Cepte soru çözAYTDenemeTDE–Sosyal-1

AYT

AYT TDE–Sosyal-1 denemesi

  • 40 soru
  • Her yanlış, bir doğrunun 1/4 kadarını götürür
  • Ücretsiz

AYT denemesinin TDE–Sosyal-1 bölümü — 40 soru. Şıkları işaretle, en altta Bitir’e bas; doğru, yanlış ve netini gör.

Bu kâğıt, uygulamadaki 1. Deneme ile aynı kâğıttır. Buradan çözdüğün sorular, denemeye uygulamada süre tutarak girmek istersen artık yeni olmayacak.

Sen çözerken hiçbir soru işaretlenmez — sınavdaki gibi. Cevaplar ve çözümler, bitirdiğinde açılır. İşaretlediklerin bu tarayıcıda saklanır; sekmeyi kapatsan da kaybolmaz.

1. soru

Uzun aşk ve kahramanlık hikâyeleri, Divan şairlerinin en çok rağbet ettiği konular arasında yer alır. Divan edebiyatında uzun aşk ve kahramanlık hikâyeleriyle dinî, ahlaki ya da öğretici konuların anlatılmasında kullanılan bu nazım biçiminde her beyit kendi içinde kafiyelenir. Böylece şair, bütün beyitleri aynı kafiyeyle sürdürme zorunluluğu olmadan binlerce beyit yazabilir. Leylâ vü Mecnûn ve Hüsn ü Aşk bu nazım biçimiyle kaleme alınmıştır. Bu eserler, kuşaklar boyunca okunarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Bu parçada söz edilen nazım biçimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Mesnevi

Kısaca — Parçada her beytin kendi içinde kafiyelenmesiyle uzun olayların anlatılmasına olanak tanıdığı belirtilen nazım biçimi mesnevidir.

Divan edebiyatında gazel ve kaside gibi nazım şekillerinde uyak düzeni şairi aynı kafiyeyi sürdürmeye zorladığından binlerce beyitlik uzun anlatılar için elverişli değildir. Mesnevide ise her beytin bağımsız kafiyelenmesi (aa, bb, cc...) şaire büyük bir anlatım kolaylığı sağlar; bu sayede olay çevresinde gelişen aşk ve kahramanlık hikâyeleri bu biçimle kaleme alınmıştır. Nitekim Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn’u ile Şeyh Gâlip’in Hüsn ü Aşk’ı da bu türün en yetkin örnekleri arasında yer alır.

2. soru

Tohum bankaları, bitki çeşitlerinin genetik malzemesini geleceğe taşımak için kurulmuş özel depolardır. Tohumlar buraya alınmadan önce temizlenir, nem oranları düşürülür ve çimlenme güçleri ölçülür. Ardından düşük sıcaklıkta, her türe uygun koşullarda saklanırlar. Kurutulmuş tohumlar uzun yıllar boyunca bu soğuk raflarda, tür adlarıyla etiketlenmiş kutularda bekletilir. Belirli aralıklarla örnekler çıkarılıp yeniden çimlendirilerek canlılıklarını koruyup korumadıkları denetlenir. Böylece doğal afet, hastalık ya da tarımda tek çeşide yönelme yüzünden kaybolabilecek yerel türler gerektiğinde yeniden üretilebilir. Bununla birlikte depo koşulları ne kadar iyi olursa olsun, bir bitkinin doğal çevresinde korunmasının yerini bütünüyle tutmaz.

Bu parçada tohum bankalarıyla ilgili aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

Cevabı göster

Cevap: E — Depolama giderlerinin hangi kaynaklardan karşılandığına

Kısaca — Metinde tohum bankalarının amaçları, depolama öncesindeki temizlik ve kurutma işlemleri, canlılık denetimi ve türleri koruma işlevi açıkça anlatılmış ancak ‘Depolama giderlerinin hangi kaynaklardan karşılandığına’ dair hiçbir mali bilgiye yer verilmemiştir.

Bu tür olumsuz köklü sorularda parçayı satır satır tarayarak seçenekleri eşleştirmelisin. İlk cümlede genetik malzemeyi geleceğe taşıma hedefiyle kuruluş amacına, ikinci cümlede tohumların temizlenip neminin düşürülmesiyle depolama öncesi hazırlıklara, örneklerin yeniden çimlendirilmesiyle canlılık denetimine ve yerel türlerin kurtarılmasıyla çeşitliliği koruma işlevine yer verilmiştir. Tohumların özel koşullarda saklanmasından söz edilmesi seni bütçe ya da gider konusuna yönlendirmemeli; depolamanın teknik ayrıntıları verilmiş ama finansman kaynağından hiç bahsedilmemiştir.

3. soru

Bir derleme çalışmasında Anadolu’nun farklı yörelerinden kısa şiirler kaydedilmiştir. Bu şiirlerin çoğu dört dizeden oluşmakta, ilk iki dize asıl söylenecek düşünceye hazırlık yapmakta, son iki dize ise sevgi, özlem ya da ayrılık duygusunu dile getirmektedir. Söyleyeni belli olmayan bu ürünlerde genellikle yedili hece ölçüsü ve “aaxa” kafiye düzeni görülmektedir. Biçimi aynı kalmakla birlikte yörelere göre ezgisi ve söyleyişi değişen bu ürünler, anonim halk şiirinin en yaygın örneklerindendir.

Bu parçada söz edilen nazım biçimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Mâni

Kısaca — Tek dörtlükten oluşması, genellikle yedili hece ölçüsü ve “aaxa” kafiye düzeni taşıması, ilk iki dizenin hazırlık olup asıl duygunun son iki dizede verilmesi mâni nazım biçiminin temel özellikleridir.

Parçada tanıtılan nazım biçiminin ayırt edici niteliklerine dikkat etmelisin: Anonim halk edebiyatına ait olması, dört dizeden meydana gelmesi, çoğunlukla 7'li hece kalıbıyla söylenmesi ve “aaxa” şeklinde uyaklanması doğrudan mâniyi tanımlar. Mânilerde ilk iki dize uyağı doldurmak ve düşünceye zemin hazırlamak için söylenir; asıl ileti ise son iki dizede toplanır. Koşma ve semai gibi âşık edebiyatı ürünleri çok bentli ve farklı hece kalıplarına sahip olduğundan aranan anonim biçim mânidir.

