Cepte soru çözTUS — Klinik Tıp BilimleriZorlu sorularYarışma tarzıBölüm 1

TUS — Klinik Tıp Bilimleri

TUS — Klinik Tıp Bilimleri · Yarışma tarzı sorular · Bölüm 1 / 2

  • 1–21. sorular
  • Gerçek sınavdan daha zor
  • Ücretsiz

Bu sorular TUS — Klinik Tıp Bilimleri kapsamına göre yazıldı; ancak zorluk değerlendirmemize göre her biri gerçek sınavdaki her sorudan ve TUS — Klinik Tıp Bilimleri zorlu sorular denemesinden de daha zor. Burada puan hesaplanmaz; bu sorular bir TUS — Klinik Tıp Bilimleri puanını öngörmez.

Bir cevap seç, sonra sorunun altındaki çözümü açarak doğru cevabı ve nasıl çözüldüğünü gör. Seçtiklerin bu tarayıcıda saklanır.

Tüm bölümler

1. soru

Yarışma tarzıÇocuk Cerrahisi

Yirmi sekiz haftalık doğan erkek bebekte postnatal ikinci haftada abdominal distansiyon, gaita çıkışında azalma ve gaitada kan görülmesi üzerine nekrotizan enterokolit düşünülerek barsak istirahati ve antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Tedaviyle beslenmesi yeniden başlanan bebekte taburculuk sonrası altıncı haftada kusma ve karın distansiyonu tekrar ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde ateş saptanmıyor, batın distandü bulunuyor, barsak sesleri artmış alınıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit ve C-reaktif protein normal bulunuyor, ayakta direkt batın grafisinde yaygın dilate anslar izleniyor, pnömatozis ve portal vende gaz görülmüyor.

Bu yeni tabloda en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Kontrastlı kolon incelemesi ve cerrahi değerlendirme yapılması

Kısaca — Medikal iyileşmeden haftalar sonra ateşsiz ve inflamatuvar belirteçsiz obstrüksiyon postnekrotik striktürü düşündürür, kontrastlı inceleme ve cerrahi gerekir.

Nekrotizan enterokolitte iskemik-ne krotik segment iyileşirken fibrozis ve darlık bırakabilir; haftalar sonra inflamasyon bulgusu olmadan mekanik tıkanma ortaya çıkar. Nükste ateş, sistemik bozulma, trombositopeni benzeri inflamatuvar tablo ve grafide pnömatozis beklenirken, striktürde tablo ate şsizdir ve grafide yalnızca dilate anslar görülür.

Tanıya götüren bulgular

  • Geçirilmiş nekrotizan enterokolit ve medikal iyileşme → striktür için zemin oluşturur
  • Haftalar sonra kusma ve distansiyon → geç mekanik komplikasyon zamanlamasını düşündürür
  • Ateş yokluğu ile normal lökosit ve C-reaktif protein → aktif nüks inflamasyonundan uzaklaştıran fork bulgulardır
  • Pnömatozis ve portal vende gaz görülmemesi → aktif nekrotizan enterokoliti dışlar
  • Yaygın dilate anslar ve artmış barsak sesleri → mekanik obstrüksiyonu destekler

Neden diğerleri değil

  • Barsak istirahati ve antibiyotikle nekrotizan enterokolit tedavisine yeniden dönülmesi — nüks varsayımıyla doğru olurdu; ancak ateşsizlik, normal belirteçler ve pnömatozis yokluğu aktif nüksü dışlar
  • Üst gastrointestinal kontrastlı incelemeyle malrotasyon araştırılması — safralı kusmalı üst düzey volvulus öyküsüne uyar; bu tabloda öykü alt gastrointestinaldir
  • Rektal biyopsiyle Hirschsprung hastalığı araştırılması — geçiş zonu hastalığını araştırır; nekrotizan enterokolit sonrası striktür zamanlamasını açıklamaz
  • Pnömatik redüksiyonla invajinasyon tedavisi denenmesi — hedef bulgulu daha büyük süt çocuğu tablosuna uyar; bu yaş ve grafi bulgularına uymaz

Aklında kalsın

Nekrotizan enterokolitten haftalar sonra ateşsiz tıkanma görürsen striktürü dışlamadan nüks tedavisine dönme.

2. soru

Yarışma tarzıGöz Hastalıkları

Altmış sekiz yaşındaki erkek hasta sağ göze yapılan sorunsuz fakoemülsifikasyon ve göz içi lens implantasyonundan bir gün sonra bulanık görme yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden ameliyat gecesi hafif batma dışında belirgin göz ağrısı, kapak şişliği ve ateş tariflemediği öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ gözde görme keskinliği 0,2 düzeyinde bulunuyor, kapaklarda ödem ve belirgin siliyer enjeksiyon izlenmiyor. Biyomikroskopide korneada limbusdan limbusa yaygın ödem, ön kamarada yoğun hücre ve 1 mm hipopyon saptanıyor. Vitreus berrak izleniyor, fundus ayrıntısı seçilebiliyor ve sistemik lökositoz saptanmıyor.

Bu hastada şimdi yapılması en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Yoğun topikal steroid tedavisiyle yakın takip yapılması

Kısaca — Ameliyattan bir gün sonra limbusdan limbusa kornea ödemi ve berrak vitreusla seyreden steril enflamasyon toksik ön segment sendromudur ve yoğun topikal steroidle izlenir.

Yoğun hücre ve hipopyon önce endoftalmiyi düşündürür; ancak sorunsuz cerrahiden bir gün sonra ortaya çıkması, kapak ödemi ve belirgin ağrı olmaması, korneada limbusdan limbusa yaygın ödem bulunması ile vitreusun berrak olup fundus ayrıntısının seçilebilmesi bakteriyel enfeksiyonu uzaklaştırıp steril enflamasyona yöneltir. Toksik ön segment sendromu irrigasyon solüsyonu ya da aletlere bağlı steril enflamasyondur, vitreusa ilerlemez; bu yüzden vitreusa yönelik antibiyotik ya da vitrektomi değil, enflamasyonu baskılayan yoğun topikal steroid ve yakın takip gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Sorunsuz cerrahiden bir gün sonra bulanık görme → çok erken postoperatif dönem
  • Limbusdan limbusa yaygın kornea ödemi → toksik ve endotelyal hasar paterni
  • Yoğun hücre ve 1 mm hipopyonla birlikte berrak vitreus ve seçilebilen fundus → enflamasyonun ön segmentte sınırlı olması
  • Belirgin ağrı, kapak ödemi, ateş ve lökositoz yokluğu → bakteriyel endoftalmiden uzaklaşma

Neden diğerleri değil

  • Vitreus örneklemesiyle birlikte intravitreal antibiyotik uygulaması — vitritisli endoftalmi tedavisidir, vitreus berrakken ve fundus seçilebiliyorken endike değildir.
  • Acil pars plana vitrektomi ve intravitreal antibiyotik tedavisi — ağır ve vitreusa ilerlemiş enfeksiyonda gündeme gelir, birinci gündeki steril ön segment tablosunda gereksiz ve zararlıdır.
  • Fortifiye topikal ve sistemik antibiyotik tedavisi başlanması — bakteriyel enfeksiyonu kanıtlamaz, berrak vitreus ve sistemik bulgu yokluğuyla uyumsuzdur.
  • Nd:YAG lazerle arka kapsülotomi yapılması — aylar sonra gelişen ağrısız arka kapsül opasitesinde işe yarar, erken postoperatif hipopyonlu tabloda yeri yoktur.

Aklında kalsın

Birinci gün, yaygın kornea ödemi ve berrak vitreusla gelen hipopyonlu postoperatif tabloda toksik ön segment sendromunu hatırla ve yoğun topikal steroidle izle.

3. soru

Yarışma tarzıÖzofagus ve Mide Hastalıkları

Altımış sekiz yaşındaki erkek hasta son 3 aydır artan yutma güçlüğü ve 10 kg kilo kaybı yakınmasıyla başvuruyor. Katı gıdalarla başlayan disfajinin son haftalarda sıvılarla da ortaya çıktığı, geceleri öksürük ve regürjitasyonun eşlik ettiği öğreniliyor. Öyküsünden uzun süreli gastroözofageal reflü dışında özellik olmadığı, sigara ve alkol kullanmadığı öğreniliyor. Baryumlu özofagus grafisinde özofagusta genişleme ve gastroözofageal bileşkede düzgün daralma ile kuş gagası görünümü izleniyor. Endoskopide özofagus lümeninde gıda artıkları görülüyor, kardia zorlanarak geçiliyor ancak mukozada belirgin kitle ya da ülser saptanmıyor. Özofagus manometrisinde alt özofagus sfinkterinde yetersiz gevşeme ve gövdede aperistalsis raporlanıyor.

Bu hasta için en uygun sonraki basamak aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Torakoabdominal tomografi ve endoskopik ultrasonografi yapılması

Kısaca — Kuş gagası ve aperistalsis primer akalazyayı taklit etse de ileri yaş ve hızlı kilo kaybı psödoakalazyayı düşündürür ve akalazya tedavisi öncesi malignite dışlanmalıdır.

