Cepte soru çözTUS — Temel Tıp BilimleriZorlu sorularTemel Tıp Bilimleri

TUS — Temel Tıp Bilimleri

TUS — Temel Tıp Bilimleri zorlu sorular

  • 100 soru
  • 135 dakika
  • Sınavdan daha zor
  • Ücretsiz

TUS — Temel Tıp Bilimleri zorlu sorular denemesinin Temel Tıp Bilimleri bölümü: sınavdan zor 100 soru. Cevaplarını işaretle, sonra en alttaki Bitir düğmesiyle kaç doğru yaptığını gör.

Bu, uygulamada Zorlu sorular 1 olarak çözdüğün denemenin aynısı ve gerçek sınavdan daha zor. Burada çözersen soruları öğrenmiş olursun; uygulamada süreyle çözdüğünde yeni olmazlar.

Sen çözerken hiçbir soru işaretlenmez — sınavdaki gibi. Cevaplar ve çözümler, bitirdiğinde açılır. İşaretlediklerin bu tarayıcıda saklanır; sekmeyi kapatsan da kaybolmaz.

1. soru

Yirmi dört yaşındaki kadın voleybolcu sağ omuz arkasında ağrı ve güçsüzlük yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede fossa infraspinata’da belirgin atrofi izleniyor, fossa supraspinata dolgunluğu korunuyor. Hasta kolunun abdüksiyonunu başlatabiliyor ancak adduksiyondaki kolun dış rotasyonunda güçsüzlük bulunuyor. Deltoid gücü ve omuzun lateral yüz duyusu normal saptanıyor.

Bu hastada nervus suprascapularis’in sıkıştığı tünelin çatısını oluşturan ligamanın en olası karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ligamentum spinoglenoidale

Kısaca — Yalızca infraspinatusun etkilenip supraspinatus ve deltoidin korunması basıyı spinoglenoid düzeye yerleştirir ve bu tünelin çatısı spinoglenoid/inferior transvers ligamandır.

Nervus suprascapularis önce incisura scapulae superior’dan geçip supraspinatus’a dal verir, sonra spina scapulae etrafında dolanıp incisura spinoglenoidalis’ten geçerek infraspinatus’u innerve eder. Proksimal sıkışma iki kası da etkilerken distal sıkışma supraspinatus’u koruyup yalnızca infraspinatus’u etkiler; deltoid ve lateral duyunun normal olması foramen quadrangulare/axillaris patolojisini dışlar.

Akıl yürütme

  • infraspinata atrofi + dış rotasyon zayıflığı → infraspinatus yetmezliğine işaret eder
  • supraspinata dolgunluğun korunması + abdüksiyonu başlatabilme → proksimal suprascapular basıyı dışlayan çatal bulgudur
  • deltoid gücü ve lateral duyunun normal olması → axillaris/quadrangular patolojisini dışlar
  • yalızca distal dalın etkilenmesi → basıyı spinoglenoid düzeye bağlar

Neden diğerleri değil

  • Ligamentum transversum scapulae superius — proksimal çentiğin çatısıdır; burada bası olsaydı supraspinatus da etkilenirdi
  • Ligamentum coracoacromiale — subakromiyal aralığın çatısıdır, suprascapular tünel ile ilişkisi yoktur
  • Ligamentum coracohumerale — glenohumeral eklem kapsülünü güçlendirir, sinir tüneli oluşturmaz
  • Ligamentum acromioclaviculare — akromioklavikuler eklem kapsülüdür, skapular çentiklerden uzaktır

Aklında kalsın

Supraspinatus korunup infraspinatus erimişse bası distal spinoglenoid tüneldedir.

2. soru

Yirmi beş yaşındaki erkek hasta aksillanın arka duvarını ilgilendiren delici yaralanma sonrası başvuruyor. Fizik muayenede omuz abduksiyonu ile dirsek, el bileği ve parmak ekstansiyonu belirgin zayıf bulunuyor. Kolun lateral yüzünde ve el sırtında birinci aralıkta duyu kaybı saptanıyor. Ön kolun medial yüzünde duyu normal bulunuyor ve Horner bulgusu saptanmıyor.

Bu hastada ek olarak aşağıdakilerden hangisinde güçsüzlük beklenir?

Cevabı göster

Cevap: C — Kol addüksiyonu

Kısaca — Deltoid ve ekstansör kaybının birlikteliği posterior kordu işaret eder ve thoracodorsal dal tutulumu nedeniyle kol addüksiyonu zayıflar.

Posterior kord arteria axillarisin arkasında seyreder ve nervus axillaris ile nervus radialisin ortak gövdesidir; bu nedenle aksillanın arka duvarındaki tek bir lezyon hem omuz abduksiyonunu hem dirsek, el bileği ve parmak ekstansiyonunu birlikte bozar. Aynı kord nervus thoracodorsalis ile musculus latissimus dorsiyi ve nervi subscapulares ile musculus teres majoru innerve ettiğinden addüksiyon yönünde güç kaybı tabloya eklenir; lateral ve medial kord fonksiyonları korunur.

  • omuz abduksiyonu ile dirsek, el bileği ve parmak ekstansiyonu kaybı → ortak kaynak posterior kord, izole aksiller sinir değil
  • kol lateral yüzü ve birinci aralık duyu kaybı → nervus axillaris ve nervus radialis duyu alanları birlikte etkilenmiş
  • ön kol medial yüz duyusunun normal olması ve Horner bulgusunun olmaması → medial kord, alt trunk ve T1 kök tutulumu yok

Neden diğerleri değil

  • Ön kol pronasyonu — pronator kaslar nervus medianus ile innerve olur ve posterior kord lezyonunda korunur
  • El bileği fleksiyonu — fleksör grup medianus ve ulnaris kaynaklıdır; ekstansör kaybı fleksör kaybıyla karıştırılmamalıdır
  • Skapular protraksiyon — musculus serratus anterior nervus thoracicus longus ile innerve olur ve kord düzeyindeki lezyonda korunur
  • Parmak abduksiyonu — interosseöz kaslar nervus ulnaris ile innerve olur ve bu tabloda korunur

Aklında kalsın

Posterior kord dendiğinde yalnız aksiller ve radial değil thoracodorsal ve subskapular dallar da hatırlanmalıdır.

3. soru

Yirmi dört yaşındaki kadın hastaya dorsogluteal bölgede alt-medial kadrandan intramusküler enjeksiyon yapılıyor. Bir hafta sonra yokuş çıkma ve oturduğu yerden ayağa kalkmada güçlük tarif ediyor. Muayenede kalça abduksiyonu güçlü, ayak bileği hareketleri ve bacak duyusu normal bulunuyor. Perineal duyu ve sfinkter fonksiyonları normal saptanıyor. Tek ayak üzerinde duruşta pelvis düzeyi korunuyor.

Bu tablodan üç hafta sonra muayenede saptanması en olası bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Musculus gluteus maximus’ta atrofi ile kalça abduksiyonunun korunması

Kısaca — Alt-medial enjeksiyon sonrası kalkma güçlüğü ve korunmuş abduksiyon-distal fonksiyon inferior gluteal lezyonu gösterir ve kronik bulgu izole maximus atrofisidir.

Güvenli enjeksiyon alanı üst-dış kadrandır; alt-medial kadran nervus ischiadicus ile nervus gluteus inferior ve superior ile ilişkili damar-sinir yapılarını riske atar. Nervus pudendus derin intrapelvik yerleşimlidir ve dorsogluteal enjeksiyonun tipik risk yapısı değildir. Yokuş çıkma ve fleksiyondaki kalçadan ekstansiyonu başlatma musculus gluteus maximus fonksiyonudur. Abduksiyonun güçlü ve pelvis düzeyinin korunmuş olması superior gluteal yolu, distal motor ve duyunun normal olması siyatik yolu dışlar; normal perineal muayene sakral tutulumun olmadığını destekler.

  • Alt-medial kadran + kalkma ve yokuş çıkma güçlüğü → fleksiyondan ekstansiyonu başlatamayan maximus yetmezliğini düşündürür
  • Korunmuş abduksiyon ve pelvis düzeyi → superior gluteal yolun sağlam kaldığını gösteren çatal bulgudur
  • Normal ayak bileği hareketleri ve bacak duyusu → siyatik yolun sağlam kaldığını gösterir
  • Normal perineal duyu ve sfinkter → sakral tutulumu desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Tek ayak üzerinde duruşta karşı hemipelvisin düşmesi ve kalça abduksiyonunda zayıflık — superior gluteal ve medius-minimus yetmezliğini anlatır, burada abduksiyon korunmuştur.
  • Ayak bileğinde düşme ve bacağın lateral yüzünde duyu azalması — enjeksiyonun ilk akla gelen siyatik komplikasyonudur, burada distal fonksiyon normaldir.
  • Diz ekstansiyonunda güçsüzlük ve uyluğun ön yüzünde duyu kaybı — femoral dağılımdır ve dorsogluteal bölgede bu sinir risk altında değildir.
  • Perineal bölgede duyu kaybı ve anal sfinkter tonusunda azalma — pudendal-sakral lezyonu anlatır, burada perineal muayene normaldir ve pudendal sinir bu enjeksiyonun tipik hedefi değildir.

Aklında kalsın

İnferior gluteal sinir giderse yalnızca maximus erir ve Trendelenburg negatif kalır.

4. soru

Kırk yaşındaki erkek hasta, boynun yan tarafından bıçakla yaralanma nedeniyle getiriliyor. Eksplorasyonda kesi yolunun musculus scalenus anteriorun ön yüzü boyunca ilerlediği, kasın arkasındaki aralığın ve vagina caroticanın sağlam olduğu görülüyor. Ameliyat sonrası muayenede kol ve omuz hareketleri ile pupiller normal bulunuyor. Akciğer grafisinde sağ hemidiyaframın sola göre yüksek durduğu izleniyor.

Bu hastada sağ hemidiyaframın solunum hareketlerinde ortaya çıkması beklenen bozukluk aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Derin inspiryumda sağ kubbenin yükselmesi

Kısaca — Scalenus anterior önündeki kesi nervus phrenicusu keser ve sağ hemidiyaframda inspiryumda paradoks yükselme ortaya çıkar.

Nervus phrenicus prevertebral fasyanın önünde scalenus anteriorun ön yüzünde iner; arkasındaki interskalen aralıkta pleksus brachialis, vagina carotica içinde vagus bulunur. Kol hareketlerinin ve pupillerin normal olması pleksus ve sempatik zincir yaralanmasını dışlar. Motor kaybında kubbe aktif olarak alçalamaz ve inspiryumda artan negatif basınçla karın içi basınç felçli kubbeyi yukarı iter.

Akıl yürütme

  • kesi yolunun scalenus anterior ön yüzünde olması + aralık ve karotis kılıfının sağlamlığı → yaralanan yapı arkada değil öndedir
  • kol ve omuz hareketleri ile pupillerin normal olması → pleksus brachialis ve sempatik zincir tutulumunu dışlayan çataldır
  • sağ hemidiyaframın yüksek durması → tarafı doğrular ve flaksid kubbenin pasif hareket edeceğini düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Derin inspiryumda sağ kubbenin alçalması — sağlam diyaframın normal hareketidir; felçli kubbe aktif alçalma yapamaz
  • Derin ekspiryumda sağ kubbenin yükselmesi — ekspiryumdaki normal yükselmedir; beklenen patoloji inspiryumdaki paradoks yükselmedir, faz karıştırılmamalıdır
  • Derin inspiryumda sol kubbenin yükselmesi — lezyon sağdadır; sağlam sol kubbe inspiryumda alçalır, karşı tarafın yükselmesi beklenmez
  • Derin inspiryumda her iki kubbenin alçalması — bilateral normal paterndir; unilateral frenik kesiyi ve grafideki sağ yükseklik asimetrisini açıklamaz

Aklında kalsın

Frenik felcinde kubbe felçlidir ama hareketsiz değildir; inspiryumda yukarı çekilir.

5. soru

Uzun süredir nonsteroid antiinflamatuvar ilaç kullanan yaşlı hastada epigastrik ağrı nedeniyle yapılan endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografiden saatler sonra sağ yan ve sırta vuran şiddetli ağrı, ateş ve lökositoz gelişiyor. Fizik muayenede batında yaygın defans ve rebound saptanmıyor. Bilgisayarlı tomografide sağ böbreğin önünde ve duodenum çevresinde retroperitoneal hava ve sıvı izlenirken recessus hepatorenalisde serbest sıvı ve diafragma altında serbest hava görülmüyor.

Bu hastada serbest intraperitoneal hava ve yaygın peritonit bulgusu beklenmemesini en iyi açıklayan periton ilişkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Duodenum, pars descendens’in sekonder retroperitoneal olması

Kısaca — Endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi sonrası sırta vuran ağrı ve retroperitoneal hava, posteromedial duodenum duvarı perforasyonunu gösterir ve bu segment sekonder retroperitoneal olduğu için serbest hava oluşmaz.

Nonsteroid kullanımı ilk akla ön duodenum ampulla ülserini getirir, ancak işlem zamanlaması, sırta vuran ağrı, defans yokluğu ve sağ böbrek önünde hava ile diafragma altında serbest hava yokluğu bu tahmini dışlar. Duodenum, pars descendens yalnızca ön yüzde peritonla örtülüdür; posteromedial duvar rüptürü anterior pararenal retroperitoneal alana açılır, posterior pariyetal periton sağlam kaldığı için Morrison poşuna ve serbest periton boşluğuna hava geçmez.

Akıl yürütme

  • nonsteroid + epigastrik ağrı → ilk akla gelen ön duvar ülseri tuzağı
  • işlemden saatler sonra sırta vuran ağrı + defans yokluğu → retroperitoneal kaynak lehine çatal bulgu
  • sağ böbrek önü ve duodenum çevresi hava + Morrison poşu ve diafragma altı temizliği → kaçak serbest kaviteye değil retroperitona
  • ön ampulla intraperitoneal, inen segment sekonder retroperitoneal ayrımı → serbest hava yokluğunu açıklar

Neden diğerleri değil

  • Duodenum, pars superior’un intraperitoneal olması — ön duvar perforasyonunda serbest hava ve peritonit beklenir, bu olgudaki tabloyu dışlar
  • Gaster, paries posterior’un bursa omentalis’e bakması — arka mide perforasyonu lesser sac koleksiyonu yapardı, sağ pararenal hava yapmaz
  • Colon transversum’un intraperitoneal olması — transkolik kaçak serbest kaviteye açılırdı, retroperitoneal sınırlı havayı açıklamaz
  • Pancreas, corpus’un sekonder retroperitoneal olması — pankreas da retroperitonealdir ancak hava ve sıvının duodenum merkezli dağılımı perforasyon segmentini işaret eder

Aklında kalsın

İnen duodenumun arka duvarı retroperitona açılır, bu yüzden perforasyonu serbest hava yerine sağ pararenal hava yapar.

6. soru

Kırk beş yaşındaki kadın hasta sağ kasıkta ayakta durmakla ve öksürmekle belirginleşen, yatınca küçülen şişlik yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede şişliğin anulus inguinalis superficialis’ten çıkmadığı, ligamentum inguinale’nin altında ve tuberculum pubicum’un lateral ve inferiorunda kabardığı görülüyor. Şişlik redükte edilebiliyor ve fossa ovalis’in medialinde yerleşiyor. Barsak ansı içerebileceği düşünülerek açık onarım planlanıyor.

