde daha belirgin oluyor.

Bu gözlemde ekspiratuvar akım kısıtlanmasını açıklayan mekanizma dikkate alındığında maksimal ekspiratuvar akımı belirleyen temel etmen açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Maksimal ekspiratuvar akım, elastik geri çekilme basıncı ve yukarı akım direnci ile sınırlanır

Kısaca — İnspirasyonda artmaya devam eden akımın ekspirasyonda plato yapması ve plevral basıncın atmosferi aşması ekspirasyona özgü dinamik kompresyonu gösterir; bu noktadan sonra maksimal akımı plevral basınç değil elastik geri çekilme ve yukarı akım direnci belirler.

Zorlu inspirasyonda negatifleşen plevral basınç intratorasik hava yollarını genişletir ve efor arttıkça akım artar. Zorlu ekspirasyonda plevral basınç pozitifleşir, hava yolu boyunca basınç düşerken bir noktada hava yolu içi basınç plevral basınca eşitlenir ve aşağısı kompresyona uğrar. Bu eşit basınç noktasından sonra aşağı akım direnci artar ve sürücü basınç yalnızca alveol ile eşit basınç noktası arasındaki elastik geri çekilme olur. Bu yüzden plevral basıncı daha artırmak hem sürücü basıncı hem kompresyonu artırır ve net akımı değiştirmez, akım efor-bağımsız plato çizer ve düşük volümlerde geri çekilme azaldığı için plato belirginleşir.

Akıl yürütme

  • İnspirasyonda eforla akımın artması → kas gücü yetersizliği veya sabit darlık olmadığını gösterir.
  • Ekspirasyonda plato ile plevral basıncın atmosferi aşması → intratorasik hava yolu kompresyonunu gösteren fork bulgudur.
  • Platonun düşük volümlerde belirginleşmesi → geri çekilme bağımlılığını ve eşit basınç noktasının perifere kaymasını düşündürür.
  • İnspiratuvar ve ekspiratuvar davranışın ayrışması → sorunun ekspirasyona özgü transmural basınç dengesinde olduğunu gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Maksimal ekspiratuvar akım, plevral basınç daha pozitif yapıldıkça her zaman artmaya devam eder — Efor-bağımlı düşünür; plevral artışın sürücü basınç kadar kompresyonu da artırdığını kaçırır.
  • Maksimal ekspiratuvar akım, ekspiratuvar kas gücüyle orantılı olarak artar — Platonun kas gücüyle aşılamayan hava yolu mekaniği olduğunu gözden kaçırır.
  • Maksimal ekspiratuvar akım, transpulmoner basıncın azalmasıyla artar — Transpulmoner basınçtaki azalmanın hava yolunu genişleteceğini varsayar, oysa azalma kompresyonu artırır.
  • Maksimal ekspiratuvar akım, plevral basıncın daha negatifleşmesiyle artar — İnspiratuvar mekaniği ekspirasyona taşır ve basınç yönünü karıştırır.

Aklında kalsın

Zorlu ekspirasyonda fazladan ıkınmak akımı artırmaz, akımı akciğerin sönme isteği belirler.

37. soru

Yarışma tarzıSinir Sistemi Fizyolojisi

Kırk yaşındaki sağlıklı bir gönüllüde nervus medianus trasesi üzerine turnike manşonu ile giderek artan mekanik basınç uygulanıyor. Herhangi bir ilaç verilmiyor. Erken dönemde elde vibrasyon ve ince dokunma duyusu belirgin azalıyor, parmaklarda eklem pozisyon hissi bozuluyor. Aynı dönemde iğne batmasına ağrı yanıtı ve sıcak duyusu korunuyor, el sıkma gücü değişmiyor.

Bu evrede üst ekstremitede gerilme refleksinin ve nosiseptif fleksör çekilme yanıtının durumu en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Gerilme refleksi azalır, çekilme yanıtı korunur

Kısaca — Mekanik basınç kalın miyelinli lifleri önce tutar, bu yüzden Ia kaynaklı gerilme refleksi zayıflarken ince lifli çekilme yanıtı korunur.

Vibrasyon, ince dokunma ve bilinçli eklem pozisyonu kalın miyelinli Aβ ve grup Ia/II afferentlerle taşınır; iğne batması ağrısı ve sıcak ağrısı ise ince Aδ ve C lifleriyle taşınır. Basınç ve iskemi kalın lifleri önce bloke eder, lokal anestezikler ise ince lifleri önce bloke eder. El sıkma gücünün korunması efferent alfa aksonların henüz bloke olmadığını gösterir, bu yüzden tablo afferent çapa bağlı dissosiyasyondur. Ia afferentleri kalın grupta yer aldığından monosinaptik gerilme yayı zayıflar; Aδ/C ile kurulan polisinaptik fleksör yay korunur.