Adenokarsinom gastroözofageal bileşkeyi infiltre ederek alt özofagus sfinkter gevşemesini bozar ve gövdede aperistalsis oluşturur, bu yüzden baryum ve manometri primer akalazya ile aynı görünümü verir. Primer akalazyada disfaji yıllara yayılır ve kilo kaybı sınırlı kalır, oysa bu hastada 3 ayda sıvılara ilerleme, 10 kg kayıp ve kardiada zorlanarak geçilen darlık sekonder infiltrasyonu akla getirir; mukozada kitle görülmemesi infiltratif tümörü dışlamaz. Malignite dışlanmadan dilatasyon ya da miyotomi yapılması perforasyona ve kanser tedavisinde gecikmeye yol açar, bu nedenle duvar katmanlarını ve ekstraözofageal yayılımı gösteren incelemeler ilk basamaktır.

Tanıya götüren bulgular

  • 68 yaş, 3 ayda sıvılara ilerleyen disfaji ve 10 kg kayıp → primer akalazya için atipik hız ve şiddet, sekonder nedeni düşündürür
  • Uzun süreli gastroözofageal reflü ve sigara alkol yokluğu → skuamöz riskten uzaklaşıp distal bileşke adenokarsinom zeminine yaklaştırır
  • Kuş gagası görünümü, gıda stazı ve aperistalsis → ilk bakışta primer akalazya izlenimi verir ve çeldiriciyi kurar
  • Kardiada zorlanarak geçilen darlığa rağmen mukozada kitle görülmemesi → normal endoskopik mukozanın infiltratif tümörü dışlamadığını gösteren fork bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Pnömatik dilatasyon ile sfinkterin genişletilmesi — primer akalazya tedavisidir, malignitede perforasyon riskini artırır ve tümör tedavisini geciktirir
  • Laparoskopik Heller miyotomi ile sfinkterin kesilmesi — primer akalazyanın kalıcı tedavisidir, psödoakalazyada altta yatan kanseri ortadan kaldırmaz
  • Peroral endoskopik miyotomi ile sfinkterin kesilmesi — aynı şekilde akalazyaya yöneliktir ve malignite dışlanmadan yapılması sakıncalıdır
  • Yüksek doz proton pompa inhibitörü ile reflünün tedavi edilmesi — regürjitasyonu reflü sanır, mekanik infiltratif darlığı ve kilo kaybını açıklamaz

Aklında kalsın

Yaşlıda kısa sürede belirgin kilo kaybıyla ortaya çıkan akalazya benzeri tablo psödoakalazyadır ve dilatasyon ya da miyotomi öncesi bileşke tümörü dışlanmalıdır.

4. soru

Yarışma tarzıİnce Bağırsak ve Periton Hastalıkları

Otuz dört yaşındaki kadın hasta bir gündür süregelen kramp tarzında karın ağrısı, bulantı-kusma ve gaz-gaita çıkaramama yakınmasıyla acil servise başvuruyor. Öyküsünden üç yıl önce laparoskopik Roux-en-Y gastrik bypass geçirdiği ve o zamandan beri zaman zaman kendiliğinden geçen benzer ağrılarının olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde batında distansiyon ve yaygın hassasiyet saptanıyor; defans ve rebound alınmıyor, bağırsak sesleri hiperaktif alınıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit sayısı 11.200/mm³, C-reaktif protein 12 mg/L ve laktat 1,6 mmol/L bulunuyor. Ayakta direkt batın grafisinde ince bağırsak düzeyinde hava-sıvı seviyeleri izleniyor. Bilgisayarlı tomografide dilate jejunal anslar, mezenterde girdap işareti ve distal kollabe anslarla birlikte geçiş zonu bildiriliyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Acil cerrahi eksplorasyon

Kısaca — Roux-en-Y gastrik bypass sonrası mezenterik defektten gelişen internal herniye bağlı kapalı ans tıkanıklık söz konusudur ve strangülasyon riski nedeniyle acil cerrahi gerekir.

Roux-en-Y sonrası oluşan mezenterik defektlerden ince bağırsağın herniye olması dar boyunlu kapalı ans oluşturur; önce venöz dönüş bozulur, duvar ödemi ve iskemi hızla ilerler. Bu evrede defans ve laktat yüksekliği henüz olmayabilir, ancak beklemek arteriyel tıkanıklık ve nekrozla sonuçlanır. Bu nedenle geçiş zonu ve girdap işareti olan kapalı ans tablosunda suda çözünür kontrastla izlem ya da kolona yönelik farmakolojik dekompresyon zaman kaybettirir.

Tanıya götüren bulgular

  • Üç yıl önce laparoskopik Roux-en-Y bypass ve tekrarlayan kendiliğinden geçen ağrılar → aralıklı herniye olup geri dönen internal herni atağı
  • Tomografide girdap işareti, geçiş zonu ve distal kollabe anslar → basit adeziv tıkanıklık değil, kapalı ans mekanik tıkanıklık
  • Kramp tarzı ağrı, hiperaktif bağırsak sesi, gaz-gaita çıkaramama ve hava-sıvı seviyeleri → adinamik ileus değil, mekanik obstrüksiyon
  • Defans ve rebound yokluğu ile normal laktat → strangülasyonu dışlamaz; kapalı ansta erken dönemde beklenen tuzak bulgu

Neden diğerleri değil

  • Nazogastrik dekompresyon, sıvı-elektrolit replasmanı ve suda çözünür kontrast madde ile konservatif izlem — basit adeziv tıkanıklıkta yararlıdır; kapalı ansta strangülasyonu geciktirerek nekroz riskini artırır.
  • İntravenöz neostigmin ile farmakolojik dekompresyon — akut koloni̇k psödo-obstrüksiyonda mekanik tıkanıklık dışlandıktan sonra düşünülür; burada mekanik ince bağırsak tıkanıklığı vardır.
  • Oral laksatif ve lavman ile kolonik boşaltma — kolonik atonide düşünülür; kapalı ans ince bağırsak tıkanıklığını çözmez ve distansiyonu artırır.
  • Damar yolundan antibiyotik başlanarak tomografinin 24 saat sonra tekrarlanması — sepsis odağı yokken antibiyotik ve pasif izlem iskemi penceresini kaçırır.

Aklında kalsın

Bypass sonrası girdap işareti ve geçiş zonu kapalı ans internal herniyi gösterir; periton bulgusu ve laktat yükselmesi beklenmeden acil eksplorasyon gerekir.

5. soru

Yarışma tarzıOrtopedi ve Travmatoloji

Otuz sekiz yaşındaki erkek hasta jeneralize tonik-klonik nöbet sonrasında sağ omuzda ağrı ve hareket kısıtlılığı yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden daha önce benzer nöbetler geçirdiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ kol addüksiyon ve iç rotasyonda kilitli bulunuyor, pasif dış rotasyon yapılamıyor ve omuz ön yüzünde dolgunluk izlenmiyor. Ön-arka omuz grafisinde humerus başının ampul görünümünde izlendiği ve eklem aralığının net değerlendirilemediği bildiriliyor. Nörovasküler muayenede ek defisit saptanmıyor. Hasta omzunu yer çekimine karşı aktif olarak hareket ettiremiyor.

Ayırıcı bulgunun işaret ettiği çıkık yönünde beklenen eşlikçi lezyon aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Humerus başı anteromedialinde kama şeklinde impresyon defekti

Kısaca — Nöbet sonrası iç rotasyonda kilitlenme ve dış rotasyon yapılamaması posterior çıkığı düşündürür ve anteromedial impresyon defekti beklenir.

Güçlü iç rotatorların kasılmasıyla humerus başı arkaya itilir; kol addüksiyon ve iç rotasyonda kilitlenir, dış rotasyon olanaksızlaşır ve ön-arka grafide baş yuvarlak izlenir, bu tablo sık görülen anterior çıkıktan ayrılır; arkaya yer değiştiren başın anteromedial yüzü posterior glenoid kenara çarparak kama şeklinde gömülme oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Jeneralize nöbet sonrası omuz ağrısı → posterior çıkık mekanizmasını destekler
  • Kolun iç rotasyonda kilitli olması → posterior kilitlenmeyi düşündürür
  • Pasif dış rotasyon yapılamaması → ayırıcı bulgudur, anterior çıkık tanısından uzaklaştırır
  • Omuz ön yüzünde dolgunluk izlenmemesi → anterior çıkığı dışlar
  • Ampul görünümü → başın rotasyon profili kaybını düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Glenoid ön-alt kenarında kemik ayrışma ve labral yırtık — anterior çıkığın lezyonudur, bu vakadaki kilitli iç rotasyonla uyumsuzdur
  • Humerus başı posterolateralinde kama şeklinde impresyon defekti — anterior çıkıkta başın arka-dış yüzünün ön glenoide çarpmasıyla oluşur, yön terstir
  • Akromiyon ön kenarında deplasman gösteren avülsiyon kırığı — direkt travma lezyonudur, rotasyonel kilitlenme ve grafi paternini açıklamaz
  • Klavikula orta diafizinde deplasman gösteren parçalı kırık — omuz kuşağı travmasıdır ancak rotasyonel kilitlenme ve grafi paternini açıklamaz

Aklında kalsın

Nöbet sonrası dışa döndürülemeyen iç rotasyondaki omuz posteriordur ve ön-içte gömülme beklenir.