Bu hastada diseksiyonun fıtık kesesi boynunun hemen lateraline taşması hâlinde zedelenmesi en olası damar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Vena femoralis

Kısaca — Ligamentin altındaki kabarma femoral halkaya işaret eder, bu halkanın hemen laterali femoral vendir.

İnguinal fıtık anulus inguinalis superficialis’ten ve tuberculum pubicum’un üst-medialinden çıkarken femoral fıtık ligamentum inguinale’nin altından, tuberculum pubicum’un lateral ve inferiorundan kabarır. Femoral fıtık lacuna vasorum’un medial bölmesi olan anulus femoralis’ten geçer; bu halkanın önde ligamentum inguinale, arkada ligamentum pectineale, medialde ligamentum lacunare ve lateralde vena femoralis ile sınırlanması, kese boynunun hemen lateral komşusunu femoral ven yapar.

Akıl yürütme

  • Öksürmekle belirginleşen redükte şişlik → herniyi düşündürür
  • Anulus superficialis’ten çıkmayıp ligamentin altında, tüberkülün lateral-inferiorunda kabarma → ilk akla gelen inguinal fıtığı dışlayan çatal bulgudur, femoral halkayı işaret eder
  • Fossa ovalis medialinde yerleşim → lacuna vasorum’un medial bölmesiyle uyumludur

Neden diğerleri değil

  • Arteria femoralis — venin daha lateralindedir, kese boynuna bitişik değildir
  • Arteria epigastrica inferior — direkt ve indirekt inguinal fıtıkları ayrımında kullanılır, femoral halkanın komşusu değildir
  • Vena saphena magna — fossa ovalis’ten yüzeyel seyreder, halkanın lateral duvarını oluşturmaz
  • Arteria obturatoria — corona mortis varyasyonunda medialde anastomoz yapar, lateral komşu değildir

Aklında kalsın

Ligamentin altındaki herni femoraldir ve boynun hemen laterali femoral vendir.

7. soru

34 yaşındaki erkek hasta künt karın travması sonrası hipotansiyonla acil servise getiriliyor. Laparotomide sağ hepatik lobda parankim içine sınırlı derin laserasyondan aktif kanama görülüyor. Cerrah foramen epiploicumdan parmağını geçirerek ligamentum hepatoduodenaleyi öne doğru sıkıştırıyor. Sıkıştırmaya rağmen laserasyon yerinden kanama hızında belirgin azalma olmuyor. Transfüzyona rağmen kanama sürerken batında yaygın retroperitoneal hematom tanımlanmıyor.

Bu hastada sıkıştırmaya rağmen süren kanamanın kaynağı olması en olası damar grubu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Venae hepaticae dextrae

Kısaca — Hepatoduodenal inflow oklüzyonuna yanıtsız parankimal kanama hepatik venöz outflow’tandır.

Ligamentum hepatoduodenale içinde portal ven ve arteria hepatica propria seyreder, arkalarında foramen epiploicum bulunur; ligamentin sıkıştırılması bu inflow’u durdurur ancak karaciğer parankiminden vena cava inferiora giden venae hepaticae ligamentten geçmediği için kanaması sürer.

Akıl yürütme

  • Foramen epiploicumdan parmak + ligamentin öne sıkıştırılması → inflow oklüzyon manevrasını tanımlar
  • Parankime sınırlı laserasyon ve retroperitoneal hematom yokluğu → büyük retroperitoneal vasküler yaralanmayı dışlayan çatal bulgu
  • Sıkıştırmaya rağmen hızı değişmeyen kanama → kaynağın ligament içeriğinden bağımsız olduğunu gösterir
  • inflow durmuşken süren parankimal kanama → karaciğer içi venöz drenajı işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Arteria hepatica dextra — ligamentten geçen inflow’un dalıdır; sıkıştırmayla kanaması azalırdı
  • Ramus dexter venae portae — yine ligamentten geçen portal inflow’dur; oklüzyonda durması gerekirdi
  • Arteria gastrica dextra — inflow havzasının küçük dalıdır ve aynı manevrayla kontrol edilirdi
  • Arteria gastroduodenalis — duodenum arkasındadır, hepatik laserasyonun kaynağı olamaz

Aklında kalsın

Hepatoduodenal sıkıştırma kanamayı durdurmuyorsa akılda ligamentten geçmeyen hepatik venler kalır.

8. soru

Yirmi dört yaşındaki erkek hasta sağda skrotuma dek inen ve üst sınırı palpe edilemeyen şişlik nedeniyle opere ediliyor. Cerrahi notta fıtık kesesi boynunun arteria epigastrica inferior’un lateralinde, anulus inguinalis profundus içinden geçtiği belirtiliyor. Eksize edilen kese duvarının mikroskobik incelemesinde peritonun dışında ince bir fasya, onun dışında çizgili kas lifleri içeren bir katman ve en dışta aponeurotik bir katman izleniyor. Ortadaki kaslı katmanın karın duvarından kese üzerine sürüklenmiş bir kası temsil ettiği düşünülüyor.

Bu kesede izlenen kas liflerini içeren katmanın kökeni olması en olası kas aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Musculus obliquus internus

Kısaca — Üç katmanlı indirekt kese duvarında çizgili kas içeren orta katman kremasterik fasyadır.

Kese boynunun inferior epigastrik damarların lateralinde ve derin halkadan geçmesi, skrotuma iniş ve üst sınırın palpe edilememesi indirekt inguinal herniyi tanımlar. İndirekt kese, geçtiği katmanları önüne katarak içten dışa fascia spermatica interna, fascia cremasterica ve fascia spermatica externa ile sarılır; yalnızca ortadaki katman çizgili kas lifi içerir ve musculus obliquus internus’tan sürüklenen kremasterik kastır.

Akıl yürütme

  • Boyun inferior epigastrik damarların lateralinde ve derin halkada → direkt fıtığı dışlayan çatal bulgudur, indirekti işaret eder
  • Skrotuma iniş ve üst sınırın palpe edilememesi → kanal boyunca uzanan indirekt seyirle uyumludur
  • İnce fasya dışında çizgili kaslı katman ve en dışta aponeurotik katman → üç katmanlı indirekt örtüyü tanımlar, direkt fıtıkta bu kaslı orta katman bulunmaz

Neden diğerleri değil

  • Musculus obliquus externus — en dıştaki aponeurotik katmanın kökenidir, kas lifli orta katmanın değil
  • Musculus transversus abdominis — içteki ince fasyal katmanın ilişkili olduğu derin plandır, kremasterik kası vermez
  • Musculus rectus abdominis — Hesselbach üçgeninin medial sınırıdır, kese örtülerinin kökeni değildir
  • Musculus pyramidalis — linea alba önünde küçük bir kastır, inguinal kanalla ilişkisi yoktur

Aklında kalsın

İndirekt kesede kaslı orta örtü kremasterdir ve internal oblikten gelir.

9. soru

Yetmiş yaşındaki zayıf ve multipar kadın hasta tekrarlayan ince bağırsak tıkanması atakları ve sağ iç uyluktan dize yayılan ağrı yakınmasıyla başvuruyor. Ağrının kalça ekstansiyonu, abdüksiyon ve iç rotasyonla arttığı, kalça fleksiyonuyla hafiflediği öğreniliyor. Fizik muayenede kasık bölgesinde ele gelen şişlik saptanmıyor, diz ekstansiyon gücü normal bulunuyor ve patella refleksi normal alınıyor. Kalça addüksiyonu güçsüz bulunuyor ve uyluğun iç yüzünde hipoestezi saptanıyor.

Fıtık kesesinin bası yaptığı siniri barındıran kemik geçidin yerleşimi en olası olarak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Foramen obturatum superolateralinde canalis obturatorius yoluyla uyluğa geçiş

Kısaca — Tekrarlayan tıkanma ile birlikte hareketle değişen iç uyluk-diz ağrısı, addüksiyon güçsüzlüğü ve korunan diz ekstansiyonu obturator sinir basısını ve canalis obturatoriusu gösterir.

Foramen obturatumu membrana obturatoria örter ve superolateralde sulcus obturatorius ile canalis obturatoriusu bırakır; bu kanaldan nervus obturatorius ile vasa obturatoria geçer. Kanalda sıkışan fıtık siniri gerer; sinir kalça ekstansiyonu, abdüksiyon ve iç rotasyonla gerildiği için ağrı bu hareketlerle artar, fleksiyonla gevşediği için hafifler. Sinir addüktör kasları ve uyluk iç yüz duyusunu taşıdığından basıda addüksiyon güçsüzlüğü ve hipoestezi ortaya çıkar. Nervus femoralis ise lacuna musculorumdan geçip musculus quadriceps femorisi innerve eder ve patella refleksini taşır; diz ekstansiyonu ve refleks korunmuşsa femoral hat dışlanır.

  • tekrarlayan ince bağırsak tıkanması ve kasıkta şişlik olmaması → gizli kalan obturator fıtığını düşündürür
  • iç uyluktan dize yayılan, ekstansiyon-abdüksiyon-iç rotasyonla artıp fleksiyonla hafifleyen ağrı → gerilen nervus obturatorius paternini destekler
  • addüksiyon güçsüzlüğü ve iç yüz hipoestezisi → obturator innerve kas ve deri alanını işaret eder
  • diz ekstansiyon gücünün normal olması ve patella refleksinin normal alınması → nervus femoralis hattının korunduğunu gösteren çatal bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Ligamentum inguinale altından canalis femoralis yoluyla uyluğa geçiş — femoral fıtık tıkanma yapabilir ancak şişlik yokluğu ve korunan kuadriseps gücü bu yolu dışlar
  • Ligamentum inguinale üstünden canalis inguinalis yoluyla kasık bölgesine geçiş — inguinal fıtık bu hareket paterniyle iç uyluk-diz ağrısı ve addüktör güçsüzlüğü vermez
  • Lacuna musculorum yoluyla uyluğun ön-üst bölümüne geçiş — femoral sinir trasesidir, diz ekstansiyonu korunmuşken bu hatta lezyon beklenmez
  • Foramen ischiadicum minus yoluyla gluteal bölgeden perineye geçiş — pudendal ve obturatorius internus hattıdır, addüktör güçsüzlüğü ve diz paterni vermez

Aklında kalsın

Korunan diz ekstansiyonu ile birlikte ekstansiyon-abdüksiyon-iç rotasyonla artan iç uyluk-diz ağrısı ve addüksiyon güçsüzlüğü obturator kanalı gösterir.

10. soru

Altmış yaşındaki erkek hasta, sağ alt dudak ve çenede uyuşma ile çiğneme güçlüğü yakınmasıyla başvuruyor. Muayenede ağız açılırken çenenin sağa kaydığı, sağda musculus masseter ve musculus temporaliste hacim kaybı ve diş sıkmada sağda güçsüzlük saptanıyor. Sağ alt dudak, çene ucu derisi ve dilin ön üçte ikisinde dokunma duyusu azalmış bulunuyor, kornea refleksi iki tarafta alınıyor. Yüzün mimik hareketleri simetrik bulunuyor, alın ve yanak derisi duyusu normal saptanıyor.

Bu bulguların tümünü açıklayan lezyonun yerleştiği en olası sinir aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Nervus mandibularis

Kısaca — Aynı tarafa çene kayması ile çiğneme kası atrofisi motor kök kaybını, çok alanlı alt yüz ve dil duyusu kaybı ile korunmuş kornea refleksi mandibuler gövde düzeyini gösterir.

Ağız açılırken çenenin sağa kayması sağ musculus pterygoideus lateralisin etkisiz kalıp karşı tarafın çeneyi sağlam tarafa itmesiyle, masseter ve temporaliste hacim kaybı ise çiğneme kaslarının ortak motor innervasyonunun kaybıyla açıklanır. Alt dudak ve çene ucu duyusu nervus alveolaris inferiorun mental dalına, dil ön bölüm dokunma duyusu nervus lingualise aittir; iki alanın birlikte tutulması ve motor kaybın eklenmesi dallanma öncesi ortak gövdeyi işaret eder. Kornea refleksinin alınması ve alın–yanak duyusunun normal olması oftalmik ve maksiller alanların sağlam kaldığını, simetrik mimik ise fasiyal kasların sağlam olduğunu gösterir.

Akıl yürütme

  • ağız açılırken çenenin sağa kayması ve sağda diş sıkma güçsüzlüğü → sağ çiğneme kası motor kaybını işaret eder
  • masseter ve temporaliste hacim kaybı → tek diş dalı değil ortak çiğneme motor kökü tutulumunu destekler
  • alt dudak, çene ucu ve dil ön bölümünde birlikte duyu azalması → mental ve lingual alanların ortak gövdede birleştiğini gösterir
  • korunmuş kornea refleksi, normal alın–yanak duyusu ve simetrik mimik → oftalmik, maksiller ve fasiyal tutulum tahminlerini dışlayan çatal bulgulardır

Neden diğerleri değil

  • Nervus maxillaris — orta yüz, üst dudak ve üst diş duyusunu taşır; çiğneme kası felci yapmaz ve korunan yanak duyusu ile uyuşmaz.
  • Nervus facialis — mimik kasları çalıştırır; mimik simetrik olduğundan çene kayması ve çiğneme güçsüzlüğünü açıklamaz.
  • Nervus alveolaris inferior — alt dudak ve çene ucu uyuşmasını açıklar ancak dil duyusu kaybını ve çiğneme kası felcini açıklamaz.
  • Nervus lingualis — dil ön bölüm duyu kaybını açıklar ancak çene ucu uyuşmasını ve çiğneme kası felcini açıklamaz.

Aklında kalsın

Çiğneme kası felci ile alt dudak ve dil duyusunun birlikteliği, korunmuş kornea refleksi varlığında mandibuler gövdeyi işaret eder.

11. soru

Altmış yaşındaki diyabetik erkek hasta, sağ temporoparietal bölgeye aldığı darbeden sonra kısa süreli bilinç kaybı geçirip tamamen düzeliyor. Yaklaşık bir saat sonra şiddetli baş ağrısı, kusma ve hızla derinleşen bilinç bozukluğu gelişiyor. Acil görüntülemede sağ temporal bölgede lentiküler biçimli hiperdens kitle ve orta hat kayması izleniyor. Muayenede sağ gözde pitoz, gözün aşağı ve dışa deviye olduğu ve ışığa yanıtsız sabit dilate göz bebeği saptanıyor.

Bu hastada sağ göz bebeğindeki midriyazisin anatomik nedeni olarak aşağıdakilerden hangisi en olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: C — Nervus oculomotorius’un periferindeki parasempatik liflerin incisura tentorii’de sıkışması

Kısaca — Lusid aralıklı lentiküler hematom epidural kanamayla unkal herniasyonu gösterir ve tentoriyal kenarda sıkışan okülomotor sinirin yüzeyel parasempatik lifleri sabit midriyazis yapar.