Akıl yürütme

  • vibrasyon ve ince dokunma kaybı ile pozisyon hissi bozulması → kalın miyelinli Aβ/Ia-II tutulumunu düşündürür
  • ağrı ve sıcak duyusunun korunması ve ilaç verilmemesi → ince lif bloğunu ve farmakolojik paterni dışlar, mekanik basıncı destekler
  • el sıkma gücünün korunması → efferent yolun sağlam olduğunu, defektin afferent kolda olduğunu düşündürür
  • Ia kaybı ile Aδ/C korunması → gerilme refleksinde azalma ve çekilme yanıtında korunma beklenir

Neden diğerleri değil

  • Gerilme refleksi belirgin artar, çekilme yanıtı kaybolur — hem refleks yönünü hem lif sırasını tersine çevirir; korunmuş ağrı ile çekilmenin kaybolması bağdaşmaz
  • Gerilme refleksi korunur, çekilme yanıtı belirgin artar — korunmuş ağrıyı sensitizasyon sayar; basıda primer olay fasilitasyon değil kalın afferent kaybıdır
  • Gerilme refleksi artar, çekilme yanıtı korunur — tabloyu üst motor nöron hiperrefleksisi ile karıştırır; akut basınçta beklenen disinhibisyon artışı değildir
  • Gerilme refleksi korunur, çekilme yanıtı kaybolur — lokal anestezik sırasını uygular; bu paternde önce ağrı ve çekilme kaybolurdu, burada korunan odur

Aklında kalsın

Basınç kalın lifi, lokal anestezik ince lifi önce tutar; gerilme refleksi kalın, çekilme yanıtı ince afferente bakar.

38. soru

Yarışma tarzıBöbrek ve Sıvı-Elektrolit Fizyolojisi

Yüksek enerjili trafik kazası geçiren genç bir hastada kan basıncı düşüyor, nabız hızlanıyor. Resüsitasyonun erken saatlerinde ölçülen para-aminohippürat klirensi belirgin azalırken inülin klirensi görece korunuyor, filtrasyon fraksiyonu artıyor. İdrar sedimenti normal bulunuyor, fraksiyonel sodyum atılımı düşük saptanıyor.

Bu erken dönemde glomerüler hemodinamiği koruyan yanıtın peritübüler kapiller Starling kuvvetleri üzerinden proksimal tübülde oluşturması beklenen etki aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Peritübüler kapiller onkotik basıncın yükselerek proksimal sodyum ve su geri emilimini artırması

Kısaca — Filtrasyon fraksiyonundaki artış efferent baskın yanıta işaret eder ve peritübüler onkotik basıncı yükselterek proksimal geri emilimi artırır.

Para-aminohippürat klirensi efektif renal plazma akımını, inülin klirensi glomerüler filtrasyon hızını yansıtır; akım belirgin düşerken filtrasyonun görece korunması filtrasyon fraksiyonunu yükseltir. Bu patern aferent daralmayla açıklanamaz; anjiyotensin II ve sempatik aktivasyonla efferent arteriol direncinin artması glomerüler kapiller hidrostatik basıncı korur. Süzülen plazma oranı artınca postglomerüler kanda protein konsantrasyonu yükselir, peritübüler onkotik basınç artar ve peritübüler hidrostatik basınç düşer; her iki Starling değişimi proksimal sodyum ve su geri emilimi lehinedir.

Akıl yürütme

  • Para-aminohippürat klirensinde belirgin azalma ile inülin klirensinin korunması ve filtrasyon fraksiyonu artışı → akım düşmesine rağmen glomerüler basıncı koruyan efferent konstrüksiyonun baskın olduğuna işaret eder.
  • Normal sediment ile düşük fraksiyonel sodyum atılımı → akut tübüler hasarı dışlar, artmış proksimal geri emilimle uyumludur.
  • Kan akımındaki düşüşün tek başına iskemiyi düşündürmesi → filtrasyon fraksiyonu artışı bu ilk izlenimi dışlayan çatal bulgudur ve aferent paterni eler.