6. soru

Yarışma tarzıKaraciğer, Safra Yolları ve Pankreas Cerrahisi

Kırk sekiz yaşındaki kadın hasta sağ üst kadranda künt ağrı, üşüme-titreme ile yükselen ateş ve sarılık yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden İç Anadolu’da yaşadığı, koyun beslediği ve köpekle yakın teması olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde skleralarda ikter ve sağ üst kadranda hassasiyet saptanıyor, defans ve rebound alınmıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 12.400/mm³, eozinofil 1.800/mm³, total bilirubin 6,2 mg/dL, direkt bilirubin 4,8 mg/dL, alkalen fosfataz ve gama-glutamil transferaz yüksek, transaminazlar hafif yüksek bulunuyor. Üst abdominal ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntülemede sağ lobda duvarında kalsifikasyon içeren, içinde yüzen membranlar ve çok sayıda küçük vezikül barındıran heterojen kistik lezyon ile intrahepatik safra yollarında genişleme ve koledokta membranöz debris izleniyor.

Bu hastada sakıncalı olan girişim aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Kist içeriğinin hipertonik salinle yıkanarak perkütan boşaltılması

Kısaca — Safra yoluna açılmış hidatik kiste skolosidal ajan vermek kimyasal kolanjit yapacağı için sakıncalıdır.

Koyun-köpek teması, eozinofili, kalsifiye duvarlı yüzen membranlı ve kız veziküllü kist ile direkt bilirubin yüksekliği, alkalen fosfataz ve gama-glutamil transferaz yüksekliği artı intrahepatik genişleme ve koledokta membranöz debris birlikte kist hidatiğinin safra yoluna açıldığını düşündürür. Bu durumda kaviteye verilen hipertonik salin gibi skolosidal ajanlar safra yollarına geçerek kostik sklerozan kolanjite yol açar; bu yüzden önce endoskopik sfinkterotomi ile debris ve membranların temizlenerek dekompresyon sağlanması, perioperatif albendazol ile elektif definitif cerrahi planlanması gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Koyun besleme ve köpek teması → Echinococcus granulosus maruziyetini destekler
  • Eozinofili ile kalsifiye duvarlı, yüzen membranlı ve kız veziküllü kist → hidatik kisti düşündürür ve piyojenik apse tanısından uzaklaştırır
  • Direkt bilirubin yüksekliği ile alkalen fosfataz ve gama-glutamil transferaz yüksekliği artı intrahepatik genişleme ve koledokta debris → kist-biliyer ilişki ve rüptürü destekler
  • Ateş ve lökositoz → tek başına bakteriyel apse gibi okunabilir, ancak membran, vezikül ve eozinofili örüntüsüyle birlikte hidatik debris kolanjitini düşündürür
  • Defans ve rebound olmaması → yaygın peritonit değil, dekompresyon ve elektif cerrahi penceresi olduğunu destekler

Neden diğerleri değil

  • Endoskopik sfinkterotomi ile koledoktaki debris ve membranların temizlenmesi — biliyer obstrüksiyon ve kolanjitin dekompresyonu için gereklidir, sakıncalı değildir
  • Cerrahide kist içeriğinin boşaltılıp safra fistülünün kapatılması — kalıcı fistülün kapatılması ve nüksün önlenmesi için gerekli definitif yaklaşımdır
  • Cerrahi öncesi ve sonrası albendazol tedavisi uygulanması — protoskoleks yükünü azaltır ve yayılımı sınırlar, biliyer fistülde de kontrendike değildir
  • Safra yolu dekompresyonu sonrası elektif kist cerrahisi planlanması — aktif kolanjit varken acil kist cerrahisi yerine dekompresyon sonrası elektif cerrahi morbiditeyi azaltır

Aklında kalsın

Safra yoluyla ilişkili hidatik kiste skolosidal ajan vermek kostik kolanjit yapar.

7. soru

Yarışma tarzıTravmaya Metabolik ve Nöroendokrin Yanıt

Kırk altı yaşındaki kadın hasta karın içi kanamaya bağlı acil laparotomi sonrası yoğun bakımda izleniyor. Ameliyat sonrası ilk günde idrar çıkışı azalmış olarak gözleniyor ve kan basıncı ile santral venöz basıncı normal sınırlarda seyrediyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyinde belirgin yükselme izlenmiyor, idrar osmolalitesi yüksek ve idrar sodyumu düşük bulunuyor. İdrar mikroskopisinde aktif sediment ya da patolojik silendir saptanmıyor.

Bu tablodaki sıvı-elektrolit durumuna yönelik en uygun çıkarım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Fizyolojik ADH-aldosteron yanıtı; sıvı yüklemesinden kaçınılması

Kısaca — Ameliyat sonrası ilk günde normal basınçlarla birlikte konsantre ve sodyumu düşük idrar ile normal kreatinin ve sessiz sediment fizyolojik ADH-aldosteron tutulumunu gösterir ve ek sıvı yüklemesinden kaçınılır.

Travma ve cerrahi ağrı, bulantı, hipovolemi sinyalleri ve sempatik aktivasyonla ADH salınımını artırır, renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi ve sempatik renal yanıt sodyum ve su tutulumuna yol açar. Bu fizyolojik yanıt oligüri, yüksek idrar osmolalitesi ve düşük idrar sodyumu doğurur, serum kreatinini belirgin yükseltmez ve idrar sedimentini aktifleştirmez. Basınçlar normalse tablo böbrek hasarı ya da sürmekte olan kanama değil beklenen nöroendokrin adaptasyondur, agresif sıvı ve diüretik zarar verir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ameliyat sonrası ilk günde oligüri → erken nöroendokrin su-tuz tutulum zamanlamasına uyar
  • Kan basıncı ve santral venöz basıncın normal olması → süren hipovolemik şoku uzaklaştırır
  • İdrar osmolalitesinin yüksek ve idrar sodyumunun düşük bulunması → konsantre etme yeteneğinin korunduğunu ve tübüler hasarı dışladığını gösterir
  • Serum kreatininde belirgin yükselme olmaması → akut tübüler nekrozdan uzaklaştırır
  • Aktif sediment ve patolojik silendir saptanmaması → parankimal böbrek hastalığını dışlar

Neden diğerleri değil

  • Akut tübüler nekroz; yüksek doz loop diüretiği başlanması — idrar sodyumu düşük, osmolalite yüksek ve sediment sessizdir, kreatinin belirgin yüksek değildir
  • Santral diabetes insipidus; desmopressin tedavisi başlanması — poliüri ve dilüe idrar beklenirken oligüri ve konsantre idrar vardır, yön terstir
  • Serebral tuz kaybı; hipertonik salin infüzyonu yapılması — poliüri ve yüksek idrar sodyumu ile hipovolemi beklenirken idrar sodyumu düşüktür ve basınçlar normaldir
  • Devam eden hipovolemik şok; hızlı bolus sıvı replasmanına devam edilmesi — basınçlar normaldir ve böbrek konsantre ediyordur, ek bolus volüm yüküne yol açar

Aklında kalsın

Erken postoperatif oligüride konsantre ve düşük sodyumlu idrar ile normal kreatinin görüldüğünde fizyolojik ADH-aldosteron yanıtı düşün ve aşırı sıvıdan kaçın.

8. soru

Yarışma tarzıGöz Hastalıkları

Yetmiş iki yaşındaki kadın hasta, sol gözde batma, kızarıklık, sulanma ve bulanık görme yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden on gün önce aynı gözde dallanan tarzda boyanan bir epitel lezyonu saptandığı ve topikal antiviral tedavi başlandığı öğreniliyor. Tedaviyle ağrının azaldığı ancak bulanıklığın sürdüğü belirtiliyor. Fizik muayenede sol korneada santral yerleşimli, geniş, kenarları düzensiz, infiltratsız bir epitel defekti saptanıyor. Defekt floreseinle boyanıyor ve çevresinde dallanan uzantı izlenmiyor. Pamuk uçla dokunmaya kornea duyarlılığının belirgin azaldığı, hipereminin hafiflediği, ön kamarada hücre izlenmediği görülüyor. Öyküsünde uzun süreli diabetes mellitus ve tekrarlayan uçuklar olduğu öğreniliyor.

Bu aşamada en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Toksik topikal tedaviyi keserek yüzeyi suni gözyaşı ve bandaj lensle korumak

Kısaca — Dallanan lezyonla başlayan tablo ağrısız persistan defekt ve duyu kaybına dönüştüğünden sorun aktif herpes değil nörotrofik yüzeydir.