Pterion bölgesine darbe foramen spinosum’dan giren arteria meningea media dalını yırtar; dura mater cranialis’in periosteal yaprağı ile kafatası arasında biriken kan lentiküler epidural hematom yapar ve kısa düzelme sonrası kötüleşme tipik lusid aralığı verir. Büyüyen kitle unkusun incisura tentorii’den herniasyonuna yol açar, aynı düzeyden geçen nervus oculomotorius sıkışır. Parasempatik lifler sinirin periferinde seyrettiği için basıda erken bozulur ve pitoz ile aşağı-dışa deviasyona sabit dilate pupilla eklenir; diyabetik vasa nervorum iskemisi santral lifleri etkileyip pupillayı koruduğu için bu tabloyu açıklamaz.

Akıl yürütme

  • kısa bilinç kaybı + tam düzelme + bir saat sonra kötüleşme → lusid aralık, subdural ve subaraknoid kanamadan ayrıştıran çatal bulgu
  • lentiküler hiperdens kitle → dura periosteal yaprağı dışı epidural hematom, köprü ven yırtığının kresentik subdural paterninden ayrılır
  • pitoz + aşağı-dışa deviasyon + sabit dilate pupilla → somatik ve parasempatik lifleriyle nervus oculomotorius basısı
  • diyabet öyküsü → pupil koruyan iskemik üçüncü sinir felcisi ilk tahmini kurduran ancak lentiküler bası ve tam midriyazis ile dışlanan çatal bilgi

Neden diğerleri değil

  • Nervus oculomotorius’u besleyen vasa nervorumun tıkanmasına bağlı santral iskemi — diyabetik iskemi pupillayı korur; bu hastada pupilla ışık yanıtsız dilate ve bası kliniği vardır.
  • Arteria carotis interna çevresindeki sempatik liflerin zedelenmesi — sempatik kayıp miyozis ve pitoz yapar, midriyazisi açıklayamaz.
  • Nervus opticus’un retina ile chiasma opticum arasındaki afferent liflerinin kopması — afferent kayıpta sağlam gözden uyarımla konsensüel yanıt korunur, sabit tek taraflı dilatasyon ve aşağı-dışa deviasyon olmaz.
  • Ganglion pterygopalatinum’dan geçerek glandula lacrimalis’e giden parasempatik liflerin kesintiye uğraması — bu yol gözyaşı salgısını etkiler, pupilla çapını ve göz hareketlerini açıklamaz.

Aklında kalsın

Okülomotor sinirde pupil lifleri yüzeyeldir; bası pupillayı bozar, iskemi pupillayı korur ve lentiküler lusid aralıklı tablo basıdan yanadır.

12. soru

Otuz beş yaşındaki kadın hasta, son üç yıldır omuzlar ve kollarda ağrı ile sıcak ve soğuk hissinde giderek artan azalma yakınmasıyla başvuruyor. Dokunma ve titreşim duyusunun korunduğu, ellerde giderek belirginleşen beceriksizlik geliştiği öğreniliyor. Fizik muayenede ağrı ve ısı duyusu omuz ve kol dağılımında iki taraflı azalmış, vibrasyon ve eklem pozisyon duyusu üst ve alt ekstremitelerde normal bulunuyor. Üst ekstremite derin tendon refleksleri azalmış, alt ekstremitelerde kas gücü ve duyu normal saptanıyor. Mesane ve bağırsak fonksiyonlarında disfonksiyon tanımlanmıyor.

Bu hastada duyu defektine eşlik etmesi en olası motor bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ellerde atrofi ve fasikülasyon ile seyreden güçsüzlük ve hiporefleksi

Kısaca — Santral kanal çevresindeki lezyon karşıya geçen ağrı ısı liflerini keser ve komşu ön boynuz hücrelerini etkileyerek ellerde alt motor nöron bulgusu verir.

Santral yerleşimli intramedüller genişleme önce commissura alba anterior içinde decussate olan spinotalamik ikinci nöron aksonlarını etkiler; posterior funikulusta seyreden ince dokunma, vibrasyon ve propriosepsiyon lifleri dorsal ve ayrı bir kompartmanda kaldığı için korunur. Aynı transvers kesitte santral kitle santral kanalın önündeki cornu anterius alfa motor nöronlarını da etkiler, bu nedenle segmental alt motor nöron güçsüzlüğü duyu defektine eşlik eder; akut anterior spinal arter iskemisindeki gibi seviyenin altında yaygın üst motor nöron tutulumu ve mesane bozukluğu beklenmez.

  • omuz ve kollarda iki taraflı ağrı ve ısı kaybı → çaprazlaşan spinotalamik liflerin segmental tutulumu
  • dokunma, vibrasyon ve propriosepsiyonun korunması → posterior funikulusun sağlam kalması
  • üç yıllık kronik seyir ve bulguların üst ekstremiteye sınırlı kalması → akut vasküler anterior kord tablosundan uzaklaşma
  • alt ekstremite gücü ve duyusu ile mesane fonksiyonunun normal olması → transvers veya yaygın anterior lezyonu dışlayan çatal bulgu
  • üst ekstremitede hiporefleksi ve beceriksizlik → aynı segmentte ön boynuz etkilenmesine gidiş

Neden diğerleri değil

  • Lezyon seviyesinin altında iki taraflı spastik güçsüzlük ve mesane disfonksiyonu — Bu patern akut anterior spinal arter iskemisinde ve transvers lezyonda görülür; kronik segmental seyir ve normal alt ekstremite ile mesane bu mekanizmayı dışlar.
  • Lezyon tarafında seviyenin altında izole spastik güçsüzlük ile normal duyu — Bu patern hemikordda ipsilateral kortikospinal tutulumu anlatır; bilateral simetrik dissosiye duyu kaybı ile bağdaşmaz.
  • Lezyonun karşı tarafında seviyenin altında flask güçsüzlük ve arefleksi — Duyu için kontralateral olan spinotalamik tarafı motora taşımak ve üst motor nöron bulgusunu alt motor nöron bulgusuyla karıştırmak hatadır.
  • Yüz kaslarını da içeren karşı taraflı spastik hemiparezi — Yüz tutulumu lezyonun piramidal decussationun üstünde olmasını gerektirir; tablo spinal ve segmentaldir.

Aklında kalsın

Santral kord lezyonunda dissosiye duyu kaybı, komşuluk nedeniyle aynı segmentte alt motor nöron bulgusuyla birlikte görülür.

13. soru

Elli dört yaşındaki kadın hastada yavaş ilerleyen yürüyüş dengesizliği ve ayaklarda uyuşma gelişiyor. Muayenede alt ekstremitelerde vibrasyon ve eklem pozisyon duyusu kaybı ile Romberg bulgusu pozitifliği saptanıyor, kas gücü ile ağrı ve ısı duyusu normal bulunuyor. Üst ekstremitelerde vibrasyon duyusu normal bulunuyor. Manyetik rezonans görüntülemede üst torakal düzeyde arka orta hatta bası yapan ekstramedüller kitle izleniyor.

Bu hastada üst ekstremite vibrasyon duyusunun korunmasını açıklayan en olası anatomik düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Bacak liflerini taşıyan fasciculus gracilisin medialde, kol liflerini taşıyan fasciculus cuneatusun lateralde yerleşmesi

Kısaca — Arka orta hat basısı medialdeki gracilisi etkileyip bacak vibrasyonunu bozar, lateraldeki cuneatus korunduğu için kol vibrasyonu sağlam kalır.

Arka funikulusta fasciculus gracilis medialde bacak-sakral, fasciculus cuneatus lateralde kol-servikal lifleri taşır ve bu ayrım üst torakal düzeyde belirgindir. Dorsal orta hat basısı önce mediale, yani gracilise yüklenir; tractus spinothalamicus lateralis anterolateralde olduğu için ağrı-ısı ve kortikospinal motor korunur.

Akıl yürütme

  • bacaklarda vibrasyon-pozisyon kaybı ve Romberg pozitifliği → dorsal kolon tutulumunu gösterir
  • ağrı-ısı ve kas gücünün normal olması → anterolateral ve kortikospinal yolların korunduğunu gösteren fork bulgudur
  • kollarda vibrasyonun normal olması → basının arka funikulusun yalnızca medialini tuttuğunu düşündürür
  • kitlenin arka orta hatta olması → medial-lateral somatotopi ile birlikte okunmalıdır

Neden diğerleri değil

  • Kol liflerini taşıyan fasciculus gracilisin medialde, bacak liflerini taşıyan fasciculus cuneatusun lateralde yerleşmesi — isim-eşleme hatasıdır, gracilis bacak liflerini taşır
  • Bacak liflerini taşıyan fasciculus cuneatusun medialde, kol liflerini taşıyan fasciculus gracilisin lateralde yerleşmesi — hem traktı hem tarafı ters çevirir, basıda kolların bozulmasını öngörürdü
  • Ağrı-ısı ve vibrasyon liflerinin arka funikulusta karışık olarak birlikte seyretmesi — yolları karıştırır, normal ağrı-ısı forkunu açıklayamaz
  • Üst torakal düzeyde tüm arka funikulus liflerinin zaten çapraz yapmış olması — dorsal kolon decussatio lemniscorumda, medullada çaprazlaşır, torakal düzeyde değil

Aklında kalsın

Arka funikulusta gracilis medialde bacak, cuneatus lateralde kol liflerini taşır.

14. soru

Karaciğer biyopsisi alınan hastanın formaldehitle fikse edilip parafine gömülen kesitleri hematoksilen-eozinle boyanıyor; hepatosit sitoplazmasında çok sayıda keskin sınırlı berrak vakuol izleniyor. Periyodik asit-Schiff boyamasında vakuol içeriği boyanmıyor, diyastaz ön işlemi tabloyu değiştirmiyor. Aynı dokudan fikse edilmeden hazırlanan dondurulmuş kesitlerde vakuol içeriği Sudan boyasıyla turuncu-kırmızı boyanıyor. Elektron mikroskobi için ayrılan parça yalnızca aldehit fiksasyonuyla işleniyor ve membranlar soluk izleniyor.

Bu vakuollerin elektron mikroskobunda korunarak izlenebilmesi için fiksasyona eklenmesi gereken bileşik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Osmiyum tetroksit

Kısaca — Parafinde boş görünen vakuoller glikojen değil, işlem sırasında çözülüp uzaklaşan lipittir ve elektron mikroskobunda korunması osmiyum fiksasyonu gerektirir.

Parafin gömme için zorunlu dehidratasyon ve şeffaflandırma basamakları etanol ve ksilol içerir ve nötral lipitleri çözer; bu yüzden hematoksilen-eozin kesitlerde lipit damlacıkları keskin sınırlı boş vakuoller gibi izlenir. Sudan boyaları nötral lipiti dondurulmuş kesitte yerinde boyar, Periyodik asit-Schiff ve diyastaz ise glikojeni ayırt eder. Osmiyum tetroksit doymamış yağ asitleriyle reaksiyona girerek lipitleri yerinde stabilize eder ve membranlara elektron dansitesi kazandırır; aldehitler tek başına bu korumayı sağlamaz.

Akıl yürütme

  • Parafin hematoksilen-eozin kesitte keskin sınırlı berrak vakuoller → işlemle boşalmış damlacık birikimini düşündürür.
  • Periyodik asit-Schiff negatifliği ve diyastazla değişmeme → glikojen olasılığını dışlar.
  • Fikse edilmemiş dondurulmuş kesitte Sudan ile turuncu-kırmızı boyanma → içeriğin nötral lipit olduğunu destekler.
  • Yalnızca aldehit fiksasyonunda membranların soluk izlenmesi → lipit ve membran kontrastının korunamadığını gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Uranil asetat — kesit sonrası kontrast boyasıdır, nükleik asit ve protein kontrastını artırır ancak lipiti yerinde tutmaz.
  • Kurşun sitrat — kesit sonrası kontrast boyasıdır, membran ve protein kontrastını artırır ancak lipit ekstraksiyonunu önlemez.
  • Pikrik asit — proteinleri çöktürür ancak lipitleri stabilize etmez, ksilol-etanol basamaklarında kayıp sürer.
  • Glasiyel asetik asit — çekirdek detayını iyileştirir ancak lipit ve membran korunması sağlamaz.

Aklında kalsın

Parafinde boş vakuol lipiti düşündürürse doğrulama dondurulmuş kesitte Sudan ile, elektron mikroskobunda korunma osmiyum ile yapılır.

15. soru

Sürtünmeye maruz kalan nemli bir lümenden alınan biyopside lümen çok katlı hücrelerle döşelidir. Bazalde mitozla çoğalan küçük hücreler, ortada poligonal hücreler ve yüzeyde yassılaşmış hücreler izlenir. Yüzey hücreleri çekirdeklerini korur ve sitoplazmalarında glikojen birikimi seçilir. Yüzeyde çekirdeksiz pul tabakası, sitoplazmada keratohiyalin granülleri ve lamelli cisimler görülmez. Epitel altında bağ dokusu papillaları epitelyum içine sokulur.

Bu epitelin örttüğü yüzeyde keratinize deriye kıyasla su kaybı ve glikojen içeriği nedeniyle lügol uygulamasındaki boyanma için beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Su kaybı yüksek, lügol ile koyu boyanma gösterir

Kısaca — Çekirdekli yüzey ve glikojenle keratinsiz çok katlı yassı epitel tanınır, keratin bariyeri olmadığı için su kaybı yüksek ve lügol tutulumu koyudur.

İlk çıkarım keratinize olmayan çok katlı yassı epiteldir: bazal mitoz, poligonal ara tabaka ve yassı yüzey çok katlı yassı çatıyı kurar; yüzeyde çekirdeğin korunması ve glikojen birikimi ile çekirdeksiz pul, keratohiyalin ve lamelli cisim yokluğu keratinize komşuyu dışlar. Keratinize derideki korneosit-lipit bariyeri olmadığı için bu nemli epitelde su kaybı keratinize deriye göre yüksektir; ara tabakadaki glikojen iyotla koyu boyanır, bu yüzden lügol pozitiftir.

Akıl yürütme

  • Çok katlı bazal mitoz + poligonal ara + yassı yüzey → çok katlı yassı çatı
  • Yüzeyde çekirdeğin korunması ve glikojen → keratinize olmayan tip, çekirdeksiz pulu dışlar
  • Keratohiyalin ve lamelli cisim yokluğu → keratinize epidermis komşusunu dışlar
  • Nemli lümen ve papillalı taban → sürtünmeye dayanıklı ancak su bariyeri zayıf örtü

Neden diğerleri değil

  • Su kaybı düşük, lügol ile boyanma göstermez — keratinize deri paternini işaretler; çatal bulgular bu tipi dışlar.
  • Su kaybı düşük, lügol ile koyu boyanma gösterir — glikojen boyanmasını doğru bilip bariyeri keratinize gibi güçlü sanır; lipit-korneosit bariyeri yoktur.
  • Su kaybı yüksek, lügol ile boyanma göstermez — bariyeri doğru bilip glikojen-iyot ilişkisini kaçırır; mukussuz glikojen de boyanır.
  • Su kaybı değişmez, lügol ile koyu boyanma gösterir — iki çok katlı yassı tipin bariyerini eşit sanır; keratin farkının su kaybını değiştirmeyeceğini varsayar.

Aklında kalsın

Keratinsiz yassı epitel su tutmaz ama glikojenle iyotu tutar.