4. soru

Roman ve hikâyelerinde güçlü gözlemlerle bireyin iç çatışmalarını toplumsal çevresi içinde ele alan yazar; Anadolu kasabalarını, cezaevi yaşantılarını ve aydınların çıkmazlarını işlemiştir. Gözlem gücü, sıradan hayatları ayrıntısıyla görünür kılmasında ortaya çıkar. Kuyucaklı Yusuf’ta kasaba düzeninin baskısı altındaki bir gencin hayatını, Kürk Mantolu Madonna’da ise Raif Efendi’nin dışarıdan fark edilmeyen iç dünyasını anlatmıştır. Her iki anlatıda birey, çevresinin görünmez baskısı altında yalnızlaşır.

Bu parçada söz edilen yazar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Sabahattin Ali

Kısaca — Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna romanlarıyla bireyin iç dünyasını toplumsal gerçeklikle buluşturan yazar Sabahattin Ali’dir.

Sabahattin Ali, Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi çizginin öncülerinden biri olmakla birlikte bireyin ruhsal derinliğini ve yalnızlığını da ustalıkla yansıtmıştır. Kuyucaklı Yusuf kasaba eşrafının çürümüş düzenini sergileyen ilk başarılı kasaba romanı sayılırken Kürk Mantolu Madonna Raif Efendi’nin melankolik iç dünyasını ve yabancılaşmasını işler. Seçeneklerdeki Orhan Kemal veya Sadri Ertem gibi diğer toplumcu gerçekçi yazarlar da benzer toplumsal temalara eğilse de anılan yapıtlar doğrudan Sabahattin Ali’ye aittir.

5. soru

I. Akşam, yorgun bir kuş gibi çatılara kondu.

II. Akşamın kanatları, kentin üstüne ağır ağır kapandı.

Bu cümlelerdeki söz sanatları sırasıyla aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı göster

Cevap: B — Teşbih - kapalı istiare

I. cümlede benzeyen, kendisine benzetilen ve “gibi” edatı bulunduğu için teşbih vardır. II. cümlede kuş söylenmeyip ona ait kanat özelliği akşama verildiğinden kapalı istiare yapılmıştır.

6. soru

Bir eleştirmen “Bu roman, okura bütün kapıları açmıyor; bazı odaların anahtarını onun dikkatine bırakıyor.” demiştir.

Bu sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Metnin kimi anlamlarını açıkça vermeyip okurun çıkarımına bıraktığı

Kısaca — Eleştirmenin bütün kapıları açmayıp bazı anahtarları okura bırakma benzetmesi, romandaki bazı anlamların doğrudan söylenmeyip okurun çabasına ve çıkarımına bırakıldığını anlatır.

Cümledeki “bütün kapıları açmamak” ifadesi, yazarın eserdeki tüm duygu ve düşünceleri hazır bir reçete gibi apaçık sunmadığını gösterir. “Bazı odaların anahtarını okurun dikkatine bırakmak” ise örtük anlamların ancak dikkatli bir okuma ve sezgiyle çözülebileceğini, yani anlam üretiminde okura sorumluluk yüklendiğini belirtir. Burada amaç eseri yalnızca belirli bir zümreye hapsetmek değil, metnin kimi anlamlarını açıkça vermeyip okurun çıkarımına bırakmaktır.

7. soru

Bu öykü, olayları gizlediği için değil, her ayrıntıya aynı ağırlığı vermediği için okura direniyor. Bir kapının üç kez açılması önem kazanırken kahramanın niçin gittiği doğrudan belirtilmiyor; okur, tekrarlarla boşluklar arasındaki bağı kurmak zorunda kalıyor.

Bu parçada altı çizili sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Anlamını hemen ele vermeyip okurdan etkin bir ilişkilendirme beklemesi

Kısaca — “Metnin okura direnmesi” sözü, öykünün anlamı okura hazır biçimde sunmayıp okurun ayrıntılar ile boşluklar arasında aktif bağlar kurmasını şart koşması anlamına gelir.

Parçaya dikkat edersen öykünün olayları tamamen gizlemediği, sadece kahramanın gidiş sebebi gibi temel bilgileri doğrudan açıklamadığı belirtilmektedir. Anlatıcı anlamı hazır sunmadığı için okur pasif kalamaz; üç kez açılan kapı gibi tekrarlarla metnin suskunlukları arasında kendi zihninde köprüler kurmak zorundadır. Çeldiricilerde geçen yabancı sözcük veya bağ kuramama iddiaları parçayla örtüşmez; direnme eylemi metnin okurdan etkin bir çaba beklemesinden kaynaklanır. Dolayısıyla anlatılmak istenen, anlamını hemen ele vermeyip okurdan etkin bir ilişkilendirme beklemesidir.

8. soru

Türk romanında Anadolu’yu gerçekçi biçimde yansıtan pek çok eser verilmiştir. Romanlarında Anadolu’yu yalnızca bir dekor olarak kullanmaz; öğretmenleri, memurları ve küçük şehir insanlarını gündelik çatışmaları içinde işler. Çalıkuşu’nda Feride’nin Anadolu’daki öğretmenlik serüvenini, Yeşil Gece’de Şahin’in eğitim yoluyla değişim arayışını, Acımak’ta ise Zehra’nın babasına ilişkin yargısının bir hatıra defteriyle dönüşmesini anlatır. Akıcı dili ve güçlü gözlemleriyle geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Bu eserler, dönemin eğitim ve toplumsal değişim meselelerine ışık tutar.

Bu parçada söz edilen yazar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Reşat Nuri Güntekin

Kısaca — Anadolu insanını, toplumsal sorunları ve idealist öğretmen tiplerini Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Acımak romanlarında işleyen yazar Reşat Nuri Güntekin’dir.

Reşat Nuri Güntekin, müfettişlik görevi sayesinde Anadolu’yu yakından tanımış; bürokratları, öğretmenleri ve kasaba insanının çatışmalarını canlı, akıcı bir Türkçeyle romanlaştırmıştır. Feride, Şahin Öğretmen ve Zehra gibi unutulmaz eğitimci karakterleri edebiyatımıza kazandırmıştır. Anadolu’yu ve Millî Mücadele’yi anlatan Halide Edip veya Yakup Kadri de dönemin büyük romancılarıdır ancak parçada adı geçen eğitim odaklı bu üç roman Reşat Nuri’ye aittir.

