Cepte soru çözTUS — Klinik Tıp BilimleriZorlu sorularYarışma tarzı

TUS — Klinik Tıp Bilimleri

TUS — Klinik Tıp Bilimleri · Yarışma tarzı sorular

  • 42 soru
  • Gerçek sınavdan daha zor
  • Ücretsiz

Bu sorular TUS — Klinik Tıp Bilimleri kapsamına göre yazıldı; ancak zorluk değerlendirmemize göre her biri gerçek sınavdaki her sorudan ve TUS — Klinik Tıp Bilimleri zorlu sorular denemesinden de daha zor. Burada puan hesaplanmaz; bu sorular bir TUS — Klinik Tıp Bilimleri puanını öngörmez.

Bir cevap seç, sonra sorunun altındaki çözümü açarak doğru cevabı ve nasıl çözüldüğünü gör. Seçtiklerin bu tarayıcıda saklanır.

1. soru

Yarışma tarzıÇocuk Cerrahisi

Yirmi sekiz haftalık doğan erkek bebekte postnatal ikinci haftada abdominal distansiyon, gaita çıkışında azalma ve gaitada kan görülmesi üzerine nekrotizan enterokolit düşünülerek barsak istirahati ve antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Tedaviyle beslenmesi yeniden başlanan bebekte taburculuk sonrası altıncı haftada kusma ve karın distansiyonu tekrar ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde ateş saptanmıyor, batın distandü bulunuyor, barsak sesleri artmış alınıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit ve C-reaktif protein normal bulunuyor, ayakta direkt batın grafisinde yaygın dilate anslar izleniyor, pnömatozis ve portal vende gaz görülmüyor.

Bu yeni tabloda en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Kontrastlı kolon incelemesi ve cerrahi değerlendirme yapılması

Kısaca — Medikal iyileşmeden haftalar sonra ateşsiz ve inflamatuvar belirteçsiz obstrüksiyon postnekrotik striktürü düşündürür, kontrastlı inceleme ve cerrahi gerekir.

Nekrotizan enterokolitte iskemik-ne krotik segment iyileşirken fibrozis ve darlık bırakabilir; haftalar sonra inflamasyon bulgusu olmadan mekanik tıkanma ortaya çıkar. Nükste ateş, sistemik bozulma, trombositopeni benzeri inflamatuvar tablo ve grafide pnömatozis beklenirken, striktürde tablo ate şsizdir ve grafide yalnızca dilate anslar görülür.

Tanıya götüren bulgular

  • Geçirilmiş nekrotizan enterokolit ve medikal iyileşme → striktür için zemin oluşturur
  • Haftalar sonra kusma ve distansiyon → geç mekanik komplikasyon zamanlamasını düşündürür
  • Ateş yokluğu ile normal lökosit ve C-reaktif protein → aktif nüks inflamasyonundan uzaklaştıran fork bulgulardır
  • Pnömatozis ve portal vende gaz görülmemesi → aktif nekrotizan enterokoliti dışlar
  • Yaygın dilate anslar ve artmış barsak sesleri → mekanik obstrüksiyonu destekler

Neden diğerleri değil

  • Barsak istirahati ve antibiyotikle nekrotizan enterokolit tedavisine yeniden dönülmesi — nüks varsayımıyla doğru olurdu; ancak ateşsizlik, normal belirteçler ve pnömatozis yokluğu aktif nüksü dışlar
  • Üst gastrointestinal kontrastlı incelemeyle malrotasyon araştırılması — safralı kusmalı üst düzey volvulus öyküsüne uyar; bu tabloda öykü alt gastrointestinaldir
  • Rektal biyopsiyle Hirschsprung hastalığı araştırılması — geçiş zonu hastalığını araştırır; nekrotizan enterokolit sonrası striktür zamanlamasını açıklamaz
  • Pnömatik redüksiyonla invajinasyon tedavisi denenmesi — hedef bulgulu daha büyük süt çocuğu tablosuna uyar; bu yaş ve grafi bulgularına uymaz

Aklında kalsın

Nekrotizan enterokolitten haftalar sonra ateşsiz tıkanma görürsen striktürü dışlamadan nüks tedavisine dönme.

2. soru

Yarışma tarzıGöz Hastalıkları

Altmış sekiz yaşındaki erkek hasta sağ göze yapılan sorunsuz fakoemülsifikasyon ve göz içi lens implantasyonundan bir gün sonra bulanık görme yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden ameliyat gecesi hafif batma dışında belirgin göz ağrısı, kapak şişliği ve ateş tariflemediği öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ gözde görme keskinliği 0,2 düzeyinde bulunuyor, kapaklarda ödem ve belirgin siliyer enjeksiyon izlenmiyor. Biyomikroskopide korneada limbusdan limbusa yaygın ödem, ön kamarada yoğun hücre ve 1 mm hipopyon saptanıyor. Vitreus berrak izleniyor, fundus ayrıntısı seçilebiliyor ve sistemik lökositoz saptanmıyor.

Bu hastada şimdi yapılması en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Yoğun topikal steroid tedavisiyle yakın takip yapılması

Kısaca — Ameliyattan bir gün sonra limbusdan limbusa kornea ödemi ve berrak vitreusla seyreden steril enflamasyon toksik ön segment sendromudur ve yoğun topikal steroidle izlenir.

Yoğun hücre ve hipopyon önce endoftalmiyi düşündürür; ancak sorunsuz cerrahiden bir gün sonra ortaya çıkması, kapak ödemi ve belirgin ağrı olmaması, korneada limbusdan limbusa yaygın ödem bulunması ile vitreusun berrak olup fundus ayrıntısının seçilebilmesi bakteriyel enfeksiyonu uzaklaştırıp steril enflamasyona yöneltir. Toksik ön segment sendromu irrigasyon solüsyonu ya da aletlere bağlı steril enflamasyondur, vitreusa ilerlemez; bu yüzden vitreusa yönelik antibiyotik ya da vitrektomi değil, enflamasyonu baskılayan yoğun topikal steroid ve yakın takip gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Sorunsuz cerrahiden bir gün sonra bulanık görme → çok erken postoperatif dönem
  • Limbusdan limbusa yaygın kornea ödemi → toksik ve endotelyal hasar paterni
  • Yoğun hücre ve 1 mm hipopyonla birlikte berrak vitreus ve seçilebilen fundus → enflamasyonun ön segmentte sınırlı olması
  • Belirgin ağrı, kapak ödemi, ateş ve lökositoz yokluğu → bakteriyel endoftalmiden uzaklaşma

Neden diğerleri değil

  • Vitreus örneklemesiyle birlikte intravitreal antibiyotik uygulaması — vitritisli endoftalmi tedavisidir, vitreus berrakken ve fundus seçilebiliyorken endike değildir.
  • Acil pars plana vitrektomi ve intravitreal antibiyotik tedavisi — ağır ve vitreusa ilerlemiş enfeksiyonda gündeme gelir, birinci gündeki steril ön segment tablosunda gereksiz ve zararlıdır.
  • Fortifiye topikal ve sistemik antibiyotik tedavisi başlanması — bakteriyel enfeksiyonu kanıtlamaz, berrak vitreus ve sistemik bulgu yokluğuyla uyumsuzdur.
  • Nd:YAG lazerle arka kapsülotomi yapılması — aylar sonra gelişen ağrısız arka kapsül opasitesinde işe yarar, erken postoperatif hipopyonlu tabloda yeri yoktur.

Aklında kalsın

Birinci gün, yaygın kornea ödemi ve berrak vitreusla gelen hipopyonlu postoperatif tabloda toksik ön segment sendromunu hatırla ve yoğun topikal steroidle izle.

3. soru

Yarışma tarzıÖzofagus ve Mide Hastalıkları

Altımış sekiz yaşındaki erkek hasta son 3 aydır artan yutma güçlüğü ve 10 kg kilo kaybı yakınmasıyla başvuruyor. Katı gıdalarla başlayan disfajinin son haftalarda sıvılarla da ortaya çıktığı, geceleri öksürük ve regürjitasyonun eşlik ettiği öğreniliyor. Öyküsünden uzun süreli gastroözofageal reflü dışında özellik olmadığı, sigara ve alkol kullanmadığı öğreniliyor. Baryumlu özofagus grafisinde özofagusta genişleme ve gastroözofageal bileşkede düzgün daralma ile kuş gagası görünümü izleniyor. Endoskopide özofagus lümeninde gıda artıkları görülüyor, kardia zorlanarak geçiliyor ancak mukozada belirgin kitle ya da ülser saptanmıyor. Özofagus manometrisinde alt özofagus sfinkterinde yetersiz gevşeme ve gövdede aperistalsis raporlanıyor.

Bu hasta için en uygun sonraki basamak aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Torakoabdominal tomografi ve endoskopik ultrasonografi yapılması

Kısaca — Kuş gagası ve aperistalsis primer akalazyayı taklit etse de ileri yaş ve hızlı kilo kaybı psödoakalazyayı düşündürür ve akalazya tedavisi öncesi malignite dışlanmalıdır.

Adenokarsinom gastroözofageal bileşkeyi infiltre ederek alt özofagus sfinkter gevşemesini bozar ve gövdede aperistalsis oluşturur, bu yüzden baryum ve manometri primer akalazya ile aynı görünümü verir. Primer akalazyada disfaji yıllara yayılır ve kilo kaybı sınırlı kalır, oysa bu hastada 3 ayda sıvılara ilerleme, 10 kg kayıp ve kardiada zorlanarak geçilen darlık sekonder infiltrasyonu akla getirir; mukozada kitle görülmemesi infiltratif tümörü dışlamaz. Malignite dışlanmadan dilatasyon ya da miyotomi yapılması perforasyona ve kanser tedavisinde gecikmeye yol açar, bu nedenle duvar katmanlarını ve ekstraözofageal yayılımı gösteren incelemeler ilk basamaktır.

Tanıya götüren bulgular

  • 68 yaş, 3 ayda sıvılara ilerleyen disfaji ve 10 kg kayıp → primer akalazya için atipik hız ve şiddet, sekonder nedeni düşündürür
  • Uzun süreli gastroözofageal reflü ve sigara alkol yokluğu → skuamöz riskten uzaklaşıp distal bileşke adenokarsinom zeminine yaklaştırır
  • Kuş gagası görünümü, gıda stazı ve aperistalsis → ilk bakışta primer akalazya izlenimi verir ve çeldiriciyi kurar
  • Kardiada zorlanarak geçilen darlığa rağmen mukozada kitle görülmemesi → normal endoskopik mukozanın infiltratif tümörü dışlamadığını gösteren fork bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Pnömatik dilatasyon ile sfinkterin genişletilmesi — primer akalazya tedavisidir, malignitede perforasyon riskini artırır ve tümör tedavisini geciktirir
  • Laparoskopik Heller miyotomi ile sfinkterin kesilmesi — primer akalazyanın kalıcı tedavisidir, psödoakalazyada altta yatan kanseri ortadan kaldırmaz
  • Peroral endoskopik miyotomi ile sfinkterin kesilmesi — aynı şekilde akalazyaya yöneliktir ve malignite dışlanmadan yapılması sakıncalıdır
  • Yüksek doz proton pompa inhibitörü ile reflünün tedavi edilmesi — regürjitasyonu reflü sanır, mekanik infiltratif darlığı ve kilo kaybını açıklamaz

Aklında kalsın

Yaşlıda kısa sürede belirgin kilo kaybıyla ortaya çıkan akalazya benzeri tablo psödoakalazyadır ve dilatasyon ya da miyotomi öncesi bileşke tümörü dışlanmalıdır.

4. soru

Yarışma tarzıİnce Bağırsak ve Periton Hastalıkları

Otuz dört yaşındaki kadın hasta bir gündür süregelen kramp tarzında karın ağrısı, bulantı-kusma ve gaz-gaita çıkaramama yakınmasıyla acil servise başvuruyor. Öyküsünden üç yıl önce laparoskopik Roux-en-Y gastrik bypass geçirdiği ve o zamandan beri zaman zaman kendiliğinden geçen benzer ağrılarının olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde batında distansiyon ve yaygın hassasiyet saptanıyor; defans ve rebound alınmıyor, bağırsak sesleri hiperaktif alınıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit sayısı 11.200/mm³, C-reaktif protein 12 mg/L ve laktat 1,6 mmol/L bulunuyor. Ayakta direkt batın grafisinde ince bağırsak düzeyinde hava-sıvı seviyeleri izleniyor. Bilgisayarlı tomografide dilate jejunal anslar, mezenterde girdap işareti ve distal kollabe anslarla birlikte geçiş zonu bildiriliyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Acil cerrahi eksplorasyon

Kısaca — Roux-en-Y gastrik bypass sonrası mezenterik defektten gelişen internal herniye bağlı kapalı ans tıkanıklık söz konusudur ve strangülasyon riski nedeniyle acil cerrahi gerekir.

Roux-en-Y sonrası oluşan mezenterik defektlerden ince bağırsağın herniye olması dar boyunlu kapalı ans oluşturur; önce venöz dönüş bozulur, duvar ödemi ve iskemi hızla ilerler. Bu evrede defans ve laktat yüksekliği henüz olmayabilir, ancak beklemek arteriyel tıkanıklık ve nekrozla sonuçlanır. Bu nedenle geçiş zonu ve girdap işareti olan kapalı ans tablosunda suda çözünür kontrastla izlem ya da kolona yönelik farmakolojik dekompresyon zaman kaybettirir.

Tanıya götüren bulgular

  • Üç yıl önce laparoskopik Roux-en-Y bypass ve tekrarlayan kendiliğinden geçen ağrılar → aralıklı herniye olup geri dönen internal herni atağı
  • Tomografide girdap işareti, geçiş zonu ve distal kollabe anslar → basit adeziv tıkanıklık değil, kapalı ans mekanik tıkanıklık
  • Kramp tarzı ağrı, hiperaktif bağırsak sesi, gaz-gaita çıkaramama ve hava-sıvı seviyeleri → adinamik ileus değil, mekanik obstrüksiyon
  • Defans ve rebound yokluğu ile normal laktat → strangülasyonu dışlamaz; kapalı ansta erken dönemde beklenen tuzak bulgu

Neden diğerleri değil

  • Nazogastrik dekompresyon, sıvı-elektrolit replasmanı ve suda çözünür kontrast madde ile konservatif izlem — basit adeziv tıkanıklıkta yararlıdır; kapalı ansta strangülasyonu geciktirerek nekroz riskini artırır.
  • İntravenöz neostigmin ile farmakolojik dekompresyon — akut koloni̇k psödo-obstrüksiyonda mekanik tıkanıklık dışlandıktan sonra düşünülür; burada mekanik ince bağırsak tıkanıklığı vardır.
  • Oral laksatif ve lavman ile kolonik boşaltma — kolonik atonide düşünülür; kapalı ans ince bağırsak tıkanıklığını çözmez ve distansiyonu artırır.
  • Damar yolundan antibiyotik başlanarak tomografinin 24 saat sonra tekrarlanması — sepsis odağı yokken antibiyotik ve pasif izlem iskemi penceresini kaçırır.

Aklında kalsın

Bypass sonrası girdap işareti ve geçiş zonu kapalı ans internal herniyi gösterir; periton bulgusu ve laktat yükselmesi beklenmeden acil eksplorasyon gerekir.

5. soru

Yarışma tarzıOrtopedi ve Travmatoloji

Otuz sekiz yaşındaki erkek hasta jeneralize tonik-klonik nöbet sonrasında sağ omuzda ağrı ve hareket kısıtlılığı yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden daha önce benzer nöbetler geçirdiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ kol addüksiyon ve iç rotasyonda kilitli bulunuyor, pasif dış rotasyon yapılamıyor ve omuz ön yüzünde dolgunluk izlenmiyor. Ön-arka omuz grafisinde humerus başının ampul görünümünde izlendiği ve eklem aralığının net değerlendirilemediği bildiriliyor. Nörovasküler muayenede ek defisit saptanmıyor. Hasta omzunu yer çekimine karşı aktif olarak hareket ettiremiyor.

Ayırıcı bulgunun işaret ettiği çıkık yönünde beklenen eşlikçi lezyon aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Humerus başı anteromedialinde kama şeklinde impresyon defekti

Kısaca — Nöbet sonrası iç rotasyonda kilitlenme ve dış rotasyon yapılamaması posterior çıkığı düşündürür ve anteromedial impresyon defekti beklenir.

Güçlü iç rotatorların kasılmasıyla humerus başı arkaya itilir; kol addüksiyon ve iç rotasyonda kilitlenir, dış rotasyon olanaksızlaşır ve ön-arka grafide baş yuvarlak izlenir, bu tablo sık görülen anterior çıkıktan ayrılır; arkaya yer değiştiren başın anteromedial yüzü posterior glenoid kenara çarparak kama şeklinde gömülme oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Jeneralize nöbet sonrası omuz ağrısı → posterior çıkık mekanizmasını destekler
  • Kolun iç rotasyonda kilitli olması → posterior kilitlenmeyi düşündürür
  • Pasif dış rotasyon yapılamaması → ayırıcı bulgudur, anterior çıkık tanısından uzaklaştırır
  • Omuz ön yüzünde dolgunluk izlenmemesi → anterior çıkığı dışlar
  • Ampul görünümü → başın rotasyon profili kaybını düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Glenoid ön-alt kenarında kemik ayrışma ve labral yırtık — anterior çıkığın lezyonudur, bu vakadaki kilitli iç rotasyonla uyumsuzdur
  • Humerus başı posterolateralinde kama şeklinde impresyon defekti — anterior çıkıkta başın arka-dış yüzünün ön glenoide çarpmasıyla oluşur, yön terstir
  • Akromiyon ön kenarında deplasman gösteren avülsiyon kırığı — direkt travma lezyonudur, rotasyonel kilitlenme ve grafi paternini açıklamaz
  • Klavikula orta diafizinde deplasman gösteren parçalı kırık — omuz kuşağı travmasıdır ancak rotasyonel kilitlenme ve grafi paternini açıklamaz

Aklında kalsın

Nöbet sonrası dışa döndürülemeyen iç rotasyondaki omuz posteriordur ve ön-içte gömülme beklenir.

6. soru

Yarışma tarzıKaraciğer, Safra Yolları ve Pankreas Cerrahisi

Kırk sekiz yaşındaki kadın hasta sağ üst kadranda künt ağrı, üşüme-titreme ile yükselen ateş ve sarılık yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden İç Anadolu’da yaşadığı, koyun beslediği ve köpekle yakın teması olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde skleralarda ikter ve sağ üst kadranda hassasiyet saptanıyor, defans ve rebound alınmıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 12.400/mm³, eozinofil 1.800/mm³, total bilirubin 6,2 mg/dL, direkt bilirubin 4,8 mg/dL, alkalen fosfataz ve gama-glutamil transferaz yüksek, transaminazlar hafif yüksek bulunuyor. Üst abdominal ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntülemede sağ lobda duvarında kalsifikasyon içeren, içinde yüzen membranlar ve çok sayıda küçük vezikül barındıran heterojen kistik lezyon ile intrahepatik safra yollarında genişleme ve koledokta membranöz debris izleniyor.