Neden diğerleri değil

  • Peritübüler kapiller onkotik basıncın düşerek proksimal sodyum ve su geri emilimini azaltması — Bu patern aferent konstrüksiyonda görülür; oysa olguda filtrasyon fraksiyonu artmıştır, azalmamıştır.
  • Peritübüler kapiller hidrostatik basıncın yükselerek proksimal sodyum ve su geri emilimini belirgin şekilde azaltması — Starling yönü doğru kurulmuş olsa da olgudaki yön yanlıştır; efferent konstrüksiyonda peritübüler hidrostatik basınç yükselmez, düşer.
  • Peritübüler kapiller hidrostatik basıncın yükselerek proksimal sodyum ve su geri emilimini artırması — Hidrostatik basınç artışı geri emilimi artırmaz, azaltır; Starling ilişkisi ters kurulmuştur.
  • Peritübüler kapiller onkotik basıncın yükselerek proksimal sodyum ve su geri emilimini azaltması — Onkotik basınç artışı geri emilimi azaltmaz, artırır; etkinin yönü ters kurulmuştur.

Aklında kalsın

Filtrasyon fraksiyonu artışı peritübüler onkotik basıncı yükseltir ve proksimal geri emilimi artırır.

39. soru

Yarışma tarzıBöbrek ve Sıvı-Elektrolit Fizyolojisi

Nefrotik düzeyde proteinürisi olan iki hastada glomerüler geçirgenliği değerlendirmek için aynı yarıçaplı nötral ve anyonik dekstranların klirensleri ölçülüyor. Birinci hastada nötral dekstran klirensi sağlıklı bireylerle benzer bulunurken anyonik dekstran klirensi belirgin yüksek saptanıyor. İkinci hastada hem nötral hem anyonik dekstran klirensi yüksek bulunuyor. Her iki hastada da serum albümin düşük saptanıyor.

Birinci hastada ikinci hastadan farklı olarak idrar protein profilinde görülmesi beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Albümin atılımının belirgin artmasına karşın immünglobulin atılımının görece düşük kalması

Kısaca — Nötral klirens normalken anyonik klirensin artması yük bariyeri kaybına işaret eder ve selektif albüminüri beklenir.

Glomerüler bariyer boyuta ve yüke göre seçicilik gösterir; aynı yarıçaplı nötral dekstran boyut probu, anyonik dekstran ise yük probudur. Nötral klirensin normal kalması por yapısının ve boyut seçiciliğinin korunduğunu, anyonik klirensin yükselmesi ise negatif yük bariyerinin kaybolduğunu gösterir. Bu durumda küçük ve negatif yüklü albümin kolay sızarken büyük immünglobulinler tutulur; her iki dekstranın da yüksek olduğu ikinci tabloda ise boyut bariyeri de bozulduğu için atılım nonselektiftir.

Akıl yürütme

  • Nötral dekstran klirensinin normal olması → glomerüler por yapısı ve boyut seçiciliğinin korunduğuna işaret eder.
  • Aynı yarıçapta anyonik dekstran klirensinin yüksek olması → negatif yük bariyerinin kaybına işaret eder.
  • Proteinürinin tek başına boyut defektini düşündürmesi → nötral dekstran normalliği bu ilk izlenimi dışlayan çatal bulgudur.

Neden diğerleri değil

  • Albümin ve immünglobulin atılımının birlikte belirgin artması — Bu patern her iki dekstranın da yüksek olduğu ikinci hastanın nonselektif tablosudur; nötral klirensi normal olan birinci hastaya uymaz.
  • İmmünglobulin atılımının belirgin artmasına karşın albümin atılımının görece düşük kalması — Büyük proteinin küçük ve anyonik albüminden daha kolay sızması boyut ve yük fizyolojisine terstir.
  • Düşük molekül ağırlıklı tübüler proteinlerin baskın olduğu, albümin atılımının görece düşük kalması — Tübüler proteinüri paternidir; glomerüler yük defektinde baskın sızan protein albümindir.
  • Glomerüler protein atılımının normal sınırlarda kalması — Anyonik klirens artışı ve hipoalbülminemiyle çelişir; bariyer kaybı yok sayılmış olur.

Aklında kalsın

Yük bariyeri kaybı boyut bariyeri sağlamken selektif albüminüri yapar, boyut bariyeri kaybı nonselektif proteinüri yapar.

40. soru

Yarışma tarzıEndokrin Sistem Fizyolojisi

Hipofiz adenomu nedeniyle transsfenoidal cerrahi geçiren bir hastada ameliyat sonrası ilk günlerde yüksek hacimli, açık renkli idrar çıkışı ve belirgin susama ortaya çıkıyor. Bu poliürik tablo bir süre sonra kendiliğinden hafifliyor. Sonraki günlerde halsizlik, bulantı ve baş ağrısı beliriyor. Bu dönemde bakılan sabah serum kortizolü ve tiroid fonksiyon testleri normal bulunuyor. Hastaya bu süreçte ADH veya ADH antagonisti verilmiyor.