İlk lezyonun dallanan tarzda boyanması ve tekrarlayan uçuk öyküsü herpes simpleks epitel keratitini düşündürür. Herpes kornea sinirlerini hasarladığında, ileri yaş ve diabetes mellitus zemininde epitel iyileşmesi bozulur ve toksik topikal tedavinin de katkısıyla infiltratsız, dendritsiz geniş bir defekt ağrısız şekilde sürer. Bu durumda viral replikasyonu baskılamaya çalışmak yüzeyi daha da bozar; toksik ilacı kesip gözyaşı ve bandaj lensle nemli, korunaklı bir yüzey sağlamak gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • dallanan tarzda boyanan ilk lezyon ve tekrarlayan uçuklar → ilk tanının herpes epitel keratiti olduğunu destekler
  • tedaviyle ağrının geçmesine karşın bulanıklık ve boyanmanın sürmesi → iyileşme değil persistan defekt olduğunu düşündürür
  • pamuk uçla duyunun belirgin azalmış olması → nörotrofik zemini gösteren fork bulgudur
  • çevrede dallanan uzantı, infiltrat ve ön kamara hücresi olmaması → aktif replikasyon ve stromal iltihabı dışlar
  • uzun süreli diabetes mellitus ve ileri yaş → epitel iyileşme kusuruna yatkınlığı açıklar

Neden diğerleri değil

  • Oral antiviral ekleyerek topikal antiviral tedaviyi yoğunlaştırmak ve sıkı takip etmek — aktif dendrit ve infiltrat yoktur; persistan ağrısız defektte toksik antivirali artırmak iyileşmeyi geciktirir
  • Topikal steroid başlayarak mevcut antiviral tedaviye aynı şekilde devam etmek — stromal iltihap ve ön kamara reaksiyonu yoktur; epitel defektinde steroid erimeyi kolaylaştırır
  • Fortifiye topikal antibiyotik başlayarak acil kornea kazıntısı ve kültür ile takip etmek — yoğun santral infiltrat ve hipopyon yoktur; tablo bakteriyel abseden uzaklaştırır
  • Acil penetran keratoplasti planlayarak sistemik steroid tedavisi vermek ve izlemek — perforasyon ve Seidel pozitifliği yoktur; akut inflame olmayan yüzeyde acil greft endike değildir

Aklında kalsın

Kornea duyusu azalmış, ağrısız ve infiltratsız süren epitel defektinde antivirali yoğunlaştırma, yüzeyi koru.

9. soru

Yarışma tarzıAnesteziyoloji ve Reanimasyon

Yirmi dört yaşındaki sağlıklı, kas gücü yerinde erkek hasta septoplasti için genel anestezi alıyor. Ekstübasyon sonrasında inspiratuvar stridor, göğüs duvarında içe çekilme ve oksijen satürasyonunda düşme izleniyor. Laringospazm düşünülerek uygulanan müdahale sonrasında hava yolu açılıyor ve stridor kayboluyor. Açılmayı izleyen dakikalar içinde öksürükle pembe köpüklü balgam, taşipne ve iki taraflı ince raller ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde ekspiryumda baskın wheezing, ürtiker, hipotansiyon veya ateş saptanmıyor; mide içeriği aspirasyonunu düşündüren tanıklı kusma öyküsü bulunmuyor.

Hava yolunun açılmasına rağmen gelişen bu tablonun mekanizması göz önüne alındığında en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Oksijen ile birlikte PEEP/CPAP uygulanması

Kısaca — Laringospazmın çözülmesinden dakikalar sonra pembe köpüklü balgam ve bilateral raller negatif basınçlı akciğer ödemini gösterir ve oksijen ile PEEP/CPAP gerekir.

Güçlü inspiratuvar çaba kapalı glottise karşı çok negatif intratorasik basınç oluşturur, venöz dönüş ve kapiller transüdasyon artar; obstrüksiyon açılınca ödem klinik olarak ortaya çıkar. Bu seyir enfeksiyon, bronkospazm veya anafilaksiden farklı olarak obstrüksiyonun düzelmesini izleyen dakikalarda başlar ve ateş, wheezing ya da dolaşım kollapsı içermez.

Tanıya götüren bulgular

  • Ekstübasyon sonrası stridor ve göğüs duvarında içe çekilme → kapalı glottise karşı güçlü inspiratuvar çaba
  • Müdahale ile stridorun kaybolması → obstrüksiyonun açılması ve ardından kötüleşme
  • Dakikalar içinde pembe köpüklü balgam ve taşipne → alveoler transüdasyon
  • İki taraflı ince raller ve wheezing yokluğu → bronkospazmdan çok ödem
  • Ürtiker, hipotansiyon, ateş ve tanıklı kusmanın yokluğu → anafilaksi ve aspirasyonu dışlayan fork

Neden diğerleri değil

  • Geniş spektrumlu antibiyotik başlanması — Ateş yok, başlangıç dakikalardır ve enfeksiyon bu hızda bilateral transüdasyon yapmaz.
  • İnhale kısa etkili bronkodilatör verilmesi — Tablo ekspiryumda baskın wheezing değil, köpüklü sekresyon ve rallerle giden ödemdir.
  • Yüksek doz diüretik ile agresif diürez sağlanması ve yakın sıvı kısıtlaması — Hasta volüm yükünde değil, sorun negatif basınca bağlı transüdasyondur; esas tedavi alveolü açık tutmaktır.
  • Adrenalin, antihistaminik ve kortikosteroid verilmesi — Ürtiker, hipotansiyon ve bronkospazm üçlüsü yok; anafilaksi seyriyle uyumsuzdur.

Aklında kalsın

Açılan üst hava yolu obstrüksiyonundan sonra gelişen ani hipoksemi ve pembe köpüklü balgamda negatif basınçlı ödemi hatırla.

10. soru

Yarışma tarzıAnesteziyoloji ve Reanimasyon

Otuz bir yaşındaki kadın hasta 38 haftalık gebelikle elektif sezaryen için preoperatif değerlendirmeye alınıyor. Öyküsünden eforla nefes darlığı ve hızlı soluma yakınması olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde solunum sayısı artmış, oksijen satürasyonu normal bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde kan şekeri normal, idrarda keton saptanmıyor; arter kan gazında pH hafif alkalotik, karbondioksit basıncı düşük, bikarbonat düşük bulunuyor. Hava yolu muayenesinde yüzde ödem ve Mallampati skorunda artış izleniyor.

Genel anestezi gerekirse ventilasyon yönetimi için en uygun çıkarım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Gebelikteki hafif hipokapniyi koruyacak şekilde ventilasyonu sürdürmek

Kısaca — Gebeliğin kompanse respiratuvar alkalozu metabolik asidoz değildir, ventilasyonda gebelikteki hafif hipokapni korunmalıdır.

Gebelikte dakika ventilasyonu artar, karbondioksit basıncı düşer ve böbrek bikarbonat atarak pH hafif alkalotik düzeyde dengelenir; bu yüzden düşük bikarbonat tek başına asidoz kanıtı değildir. Normoglisemi ve keton negatifliği ketoasidozdan uzaklaştırır, normal satürasyon ve kronik seyir akut patolojiyi desteklemez. Karbondioksiti gebelik öncesi düzeye yükseltmek rölatif hipoventilasyon yaparak maternal ve fetal asidoza yol açar, derin hiperventilasyon ve permisif hiperkapni ise uteroplasental akımı bozar; bu yüzden gebelikteki hafif hipokapni korunur.

Tanıya götüren bulgular

  • Hafif alkalotik pH ile düşük karbondioksit ve düşük bikarbonat → kronik kompanse respiratuvar alkalozu düşündürür
  • Kan şekerinin normal ve idrarda keton olmaması → ketoasidozdan uzaklaştırır
  • Eforla nefes darlığı ve artmış solunum sayısı → gebelikte artmış ventilasyona uyar
  • Normal satürasyon → akut hipoksik patolojiyi desteklemez
  • Yüzde ödem ve Mallampati artışı → zor hava yolu yatkınlığını gösterir, asit-baz yorumunu değiştirmez

Neden diğerleri değil

  • Metabolik asidoz varsayımıyla bikarbonat infüzyonu başlamak — düşük bikarbonatı primer asidoz sanır, alkalotik pH ve gebelik forkunu gözden kaçırır
  • Karbondioksiti gebelik öncesi düzeye yükseltmek için dakika ventilasyonunu azaltmak — rölatif hipoventilasyon yaparak maternal ve fetal asidoza yol açar
  • Derin hiperventilasyonla karbondioksiti daha da düşürmek — uteroplasental vazokonstriksiyon ve alkalozun derinleşmesi riski taşır
  • Permisif hiperkapniye izin vererek dakika ventilasyonunu azaltmak — yoğun bakım stratejisini gebeye taşır ve fetal asidoz riskini artırır

Aklında kalsın

Gebede düşük bikarbonat tek başına asidoz değildir, kompanse respiratuvar alkalozda ventilasyon gebelikteki hafif hipokapniyi korumalıdır.

11. soru

Yarışma tarzıTravmaya Metabolik ve Nöroendokrin Yanıt

Otuz yaşındaki erkek hasta motosiklet kazasına bağlı hemorajik şok nedeniyle acil servise getiriliyor. Yoğun sıvı ve kan ürünü resüsitasyonunun ardından kan basıncı stabilleşiyor, ekstremiteler ısınıyor ve idrar çıkışı normale dönüyor. Öyküsünden resüsitasyon sırasında noradrenalin infüzyonu başlandığı öğreniliyor. Kontrol fizik muayenesinde kapiller dolum normal bulunuyor, bilinç açık izleniyor ve yeni kanama bulgusu saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde laktat yüksek, kan glukozu yüksek ve potasyum düşük bulunuyor; keton saptanmıyor ve santral venöz oksijen satürasyonu normal ölçülüyor.