16. soru

Duyarlı hâle getirilmiş bir sıçana antijen sistemik olarak verildiğinde dakikalar içinde yaygın vazodilatasyon ve ödem gelişiyor. Deri ve mukoza biyopsilerinde postkapiller venüller çevresinde toluidin mavisi ile metakromatik boyanan, santral yuvarlak nükleuslu, sitoplazması yoğun granüllerle dolu doku yerleşik hücrelerin kitlesel biçimde boşaldığı izleniyor. Aynı anda alınan periferik kan yaymasında granüllü lökosit artışı izlenmiyor ve bu granüllü hücreler damar lümeni içinde değil bağ dokusu içinde bulunuyor. İlk bir saatte plazma hacminin belirgin biçimde azaldığı saptanıyor.

Plazma kaybı bu hızla sürerken hemokonsantrasyona bağlı olarak aşağıdakilerden hangisinde artış olması beklenir?

Cevabı göster

Cevap: B — Kan hematokrit değeri

Kısaca — Doku yerleşik metakromatik hücreler bazofil değil mast hücresidir ve histaminle proteinli plazma kaybı hemokonsantrasyonla hematokriti yükseltir.

Mast hücresi perivasküler bağ dokusunda yerleşik, santral yuvarlak nükleuslu, histamin ve heparinden zengin granüller taşıyan hücredir ve toluidin mavisi ile metakromazi gösterir. Bazofil ise dolaşımdaki, genellikle iki loblu nükleuslu granülosittir. Histamin postkapiller venül endotelinde kasılmaya yol açarak hücreler arası aralıkları genişletir; proteinli plazma interstisyuma kaçar, plazma hacmi azalır ve damarda kalan eritrositler görece yoğunlaşır.

Akıl yürütme

  • dakikalar içinde eritem ve ödem → preforme mediyatörle hızlı venül yanıtını düşündürür
  • metakromatik yoğun granül ve santral yuvarlak nükleus ile doku yerleşimi → mast hücresi morfolojisini destekler
  • kanda granüllü lökosit artışı olmaması ve hücrelerin lümen dışında olması → bazofili dışlayan fork bulgusudur
  • plazma hacminde belirgin azalma ile süren protein kaybı → hücresel oranda artış, plazma proteininde artış değil düşüş beklenir

Neden diğerleri değil

  • Plazma total protein konsantrasyonu — protein interstisyuma kaçtığı için plazmada düşer, hemokonsantrasyon onu yükseltmez
  • Ortalama eritrosit hacmi — eritrosit büyüklüğüdür, plazma hacmi kaybından etkilenmez
  • Plazma sodyum konsantrasyonu — küçük solutlar su ile hızla dengelenir, protein gibi damarda tutulup kaçmaz
  • Eritrosit başına hemoglobin miktarı — hücre başına içeriktir, oransal yoğunlaşma ile artmaz

Aklında kalsın

Protein kaçağında plazma proteini düşerken hematokrit yükselir; konsantrasyon ile hücre başına miktarı karıştırma.

17. soru

Yirmi yaşında bir boksör, kulağına aldığı künt travmadan birkaç saat sonra sağ kulak kepçesinin üst kısmında ağrısız şişlik yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede aurikulanın üst polünde cilt altında fluktuan bir bombeleşme izleniyor, lobül tamamen normal bulunuyor. Ciltte belirgin ısı artışı ve hassasiyet saptanmıyor. Hastanın benzer travmalar sonrası aynı bölgede tekrarlayan şişlik öyküsü bulunuyor.

Drene edilmeden bırakılan bu birikimin yol açması en olası sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Kıkırdakta avasküler nekroz ve kalıcı şekil bozukluğu gelişmesi

Kısaca — Aurikula üst polündeki ağrısız fluktuan birikim perikondriyumu kaldıran subperikondriyal hematomdur ve boşaltılmazsa difüzyon bozulmasına bağlı kıkırdak nekrozu gelişir.

Aurikulanın üst kısmı perikondriyumla çevrili elastik kıkırdak içerir, lobül ise kıkırdak içermeyen yağ dokusudur. Kıkırdak avaskülerdir ve kondrositler perikondriyum ile çevre bağ dokusundan difüzyonla beslenir. Kesme tarzı künt travma perikondriyum ile kıkırdak arasına kan dolmasına yol açar; birikim drene edilmezse perikondriyum-kıkırdak teması kesilir, difüzyon durur ve kondrosit nekrozu ile fibrozis sonucu kalıcı şekil bozukluğu ortaya çıkar. Elastik kıkırdak yaşlılıkta hiyalin kıkırdak gibi yaygın kalsifikasyon göstermez ve spontan rezorpsiyonla normale dönmez.

Akıl yürütme

  • üst polde fluktuan bombeleşme ve tekrarlayan kesme travması → perikondriyum-kıkırdak aralığında koleksiyonu düşündürür
  • lobülün tamamen normal olması → lezyonun kıkırdak içeren bölgeye sınırlı olduğunu gösterir ve yaygın selülit ile yağ dokusu hasarını dışlar
  • belirgin ısı artışı ve hassasiyet yokluğu → akut bakteriyel enfeksiyon tanısından uzaklaştırır ve mekanik birikimi destekler

Neden diğerleri değil

  • Birikimin kendiliğinden tamamen rezorbe olup aurikulanın normale dönmesi — Perikondriyum ayrışması sürdükçe difüzyon bozulur; sonuç spontan düzelme değil nekroz ve fibrozistir.
  • Lobüldeki yağ dokusunda yaygın likefaksiyon nekrozu gelişmesi — Lobül normaldir ve kıkırdak içermez; lezyon kıkırdak içeren üst pole sınırlıdır.
  • Elastik liflerin çoğalmasıyla kıkırdak direncinin belirgin şekilde artması — Travma ve hematom elastik lif artışı ile güçlenme oluşturmaz; beklenen süreç beslenme bozukluğuna bağlı yıkımdır.
  • Matrikste hızlı kalsifikasyon gelişerek dokunun sertleşip stabilize olması — Hızlı kalsifikasyonla stabilizasyon hiyalin kıkırdağın yaşlanma davranışıdır; elastik kıkırdak tipik olarak kalsifiye olmaz.

Aklında kalsın

Aurikular elastik kıkırdak avaskülerdir ve perikondriyum ayrışması drene edilmezse nekroz ile kalıcı deformite gelişir.

18. soru

Altmışlı yaşlarda bir kadın hasta, her iki dizde uzun süredir devam eden, hareketle artan ve istirahatle hafifleyen ağrı yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede eklemde krepitasyon ve hareket kısıtlılığı saptanıyor. Radyografide eklem aralığında daralma ve kenarlarda osteofitler izleniyor. Sinovyal sıvı nonenflamatuvar bulunuyor ve C-reaktif protein normal saptanıyor.

Altta yatan kıkırdak yıkımında eklem kıkırdağında görülmesi beklenen histokimyasal değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Toluidin mavisiyle metakromazinin proteoglikan kaybına bağlı azalması

Kısaca — Nonenflamatuvar daralma ve osteofitler osteoartritte eklem hiyalin yıkımını gösterir ve proteoglikan kaybı metakromaziyi azaltır.

Hareketle artan ağrı, krepitasyon, eklem aralığında daralma ve osteofitler eklem hiyalin kıkırdağının ilerleyici kaybına işaret eder; nonenflamatuvar sıvı ve normal C-reaktif protein enflamatuvar artriti uzaklaştırır. Eklem hiyalini perikondriyumsuzdur, tip II kollajen ile kondroitin sülfattan zengin proteoglikanlar matrikse bazofili ve Toluidin mavisiyle metakromazi kazandırır. Osteoartritte kondrosit disfonksiyonu ve proteoglikan kaybı gelişir, matriks fibrilasyonu ve bazofili kaybı izlenir; avaskülarite ve perikondriyum yokluğu nedeniyle rejenerasyon sınırlıdır.

Akıl yürütme

  • hareketle artan ağrı, krepitasyon, daralma ve osteofitler → dejeneratif eklem hastalığını düşündürür
  • nonenflamatuvar sıvı ve normal C-reaktif protein → enflamatuvar süreci dışlar
  • bilateral kronik seyir ve istirahatle hafifleme → mekanik ve dejeneratif yıkımı destekler

Neden diğerleri değil

  • Verhoeff boyasıyla elastik lif yoğunluğunun belirgin şekilde artması — Elastik lif artışı elastik kıkırdağa aittir; eklem hiyalin yıkımında beklenen değişiklik değildir.
  • Perikondriyum kaynaklı kondrojenik hücrelerle hızlı ve tam onarım izlenmesi — Eklem kıkırdağında perikondriyum bulunmaz; hızlı ve tam rejenerasyon bu dokunun biyolojisine aykırıdır.
  • Tip I kollajen demetler arasında diziler hâlinde dizilmiş hücrelerin belirmesi — Bu görünüm fibröz kıkırdağı tanımlar; eklem hiyalininin proteoglikan kaybını yansıtmaz.
  • Lakünaların kaybolmasıyla Havers kanallı lamelli kemik yapısının ortaya çıkması — Havers sistemi kemiğe aittir; kıkırdak yıkımında kıkırdak içinde lamelli kemik beklenmez.

Aklında kalsın

Eklem hiyalini perikondriyumsuzdur ve osteoartritte proteoglikan kaybı Toluidin mavisiyle metakromaziyi azaltır.

19. soru

Yemek sırasında belirginleşen tek taraflı tükürük bezi şişliği yakınmasıyla başvuran hastadan alınan küçük biyopside eozinofilik seröz asinüslerin yanı sıra çok sayıda müköz tübül izleniyor. Müköz tübüllerin uçlarında bunları başlık gibi saran seröz demilünler görülüyor. İnterkale kanalların kısa olduğu, çizgili kanalların uzun ve iyi gelişmiş olduğu, stromada yağ dokusunun seyrek olduğu bildiriliyor. Klinik olarak ana boşaltım kanalında taş düşünülüyor.

Bu histolojik tablonun ait olduğu bezin salgısının baskın niteliği en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Seröz baskın karma salgı; amilaz ve lizozim yanında musin de içeren salgı

Kısaca — Demilünlü karma asinüs paterni ile kısa interkale ve uzun çizgili kanal submandibular bezi gösterir ve bu bez seröz baskın karma salgı üretir.

Submandibular bez mukoz tübülleri saran seröz demilünler içeren karma bir bezdir; interkale kanalları kısa, çizgili kanalları uzun ve iyi gelişmiştir, stromal yağlanma parotise göre seyrektir. Seröz komponent amilaz, lizozim ve laktoferrin içeren sulu sıvıyı, mukoz komponent kayganlaştırıcı musini sağlar; son salgı ne saf seröz ne saf mukozdur.

  • Müköz tübül ile seröz demilün saf seröz izlenimini dışlar
  • Kısa interkale ile uzun iyi gelişmiş çizgili kanal ve seyrek yağ parotis ve sublingualis izlenimini dışlar
  • Yemekle şişme ve kanal taşı visköz musin içeren uzun kanal ile uyumludur

Neden diğerleri değil

  • Tamamı seröz asinüslerden kaynaklanan, amilazdan zengin sulu salgı — Demilün ve mukoz tübül varken saf seröz kabul edilemez; bu parotis salgısıdır.
  • Müköz baskın karma salgı; bol musin yanında az amilaz içeren visköz salgı — Gelişmiş kanal sistemi ve güçlü seröz komponent mukoz baskınlıkla uyuşmaz; bu sublingualis paternidir.
  • Tamamı müköz asinüslerden kaynaklanan, musinden zengin visköz salgı — Belirgin seröz asinüs ve demilün varlığı saf mukoz tanımını dışlar.
  • Asinüs içermeyen, yalnızca kanal epitelinden kaynaklanan elektrolitten zengin salgı — Kanallar primer salgıyı değiştirir, tek başına salgı üretmez; asinüsler açıkça izleniyor.

Aklında kalsın

Demilün varsa parotis değildir; submandibularis seröz baskın karma, sublingualis mukoz baskın karma salgılar.

20. soru

Yirmi beş yaşındaki kadın, ilk trimesterde vajinal kanama yakınmasıyla başvuruyor. Uterin tahliye materyalinin mikroskopik incelemesinde tüm villuslarda hidropik şişme ve diffüz trofoblastik hiperplazi izleniyor. Villus stromasında nükleuslu fetal eritrosit ya da fetal doku bulgusu saptanmıyor. Atipik trofoblastik proliferasyon villusların çevresini düzensiz biçimde sarıyor.

Bu tablonun fertilizasyon ve genomik imprinting kökenine bağlı olarak izlemde ortaya çıkması en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Tahliye sonrası uzun süreli serum hCG takibi gerektirmesi

Kısaca — Fetal bulgu içermeyen diffüz molar proliferasyon komplet molü düşündürür ve paternal ağırlıklı imprinting nedeniyle ısrarcı trofoblastik hastalık riski için uzun süreli hCG takibi gerekir. Tüm villusları tutan hidrops ve diffüz hiperplazi molar süreci destekler; nükleuslu fetal eritrosit ve fetal doku yokluğu komplet molü parsiyel molden ayıran fork bulgudur, diffüz atipik proliferasyon ise proliferasyonsuz hidropik abortusu dışlar. Maternal genom yokluğu ve paternal fazlalıkta paternal imprinting trofoblast büyümesini sürükler, bu nedenle tahliye sonrası ısrarcı hastalık potansiyeli için serum hCG izlemi gerekir. Akıl yürütme - tüm villuslarda hidrops ve diffüz hiperplazi molar süreci düşündürür - fetal eritrosit ve fetal doku yokluğu komplet molü işaret eder ve parsiyel molü dışlar - diffüz atipik proliferasyon non-molar hidropik abortusu dışlar - paternal imprinting ağırlığı trofoblast proliferasyon potansiyelini açıklar Neden diğerleri değil - Ek hCG takibi gerekmeksizin taburcu edilmesi: diffüz proliferasyonu abortus sanan ve takip gereğini gözden kaçıran yorumdur - Fokal tutulum ve fetal doku varsayımıyla kısa süreli izlemin yeterli olması: fetal bulgu yokluğunu gözden kaçırıp parsiyel mol seyrini bekleyen yorumdur - Miyometrial invazyon kabul edilerek sistemik kemoterapi başlanması: intrauterin molü invaziv mole ile karıştıran ve kanıt olmadan tedaviyi büyüten yorumdur - Bir sonraki gebelikte fetal karyotip analiziyle triploidi taranması: androgenetik diploidiyi diandrik triploidi sanan ve fetüs yokluğunda karyotipi hedefleyen yorumdur Aklında kalsın Fetal bulgu içermeyen diffüz molar proliferasyon komplet moldür ve hCG takibi gerektirir.

21. soru

Kronik kalp yetmezliği olan yaşlı bir hastada yeni başlanan bir tedavi sonrası miyokard kontraktilitesinin arttığı gözleniyor. Hücre dışı kalsiyum konsantrasyonu ve L tipi kalsiyum akımı değişmeden ölçülürken hücre içi sodyum konsantrasyonunun yükseldiği saptanıyor. Böbrek fonksiyonları stabilken serum potasyum düzeyinde yükselme eğilimi izleniyor.

Sorumlu tutulan taşıyıcı düzeneği üzerinden düşünüldüğünde, diyastolik sitozolik kalsiyum konsantrasyonu ile Na-Ca değiştiricisinin kalsiyumu hücre dışına taşıma hızı için beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Diyastolik sitozolik kalsiyumun artması, kalsiyumun hücre dışına taşınma hızının azalması

Kısaca — Hücre içi sodyum artışı ve renal fonksiyonlar stabilken potasyumda yükselme eğilimi pompa inhibisyonunu düşündürür; yavaşlayan Na-Ca değişimi diyastolik kalsiyumu yükseltir.