Bu hastada ikinci dönemde su dengesi ve nörohipofiz fonksiyonu açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Kontrolsüz ADH boşalmasına bağlı su tutulumu; plazma ozmolalitesi düşük, idrar ozmolalitesi yüksek

Kısaca — Dejenere nörohipofiz uçlarından kontrolsüz ADH boşalması su tutulumu yapar ve plazmayı dilüe eder.

ADH hipotalamusta sentezlenip nörohipofiz terminallerinde depolanır; cerrahi travma sonrası akson şoku önce geçici yetmezlik ve dilüe poliüri oluşturur. Dejenere olan terminaller sonraki günlerde depolanmış hormonu ozmotik kontrol dışında dolaşıma boşaltır. Bu düzensiz salınım renal su tutulumunu artırır, plazma ozmolalitesi düşerken idrar ozmolalitesi yükselir.

Akıl yürütme

  • İlk günlerde yüksek hacimli açık renkli idrar ve susama → erken ADH yetmezliğini destekler
  • Poliürinin hafiflemesini izleyen halsizlik, bulantı ve baş ağrısı → yeni başlayan su tutulumu ve dilüsyonu destekler, kalıcı yetmezlik öngörüsünü dışlar
  • Sabah kortizolü ve tiroid fonksiyon testlerinin normal olması → hiponatremiyi sekonder adrenal yetmezlik veya santral hipotiroidiye bağlamayı dışlar
  • Ek ADH veya antagonist verilmemesi → tablonun endojen salınım örüntüsünü yansıttığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Kalıcı ADH eksikliğine bağlı renal su kaybı; plazma ozmolalitesi yüksek, idrar ozmolalitesi düşük — ilk dönemin bulgusudur; poliürinin hafiflemesi ve dilüsyon belirtileriyle bağdaşmaz.
  • Kortizol eksikliğine bağlı renal serbest su atılımında azalma ile su tutulumu; plazma ozmolalitesi düşük, idrar ozmolalitesi yüksek — laboratuvar örüntüsü benzese de normal kortizol ve tiroid bulgusu bu mekanizmayı dışlar.
  • Renal ADH yanıtsızlığına bağlı renal su kaybı; plazma ozmolalitesi yüksek, idrar ozmolalitesi düşük — su kaybı yönü ve hipofiz cerrahisi öyküsüyle bağdaşmaz; sorun böbrekte değil santraldadır.
  • Primer aşırı su alımına bağlı dilüsyonel durum; plazma ozmolalitesi düşük, idrar ozmolalitesi düşük — primer aşırı alımda idrar dilüe kalır; konsantre idrar ve ADH fazlası örüntüsüyle bağdaşmaz.

Aklında kalsın

Nörohipofiz travmasından sonra erken su kaybını düzensiz su tutulumu izleyebilir; dönemi semptom dizisi ve ön hipofiz fonksiyonu belirler.

41. soru

Yarışma tarzıHücre ve Organeller

Kas güçsüzlüğü yakınmasıyla başvuran hastadan alınan kas biyopsisi iki parçaya ayrılıyor. Bir parça formaldehitle fikse edilip parafine gömülüyor, diğer parça fikse edilmeden dondurulup kriyostatla kesiliyor. Parafin kesitlerde solunum zinciri proteinine karşı primer antikor ve işaretli sekonder antikorla liflerde yaygın boyanma izleniyor. Primer antikor uygulanmayan kesitlerde zemin boyanması dışında sinyal izlenmiyor. Aynı enzimin aktivitesini gösteren histokimyasal boyamada hastanın dondurulmuş kesitlerinde sinyal alınamıyor; aynı gün aynı koşullarda hazırlanan sağlıklı kontrolün dondurulmuş kesitlerinde güçlü sinyal izleniyor. Aynı histokimyasal boyama parafine gömülen kontrol kesitinde de sinyal vermiyor.

Parafin kesitte antikorla sinyal alınırken hastanın dondurulmuş kesitinde aktivite saptanamamasının en olası açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Enzim proteininin dokuda bulunması ancak katalitik aktivitesini yitirmesi

Kısaca — Dondurulmuş kesitte kontrolde aktivite varken hastada yokluğu gerçek katalitik kaybı kanıtlar, parafin kesitte antikor sinyalinin korunması ise proteinin varlığını gösterir.