Bu laboratuvar örüntüsünü açıklayan en olası neden aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Katekolaminlere bağlı glikojenoliz ve glikoliz hızlanmasına bağlı laktat üretimi

Kısaca — Perfüzyon düzelmesine karşın süren laktat yüksekliği doku iskemisini değil katekolaminlerin hızlandırdığı glikolizi gösterir.

Travmaya metabolik yanıt ve dışarıdan verilen katekolaminler glikojenoliz ve glikolizi hızlandırır, sodyum-potasyum ATPaz aktivitesini artırır; pirüvat oksidatif kapasiteyi aşınca aerobik koşullarda bile laktata dönüşür. Aynı etki glukozu yükseltir ve potasyumu hücre içine kaydırır; keton yokluğu ve normal santral venöz oksijen satürasyonu global iskemi ve ketoasidozu uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Stabil kan basıncı, ısınan ekstremiteler ve normale dönen idrar çıkışı → global perfüzyonun düzeldiğini gösterir
  • Normal kapiller dolum, açık bilinç, yeni kanama bulgusunun olmaması ve normal santral venöz oksijen satürasyonu → süren hipoperfüzyonu dışlayan çatal bulgulardır
  • Noradrenalin infüzyonu öyküsü → katekolamin etkisine zemin hazırlar
  • Yüksek laktat ile birlikte yüksek glukoz ve düşük potasyum, keton yokluğu → anaerobik iskemi yerine katekolaminlere bağlı glikoliz ve hücre içi potasyum kaymasını destekler

Neden diğerleri değil

  • Süren doku hipoperfüzyonuna bağlı anaerobik glikoliz artışı — süren iskemide soğuk ekstremite, oligüri, bozuk kapiller dolum ve düşük santral venöz oksijen satürasyonu beklenir; burada perfüzyon düzelmiştir
  • Diyabetik ketoasidoza bağlı ketoasit üretimi ve sekonder laktik asidoz gelişimi — ketoasidozda keton pozitifliği ve hiperglisemiyle uyumlu asidoz beklenir; keton saptanmaması bu tanıyı dışlar
  • Akut mezenter iskemisine bağlı bağırsak duvarı nekrozu — karın bulgusu, yeni hipotansiyon ve bozulan perfüzyon beklenir; muayenede destekleyen bulgu yoktur
  • Karaciğer yetmezliğine bağlı laktat klirensinde belirgin azalma — altta yatan karaciğer hastalığı ve klirens azalmasını düşündüren bağlam yoktur; glukoz-potasyum örüntüsünü açıklamaz

Aklında kalsın

Laktat her zaman doku hipoksisi demek değildir; perfüzyon normalse presör etkisini ve glukoz-potasyum yönünü değerlendir.

12. soru

Yarışma tarzıKulak Burun Boğaz

Altmış bir yaşındaki kadın hasta halsizlik, kas krampları ve çarpıntı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden yıllardır saatler süren çevresel dönme hissi, kulak çınlaması, kulakta dolgunluk ve düşük frekanslarda dalgalı işitme kaybı atakları yaşadığı ve bu ataklar için hidroklorotiyazid kullandığı öğreniliyor. Son beş gündür sık vertigo atakları ve tekrarlayan kusmaları olduğu, kusmaların son iki gündür durmasına rağmen halsizliğin sürdüğü ve ilacını almaya devam ettiği belirtiliyor. Fizik muayenede ayağa kalkmakla kan basıncında düşme ve mukozalarda kuruluk bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde hipokalemi ve hipokloremik metabolik alkaloz saptanıyor, hacim açığına rağmen idrar sodyum ve klor atılımının artmış olduğu bildiriliyor.

Asit-baz ve elektrolit bozukluğunun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Tiyazid diüretiğine bağlı renal sodyum, potasyum ve klor kaybıyla gelişen metabolik alkaloz tablosu

Kısaca — Hacim açığına rağmen idrar sodyum ve klor atılımının artmış olması renal kaybı gösterir ve kusmalar durmuşken ilacın sürmesi nedeni tiyazid olarak işaretler.

Saatler süren dönme hissi ile çınlama, dolgunluk ve düşük frekanslarda dalgalı işitme kaybı Meniere ataklarını düşündürür ve kısa pozisyonel vertigo ile işitmeyi koruyan periferik tablodan uzaklaştırır. Tekrarlayan kusma mide asidi kaybıyla metabolik alkalozu başlatabilir, ancak hacim açığında böbrek sodyum ve kloru tutar ve idrar kloru düşer. Tiyazid distal tübülde sodyum klor geri emilimini engelleyerek hacim açığına rağmen idrarda sodyum ve klor kaybını sürdürür ve ikinci olarak potasyum kaybını artırır. Kusmaların durmasına rağmen tablonun sürmesi ve ilacın devam etmesi ile idrar yönünün renal kaybı göstermesi kusma açıklamasını dışlar.

Tanıya götüren bulgular

  • Saatler süren vertigo ile çınlama, dolgunluk ve dalgalı düşük frekans işitme kaybı → Meniere ataklarını düşündürür
  • Kusmaların son iki gündür durmasına rağmen halsizliğin sürmesi ve ilaca devam → kusmanın tek başına açıklamasından uzaklaştırır
  • Ortostatik düşme ve mukoza kuruluğu → hacim açığını gösterir, böbreğin tutucu davranması beklenir
  • Hacim açığına rağmen idrar sodyum ve klor atılımında artış → renal kaybın çatal bulgusudur
  • Hidroklorotiyazid kullanımı → renal kaybın süren ilaç açıklamasıdır

Neden diğerleri değil

  • Tekrarlayan ve şiddetli kusmaya bağlı mide asidi ve klor kaybıyla gelişen metabolik alkaloz tablosu → ilk bakışta çekicidir, ancak kusmalar durmuşken idrar klorunun yüksek kalması ekstrarenal kayıpla uyumsuzdur
  • Primer hiperaldosteronizme bağlı renal potasyum kaybı ve plazma hacminde artışla giden metabolik alkaloz tablosu → hipertansiyon ve hacim genişliği bekletir, oysa hipotansiyon ve hacim açığı vardır
  • Uzun süreli yüksek doz antiasit ve bikarbonat alımına bağlı sürekli gelişen metabolik alkaloz tablosu → alım öyküsü yoktur ve yüksek idrar sodyum ve klor atılımını tek başına açıklamaz
  • Glukokortikoid fazlalığına bağlı renal potasyum kaybı ve plazma hacminde artışla giden metabolik alkaloz tablosu → hipertansiyon ve hacim genişliği gerektirir, ortostatik düşme ve diüretik öyküsüyle uyumsuzdur

Aklında kalsın

Hacim açığında idrar kloru düşükse kayıp ekstrarenaldir, yüksekse kayıp renaldir ve süren diüretik ilk akla gelir.

13. soru

Yarışma tarzıOrtopedi ve Travmatoloji

Altmış sekiz yaşındaki kadın hasta evde düşme sonrası sağ omuz ağrısı yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Fizik muayenede sağ kol abdüksiyonda ve dış rotasyonda tutuluyor, omuz konturunda düzleşme saptanıyor. Direkt grafide humerus başının glenoid boşluğunun dışında, önde ve aşağıda konumlandığı, ek kırık hattı izlenmediği görülüyor. Sedasyon altında uygulanan kapalı manevra sonrasında kontrol grafide eklem uyumunun sağlandığı izleniyor. Manevra sonrasında hastanın aktif omuz abdüksiyonunu başlatamadığı, pasif hareket açıklığının korunduğu, duyu defekti olmadığı gözleniyor.

Bu tabloda eşlik eden lezyonun en olası karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Rotator manşette tam kat yırtık

Kısaca — İleri yaşta ön omuz çıkığı sonrası pasif hareket korunurken aktif abdüksiyonun başlatılamaması rotator manşet yırtığını düşündürür.

Gençte ön çıkık inferior labrum ve humerus başı impaksiyonu ile anılır, ancak ileri yaşta dejeneratif zeminde travma supraspinatus ve arka manşeti koparır. Tendon kopmasında pasif hareket açıktır, aktif başlatma gücü kaybolur; sinir lezyonunda duyu defekti beklenir, kırıkta pasif hareket de kısıtlanır ve grafide hat görülür.

Tanıya götüren bulgular

  • Kolun abdüksiyonda dış rotasyonda tutulması ve omuz konturunda düzleşme → ön çıkık paternini düşündürür
  • Humerus başının glenoid dışında konumlanması ve kırık hattı izlenmemesi → izole çıkık lehine bulgudur
  • Manevra sonrası eklem uyumunun sağlanmasına karşın aktif abdüksiyonun başlatılamaması → labrum ve impaksiyon lezyonundan uzaklaştıran çatal bulgudur
  • Pasif hareketin korunması ve duyu defekti olmaması → tendon yetmezliğini destekler, nöropraksi ve kırığı dışlar
  • İleri yaş → gençteki tekrarlayan çıkık paterninden çok manşet yırtığı olasılığını artırır

Neden diğerleri değil

  • Ön inferior glenoid labrum yırtığı — gençte tekrarlayan ön çıkığın klasik lezyonudur, ancak bu hastadaki aktif abdüksiyon kaybını açıklamaz.
  • Humerus başında posterolateral impaksiyon defekti — ön çıkıkta görülebilir, fakat korunmuş pasif harekete karşın süren güçsüzlüğün karşılığı değildir.
  • Aksiller sinirde nöropraksi — deltoid güçsüzlüğü yapabilir, ancak duyu defekti yokluğu ve korunmuş pasif harekete karşın aktif kayıp ile uyumsuzdur.
  • Humerus cerrahi boynunda kırık — grafide hat izlenmemesi ve pasif hareketin açık olması ile dışlanır.