9. soru

Bir kasidede aşağıdaki bölümler hangi sırayla yer alır?

Cevabı göster

Cevap: A — Girizgâh — methiye — fahriye — dua

Kısaca — Bir kasidenin kompozisyonunda asıl konuya geçişi sağlayan girizgâh, övgünün yapıldığı methiye, şairin kendini övdüğü fahriye ve nihayet dua bölümü yer alır.

Kasideye giriş teşbib/nesib ile yapıldıktan sonra şair bir iki beyitlik ‘girizgâh’ ile methiyeye basamak oluşturur. Ardından kasidenin sunulduğu kişiyi övdüğü ‘methiye’ ve hemen sonrasında kendi şairliğini öne çıkardığı ‘fahriye’ bölümleri gelir; eser her zaman iyi dileklerin sunulduğu ‘dua’ ile tamamlanır. Şair henüz methiyeyi sunmadan fahriyeye geçemeyeceğinden veya duadan sonra girizgâh gelemeyeceğinden diğer sıralamalar elenir.

10. soru

Bir kentin sokakları, yalnızca binaları birbirine bağlayan yollar değildir; o kentin ritmini, sakinlerinin aceleciliğini ya da dinginliğini de ele verir. Dar ve dolambaçlı bir mahalle, insanı yavaşlatırken geniş caddeler adımları hızlandırır. Bu yüzden bir şehri tanımak isteyen kişi, haritaya bakmakla yetinmemeli; o şehrin sokaklarında dolaşarak mekânın insana nasıl yön verdiğini de hissetmelidir.

Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Kenti tanımak, sokaklarının insan üzerindeki etkisini deneyimlemeyi gerektirir.

Kısaca — Parçanın ana düşüncesi, kenti tanımak için sokaklarının insan üzerindeki etkisini deneyimlemek gerektiğidir; doğru cevap 0. seçenektir. Dar sokakların insanı yavaşlatması ve geniş caddelerin adımları hızlandırması, mekânın insana yön vermesini örnekler. Son cümle bu örnekleri, sokaklarda dolaşıp bu etkiyi hissetme gereğine bağlar. Yavaşlamayı doğrudan dinginleşme olarak yorumlamamalısın. Harita ise tarihsel kimliği tartışmak için değil, kenti tanımada tek başına yeterli olmadığını göstermek için anılmıştır.

11. soru

Divan edebiyatındaki mensur ve manzum türler için hazırlanan bir ders notunda aşağıdaki yargılara yer verilmiştir.

Bu yargılardan hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: B — Şehrengizler, bir şehrin fethini ve bu fetihte gösterilen kahramanlıkları konu alan eserlerdir.

Kısaca — Şehrengizlerin bir şehrin fethini ve fetihteki kahramanlıkları anlattığını söyleyen yargı yanlıştır. Şehrengizler, bir şehrin güzelliklerini ve o şehirde yaşayan güzelleri konu alır. Fetihleri anlatan eserler ise fetihname olarak adlandırılır. Münşeat, tezkire, sefaretname ve surname hakkındaki diğer yargılar doğrudur.

12. soru

Bir edebiyat tarihçisi, Servetifünun topluluğuna bağlı romancılarla aynı dönemde eser veren bağımsız sanatçıları karşılaştırır. İlk bağımsız yazar, Mürebbiye ve Şıpsevdide yanlış Batılılaşmayı mizahla eleştirip kişileri çevrelerinin diliyle konuşturur. İkincisi ise Şehir Mektupları’nda İstanbul’un gündelik hayatını gazeteci dikkatiyle yansıtır; Gecelerim’de çocukluk anılarını anlatır.

Bu iki yazar aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla verilmiştir?

Cevabı göster

Cevap: B — Hüseyin Rahmi Gürpınar - Ahmet Rasim

Kısaca — Servetifünun Dönemi’nde topluluk dışında kalarak halk için yazan bağımsız sanatçılar sırasıyla Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Rasim’dir.

İlk yazarımız Hüseyin Rahmi Gürpınar, natüralizmin etkisiyle sokağı edebiyata taşımış; Mürebbiye ve Şıpsevdi gibi eserlerinde alafrangalık özentisini ve aile içi yozlaşmayı mizahi bir dille eleştirmiştir. İkinci yazarımız Ahmet Rasim ise fıkra, sohbet ve anı türlerinde ustalaşmış; Şehir Mektupları ile Gecelerimde İstanbul’un gündelik yaşamını kıvrak bir gazeteci üslubuyla aktarmıştır. Her iki yazar da Servetifünun topluluğunun ağır ve içe dönük diline katılmayarak bağımsız kalmış ve halkın anlayacağı sade bir Türkçe kullanmıştır.

13. soru

Tanzimat anlatısının gelişimi, bir yandan türlerin ilk örnekleriyle bir yandan da romantizmden gerçekçilik ve natüralizme uzanan arayışlarla izlenebilir. Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat ilk yerli roman, İntibah ilk edebî roman, Cezmi ilk tarihî roman olarak anılır. Daha sonra yazarlar gözleme ve çevrenin kişi üzerindeki etkisine daha çok önem vermiş; roman tekniği giderek güçlenmiştir.

Tanzimat Dönemi anlatı türleriyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?

Cevabı göster

Cevap: E — Araba Sevdası, Türk edebiyatının ilk natüralist romanı kabul edilir.

Araba Sevdası ilk realist roman kabul edilir. İlk natüralist roman olarak anılan eser Nabizade Nazım’ın Zehrasıdır.

14. soru

Bazı romancılar, kurmacayı yalnızca bir hikâye anlatma aracı olarak görmez, düşüncelerini geniş kitlelere ulaştıracak bir araç sayar. Bu roman türünde yazar, eserini bir düşünceyi ya da görüşü savunmak veya bir toplumsal soruna çözüm önermek amacıyla kaleme alır; kişiler de çoğunlukla yazarın görüşlerini yansıtan birer sözcü gibi davranır. Böyle bir romanı okuyan biri, çoğu zaman olay örgüsünün gerisinde yazarın ulaştırmaya çalıştığı bir mesaj sezer.

Bu parçada tanımlanan roman türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Tezli roman

Kısaca — Belirli bir düşünceyi savunmak, bir görüşü yaymak ya da toplumsal bir soruna çözüm önermek amacıyla yazılan kurmacalara tezli roman denir.