Pompa bloke olunca hücre içinde sodyum birikir, hücre dışında potasyum birikme eğilimi görülür. Yükselen hücre içi sodyum, normalde kalsiyumu dışarı atan Na-Ca değiştiricisinin gradyan avantajını azaltır. L tipi akım ve hücre dışı kalsiyum değişmeden sitozolik kalsiyum artar ve kasılma güçlenir.

  • Hücre içi sodyum artışı ve potasyumda yükselme eğilimi pompanın bloke olduğunu ve sodyum gradyanının bozulduğunu düşündürür.
  • Hücre dışı kalsiyum ve L tipi akım değişmeden kontraktilitenin artması artışın kanaldan giren kalsiyumla değil atılamayan kalsiyumla olduğunu gösteren çatal bulgudur.
  • Böbrek fonksiyonlarının stabil kalması potasyum eğiliminin renal retansiyona değil membran pompası etkisine bağlı olduğunu destekler.

Neden diğerleri değil

  • Sitozolik kalsiyumun azalp dışarı taşımanın hızlanacağını öne süren yanıt yönü tersine çevirir; atılımın hızlanması kalsiyumu düşürür.
  • Kalsiyumun değişmeden kalıp atılımın hızlanacağını öne süren yanıt birikimi yok sayar; giriş aynıyken atılım yavaşlarsa hücre içi kalsiyum artar.
  • Kalsiyumun artıp atılımın da artacağını öne süren yanıt gradyan etkisini tersine çevirir; yükselen sodyum değiştiricinin ileri yönünü desteklemez.
  • Kalsiyumun azalp atılımın da azalacağını öne süren yanıt her iki değişimi birden ters yöne koyar ve güçlenen kasılmayı açıklayamaz.

Aklında kalsın

Na-K ATPaz inhibisyonu hücre içi sodyum üzerinden Na-Ca değişimini yavaşlatarak hücre içi kalsiyumu artırır.

22. soru

On yaşındaki bir çocukta poliüri, polidipsi ve büyüme geriliği bulunuyor. Kan basıncı normal ölçülüyor, laboratuvarda hipokalemi, metabolik alkaloz ve hiperreninemi saptanıyor. Ultrasonografide nefrokalsinozis izleniyor, idrarla kalsiyum atılımı artmış bulunuyor. Serum magnezyumu belirgin düşük bulunmuyor.

Bu tabloda tiyazide duyarlı sodyum-klor eş taşıyıcısının durumu ve tiyazid verildiğinde sodyum atılımında beklenen yanıt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Eş taşıyıcı sağlamdır, tiyazid sodyum atılımını artırır

Kısaca — Artmış kalsiyum atılımı ve nefrokalsinozis defekti Henle kulbuna yerleştirir, tiyazide duyarlı distal basamak sağlam kalır ve tiyazid sodyum atılımını artırır.

Normotansif hipokalemik alkaloz ve hiperreninemi tuz kaybettiren iki tübül basamağında da görülür, ayrımı kalsiyum ve magnezyum yapar. Henle kulbundaki sodyum-potasyum-klor eş taşınımının bozulması medüller gradyanı ve paracellüler kalsiyum geri emilimini bozar, bu yüzden kalsiyum atılımı artar ve nefrokalsinozis gelişir; distal tübüldeki sodyum-klor eş taşınımının bozulmasında ise kalsiyum atılımı azalır ve magnezyum düşer. Bu vakada çatal bulgular kulp defektini gösterdiğinden distal basamak inhibisyona açıktır.

Akıl yürütme

  • Normal kan basıncı ile hipokalemi, metabolik alkaloz ve hiperreninemi → mineralokortikoid fazlalığından çok tübüler tuz kaybına işaret eder
  • Artmış kalsiyum atılımı ve nefrokalsinozis → Henle kulbu basamağını seçtirir ve distal tübül tahminini dışlar; ayırıcı çatal bulgudur
  • Belirgin magnezyum düşüklüğü yokluğu → distal tübül defektinde beklenen hipomagnezeminin yokluğuyla kulp tarafını destekler
  • Poliüri ve büyüme geriliği → konsantrasyon kusuruna bağlı kronik tuz-su kaybıyla uyumludur

Neden diğerleri değil

  • Eş taşıyıcı bozuktur, tiyazid sodyum atılımını artırmaz — kalsiyum ve magnezyum çatalı kaçırılıp defekt distal basamağa yerleştirilirse seçilir, bu vakada distal basamak sağlamdır
  • Henle kulpundaki taşıyıcı sağlamdır, furosemid sodyum atılımını artırmaz — defektin olduğu basamak sağlam sanılmıştır; bozuk kulpta furosemid hedefi zaten işlevsizdir
  • Toplayıcı kanalda ENaC bozuktur, amilorid sodyum atılımını artırmaz — tuz kaybı yanlış segmente taşınmıştır; tabloda ENaC blokajını düşündüren hiperkalemi değil hipokalemi vardır
  • Eş taşıyıcı sağlamdır, tiyazid potasyum atılımını azaltarak hipokalemiyi düzeltir — birinci basamak doğru kurulmuş ancak tiyazidin distal sodyumu artırıp potasyum kaybını artıracağı ters okunmuştur

Aklında kalsın

Nefrokalsinozisli tuz kaybettiren alkalozda kulp bozuktur, distal taşıyıcı sağlam kaldığı için tiyazid hâlâ sodyum attırır.

23. soru

Sağlıklı bir gönüllüde diz ekstansör kasında dereceli istemli kasılma sırasında önce küçük, sonra büyük motor ünitelerin devreye girdiği iğne EMG ile doğrulanıyor ve submaksimal kuvvet uzun süre korunuyor. Aynı kasta aynı başlangıç kuvvetini oluşturacak şiddette perkütan elektrik uyarısı uygulandığında kas uyarılabilirliği ve sinir-kas iletiminin korunmasına karşın kuvvetin çok daha hızlı düştüğü gözleniyor. Elektrik uyarısı sırasında inorganik fosfat ve H⁺ birikimini düşündüren metabolik tablo erken ortaya çıkıyor. İstirahatle her iki durumda da kuvvet toparlanıyor.

Elektrik uyarısındaki erken kuvvet kaybını açıklayan mekanizma en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Hızlı glikolitik liflerin erken aktivasyonu ile metabolit birikiminin hızlanması

Kısaca — Aynı kuvvetin elektrikle daha hızlı yorulması ve iletimin sağlam kalması, geniş çaplı hızlı glikolitik ünitelerin tersine çevrilmiş sırayla erken tutulduğunu gösterir.

İstemli dereceli kasılmada boyut ilkesine göre küçük, yavaş ve oksidatif üniteler önce alınır; bu yüzden submaksimal kuvvet uzun süre korunur. Ekstraselüler elektrik akımı ise eşiği düşük olan geniş çaplı aksonları önce uyarır, böylece aynı başlangıç kuvveti az sayıda ama güçlü hızlı glikolitik lifle üretilir; bu liflerde miyozin ATPaz hızlıdır, oksidatif kapasite düşüktür ve metabolit birikimi erken kuvvet kaybı doğurur.

Akıl yürütme

  • İstemlide küçük-önce sıra ve uzun süreli kuvvet → önce alınanlar yavaş oksidatif, yorgunluğa dirençli liflerdir.
  • Aynı başlangıç kuvvetine karşın elektrikte hızlı düşüş → fark kasın kendisinde değil, hangi lif grubunun devrede olduğundadır.
  • Korunmuş uyarılabilirlik ve sinir-kas iletimi → erken yorgunluk iletim veya membran yetmezliğiyle açıklanamaz; bu çatal ilk akla gelen kavşak kusurunu dışlar.
  • Erken fosfat ve H⁺ tablosu → glikolitik metabolizmanın hızlı liflerde erken devreye girdiğini destekler.

Neden diğerleri değil

  • Yavaş oksidatif liflerin seçici aktivasyonu ile oksidatif fosforilasyonun yetersiz kalması — Elektrikte önce tutulanlar yavaş lifler değildir; yavaş lifler seçilseydi yorgunluk gecikir, erken gelmezdi.
  • Yavaş liflerde miyozin ATPaz hızının artması ile çapraz köprü döngüsünün hızlanması — Yavaş miyozin ATPaz yavaştır ve yorgunluğa direnci artırır; yön ters kurulmuştur.
  • Hızlı liflerde miyoglobin ve kılcal yoğunluğun yüksek olması ile oksijen sunumunun artması — Hızlı glikolitik liflerde miyoglobin ve kılcal yoğunluk düşüktür; bu özellik yavaş liflerindir.
  • Tüm lif tiplerinde sarkoplazmik retikulum Ca²⁺ salınımının azalması ile uyarılmanın bozulması — Uyarılabilirlik ve iletim korunduğu için genel bir salınım yetmezliği beklenmez.

Aklında kalsın

Elektrik uyarısı boyut ilkesini tersine çevirir ve hızlı yorulan lifleri öne alır.

24. soru

Diz çevresi ağrısı olan elli yaşındaki bir erkek hastaya tekrarlayan kapsaisin krem uygulaması başlanıyor. İlk uygulamada belirgin yanma hissi oluyor, tekrarlayan uygulamalarda bu yanma azalıyor. Herhangi bir lokal anestezik uygulanmıyor. Fizik muayenede uygulanan bölgede sıcak ağrısına duyarlılık belirgin azalıyor, soğuk hissi ve hafif dokunma duyusu korunuyor.

Aynı deri bölgesinde ağrılı ısı uyarımıyla oluşturulan akson refleksi eritem yanıtı ile hafif dokunma duyusunun durumu en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Eritem yanıtı azalır, dokunma duyusu korunur

Kısaca — Tekrarlayan kapsaisin TRPV1 taşıyan C nosiseptörlerini duyarsızlaştırır, bu yüzden sıcak ağrısı ve akson refleksi eritem azalırken dokunma korunur.

Kapsaisin TRPV1 eksprese eden polimodal C liflerini önce aktive eder, bu ilk yanmadır; tekrarlayan temas defonksiyona yol açar ve sıcak ağrısı seçici olarak azalır. Soğuk TRPM8 lifleriyle, hafif dokunma ise kalın miyelinli Aβ lifleriyle taşındığından korunur. Aynı C lif uçlarından antidromik salınan Substance P ve CGRP lokal vazodilatasyon ve eritem oluşturur, bu akson refleksi de C lif defonksiyonunda zayıflar. Soğuk ve dokunmanın korunması nonselektif bloğu dışlar.

Akıl yürütme

  • ilk yanma sonra azalan yanma → TRPV1 aktivasyonunu takiben duyarsızlaşmayı düşündürür
  • sıcak ağrısında seçici azalma → TRPV1 taşıyan polimodal C lif defonksiyonunu düşündürür
  • soğuk ve hafif dokunmanın korunması ve lokal anestezik yokluğu → nonselektif bloğu dışlar, seçici C lif etkisini destekler
  • C lif antidromik peptid salımı → akson refleksi eritemde azalma, Aβ korunması beklenir

Neden diğerleri değil

  • Eritem yanıtı artar, dokunma duyusu kaybolur — akut aktivasyonu kalıcı etkiyle karıştırır; tekrarlayan temasta sensitizasyon değil defonksiyon olur
  • Eritem yanıtı korunur, dokunma duyusu artar — ağrı kaybını disinhibisyon sayar; dokunma artışı için mekanizma yoktur ve C lif yanıtı değişmek zorundadır
  • Eritem yanıtı artar, dokunma duyusu korunur — ilk yanmayı kalıcı flare artışı sayar; duyarsızlaşma sonrası eritemin azalacağını kaçırır
  • Eritem yanıtı kaybolur, dokunma duyusu kaybolur — etkiyi nonselektif blok sayar; soğuk ve dokunmanın korunması bu yorumu dışlar

Aklında kalsın

Kapsaisin önce yakar sonra sıcak ağrısını ve nörojenik eritemi seçici azaltır, dokunma ve soğuk korunur.

25. soru

Yirmi sekiz yaşındaki erkek hasta tekrarlayan çarpıntı yakınmasıyla başvuruyor. Atak dışında sinüs ritminde çekilen elektrokardiyogramda PR aralığının kısa olduğu, QRS kompleksinin başlangıcında yavaş yükselen bir çentiklenme bulunduğu ve QRS süresinin hafif uzadığı bildiriliyor. Hasta acile hızlı düzensiz ve geniş QRS’li bir taşikardi ile başvuruyor. Bu sırada atriyal aktivitenin düzensiz ve çok hızlı olduğu izleniyor. Hızı yavaşlatmak amacıyla atriyoventriküler nod iletimini baskılayan bir ilaç uygulanıyor.

Uygulanan ilacın bu hastada ventrikül hızı üzerine beklenen etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Ventrikül hızının artması ve ventriküler fibrilasyon riskinin belirgin artması

Kısaca — Sinüste kısa PR ve yavaş başlangıçlı geniş QRS aksesuar yol preeksitasyonunu gösterir; atriyoventriküler nodu baskılamak uyarıları bu yola yönlendirip ventrikülü hızlandırır.

Aksesuar demet atriyoventriküler nodal gecikmeyi atlar, hızlı ve dekremental olmayan iletim yapar ve kısa refrakter periyodu vardır; bu nedenle sinüste PR kısalır, QRS başlangıcında yavaş yükselen çentiklenme ile QRS hafif genişler. Atriyal fibrilasyonda dakikada yüzlerce düzensiz atriyal uyarı üretilir ve normalde atriyoventriküler nod uzun refrakter periyodu ve dekremental iletimiyle filtre görevi görür. Nod bloke edilirse yarışan nodal yol kapanır, uyarıların büyük kısmı kısa refrakterli aksesuar yoldan ventriküle geçer; ventrikül hızı artar ve ventriküler fibrilasyon riski doğar.

Akıl yürütme

  • sinüste kısa PR ve QRS başında yavaş çentiklenme → nodal gecikmenin atlandığını, preeksitasyon olduğunu düşündürür
  • hızlı düzensiz geniş QRS’li taşikardi ve düzensiz hızlı atriyal aktivite → çatal bulgu; düzenli dar supraventriküler taşikardi değil preeksite atriyal fibrilasyondur
  • atriyoventriküler nod baskılanması → normalde koruyucu filtre kalkar, yalnızca kısa refrakterli aksesuar yol kalır
  • aksesuar yolun dekremental olmaması → yüksek atriyal hızın ventriküle hızla geçmesine yol açar

Neden diğerleri değil

  • Ventrikül hızının yavaşlayarak ritmin sinüs ritmine kendiliğinden dönmesi — bu yanıt aksesuar yolu olmayan sıradan atriyal fibrilasyonda beklenir; burada filtre kalkınca hız yavaşlamaz
  • Ventrikül hızı değişmeden yalnızca QRS morfolojisinin normale dönmesi — aberan iletimde hız kontrolü QRS’i daraltabilir; preeksitasyonda geniş QRS aksesuar yol iletimini yansıtır ve hız değişmeden düzelmez
  • Atriyal hızın yavaşlayarak ventrikül hızıyla eşitlenmesi ve QRS’in daralması — atriyoventriküler nod blokeri atriyal fibrilasyon hızını düzenli hâle getirmez ve ventrikülü atriyuma eşitlemez
  • Aksesuar yolda refrakter periyodun uzayarak iletimin kendiliğinden durması — nodal blokerler aksesuar yol refrakterliğini uzatmaz; aksine o yolu baskısız bırakır

Aklında kalsın

Preeksite atriyal fibrilasyonda atriyoventriküler nodu baskılamak koruyucu filtreyi kaldırır ve ventrikülü hızlandırır.