Aklında kalsın

İleri yaşta redükte omuzda aktif hareket kaybı pasif hareket korunuyorsa manşet düşünülür.

14. soru

Yarışma tarzıKardiyoloji

Elli altı yaşındaki kadın hasta çarpıntı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden yapısal kalp hastalığı olmadan tekrarlayan düzensiz çarpıntı atakları olduğu ve yakın zamanda başlanan propafenon dışında atriyoventriküler düğümü yavaşlatan ilaç kullanmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı normal, nabız düzenli ve hızlı saptanıyor. Elektrokardiyografisinde düzenli geniş QRS’li taşikardi izleniyor ve QRS morfolojisinin daha önceki düzensiz dar QRS’li ataklardan farklı olduğu belirtiliyor. Karotis sinüs masajıyla ventrikül hızı geçici yavaşladığında düzenli atriyal aktivitenin seçildiği gözleniyor. Acil değerlendirmede akut iskemi bulgusu saptanmıyor.

Bu hastada yeni gelişen düzenli geniş QRS’li ritmin en olası açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Propafenonla yavaşlayan atriyal aktivitenin atriyoventriküler düğümden 1:1 iletilmesi

Kısaca — Propafenon sonrası ortaya çıkan düzenli geniş QRS taşikardi ve vagal yavaşlatmada seçilen düzenli atriyal aktivite ilaca bağlı flutterın 1:1 iletimini gösterir, ventriküler taşikardiyi dışlar.

İlk çıkarım atriyal fibrilasyonun sınıf Ic ilaçla yavaş düzenli atriyal fluttera dönüşmesidir; propafenon atriyal hızı yavaşlatır, atriyoventriküler düğümden 1:1 iletime zemin hazırlar ve kullanıma bağımlı sodyum kanal blokajıyla hız arttıkça QRS’yi genişletir. Bu nedenle daha önce düzensiz dar QRS’li olan ataklar düzenli geniş QRS’li hale gelir; karotis sinüs masajıyla ventrikül yavaşladığında düzenli atriyal aktivitenin seçilmesi flutterı kanıtlar ve iskemi yokluğu ile yapısal hastalık yokluğu ventriküler taşikardiden uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Yapısal kalp hastalığı olmadan tekrarlayan düzensiz çarpıntılar → zemin atriyal fibrilasyon atakları
  • Atriyoventriküler düğümü yavaşlatan ilaç olmadan propafenon başlanması → flutterın 1:1 iletilmesine zemin hazırlayan presipitan
  • Düzenli geniş QRS’li taşikardiye dönüşüm → ilk bakışta ventriküler taşikardiyi düşündürür
  • Karotis sinüs masajıyla ventrikül yavaşladığında düzenli atriyal aktivitenin seçilmesi → fork bulgu, flutterı koyar ve ventriküler taşikardiyi dışlar
  • Akut iskemi bulgusunun olmaması → iskemik ventriküler zeminden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Akut iskemik zeminde gelişen monomorfik ventriküler taşikardi — İskemi bulgusu yoktur, yapısal hastalık yoktur ve vagal yavaşlatmada düzenli atriyal aktivite seçilmektedir
  • Aksesuar yolun kullanıldığı antidromik atriyoventriküler reentran taşikardi — Önceden düzensiz fibrilasyon atakları ve Ic ilaçla örgütlenme öyküsü vardır, aksesuar yol bulgusu yoktur
  • Atriyoventriküler düğümün katıldığı tipik yavaş-hızlı atriyoventriküler nodal reentran taşikardi — Düzenli dar QRS’li reentri bekletir, bu hastada QRS geniştir ve atriyal aktivite flutter hızındadır
  • Dijital toksisitesine bağlı çift yönlü ventriküler taşikardi — Digoksin kullanımı ve çift yönlü morfoloji yoktur, tablo Ic ilaç sonrası ortaya çıkmıştır

Aklında kalsın

Atriyoventriküler düğüm blokeri olmadan sınıf Ic ilaç başlanan hastada yeni düzenli geniş QRS taşikardi görülürse yavaşlamış flutterın 1:1 iletimi akla gelir.

15. soru

Yarışma tarzıTıbbi Onkoloji

Yirmi altı yaşındaki erkek hasta kanlı dışkılama ve kansızlık yakınmasıyla başvuruyor. Kolonoskopide tüm kolonda dağılmış yüzlerce adenom saptanıyor; alınan örneklerde villöz histoloji izleniyor. Öyküsünden babasının otuzlu yaşlarda kolektomi geçirdiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde mandibulada sert, hareketsiz kitle ve sırtta epidermoid kist saptanıyor. Hastaya restoratif proktokolektomi uygulanıyor ve izlem planlanıyor.

Bu hastada kolektomi sonrası maligniteye bağlı mortaliteyi belirleyen lezyon açısından en uygun izlem hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: D — Duodenum kanseri yönünden üst gastrointestinal izlem

Kısaca — Yüzlerce adenom, genç kolektomi öyküsü ve osteom ile epidermoid kist adenomatöz polipozisi düşündürür; kolon çıkarıldıktan sonra malign mortaliteyi duodenum ve periampuller kanser belirlediği için üst gastrointestinal izlem gerekir.

APC germline defektinde Wnt beta katenin aktivasyonu yaygın adenomlara yol açar ve kolon çıkarıldığında kolon riski ortadan kalkar; geride kalan duodenum ve ampulla adenomları malignleşerek izlemde ölümü belirler, bu nedenle kolektomi sonrası hedef kolon dışı üst bölgedir.

Tanıya götüren bulgular

  • Tüm kolonda yüzlerce adenom ve villöz histoloji → adenomatöz polipozis yükünü destekler
  • Babada genç yaşta kolektomi → dikey geçişli polipozis örüntüsünü düşündürür
  • Mandibulada sert kitle ve sırtta epidermoid kist → Gardner spektrumunu düşündürür, az polipli Lynch örüntüsünden ayıran çataldır
  • Restoratif proktokolektomi uygulanması → kolon ve rektum mukozasını ortadan kaldırır, distal izlemin hedefini ortadan kaldırır

Neden diğerleri değil

  • Endometrium kanseri yönünden jinekolojik izlem — Lynch spektrumunun ikinci primeridir; yüzlerce adenom ve osteom kist birlikteliği bu tanıyı dışlar
  • Desmoid tümör yönünden karın içi izlem — adenomatöz polipoziste görülür ancak benigndir, maligniteye bağlı mortaliteyi belirlemez
  • Rektal güdük adenokarsinomu yönünden distal barsak izlemi — restoratif proktokolektomi sonrası anlamlı rektal mukoza kalmaz, bu nedenle hedef olamaz
  • Medüller tiroid kanseri yönünden boyun izlemi — RET ilişkili spektruma aittir; burada medüller histoloji ve katekolamin atağı yoktur

Aklında kalsın

Adenomatöz polipoziste kolektomi kolonu kurtarır ancak duodenum ve ampulla mortalitenin yeni hedefi olarak izlenir.

16. soru

Yarışma tarzıHematoloji

Yirmi dört yaşındaki orak hücre anemili erkek hasta, ağrılı kriz ve akut göğüs sendromu nedeniyle eritrosit transfüzyonu ile tedavi ediliyor. Transfüzyondan bir hafta sonra halsizlik artıyor, koyu renkli idrar ve sarılık ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde solukluk ve skleral ikter dışında yeni odak saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobinin transfüzyon öncesindeki değerin de altına düştüğü, LDH ve indirekt bilirubinin belirgin yükseldiği, haptoglobinin ölçülemeyecek kadar düşük olduğu saptanıyor. Retikülosit oranı %0,2 bulunuyor, direkt Coombs testi pozitifleşiyor ve yeni bir alloantikor tespit ediliyor.

Transfüzyon sonrası ortaya çıkan bu yeni tablonun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Gecikmiş hemolitik transfüzyon reaksiyonuna bağlı hiperhemoliz

Kısaca — Transfüzyondan günler sonra kendi eritrositlerini de içeren yıkım, alloantikora bağlı gecikmiş hiperhemolizdir.

Orak hücre krizinde hemoliz sürse bile transfüze edilmiş hastada hemoglobinin transfüzyon öncesi düzeyin altına inmesi yalnızca transfüze hücrelerin kaybıyla açıklanamaz; hastanın kendi eritrositleri de yıkılıyordur. Bir hafta sonra ortaya çıkan sarılık, koyu idrar, çok yüksek LDH, tüketilmiş haptoglobin ve indirekt hiperbilirubinemi eşliğinde pozitifleşen direkt Coombs ve yeni alloantikor, anamnestik alloimmün yanıtı gösterir. Retikülositopeni, akut hemolize beklenen kemik iliği yanıtının baskılandığını ve tablonun ağırlaştığını işaret eder.