Bu hastada sakıncalı olan girişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Kist içeriğinin hipertonik salinle yıkanarak perkütan boşaltılması

Kısaca — Safra yoluna açılmış hidatik kiste skolosidal ajan vermek kimyasal kolanjit yapacağı için sakıncalıdır.

Koyun-köpek teması, eozinofili, kalsifiye duvarlı yüzen membranlı ve kız veziküllü kist ile direkt bilirubin yüksekliği, alkalen fosfataz ve gama-glutamil transferaz yüksekliği artı intrahepatik genişleme ve koledokta membranöz debris birlikte kist hidatiğinin safra yoluna açıldığını düşündürür. Bu durumda kaviteye verilen hipertonik salin gibi skolosidal ajanlar safra yollarına geçerek kostik sklerozan kolanjite yol açar; bu yüzden önce endoskopik sfinkterotomi ile debris ve membranların temizlenerek dekompresyon sağlanması, perioperatif albendazol ile elektif definitif cerrahi planlanması gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Koyun besleme ve köpek teması → Echinococcus granulosus maruziyetini destekler
  • Eozinofili ile kalsifiye duvarlı, yüzen membranlı ve kız veziküllü kist → hidatik kisti düşündürür ve piyojenik apse tanısından uzaklaştırır
  • Direkt bilirubin yüksekliği ile alkalen fosfataz ve gama-glutamil transferaz yüksekliği artı intrahepatik genişleme ve koledokta debris → kist-biliyer ilişki ve rüptürü destekler
  • Ateş ve lökositoz → tek başına bakteriyel apse gibi okunabilir, ancak membran, vezikül ve eozinofili örüntüsüyle birlikte hidatik debris kolanjitini düşündürür
  • Defans ve rebound olmaması → yaygın peritonit değil, dekompresyon ve elektif cerrahi penceresi olduğunu destekler

Neden diğerleri değil

  • Endoskopik sfinkterotomi ile koledoktaki debris ve membranların temizlenmesi — biliyer obstrüksiyon ve kolanjitin dekompresyonu için gereklidir, sakıncalı değildir
  • Cerrahide kist içeriğinin boşaltılıp safra fistülünün kapatılması — kalıcı fistülün kapatılması ve nüksün önlenmesi için gerekli definitif yaklaşımdır
  • Cerrahi öncesi ve sonrası albendazol tedavisi uygulanması — protoskoleks yükünü azaltır ve yayılımı sınırlar, biliyer fistülde de kontrendike değildir
  • Safra yolu dekompresyonu sonrası elektif kist cerrahisi planlanması — aktif kolanjit varken acil kist cerrahisi yerine dekompresyon sonrası elektif cerrahi morbiditeyi azaltır

Aklında kalsın

Safra yoluyla ilişkili hidatik kiste skolosidal ajan vermek kostik kolanjit yapar.

7. soru

Yarışma tarzıTravmaya Metabolik ve Nöroendokrin Yanıt

Kırk altı yaşındaki kadın hasta karın içi kanamaya bağlı acil laparotomi sonrası yoğun bakımda izleniyor. Ameliyat sonrası ilk günde idrar çıkışı azalmış olarak gözleniyor ve kan basıncı ile santral venöz basıncı normal sınırlarda seyrediyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyinde belirgin yükselme izlenmiyor, idrar osmolalitesi yüksek ve idrar sodyumu düşük bulunuyor. İdrar mikroskopisinde aktif sediment ya da patolojik silendir saptanmıyor.

Bu tablodaki sıvı-elektrolit durumuna yönelik en uygun çıkarım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Fizyolojik ADH-aldosteron yanıtı; sıvı yüklemesinden kaçınılması

Kısaca — Ameliyat sonrası ilk günde normal basınçlarla birlikte konsantre ve sodyumu düşük idrar ile normal kreatinin ve sessiz sediment fizyolojik ADH-aldosteron tutulumunu gösterir ve ek sıvı yüklemesinden kaçınılır.

Travma ve cerrahi ağrı, bulantı, hipovolemi sinyalleri ve sempatik aktivasyonla ADH salınımını artırır, renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi ve sempatik renal yanıt sodyum ve su tutulumuna yol açar. Bu fizyolojik yanıt oligüri, yüksek idrar osmolalitesi ve düşük idrar sodyumu doğurur, serum kreatinini belirgin yükseltmez ve idrar sedimentini aktifleştirmez. Basınçlar normalse tablo böbrek hasarı ya da sürmekte olan kanama değil beklenen nöroendokrin adaptasyondur, agresif sıvı ve diüretik zarar verir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ameliyat sonrası ilk günde oligüri → erken nöroendokrin su-tuz tutulum zamanlamasına uyar
  • Kan basıncı ve santral venöz basıncın normal olması → süren hipovolemik şoku uzaklaştırır
  • İdrar osmolalitesinin yüksek ve idrar sodyumunun düşük bulunması → konsantre etme yeteneğinin korunduğunu ve tübüler hasarı dışladığını gösterir
  • Serum kreatininde belirgin yükselme olmaması → akut tübüler nekrozdan uzaklaştırır
  • Aktif sediment ve patolojik silendir saptanmaması → parankimal böbrek hastalığını dışlar

Neden diğerleri değil

  • Akut tübüler nekroz; yüksek doz loop diüretiği başlanması — idrar sodyumu düşük, osmolalite yüksek ve sediment sessizdir, kreatinin belirgin yüksek değildir
  • Santral diabetes insipidus; desmopressin tedavisi başlanması — poliüri ve dilüe idrar beklenirken oligüri ve konsantre idrar vardır, yön terstir
  • Serebral tuz kaybı; hipertonik salin infüzyonu yapılması — poliüri ve yüksek idrar sodyumu ile hipovolemi beklenirken idrar sodyumu düşüktür ve basınçlar normaldir
  • Devam eden hipovolemik şok; hızlı bolus sıvı replasmanına devam edilmesi — basınçlar normaldir ve böbrek konsantre ediyordur, ek bolus volüm yüküne yol açar

Aklında kalsın

Erken postoperatif oligüride konsantre ve düşük sodyumlu idrar ile normal kreatinin görüldüğünde fizyolojik ADH-aldosteron yanıtı düşün ve aşırı sıvıdan kaçın.

8. soru

Yarışma tarzıGöz Hastalıkları

Yetmiş iki yaşındaki kadın hasta, sol gözde batma, kızarıklık, sulanma ve bulanık görme yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden on gün önce aynı gözde dallanan tarzda boyanan bir epitel lezyonu saptandığı ve topikal antiviral tedavi başlandığı öğreniliyor. Tedaviyle ağrının azaldığı ancak bulanıklığın sürdüğü belirtiliyor. Fizik muayenede sol korneada santral yerleşimli, geniş, kenarları düzensiz, infiltratsız bir epitel defekti saptanıyor. Defekt floreseinle boyanıyor ve çevresinde dallanan uzantı izlenmiyor. Pamuk uçla dokunmaya kornea duyarlılığının belirgin azaldığı, hipereminin hafiflediği, ön kamarada hücre izlenmediği görülüyor. Öyküsünde uzun süreli diabetes mellitus ve tekrarlayan uçuklar olduğu öğreniliyor.

Bu aşamada en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Toksik topikal tedaviyi keserek yüzeyi suni gözyaşı ve bandaj lensle korumak

Kısaca — Dallanan lezyonla başlayan tablo ağrısız persistan defekt ve duyu kaybına dönüştüğünden sorun aktif herpes değil nörotrofik yüzeydir.

İlk lezyonun dallanan tarzda boyanması ve tekrarlayan uçuk öyküsü herpes simpleks epitel keratitini düşündürür. Herpes kornea sinirlerini hasarladığında, ileri yaş ve diabetes mellitus zemininde epitel iyileşmesi bozulur ve toksik topikal tedavinin de katkısıyla infiltratsız, dendritsiz geniş bir defekt ağrısız şekilde sürer. Bu durumda viral replikasyonu baskılamaya çalışmak yüzeyi daha da bozar; toksik ilacı kesip gözyaşı ve bandaj lensle nemli, korunaklı bir yüzey sağlamak gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • dallanan tarzda boyanan ilk lezyon ve tekrarlayan uçuklar → ilk tanının herpes epitel keratiti olduğunu destekler
  • tedaviyle ağrının geçmesine karşın bulanıklık ve boyanmanın sürmesi → iyileşme değil persistan defekt olduğunu düşündürür
  • pamuk uçla duyunun belirgin azalmış olması → nörotrofik zemini gösteren fork bulgudur
  • çevrede dallanan uzantı, infiltrat ve ön kamara hücresi olmaması → aktif replikasyon ve stromal iltihabı dışlar
  • uzun süreli diabetes mellitus ve ileri yaş → epitel iyileşme kusuruna yatkınlığı açıklar

Neden diğerleri değil

  • Oral antiviral ekleyerek topikal antiviral tedaviyi yoğunlaştırmak ve sıkı takip etmek — aktif dendrit ve infiltrat yoktur; persistan ağrısız defektte toksik antivirali artırmak iyileşmeyi geciktirir
  • Topikal steroid başlayarak mevcut antiviral tedaviye aynı şekilde devam etmek — stromal iltihap ve ön kamara reaksiyonu yoktur; epitel defektinde steroid erimeyi kolaylaştırır
  • Fortifiye topikal antibiyotik başlayarak acil kornea kazıntısı ve kültür ile takip etmek — yoğun santral infiltrat ve hipopyon yoktur; tablo bakteriyel abseden uzaklaştırır
  • Acil penetran keratoplasti planlayarak sistemik steroid tedavisi vermek ve izlemek — perforasyon ve Seidel pozitifliği yoktur; akut inflame olmayan yüzeyde acil greft endike değildir

Aklında kalsın

Kornea duyusu azalmış, ağrısız ve infiltratsız süren epitel defektinde antivirali yoğunlaştırma, yüzeyi koru.

9. soru

Yarışma tarzıAnesteziyoloji ve Reanimasyon

Yirmi dört yaşındaki sağlıklı, kas gücü yerinde erkek hasta septoplasti için genel anestezi alıyor. Ekstübasyon sonrasında inspiratuvar stridor, göğüs duvarında içe çekilme ve oksijen satürasyonunda düşme izleniyor. Laringospazm düşünülerek uygulanan müdahale sonrasında hava yolu açılıyor ve stridor kayboluyor. Açılmayı izleyen dakikalar içinde öksürükle pembe köpüklü balgam, taşipne ve iki taraflı ince raller ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde ekspiryumda baskın wheezing, ürtiker, hipotansiyon veya ateş saptanmıyor; mide içeriği aspirasyonunu düşündüren tanıklı kusma öyküsü bulunmuyor.

Hava yolunun açılmasına rağmen gelişen bu tablonun mekanizması göz önüne alındığında en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Oksijen ile birlikte PEEP/CPAP uygulanması

Kısaca — Laringospazmın çözülmesinden dakikalar sonra pembe köpüklü balgam ve bilateral raller negatif basınçlı akciğer ödemini gösterir ve oksijen ile PEEP/CPAP gerekir.

Güçlü inspiratuvar çaba kapalı glottise karşı çok negatif intratorasik basınç oluşturur, venöz dönüş ve kapiller transüdasyon artar; obstrüksiyon açılınca ödem klinik olarak ortaya çıkar. Bu seyir enfeksiyon, bronkospazm veya anafilaksiden farklı olarak obstrüksiyonun düzelmesini izleyen dakikalarda başlar ve ateş, wheezing ya da dolaşım kollapsı içermez.

Tanıya götüren bulgular

  • Ekstübasyon sonrası stridor ve göğüs duvarında içe çekilme → kapalı glottise karşı güçlü inspiratuvar çaba
  • Müdahale ile stridorun kaybolması → obstrüksiyonun açılması ve ardından kötüleşme
  • Dakikalar içinde pembe köpüklü balgam ve taşipne → alveoler transüdasyon
  • İki taraflı ince raller ve wheezing yokluğu → bronkospazmdan çok ödem
  • Ürtiker, hipotansiyon, ateş ve tanıklı kusmanın yokluğu → anafilaksi ve aspirasyonu dışlayan fork

Neden diğerleri değil

  • Geniş spektrumlu antibiyotik başlanması — Ateş yok, başlangıç dakikalardır ve enfeksiyon bu hızda bilateral transüdasyon yapmaz.
  • İnhale kısa etkili bronkodilatör verilmesi — Tablo ekspiryumda baskın wheezing değil, köpüklü sekresyon ve rallerle giden ödemdir.
  • Yüksek doz diüretik ile agresif diürez sağlanması ve yakın sıvı kısıtlaması — Hasta volüm yükünde değil, sorun negatif basınca bağlı transüdasyondur; esas tedavi alveolü açık tutmaktır.
  • Adrenalin, antihistaminik ve kortikosteroid verilmesi — Ürtiker, hipotansiyon ve bronkospazm üçlüsü yok; anafilaksi seyriyle uyumsuzdur.

Aklında kalsın

Açılan üst hava yolu obstrüksiyonundan sonra gelişen ani hipoksemi ve pembe köpüklü balgamda negatif basınçlı ödemi hatırla.

10. soru

Yarışma tarzıAnesteziyoloji ve Reanimasyon

Otuz bir yaşındaki kadın hasta 38 haftalık gebelikle elektif sezaryen için preoperatif değerlendirmeye alınıyor. Öyküsünden eforla nefes darlığı ve hızlı soluma yakınması olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde solunum sayısı artmış, oksijen satürasyonu normal bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde kan şekeri normal, idrarda keton saptanmıyor; arter kan gazında pH hafif alkalotik, karbondioksit basıncı düşük, bikarbonat düşük bulunuyor. Hava yolu muayenesinde yüzde ödem ve Mallampati skorunda artış izleniyor.

Genel anestezi gerekirse ventilasyon yönetimi için en uygun çıkarım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Gebelikteki hafif hipokapniyi koruyacak şekilde ventilasyonu sürdürmek

Kısaca — Gebeliğin kompanse respiratuvar alkalozu metabolik asidoz değildir, ventilasyonda gebelikteki hafif hipokapni korunmalıdır.

Gebelikte dakika ventilasyonu artar, karbondioksit basıncı düşer ve böbrek bikarbonat atarak pH hafif alkalotik düzeyde dengelenir; bu yüzden düşük bikarbonat tek başına asidoz kanıtı değildir. Normoglisemi ve keton negatifliği ketoasidozdan uzaklaştırır, normal satürasyon ve kronik seyir akut patolojiyi desteklemez. Karbondioksiti gebelik öncesi düzeye yükseltmek rölatif hipoventilasyon yaparak maternal ve fetal asidoza yol açar, derin hiperventilasyon ve permisif hiperkapni ise uteroplasental akımı bozar; bu yüzden gebelikteki hafif hipokapni korunur.

Tanıya götüren bulgular

  • Hafif alkalotik pH ile düşük karbondioksit ve düşük bikarbonat → kronik kompanse respiratuvar alkalozu düşündürür
  • Kan şekerinin normal ve idrarda keton olmaması → ketoasidozdan uzaklaştırır
  • Eforla nefes darlığı ve artmış solunum sayısı → gebelikte artmış ventilasyona uyar
  • Normal satürasyon → akut hipoksik patolojiyi desteklemez
  • Yüzde ödem ve Mallampati artışı → zor hava yolu yatkınlığını gösterir, asit-baz yorumunu değiştirmez

Neden diğerleri değil

  • Metabolik asidoz varsayımıyla bikarbonat infüzyonu başlamak — düşük bikarbonatı primer asidoz sanır, alkalotik pH ve gebelik forkunu gözden kaçırır
  • Karbondioksiti gebelik öncesi düzeye yükseltmek için dakika ventilasyonunu azaltmak — rölatif hipoventilasyon yaparak maternal ve fetal asidoza yol açar
  • Derin hiperventilasyonla karbondioksiti daha da düşürmek — uteroplasental vazokonstriksiyon ve alkalozun derinleşmesi riski taşır
  • Permisif hiperkapniye izin vererek dakika ventilasyonunu azaltmak — yoğun bakım stratejisini gebeye taşır ve fetal asidoz riskini artırır

Aklında kalsın

Gebede düşük bikarbonat tek başına asidoz değildir, kompanse respiratuvar alkalozda ventilasyon gebelikteki hafif hipokapniyi korumalıdır.

11. soru

Yarışma tarzıTravmaya Metabolik ve Nöroendokrin Yanıt

Otuz yaşındaki erkek hasta motosiklet kazasına bağlı hemorajik şok nedeniyle acil servise getiriliyor. Yoğun sıvı ve kan ürünü resüsitasyonunun ardından kan basıncı stabilleşiyor, ekstremiteler ısınıyor ve idrar çıkışı normale dönüyor. Öyküsünden resüsitasyon sırasında noradrenalin infüzyonu başlandığı öğreniliyor. Kontrol fizik muayenesinde kapiller dolum normal bulunuyor, bilinç açık izleniyor ve yeni kanama bulgusu saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde laktat yüksek, kan glukozu yüksek ve potasyum düşük bulunuyor; keton saptanmıyor ve santral venöz oksijen satürasyonu normal ölçülüyor.

Bu laboratuvar örüntüsünü açıklayan en olası neden aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Katekolaminlere bağlı glikojenoliz ve glikoliz hızlanmasına bağlı laktat üretimi

Kısaca — Perfüzyon düzelmesine karşın süren laktat yüksekliği doku iskemisini değil katekolaminlerin hızlandırdığı glikolizi gösterir.