26. soru

Otuzuncu gebelik haftasında doğan bir bebekte doğumdan kısa süre sonra taşipne, interkostal çekilmeler ve ekspirasyonda inleme başlıyor. Alveol duvarını döşeyen yassı epitel hücreleri sürekli izlenirken sitoplazmasında lameller cisimler içeren kübik hücreler seyrek bulunuyor. Alveolo-kapiller membranda kalınlaşma izlenmiyor.

Bu tabloda Laplace yasası dikkate alındığında ekspirasyon sonunda küçük ve büyük alveoller arasında beklenen hacim değişimi ve fonksiyonel rezidüel kapasitedeki değişimin yönü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Küçük alveoller büyük alveollerin içine boşalır, fonksiyonel rezidüel kapasite azalır

Kısaca — Yassı epitelin sürekliliği ve membran kalınlaşmasının yokluğu difüzyon engelini dışlayıp seyrek lameller cisimli hücrelerle yüzey filmi eksikliğini işaret eder; uniform yüksek yüzey geriliminde Laplace yasası küçük alveolleri büyüklerin içine boşaltır ve fonksiyonel rezidüel kapasiteyi düşürür.

Sitoplazmik lameller cisimler yüzey filmini depolayan tip II pnömositlerin morfolojik karşılığıdır, yassı tip I epitelin sürekli olması ve membranda kalınlaşma olmaması birincil sorunun gaz değişim yüzeyi olmadığını gösterir. Yüzey filmi yetersizken alveoler yüzey gerilimi yüksek ve tüm alveollerde benzer kalır. Küresel bir yapıda çökme basıncı gerilimle doğru ve yarıçapla ters orantılı olduğundan aynı gerilimde küçük yarıçaplı alveolde basınç daha yüksek olur ve küçük alveol büyük alveolün içine boşalır. Yaygın mikroatelektaziler ekspirasyon sonu volümü düşürür.

Akıl yürütme

  • Prematürite ile taşipne, çekilme ve inleme → uyumda zorlanma ve artmış yüzey gerilimi yönünü düşündürür.
  • Yassı epitelin sürekli olması ve membranda kalınlaşma olmaması → difüzyon kalınlaşmasını dışlayan fork bulgudur.
  • Lameller cisimli kübik hücrelerin seyrekliği → yüzey filmini üreten hücrede eksiklik olduğunu gösterir.
  • Uniform yüksek gerilimde yarıçap farkı → Laplace yasası gereği basınç farkının küçük alveol aleyhine olacağını düşündürür.

Neden diğerleri değil

  • Büyük alveoller küçük alveollerin içine boşalır, fonksiyonel rezidüel kapasite artar — Laplace ilişkisini ters okur; büyük yarıçapta basıncın daha yüksek olacağını varsayar ve volüm yönünü de tersine çevirir.
  • Küçük ve büyük alveoller eşit hacimde kalır, fonksiyonel rezidüel kapasite değişmez — Sağlıklı akciğerde yüzey filminin küçük alveolde gerilimi daha çok düşürerek sağladığı dengenin yetersizlikte de sürdüğünü varsayar.
  • Küçük alveoller genişler, fonksiyonel rezidüel kapasite artar — Hem hangi alveolün boşalacağını hem fonksiyonel rezidüel kapasitenin yönünü tersine çevirir.
  • Büyük alveoller kollabe olur, fonksiyonel rezidüel kapasite azalır — Fonksiyonel rezidüel kapasitedeki azalmayı doğru yakalar ancak çöken tarafı karıştırır.

Aklında kalsın

Yüzey filmi yokken kazanan büyük alveoldür, küçük alveol boşalır ve akciğer söner.

27. soru

Şiddetli yan ağrısıyla başvuran hastanın ultrasonografisinde tek taraflı hidronefroz izleniyor, idrar sedimenti normal bulunuyor. Tıkalı böbreğe ait ayrı ölçümlerde para-aminohippürat klirensi görece korunurken inülin klirensi belirgin düşük bulunuyor, filtrasyon fraksiyonu düşük saptanıyor. Kan basıncı ve hidrasyon durumu stabil seyrediyor.

Bu erken dönemde net filtrasyon basıncındaki azalmanın en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Bowman kapsülü hidrostatik basıncında artma

Kısaca — Korunmuş akımla düşen filtrasyon ve düşük fraksiyon tıkanıklığa işaret eder ve Bowman basıncı artışı net filtrasyonu düşürür.

Net filtrasyon basıncı glomerüler kapiller hidrostatik basınçtan Bowman kapsülü hidrostatik basıncı ve glomerüler onkotik basıncın çıkarılmasıyla belirlenir. Tıkanıklığın erken döneminde renal kan akımı görece korunurken Bowman kapsülünde idrar birikimi hidrostatik basıncı yükseltir, net basınç düşer ve inülin klirensi azalır; bu nedenle filtrasyon fraksiyonu düşer. Prerenal efferent patern bunun tersidir ve filtrasyon fraksiyonunu yükseltirdi.

Akıl yürütme

  • Para-aminohippürat klirensinin korunması ile inülin klirensinin düşmesi ve filtrasyon fraksiyonu düşüklüğü → akım korunurken filtrasyonun seçici azaldığına işaret eder.
  • Hidronefroz ile normal sediment ve stabil hidrasyon → prerenal iskemi ve akut tübüler hasarı dışlayan çatal bulgulardır.
  • Ağrı ve filtrasyon düşüşünün ilk bakışta iskemiyi düşündürmesi → düşük fraksiyon bu ilk izlenimi eler ve postrenal mekanizmaya yönlendirir.

Neden diğerleri değil

  • Glomerüler kapiller hidrostatik basıncında artma — Efferent konstrüksiyonda filtrasyonu koruyan değişimdir ve filtrasyon fraksiyonunu yükseltirdi; oysa olguda fraksiyon düşüktür.
  • Glomerüler kapiller onkotik basıncında azalma — Onkotik basınç filtrasyona karşı etki eder, azalması net filtrasyonu artırırdı, azaltmazdı.
  • Glomerüler geçirgenlik katsayısında artma — Katsayı artışı aynı basınçta filtrasyonu artırır; gözlenen düşüşü açıklamaz.
  • Peritübüler kapiller onkotik basıncında artma — Proksimal geri emilimi etkileyen postglomerüler bir kuvvettir; net glomerüler filtrasyon denkleminin doğrudan belirleyicisi değildir.

Aklında kalsın

Tıkanıklık Bowman basıncını yükselterek net filtrasyonu düşürür ve filtrasyon fraksiyonu düşer.

28. soru

Otuz sekiz yaşındaki kadın, iki yıldır katı ve sıvı gıdaları yutarken takılma ve yenmemiş gıdaların regürjitasyonu yakınmasıyla başvuruyor. Belirgin kilo kaybı tarif ediyor; mide yanması ve asit regürjitasyonu olmadığını belirtiyor. Baryumlu özofagus grafisinde distal özofagusta düzgün daralma ve proksimalde dilatasyon izleniyor. Özofagus manometrisinde alt özofagus sfinkterinin istirahat basıncı yüksek bulunuyor; yutma sırasında sfinkterde gevşeme izlenmiyor ve özofagus gövdesinde peristaltik kontraksiyon görülmüyor.

Bu hastada alt özofagus sfinkterine uygulanan botulinum toksini enjeksiyonunun sfinkter basıncını düşürmesini en iyi açıklayan mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Korunmuş kolinerjik liflerden asetilkolin salıveriminin azalması

Kısaca — Yüksek ve gevşemeyen sfinkter ile aperistaltizm, inhibitör ileti kaybına karşı korunmuş kolinerjik tonusu gösterir; bu yüzden asetilkolin salıveriminin bloke edilmesi basıncı düşürür.

Peristaltizm ve yutmayla sfinkter gevşemesi, oral yönde asetilkolin ve substans P ile eksitasyon ve aboral yönde nitrik oksit ve VIP ile inhibisyon gerektiren polarize enterik devredir. Bu tabloda inhibitor nöronların seçici kaybı, eksitatör girdiyi karşıtsız bırakır; sfinkter tonik kasılır ve gövde ilerletici kasılma üretemez. Botulinum toksini kayıp inhibitör sistemi onarmaz, sağlam kalan eksitatör uçtan veziküler salıverimi azaltarak karşıtsız kasılmayı hafifletir.

Akıl yürütme

  • Katı ve sıvı gıdada baştan beri takılma ve yenmemiş gıda regürjitasyonu → lümen içi ilerletici peristaltizm kaybını düşündürür.
  • Mide yanması yokluğu ile sfinkter basıncının yüksek ve gevşemez olması → düşük basınçlı sfinkter ve reflülü fibrotik tabloyu dışlar ve inhibitor kayıp lehine çatal oluşturur.
  • Kuş gagası daralma ve proksimal dilatasyon ile aperistaltizm → fonksiyonel obstrüksiyonun gevşeyemeyen sfinkterde toplandığını destekler.
  • Botulinum toksini sonrası basınç düşüşü → etkinin korunmuş eksitatör kolinerjik yolak üzerinden olması gerektiğini gösterir.

Neden diğerleri değil

  • Kaybedilmiş inhibitör miyenterik liflerde nitrik oksit sentezinin yeniden başlaması — Botulinum toksini nitrik oksit sentezlemez ve kayıp nöronu geri getirmez; etki presinaptik kolinerjik blokajdır.
  • İnterstisyel Cajal hücrelerinde slow-wave ritminin normale dönmesi — Slow-wave miyojenik ritmi belirler, polarize eksitatör-inhibitör refleksi açıklamaz; toksin pacemaker frekansını düzeltmez.
  • Ekstrinsik sempatik inhibitör tonusun ortadan kalkması — Sfinkterin yutmayla gevşemesi enterik nitrerjik inhibitör devredir; sempatik blokaj bu tabloda basıncı düşürmez.
  • Fibrozise uğramış sfinkter düz kasının pasif gevşemesi — Bu açıklama düşük basınçlı ve reflülü fibrotik tabloya uyar; yüksek ve gevşemeyen sfinkter bulgusuyla uyumsuzdur.

Aklında kalsın

İnhibitör miyenterik kayıpta sfinkteri ayakta tutan korunmuş kolinerjik eksitasyondur, tedavinin akut etkisi de bu eksitasyonu azaltmakla açıklanır.

29. soru

Yirmi altı yaşındaki erkek hasta tekrarlayan renal kolik ve nefrolitiyazis yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden erkek kardeşinde de çocukluk çağında başlayan taş hastalığı olduğu öğreniliyor. Tam idrar tetkikinde hekzagonal kristaller izleniyor ve idrarda siyanür-nitroprussid testi pozitif bulunuyor. Serum kalsiyum, fosfor ve parathormon konsantrasyonları normal saptanıyor. Taş analizinde sistinden zengin taş bildiriliyor.

Bu hastada idrarda atılımı artmış bulunması beklenen amino asit aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Lizin

Kısaca — Tekrarlayan sistinden zengin taş, hekzagonal kristal ve pozitif test dibazik amino asit taşıyıcısı defektini gösterir ve aynı taşıyıcıyla taşınan lizin atılımı da artar.

Sistinüri proksimal tübülde sistin ile dibazik amino asitleri birlikte geri emen taşıyıcının defektidir, bu yüzden idrarda yalnızca sistin değil aynı sistemi paylaşan ornitin, lizin ve arjinin de artar. Hekzagonal kristal ve siyanür-nitroprussid pozitifliği sistin yükünü doğrularken normal kalsiyum ve parathormon kalsiyum taşı mekanizmasını dışlar.

Akıl yürütme

  • tekrarlayan taş + kardeşte erken başlangıç → kalıtsal taşıyıcı defekti olasılığını güçlendirir
  • hekzagonal kristal + siyanür-nitroprussid pozitifliği + sistinden zengin taş → sistin yükünü gösterir ve ilk akla gelen kalsiyum oksalatı dışlar
  • serum kalsiyum, fosfor ve parathormon konsantrasyonlarının normal olması → hiperparatiroidi ve kalsiyum taşı yolunu dışlar
  • dibazik taşıyıcı defekti → aynı taşıyıcıyı paylaşan lizinin atılımında artış beklenir

Neden diğerleri değil

  • Glutamat — asidik dikarboksilik gruptandır ve ayrı bir taşıyıcı kullanır, bu tabloda artışı beklenmez
  • Triptofan — nötral hidrofobik aromatik gruptandır ve Hartnup tipi nötral amino asit grubuna girer, bu tabloda artışı beklenmez
  • Serin — nötral hidrofilik gruptandır ve dibazik sistemle taşınmaz, bu tabloda artışı beklenmez
  • Aspartat — asidik gruptandır ve anyonik yan zincir taşır, dibazik katyonik sistemle taşınmaz

Aklında kalsın

Sistin taşı görüldüğünde akla yalnızca sistin değil birlikte taşınan dibazik amino asitler gelir.

30. soru

Deneysel bir çalışmada karaciğer hücre kültüründe pirüvattan oksaloasetat oluşumu izleniyor. Ortama biotin bağlayıcı avidin eklenmesi bu dönüşümü belirgin baskılıyor. ATP tükenmesi aynı baskılanmayı oluştururken yüksek konsantrasyonda bikarbonat eklenmesi tabloyu düzeltmiyor. Karbonik anhidraz inhibitörü asetazolamid eklenmesi ise bu dönüşümü değiştirmiyor.

Bu baskılanmanın devamında konsantrasyonunda artma beklenen metabolit aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Laktat

Kısaca — Avidin ve ATP bağımlılığı biotinli ligazı düşündürür; kullanılamayan pirüvat alternatif yola kayar ve artması beklenen ürün laktattır.

Pirüvat karboksilaz pirüvat, bikarbonat ve ATP’den oksaloasetat yapar ve biotine ihtiyaç duyar. Avidin biotini bağlayarak, ATP tükenmesi ise enerji basamağını kısıtlayarak aynı tabloyu verir. Bikarbonat fazlalığının düzeltmemesi sorunun substrat eksikliği olmadığını, asetazolamidin etkilememesi sorunun karbonik anhidraz olmadığını gösterir. Kullanılamayan pirüvat laktat dehidrogenaz yönüne kayar.