Tanıya götüren bulgular

  • Transfüzyondan bir hafta sonra belirti vermesi → gecikmiş alloimmün zamanlamaya uyar
  • Hemoglobinin transfüzyon öncesi değerin altına düşmesi → çatal bulgudur; yalnızca transfüze hücre kaybını aşar, hiperhemolizi düşündürür
  • Direkt Coombs pozitifliği ve yeni alloantikor → alloimmün mekanizmayı kanıtlar
  • Retikülosit oranının %0,2 olması → hemolize rağmen retikülositopeni vardır, aplastik krizle karışabilir ancak Coombs ve alloantikor ayrırır

Neden diğerleri değil

  • Orak hücre vazo-oklüziv krizinin devamına bağlı hemoliz — ilk tahminin cevabıdır; transfüzyon zamanlamasını, alloantikoru ve kendi hücrelerini de içeren düşüşü açıklamaz.
  • Parvovirüs B19 enfeksiyonuna bağlı aplastik kriz — retikülositopeniyi açıklar ancak Coombs pozitifliği, yeni alloantikor ve belirgin hemoliz paterniyle uyumsuzdur.
  • Yeni ortaya çıkan primer sıcak otoimmün hemolitik anemi — Coombs pozitifliğini görüp transfüzyon öyküsünü dışlamaktır; alloantikor ve hiperhemoliz örüntüsü sekonderdir.
  • Akut kan kaybına bağlı hemoglobin düşüşü — aktif hemoliz laboratuvarı ve Coombs pozitifliği varken kanama varsayımı paterni karşılamaz.

Aklında kalsın

Transfüzyondan günler sonra hemoglobin transfüzyon öncesinden düşükse ve Coombs pozitifleşmişse hiperhemolizli gecikmiş reaksiyonu düşün.

17. soru

Yarışma tarzıRadyoloji

Kırk sekiz yaşındaki erkek hasta iyotlu kontrast madde ile bilgisayarlı tomografi çekimi sırasında ani başlayan baş dönmesi ve göz kararması tarif ediyor. Öyküsünden alerjik astımı olduğu ve iğne işlemleri sırasında daha önce benzer baygınlık hisleri yaşadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı düşük, nabız yavaş, cilt soluk ve terli saptanıyor. Kaşıntı, ürtiker, yüzde şişlik ve hışıltılı solunum bulunmuyor. Elektrokardiyografide akut iskemik değişiklik izlenmiyor.

Bu hasta için en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Bacakların yükseltilmesi ve belirgin bradikardi sürerse atropin uygulanması

Kısaca — Kontrast sırasındaki hipotansiyon bradikardi, solukluk ve alerji bulgusu yokluğuyla vazovagal reaksiyondur ve adrenalin değil pozisyon ve gerekirse atropin gerekir.

Yavaş nabız, soluk ve terli cilt ile iğne işlemlerinde benzer öykü parasempatik aktivasyonu düşündürür; kaşıntı, ürtiker, anjiyoödem ve bronkospazm yokluğu mast hücresi aracılı reaksiyonu dışlar. Astım öyküsü alerji riskini artırsa da o andaki bulguları değiştirmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Düşük kan basıncıyla birlikte yavaş nabız → vazovagal tabloyu destekler, anaflaktoidde taşikardi beklenir
  • Solukluk, terleme ve göz kararması → vazovagal prodromu düşündürür
  • Kaşıntı, ürtiker, yüzde şişlik ve hışıltı yokluğu → anaflaktoid reaksiyonu dışlar
  • İğne işlemlerinde benzer baygınlık öyküsü → vazovagal eğilimi gösterir
  • İskemik değişiklik yokluğu → kardiyak nedeni geri plana iter

Neden diğerleri değil

  • İntramüsküler adrenalin uygulanması — ürtiker ve bronkospazmla giden anaflaktoid reaksiyonun tedavisidir, bradikardik vazovagal tabloda ilk iş değildir
  • İntravenöz antihistaminik ve kortikosteroid uygulanması — mast hücresi bulgusu yokken akut hipotansiyonu düzeltmez
  • Ozmotik diürezi artırmaya yönelik yoğun sıvı ve diüretik uygulanması — kontrast nefropatisini önleme mantığıdır, senkop tablosunu tedavi etmez
  • Nebulize adrenalin ve yüksek akım oksijenle bronkospazm tedavisi uygulanması — hışıltılı solunum yokken endike değildir

Aklında kalsın

Kontrast sonrası bradikardi, solukluk ve alerji bulgusu yokluğu vazovagal reaksiyonu düşündürür ve adrenalin gerektirmez.

18. soru

Yarışma tarzıEnfeksiyon Hastalıkları

Otuz dört yaşındaki erkek hasta akut myeloid lösemi için yoğun kemoterapi sonrası uzun süreli derin nötropeni ile izleniyor. Geniş spektrumlu antibiyoterapiye rağmen ateşi sürüyor; tekrarlayan kan kültürlerinde üreme olmuyor. Nötrofil sayısının toparlanmaya başladığı günlerde ateşin devam ettiği, sağ üst kadranda ağrı ve hassasiyetin ortaya çıktığı görülüyor. Laboratuvar incelemesinde alkalen fosfatazda belirgin yükselme saptanıyor. Karın görüntülemesinde karaciğer ve dalakta çok sayıda küçük hipoekoik nodül izleniyor; akciğerde kaviter lezyon saptanmıyor.

Bu klinik kötüleşmeyi açıklayan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: B — Nötrofil dönüşüyle kandidal odaklarda inflamasyonun artması

Kısaca — Nötrofil dönüşünde belirginleşen ateş, sağ üst kadran ağrısı, alkalen fosfataz yüksekliği ve hepatosplenik mikronodüller kronik dissemine kandidiyazisin inflamatuvar açığa çıkışıdır.

Derin nötropeni döneminde kandidemi kültürde yakalanamadan karaciğer ve dalağa yerleşebilir; inflamasyon baskılı olduğu için odaklar sessiz kalır. Nötrofiller geri döndüğünde bu odakların çevresinde granülomatöz inflamasyon belirginleşir, ateş paradoksal biçimde sürer ve kolestatik enzimler yükselir. Bu kötüleşme tedavi direncini değil, konağın yeniden yangı oluşturabilmesini yansıtır; kaviter akciğer lezyonu yokluğu invaziv aspergillozdan uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Uzun süreli derin nötropeniye rağmen negatif kan kültürleri → derin dokuya yerleşmiş fungal odağı dışlamaz
  • Ateşin nötrofil toparlanırken sürmesi ve şiddetlenmesi → dirençten çok geri dönen inflamatuvar yanıtı düşündürür
  • Sağ üst kadran ağrısı ve alkalen fosfataz yüksekliği → hepatobiliyer tutulum paternine işaret eder
  • Karaciğer ve dalakta çok sayıda küçük nodül ve kaviter akciğer lezyonu yokluğu → ilk akla gelen aspergillozdan uzaklaştırıp hepatosplenik kandidiyazisi öne çıkarır

Neden diğerleri değil

  • Kandidada antifungal direnç mutasyonunun hızla gelişmesi ve yayılması — zamanlama nötrofil dönüşüyle örtüşür ve tablo tek bir dirençli suşla açıklanamaz
  • Bakteriyel endotoksine bağlı septik şok tablosunun gelişmesi ve derinleşmesi — hipotansiyon ve laktat baskın tablo yoktur, kültürler negatiftir
  • Kemoterapötik ajana bağlı doğrudan hepatoselüler hasar oluşması ve kolestaz gelişmesi — dalak nodülleri ve sebat eden ateşle birlikte açıklanamaz
  • Dalak enfarktına bağlı steril nekroz alanlarının gelişmesi ve apselerleşmesi — karaciğer tutulumu ve sistemik ateş paternini karşılamaz

Aklında kalsın

Nötrofil dönüşünde alevlenen ateş ve hepatosplenik mikronodüller direnç değil, geri dönen inflamasyonun sessiz kandidal odakları görünür kılmasıdır.

19. soru

Yarışma tarzıHematoloji

Otuz bir yaşındaki kadın hasta, 30 haftalık gebeliğinde artan halsizlik ve sarılık yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden daha önce safra kesesinde taş saptandığı ve aralıklı sarılık atakları geçirdiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde solukluk, skleral ikter ve splenomegali saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 7,8 g/dL, retikülosit %9, LDH yüksek, haptoglobin düşük, indirekt bilirubin yüksek bulunuyor; vitamin B12 ve folat düzeyleri normal saptanıyor. Periferik yaymada sferositler görülüyor ve direkt Coombs testi IgG ile pozitif sonuçlanıyor.

Bu gebeliğin yenidoğanı için en olası hematolojik durum aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Maternal IgG geçişine bağlı direkt Coombs pozitif hemolitik anemi

Kısaca — Sferositli hemolizde pozitif direkt Coombs edinsel sıcak otoimmün hemolizi gösterir ve maternal IgG yenidoğanda hemoliz yapar.