Travmaya metabolik yanıt ve dışarıdan verilen katekolaminler glikojenoliz ve glikolizi hızlandırır, sodyum-potasyum ATPaz aktivitesini artırır; pirüvat oksidatif kapasiteyi aşınca aerobik koşullarda bile laktata dönüşür. Aynı etki glukozu yükseltir ve potasyumu hücre içine kaydırır; keton yokluğu ve normal santral venöz oksijen satürasyonu global iskemi ve ketoasidozu uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Stabil kan basıncı, ısınan ekstremiteler ve normale dönen idrar çıkışı → global perfüzyonun düzeldiğini gösterir
  • Normal kapiller dolum, açık bilinç, yeni kanama bulgusunun olmaması ve normal santral venöz oksijen satürasyonu → süren hipoperfüzyonu dışlayan çatal bulgulardır
  • Noradrenalin infüzyonu öyküsü → katekolamin etkisine zemin hazırlar
  • Yüksek laktat ile birlikte yüksek glukoz ve düşük potasyum, keton yokluğu → anaerobik iskemi yerine katekolaminlere bağlı glikoliz ve hücre içi potasyum kaymasını destekler

Neden diğerleri değil

  • Süren doku hipoperfüzyonuna bağlı anaerobik glikoliz artışı — süren iskemide soğuk ekstremite, oligüri, bozuk kapiller dolum ve düşük santral venöz oksijen satürasyonu beklenir; burada perfüzyon düzelmiştir
  • Diyabetik ketoasidoza bağlı ketoasit üretimi ve sekonder laktik asidoz gelişimi — ketoasidozda keton pozitifliği ve hiperglisemiyle uyumlu asidoz beklenir; keton saptanmaması bu tanıyı dışlar
  • Akut mezenter iskemisine bağlı bağırsak duvarı nekrozu — karın bulgusu, yeni hipotansiyon ve bozulan perfüzyon beklenir; muayenede destekleyen bulgu yoktur
  • Karaciğer yetmezliğine bağlı laktat klirensinde belirgin azalma — altta yatan karaciğer hastalığı ve klirens azalmasını düşündüren bağlam yoktur; glukoz-potasyum örüntüsünü açıklamaz

Aklında kalsın

Laktat her zaman doku hipoksisi demek değildir; perfüzyon normalse presör etkisini ve glukoz-potasyum yönünü değerlendir.

12. soru

Yarışma tarzıKulak Burun Boğaz

Altmış bir yaşındaki kadın hasta halsizlik, kas krampları ve çarpıntı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden yıllardır saatler süren çevresel dönme hissi, kulak çınlaması, kulakta dolgunluk ve düşük frekanslarda dalgalı işitme kaybı atakları yaşadığı ve bu ataklar için hidroklorotiyazid kullandığı öğreniliyor. Son beş gündür sık vertigo atakları ve tekrarlayan kusmaları olduğu, kusmaların son iki gündür durmasına rağmen halsizliğin sürdüğü ve ilacını almaya devam ettiği belirtiliyor. Fizik muayenede ayağa kalkmakla kan basıncında düşme ve mukozalarda kuruluk bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde hipokalemi ve hipokloremik metabolik alkaloz saptanıyor, hacim açığına rağmen idrar sodyum ve klor atılımının artmış olduğu bildiriliyor.

Asit-baz ve elektrolit bozukluğunun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Tiyazid diüretiğine bağlı renal sodyum, potasyum ve klor kaybıyla gelişen metabolik alkaloz tablosu

Kısaca — Hacim açığına rağmen idrar sodyum ve klor atılımının artmış olması renal kaybı gösterir ve kusmalar durmuşken ilacın sürmesi nedeni tiyazid olarak işaretler.

Saatler süren dönme hissi ile çınlama, dolgunluk ve düşük frekanslarda dalgalı işitme kaybı Meniere ataklarını düşündürür ve kısa pozisyonel vertigo ile işitmeyi koruyan periferik tablodan uzaklaştırır. Tekrarlayan kusma mide asidi kaybıyla metabolik alkalozu başlatabilir, ancak hacim açığında böbrek sodyum ve kloru tutar ve idrar kloru düşer. Tiyazid distal tübülde sodyum klor geri emilimini engelleyerek hacim açığına rağmen idrarda sodyum ve klor kaybını sürdürür ve ikinci olarak potasyum kaybını artırır. Kusmaların durmasına rağmen tablonun sürmesi ve ilacın devam etmesi ile idrar yönünün renal kaybı göstermesi kusma açıklamasını dışlar.

Tanıya götüren bulgular

  • Saatler süren vertigo ile çınlama, dolgunluk ve dalgalı düşük frekans işitme kaybı → Meniere ataklarını düşündürür
  • Kusmaların son iki gündür durmasına rağmen halsizliğin sürmesi ve ilaca devam → kusmanın tek başına açıklamasından uzaklaştırır
  • Ortostatik düşme ve mukoza kuruluğu → hacim açığını gösterir, böbreğin tutucu davranması beklenir
  • Hacim açığına rağmen idrar sodyum ve klor atılımında artış → renal kaybın çatal bulgusudur
  • Hidroklorotiyazid kullanımı → renal kaybın süren ilaç açıklamasıdır

Neden diğerleri değil

  • Tekrarlayan ve şiddetli kusmaya bağlı mide asidi ve klor kaybıyla gelişen metabolik alkaloz tablosu → ilk bakışta çekicidir, ancak kusmalar durmuşken idrar klorunun yüksek kalması ekstrarenal kayıpla uyumsuzdur
  • Primer hiperaldosteronizme bağlı renal potasyum kaybı ve plazma hacminde artışla giden metabolik alkaloz tablosu → hipertansiyon ve hacim genişliği bekletir, oysa hipotansiyon ve hacim açığı vardır
  • Uzun süreli yüksek doz antiasit ve bikarbonat alımına bağlı sürekli gelişen metabolik alkaloz tablosu → alım öyküsü yoktur ve yüksek idrar sodyum ve klor atılımını tek başına açıklamaz
  • Glukokortikoid fazlalığına bağlı renal potasyum kaybı ve plazma hacminde artışla giden metabolik alkaloz tablosu → hipertansiyon ve hacim genişliği gerektirir, ortostatik düşme ve diüretik öyküsüyle uyumsuzdur

Aklında kalsın

Hacim açığında idrar kloru düşükse kayıp ekstrarenaldir, yüksekse kayıp renaldir ve süren diüretik ilk akla gelir.

13. soru

Yarışma tarzıOrtopedi ve Travmatoloji

Altmış sekiz yaşındaki kadın hasta evde düşme sonrası sağ omuz ağrısı yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Fizik muayenede sağ kol abdüksiyonda ve dış rotasyonda tutuluyor, omuz konturunda düzleşme saptanıyor. Direkt grafide humerus başının glenoid boşluğunun dışında, önde ve aşağıda konumlandığı, ek kırık hattı izlenmediği görülüyor. Sedasyon altında uygulanan kapalı manevra sonrasında kontrol grafide eklem uyumunun sağlandığı izleniyor. Manevra sonrasında hastanın aktif omuz abdüksiyonunu başlatamadığı, pasif hareket açıklığının korunduğu, duyu defekti olmadığı gözleniyor.

Bu tabloda eşlik eden lezyonun en olası karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Rotator manşette tam kat yırtık

Kısaca — İleri yaşta ön omuz çıkığı sonrası pasif hareket korunurken aktif abdüksiyonun başlatılamaması rotator manşet yırtığını düşündürür.

Gençte ön çıkık inferior labrum ve humerus başı impaksiyonu ile anılır, ancak ileri yaşta dejeneratif zeminde travma supraspinatus ve arka manşeti koparır. Tendon kopmasında pasif hareket açıktır, aktif başlatma gücü kaybolur; sinir lezyonunda duyu defekti beklenir, kırıkta pasif hareket de kısıtlanır ve grafide hat görülür.

Tanıya götüren bulgular

  • Kolun abdüksiyonda dış rotasyonda tutulması ve omuz konturunda düzleşme → ön çıkık paternini düşündürür
  • Humerus başının glenoid dışında konumlanması ve kırık hattı izlenmemesi → izole çıkık lehine bulgudur
  • Manevra sonrası eklem uyumunun sağlanmasına karşın aktif abdüksiyonun başlatılamaması → labrum ve impaksiyon lezyonundan uzaklaştıran çatal bulgudur
  • Pasif hareketin korunması ve duyu defekti olmaması → tendon yetmezliğini destekler, nöropraksi ve kırığı dışlar
  • İleri yaş → gençteki tekrarlayan çıkık paterninden çok manşet yırtığı olasılığını artırır

Neden diğerleri değil

  • Ön inferior glenoid labrum yırtığı — gençte tekrarlayan ön çıkığın klasik lezyonudur, ancak bu hastadaki aktif abdüksiyon kaybını açıklamaz.
  • Humerus başında posterolateral impaksiyon defekti — ön çıkıkta görülebilir, fakat korunmuş pasif harekete karşın süren güçsüzlüğün karşılığı değildir.
  • Aksiller sinirde nöropraksi — deltoid güçsüzlüğü yapabilir, ancak duyu defekti yokluğu ve korunmuş pasif harekete karşın aktif kayıp ile uyumsuzdur.
  • Humerus cerrahi boynunda kırık — grafide hat izlenmemesi ve pasif hareketin açık olması ile dışlanır.

Aklında kalsın

İleri yaşta redükte omuzda aktif hareket kaybı pasif hareket korunuyorsa manşet düşünülür.

14. soru

Yarışma tarzıKardiyoloji

Elli altı yaşındaki kadın hasta çarpıntı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden yapısal kalp hastalığı olmadan tekrarlayan düzensiz çarpıntı atakları olduğu ve yakın zamanda başlanan propafenon dışında atriyoventriküler düğümü yavaşlatan ilaç kullanmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı normal, nabız düzenli ve hızlı saptanıyor. Elektrokardiyografisinde düzenli geniş QRS’li taşikardi izleniyor ve QRS morfolojisinin daha önceki düzensiz dar QRS’li ataklardan farklı olduğu belirtiliyor. Karotis sinüs masajıyla ventrikül hızı geçici yavaşladığında düzenli atriyal aktivitenin seçildiği gözleniyor. Acil değerlendirmede akut iskemi bulgusu saptanmıyor.

Bu hastada yeni gelişen düzenli geniş QRS’li ritmin en olası açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Propafenonla yavaşlayan atriyal aktivitenin atriyoventriküler düğümden 1:1 iletilmesi

Kısaca — Propafenon sonrası ortaya çıkan düzenli geniş QRS taşikardi ve vagal yavaşlatmada seçilen düzenli atriyal aktivite ilaca bağlı flutterın 1:1 iletimini gösterir, ventriküler taşikardiyi dışlar.

İlk çıkarım atriyal fibrilasyonun sınıf Ic ilaçla yavaş düzenli atriyal fluttera dönüşmesidir; propafenon atriyal hızı yavaşlatır, atriyoventriküler düğümden 1:1 iletime zemin hazırlar ve kullanıma bağımlı sodyum kanal blokajıyla hız arttıkça QRS’yi genişletir. Bu nedenle daha önce düzensiz dar QRS’li olan ataklar düzenli geniş QRS’li hale gelir; karotis sinüs masajıyla ventrikül yavaşladığında düzenli atriyal aktivitenin seçilmesi flutterı kanıtlar ve iskemi yokluğu ile yapısal hastalık yokluğu ventriküler taşikardiden uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Yapısal kalp hastalığı olmadan tekrarlayan düzensiz çarpıntılar → zemin atriyal fibrilasyon atakları
  • Atriyoventriküler düğümü yavaşlatan ilaç olmadan propafenon başlanması → flutterın 1:1 iletilmesine zemin hazırlayan presipitan
  • Düzenli geniş QRS’li taşikardiye dönüşüm → ilk bakışta ventriküler taşikardiyi düşündürür
  • Karotis sinüs masajıyla ventrikül yavaşladığında düzenli atriyal aktivitenin seçilmesi → fork bulgu, flutterı koyar ve ventriküler taşikardiyi dışlar
  • Akut iskemi bulgusunun olmaması → iskemik ventriküler zeminden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Akut iskemik zeminde gelişen monomorfik ventriküler taşikardi — İskemi bulgusu yoktur, yapısal hastalık yoktur ve vagal yavaşlatmada düzenli atriyal aktivite seçilmektedir
  • Aksesuar yolun kullanıldığı antidromik atriyoventriküler reentran taşikardi — Önceden düzensiz fibrilasyon atakları ve Ic ilaçla örgütlenme öyküsü vardır, aksesuar yol bulgusu yoktur
  • Atriyoventriküler düğümün katıldığı tipik yavaş-hızlı atriyoventriküler nodal reentran taşikardi — Düzenli dar QRS’li reentri bekletir, bu hastada QRS geniştir ve atriyal aktivite flutter hızındadır
  • Dijital toksisitesine bağlı çift yönlü ventriküler taşikardi — Digoksin kullanımı ve çift yönlü morfoloji yoktur, tablo Ic ilaç sonrası ortaya çıkmıştır

Aklında kalsın

Atriyoventriküler düğüm blokeri olmadan sınıf Ic ilaç başlanan hastada yeni düzenli geniş QRS taşikardi görülürse yavaşlamış flutterın 1:1 iletimi akla gelir.

15. soru

Yarışma tarzıTıbbi Onkoloji

Yirmi altı yaşındaki erkek hasta kanlı dışkılama ve kansızlık yakınmasıyla başvuruyor. Kolonoskopide tüm kolonda dağılmış yüzlerce adenom saptanıyor; alınan örneklerde villöz histoloji izleniyor. Öyküsünden babasının otuzlu yaşlarda kolektomi geçirdiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde mandibulada sert, hareketsiz kitle ve sırtta epidermoid kist saptanıyor. Hastaya restoratif proktokolektomi uygulanıyor ve izlem planlanıyor.

Bu hastada kolektomi sonrası maligniteye bağlı mortaliteyi belirleyen lezyon açısından en uygun izlem hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Duodenum kanseri yönünden üst gastrointestinal izlem

Kısaca — Yüzlerce adenom, genç kolektomi öyküsü ve osteom ile epidermoid kist adenomatöz polipozisi düşündürür; kolon çıkarıldıktan sonra malign mortaliteyi duodenum ve periampuller kanser belirlediği için üst gastrointestinal izlem gerekir.

APC germline defektinde Wnt beta katenin aktivasyonu yaygın adenomlara yol açar ve kolon çıkarıldığında kolon riski ortadan kalkar; geride kalan duodenum ve ampulla adenomları malignleşerek izlemde ölümü belirler, bu nedenle kolektomi sonrası hedef kolon dışı üst bölgedir.

Tanıya götüren bulgular

  • Tüm kolonda yüzlerce adenom ve villöz histoloji → adenomatöz polipozis yükünü destekler
  • Babada genç yaşta kolektomi → dikey geçişli polipozis örüntüsünü düşündürür
  • Mandibulada sert kitle ve sırtta epidermoid kist → Gardner spektrumunu düşündürür, az polipli Lynch örüntüsünden ayıran çataldır
  • Restoratif proktokolektomi uygulanması → kolon ve rektum mukozasını ortadan kaldırır, distal izlemin hedefini ortadan kaldırır

Neden diğerleri değil

  • Endometrium kanseri yönünden jinekolojik izlem — Lynch spektrumunun ikinci primeridir; yüzlerce adenom ve osteom kist birlikteliği bu tanıyı dışlar
  • Desmoid tümör yönünden karın içi izlem — adenomatöz polipoziste görülür ancak benigndir, maligniteye bağlı mortaliteyi belirlemez
  • Rektal güdük adenokarsinomu yönünden distal barsak izlemi — restoratif proktokolektomi sonrası anlamlı rektal mukoza kalmaz, bu nedenle hedef olamaz
  • Medüller tiroid kanseri yönünden boyun izlemi — RET ilişkili spektruma aittir; burada medüller histoloji ve katekolamin atağı yoktur

Aklında kalsın

Adenomatöz polipoziste kolektomi kolonu kurtarır ancak duodenum ve ampulla mortalitenin yeni hedefi olarak izlenir.

16. soru

Yarışma tarzıHematoloji

Yirmi dört yaşındaki orak hücre anemili erkek hasta, ağrılı kriz ve akut göğüs sendromu nedeniyle eritrosit transfüzyonu ile tedavi ediliyor. Transfüzyondan bir hafta sonra halsizlik artıyor, koyu renkli idrar ve sarılık ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde solukluk ve skleral ikter dışında yeni odak saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobinin transfüzyon öncesindeki değerin de altına düştüğü, LDH ve indirekt bilirubinin belirgin yükseldiği, haptoglobinin ölçülemeyecek kadar düşük olduğu saptanıyor. Retikülosit oranı %0,2 bulunuyor, direkt Coombs testi pozitifleşiyor ve yeni bir alloantikor tespit ediliyor.

Transfüzyon sonrası ortaya çıkan bu yeni tablonun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Gecikmiş hemolitik transfüzyon reaksiyonuna bağlı hiperhemoliz

Kısaca — Transfüzyondan günler sonra kendi eritrositlerini de içeren yıkım, alloantikora bağlı gecikmiş hiperhemolizdir.

Orak hücre krizinde hemoliz sürse bile transfüze edilmiş hastada hemoglobinin transfüzyon öncesi düzeyin altına inmesi yalnızca transfüze hücrelerin kaybıyla açıklanamaz; hastanın kendi eritrositleri de yıkılıyordur. Bir hafta sonra ortaya çıkan sarılık, koyu idrar, çok yüksek LDH, tüketilmiş haptoglobin ve indirekt hiperbilirubinemi eşliğinde pozitifleşen direkt Coombs ve yeni alloantikor, anamnestik alloimmün yanıtı gösterir. Retikülositopeni, akut hemolize beklenen kemik iliği yanıtının baskılandığını ve tablonun ağırlaştığını işaret eder.

Tanıya götüren bulgular

  • Transfüzyondan bir hafta sonra belirti vermesi → gecikmiş alloimmün zamanlamaya uyar
  • Hemoglobinin transfüzyon öncesi değerin altına düşmesi → çatal bulgudur; yalnızca transfüze hücre kaybını aşar, hiperhemolizi düşündürür
  • Direkt Coombs pozitifliği ve yeni alloantikor → alloimmün mekanizmayı kanıtlar
  • Retikülosit oranının %0,2 olması → hemolize rağmen retikülositopeni vardır, aplastik krizle karışabilir ancak Coombs ve alloantikor ayrırır

Neden diğerleri değil

  • Orak hücre vazo-oklüziv krizinin devamına bağlı hemoliz — ilk tahminin cevabıdır; transfüzyon zamanlamasını, alloantikoru ve kendi hücrelerini de içeren düşüşü açıklamaz.
  • Parvovirüs B19 enfeksiyonuna bağlı aplastik kriz — retikülositopeniyi açıklar ancak Coombs pozitifliği, yeni alloantikor ve belirgin hemoliz paterniyle uyumsuzdur.
  • Yeni ortaya çıkan primer sıcak otoimmün hemolitik anemi — Coombs pozitifliğini görüp transfüzyon öyküsünü dışlamaktır; alloantikor ve hiperhemoliz örüntüsü sekonderdir.
  • Akut kan kaybına bağlı hemoglobin düşüşü — aktif hemoliz laboratuvarı ve Coombs pozitifliği varken kanama varsayımı paterni karşılamaz.