Tezli romanlarda estetik kaygıdan ziyade savunulan düşüncenin okura aktarılması amaçlanır; olay örgüsü ve karakterler yazarın tezini doğrulayacak şekilde kurgulanır. Edebiyatımızda Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban’ı ve Nabizade Nazım’ın Zehra’sı tezli romanın belirgin örnekleri arasında yer alır. Psikolojik roman bireyin iç dünyasına, tarihî roman ise geçmişe odaklanırken tezli roman doğrudan savunulan fikre ve mesaja hizmet eder.

15. soru

Aşağıdaki tabloda bazı edebî akımlar, savundukları iddia edilen temel ilkeleriyle birlikte numaralandırılarak verilmiştir.

NoAkımTemel İlkeIKlasisizmAkla ve kurallarabağlı, dengeli biranlatımIINatüralizmBireyin duygularınısınırsız birözgürlükle, kurallarabağlı kalmadanifade etmesiIIISembolizmDuygununsembollerleçağrıştırılmasıIVRealizmGözlem ve nesnelbetimlemeyedayanan anlatımVParnasizmBiçimmükemmelliğinedayalı,duygusallıktankaçınan anlatım

Bu tabloda numaralanan akım-ilke eşleştirmelerinden hangisinde bir tutarsızlık vardır?

Cevabı göster

Cevap: B — II

Kısaca — Tabloda II numaralı satırda Natüralizm akımının karşısına yazılan ilke yanlıştır; duyguların kuralsız ve sınırsızca ifade edilmesi Romantizme aittir.

Tabloyu incelediğinde II numaralı satırda Natüralizm için verilen “bireyin duygularını sınırsız bir özgürlükle ifade etmesi” tanımının, kurallara isyan eden ve coşkuyu yücelten Romantizm akımına ait olduğunu görebilirsin. Natüralizm ise insanı soyaçekim ve çevrenin belirlediği bir varlık olarak görür ve olayları bilim insanı nesnelliğiyle, determinist bir yöntemle inceler. Tablodaki Klasisizm, Sembolizm, Realizm ve Parnasizm eşleştirmeleri ise akımların temel nitelikleriyle birebir örtüşmektedir.

16. soru

Bir antoloji editörünün derlediği metinlerden seçtiği üç anlatının özeti şöyledir:

I. Buğday tanesi, kendisini küçümseyen iri kabağa emeğin ve sabrın değerini gösterir; anlatı bir davranış ilkesiyle biter.

II. İki kardeşin kavgası sırasında yarılan dağın, bugün de onların öfkesini hatırlattığına yörede inanılır.

III. Bir veli, fırtınada mahsur kalan balıkçılara kıyıdan elini uzatarak yol gösterir; olay onun kerameti olarak aktarılır.

Bu anlatıların türleri sırasıyla aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı göster

Cevap: A — Fabl - Efsane - Menkıbe

Kısaca — İnsanlaştırılmış bitkiler üzerinden ahlaki öğüt veren ilk metin fabl; coğrafi bir yarığı yöresel inanca bağlayan ikinci metin efsane; bir din büyüğünün kerametini anlatan üçüncü metin ise menkıbedir.

İlk anlatıda buğday ile kabağın konuşturulup emek ve sabır gibi ahlaki bir ilkeyle sonlanması, teşhis ve intaka dayalı fabl türünün açık göstergesidir. İkinci anlatıda yarılan bir dağın iki kardeşin kavgasına dayandırılması ve halkın buna inanması anlatıyı köken bildiren bir efsane yapar. Üçüncü anlatıda ise fırtınada kalanlara yardım eden bir velinin manevi gücünün sergilenmesi tasavvufi bir keramet anlatısı olan menkıbedir. Dolayısıyla doğru sıralama Fabl - Efsane - Menkıbe şeklinde olmalıdır.

17. soru

Eleştiri, bir eseri yerle bir etmek için değil, onu daha yakından görmek için yapılır. İyi bir eleştirmen, metnin zayıf yanlarını işaret ederken güçlü yanlarını da görünür kılar; böylece okuyucuya hem bir uyarı hem de bir davet sunar. Aksi hâlde eleştiri, kişisel beğeninin sert bir dille dile getirilmesinden ibaret kalır ve eserin anlaşılmasına katkı sağlamaz. Bu nedenle eleştirinin değeri, yargıların keskinliğinde değil, gerekçelerin açıklığında aranmalıdır.

Bu parçaya göre eleştirinin asıl işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Eserin anlaşılmasını sağlayacak gerekçeli bir bakış sunmak

Kısaca — Parçaya göre eleştirinin temel amacı eseri yıkmak veya övmek değil; güçlü ve zayıf yönlerini açık gerekçelerle ortaya koyarak eserin doğru anlaşılmasını sağlamaktır.

Yazar, eleştirinin kişisel bir beğeni ya da sert bir yargılama aracı olmaması gerektiğini özellikle vurguluyor. Değerli bir eleştiri, okuyucunun metni daha yakından ve derinlemesine kavramasına zemin hazırlar. Dolayısıyla eleştirinin asıl işlevi, eserin anlaşılmasını sağlayacak gerekçeli bir bakış sunmaktır.

18. soru

Bir kütüphanede üç farklı şiir dosyası, farklı üslup eğilimlerini örneklemek amacıyla bir araya getirilmiştir. Üç şiir dosyasından birincisinde anlamın bilerek derinleştirildiği, alışılmamış bağdaştırmalar ve ince hayallerle örülü gazeller vardır. İkincisinde atasözlerinden ve özlü söyleyişlerden yararlanılarak insanlara doğru yaşamanın yolları gösterilir. Üçüncüsünde İstanbul’un mesire yerleri, eğlenceleri ve günlük konuşma dili canlı bir biçimde şiire taşınır. Araştırmacı bu dosyaları sırasıyla Sebk-i Hindî, hikemî tarz ve mahallileşme başlıkları altında inceleyecektir. Araştırmacı, bu sınıflandırmayı yaparken güvenilir kaynaklara başvurmuştur.

Dosyalara örnek şair seçimi aşağıdakilerin hangisinde bu sıraya uygun yapılmıştır?