  • avidinle baskılanma biotin bağımlı karboksilasyon basamağını düşündürür
  • ATP tükenmesiyle aynı tablonun oluşması ATP harcayan ligaz mekanizmasını düşündürür
  • bikarbonat fazlalığının düzeltmemesi eksikliğin substratta değil enzim mekanizmasında olduğunu gösterir
  • asetazolamidin değiştirmemesi bikarbonatla ilgili ilk akla gelen enzimi dışlayan çatal bulgudur

Neden diğerleri değil

  • baskılanan basamağın doğrudan ürünü; azalması gerekir, artması beklenmez
  • oksaloasetata bağımlı yoğunlaşma ürünü; oksaloasetat azlığında sentezi azalır
  • oksaloasetattan glukoneogeneze giden ardıl; oksaloasetat azlığında azalır
  • reaksiyonda substrat olarak kullanılan molekül; ortamda fazla verilmesine rağmen tablo düzelmemiştir ve artması beklenen ürün değildir

Aklında kalsın

Bikarbonat kullanan her basamak karbonik anhidraz değildir; biotin ve ATP bağımlılık ligazı düşündürür, biriken pirüvat laktata kayar.

31. soru

Deneysel bir çalışmada glukoz içeren aerobik ortamda inkübe edilen kas homojenatına pentavalan arsenat ekleniyor. Ortamda inorganik fosfat bulunduğu ve lipoik asit bağımlı alfa-ketoasit dehidrogenaz aktivitelerinin korunduğu doğrulanıyor. İnkübasyon boyunca glukoz tüketiminin sürdüğü gözleniyor.

Bu deneyde glikolitik laktat oluşumu ve glikolizden elde edilen net ATP kazancı açısından beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Laktat oluşumu sürer, net ATP kazancı azalır

Kısaca — Arsenat fosfatın yerine geçerek ATP üretilmeden glikolizin devam etmesini sağlar, laktat sürerken net ATP azalır.

Pentavalan arsenat gliseraldehit-3-fosfat dehidrogenaz basamağında fosfat yerine kullanılır ve oluşan 1-arseno-3-fosfogliserat spontan hidrolize uğrar, bu nedenle fosfogliserat kinaz basamağında substrat düzeyi fosforilasyonla ATP üretilemez. Yol durmadığı için pirüvat ve laktat oluşumu sürer, ancak hazırlık fazında harcanan ATP karşılanamadığından net kazanç azalır.

Akıl yürütme

  • pentavalan arsenat ifadesi → fosfat analoğu olarak glikolizde eşleşmeyi bozmayı düşündürür
  • lipoik asit bağımlı aktivitelerin korunması → trivalan arsenitin pirüvat dehidrogenaz blokajını dışlar ve ilk akla gelen komşu mekanizmayı eler
  • glukoz tüketiminin sürmesi → akının baskılanmadığını ve laktata gidişin devam ettiğini destekler

Neden diğerleri değil

  • Laktat oluşumu baskılanır, net ATP kazancı artar — Akı baskılanmaz, sürer; ATP artmaz, eşleşme bozulduğu için azalır.
  • Laktat oluşumu baskılanır, net ATP kazancı azalır — ATP yönü doğru yakalanmış ancak akı-ATP ayrışması kaçırılmıştır; arsenat yolu durdurmaz.
  • Laktat oluşumu sürer, net ATP kazancı artar — Yolun sürmesi ATP artışı demek değildir, hidroliz nedeniyle fosfogliserat kinaz kazancı kaybolur.
  • Laktat oluşumu sürer, net ATP kazancı değişmez — Bu patern glikolitik ATP’nin korunduğu arsenit tipi pirüvat dehidrogenaz blokajında beklenir, fosfogliserat kinaz kazancını silen arsenatta değil.

Aklında kalsın

Arsenat glikolizi durdurmadan substrat düzeyi fosforilasyonu siler, laktat devam ederken net ATP düşer.

32. soru

Kronik pankreatit tanısıyla izlenen orta yaşlı bir hastada ekmek, makarna ve patates gibi nişasta ağırlıklı öğünlerden sonra karında şişkinlik, gaz ve sulu diyare ortaya çıkıyor. Sukroz veya laktoz içeren tatlı ve sütlü gıdaları benzer yakınma olmadan tolere ettiği öğreniliyor. Dışkıda çok sayıda nişasta granülü görülüyor, steatore saptanıyor. İnce bağırsak biyopsisinde villus yapısı normal bulunuyor, fırçamsı kenar disakkaridaz aktiviteleri normal sınırlarda ölçülüyor.

Bu hastada nişasta ve sukroz yüklemeleri sonrası kan glukoz eğrilerinin seyri açısından aşağıdakilerden hangisinin olması en olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: B — Nişasta sonrası düz seyir, sukroz sonrası normal yükselme

Kısaca — Pankreatik amilaz eksikliğinde nişasta parçalanamadığı için nişasta yüklemesi kan glukozunu yükseltmezken fırçamsı kenar sağlam kaldığı için sukroz normal yükselir.

İlk çıkarım lüminal nişasta sindirimi defektidir; pankreatik alfa amilaz nişastadaki alfa-1,4 bağlarını maltoz, maltotrioz ve limit dekstrinlere parçalar, ardından fırçamsı kenar maltaz-glukoamilaz ve sukraz-izomaltaz disakkaritleri monosakkaritlere çevirir. Amilaz çalışmadığında nişastadan glukoz oluşmaz ve kan eğrisi düz seyreder, sukraz-izomaltaz sağlam olduğu için sukrozdan glukoz ve fruktoz oluşur ve kan glukozu normal yükselir. Sukrozu sorunsuz tolere etme ile normal villus ve normal disakkaridaz, yaygın mukozal hastalığı dışlar.

Akıl yürütme

  • Nişastayla şişkinlik, gaz ve sulu diyare ile dışkıda nişasta granülü → sindirilemeyen karbonhidratın kolonda fermente olduğunu düşündürür
  • Sukroz ve laktozu sorunsuz tolere etme → fırçamsı kenar disakkaridazlarının çalıştığını destekler
  • Normal villus ve normal disakkaridaz → yaygın mukozal hastalığı dışlar
  • Steatore varlığı → lüminal pankreatik yetmezlik zeminini destekler

Neden diğerleri değil

  • Nişasta sonrası normal yükselme, sukroz sonrası düz seyir — lüminal ve fırçamsı kenar basamaklarını ters eşleştirir, sağlam sukroz yolunu bozuk sanır
  • Nişasta sonrası normal yükselme, sukroz sonrası normal yükselme — pankreatik basamağın kan eğrisini değiştirmeyeceğini varsayar, sindirilemeyen nişastadan glukoz bekler
  • Nişasta sonrası düz seyir, sukroz sonrası düz seyir — yaygın mukozal hastalık varsayar, oysa sukroz toleransı ve normal histoloji bunu dışlar
  • Nişasta sonrası abartılı yükselme, sukroz sonrası normal yükselme — ozmotik yükü hızlı emilim sanır ve yönü tersine çevirir

Aklında kalsın

Nişasta önce pankreatik amilazla, disakkaritler sonra fırçamsı kenarda sindirilir.

33. soru

35 yaşındaki bir erkek hasta uzun süreli total parenteral beslenme sırasında yaygın kuru pullanma, saç dökülmesi ve yara iyileşmesinde gecikme yakınmalarıyla değerlendiriliyor. Parenteral karışımda amino asit, glukoz, vitamin ve mineraller bulunduğu, lipit emülsiyonu bulunmadığı öğreniliyor. Fizik muayenede ekzematöz dermatit ve alopesi saptanıyor. Laboratuvar incelemede serum çinko konsantrasyonu, alkalen fosfataz aktivitesi ve plazma proteinleri normal bulunuyor.

Bu tabloda plazma konsantrasyonunda azalma görülmesi beklenen yağ asidi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Araşidonik asit (20:4, n-6)

Kısaca — Lipitsiz parenteral beslenme esansiyel yağ asidi eksikliği yapar, linoleikten yapılan araşidonik asit azalırken de novo yapılabilenler azalmaz.

Linoleik asit ve alfa-linolenik asit memelide yapılamaz, diyetle alınmak zorundadır; araşidonik asit büyük ölçüde linoleikten uzatma ve desatürasyonla sentezlenir. Palmitik, stearik, oleik ve palmitoleik asitler ise asetil-KoA’dan de novo sentezle yapılabilir. Lipit emülsiyonu içermeyen uzun süreli parenteral beslenmede esansiyel öncüller tükenir, ekzematöz dermatit, alopesi ve geç yara iyileşmesi ortaya çıkar; çinko ve protein normalken tablo esansiyel yağ asidi eksikliğini düşündürür ve n-6 yoldan araşidonik asit sentezi azalır.

Akıl yürütme

  • lipit emülsiyonsuz uzun süreli parenteral beslenme + dermatit, alopesi ve geç iyileşme → esansiyel yağ asidi eksikliğini düşündürür
  • serum çinko konsantrasyonu, alkalen fosfataz aktivitesi ve plazma proteinlerinin normal olması → çinko ve protein eksikliğini dışlar, ilk akla gelen taklit nedeni eler
  • memelide n-6 ve n-3 çoklu doymamışlar yapılamazken doymuş ve n-9 ile n-7 tekli doymamışlar yapılabilir → eksiklikte yalnızca esansiyel yolun ürünü azalır

Neden diğerleri değil

  • Oleik asit (18:1, n-9) — de novo yapılabilen n-9 yağ asididir; eksiklikte azalmaz, tersine oleattan alternatif yol artabilir
  • Palmitik asit (16:0) — yağ asidi sentazla asetil-KoA’dan yapılan ana üründür; diyette yağ yokluğunda azalmaz
  • Stearik asit (18:0) — palmitattan uzatmayla yapılan doymuş asittir; esansiyel olmadığı için konsantrasyonu düşmez
  • Palmitoleik asit (16:1, n-7) — palmitattan desatürasyonla yapılan n-7 asittir; esansiyel yolun göstergesi değildir

Aklında kalsın

Esansiyel yağ asitleri alınamazsa n-6 ürünü araşidonik asit azalır, de novo yapılabilen doymuş ve tekli doymamış asitler azalmaz.

34. soru

Geniş yanık sonrası yoğun bakımda izlenen bir hastaya yeterli miktarda protein verilmesine rağmen kas kitlesinde belirgin azalma ve negatif azot dengesi saptanıyor. Plazmada valin, lösin ve izolösin düşük, alanin yüksek bulunuyor; idrarla üre atılımı artmış olarak izleniyor. Karaciğer fonksiyon testleri normal sınırlarda bulunuyor.

Bu tabloda karaciğerde artan üre oluşumuna azot sağlayan akış en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Kasta dallı zincirli amino asitlerden çıkan amino grubunun pirüvatla alanine aktarılması ve alaninin karaciğere taşınması

Kısaca — Hiperkatabolik durumda kasda dallı zincirli amino asitlerden çıkan amino grubu alaninle karaciğere taşınır ve üreye katılır.

Yeterli proteine rağmen negatif denge ve kas kaybı yıkım artışını gösterir. Kasda dallı zincirli aminotransferaz aktivitesi yüksektir, karaciğerde düşüktür; bu yüzden valin, lösin ve izolösinin amino grubu önce alfa-ketoglutarata geçerek glutamat oluşturur, sonra alanin aminotransferazla pirüvata aktarılarak alanin yapılır. Alanin karaciğerde yeniden transamine olarak azotu glutamat üzerinden üre döngüsüne verir ve idrar üresindeki artış böyle açıklanır.

Akıl yürütme

  • yeterli proteine rağmen negatif azot dengesi ve kas kaybı → alım eksikliğini değil yıkım artışını gösterir
  • düşük dallı zincirli amino asitler ile yüksek alanin → amino grubunun kasda pirüvata aktarıldığını düşündürür
  • artmış idrar üresi ile normal karaciğer testleri → üre yapım bozukluğunu dışlar ve fazla azotun kasdan geldiğini destekler

Neden diğerleri değil

  • Karaciğerde dallı zincirli amino asitlerin doğrudan oksidatif deaminasyonla amonyağa dönüştürülmesi ve amonyağın üre döngüsüne katılması — dallı zincirli transaminasyonun ana yeri kasdır; karaciğerde bu ilk basamak düşüktür, bu seçenek dokuyu ters tanımlar.
  • Böbrekte glutaminaz ile üretilen amonyağın kan yoluyla karaciğere taşınması ve karaciğerde üre sentezinde kullanılması — böbrekte oluşan amonyak idrarla atılmak içindir, kanla karaciğere üre yakıtı olarak taşınmaz; yön ters kurulmuştur.
  • Karaciğerde glutamat dehidrojenaz ile serbest amonyağın yüksek ilgiyle fikse edilerek glutamat yapılması ve üreye yönlendirilmesi — amonyağı yüksek ilgiyle fikse eden enzim glutamin sentetazdır; glutamat dehidrojenaz bu bağlamda oksidatif deaminasyon yönünde çalışır.
  • Bağırsak mukozasında glutaminden sentezlenen alaninin portal kanla karaciğere gelmesi ve burada üreye azot sağlaması — bu tabloda kas kaybı ve dallı zincirli düşüşle uyumlu ana alanin kaynağı kasdır, bağırsak değildir.

Aklında kalsın

Dallı zincirli amino asitler öncelikle kasda transamine olur, azot alanin ve glutaminle karaciğer ve böbreğe taşınır.

35. soru

Otuz yaşındaki bir kadın hastada bariatrik cerrahi sonrası kronik yağlı dışkılama gelişiyor. Son bir yılda ilerleyici yürüme bozukluğu, vibrasyon ve pozisyon duyusunda kayıp ile derin tendon reflekslerinde azalma ortaya çıkıyor. Göz muayenesinde pigmenter retinopati saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin düşük, ortalama eritrosit hacmi ve serum kobalamin ile folat normal bulunuyor.

Bu hastada anemiden en olası sorumlu mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Eritrosit membranında lipid peroksidasyonuna bağlı yaşam süresinde kısalma

Kısaca — E vitamini eksikliği membranları peroksidasyona açık bırakır, eritrositler erken yıkılır ve posterior kolon bulgularıyla anemi birleşir.

Alfa-tokoferol membranlardaki çoklu doymamış yağ asitlerini lipid peroksidasyonuna karşı koruyan temel antioksidandır; kronik yağ malabsorpsiyonunda emilimi bozulunca eritrosit membranı oksidan hasara duyarlı hale gelir ve yaşam süresi kısalır. Aynı korunma kaybı dorsal kolon ve spinoserebellar yollarda nörodejenerasyona ve retinopatiye yol açar, bu yüzden ataksi, vibrasyon ve pozisyon duyusu kaybı, arefleksi ve pigmenter retinopati anemiye eşlik eder. Ortalama eritrosit hacmi ile kobalamin ve folat normalken megaloblastik mekanizma dışlanır.

Akıl yürütme

  • Bariatrik cerrahi sonrası kronik yağlı dışkılama → yağda çözünen vitamin emilim bozukluğunu düşündürür
  • Vibrasyon ve pozisyon kaybı, ataksi, arefleksi ve retinopati → antioksidan savunma kaybına bağlı nörodejenerasyonu destekler
  • Hacim, kobalamin ve folatın normal olması → megaloblastik nedeni dışlar

Neden diğerleri değil

  • DNA sentezinde bozulmaya bağlı etkisiz ve megaloblastik eritropoez — bu mekanizma yüksek hacim, düşük kobalamin veya folat ve yüksek homosistein ile metilmalonat gerektirir, burada hepsi normaldir
  • Demir eksikliğine bağlı hemoglobin sentezinde azalma — demir eksikliği mikrositer patern ve nöroretinopatisiz seyir yapar, bu tablodaki posterior kolon bulgularını açıklamaz
  • Kronik inflamasyona bağlı demir kullanımında bozulma ile kemik iliğinde eritropoezde belirgin azalma — kronik hastalık anemisi yağ malabsorpsiyonu, ilerleyici ataksi ve retinopati üçlüsünü birleştirmez
  • Globin zincir dengesizliğine bağlı intramedüller eritrosit yıkımında artış — globin dengesizliği kalıtsal eritrosit morfolojisi ve aile öyküsüyle gider, bu sistemik edinilmiş tabloya uymaz

Aklında kalsın

Ataksi ve anemi normal hacim ve normal kobalaminle birlikteyse kobalamini bırakıp E vitamininin antioksidan fonksiyonunu hatırla.