Formaldehit proteinleri çapraz bağlayarak enzimlerin katalitik konformasyonunu bozar ve parafin gömme için gereken etanol-ksilol serisi nativ yapıyı daha da uzaklaştırır; bu nedenle enzim histokimyası fikse edilmemiş dondurulmuş kesit gerektirir. Aynı dokuda lineer epitop antijen geri kazanımı sonrası primer antikorla tanınabilir kalır, bu yüzden immünohistokimya protein varlığını saptamaya devam eder. Hastanın dondurulmuş kesitinde kontrol pozitifken sinyal alınamaması dondurma artefaktı değil, proteini korunmuş ancak katalitik aktivitesi yitirilmiş bir defekti düşündürür.

Akıl yürütme

  • Dondurulmuş hasta kesitinde sinyal yok + aynı koşullardaki kontrolde güçlü sinyal → kayıp teknik değil, hastaya ait gerçek aktivite kaybıdır.
  • Primer antikor uygulanmayan kesitte sinyal olmaması → sekonder antikora bağlı nonspesifik boyanmayı dışlar.
  • Parafin kontrol kesitinde de histokimyasal sinyal olmaması → aldehit fiksasyonu ve parafin işleminin normal dokuda bile aktiviteyi ortadan kaldırdığını gösterir.
  • Parafin kesitte antikorla yaygın boyanma → proteinin dokuda bulunduğunu destekler.

Neden diğerleri değil

  • Kesit kalınlığı nedeniyle substratın lif içine nüfuz edememesi — aynı kalınlıkta hazırlanan kontrolde güçlü sinyal alınması penetrasyon engelini dışlar.
  • Sekonder antikorun kas liflerine nonspesifik bağlanması — primer antikor yokken sinyal izlenmemesi bu olasılığı dışlar.
  • Dondurma sırasında buz kristallerinin mitokondrileri parçalaması — aynı dondurma koşulundaki kontrolde aktivitenin korunması buz kristali hasarını dışlar.
  • Endojen peroksidaz aktivitesinin histokimyasal sinyali baskılaması — bu mekanizma primer antikor yokken de zemin sinyali verirdi ve kontroldeki güçlü aktiviteyi açıklamaz.

Aklında kalsın

Antikor proteinin varlığını gösterir, histokimya katalitik aktiviteyi gösterir; ikisi uyumsuzsa önce var-ama-inaktif protein düşünülmelidir.

42. soru

Yarışma tarzıGenital Sistem Histolojisi

Deneysel bir çalışmada erişkin over korteksinden alınan bir kesitte oosit çevresinde homojen asidofilik bir bant seçiliyor. Bu bandın dışında çok katlı kübik hücrelerden oluşan kalın bir tabaka izleniyor ve tabaka içinde antrum ya da kapiller görülmüyor. Tabakanın dışında bazal laminayla ayrılmış, içte kapillerden zengin epitelyoid hücrelerden ve dışta iğsi bağ dokusu hücrelerinden oluşan iki katmanlı bir kılıf ayırt ediliyor. Araştırmacı içteki kalın hücre tabakasından izole ettiği hücrelere kültür ortamında LH ekliyor.

Bu folikülden izole edilen granüloza hücrelerinin gonadotropin yanıtı açısından en olası özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — FSH’ye aromataz yanıtı, LH’ye steroid yanıtı yokluğu

Kısaca — Tanımlanan yapı antrumsuz sekonder foliküldür ve bu evrede granüloza yalnızca FSH’ye yanıt verir.

Sekonder folikülde oosit ile granüloza arasında zona pellucida belirir, granüloza çok katlıdır ancak antrum henüz oluşmamıştır ve bazal laminanın dışında teka interna ile teka eksterna seçilir; östrojen sentezi iki hücreli iş birliği gerektirir, teka internadaki LH reseptörleri androjen üretir, granülozadaki FSH reseptörleri aromatazı aktive ederek bu androjenleri östrojene çevirir, granülozada LH reseptörü ise ancak FSH etkisiyle preovulatuvar dönemde kazanılır.

Akıl yürütme

  • Homojen asidofilik bant → zona pellucida varlığını ve primerden ileri evreye geçişi gösterir.
  • Çok katlı kübik tabaka ile antrum yokluğu → sekonder preantral evreyi işaret eder, antrumlu Graaf folikülünü dışlar.
  • Bazal laminayla ayrılan içte vasküler epitelyoid ve dışta iğsi iki kılıf → teka interna ve teka eksterna farklılaşmasını, granülozanın hâlâ damarsız olduğunu gösterir.
  • İzole iç tabakaya LH eklenmesi → bu evrede LH reseptörü taşımayan granülozada cAMP ve steroid yanıtı beklenmediğini test eder.