Cevabı göster

Cevap: C — Nâilî — Nâbî — Nedim

Kısaca — Dosyalarda tanıtılan Sebk-i Hindî, hikemî tarz ve mahallileşme eğilimlerinin başlıca temsilcileri sırasıyla Nâilî, Nâbî ve Nedim’dir.

Metinde özellikleri verilen şiir dosyalarını temsilcileriyle eşleştirelim: Birinci dosyada sözü edilen anlam kapalılığı, ince hayaller ve alışılmamış bağdaştırmalar Sebk-i Hindî’yi işaret eder; bu akımın edebiyatımızdaki ilk büyük temsilcisi Nâilî’dir. İkinci dosyada atasözleri ve hikmetli sözlerle insana yol gösteren didaktik anlayış hikemî tarzdır; bu tarzın kurucusu Nâbî’dir. Üçüncü dosyada İstanbul’un eğlencelerini, mesire yerlerini ve günlük konuşma dilini yansıtan anlayış ise mahallileşme akımıdır; bu akımın doruk noktası Nedim’dir. Bu doğrultuda şair sıralaması Nâilî — Nâbî — Nedim olmalıdır.

19. soru

Bir şiirde okura doğrudan seslenilmiş; dizeler öğüt verici bir tonda kurulmuştur. Olay örgüsü veya destansı bir kahramanlık zinciri yoktur; doğa tasviri de arka plandadır.

Bu şiirin türü ve temel işlevi için en uygun eşleştirme hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Didaktik — bilgi ve ahlak aktarmak

Kısaca — Okura doğrudan seslenerek öğüt veren, ahlaki ilkeleri veya bilgiyi aktarmayı amaçlayan şiirler didaktik türdedir ve temel işlevi bilgi ve ahlak aktarmaktır.

Metinde belirtilen “öğüt verici ton” ve okura doğrudan seslenme, didaktik şiirin en belirgin kurucu özelliğidir. Şiirde okura seslenilmesi seni satirik şiirdeki iğneleyici tavırla yanıltmasın; satirik şiir kusurları yermeyi hedeflerken didaktik şiir yol göstermeyi ve erdem kazandırmayı amaçlar. Olay örgüsünün, kahramanlığın ve doğa tasvirinin dışlanması da didaktik tür tercihini pekiştirir.

20. soru

Ey sabah, niçin uğramazsın bu tenha eve? Kapım “Dönecek mi?” diye her gece beni sorar. Bir ah çeksem denizler çekilir yatağından, İçimde kış büyürken yüzümde bahar açar.

Aşağıdaki söz sanatlarından hangisinin dörtlükte örneği yoktur?

Cevabı göster

Cevap: A — Telmih

Kısaca — Dörtlükte istifham, intak, mübalağa ve tezat örnekleri vardır; telmih yoktur. Sabaha cevap beklenmeden soru yöneltilmesi istifham, kapının konuşturulması intak, bir ahın denizleri yatağından çekmesi mübalağadır. İçte kış büyürken yüzde bahar açması ise tezat oluşturur. Bilinen bir olaya, kişiye veya kıssaya gönderme yapılmadığından doğru cevap telmihtir.

21. soru

; denemelerinde günlük yaşantıdan, sanattan ve dil meselelerinden yola çıkarak bireysel bir düşünce yolculuğu sunar. Yazı dilini sadeleştirmeyi ve yapmacıksız bir anlatımı önemser. Günlerin Götürdüğü ve Edebiyat Konuşmaları gibi eserlerinde sanat ve edebiyat üzerine değerlendirmelerde bulunur.

Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Suut Kemal Yetkin

Günlerin Götürdüğü ve Edebiyat Konuşmaları Suut Kemal Yetkin’e aittir; benzer deneme üslubuna sahip Ataç ile eser adları üzerinden ayırt edilir.

22. soru

Bektaşi geleneğinin önemli temsilcilerinden olan Kaygusuz Abdal, şiirlerinde tasavvufi konuları alışılmışın dışında bir üslupla, yer yer alaycı ve çarpıcı ifadelerle ele almıştır. Görünürde dine aykırı gibi duran bu ifadelerin altında derin tasavvufi anlamlar yatmaktadır.

Buna göre Kaygusuz Abdal’ın bu şiirleri ağırlıklı olarak aşağıdaki nazım türlerinden hangisiyle ilişkilendirilebilir?

Cevabı göster

Cevap: E — Şathiye

Kısaca — Tasavvufi konuları görünüşte alaycı ve nükteci, ancak derininde ciddi anlamlar barındıran bir üslupla ele alan nazım türü şathiyedir.

Kaygusuz Abdal’ın Bektaşi kimliği akla öncelikle nefes türünü getirebilse de nefesler genellikle vahdetivücut anlayışını ve tarikat ilkelerini ciddi bir edayla aktaran şiirlerdir. Soruda açıkça belirtilen alaycı, şakacı ve görünürde dini kurallarla çelişiyormuş gibi duran sıra dışı üslup şathiyenin (şathiyât-ı sûfiyâne) belirleyici özelliğidir; bu türün Türk edebiyatındaki en büyük temsilcisi de Kaygusuz Abdal’dır.

23. soru

Bir metnin “kolay okunur” olması, her zaman yüzeysel olduğu anlamına gelmez. İlk bakışta sayfa, takılmadan çevrilecekmiş gibi durur. Bazı yazarlar, karmaşık düşünceleri yalın bir dille kurmayı başarır; cümleler akıcıdır ama altlarında birden fazla anlam katmanı vardır. Kısa cümleler ve tanıdık sözcükler bu izlenimi daha da güçlendirir. Okuyucu ilk bakışta metni rahatça ilerletir, ancak ikinci okumada fark etmediği bağları, ima edilen karşıtlıkları ve seçilmiş sessizlikleri görür. Bu tür metinlerde zorluk, kelime dağarcığında değil, dikkatte aranmalıdır. Yalınlık, düşüncenin inceliğini gizleyebilir; bu yüzden akıcılığı sadelikle, sadelik de basitleştirmekle karıştırmamak gerekir.

Bu parçaya göre “kolay okunur” metinlerle ilgili aşağıdakilerin hangisi söylenebilir?

Cevabı göster

Cevap: B — Yüzeydeki rahatlığın, altında yatan düşünceyi gizleyebildiği

Kısaca — Akıcı ve kolay okunan metinler yüzeysel olmak zorunda değildir; biçimdeki yalınlık ve rahatlık, derindeki çok katmanlı düşünceyi gizleyebilir.