Aklında kalsın

Transfüzyondan günler sonra hemoglobin transfüzyon öncesinden düşükse ve Coombs pozitifleşmişse hiperhemolizli gecikmiş reaksiyonu düşün.

17. soru

Yarışma tarzıRadyoloji

Kırk sekiz yaşındaki erkek hasta iyotlu kontrast madde ile bilgisayarlı tomografi çekimi sırasında ani başlayan baş dönmesi ve göz kararması tarif ediyor. Öyküsünden alerjik astımı olduğu ve iğne işlemleri sırasında daha önce benzer baygınlık hisleri yaşadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı düşük, nabız yavaş, cilt soluk ve terli saptanıyor. Kaşıntı, ürtiker, yüzde şişlik ve hışıltılı solunum bulunmuyor. Elektrokardiyografide akut iskemik değişiklik izlenmiyor.

Bu hasta için en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Bacakların yükseltilmesi ve belirgin bradikardi sürerse atropin uygulanması

Kısaca — Kontrast sırasındaki hipotansiyon bradikardi, solukluk ve alerji bulgusu yokluğuyla vazovagal reaksiyondur ve adrenalin değil pozisyon ve gerekirse atropin gerekir.

Yavaş nabız, soluk ve terli cilt ile iğne işlemlerinde benzer öykü parasempatik aktivasyonu düşündürür; kaşıntı, ürtiker, anjiyoödem ve bronkospazm yokluğu mast hücresi aracılı reaksiyonu dışlar. Astım öyküsü alerji riskini artırsa da o andaki bulguları değiştirmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Düşük kan basıncıyla birlikte yavaş nabız → vazovagal tabloyu destekler, anaflaktoidde taşikardi beklenir
  • Solukluk, terleme ve göz kararması → vazovagal prodromu düşündürür
  • Kaşıntı, ürtiker, yüzde şişlik ve hışıltı yokluğu → anaflaktoid reaksiyonu dışlar
  • İğne işlemlerinde benzer baygınlık öyküsü → vazovagal eğilimi gösterir
  • İskemik değişiklik yokluğu → kardiyak nedeni geri plana iter

Neden diğerleri değil

  • İntramüsküler adrenalin uygulanması — ürtiker ve bronkospazmla giden anaflaktoid reaksiyonun tedavisidir, bradikardik vazovagal tabloda ilk iş değildir
  • İntravenöz antihistaminik ve kortikosteroid uygulanması — mast hücresi bulgusu yokken akut hipotansiyonu düzeltmez
  • Ozmotik diürezi artırmaya yönelik yoğun sıvı ve diüretik uygulanması — kontrast nefropatisini önleme mantığıdır, senkop tablosunu tedavi etmez
  • Nebulize adrenalin ve yüksek akım oksijenle bronkospazm tedavisi uygulanması — hışıltılı solunum yokken endike değildir

Aklında kalsın

Kontrast sonrası bradikardi, solukluk ve alerji bulgusu yokluğu vazovagal reaksiyonu düşündürür ve adrenalin gerektirmez.

18. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Otuz dört yaşındaki erkek hasta akut myeloid lösemi için yoğun kemoterapi sonrası uzun süreli derin nötropeni ile izleniyor. Geniş spektrumlu antibiyoterapiye rağmen ateşi sürüyor; tekrarlayan kan kültürlerinde üreme olmuyor. Nötrofil sayısının toparlanmaya başladığı günlerde ateşin devam ettiği, sağ üst kadranda ağrı ve hassasiyetin ortaya çıktığı görülüyor. Laboratuvar incelemesinde alkalen fosfatazda belirgin yükselme saptanıyor. Karın görüntülemesinde karaciğer ve dalakta çok sayıda küçük hipoekoik nodül izleniyor; akciğerde kaviter lezyon saptanmıyor.

Bu klinik kötüleşmeyi açıklayan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Nötrofil dönüşüyle kandidal odaklarda inflamasyonun artması

Kısaca — Nötrofil dönüşünde belirginleşen ateş, sağ üst kadran ağrısı, alkalen fosfataz yüksekliği ve hepatosplenik mikronodüller kronik dissemine kandidiyazisin inflamatuvar açığa çıkışıdır.

Derin nötropeni döneminde kandidemi kültürde yakalanamadan karaciğer ve dalağa yerleşebilir; inflamasyon baskılı olduğu için odaklar sessiz kalır. Nötrofiller geri döndüğünde bu odakların çevresinde granülomatöz inflamasyon belirginleşir, ateş paradoksal biçimde sürer ve kolestatik enzimler yükselir. Bu kötüleşme tedavi direncini değil, konağın yeniden yangı oluşturabilmesini yansıtır; kaviter akciğer lezyonu yokluğu invaziv aspergillozdan uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Uzun süreli derin nötropeniye rağmen negatif kan kültürleri → derin dokuya yerleşmiş fungal odağı dışlamaz
  • Ateşin nötrofil toparlanırken sürmesi ve şiddetlenmesi → dirençten çok geri dönen inflamatuvar yanıtı düşündürür
  • Sağ üst kadran ağrısı ve alkalen fosfataz yüksekliği → hepatobiliyer tutulum paternine işaret eder
  • Karaciğer ve dalakta çok sayıda küçük nodül ve kaviter akciğer lezyonu yokluğu → ilk akla gelen aspergillozdan uzaklaştırıp hepatosplenik kandidiyazisi öne çıkarır

Neden diğerleri değil

  • Kandidada antifungal direnç mutasyonunun hızla gelişmesi ve yayılması — zamanlama nötrofil dönüşüyle örtüşür ve tablo tek bir dirençli suşla açıklanamaz
  • Bakteriyel endotoksine bağlı septik şok tablosunun gelişmesi ve derinleşmesi — hipotansiyon ve laktat baskın tablo yoktur, kültürler negatiftir
  • Kemoterapötik ajana bağlı doğrudan hepatoselüler hasar oluşması ve kolestaz gelişmesi — dalak nodülleri ve sebat eden ateşle birlikte açıklanamaz
  • Dalak enfarktına bağlı steril nekroz alanlarının gelişmesi ve apselerleşmesi — karaciğer tutulumu ve sistemik ateş paternini karşılamaz

Aklında kalsın

Nötrofil dönüşünde alevlenen ateş ve hepatosplenik mikronodüller direnç değil, geri dönen inflamasyonun sessiz kandidal odakları görünür kılmasıdır.

19. soru

Yarışma tarzıHematoloji

Otuz bir yaşındaki kadın hasta, 30 haftalık gebeliğinde artan halsizlik ve sarılık yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden daha önce safra kesesinde taş saptandığı ve aralıklı sarılık atakları geçirdiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde solukluk, skleral ikter ve splenomegali saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 7,8 g/dL, retikülosit %9, LDH yüksek, haptoglobin düşük, indirekt bilirubin yüksek bulunuyor; vitamin B12 ve folat düzeyleri normal saptanıyor. Periferik yaymada sferositler görülüyor ve direkt Coombs testi IgG ile pozitif sonuçlanıyor.

Bu gebeliğin yenidoğanı için en olası hematolojik durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Maternal IgG geçişine bağlı direkt Coombs pozitif hemolitik anemi

Kısaca — Sferositli hemolizde pozitif direkt Coombs edinsel sıcak otoimmün hemolizi gösterir ve maternal IgG yenidoğanda hemoliz yapar.

Sferosit, splenomegali ve pigment taşı kronik hemolizin ortak sonucudur; herediter sferositozda direkt Coombs negatiftir. Burada retikülositoz, LDH yüksekliği, tüketilmiş haptoglobin ve indirekt hiperbilirubinemi aktif ekstravasküler hemolizi gösterirken direkt Coombs testinin IgG ile pozitif olması eritrosit yüzeyine tutunmuş otoantikoru kanıtlar. Sıcak otoantikorlar IgG sınıfında olduğundan plasentayı geçer ve yenidoğan eritrositlerinde de yıkıma yol açar.

Tanıya götüren bulgular

  • Retikülositoz, yüksek LDH, düşük haptoglobin ve indirekt hiperbilirubinemi → aktif hemoliz paternini gösterir
  • Sferosit, splenomegali ve safra taşı → ilk bakışta membran defektini akla getirir ancak kronik hemolizin ortak sonucudur
  • Direkt Coombs testinin IgG ile pozitif olması → çatal bulgudur; herediter sferositozu dışlar, sıcak otoimmün hemolizi kural içine alır
  • Otuz haftalık gebelik → IgG antikorların fetüsa geçişinin hesaba katılmasını gerektirir

Neden diğerleri değil

  • Maternal demir eksikliğine bağlı mikrositer hipokrom anemi — hemoliz laboratuvarı ve retikülositoz varken gebelikteki sık anemiyi varsaymak yanlıştır.
  • Maternal folat eksikliğine bağlı megaloblastik anemi — vitamin düzeyleri normaldir ve tablo periferik yıkım paternindedir, santral yapım defekti değildir.
  • Otozomal dominant geçişli herediter sferositoz — ilk tahminin cevabıdır; direkt Coombs pozitifliği bu kalıtsal membran hastalığını dışlar.
  • Ek hematolojik sorun beklenmemesi, yalnızca fizyolojik sarılık — maternal IgG geçişi yenidoğanda direkt Coombs pozitif hemoliz beklentisi doğurur.

Aklında kalsın

Sferosit her zaman herediter değildir; direkt Coombs pozitif sferositli hemoliz edinseldir ve gebede IgG yenidoğanı da etkiler.

20. soru

Yarışma tarzıNöroloji

Yirmi dokuz yaşındaki kadın hasta epidural anestezi ile doğumdan üç gün sonra başlayan şiddetli baş ağrısı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden ağrının ayağa kalkınca artıp yatınca belirgin şekilde azaldığı, bulantı ve ense sertliğinin eşlik ettiği öğreniliyor. Fizik muayenede nörolojik defisit saptanmıyor; göz dibi muayenesi normal bulunuyor. Hasta postdural ponksiyon baş ağrısı düşünülerek istirahat ve analjezik ile izleniyor. Bir hafta sonra baş ağrısı yatmakla geçmez hale geliyor, görme bulanıklığı ve çift görme gelişiyor; muayenede bilateral papilödem saptanıyor. Bilgisayarlı tomografide arteriyel sulama alanına uymayan hemorajik lezyon izleniyor.

Bu hastada yeni gelişen tablonun doğrulanması ve tedavisi için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Manyetik rezonans venografi sonrası antikoagülan başlanması

Kısaca — Ortostatik baş ağrısının pozisyonel karakterini yitirip papilödem ve arteriyel alana uymayan kanamalı lezyona dönmesi venöz trombozdur ve kanamaya rağmen antikoagülasyon gerektirir.

Başlangıçtaki ayağa kalkınca artma ve yatınca azalma ile normal göz dibi BOS kaçağına bağlı intrakraniyal hipotansiyonu destekler. Seyirde ağrının yatmakla geçmez hale gelmesi ve bilateral papilödem intrakraniyal hipertansiyona geçişi gösterir; arteriyel sulama alanına uymayan hemorajik lezyon arteriyel enfarkt değil venöz enfarkttır. Postpartum dönemde venöz trombozda antikoagülasyon, hemorajik dönüşüm olsa bile trombüs ilerlemesini ve venöz hipertansiyonu durdurmak için geciktirilmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Epidural doğum sonrası ortostatik baş ağrısı + normal göz dibi → başlangıçta postdural ponksiyon baş ağrısı
  • Ağrının yatmakla geçmez hale gelmesi + bilateral papilödem → hipotansiyondan hipertansiyona dönüşü gösteren çatal bulgu
  • Arteriyel alana uymayan hemorajik lezyon → arteriyel kanamayı değil venöz enfarktı destekler
  • Postpartum dönem → venöz tromboz için zemin

Neden diğerleri değil

  • Epidural kan yaması uygulanarak BOS kaçağının kapatılması — Başlangıç tanısı için doğruyken yeni tabloda tromboz tedavisini geciktirir.
  • Sıvı kısıtlaması ve mutlak yatak istirahati uygulanması — Venöz trombozu tedavi etmez, venöz stazı artırabilir.
  • Lomber ponksiyon tekrarlanarak BOS boşaltılması — Papilödem ve hemorajik lezyon varlığında herniasyon riski nedeniyle zararlıdır ve trombüsü çözmez.
  • Yüksek doz analjeziklerle ayaktan izlemin sürdürülmesi — Yeni fokal ve göz dibi bulgularını ıskalar, kalıcı görme ve parankim hasarına yol açar.

Aklında kalsın

Doğum sonrası ortostatik ağrı nitelik değiştirip papilödem geliştirirse venöz trombozu düşün ve kanama olsa bile antikoagülanı geciktirme.

21. soru

Yarışma tarzıNükleer Tıp

Altmiş yedi yaşındaki erkek hasta, kemik metastazlı prostat kanseri nedeniyle androjen yoksunluğu tedavisi başlandıktan altı hafta sonra kontrol için başvuruyor. Öyküsünden kemik ağrılarının belirgin azaldığı, iştahının düzeldiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde yeni bulgu saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde prostat spesifik antijen düzeyinin tedaviye göre belirgin düştüğü, hemoglobin ve serum kreatinin düzeylerinin stabil seyrettiği görülüyor. Teknesyum-99m metilen difosfonat kemik sintigrafisinde daha önce bilinen metastatik odaklarda tutulum şiddetinde artış izleniyor, iskelet dışı patolojik tutulum saptanmıyor.

Bu hastada sintigrafi bulgusunun yorumu ve izlenecek yol için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Mevcut tedaviye devam edilerek klinik ve laboratuvar izlemiyle kontrol sintigrafisinin ertelenmesi

Kısaca — Klinik ve laboratuvar yanıta rağmen erken dönemde artan kemik tutulumu flare etkisidir ve tedaviye devam edilir.

Sistemik tedaviye yanıt veren metastatik prostat kanserinde ilk haftalarda kemik sintigrafisinde tutulumun artması progresyonu göstermez; difosfonat tutulumu tümör hücresini değil osteoblastik onarımı gösterdiği için iyileşen lezyon daha yoğun tutar, bu nedenle klinik ve prostat spesifik antijen izlemiyle tedaviye devam edip kontrol görüntülemeyi ertelemek gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ağrının belirgin azalması ve iştahın düzelmesi → klinik yanıta işaret eder, progresyonu desteklemez
  • Prostat spesifik antijenin belirgin düşmesi ve hemoglobin ile kreatininin stabil kalması → sistemik hastalık kontrolünü gösteren çatal bulgudur, sintigrafik artışın ilk akla gelen progresyon yorumunu dışlar
  • Tedaviden altı hafta sonra bilinen odaklarda izole tutulum artışı ve iskelet dışı yeni tutulum olmaması → erken dönem osteoblastik flare paternidir

Neden diğerleri değil

  • Androjen yoksunluğu tedavisinin kesilerek kemoterapi rejimine geçilmesi — Yanıtlı tedaviyi erken yalancı kötüleşme üzerinden bırakır, flarede gereksiz toksik tedaviye geçirir
  • Radyolojik progresyon kabul edilerek mevcut sistemik tedavinin değiştirilmesi — Klinik ve laboratuvar iyileşmeyi yok sayar, sintigrafiyi tek başına progresyon kriteri yapar
  • Tutulum artışı gösteren odaklardan histopatolojik tanı için kemik biyopsisi alınması — Bilinen metastazda onarım tutulumu için invazivdir, tanıyı değiştirmez
  • Tutulum gösteren tüm odakları palyatif amaçlı eksternal radyoterapi uygulanması — Ağrısı azalmış yaygın iyileşen odakları lokal tedaviyle kontrol edemez ve sistemik tedaviyi aksatır

Aklında kalsın

Kemik sintigrafisi tümörü değil osteoblastik aktiviteyi gösterir, bu yüzden erken artış klinik ve laboratuvar yanıtla birlikte flare olarak yorumlanır.

22. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Altmış bir yaşındaki kadın hasta batın cerrahisi sonrası gelişen intraabdominal enfeksiyon nedeniyle yatırılıyor. Ampirik piperasilin-tazobaktam başlanıyor ve ilk günlerde ateşi geriliyor, genel durumu düzeliyor. Tedavinin dokuzuncu gününde 39,1 °C ateş yeniden ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 124/76 mmHg, nabız 88/dakika bulunuyor; yeni öksürük, dizüri, ishal, yara yerinde akıntı ve santral kateter çevresinde kızarıklık saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde eozinofili ile birlikte lökosit artışı, C-reaktif proteinde ılımlı yükseklik görülüyor; kan ve idrar kültürlerinde üreme olmuyor.

Bu hastada ateşin yönetimi için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Sorumlu antibiyotiği kesip ateşi izlemek

Kısaca — Stabil seyir, odaksızlık, negatif kültürler, eozinofili ve yüksek ateşe göre düşük nabız ilaç ateşini gösterir; antibiyotiği kesip izlemek gerekir.

İlk günlerde tedaviye yanıt alınması intraabdominal enfeksiyonun kontrol altına alındığını düşündürür. Dokuzuncu günde ateşin yeniden çıkması ilk bakışta süperenfeksiyonu akla getirir, ancak kan basıncının normal olması, yeni öksürük, dizüri, ishal, yara akıntısı ve kateter kızarıklığının olmaması ve kültürlerde üreme olmaması bakteriyel nüksü desteklemez. Eozinofili ile lökosit artışı ve 39,1 °C ateşe karşın nabzın 88/dakika olması rölatif bradikardiyi düşündürür ve beta-laktam başlanmasından yaklaşık bir hafta sonra ortaya çıkan tabloyla birlikte ilaç ateşini öne çıkarır. İlaç ateşi hemodinamik bozulma yapmaz ve antibiyotik genişletmeyle düzelmez; sorumlu ilaç kesilince kendiliğinden geriler.