Neden diğerleri değil

  • LH uyarısı sonrası androjen sentezinde belirgin artış — Androjen sentezi LH reseptörü taşıyan teka internaya aittir, izole granülozaya değil; kompartıman karıştırılırsa seçilir.
  • LH uyarısı sonrası cAMP aracılı progesteron sentezinde artış — Bu yanıt FSH ile LH reseptörü kazanmış preovulatuvar granülozanın luteinize yanıtıdır, antrumsuz evrede yoktur.
  • FSH yokluğunda androjenden bağımsız östradiol sentezi — Granüloza östrojeni tek başına yapmaz, teka kaynaklı androjene ve FSH ile aromataz aktivasyonuna bağımlıdır.
  • LH dalgasıyla kumulus ekspansiyonunu başlatma yeteneği — Kumulus ekspansiyonu LH reseptörü kazanmış, antrumlu preovulatuvar komplekse aittir.

Aklında kalsın

Bazal lamina sağlamken granüloza damarsızdır ve preantral evrede LH’ye yanıtsızdır; östrojen teka androjeninin granülozada FSH ile aromatize edilmesiyle üretilir.

43. soru

Yarışma tarzıHücre ve Organeller

Deneysel bir çalışmada ventrikül kas lifleri arasındaki bağlantılar inceleniyor. İnce kesit transmisyon elektron mikroskopisinde komşu hücre zarları arasında dar bir aralık izleniyor ancak zar içi düzenlenme seçilemiyor. Hücrelerden birine verilen küçük molekül ağırlıklı boya komşu hücreye hızla geçiyor ve lifler senkron kasılıyor. Araştırmacı zar içi partikül dizilimini en face görmek istiyor.

Bu amaçla uygulanan dondurma-kırma yönteminde beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — P yüzünde kümelenmiş intramembran partiküller

Kısaca — Boya geçişi ve senkron kasılma gap junctionu düşündürür; zar düzlemi içindeki konneksin dizilimi dondurma-kırmada P yüzünde kümelenmiş partikül olarak izlenir.

Dar aralık ilk bakışta sıkı bağlantıyı akla getirir, ancak küçük molekül ağırlıklı boyanın komşu hücreye geçmesi ve elektriksel eşgüdüm gap junctionun işlevsel kanıtıdır. İnce kesit zara dik planda trilaminer çizgi verir ve zar düzlemi içini göstermez; lipid tabakasını ortadan yaran dondurma-kırma ise integral membran proteinlerini en face gösterir.

Akıl yürütme

  • dar aralık ve seçilemeyen zar içi düzenlenme → ince kesitin sınırını gösterir, bağlantı tipini ayırmaz
  • boya geçişi ve senkron kasılma → hücreler arası düşük dirençli geçişi ve gap junctionu düşündürür, zonula occludensi dışlar
  • en face zar içi dizilim isteği → lipid çift tabakasını yaran dondurma-kırma ve P yüzünde partikül kümelerini gerektirir

Neden diğerleri değil

  • P yüzünde dallanan ağsı bantlar ve E yüzünde tamamlayıcı oluklar — zonula occludensin kırma yüzü örüntüsüdür; izleyiciyi durduran bu bağlantı boya geçişiyle dışlanır
  • Hücre dış yüzeyinin üç boyutlu topografik görüntüsü — hücre dış yüzeyini gösterir, zar içi düzlemi değil
  • Kesit düzleminde trilaminer birim membran çizgisi — zaten yapılan ince kesit bulgusudur, en face partikül dizilimini vermez
  • Koyu zeminde açık izlenen izole partikül görüntüsü — izole virüs ve makromoleküller için negatif boyamadır, doku içi zar düzlemini göstermez

Aklında kalsın

Geçişe izin veren bağlantı gap junctiondur ve kırma yüzünde partikül kümesi verir; geçişi engelleyen bantlar zonula occludensdir.

44. soru

Yarışma tarzıEpitel Doku ve Bezler

Deneysel bir çalışmada erişkin sıçanın mesane lateral duvarından alınan ve lümeni plazmaya göre hiperozmotik üre çözeltisiyle doldurulan izole bir segment inceleniyor. Segmenti döşeyen epitelde dolulukla değişen sayıda hücre sırası izleniyor; yüzey hücreleri büyük, kubbe biçimli ve yer yer çift çekirdekli olarak tanımlanıyor. Apikal sitoplazmada disk biçiminde veziküller ve kalınlaşmış membran plakları görülüyor; yüzeyde kinosilyum ya da mukus dolu kadeh biçiminde hücre izlenmiyor. Yüzey hücrelerinin seçici olarak zedelenmesinden sonra segment bir süre izleniyor.