Parçada yazarların karmaşık düşünceleri tanıdık sözcükler ve kısa cümlelerle aktarabileceği anlatılıyor. İlk okumada akıcı gelen bir metin, dikkatli bir ikinci okumada görünmeyen imaları ve anlam katmanlarını ele verir. Bu durum, yüzeydeki rahatlığın altında yatan düşünceyi gizleyebildiğini ve yalınlığın basitleştirmek anlamına gelmediğini gösterir.

24. soru

XVII. yüzyıl Divan şiirinde Sebk-i Hindî’nin önemli temsilcilerindendir. Özellikle gazellerinde ince mazmunlara, yoğun hayallere ve uzak çağrışımlara yer verir. Az sözle çok anlam ifade etmeyi amaçlayan şiirlerinde kapalı ve sanatlı bir söyleyiş görülür.

Bu parçada söz edilen şair aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Nâilî

Kısaca — XVII. yüzyılda Sebk-i Hindî akımının öncülüğünü üstlenerek gazellerinde soyut, kapalı ve hayal yüklü bir imge dünyası kuran şair Nâilî’dir.

Soruda geçen “XVII. yüzyıl”, “Sebk-i Hindî” ve “gazelde derinlik” anahtar kavramları seni doğrudan bu akımın divan edebiyatındaki ilk ve en güçlü gazel temsilcisi olan Nâilî’ye ulaştırır. Sebk-i Hindî denince aklına ilk olarak Şeyh Gâlip gelebilir; fakat Şeyh Gâlip bu akımı XVIII. yüzyılın sonunda zirveye taşımıştır. Aynı yüzyılda yaşayan Nef‘î ise gazelden ziyade kasideleri ve Sihâm-ı Kazâ’daki sert hicivleriyle öne çıktığı için parçadaki özelliklerle örtüşmez.

25. soru

Ulusal birlik ve bağımsızlığın korunmasını, toplumun ortak kültür ve çıkarlar etrafında bir arada tutulmasını savunan ilke aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Milliyetçilik

Kısaca — Ulusal birlik ve bağımsızlığın korunmasını, toplumun ortak kültür ve çıkarlar etrafında birleşmesini savunan ilke milliyetçiliktir. Çeldirici notu: Cumhuriyetçilik halk egemenliğini, halkçılık ise eşitliği ve ayrıcalıkların reddini öne çıkarır. Sorudaki ulusal birlik ve ortak kültür vurguları seni milliyetçiliğe götürür.

26. soru

Batı Cephesi’nde düzenli ordunun kurulmasında önemli rol oynayan ve I. İnönü ile II. İnönü Muharebelerinde cephe komutanlığını üstlenen kişi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — İsmet (İnönü) Paşa

Kısaca — Batı Cephesi’nde düzenli ordunun teşkilatlanmasında öncülük eden ve her iki İnönü Muharebesi’nde cepheyi yöneten komutan İsmet (İnönü) Paşa’dır.

Gediz Taarruzu’nun ardından Batı Cephesi ikiye ayrılmış; Batı ve Kuzey kesiminin sevk ve idaresi Albay İsmet Bey’e devredilmiştir. Düzenli birliklerin örgütlenmesini sağlayan İsmet Paşa, hem Birinci hem de İkinci İnönü Muharebelerinde ordunun başında bulunarak zafere ulaşmıştır. Doğu Cephesi’nde Kâzım Karabekir Paşa’nın, Genelkurmay makamında ise Fevzi Çakmak Paşa’nın görev yaptığını hatırlayarak komutanları birbiriyle karıştırmamalısın.

27. soru

Mısır’da yazı malzemesi olarak bitkisel bir ürün kurutulup levha hâline getirilmiştir.

Bu malzeme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Papirüs

Kısaca — Nil deltası kıyılarında yetişen kamış liflerinin işlenip preslenmesiyle elde edilen bitkisel yazı malzemesi papirüstür.

Mısırlılar nehir boyundaki papirüs bitkisinin gövde liflerini soyup çaprazlama dizerek preslemiş ve rulo şeklinde sarılabilen hafif, taşınabilir sayfalar üretmişlerdir. Çeldiricilerdeki kil tablet Mezopotamya’da çamurdan hazırlanırken, parşömen ise hayvan derisinin işlenmesiyle Bergama’da (Anadolu) ortaya çıkmıştır. Bitkisel kökenli olması ve Mısır coğrafyasına özgü bulunması nedeniyle doğru cevap papirüstür.

28. soru

Kur’an-ı Kerim’in farklı lehçelerle okunmasından kaynaklanan anlaşmazlıklar, İslam toplumunda birlik açısından sorun yaratmaya başlamıştır. Farklı bölgelerde aynı metnin değişik biçimlerde okunması, günlük ibadetlerde karışıklığa yol açabilecek bir hâl almıştı. Bu durum karşısında resmi bir metin esas alınarak nüshalar çoğaltılmış ve vilayetlere gönderilmiştir.

Bu uygulama hangi halife döneminde gerçekleştirilmiştir?

Cevabı göster

Cevap: B — Hz. Osman

Kur’an’ın ilk derlenmesi Hz. Ebubekir dönemindedir; farklı okuyuşlardan doğan ihtilafları gidermek için resmi mushafın çoğaltılıp vilayetlere gönderilmesi ise Hz. Osman döneminde yapılmıştır.

29. soru

Amasya Genelgesi’nde “İstanbul Hükûmeti üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir.” ifadesine yer verilmiş, ayrıca millî bir kongre toplanması ve milletin iradesine dayanılması gerektiği belirtilmiştir.

Bu ifadeler birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı göster

Cevap: E — İstanbul Hükûmetinin yetersiz görüldüğüne ve millî egemenliğe dayalı yeni bir yönetim anlayışının benimsendiğine

Kısaca — Amasya Genelgesi’nde İstanbul Hükûmetinin görevini yerine getiremediğinin belirtilmesi ve millet iradesine dayanılması gerektiğinin vurgulanması, mevcut yönetimin yetersiz bulunarak millî egemenliğe dayalı yeni bir anlayışın benimsendiğini gösterir.