Tanıya götüren bulgular

  • İlk günlerde ateşin gerilemesi ve genel durumun düzelmesi → başlangıç enfeksiyonunun kontrolü
  • Dokuzuncu günde ateşin yeniden çıkması → tedavi altında seyir değişikliği zamanlaması
  • Kan basıncının normal olması ve yeni odak bulgusu olmaması → süperenfeksiyon ve kateter enfeksiyonundan uzaklaştırır
  • Kan ve idrar kültürlerinde üreme olmaması → bakteriyel nüksü desteklemez
  • Eozinofili ile lökosit artışı → ilaç ilişkili hipersensitiviteyi düşündürür
  • 39,1 °C ateşe karşın nabzın 88/dakika olması → rölatif bradikardi, ilaç ateşini destekler

Neden diğerleri değil

  • Tedaviye vankomisin eklemek — Kateter kızarıklığı, hipotansiyon ve Gram-pozitif odak kanıtı yoktur
  • Tedaviyi meropenem ile değiştirmek — Dirençli Gram-negatif nüks için yeni karın bulgusu, hipotansiyon ve kültür desteği yoktur
  • Santral venöz kateteri çıkarıp mikrobiyolojik incelemeye göndermek — Lokal kızarıklık ve bakteriyemi kanıtı olmadan rutin çıkarma gerekmez
  • Batın tomografisi çekip apse drenajı planlamak — Karın bulgusu yokluğu ve stabil seyir varken nüks apse öne geçmez

Aklında kalsın

Antibiyotik altında bir hafta civarında çıkan, stabil seyirli, odaksız ve eozinofili ile rölatif bradikardinin eşlik ettiği ateşte ilaç ateşini düşün.

23. soru

Yarışma tarzıNöroloji

Elli dört yaşındaki erkek hasta ani başlayan çok şiddetli baş ağrısı, bulantı-kusma ve ense sertliği nedeniyle acil servise getiriliyor. Öyküsünden ağrının efor sırasında gök gürültüsü tarzında başladığı ve bilincin kısa süreli bozulduğu öğreniliyor. Fizik muayenede ense sertliği ve fotofobi saptanıyor; bilgisayarlı tomografide bazal sisternalarda yaygın hiperdens görünüm izleniyor. Nöroloji yoğun bakım ünitesinde izlenirken kanamanın yedinci gününde halsizlik ve baş ağrısında artış gelişiyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyum ve serum ozmolalite düşük, idrar sodyum ve idrar ozmolalite yüksek bulunuyor. Aynı gün fizik muayenede ortostatik hipotansiyon, taşikardi, mukoza kuruluğu ve cilt turgorunda azalma saptanıyor; izlemde negatif sıvı dengesi ve poliüri dikkat çekiyor.

Bu hastada gelişen hiponatreminin düzeltilmesi için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — İzotonik salin infüzyonu yapılması

Kısaca — Gök gürültüsü baş ağrısı sonrası yedinci günde gelişen hipovolemik hiponatremi serebral tuz kaybıdır ve izotonik salin gerektirir.

Subaraknoid kanama sonrası yüksek idrar sodyumu ve yüksek idrar ozmolalitesi hem uygunsuz ADH sendromunda hem serebral tuz kaybında görülür; ayrımı volüm durumu yapar. Bu hastada ortostatik hipotansiyon, taşikardi, mukoza kuruluğu, turgor azalması, negatif sıvı dengesi ve poliüri renal tuz ve su kaybına bağlı hipovolemiyi gösterir ve övolemik tabloyu dışlar. Serebral tuz kaybında sıvı kısıtlaması vazospazm ve serebral iskemiyi artırır; volüm açığı izotonik salin ile kapatılır.

Tanıya götüren bulgular

  • Gök gürültüsü tarzında ani şiddetli baş ağrısı + ense sertliği + bazal sisternal hiperdensite → subaraknoid kanama zemini
  • Yedinci gün hiponatremi + düşük serum ozmolalitesi + yüksek idrar sodyum ve ozmolalitesi → renal tuz kaybı ile ADH fazlalığı arasında ayrım gerekir
  • Ortostatik hipotansiyon + taşikardi + mukoza kuruluğu + turgor azalması + negatif denge + poliüri → hipovolemiyi gösteren çatal bulgu; uygunsuz ADH sendromunu dışlar, serebral tuz kaybını koyar

Neden diğerleri değil

  • Sıvı kısıtlaması uygulanarak alımın azaltılması — Uygunsuz ADH sendromunun tedavisi olup hipovolemik hastada vazospazm ve iskemi riskini artırır.
  • Hipotonik salin ile serbest su verilmesi — Serum sodyumunu daha da düşürür ve hipovolemiyi düzeltmez.
  • Loop diüretiği başlanarak diürez artırılması — Renal tuz ve su kaybını artırarak hipovolemi ve serebral perindiriciyi ağırlaştırır.
  • Desmopressin uygulanarak su tutulumu sağlanması — Poliüriyi diyabet insipidus sanmanın karşılığıdır; su tutulumu hiponatremiyi derinleştirir.

Aklında kalsın

Subaraknoid kanama sonrası hiponatremide önce volüme bak; hipovolemiksen kısıtlama değil izotonik ver.

24. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Otuz iki haftalık gebe olan yirmi yedi yaşındaki kadın, iki gündür süren ateş, üşüme-titreme ve yan ağrısı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden bulantı ve idrar yaparken yanma tariflediği öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş 38,9 °C, nabız 118/dakika ölçülüyor; uterus hassas bulunuyor ve fetal kalp hızı yüksek saptanıyor. Kostovertebral açı hassasiyeti belirgin değil; vajinal muayenede kötü kokulu akıntı izleniyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit sayısı yüksek, C-reaktif protein artmış bulunuyor; idrar mikroskobisinde belirgin piyüri saptanmıyor.

Bu tabloya yol açan enfeksiyonun mikrobiyolojik özelliği açısından en olası olan aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Polimikrobiyal aerob ve anaerop vajinal flora ile gelişen enfeksiyon

Kısaca — İlk bakışta piyelonefriti düşündüren tablo, uterus hassasiyeti, kötü kokulu akıntı, fetal taşikardi ve piyüri yokluğu ile intraamniyotik enfeksiyonu işaret eder; flora polimikrobiyaldir.

İlk çıkarım intraamniyotik enfeksiyondur. Yükselen vajinal floranın amniyotik kaviteye ilerlemesi aerob ve anaerop bakterilerle polimikrobiyal enfeksiyon oluşturur; uterus hassasiyeti, kötü kokulu akıntı, maternal ateş ve taşikardi ile fetal taşikardi bu mekanizmayla açıklanır. Piyelonefritte ise kostovertebral açı hassasiyeti ve piyüri ile tek etkenli enterik gram negatif flora beklenir; burada kostovertebral hassasiyetin belirgin olmaması ve piyüri saptanmaması piyelonefritten uzaklaştırır, gebelikte görülebilen bulantı ve dizüri tek başına ayırt ettirmez.

Tanıya götüren bulgular

  • uterus hassasiyeti ve kötü kokulu vajinal akıntı → alt genital floranın yukarı ilerleyen enfeksiyonu
  • fetal kalp hızında yükseklik ile maternal ateş ve taşikardi → intrauterin enfeksiyonun fetal ve maternal yansıması
  • kostovertebral açı hassasiyetinin belirgin olmaması ve piyüri saptanmaması → piyelonefritten uzaklaşma
  • yan ağrısı, bulantı ve dizüri → ilk bakışta piyelonefriti düşündüren çeldirici
  • lökositoz ve C-reaktif protein yüksekliği → fizyolojik gebelik değişikliğiyle açıklanamayan enfeksiyon yanıtı

Neden diğerleri değil

  • Tek etkenli Escherichia coli ile gelişen üriner enfeksiyon florası — piyelonefritin florasıdır; piyüri yokluğu ve uterus bulguları varken ilk tahminin karşılığıdır
  • Tek etkenli grup B streptokok ile gelişen üriner enfeksiyon florası — kolonizasyon taramasını akla getirir; bu tabloyu tek etkenli streptokok enfeksiyonu olarak daraltmaz
  • Tek etkenli Neisseria gonorrhoeae ile gelişen servikal enfeksiyon florası — akıntıyı tek etkenli servikse yorar; ateş, uterus hassasiyeti ve fetal taşikardiyi açıklamaz
  • Tek etkenli Candida türleri ile gelişen vajinal mantar florası — akıntıyı vajinal mantara yorar; sistemik ateş ve fetal etkilenmeyi açıklamaz

Aklında kalsın

Gebede ateşle birlikte uterus hassasiyeti, kötü kokulu akıntı ve fetal taşikardi varsa kaynağı idrar yolunda değil intraamniyotik alanda ara ve florayı polimikrobiyal bekle.

25. soru

Yarışma tarzıHematoloji

Otuz iki yaşındaki kadın hasta, 34 haftalık gebeliği sırasında son 3 gündür artan halsizlik, sarılık ve diş eti kanaması yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden gebelik boyunca kan basıncı takiplerinin normal sınırlarda seyrettiği ve idrar incelemelerinde protein saptanmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş 38,2 °C, konfüzyon ve alt ekstremitelerde peteşiler saptanıyor; kan basıncı 118/74 mmHg ölçülüyor, ödem izlenmiyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 7,8 g/dL, trombosit sayısı 18.000/mm³, indirekt bilirubin ve LDH yüksek, haptoglobin düşük bulunuyor; periferik yaymada şistositler izleniyor. Protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboplastin zamanı ve fibrinojen düzeyleri normal sınırlarda bulunuyor; ALT ve AST hafif yüksek saptanıyor, idrar protein/kreatinin oranı normal bulunuyor.

Bu hastada tablodan sorumlu tutulan süreç dikkate alındığında izlenecek en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Plazma değişimi uygulanması

Kısaca — Normal kan basıncı, proteinürisiz ve normal pıhtılaşmalı şistositli mikroanjiyopatik hemoliz TTP’yi gösterir ve gebelikte doğum küratif olmadığı için plazma değişimi gerekir.

Üçüncü trimesterde anemi ve trombositopeni ilk bakışta HELLP/preeklampsiyi düşündürür, ancak bu hastada hipertansiyon ve proteinüri yoktur ve pıhtılaşma testleri normaldir. TTP’de ADAMTS13 eksikliğine bağlı ultra-büyük von Willebrand multimerleri yaygın mikrotrombüslere yol açar; şistositli Coombs-dışı hemoliz ve tüketim trombositopenisi gelişirken pıhtılaşma testleri normal kalır. Doğum plasental patolojiyi çözer ancak dolaşan otoantikor ve multimer yükünü ortadan kaldırmadığı için TTP’de esas tedavi plazma değişimidir.

Tanıya götüren bulgular

  • Normal kan basıncı + proteinüri yokluğu + ödem yokluğu → preeklampsi/HELLP tanısından uzaklaştırır
  • Ateş + konfüzyon + peteşiler → TTP’nin nörolojik ve sistemik bileşenini destekler
  • Şistositler + yüksek LDH ve indirekt bilirubin + düşük haptoglobin → mikroanjiyopatik Coombs-dışı hemolizi düşündürür
  • Normal protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboplastin zamanı ve fibrinojen → dissemine intravasküler pıhtılaşmayı dışlar
  • Hafif transaminaz yüksekliği → tek başına HELLP’i kanıtlamaz, TTP’de doku iskemisiyle de görülebilir

Neden diğerleri değil

  • Acil doğumun gerçekleştirilmesi — HELLP/preeklampside küratif olan doğum, TTP’deki ADAMTS13 eksikliğini düzeltmez ve hastalığı durdurmaz
  • Trombosit süspansiyonu transfüzyonu yapılması — TTP’de trombosit verilmesi mikrotrombüs yükünü artırabilir ve kanamayı düzeltmez, ilk iş değildir
  • Magnezyum sülfat infüzyonu başlanması — Eklampsi profilaksisidir, normotansif ve proteinürisiz bu tabloda esas süreci tedavi etmez
  • Heparin infüzyonu başlanması — Pıhtılaşma testleri normal olan trombotik mikroanjiyopatide heparinin yeri yoktur

Aklında kalsın

Gebede HELLP akla gelse bile normotansiyon, proteinüri yokluğu, normal pıhtılaşma ve nörolojik bulgulu şistositli hemoliz TTP’yi düşündürür ve doğum TTP’yi tedavi etmez.

26. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Elli dört yaşındaki erkek hasta üç haftadır süren baş ağrısı, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden iştahsızlığının arttığı, son günlerde çift görme ve sabahları belirgin bulantı tariflediği, nöbet geçirmediği öğreniliyor. Fizik muayenesinde ense sertliği, sola bakışta diplopi ve hafif bilinç bulanıklığı saptanıyor; akciğer grafisinde üst zonda eski dansite artışı izleniyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyum 124 mmol/L, serum ozmolalite düşük, idrar ozmolalite yüksek ve idrar sodyumu yüksek bulunuyor. Lomber ponksiyonda açılma basıncı yüksek, BOS’ta lenfosit hakimiyetinde hücre artışı, protein yüksekliği ve glukoz düşüklüğü saptanıyor. İzlemde ayağa kalkmakla kan basıncında düşme ve nabızda artma, mukozalarda kuruluk ve kan üre azotu/kreatinin oranında artış fark ediliyor.

Bu hastada hiponatreminin düzeltilmesine yönelik en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — İzotonik sodyum klorür infüzyonu

Kısaca — Subakut bazal menenjit tüberkülozu düşündürür ve hipovolemik hiponatremi serebral tuz kaybına işaret ettiği için tedavisi sıvı kısıtlaması değil izotonik tuzlu sudur.

Üç haftalık sistemik prodrom, bazal kraniyal sinir tutulumu ve lenfositik düşük glukozlu BOS tüberküloz menenjitini ilk sıraya koyar. Tüberküloz menenjitinde hiponatremi hem SIADH hem serebral tuz kaybı ile olabilir ve ikisinde de idrar ozmolalitesi ile idrar sodyumu yüksek bulunur; ayrımı hacim durumu yapar. Ortostatik hipotansiyon, kuru mukoza ve kan üre azotu/kreatinin artışı damar içi hacim azalmasını gösterdiğinden tablo övolemik su fazlalığı değil böbrekle tuz kaybına bağlı hipovolemidir, bu durumda su kısıtlamak perfüzyonu daha bozar ve eksik hacim ile tuzun izotonik sodyum klorür ile yerine konması gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Üç haftalık ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı → subakut sistemik enfeksiyon, akut pürülan menenjit değil
  • Sola bakışta diplopi → bazal leptomeninks tutulumunda kraniyal sinir etkilenmesi
  • BOS’ta lenfosit hakimiyeti, düşük glukoz, yüksek protein ve yüksek açılma basıncı → tüberküloz menenjiti paterni
  • Düşük serum ozmolalitesi ile yüksek idrar ozmolalitesi ve idrar sodyumu → renal tuz kaybı ya da uygunsuz su tutulumu paterni, tek başına SIADH kanıtı değil
  • Ayağa kalkmakla kan basıncında düşme, nabız artışı, kuru mukoza ve kan üre azotu/kreatinin oranında artış → hipovolemi, övolemik SIADH’yi dışlayan çatal bulgu
  • Nöbet ve koma yokluğu ile hafif bilinç bulanıklığı → ağır semptomatik hiponatremi aciliyeti yok

Neden diğerleri değil

  • Sıvı kısıtlaması — övolemik SIADH varsayar; hipovolemide damar içi hacmi daha azaltır ve perfüzyonu bozar
  • Hipertonik sodyum klorür infüzyonu — nöbet ve koma gibi ağır semptomlar yokken ve hipovolemi varken ilk seçenek değildir; hacmi düzeltmez
  • Hipotonik sıvı infüzyonu — serbest su vererek serum sodyumunu daha düşürür ve hipoozmolaliteyi derinleştirir
  • Desmopressin uygulaması — su tutulumunu artırır; su kaybı ya da diyabet benzeri tablo burada yoktur ve hiponatremiyi ağırlaştırır

Aklında kalsın

Hiponatremide yüksek idrar sodyumu tek başına tanı koydurmaz; hacim durumu serebral tuz kaybı ile SIADH’yi ayırır.

27. soru

Yarışma tarzıHalk Sağlığı ve Biyoistatistik

Taburculuk sonrası kalp yetersizliği hastalarında yeni bir ilacın mortaliteye etkisini değerlendirmek için hastane kayıtlarına dayalı retrospektif bir kohort kuruluyor. Taburculuk tarihi izlem başlangıcı kabul ediliyor ve taburculuktan sonraki 90 gün içinde en az bir kez reçete edilen hastalar kullanıcı grubuna atanıyor. Kullanıcıların taburculuktan reçete tarihine kadar geçen süresi de kullanıcı grubun izlem süresine ekleniyor. Taburculuk ile reçete tarihi arasında ölen hastalar otomatik olarak kullanmayan grupta sayılıyor. Analiz sonunda kullanıcı grupta mortalitenin belirgin düşük bulunduğu bildiriliyor. İlacın bu büyüklükte erken koruma sağlamasını destekleyen biyolojik kanıt bulunmuyor.

Bu yapay koruyucu ilişkiyi gidermek için benimsenmesi gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Maruziyeti zaman bağımlı değişken olarak modellemek

Kısaca — Reçete edilmek için reçete tarihine kadar yaşamak gerektiğinden bu süre ölümsüzdür ve kullanıcıya yazılınca ilaç yapay olarak koruyucu görünür; çözüm maruziyeti zaman bağımlı ele almaktır.

İlk çıkarım, zaman çizelgesinden gelir: kullanıcı sayılabilmek için 90 gün içinde reçete anına kadar sağkalmak şarttır, bu aralıkta ölüm yapısal olarak olanaksızdır. Bu ölümsüz süre kullanıcı izlemine eklenip erken ölümler otomatik olarak kullanmayan gruba yazılınca, maruz grup yapay olarak uzun sağkalım ve düşük hız kazanır. Ortaya çıkan koruyuculuk ilacın etkisinden değil, izlemin başlangıcı ile maruziyetin tanımlanma anının hizalanmamasından kaynaklanır; bu nedenle geçerli analizde reçete öncesi süre maruz gruba yazılmamalı, maruziyet zaman bağımlı değişken olarak modellenmeli veya izlem başlangıcı reçete anına çekilmelidir.

Tanıya götüren bulgular

  • İzlem başlangıcının taburculuk, maruziyetin sonraki 90 gündeki reçete olması → maruziyetin başlangıçtan sonra belirlenmesi
  • Reçete öncesi sürenin kullanıcı izlemine eklenmesi → fork bulgudur; bu sürenin ölümsüz olduğunu ve yanlış gruba yazıldığını gösterir
  • Reçete öncesi ölenlerin otomatik olarak kullanmayan gruba sayılması → erken ölümlerin yapısal olarak tek grupta biriktiğini gösterir
  • Biyolojik destek olmadan belirgin koruyuculuk → yapay etkinin klinik değil tasarımsal olduğunu destekler

Neden diğerleri değil

  • Yaş ve komorbiditelere göre çok değişkenli düzeltme yapmak — Ölçülen karıştırıcıları dengeler, ancak izlem başlangıcı ile reçete anı arasındaki hizalanma hatasını düzeltmez.
  • Kullanmayan gruptan yaşa göre bire bir eşleştirme yapmak — Başlangıç özelliklerini dengeler, ancak ölümsüz sürenin kullanıcıya yazılması sorununu değiştirmez.
  • Erken ölenleri dışlayıp taburculuktan itibaren kaba hızları karşılaştırmak — Taburculuğu başlangıç kabul etmeye devam ettiği için reçete öncesi ölümsüz süreyi yine kullanıcıda sayar; landmark ilkesi izlem başlangıcını da ileri taşımayı gerektirir.
  • Örneklemi büyütüp aynı izlem tanımını korumak — Rastgele hatayı azaltır, ancak aynı yönde işleyen sistematik zaman hatasını büyütülmüş örneklemde de korur.