Bu durumda lümen hacmi ve lümen üre konsantrasyonundaki beklenen birlikte değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Lümen hacminde artış ve lümen üre konsantrasyonunda azalma

Kısaca — Değişen kat sayısı ve kubbe biçimli plakalı yüzey hücreleri ürotelyumu gösterir ve şemsiye hücre bariyeri kalkınca hiperozmotik lümene su girer, üre çıkar.

Değişen sayıda hücre sırası, büyük kubbe biçimli yer yer çift çekirdekli yüzey hücreleri ile apikal disk vezikül ve kalın membran pl unsuru birlikte ürotelyumun olağan görünümüdür; sıkı bağlantılarla birlikte bu apikal uzmanlaşma idrar ile kan arasında su ve üreye karşı geçirgenlik bariyeri oluşturur. Bariyer seçici olarak kaldırıldığında akımlar pasif gradyanları izler, bu yüzden plazmaya göre hiperozmotik ve üreden zengin lümene ozmozla su girerken üre konsantrasyon gradyanı yönünde dışarı çıkar.

Akıl yürütme

  • Dolulukla değişen sıra sayısı ve kubbe biçimli büyük yüzey hücreleri → değişici epitel lehine, sabit katmanlı çok katlı yassı epiteli dışlar
  • Disk biçiminde vezikül ve kalın apikal plak → şemsiye hücre ve uroplakin plak birikimini destekler
  • Kinosilyum ve müsin dolu kadeh hücresi yokluğu → yalancı çok katlı solunum epiteli olasılığını dışlar
  • Hiperozmotik üre çözeltisi varlığında yüzey zedelenmesi → bariyer kaybında su girişini ve üre çıkışını öngörür

Neden diğerleri değil

  • Lümen hacminde azalma ve lümen üre konsantrasyonunda artış — Suyun ozmotik yönünü tersine çevirir; hiperozmotik lümen su çeker, kaybetmez.
  • Lümen hacminde artış ve lümen üre konsantrasyonunda artış — Su girişini doğru alır ancak ürenin de dışarı difüze olacağını gözden kaçırır.
  • Lümen hacminde azalma ve lümen üre konsantrasyonunda azalma — Her iki akımı da dışarı yönlendirir; ozmotik su hareketini yanlış yönde kabul eder.
  • Lümen hacmi ve lümen üre konsantrasyonunda değişiklik olmaması — Bariyeri bazal hücrelere atfeder; oysa geçirgenlik bariyeri yüzey şemsiye hücrelerindedir.

Aklında kalsın

Ürotelyumda bariyeri şemsiye hücreler kurar, kaybolunca su ve üre gradyan yönünde kaçar.

45. soru

Yarışma tarzıGenel Embriyoloji

İnfertilite nedeniyle intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu uygulanan bir çiftte olgun oositler kullanılıyor. Enjeksiyondan sonra oositlerde ikinci kutup cisimciğinin atıldığı, iki pronükleusun oluştuğu ve kortikal reaksiyonun izlendiği görülüyor. Buna karşın pronükleusların birleşmesini takiben bipolar mekik kurulamıyor ve zigot ilk mitoza giremiyor; bölünme izlenmiyor. Spermiyumların elektron mikroskopisinde akrozom ve aksonem yapıları normal bulunurken baş-kuyruk bağlantı bölgesinde sentriol yapısında bozukluk saptanıyor.

Bu tabloda ilk mitotik bölünme başarısızlığını en iyi açıklayan mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Spermiyuma ait sentrozomla ilk mitotik mekiğin kurulamaması

Kısaca — Aktivasyon tamamlanmış ama ilk mekik kurulamıyorsa sorun upstream fertilizasyonda değil, sperm sentrozomundadır.

İnsanda zigot sentrozomu spermiyumun distal sentriolünden köken alır ve ilk mitotik mekiği düzenler. İntrasitoplazmik enjeksiyon kapasitasyon, akrozom reaksiyonu, zona geçişi ve membran füzyonunu baypas eder. İkinci kutup cisimciği, iki pronükleus ve kortikal reaksiyon oosit aktivasyonunun tamamlandığını gösterir; bu bulgular upstream defektleri dışlayan fork’tur. Akrozom ve aksonem normalken izole baş-kuyruk sentriol bozukluğu, selektif paternal sentrozom katkısı kaybına uyar.