Metindeki ilk ifade, Millî Mücadele’nin gerekçesini ortaya koyarak İstanbul Hükûmetinin teslimiyetçi tavrını eleştirir. İkinci ifade ise kurtuluşun ancak milletin kendi iradesiyle mümkün olacağını belirterek üstü kapalı bir şekilde yeni bir yönetim biçiminin işaretini verir. Dolayısıyla bu iki tespit bir arada değerlendirildiğinde saltanat otoritesine bağımlı kalmak yerine millet iradesini esas alan yeni bir yönetime geçiş hedeflenmiştir.

30. soru

Yeniçeri Ocağı’nın 1826’da kaldırılmasının ardından II. Mahmut, yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye’yi kurmuştur.

Bu gelişmenin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Padişaha bağlı, modern ve merkezi bir ordu oluşturmak

Kısaca — II. Mahmut’un Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye’yi kurmasındaki temel hedef, ıslahatlara engel olan eski askerî yapıyı tasfiye edip doğrudan padişaha bağlı modern ve merkezî bir ordu inşa etmektir.

Yüzyıllar boyunca padişahları tahttan indiren ve her türlü yenileşme hareketine isyanla karşılık veren Yeniçeri Ocağı, 1826'da Vaka-i Hayriye ile ortadan kaldırılmıştır. II. Mahmut, ocaksız kalan devletin savunmasını sağlamak ve merkezî otoriteyi bizzat padişahın iradesine bağlamak için Avrupa usullerine göre eğitilen bu yeni orduyu kurmuştur. Bu gelişme ayanların nüfuzunu artırmak ya da tımar düzenini canlandırmak amacını taşımaz; aksine başkent merkezli mutlak bir otorite kurmayı gayeler.

31. soru

İtilaf donanması 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nı denizden geçmeyi başaramayınca, boğazı karadan kontrol altına almak amacıyla Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarılmıştır.

Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

Cevabı göster

Cevap: E — İtilaf kuvvetlerinin kara harekâtı sonucunda Çanakkale Boğazı’nın kontrolünü ele geçirdiği

Parça, denizden geçiş başarısız olunca boğazı kontrol etme hedefiyle Gelibolu’ya çıkarma yapıldığını belirtir. Buradan Gelibolu’nun stratejik önemi, harekâtların sırası ve kara çıkarmasının gerekçesi anlaşılır. Ancak kara harekâtının sonucu verilmediğinden İtilaf kuvvetlerinin boğazın kontrolünü ele geçirdiği çıkarılamaz; bir hedefin belirtilmesi, ona ulaşıldığını göstermez.

32. soru

Büyük Selçuklu Devleti’nde hanedan üyelerinin eyaletlere melik olarak gönderilmesi ve yanlarına atabey atanması uygulaması yaygındı. Aynı dönemde ikta sahiplerinin de kendi askerini beslemesi söz konusuydu.

Bu iki uygulamanın uzun vadede merkezî otorite açısından ortak riski aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Yerel askerî ve idarî güçlerin zamanla merkezden kopma eğiliminin artması

Melik-atabey düzeni ve ikta birlikleri yerel askerî-idarî gücü büyüttüğü için zayıf dönemlerde bu güçler merkezden kopup bağımsızlık eğilimi gösterebilir; bu, her iki uygulamanın ortak riskidir.

33. soru

Bir tarih araştırmacısı, Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemindeki bazı gelişmeleri padişahlarına göre sınıflandırmak istemektedir. Bu amaçla aşağıdaki gelişmeleri listelemiştir:

I. Yeniçeri Ocağı’nın kurulması
II. Rumeli Beylerbeyliği’nin kurulması
III. Bizans’tan Çimpe Kalesi’nin alınması

Buna göre araştırmacının listelediği gelişmelerin hangileri I. Murat dönemine aittir?

Cevabı göster

Cevap: C — I ve II

Yeniçeri Ocağı’nın kurulması ve Rumeli Beylerbeyliği’nin kurulması I. Murat dönemine (1362-1389) ait gelişmelerdir. Çimpe Kalesi ise Orhan Bey zamanında, Süleyman Paşa tarafından fethedilerek Osmanlıların Rumeli’ye geçişinde üs olarak kullanılmıştır.

34. soru

Attila, Avrupa Hun Devleti’nin başına geçtikten sonra Bizans üzerine düzenlediği seferlerle Margos ve Anatolios Antlaşmaları’nı imzalatmış ve Bizans’ı ağır vergilere bağlamıştır. Daha sonra Batı Roma üzerine yürüyen Attila, 451 Katalaun (Catalaunum) Savaşı’nda Romalılar ve Vizigotlar karşısında geri çekilmek zorunda kalmış; buna rağmen ertesi yıl İtalya’ya yeni bir sefer düzenlemiştir. Attila’nın 453’te ölümünün ardından Avrupa Hun Devleti kısa sürede dağılmıştır.

Bu bilgilere göre Avrupa Hun Devleti ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı göster

Cevap: D — Devletin varlığını sürdürmesinde güçlü liderin belirleyici olduğu

Kısaca — Avrupa Hun Devleti’nin gücünü koruması ve varlığını sürdürmesi, doğrudan Attila gibi otoriter ve güçlü bir liderin varlığına bağlı kalmıştır.

Attila döneminde hem Doğu hem de Batı Roma’ya üstünlük kuran devletin, onun vefatıyla birlikte hızla dağılma sürecine girmesi, siyasi birliğin liderin kişisel otoritesine dayandığını kanıtlar. Katalaun Muharebesi’ndeki geri çekilmenin ordunun gücünü tamamen tükettiği çeldiricisine dikkat etmelisin; nitekim Hunlar savaştan hemen bir yıl sonra İtalya’ya yeni bir sefer düzenleyebilmiştir.

35. soru

Yıllık yağışın doğal olarak çok az olduğu bir çöl alanında yağışın 80 mm olarak ölçüldüğü; nemli iklimli başka bir yerde ise 80 mm’lik yağışın üç yıl üst üste görüldüğü bilinmektedir.

Buna göre kuraklığın ekstrem doğa olayı sayılmasıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: D — Yağışın yerel iklim normallerinden uzun süre sapması belirleyicidir.

Kısaca — Bir doğa olayının ekstrem sayılabilmesi için mutlak değerine değil, o değerin bölgenin uzun yıllar iklim normallerinden gösterdiği belirgin sapmaya bakılır.