Aklında kalsın

Maruziyet izlem başladıktan sonra belirleniyor ve bu ana kadar yaşamak şartsa ölümsüz süreyi maruz gruba yazma; maruziyeti zaman bağımlı modelle.

28. soru

Yarışma tarzıDermatoloji

Elli sekiz yaşındaki kadın hasta kollarda, bacaklarda ve gövdede kaşıntılı morumsu döküntü yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden hipertansiyon için üç ay önce hidroklorotiyazid başlandığı, döküntünün yaklaşık altı hafta sonra ortaya çıkıp güneşe açık alanlarda daha belirgin olduğu öğreniliyor. Fizik muayenede gövde ve ekstremitelerde yaygın, menekşe renkli, poligonal, üzeri ince kepekli papüller ve bileklerde çizgisel dizilim saptanıyor. Ağız ve genital mukoza normal bulunuyor, tırnaklarda belirgin değişiklik izlenmiyor. Laboratuvar incelemesinde böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri normal bulunuyor. Ateşi olmadığı, yüzde ödem ve lenf nodu büyümesi saptanmadığı belirtiliyor.

Bu tabloda beklenen histopatolojik özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Fokal parakeratoz ve eozinofiller içeren likenoid lenfositik infiltrat

Kısaca — İlaç zamanlaması, foto belirginlik ve mukoza sağlamlığı morumsu papüllerde likenoid ilaç döküntüsünü gösterir ve fokal parakeratoz ile eozinofil beklenir.

Menekşe renkli poligonal ince kepekli papüller ve bileklerde çizgisel dizilim önce idiyopatik liken planusu düşündürür, ancak döküntünün hidroklorotiyazidden yaklaşık altı hafta sonra çıkması, güneşe açık alanlarda belirgin olması ve ağız ile genital mukozanın normal kalması ilaç ilişkisini öne geçirir. Ateş, yüzde ödem ve lenf nodu büyümesi olmaması sistemik ilaç reaksiyonlarından uzaklaştırır. Likenoid ilaç döküntüsünde klasik testere dişi görünüm silikleşir, fokal parakeratoz belirir ve eozinofiller infiltrata katılır, bu yüzden eozinofilsiz klasik patern değil parakeratoz ve eozinofil içeren patern bu hastaya özgü beklenen bulgudur.

Tanıya götüren bulgular

  • Yaygın menekşe renkli poligonal ince kepekli papüller ve bileklerde çizgisel dizilim → başlangıçta idiyopatik liken planusu düşündürür
  • Hidroklorotiyazidden yaklaşık altı hafta sonra ortaya çıkış → ilaç latensine uyar, ilk tahminden uzaklaştırır
  • Güneşe açık alanlarda belirginlik → fotodağılımı düşündürür, ilaç paternini destekler
  • Ağız ve genital mukozanın normal olması ve tırnak değişikliği yokluğu → mukozal tutulumlu klasik formu desteklemez
  • Ateş, yüzde ödem ve lenf nodu büyümesi yokluğu → sistemik ilaç reaksiyonlarından uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Testere dişi rete çıkıntıları, bant benzeri lenfositik infiltrat ve eozinofilsiz Civatte cisimcikleri — İlaç zamanlaması ve foto ile mukoza ayrımı göz ardı edilip ilk akla gelen idiyopatik liken planus kabul edilirse seçilir.
  • Parakeratoz, düzenli akantoz ve stratum korneumda nötrofil toplulukları — Kepek psoriasis gibi okunursa seçilir, ancak menekşe renkli poligonal morfoloji ve ilaç zamanlaması uymaz.
  • Vakuoler bazal değişiklik, yüzeyel perivasküler lenfositik infiltrat ve dermal müsin birikimi — Tiyazid ve fotodağılım lupus gibi okunursa seçilir, ancak poligonal papül ve çizgisel dizilim anüler örüntüyü desteklemez.
  • Epidermiste spongioz, düzensiz akantoz ve yüzeyel perivasküler lenfositik infiltrat — Kaşıntılı papül egzama gibi okunursa seçilir, ancak menekşe renkli poligonal morfoloji ve likenoid dizilim uymaz.

Aklında kalsın

Foto belirgin morumsu döküntü ilaçtan haftalar sonra çıkıp mukozayı tutmuyorsa klasik patern yerine parakeratoz ve eozinofil içeren likenoid patern beklenir.

29. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Yetmiş bir yaşındaki kadın hasta 4 gündür süren ateş, baş ağrısı ve konfüzyon yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden diabetes mellitus ve romatoid artrit nedeniyle düşük doz glukokortikoid kullandığı, yakın zamanda pastörize edilmemiş yumuşak peynir tükettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde vücut sıcaklığı 38,9 °C, ense sertliği ve konfüzyon saptanıyor; fokal nörolojik defisit tanımlanmıyor. Laboratuvar incelemesinde lökositoz saptanıyor. BOS incelemesinde mononükleer hücre hakimiyetinde hücre artışı, protein yüksekliği ve glukozda hafif düşüklük izleniyor; Gram boyamada bakteri görülmüyor. Kan kültürleri alınıyor.

Bu klinik bağlamda etkeni düşündüren BOS paterni birlikte değerlendirildiğinde söz konusu santral sinir sistemi enfeksiyonunda en olası ayırt edici ilişkili bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Beyin sapı ve serebellum tutulumuyla diplopi, ataksi ve fasiyal paralizi

Kısaca — Yaş, glukokortikoid ve riskli peynir maruziyetiyle mononükleer BOS Listeria menenjoensefalitini gösterir ve rhombensefalit onun ayırt edici tutulumudur.

Ateş, baş ağrısı ve konfüzyon ilk bakışta pnömokok menenjitini düşündürür, ancak nötrofil yerine mononükleer hakimiyet, Gram boyamada bakteri görülmemesi ve yaş ile immünsüpresyon zemininde riskli süt ürünü maruziyeti bu ilk izlenimden uzaklaştırır. Listeria monocytogenes beyin sapı ve serebellumu sever; bu nedenle diplopi, fasiyal paralizi ve ataksi onunla birlikte anılır.

Tanıya götüren bulgular

  • İleri yaş, diabetes mellitus ve glukokortikoid → hücresel immünite defekti zeminini gösterir
  • Pastörize edilmemiş yumuşak peynir → gıda kaynaklı maruziyete işaret eder
  • Mononükleer hücre artışı ve Gram boyamada bakteri görülmemesi → tipik pnömokok paterninden uzaklaştıran çatal bulgu
  • Hafif BOS glukoz düşüklüğü ve lökositoz → bakteriyel süreci dışlamaz, viralden ayırır

Neden diğerleri değil

  • Medial temporal ve orbitofrontal tutulumla belirgin kişilik değişikliği ve fokal nöbet — herpes simpleks ensefalitinin hemorajik nekroz paternidir, burada maruziyet ve BOS uymaz
  • Bazal meninks tutulumuyla uzamış prodrom ve komünikan hidrosefali — haftalar süren tüberküloz menenjit tablosudur, 4 günlük akut seyirle uyumsuzdur
  • Konveksite meninks tutulumuyla purpurik döküntü ve fulminan sepsis — meningokok sepsisine aittir, döküntü ve fulminan seyir yoktur
  • Koklear tutulumla erken kalıcı sensorinöral işitme kaybı — pnömokok menenjitin iyi bilinen sekeli olup bu etkenin ayırt edici tutulumu değildir

Aklında kalsın

Yaşlı ve immünsüprese hastada mononükleer BOS ile riskli peynir birlikteliğinde beyin sapı ve serebellar tablo aranır.

30. soru

Yarışma tarzıNöroloji

Otuz yedi yaşındaki kadın hasta ani başlayan çok şiddetli baş ağrısı yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden iki yıldır ara ara tek taraflı zonklayıcı baş ağrısı, bulantı ve fotofobi atakları olduğu, bu atakların saatler içinde başlayıp bir güne kadar sürdüğü öğreniliyor. Bu kez ağrının saniyeler içinde tepe noktasına ulaştığı, kusma ve ense sertliği ile kısa süreli bilinç bulanıklığının eşlik ettiği belirtiliyor. Fizik muayenede ense sertliği dışında fokal nörolojik defisit saptanmıyor; kraniyal bilgisayarlı tomografide bazal sisternalarda yaygın hiperdensite izleniyor. Yoğun bakım izleminin beşinci gününde serum sodyum 128 mmol/L, potasyum normal bulunuyor. Hastada ortostatik hipotansiyon ve taşikardi, hematokrit ve üre/kreatinin oranında artış, negatif sıvı dengesi ve yüksek idrar sodyum atılımı saptanıyor.

Bu hastada gelişen hiponatreminin en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Serebral tuz kaybı sendromu

Kısaca — Saniyeler içinde en şiddetli düzeye ulaşan ağrı ve bazal sisternalarda kan subaraknoid kanamayı gösterir; negatif sıvı dengesi ve yüksek idrar sodyumuyla birlikte hipovolemik hiponatremi serebral tuz kaybını destekler.

Subaraknoid kanama sonrası hiponatremi sık görülür ve aynı sodyum düşüklüğü iki farklı volüm durumunda ortaya çıkar. Uygunsuz antidiüretik hormon etkisinde su tutulumuyla övolemik dilüsyon vardır, serebral tuz kaybında renal tuz kaybıyla hipovolemi vardır. Hipovolemide izotonik sıvı gerekir ve vazospazm döneminde sıvı kısıtlaması serebral iskemiyi artırır; bu nedenle tedaviyi volüm bulguları belirler.

Tanıya götüren bulgular

  • Saniyeler içinde tepe noktasına ulaşan en şiddetli ağrı → saatler içinde başlayan migren atağından ayrılır ve ilk akla gelen tanıyı dışlayan çatal bulgudur
  • Kusma, ense sertliği ve kısa süreli bilinç bulanıklığı → meningeal irritasyonu destekler
  • Bazal sisternalarda yaygın hiperdensite → subaraknoid kanı gösterir
  • Ortostatik hipotansiyon, taşikardi, hematokrit ve üre/kreatinin oranında artış ile negatif sıvı dengesi → hipovolemiyi gösterir; uygunsuz antidiüretik hormon etkisi övolemik seyreder
  • Yüksek idrar sodyum atılımı ve normal potasyum → renal tuz kaybını düşündürür; kusmaya bağlı kayıpta idrar sodyumu düşük beklenir

Neden diğerleri değil

  • Uygunsuz antidiüretik hormon sendromu — Övolemik seyreder; bu hastada belirgin hipovolemi bulguları vardır ve sıvı kısıtlaması vazospazm zemininde iskemiyi artırır
  • Santral diabetes insipidus — Poliüri ile hipernatremi yapar; hiponatremi ve konsantre idrarla uyuşmaz
  • Kusmaya bağlı hipovolemik hiponatremi — Beşinci gün zamanlaması ve yüksek idrar sodyumu renal kaybı gösterir; kusmada idrar sodyumu düşük beklenir
  • Primer adrenal yetmezlik — Hipotansiyon ve hiponatremi yapabilir ancak potasyum normaldir ve destekleyici ek bulgu yoktur

Aklında kalsın

Subaraknoid kanamada hiponatremide önce volümü değerlendir; hipovolemi ve yüksek idrar sodyumu tuz kaybıdır ve sıvı kısıtlanmaz.

31. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Yetmiş iki yaşındaki erkek hasta yara yerinden kaynaklanan metisiline dirençli Staphylococcus aureus bakteriyemisi nedeniyle vankomisin tedavisi alırken ateşinin yeniden yükselmesi üzerine değerlendiriliyor. Öyküsünden tedavinin altıncı gününde öksürük ve nefes darlığının başladığı, idrar çıkışının azalmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş 38,6 °C, kan basıncı 128/76 mmHg, oda havasında oksijen satürasyonu %91 bulunuyor; sağ akciğer bazalinde krepitan raller duyuluyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 13.200/mm³ ve C-reaktif protein yüksek bulunuyor; kreatinin 0,9 mg/dL’den 2,2 mg/dL’ye yükselmiş bulunuyor. Akciğer grafisinde sağ alt lobda yeni konsolidasyon izleniyor; kan kültürlerinde aynı etkenin üremeye devam ettiği bildiriliyor. Balgam kültüründe metisiline dirençli Staphylococcus aureus ürediği, transtorasik ekokardiyografide vejetasyon izlenmediği öğreniliyor.

Bu hastada antibiyotik tedavisinde yapılması en uygun değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Vankomisini kesip linezolide geçilmesi

Kısaca — Vankomisin altında süren bakteriyemiye yeni akciğer odağı eklenmiştir ve yükselen kreatinin böbrek hasarını düşündürür; surfaktan daptomisini etkisiz kıldığı için linezolid gerekir.

Vankomisine rağmen süren ateş ve aynı etkenin kanda üremeye devam etmesi tek başına kateter persistansı ya da endokarditi düşündürür, ancak altıncı günde başlayan öksürük ve nefes darlığı ile hipoksemi, bazal ral ve yeni konsolidasyon tabloyu akciğere taşır ve balgamda aynı dirençli etkenin üremesi pnömoni etkenini gösterir. Hipotansiyon ve idrar azalması olmadan kreatininin belirgin yükselmesi bu zeminde vankomisine bağlı böbrek hasarını destekler. Daptomisin bakteriyemide akla gelir ancak alveoler surfaktanla inaktive olduğu için akciğer odağında etkisizdir; seftriakson ve siprofloksasin metisiline dirençli stafilokoku kapsamaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Yeniden yükselen ateş ve lökositoz ile kanda aynı etkenin sürmesi → tedavi yanıtsızlığını gösterir
  • Tedavinin altıncı gününde öksürük, satürasyon düşüklüğü, bazal ral ve yeni konsolidasyon → yalnızca bakteriyemi sanısından uzaklaştıran çatal bulgu, yeni akciğer odağını işaret eder
  • Kan ve balgamda aynı dirençli Staphylococcus aureus → pnömoni etkeninin metisiline dirençli olduğunu destekler
  • Kreatininin 0,9 mg/dL’den 2,2 mg/dL’ye yükselmesi, idrar çıkışı korunurken hipotansiyon olmaması → vankomisine bağlı böbrek hasarını düşündürür, aynı ilaca devamdan uzaklaştırır
  • Ekokardiyografide vejetasyon izlenmemesi → tabloyu endokardite bağlamaz, akciğer odağını öne çıkarır

Neden diğerleri değil

  • Vankomisini kesip daptomisine geçilmesi — Bakteriyemi ve böbrek bozukluğunda akla gelir ancak akciğer tutulumunda surfaktan inaktivasyonu nedeniyle etkisiz kalır.
  • Vankomisine aynı dozda devam edilmesi — Devam eden bakteriyemi ve yükselen kreatinini açıklamaz, hem tedavi başarısızlığını hem böbrek hasarını görmezden gelir.
  • Vankomisini kesip seftriaksona geçilmesi — Pnömoni şablonuyla seçilir ancak metisiline dirençli stafilokoku kapsamaz.
  • Vankomisini kesip siprofloksasine geçilmesi — Atipik ve gram negatif şablonuyla seçilir ancak metisiline dirençli bakteriyemi ve pnömonide uygun tedavi değildir.

Aklında kalsın

Daptomisin surfaktanla inaktive olduğu için pnömonide etkisizdir; vankomisin nefrotoksisitesi ve akciğer odağı bir arada linezolide yönlendirir.

32. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Yirmi sekiz yaşındaki kadın hasta iki haftadır süren baş ağrısı, ateş ve ense sertliği yakınmasıyla değerlendiriliyor. Lomber ponksiyonda lenfosit hakimiyetinde hücre artışı, protein yüksekliği ve glukoz düşüklüğü saptanıyor; manyetik rezonans görüntülemede bazal sisternalarda kontrast tutulumu izleniyor. Dört ilaçlı antitüberküloz tedavi ve kortikosteroid başlanıyor. Tedavinin ilk iki haftasında ateşi düşen ve baş ağrısı azalan hastanın ilaçlarını düzenli kullandığı öğreniliyor. Tedavinin üçüncü haftasında baş ağrısı şiddetleniyor, kusma ve çift görme ortaya çıkıyor; muayenede papil ödemi saptanıyor. Tekrarlanan görüntülemede komünikan hidrosefali izleniyor, BOS incelemesinde hücre sayısının ilk döneme göre azaldığı görülüyor ve bakteriyel kültürlerde üreme olmuyor. Hastanın HIV testi negatif bulunuyor ve araya giren yeni bir ilaç ya da odak tanımlanmıyor.

Bu durumda en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Antitüberküloz tedaviye devam edilip hidrosefali için beyin cerrahisi ile basınç yönetimi planlanması

Kısaca — Düzenli tedavide başlangıçta düzelip üçüncü haftada basınç artışıyla kötüleşme, BOS’ta düzelme ve kültür negatifliğiyle birlikte paradoksal kötüleşmeyi gösterir; rejim sürdürülür ve hidrosefali basınç yönetimiyle ele alınır.