Akıl yürütme

  • ICSI kullanımı → kapasitasyon, akrozom ve zona basamaklarının baypas edildiğini gösterir
  • ikinci kutup + iki pronükleus + kortikal reaksiyon → kalsiyum dalgası ve oosit aktivasyonunun tamamlandığını gösteren fork, aktivasyon defektini dışlar
  • bipolar mekik yok + ilk mitoz yok + izole sentriol bozukluğu → paternal sentrozomla mekik kurulamamasına uyar
  • akrozom ve aksonem normal → sorunun motilite veya zona penetrasyonunda olmadığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Kapasitasyon gerçekleşmediği için spermiyumun zona bağlayamaması — ICSI zonayı baypas eder; ayrıca pronükleus oluşmuştur
  • Akrozom reaksiyonu gerçekleşmediği için zonanın geçilememesi — akrozom normaldir ve ICSI ile zona aşılmıştır
  • Oosit aktivasyonunda sitozolik kalsiyum dalgasının oluşamaması — ikinci kutup, pronükleus ve kortikal reaksiyon aktivasyonun olduğunu kanıtlar
  • Kortikal granül ekzositozunun erken gerçekleşerek zonanın sertleşmesi — kortikal reaksiyon izlenmiştir ve zona sertleşmesi mitotik mekiği engellemez

Aklında kalsın

Pronükleus var ama ilk bölünme yoksa akla sperm sentrozomu gelsin.

46. soru

Yarışma tarzıEpitel Doku ve Bezler

Erkek genital kanaldan alınan iki ayrı segmentin elektron mikroskobik incelemesinde her ikisinde de lümene uzanan parmaksı çıkıntılar izleniyor. Birinci segmentte çıkıntıların içinde düzenli mikrotübül demetleri ve dinein kolları saptanıyor; ikinci segmentte ise çıkıntıların içinde aktin filament demetleri izleniyor, mikrotübül organizasyonu ve bazal cisim görülmüyor. İkinci segmenti döşeyen epitelde tüm hücrelerin bazal membran ile temas ettiği, ancak çekirdeklerin farklı düzeylerde dizildiği saptanıyor. Her iki segmente dinein aracılı hareketi durduran bir ajan uygulanıyor.

Bu ajanın ikinci segmentin fonksiyonu üzerine beklenen etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Lümen sıvısı emiliminde anlamlı değişiklik olmaması

Kısaca — Aktin demetli, bazal cisimsiz çıkıntı ile yalancı çok katlı dizilim stereosilyalı epiteli gösterir ve dinein blokajı aktin bağımlı emilimi değiştirmez.

İkinci segmentteki çıkıntılarda mikrotübül organizasyonu ve bazal cisim yerine aktin filament demeti görülmesi gerçek kirpik değil stereosilya olduğunu kanıtlar; tüm hücrelerin bazal membrana değip çekirdeklerin farklı düzeylerde dizilmesi ise çok katlı değil yalancı çok katlı düzenlenmeyi gösterir. Stereosilya aktin çatılı uzun bir mikrovillus demetidir ve lümen sıvısının emilimi için yüzeyi artırır, dinein ATPaz ile vuruş yapmaz.

Akıl yürütme

  • Aktin demeti ile mikrotübül ve bazal cisim yokluğu → ikinci segmentte gerçek kirpik değil stereosilya lehine, solunum tipi kirpiği dışlar
  • Tüm hücrelerin bazal membrana değmesi → yalnızca bazal hücrelerin değdiği çok katlı örtüyü dışlar
  • Çekirdeklerin farklı düzeylerde dizilmesi → basit prizmatik dizilimi dışlar, yalancı çok katlıyı destekler
  • Dinein blokajı → mikrotübül kaymasını durdurur, aktin demetli emilim yapısını etkilemez

Neden diğerleri değil

  • Lümen sıvısı emiliminde belirgin azalma — Lümene uzanan her çıkıntıyı dinein bağımlı kirpik sanır; stereosilya dineinle çalışmaz.
  • Lümen sıvısı emiliminde belirgin artış — Blokajı kompansatuvar artış gibi okur; aktin bağımlı emilimde böyle bir yanıt yoktur.
  • Lümendeki partiküllerin ileriye taşınmasında belirgin hızlanma — Emilim yapısını itici kirpikle karıştırır; stereosilya partikül itmez.
  • Lümendeki partiküllerin ileriye taşınmasında belirgin yavaşlama — Dinein blokajının bu segmentte de taşımayı yavaşlatacağını sanır; bu segmentte dineinle taşıma yoktur.

Aklında kalsın

Stereosilya kirpik değil emilim mikrovillusudur, dinein blokajından etkilenmez.

Tüm bölümler

Bu soruların ait olduğu konuları oku: Anatomi · Histoloji ve Embriyoloji · Fizyoloji

Tüm TUS — Temel Tıp Bilimleri yarışma tarzı sorular · TUS — Temel Tıp Bilimleri zorlu sorular · TUS — Temel Tıp Bilimleri hakkında her şey