Sferosit, splenomegali ve pigment taşı kronik hemolizin ortak sonucudur; herediter sferositozda direkt Coombs negatiftir. Burada retikülositoz, LDH yüksekliği, tüketilmiş haptoglobin ve indirekt hiperbilirubinemi aktif ekstravasküler hemolizi gösterirken direkt Coombs testinin IgG ile pozitif olması eritrosit yüzeyine tutunmuş otoantikoru kanıtlar. Sıcak otoantikorlar IgG sınıfında olduğundan plasentayı geçer ve yenidoğan eritrositlerinde de yıkıma yol açar.

Tanıya götüren bulgular

  • Retikülositoz, yüksek LDH, düşük haptoglobin ve indirekt hiperbilirubinemi → aktif hemoliz paternini gösterir
  • Sferosit, splenomegali ve safra taşı → ilk bakışta membran defektini akla getirir ancak kronik hemolizin ortak sonucudur
  • Direkt Coombs testinin IgG ile pozitif olması → çatal bulgudur; herediter sferositozu dışlar, sıcak otoimmün hemolizi kural içine alır
  • Otuz haftalık gebelik → IgG antikorların fetüsa geçişinin hesaba katılmasını gerektirir

Neden diğerleri değil

  • Maternal demir eksikliğine bağlı mikrositer hipokrom anemi — hemoliz laboratuvarı ve retikülositoz varken gebelikteki sık anemiyi varsaymak yanlıştır.
  • Maternal folat eksikliğine bağlı megaloblastik anemi — vitamin düzeyleri normaldir ve tablo periferik yıkım paternindedir, santral yapım defekti değildir.
  • Otozomal dominant geçişli herediter sferositoz — ilk tahminin cevabıdır; direkt Coombs pozitifliği bu kalıtsal membran hastalığını dışlar.
  • Ek hematolojik sorun beklenmemesi, yalnızca fizyolojik sarılık — maternal IgG geçişi yenidoğanda direkt Coombs pozitif hemoliz beklentisi doğurur.

Aklında kalsın

Sferosit her zaman herediter değildir; direkt Coombs pozitif sferositli hemoliz edinseldir ve gebede IgG yenidoğanı da etkiler.

20. soru

Yarışma tarzıNöroloji

Yirmi dokuz yaşındaki kadın hasta epidural anestezi ile doğumdan üç gün sonra başlayan şiddetli baş ağrısı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden ağrının ayağa kalkınca artıp yatınca belirgin şekilde azaldığı, bulantı ve ense sertliğinin eşlik ettiği öğreniliyor. Fizik muayenede nörolojik defisit saptanmıyor; göz dibi muayenesi normal bulunuyor. Hasta postdural ponksiyon baş ağrısı düşünülerek istirahat ve analjezik ile izleniyor. Bir hafta sonra baş ağrısı yatmakla geçmez hale geliyor, görme bulanıklığı ve çift görme gelişiyor; muayenede bilateral papilödem saptanıyor. Bilgisayarlı tomografide arteriyel sulama alanına uymayan hemorajik lezyon izleniyor.

Bu hastada yeni gelişen tablonun doğrulanması ve tedavisi için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: A — Manyetik rezonans venografi sonrası antikoagülan başlanması

Kısaca — Ortostatik baş ağrısının pozisyonel karakterini yitirip papilödem ve arteriyel alana uymayan kanamalı lezyona dönmesi venöz trombozdur ve kanamaya rağmen antikoagülasyon gerektirir.

Başlangıçtaki ayağa kalkınca artma ve yatınca azalma ile normal göz dibi BOS kaçağına bağlı intrakraniyal hipotansiyonu destekler. Seyirde ağrının yatmakla geçmez hale gelmesi ve bilateral papilödem intrakraniyal hipertansiyona geçişi gösterir; arteriyel sulama alanına uymayan hemorajik lezyon arteriyel enfarkt değil venöz enfarkttır. Postpartum dönemde venöz trombozda antikoagülasyon, hemorajik dönüşüm olsa bile trombüs ilerlemesini ve venöz hipertansiyonu durdurmak için geciktirilmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Epidural doğum sonrası ortostatik baş ağrısı + normal göz dibi → başlangıçta postdural ponksiyon baş ağrısı
  • Ağrının yatmakla geçmez hale gelmesi + bilateral papilödem → hipotansiyondan hipertansiyona dönüşü gösteren çatal bulgu
  • Arteriyel alana uymayan hemorajik lezyon → arteriyel kanamayı değil venöz enfarktı destekler
  • Postpartum dönem → venöz tromboz için zemin

Neden diğerleri değil

  • Epidural kan yaması uygulanarak BOS kaçağının kapatılması — Başlangıç tanısı için doğruyken yeni tabloda tromboz tedavisini geciktirir.
  • Sıvı kısıtlaması ve mutlak yatak istirahati uygulanması — Venöz trombozu tedavi etmez, venöz stazı artırabilir.
  • Lomber ponksiyon tekrarlanarak BOS boşaltılması — Papilödem ve hemorajik lezyon varlığında herniasyon riski nedeniyle zararlıdır ve trombüsü çözmez.
  • Yüksek doz analjeziklerle ayaktan izlemin sürdürülmesi — Yeni fokal ve göz dibi bulgularını ıskalar, kalıcı görme ve parankim hasarına yol açar.

Aklında kalsın

Doğum sonrası ortostatik ağrı nitelik değiştirip papilödem geliştirirse venöz trombozu düşün ve kanama olsa bile antikoagülanı geciktirme.

21. soru

Yarışma tarzıNükleer Tıp

Altmiş yedi yaşındaki erkek hasta, kemik metastazlı prostat kanseri nedeniyle androjen yoksunluğu tedavisi başlandıktan altı hafta sonra kontrol için başvuruyor. Öyküsünden kemik ağrılarının belirgin azaldığı, iştahının düzeldiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde yeni bulgu saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde prostat spesifik antijen düzeyinin tedaviye göre belirgin düştüğü, hemoglobin ve serum kreatinin düzeylerinin stabil seyrettiği görülüyor. Teknesyum-99m metilen difosfonat kemik sintigrafisinde daha önce bilinen metastatik odaklarda tutulum şiddetinde artış izleniyor, iskelet dışı patolojik tutulum saptanmıyor.

Bu hastada sintigrafi bulgusunun yorumu ve izlenecek yol için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Çözümü göster

Cevap: C — Mevcut tedaviye devam edilerek klinik ve laboratuvar izlemiyle kontrol sintigrafisinin ertelenmesi

Kısaca — Klinik ve laboratuvar yanıta rağmen erken dönemde artan kemik tutulumu flare etkisidir ve tedaviye devam edilir.

Sistemik tedaviye yanıt veren metastatik prostat kanserinde ilk haftalarda kemik sintigrafisinde tutulumun artması progresyonu göstermez; difosfonat tutulumu tümör hücresini değil osteoblastik onarımı gösterdiği için iyileşen lezyon daha yoğun tutar, bu nedenle klinik ve prostat spesifik antijen izlemiyle tedaviye devam edip kontrol görüntülemeyi ertelemek gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ağrının belirgin azalması ve iştahın düzelmesi → klinik yanıta işaret eder, progresyonu desteklemez
  • Prostat spesifik antijenin belirgin düşmesi ve hemoglobin ile kreatininin stabil kalması → sistemik hastalık kontrolünü gösteren çatal bulgudur, sintigrafik artışın ilk akla gelen progresyon yorumunu dışlar
  • Tedaviden altı hafta sonra bilinen odaklarda izole tutulum artışı ve iskelet dışı yeni tutulum olmaması → erken dönem osteoblastik flare paternidir

Neden diğerleri değil

  • Androjen yoksunluğu tedavisinin kesilerek kemoterapi rejimine geçilmesi — Yanıtlı tedaviyi erken yalancı kötüleşme üzerinden bırakır, flarede gereksiz toksik tedaviye geçirir
  • Radyolojik progresyon kabul edilerek mevcut sistemik tedavinin değiştirilmesi — Klinik ve laboratuvar iyileşmeyi yok sayar, sintigrafiyi tek başına progresyon kriteri yapar
  • Tutulum artışı gösteren odaklardan histopatolojik tanı için kemik biyopsisi alınması — Bilinen metastazda onarım tutulumu için invazivdir, tanıyı değiştirmez
  • Tutulum gösteren tüm odakları palyatif amaçlı eksternal radyoterapi uygulanması — Ağrısı azalmış yaygın iyileşen odakları lokal tedaviyle kontrol edemez ve sistemik tedaviyi aksatır

Aklında kalsın

Kemik sintigrafisi tümörü değil osteoblastik aktiviteyi gösterir, bu yüzden erken artış klinik ve laboratuvar yanıtla birlikte flare olarak yorumlanır.

Tüm bölümler

Bu soruların ait olduğu konuları oku: Dahiliye Grubu · Cerrahi Grubu

Tüm TUS — Klinik Tıp Bilimleri yarışma tarzı sorular · TUS — Klinik Tıp Bilimleri zorlu sorular · TUS — Klinik Tıp Bilimleri hakkında her şey