Lenfositik düşük glukozlu BOS ile bazal kontrast tutulumu tüberküloz menenjitini düşündürür ve ilk iki haftada ateşin düşmesi rejimin etkili olduğunu gösterir. Basiller ölürken açığa çıkan antijenlere karşı güçlenen inflamatuvar yanıt bazal eksudadaki tıkanmayı artırıp komünikan hidrosefali ve basınç bulgularını alevlendirebilir; bu dönemde BOS hücresinin artmaması ve kültürde üreme olmaması direnç ya da süperenfeksiyonu desteklemez. Bu nedenle tablo tedavi başarısızlığı değil inflamatuvar alevlenmedir, mevcut rejime devam edilir ve papil ödemi, kusma ve çift görmeyle seyreden hidrosefalide yalnızca izlem yeterli görülmeyip basınca yönelik girişimsel değerlendirme gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Lenfositik BOS, düşük glukoz ve bazal kontrast tutulumu → tüberküloz menenjiti
  • İlk iki haftada ateşin düşmesi ve baş ağrısının azalması → rejimin etkili olduğu
  • İlaçların düzenli kullanılması → uyumsuzluk ve yalancı direnç görünümünü dışlar
  • Üçüncü haftada kusma, çift görme, papil ödemi ve komünikan hidrosefali → yeni kafa içi basınç artışı
  • BOS hücre sayısında azalma ve kültürlerde üreme olmaması → tedavi başarısızlığı ya da yeni bakteriyel enfeksiyonu dışlayan çatal bulgu
  • HIV negatifliği ve yeni ilaç ya da odak yokluğu → diğer kötüleşme nedenlerinden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Tedavi başarısızlığı varsayılıp mevcut rejimin dirençli kabul edilerek değiştirilmesi — başlangıçta düzelme, düzenli kullanım, BOS’ta iyileşme ve kültür negatifliği varken direnç varsayar
  • Etkili tedavinin tamamen kesilmesi — gerekli tedaviyi toksisite kanıtı olmadan ortadan kaldırır
  • Kortikosteroidin erken dönemde kesilmesi — bazal inflamasyon ve basınç artışı sürerken inflamasyonu frenleyen bileşeni kaldırır
  • Geniş spektrumlu antibiyotik eklenmesi — BOS’ta düzelme ve kültür negatifliğine rağmen bakteriyel süperenfeksiyon varsayar

Aklında kalsın

Tedavinin ilk haftalarında düzelip sonra basınç bulgularıyla kötüleşen tüberküloz menenjitinde uyum iyi ve BOS düzeliyorsa önce paradoksal kötüleşme düşünülür ve hidrosefali basınç yönetimiyle ele alınır.

33. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Seksen iki yaşındaki kadın hasta huzurevinden ateş ve bilinç bulanıklığı nedeniyle acil servise getiriliyor. Öyküsünden iki gündür iştahsızlık olduğu, idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma tariflenmediği öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş 38,9 °C, kan basıncı 88/56 mmHg, nabız 112/dakika, solunum sayısı 26/dakika, oda havasında oksijen satürasyonu %88 bulunuyor; sağ akciğer bazalinde ral duyuluyor, kostovertebral açı hassasiyeti saptanmıyor. İdrar incelemesinde bulanık görünüm ve nitrit pozitifliği var, ancak mikroskopide piyüri görülmüyor ve lökosit esteraz negatif bulunuyor. İdrar kültüründe Escherichia coli üremesi bildiriliyor; öksürük ve taşipne son bir günde belirginleşiyor.

Bu hastada idrar kültüründeki üremenin yorumu olarak en olası olan aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: E — Asemptomatik bakteriüri ile uyumlu kolonizasyon

Kısaca — Piyüri ve lökosit esteraz yokluğu üriner enfeksiyon olasılığını belirgin biçimde azaltır; yeni solunum bulguları akciğer odağını gösterir, bakteriüri en olası olarak kolonizasyondur.

Bulanık idrar, nitrit pozitifliği ve Escherichia coli üremesi ile hipotansiyon ilk bakışta ürosepsisi düşündürür. Ancak idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkmanın olmaması, kostovertebral açı hassasiyetinin bulunmaması ve özellikle mikroskopide piyüri görülmemesi ile lökosit esterazın negatif olması gerçek üriner enfeksiyon olasılığını belirgin biçimde azaltır; tek başına mutlak olarak dışlamasa da bu paternde olasılık çok düşüktür. Son bir günde belirginleşen öksürük, taşipne, oda havasında düşük oksijen satürasyonu ve sağ bazalde ral akciğer odağını gösterir. İleri yaşta üriner kolonizasyon sıktır ve piyüri olmadan bakteriüri tek başına enfeksiyonu kanıtlamaz; hipotansiyonu açıklayan akciğer odağı varken üreme asemptomatik bakteriüri olarak yorumlanır.

Tanıya götüren bulgular

  • Bulanık idrar, nitrit pozitifliği ve Escherichia coli üremesi → ilk bakışta üriner odağı düşündürür
  • Piyüri görülmemesi ve lökosit esteraz negatifliği → gerçek üriner enfeksiyon olasılığını belirgin biçimde azaltan çatal bulgu
  • Dizüri, sık idrara çıkma ve kostovertebral açı hassasiyeti yokluğu → sistit ve piyelonefritten uzaklaştırır
  • Yeni öksürük, taşipne ve düşük oksijen satürasyonu → akciğer odağını düşündürür
  • Sağ bazalde ral duyulması → fokal akciğer tutulumunu destekler
  • İleri yaş → piyürisiz bakteriüride kolonizasyon olasılığını artırır

Neden diğerleri değil

  • Akut sistit ile uyumlu gerçek enfeksiyon — Dizüri ve piyüri olmadan sistit olasılığı çok düşüktür.
  • Akut piyelonefrit ile uyumlu gerçek enfeksiyon — Kostovertebral hassasiyet ve piyüri yoktur.
  • Üriner obstrüksiyona bağlı komplike enfeksiyon — Obstrüksiyonu düşündüren görüntüleme ve piyüri desteği yoktur.
  • Bakteriyemiye yol açan ürosepsis ile uyumlu enfeksiyon — Hipotansiyonu tek başına üriner odağa bağlar, solunum bulgularını ve piyüri yokluğunu göz ardı eder.

Aklında kalsın

Yaşlıda piyüri ve üriner semptom olmadan saptanan bakteriüriyi enfeksiyon sanma; solunum bulguları varken akciğer odağını ara, piyüri yokluğu enfeksiyon olasılığını çok azaltır ancak tek bulguyla mutlak dışlama dili kullanma.

34. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Elli dokuz yaşındaki kadın hasta üç haftadır süren baş ağrısı, düşük dereceli ateş, gece terlemesi ve son günlerde belirginleşen dalgınlık yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden iştahsızlık ve kilo kaybı olduğu, ishal, kusma ve diüretik kullanımı olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ense sertliği, ayağa kalkınca belirginleşen hipotansiyon ve mukozalarda kuruluk saptanıyor; periferik ödem ve boyun venöz dolgunluğu izlenmiyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyum ve serum ozmolalite düşük, idrar ozmolalite ve idrar sodyum yüksek bulunuyor; serum potasyum, kreatinin, glikoz, kortizol ve tiroid fonksiyonları normal sınırlarda saptanıyor. BOS incelemesinde lenfosit hakimiyetinde hücre artışı, protein yüksekliği ve glukoz düşüklüğü izleniyor. Beyin görüntülemede bazal sisternalarda kontrast tutulumu ve komünikan hidrosefali bildiriliyor.

Bu hastadaki hiponatreminin mekanizmasına yönelik en uygun sıvı yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — İzotonik salin infüzyonu

Kısaca — Subakut lenfositik hipoglikoraşik menenjit bazal tüberküloz menenjitini gösterir ve hipovolemik hiponatremi sıvı kısıtlamasını değil izotonik replasmanı gerektirir.

Subakut prodrom, lenfosit hakimiyeti, düşük BOS glukozu ve bazal kontrast tutulumu tüberküloz menenjitinin olağan paternidir. Hipotonik hiponatremide yüksek idrar sodyum ve ozmolalite hem uygunsuz ADH hem serebral tuz kaybında görülür; ayrımı volüm durumu yapar ve hipovolemi tuz kaybını, övolemi uygunsuz ADH’yi destekler. Diüretik yokluğu, normal potasyum, kreatinin, glikoz, kortizol ve tiroid fonksiyonları diğer nedenlerden uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Üç haftalık baş ağrısı, gece terlemesi ve kilo kaybı → akut bakteriyel değil subakut granülomatöz süreç
  • Lenfosit hakimiyeti ve düşük BOS glukozu → nötrofilik akut menenjitten uzaklaştırır
  • Bazal sisternal tutulum ve komünikan hidrosefali → tüberküloz menenjitini destekler
  • Ayağa kalkınca hipotansiyon, kuruluk, ödem ve venöz dolgunluk yokluğu → uygunsuz ADH varsayımını dışlayan hipovolemi çatalı
  • Normal potasyum, kreatinin, glikoz, kortizol ve tiroid fonksiyonları ile diüretik, ishal ve kusma yokluğu → diğer hiponatremi nedenlerinden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Sıvı kısıtlaması uygulanması — övolemik uygunsuz ADH tedavisidir; burada hipovolemiyi derinleştirir
  • Hipotonik dekstroz infüzyonu — serbest su vererek hipotoniciteyi ve dalgınlığı ağırlaştırır
  • Furosemid başlanması — natriürezi ve volüm kaybını artırır, bu hastada zararlıdır
  • Desmopressin uygulanması — su tutulumunu artırır ve hiponatremiyi kötüleştirir

Aklında kalsın

Yüksek idrar sodyumu tek başına uygunsuz ADH dedirtmez; volüm hipovolemikse kayıp izotonik sıvıyla kapatılır.

35. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Yetmiş sekiz yaşındaki kadın hasta yeni başlayan dalgınlık ve huzursuzluk nedeniyle acil servise getiriliyor. Öyküsünden nörolojik mesane nedeniyle aylardır kalıcı idrar sondası taşıdığı, bakımevinde kaldığı ve bir gün önce huzursuzluk için sedatif başlandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş 36,8 °C, kan basıncı ve nabız stabil bulunuyor; kostovertebral açı hassasiyeti saptanmıyor, dizüri ve yan ağrısı tanımlanmıyor. Laboratuvar incelemesinde lökositoz saptanmıyor; idrar incelemesinde bulanık ve kötü kokulu idrarda bol lökosit ve bakteri görülüyor. İdrar çıkışının sürdüğü, ishal, kusma ve yeni bir akut hastalık olmadığı öğreniliyor. Sondada tıkanıklık, kanama ve akıntı olmadığı belirtiliyor.

Bu hastada akılcı antibiyotik kullanımı açısından en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Sonda değiştirmeden antibiyotiksiz izlem

Kısaca — Ateşsiz ve lökositozsuz sondalı yaşlıda kötü kokulu idrar ve piyüri beklenen kolonizasyondur; obstrüksiyon yokken antibiyotik ve rutin sonda değişimi gerekmez.

Kalıcı sonda biyofilm ve asemptomatik bakteriüri için kronik zemin oluşturur, bu zeminde deliryum idrar bulgularına otomatik bağlanamaz. Semptomatik enfeksiyon için ateş, lökositoz ya da dizüri ve kostovertebral hassasiyet gibi lokal bulgu gerekir; hiçbiri yokken tablo kolonizasyondur. Obstrüksiyon bulgusu olmadan idrar çıkışı sürerken rutin sonda değişimi bakteriüri sıklığını azaltmaz, antibiyotik ise deliryumu düzeltmeden direnç ve advers etki getirir; bu yüzden hidrasyonla izlem ve sedatif gibi başka nedenleri araştırma gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Aylardır kalıcı sonda → biyofilm ve asemptomatik bakteriüri için kronik zemin
  • Ateş 36,8 °C ve lökositoz yokluğu ile dizüri ve kostovertebral hassasiyet yokluğu → semptomatik enfeksiyondan uzaklaştıran çatal bulgu
  • Bulanık kötü kokulu idrar ile piyüri ve bakteriüri → sondalı hastada beklenen kolonizasyon, tek başına tedavi endikasyonu değil
  • İdrar çıkışının sürmesi ve tıkanıklık bulgusu olmaması → mekanik nedenle sonda değişimini gerektiren durumun yokluğu
  • Yeni sedatif ve bakımevi koşulu → deliryum için alternatif açıklama

Neden diğerleri değil

  • Geniş spektrumlu antibiyotiğe hemen başlanması — Kolonizasyonu tedavi etmez; deliryumu düzeltmeden direnç baskısı yaratır.
  • Sonda değiştirilip kültürle antibiyotik başlanması — Semptomatik kateter enfeksiyonunun yaklaşımıdır; sistemik ve lokal bulgu yokken endike değildir.
  • Düşük doz profilaktik antibiyotik başlanması — Akut konfüzyonu tedavi etmez; profilaksi tedavi yerine geçmez.
  • Kültür beklenmeden antifungal başlanması — Bulanık idrarı mantar yapmaz; hedef dışı tedavidir.

Aklında kalsın

Sondalı yaşlıda lokal ve sistemik bulgu yoksa ve obstrüksiyon yoksa piyüri ve bakteriüri tedavi ve rutin sonda değişimi gerektirmez; antibiyotiksiz izlem ve başka neden arama gerekir.

36. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Altmış sekiz yaşındaki erkek hasta sağ bacakta kızarıklık, şişlik ve ateş yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden kronik böbrek hastalığı ve depresyon nedeniyle sertralin kullandığı öğreniliyor. Kan kültürlerinde metisiline dirençli Staphylococcus aureus üremesi üzerine daptomisin başlanıyor. Tedavinin ilk günlerinde ateşi gerileyen hastada altıncı günde yeniden ateş, öksürük ve nefes darlığı ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde taşipne ve bazallerde ral saptanıyor; akciğer grafisinde sağ alt lobda yeni infiltrat izleniyor. Laboratuvar incelemesinde lökositozun sürdüğü, kan kültürlerinde üremenin devam ettiği ve kreatininin bazal değerine benzer şekilde 1,1 mg/dL ölçüldüğü öğreniliyor.

Bu hasta için en uygun antibiyotik aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Vankomisin

Kısaca — Daptomisin altında süren metisiline dirençli Staphylococcus aureus bakteriyemisine yeni akciğer infiltratının eklenmesi, akciğerde etkisiz ilacın değiştirilmesini gerektirir.

İlk çıkarım selülit kaynaklı bakteriyeminin akciğer tutulumuyla genişlediğidir; ikinci adımı zorunlu kılan mekanizma daptomisinin alveoler sürfaktanla inaktive olmasıdır. Bu yüzden kan ve akciğeri birlikte kapsayan bakterisidal tedaviye geçilir; kronik böbrek hastalığında böbrek fonksiyonu izlenir, sertralin kullanımı linezolide bağlı serotonin sendromu riski nedeniyle seçimi dışlar ve stabil kreatinin etkili tedaviden kaçınmayı gerektirmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Metisiline dirençli Staphylococcus aureus bakteriyemisi ve ilk günlerde gerileyen ateşin altıncı günde dönmesi → tedavi altında seyir değişikliği
  • Yeni öksürük, nefes darlığı, ral ve sağ alt lobda yeni infiltrat → akciğer tutulumu, ilk selülit ve bakteriyemi şablonunu bozan fork bulgu
  • Kan kültürlerinde üremenin sürmesi → bakteriyeminin devamı, bakterisidal gereksinim
  • Sertralin kullanımı → linezolid ile serotonin sendromu riskini gösteren fork bulgu
  • Bazal değerine benzer kreatinin → izlemle tedaviyi sürdürülebilen böbrek fonksiyonu, kaçınmayı gerektirmez

Neden diğerleri değil

  • Daptomisin — sürfaktanla inaktive olur, infiltrat varken devamı pnömoniyi tedavisiz bırakır
  • Linezolid — akciğeri kapsasa da süren bakteriyemide bakterisidal değildir ve sertralinle birlikte serotonin sendromu riski taşır
  • Seftriakson — metisiline dirençli Staphylococcus aureus kapsamaz, Gram negatif şablonuna yönelir
  • Siprofloksasin — metisiline dirençli Staphylococcus aureus bakteriyemisi ve pnömonisini kapsamaz

Aklında kalsın

Daptomisin kana geçse de sürfaktanla inaktive olduğundan pnömonik tutulumda kullanılmaz, süren bakteriyemide bakterisidal seç.

37. soru

Yarışma tarzıRiskli Gebelik ve Gebelik Komplikasyonları

Otuz dört yaşındaki kadın, 36 haftalık gebeliğinde bulantı, kusma ve sağ üst kadranda ağrı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden gebelik izleminde kan basıncının yüksek seyrettiği ve idrarda protein saptandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı yüksek bulunuyor, pretibial ödem izleniyor ve sağ üst kadranda hassasiyet saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde karaciğer fonksiyon testlerinde yükselme ve trombosit sayısında düşüklük bulunuyor. İzlemde bulantı ve kusması artıyor, uykuya eğilim ve konfüzyon gelişiyor; parmak ucu kan şekeri düşük ölçülüyor. Enjeksiyon yerlerinde sızıntı tarzında kanamalar ve burun kanaması gözleniyor.

Bu hastada altta yatan tabloya bağlı olarak gelişmesi en olası laboratuvar paterni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Kan şekerinde düşüklük, protrombin zamanında uzama, fibrinojende düşüklük ve amonyakta yükseklik

Kısaca — Hipertansiyon ve trombositopeni ile gelen tabloda ensefalopati, hipoglisemi ve sızıntı kanamaları HELLP’ten çok akut yağlı karaciğeri gösterir ve beklenen patern sentetik yetmezliktir.

Preeklampsi zemininde transaminaz yüksekliği ve trombositopeni ilk bakışta HELLP’i düşündürür; ancak karaciğerin sentetik fonksiyonunu yitirmesi tabloyu değiştirir. Hepatoselüler yetmezlikte glukoneogenez ve pıhtılaşma faktörü ile fibrinojen sentezi bozulduğu için kan şekeri düşer, protrombin zamanı uzar, fibrinojen azalır ve amonyak birikir; bu nedenle hemoliz paterni değil, hipoglisemi ve koagülopati paterni beklenir.

Tanıya götüren bulgular

  • Yüksek kan basıncı + proteinüri + sağ üst kadran ağrısı → hipertansif gebelik zemininde hepatik tutulumu düşündürür
  • Transaminaz yüksekliği + trombosit düşüklüğü → ilk bakışta HELLP’i düşündürür
  • Artan bulantı kusma ile uykuya eğilim ve konfüzyon → hepatik ensefalopatiyi düşündürür
  • Düşük parmak ucu şekeri → hepatik glukoz üretim bozukluğunu düşündürür
  • Enjeksiyon yerlerinde sızıntı ve burun kanaması → pıhtılaşma faktörü ve fibrinojen eksikliğini düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Haptoglobinde düşüklük, laktat dehidrogenazda yükseklik, indirekt bilirubinde artış ve yaymada şistosit görülmesi — Bu patern mikroanjiyopatik hemolizi yansıtır ve HELLP’in beklenen bulgusudur; ancak ensefalopati, hipoglisemi ve sızıntı kanamalarını açıklamaz
  • Direkt bilirubinde artış, alkalen fosfatazda yükselme ve safra asitlerinde artış ile kaşıntı varlığı — Bu patern kolestazı yansıtır; hipertansiyon, ensefalopati, hipoglisemi ve koagülopati ile uyumlu değildir
  • Protrombin zamanı ve fibrinojen normalken trombositlerde düşüklük ve yaymada şistosit görülmesi — Normal koagülasyonla izole mikroanjiyopati bu hastadaki uzamış protrombin zamanı, düşük fibrinojen ve sızıntı kanamalarını dışlar
  • Lökositoz, C-reaktif proteinde yükselme ve prokalsitoninde artış ile ateş yüksekliği — Enfeksiyon paternidir; hipertansif zemin, hipoglisemi ve sentetik yetmezlik bulgularını karşılamaz

Aklında kalsın

Hipertansif gebede hipoglisemi, koagülopati ve ensefalopati bir arada ise hemoliz paterninden çok karaciğerin sentetik yetmezliğini ara.