Çöl ikliminde yıllık 80 mm yağış zaten bölgenin olağan ve beklenen koşuludur; dolayısıyla ekstrem bir felaket niteliği taşımaz. Ancak yıllık ortalama yağışı çok daha yüksek olan nemli bir bölgede yağışın 80 mm seviyesine inmesi ve üç yıl üst üste bu şekilde sürmesi iklim normallerinden olağanüstü bir sapmadır. Bu nedenle kuraklığın ekstrem doğa olayı sayılmasında yağışın yerel iklim normallerinden uzun süre sapması belirleyicidir.

36. soru

Bir uluslararası örgüt, üye devletler arasında siyasi ve askerî iş birliğine dayanmakta; üyelerden birine yönelik silahlı saldırıyı ortak güvenlik sorunu olarak değerlendirmektedir.

Bu örgüt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — NATO

Kısaca — Üye ülkeler arasında siyasi ve askerî iş birliğine dayanan, birine yapılan saldırıyı tüm üyelere yapılmış sayan uluslararası savunma paktı NATO’dur.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), üyelerinin ortak güvenliğini sağlamak ve dış tehditlere karşı kolektif savunma oluşturmak amacıyla kurulmuş siyasi ve askerî bir yapıdır. Seçeneklerde verilen Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, OECD ve OPEC yalnızca ticari, ekonomik veya kalkınma odaklı kuruluşlardır. Dünya Sağlık Örgütü ise sağlık alanında uzmanlaşmış bir Birleşmiş Milletler kurumudur; dolayısıyla silahlı ortak güvenlik yalnızca NATO’nun özelliğidir.

37. soru

Orman tahribi erozyona, biyoçeşitlilik kaybına ve su rejimlerinin bozulmasına yol açabilmektedir. Aşağıdaki uygulamalardan hangisi orman örtüsünü koruyup geliştirerek bu olumsuz etkileri doğrudan azaltır?

Cevabı göster

Cevap: C — Ağaçlandırma ve kontrollü kesim uygulamalarının yaygınlaştırılması

Kısaca — Ağaçlandırma ve kontrollü kesim, orman örtüsünü koruyup geliştirerek orman tahribinin olumsuz etkilerini doğrudan azaltır. Doğru cevap C’dir.

Ağaç kökleri toprağı tutarak erozyonu azaltır; orman örtüsü canlıların yaşam alanlarını korur ve suyun toprağa sızmasını destekleyerek su rejimini düzenler. Kontrollü kesim de ormanın yenilenmesine olanak tanır. Diğer seçenekler erozyon veya taşkın gibi sorunları azaltabilir, ancak orman örtüsünü doğrudan koruyup geliştirmeye yönelik değildir.

38. soru

Ekvatoral bölgeden kutuplara doğru gidildikçe sıcaklık ve yağış koşullarında belirgin değişimler yaşanır. Bu durum, canlı türlerinin dağılışını doğrudan etkiler.

Buna göre aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: D — Ekvatoral bölgede biyoçeşitlilik diğer enlemlere göre daha zengindir.

Kısaca — Yıl boyunca yüksek sıcaklık ve bol yağış koşullarının kesintisiz sürmesi nedeniyle ekvatoral bölgede biyoçeşitlilik diğer enlemlere göre çok daha zengindir.

Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe Güneş ışınlarının geliş açısı daralır, sıcaklık düşer ve kutup kuşağında canlı yaşamı için elverişli koşullar ortadan kalkar. Bu yüzden kutuplarda ve ılıman kuşakta biyoçeşitlilik ekvatoral kuşaktaki seviyeye ulaşamaz. Ayrıca biyoçeşitlilik sadece sıcaklığa değil; nem, yağış, toprak ve yer şekilleri gibi faktörlerin ortak etkisine bağlı olarak belirlenir.

39. soru

Sanayi Devrimi sonrası bazı şehirlerde fabrikalar, limanlar ve demiryolu bağlantıları bir arada gelişmiş; buna bağlı olarak göçle gelen nüfus, iş bölümü ve hizmet ihtiyacı artmıştır. Aynı dönemde bazı yerleşmeler ise yalnızca mabet ve hac güzergâhlarıyla büyümüştür.

Bu iki gelişme karşılaştırıldığında, birinci grup şehirlerin nüfus artışında hangisinin daha belirleyici olduğu söylenebilir?

Cevabı göster

Cevap: E — Sanayi, ulaşım ve ticaretteki iş imkânlarının göçü çekmesi

Sanayi, liman ve demiryolu birlikteliği iş imkânı yaratarak göçü çeker; bu da nüfus artışının temel itici gücüdür. Dinî ziyaret ikinci gruba özgüdür; iklim ılımanlaşması veya afet riskinin kalkması metindeki neden değildir.

40. soru

Süveyş Kanalı’nın 1869 yılında açılmasından önce Avrupa’dan Güney ve Doğu Asya’ya deniz yoluyla ulaşmak isteyen gemiler, Afrika kıtasının güneyindeki Ümit Burnu’nu dolaşmak zorundaydı.

Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla birlikte;

I. Akdeniz limanlarının ticari önemi artmıştır.
II. Afrika’nın güneyi üzerinden yapılan deniz ticareti tamamen sona ermiştir.
III. Avrupa ile Asya arasındaki deniz yolu mesafesi önemli ölçüde kısalmıştır.

Yukarıdaki yargılardan hangileri doğrudur?

Cevabı göster

Cevap: D — I ve III

Kısaca — Süveyş Kanalı’nın açılması Akdeniz limanlarını yeniden canlandırmış ve Avrupa ile Asya arasındaki deniz mesafesini büyük ölçüde kısaltmıştır (I ve III doğrudur).

Öncüllü sorularda ‘tamamen’, ‘kesinlikle’ gibi iddialı ifadelere karşı dikkatli olmalısın. Kanal geçiş ücretlerinden kaçınan ya da kanal derinliğine sığmayan süpertankerler günümüzde de Ümit Burnu rotasını kullandığı için Afrika’nın güneyinden geçen deniz ticareti hiçbir zaman tamamen sona ermemiştir.

Uygulamada süre işler, ara verip kaldığın yerden devam edebilirsin, bittiğinde her sorunun çözümünü ve sınavın kendi ölçeğinde bir puan tahmini görürsün.

Denemenin tamamını uygulamada gir

Kâğıdın diğer bölümleri

AYT denemesinin tamamı · AYT hakkında her şey