38. soru

Yarışma tarzıRiskli Gebelik ve Gebelik Komplikasyonları

Otuz dört haftalık G2P1 gebe, birkaç gündür artan bulantı, kusma, halsizlik ve karın üst kısmında ağrı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden gebelik öncesi kan basıncının normal olduğu, son günlerde yüz ve ellerde şişlik fark ettiği öğreniliyor. Fizik muayenede kan basıncı yüksek bulunuyor, el ve pretibial ödem izleniyor; idrar incelemesinde proteinüri saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde transaminazlar yüksek, trombosit sayısı düşük ve total bilirubin yüksek bulunuyor. Tekrarlanan parmak ucu ölçümlerinde kan şekeri düşük seyrediyor; protrombin zamanı uzamış ve fibrinojen düşük bulunuyor. Periferik yaymada şistosit izlenmiyor ve lökosit sayısı yüksek saptanıyor.

Bu tablonun seyri nedeniyle aşağıdakilerden hangisinin gelişmesi en olasıdır?

Çözümü göster

Cevap: A — Plazma amonyak yüksekliği ile dalgalı bilinç bulanıklığı

Kısaca — Hipertansiyon ve trombositopeniyle HELLP izlenimi veren tabloda tekrarlayan hipoglisemi ve düşük fibrinojenli koagülopati akut yağlı karaciğeri gösterir.

Hipertansiyon, proteinüri, ödem, bulantı kusma, epigastrik ağrı, transaminaz yüksekliği ve trombositopeni ilk bakışta HELLP düşündürür. Ancak tekrarlayan hipoglisemi karaciğerde glukoz üretiminin bozulduğunu, uzamış protrombin zamanı ve düşük fibrinojen sentetik fonksiyonun çöktüğünü, yaymada şistosit yokluğu ise baskın mikroanjiyopatik hemoliz olmadığını gösterir; sarılık, lökositoz ve eşlik eden hipertansiyonla birlikte bu patern akut yağlı karaciğere uyar. Karaciğer yetmezliği derinleştikçe amonyak temizlenemez ve dalgalı bilinç bulanıklığı gelişir.

Tanıya götüren bulgular

  • hipertansiyon, proteinüri ve ödemle birlikte epigastrik ağrı ve transaminaz yüksekliği → ilk izlenim olarak HELLP
  • tekrarlayan hipoglisemi → hepatik glukoz üretiminde çökme, HELLP’ten uzaklaştırır
  • protrombin zamanında uzama ve fibrinojende düşüklük → sentetik yetmezlik ve tüketim, HELLP’ten uzaklaştırır
  • yaymada şistosit izlenmemesi → baskın mikroanjiyopatik hemolizi dışlar
  • sarılık ve lökositoz → akut yağlı karaciğer paternini destekler

Neden diğerleri değil

  • Yaymada bol şistosit ile giderek belirginleşen mikroanjiyopatik hemoliz — bu tabloda hemoliz baskın değildir, şistosit yokluğu HELLP yönündeki yorumu çürütür
  • Pıhtılaşma testlerinin normal sınırlarda kalması — uzamış protrombin zamanı ve düşük fibrinojen varken normal koagülasyon beklenmez
  • İdrar çıkışında artış ile plazma sodyumunda düşüklük — bu süreçte oligüri ve renal yetmezlik eğilimi vardır, poliüri beklenmez
  • Kan şekerinde yükselme ile metabolik alkaloz gelişmesi — yön terstir, bu süreçte hipoglisemi ve metabolik asidoz eğilimi vardır

Aklında kalsın

Gebede HELLP benzeri tabloda dirençli hipoglisemi ve düşük fibrinojen görülüyorsa karaciğer yetmezliği ve ensefalopati eğilimini beklemek gerekir.

39. soru

Yarışma tarzıAile Planlaması ve Kontrasepsiyon

Yirmi yedi yaşındaki kadın hasta son iki ayda tekrarlayan nöbetler yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden fokal epilepsi nedeniyle iki yıldır lamotrijin kullandığı, bu tedaviyle nöbetsiz izlendiği ve dismenore ile yoğun âdet kanaması nedeniyle iki buçuk ay önce kombine oral kontraseptife başlandığı öğreniliyor. İlaçlarını düzenli kullandığını, başka ilaç, bitkisel ürün ve alkol kullanmadığını, uyku düzeninin değişmediğini belirtiyor. Fizik muayenesinde patolojik bulgu saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde serum lamotrijin konsantrasyonunun tedavi aralığının altında olduğu, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarının normal olduğu, gebelik testinin negatif olduğu ve demir eksikliği anemisiyle uyumlu bulgular olduğu öğreniliyor. Pelvik ultrasonografide uterin kavite normal izleniyor. Günlük ilaç kullanmak istemeyen hasta uzun süreli korunma istediğini ve yöntem bırakıldığında fertilitenin hızlı geri dönmesini istediğini belirtiyor.

Bu hastada kontrasepsiyonun sürdürülmesi için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Levonorgestrel salgılayan intrauterin sistem

Kısaca — Kombine oral kontraseptif başlandıktan sonra lamotrijin düzeyinin düsüp nöbetlerin yinelemesi östrojenin lamotrijin klirensini artırmasına bağlıdır, bu yüzden östrojensiz ve kanamayı azaltan uzun etkili yöntem gerekir.

Östrojen, lamotrijinin glukuronidasyonunu indükleyerek serum konsantrasyonunu düsürür; uyum tamken ve karaciğer-böbrek fonksiyonları normalken düzeyin düsük bulunması ve zaman iliskisi bu etkilesimi gösterir. Bu durumda östrojen kesilmelidir; kavite normalken menoraji ve anemisi olan, günlük ilaç istemeyen ve hızlı dönüs isteyen hastada sistemik yükü minimal olup endometriyumu baskılayarak kanamayı azaltan yöntem öne geçer.

Tanıya götüren bulgular

  • İki yıl nöbetsizken kombine yöntem baslandiktan iki buçuk ay sonra nöbetlerin baslaması → zaman iliskisiyle ilaç etkilesimini düsündürür
  • Düzenli kullanıma rağmen lamotrijin konsantrasyonunun düsük, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarının normal olması → uyumsuzluk değil artmıs klirens
  • Yoğun kanama ve demir eksikliği anemisiyle birlikte kavitenin normal izlenmesi → kanamayı artıran değil azaltan ve kaviteye yerlesebilen yöntem gerekir
  • Günlük ilaç istenmemesi ve fertilitenin hızlı dönmesinin istenmesi → günlük ve dönüsü geciktiren yöntemleri dıslar

Neden diğerleri değil

  • Bakırlı rahim içi araç — östrojen etkilesiminden kaçınır ancak menstrüel kan kaybını artırarak anemiyi kötülestirir
  • Etonogestrel içeren implant — lamotrijin düzeyini düsürmez ancak düzensiz kanamaya yol açar ve menorajiyi tedavi etmez
  • Depot medroksiprogesteron asetat — östrojen içermez ancak ovulasyon dönüsünü geciktirir, hızlı dönüs isteğine uymaz
  • Kombine oral kontraseptife aynı dozda devam edilmesi — östrojenik indüksiyonu sürdürerek lamotrijin düsüklüğünü ve nöbetleri devam ettirir

Aklında kalsın

Östrojen lamotrijin glukuronidasyonunu artırıp düzeyini düsürür, bu yüzden lamotrijin kullananlarda östrojenli kontraseptiflerden kaçınılır.

40. soru

Yarışma tarzıİyi Huylu Jinekolojik Hastalıklar

Kırk yaşındaki kadın, semptomatik uterin miyomlar nedeniyle uterin arter embolizasyonu uygulanmasından beş gün sonra artan kasık ağrısı, ateş ve kötü kokulu vajinal akıntı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden işlemden sonraki ilk iki günde hafif ateş ve kasık ağrısının analjeziklerle gerilediği, üçüncü günden sonra akıntının başladığı ve ateşin yeniden yükseldiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde vücut ısısı 38,9 °C ölçülüyor; uterus hassas bulunuyor ve serviksten kötü kokulu, nekrotik doku parçaları içeren akıntı geldiği izleniyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit sayısı 16.800/mm³ ve CRP belirgin yüksek saptanıyor. Transvajinal ultrasonografide kaviteye doğru yer değiştirmiş, heterojen, nekrotik submüköz miyom dokusu izleniyor; batında serbest sıvı saptanmıyor.

Bu hastanın yönetiminde en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — İntravenöz geniş spektrumlu antibiyotik ve histeroskopik debridman uygulanması

Kısaca — Embolizasyon sonrası başlangıçta gerileyen ağrı ve ateşin günler sonra kötü kokulu akıntı ve nekrotik doku ile geri dönmesi enfekte miyom ekspulsiyonunu düşündürür ve steril postembolizasyon sendromundan farklı olarak intravenöz antibiyotik ve histeroskopik debridman gerektirir.

Uterin arter embolizasyonu miyomda iskemik nekroz yapar ve ilk 48 saatteki hafif ateş-ağrı steril postembolizasyon sendromudur; kaviteye açılan submüköz nekrotik doku ise vajinal florayla enfekte olur, ateşin yeniden yükselmesi ve kötü kokulu akıntı bu dönüşümü gösterir ve kavitede kalan ölü doku antibiyotikle sterilize olamayacağından uzaklaştırılmalıdır.

Tanıya götüren bulgular

  • İlk iki günde analjezikle gerileyen ateş-ağrı → başlangıçtaki steril postembolizasyon dönemini gösterme
  • Üçüncü günden sonra başlayan kötü kokulu akıntı ve yeniden yükselen ateş → seyir değişikliği ve enfeksiyon fork bulgusu
  • Serviksten gelen nekrotik doku parçaları ve hassas uterus → kaviteye ekspulse nekrotik submüköz miyomu destekleme
  • Lökosit sayısı 16.800/mm³ ve belirgin CRP yüksekliği → steril sendromdan öte bakteriyel enfeksiyonu destekleme
  • Kaviteye yer değiştirmiş heterojen nekrotik doku, serbest sıvı yokluğu → odakta kalmış enfekte dokuya işaret etme

Neden diğerleri değil

  • Postembolizasyon sendromu kabul edilerek nonsteroid tedavi ile ayaktan izlem yapılması — kötü kokulu akıntı, nekrotik doku ve yeniden yükselen yüksek ateş steril sendromla açıklanamaz
  • Oral antibiyotik reçete edilerek ayaktan takip edilmesi — hassas uterus, nekrotik kaviter doku ve belirgin lökositoz varken ayaktan dar spektrum tedavi yetersiz kalır
  • Enfeksiyon kaynağını kaldırmak için acil histerektomi yapılması — hipotansiyon, peritonit ve serbest sıvı yokken ilk basamakta radikal cerrahi gerekmez, debridman yeterlidir
  • Rezidü miyom kabul edilerek embolizasyon işleminin tekrarlanması — tablo canlı rezidü dokunun vaskülaritesi değil enfekte nekrozdur, tekrar iskemi tedaviyi geciktirir

Aklında kalsın

Embolizasyon sonrası düzelip günler sonra kötü kokulu akıntıyla geri dönen ateş enfekte ekspulsiyondur ve debridmansız antibiyotikle düzelmez.

41. soru

Yarışma tarzıAile Planlaması ve Kontrasepsiyon

Otuz dört yaşındaki kadın hasta kontrasepsiyon danısmanlığı için başvuruyor. Öyküsünden üç çocuğu olduğu ve akciğer tüberkülozu tanısıyla rifampisin içeren tedaviye başlandığı öğreniliyor. Âdetlerinin 8-9 gün sürdüğü ve ilk günlerdeki yoğun kanama nedeniyle demir eksikliği anemisi gelistiği belirtiliyor. Her gün ilaç kullanmak istemeyen hasta yakın zamanda gebelik istemediğini belirtiyor. Fizik muayenesinde patolojik bulgu saptanmıyor. Transvajinal ultrasonografide uterin kaviteyi belirgin bozan 4 cm çapında submüköz myom izleniyor. Gebelik testi negatif saptanıyor.

Tüm özellikleri birlikte değerlendirildiğinde bu hasta için en uygun kontraseptif yöntem aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Depot medroksiprogesteron asetat

Kısaca — Rifampisin sistemik hormonal yöntemleri etkisizlestirir, bozulan kavite rahim içi araçları dıslar ve bakırlı araç kanamayı artırır; bu üç kosul bir arada depot enjektabl progestini en uygun bırakır.

Rifampisin güçlü hepatik enzim indüksiyonuyla sistemik östrojen ve progestin metabolizmasını hızlandırır, bu yüzden kombine yöntem ve etonogestrel implantın kontraseptif etkinliği azalır. Uterin kaviteyi belirgin bozan submüköz myom, rahim içi araçların yerlesim basarısızlığı ve ekspulsiyon riskini artırdığı için hem levonorgestrel sistemini hem bakırlı aracı dıslar; bakırlı araç ayrıca kan kaybını artırarak anemiyi kötülestirir. Yüksek doz depot medroksiprogesteron asetat bu etkilesimden klinik olarak korunur, günlük kullanım gerektirmez ve amenore sağlayarak anemiye iyi gelir.

Tanıya götüren bulgular

  • Rifampisin içeren tüberküloz tedavisi → sistemik hormonal yöntemlerde enzim indüksiyonuyla etkinlik azalmasını düsündürür
  • Kaviteyi belirgin bozan 4 cm submüköz myom → rahim içi araçların yerlesim ve tutunmasını bozan çatal bulgu
  • 8-9 gün süren yoğun kanama ve demir eksikliği anemisi → kanamayı artıran değil azaltan yöntem gerekir
  • Günlük ilaç istenmemesi ve yakın gebelik istenmemesi → kullanıcıdan bağımsız uzun etkili yöntemi destekler, negatif gebelik testi gebeliği dıslar

Neden diğerleri değil

  • Kombine oral kontraseptif — rifampisinle etkinliği azalır, günlük kullanım yükü de hastanın isteğine uymaz
  • Etonogestrel içeren implant — östrojen içermemesi yeterli değildir, sistemik progestin metabolizması hızlandığı için etkinliği azalır
  • Levonorgestrel salgılayan intrauterin sistem — lokal etki enzimden korunsa da bozulan kaviteye yerlesim ve devamlılık sorunu nedeniyle uygun değildir
  • Bakırlı rahim içi araç — enzimden etkilenmez ancak bozulan kaviteye yerlesemez ve menstrüel kanamayı artırarak anemiyi kötülestirir

Aklında kalsın

Güçlü enzim indükleyici kullanan ve kavitesi bozulan, kanamalı hastada sistemik yükten korunan depot progestin öne geçer.

42. soru

Yarışma tarzıİyi Huylu Jinekolojik Hastalıklar

Otuz yedi yaşındaki kadın, submüköz myom için monopolar rezektoskopla yapılan histeroskopik myomektomi sonrası derlenme odasında bulantı, baş ağrısı ve konfüzyon gelişmesi üzerine değerlendiriliyor. Öyküsünden distansiyon medyumu olarak %5 mannitol kullanıldığı, işlemin 75 dakika sürdüğü ve yaklaşık 1.800 mL sıvı açığı olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde bilinç uykulu, akciğer bazallerinde ince raller duyuluyor; fokal nörolojik defisit saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyumu 124 mEq/L, ölçülen serum ozmolalitesi 284 mOsm/kg saptanıyor; idrar çıkışı korunmuş izleniyor.

Bu hastada sıvı-elektrolit bozukluğunun niteliğine göre bir sonraki akıl yürütme basamağı olarak beklenen yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Sıvı kısıtlaması ve loop diüretiği ile izlem

Kısaca — Düşük sodyuma rağmen ozmolalitenin normal kalması mannitole bağlı hipervolemik hiponatremiyi gösterir ve hipertonik salin değil sıvı kısıtlaması ve diürez gerekir.

Mannitol hücre dışıda kalıp suyu ekstraselüler alana çeker; ölçülen sodyum düşerken ölçülen ozmolalite normal kalır ve absorbe edilen hacim hipervolemi, bazal ral ve konfüzyon yapar. Bu tablo gerçek hipoozmolal hiponatremi değildir; hipertonik salin ozmolar yükü ve volümü artırır, hipotonik veya izotonik yükleme de ödemi derinleştirir. Mannitol renal yolla atılana kadar su kısıtlanıp loop diüretiğiyle volüm azaltılır, sodyum kendiliğinden toparlanır.

Tanıya götüren bulgular

  • Monopolar işlem + %5 mannitol ve 1.800 mL açık → sistemik absorpsiyon kaynağı
  • 124 mEq/L sodyuma karşılık 284 mOsm/kg ozmolalite → fork: gerçek hipoozmolaliteyi dışlar, translokasyonel paterni destekler
  • Bazal ral ve uykulu bilinç + korunmuş idrar çıkışı → hipervolemi ve ozmolar yük, hipovolemiyi dışlar
  • Fokal defisit yokluğu → fokal iskemiden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Hipertonik salin infüzyonu ile sodyumun hızla düzeltilmesi — düşük sodyumu hipoozmolal sanmanın karşılığıdır; ozmolalite normalken volümü ve ozmolar yükü artırır
  • Hipotonik sıvı infüzyonu ile serbest su açığının kapatılması — tabloyu su kaybı sanmaktır; serbest su hipervolemik hastada ödemi ve konfüzyonu derinleştirir
  • Desmopressin uygulanarak renal su atılımının azaltılması — su tutulumunu artırır; mannitol diürezi gereken hastada ters yöndedir
  • İzotonik salinle hızlı volüm replasmanı yapılması — konfüzyonu hipovolemi sanmaktır; ral varken hızlı yükleme akciğer ödemini artırır

Aklında kalsın

Düşük sodyumla birlikte ozmolalite normalse medyuma bak; mannitolde salinle düzeltmeye kalkışma, suyu kısıtla ve diürezi destekle.

Bu soruların ait olduğu konuları oku: Dahiliye Grubu · Cerrahi Grubu · Kadın Hastalıkları ve Doğum

TUS — Klinik Tıp Bilimleri zorlu sorular · TUS — Klinik Tıp Bilimleri hakkında her şey