36. soru

Yorgunluk, kilo kaybı ve postüral hipotansiyon yakınmalarıyla başvuran hastada sabah plazma kortizolü düşük, ACTH belirgin yüksek saptanıyor. Görüntülemede adrenal medulla dokusu korunmuş izleniyor ve otoimmün süreçle bilateral adrenal korteksin harabiyete uğradığı düşünülüyor. Soğuk uygulamasına sempatik presör yanıt ve istirahat vasküler tonus korunmuş bulunuyor.

Bu hastada adrenal medullanın katekolamin çıktısı için aşağıdakilerden hangisi en olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: B — Epinefrinde belirgin azalma ile norepinefrinde görece korunma

Kısaca — Korteks yıkımı intra-adrenal kortizolü kaldırır, PNMT indüklenemez ve epinefrin seçici olarak azalır.

Adrenal medullada norepinefrinden epinefrin sentezleyen feniletanolamin-N-metiltransferaz, korteksten portal yolla gelen yüksek kortizol ile indüklenir. Korteks harabiyetinde medulla sağlam kalsa da bu indüksiyon kurulamaz; bu nedenle norepinefrin oluşumu korunurken epinefrine dönüşüm belirgin azalır.

Akıl yürütme

  • Kortizol düşük + ACTH yüksek → primer korteks yetmezliği
  • Medulla korunmuş + sempatik presör yanıt korunmuş → yaygın sempatik-meduller yıkım değil
  • Yüksek lokal kortizol kaybı → PNMT indüksiyonunun kurulamaması
  • PNMT yalnızca son basamağı katalizler → epinefrin düşer, norepinefrin görece korunur

Neden diğerleri değil

  • Epinefrin ve norepinefrin düzeylerinde birlikte belirgin azalma — Medulla sağlamlığı ve korunmuş noradrenerjik yanıtla çelişir; genel yetmezlik paternidir.
  • Epinefrinde belirgin artma ile norepinefrinde azalma — Enzim yönü ters okunmuştur; ürün ve prekürsör yer değiştirmiştir.
  • Epinefrin ve norepinefrin düzeylerinde birlikte belirgin artma — Stres ya da katekolamin fazlalığı paternidir; korteks yıkımında beklenen seçici azalmayı açıklamaz.
  • Norepinefrinde belirgin azalma ile epinefrinde görece korunma — Azalan basamak karıştırılmıştır; PNMT bloğu norepinefrini değil epinefrini düşürür.

Aklında kalsın

Adrenal medullada epinefrin sentezi korteksten gelen yüksek kortizole bağımlıdır; korteks kaybı epinefrini seçici olarak azaltır.

37. soru

Epilepsi nedeniyle uzun süredir fenitoin kullanan kırk yaşındaki bir kadın hasta halsizlik yakınmasıyla başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde total tiroksin düşük, serbest tiroksin normal ve TSH normal bulunuyor; TBG ve albümin konsantrasyonları normal sınırlarda saptanıyor. Fizik muayenede hipotiroidiyi düşündüren belirgin bulgu saptanmıyor.

Bu tabloda tiroid hormonlarının taşınmasındaki değişikliğin sonucu olarak aşağıdakilerden hangisi beklenir?

Cevabı göster

Cevap: C — T3 resin uptake testinde yükselme

Kısaca — Fenitoin tiroksini bağlayıcı proteinden uzaklaştırır; total düşerken serbest ve TSH normal kalır ve T3 resin uptake artar.

Fenitoin TBG üzerindeki bağlanma bölgeleri için tiroksinle yarışır ve serbest fraksiyonu geçici olarak artırır. Hipotalamus-hipofiz-tiroid aksı serbest hormona göre ayarlandığı için artan klirensle yeni dengede total düşük, serbest normal ve TSH normal olur; serum bağlanma bölgeleri ilaçla tutulduğu için işaretli T3 seruma daha az, rezine daha fazla bağlanır.

Akıl yürütme

  • Total tiroksin düşük + serbest normal + TSH normal → bez yetmezliği değil, taşıma düzeyinde sorun
  • TBG ve albümin normal + fenitoin kullanımı → protein artışı değil, bağlanma bölgesi için yarışma
  • Hipotiroidi bulgusunun olmaması → primer hipotiroidiyi dışlar
  • Bağlanma bölgelerinin ilaçla tutulması → işaretli T3'ün rezine kayması ve uptake artışı

Neden diğerleri değil

  • Serbest tiroksin düzeyinde düşme — Serbest hormon aks tarafından korunur; burada normal ölçülmüştür, total düşüklük serbest düşüklük demek değildir.
  • TSH düzeyinde yükselme — Serbest normalken negatif feedback artmaz; bu primer hipotiroidi paternidir ve TSH normal bulgusuyla çelişir.
  • Tiroid bezinde radyoaktif iyot tutulumunda azalma — Bez fonksiyonu bozulmamıştır; taşıma defekti bez tutulumunu azaltmaz.
  • TBG konsantrasyonunda artma — TBG normal ölçülmüştür; total değişikliği protein artışıyla değil yer değiştirmeyle açıklanır.

Aklında kalsın

Total hormon bağlayıcı protein etkileriyle değişir; serbest ve TSH normalken total tek başına hipo ya da hipertiroidi göstermez.

38. soru

Kışın kömür sobasıyla ısıtılan odada uzun süre kalan elli yaşındaki bir erkek hasta baş ağrısı ve bilinç bulanıklığı yakınmasıyla acile getiriliyor. Cilt ve mukozalar pembe görünüyor, kanda çikolata renk değişimi izlenmiyor. Arter kan gazında oksijen parsiyel basıncı normal bulunurken pH düşük, plazma bikarbonat konsantrasyonu düşük ve karbondioksit parsiyel basıncı düşük saptanıyor. Parsiyel basınçtan hesaplanan oksijen saturasyonu normal görünürken doğrudan ölçülen kan oksijen içeriği belirgin düşük bulunuyor ve laktat yüksek saptanıyor. Hastanın oksidan ilaç maruziyeti veya günler süren kronik hipoksi öyküsü olmadığı öğreniliyor.

Bu tabloda dokuya oksijen sunumundaki yetersizliği en uygun açıklayan hemoglobin değişikliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Hemoglobinin oksijene afinitesinin artması ve bağlı oksijeni dokuya daha az bırakması

Kısaca — Hem grubuna yarışmalı bağlanan gaz taşıma kapasitesini düşürür ve kalan hemlerin oksijeni daha sıkı tutmasına yol açarak dokuya bırakılmayı bozar.

Söz konusu gaz hem demirine oksijenden çok daha sıkı bağlanır, fonksiyonel hemoglobin miktarını azaltır ve aynı tetramerdeki diğer hemlerin oksijene ilgisini artırır; eğri sola kayar. Bu nedenle arteriyel parsiyel basınç normal kalsa ve hesaplanan saturasyon normal görünse bile içerik düşüktür, kapillerde bırakılma ve miyoglobine aktarım azalır, anaerobik metabolizma belirir.

  • Soba maruziyeti ve bilinç bulanıklığı alveoler hipoksiden önce hem düzeyinde yarışmalı bağlanmayı düşündürür
  • Pembe görünüm ve çikolata rengin izlenmemesi deoksihemoglobin siyanozunu ve oksitlenmiş demir tablosunu dışlayan çatal bulgudur
  • Parsiyel basınç normalken içeriğin düşük olması sorunun akciğerde yüklenme değil kanda taşıma ve dokuda bırakılma olduğunu gösterir
  • Hesaplanan saturasyonun normal görünmesi parsiyel basınçtan türetilen hesabın işlevsel olmayan hemoglobini gizlediğini destekler

Neden diğerleri değil

  • Afinitede azalma ile bırakılmada artma kronik hipoksideki kompansatuvar sağa kaymadır; burada kalan hemler oksijeni daha sıkı tutar
  • Ferrik oksitlenme ile methemoglobin oluşumu oksidan maruziyeti ve çikolata renkli kan tablosudur; soba maruziyeti ve pembe görünümle uyumsuzdur
  • 2,3-bifosfogliserat artışı ile sağa kayma günler süren kronik yanıttır; akut tabloda bırakılma artmaz, azalır
  • Miyoglobin afinitesinde azalma kusuru yanlış molelüle yerleştirir; miyoglobin yüksek afiniteli alıcıdır, bozulan basamak hemoglobinden bırakılmadır

Aklında kalsın

Parsiyel basınç normalken içerik düşükse akla hem düzeyinde yarışma ve sola kaymayla bozulmuş bırakılma gelir.

39. soru

Altmış yaşındaki erkek hasta, günlerdir süren sulu ishal ve giderek artan halsizlik yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede derin ve hızlı solunum yerine yüzeysel ve yavaş solunum dikkat çekiyor, yakın zamanda sedatif ilaç başlandığı öğreniliyor. Laboratuvar incelemede plazma bikarbonat konsantrasyonunun düşük, arteriyel pH’nin düşük olduğu, PaCO2'nin ise düşük değil yüksek bulunduğu bildiriliyor. İdrar ve plazma keton testleri negatif saptanıyor.

Bu hastada bikarbonat tampon sisteminin etkinliği açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — CO2 atılamadığı için bikarbonat tamponunun kapalı sistem gibi davranarak pH düşüşünü derinleştirdiği

Kısaca — Alveoler ventilasyon artırılamadığı için bikarbonat tamponu kapalı sisteme döner ve aynı asit yükü pH’yi daha fazla düşürür.

Bikarbonat tamponunun gücü CO2'nin akciğerle uzaklaştırılmasına dayanır; metabolik asidozda beklenen hiperventilasyon gerçekleşmez ve PaCO2 yükselirse oluşan CO2 ortamda kalır, tampon kapasitesi düşer ve pH düşüşü derinleşir.

Akıl yürütme

  • Sulu ishal + düşük bikarbonat + düşük pH → bikarbonat kaybına bağlı metabolik asidozu gösterir
  • Yüzeysel yavaş solunum + sedatif öyküsü + düşük değil yüksek PaCO2 → respiratuvar kompansasyonun yokluğunu ve ek respiratuvar asidozu gösterir
  • Ketonların negatif olması → ketoasidoz olasılığını dışlar ve ishali öne çıkarır
  • PaCO2 yüksekliğine rağmen asideminin sürmesi → açık sistem koşulunun bozulduğunu ve kapalı sistem davranışını düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Alveoler ventilasyonun artmasıyla CO2'nin uzaklaştırıldığı ve pH düşüşünün sınırlı kaldığı ve tablonun hızla düzeldiği — yüksek PaCO2 ve sedasyon fork bulgusunu yok sayar; ventilasyon artmamıştır
  • CO2'nin hızla uzaklaştırılmasıyla bikarbonat tamponunun açık sistem etkinliğini sürdürdüğü — CO2 atılımının sürdüğünü varsayar; oysa CO2 atılamadığı için sistem kapalıdır
  • Primer respiratuvar alkalozun gelişerek plazma bikarbonatını kompansatuvar olarak yükselttiği — yönü ters kurar; bikarbonat düşükken primer alkaloz ve kompansatuvar yükselme olamaz
  • Plazma bikarbonatının primer olarak yükselerek mevcut tabloyu oluşturduğu — düşük bikarbonat ve ishal kaybıyla çelişir; primer metabolik alkaloz tablosu değildir

Aklında kalsın

Bikarbonat açık sistemde güçlüdür, CO2 atılamazsa kapalı sisteme döner ve tampon gücü düşer.

40. soru

Ateş ve öksürük yakınmasıyla başvuran yaşlı kadın hastada lober pnömoni ve Coombs negatif hemolitik anemi birlikte saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde C-reaktif protein, laktat dehidrogenaz ve indirekt bilirubinde artış, haptoglobinde belirgin azalma bulunuyor. İdrar dipstick testinde kan pozitif saptanırken mikroskobide eritrosit izlenmiyor. Direkt antiglobulin testi negatif sonuçlanıyor.

Haptoglobin tüketimine eşlik eden tablo yönünden bu hastada aşağıdakilerden hangisinin olması en olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: B — Serum hemopeksininde azalma ve idrarda hemosiderin saptanması

Kısaca — Akut faz uyarısına rağmen düşük haptoglobin intravasküler tüketimi kanıtlar ve hemopeksin de tükenerek hemosiderinüri ortaya çıkar.

Haptoglobin akut faz proteini olduğundan pnömonide yükselmesi beklenir; belirgin düşüklük sentez azlığıyla değil serbest hemoglobinle aşırı tüketimle uyumludur. Haptoglobin tükenince açıkta kalan serbest hemoglobinden ayrılan hem hemopeksinle bağlanır, hemopeksin de azalır ve böbrek tübüllerinde demir hemosiderin olarak birikir.

Akıl yürütme

  • yüksek C-reaktif proteine rağmen düşük haptoglobin → çatal bulgudur, sentez artışını aşan tüketimi düşündürür
  • dipstickte kan pozitifliği + mikroskobide eritrosit yokluğu → hematüriyi dışlar, serbest hemoglobin ya da miyoglobini destekler
  • negatif direkt antiglobulin test + yüksek laktat dehidrogenaz ve indirekt bilirubin → otoimmün ekstravasküler mekanizmayı dışlar, intravasküler hemolizi destekler

Neden diğerleri değil

  • Direkt antiglobulin testinde pozitifleşme ve sferositlerde artış — negatif test varken otoimmün ekstravasküler hemolizi varsayar.
  • Akut faz yanıtına bağlı haptoglobin sentezinde net artış olması — inflamasyonun haptoglobini yükselteceği doğrudur ancak derin düşüklük tüketimin senteze baskın geldiğini gösterir.
  • İdrar mikroskobisinde bol eritrosit ve eritrosit silendiri görülmesi — dipstick pozitifliğini hematüri gibi okur; mikroskobide eritrosit yokluğu bunu dışlar.
  • Konjuge bilirubinde izole artış ve idrarda bilirubin saptanması — hemolizdeki indirekt artışı kolestazla karıştırır ve serbest hemoglobin tablosunu açıklamaz.

Aklında kalsın

İnflamasyonda bile düşük haptoglobin tüketimi gösterir; haptoglobin biterse hemopeksin de tükenir.

41. soru

Kronik karaciğer hastalığı nedeniyle izlenen ellili yaşlarındaki erkek hasta yaygın ödem ve tekrarlayan kusma yakınmasıyla başvuruyor. Laboratuvar incelemede serum albümin ve total kalsiyum konsantrasyonları düşük, fosfat normal sınırlarda ve arteriyel pH yüksek bulunuyor. D vitamini replasmanına rağmen total kalsiyum düşüklüğünün sürdüğü öğreniliyor.

Bu hastada albümin ve asit-baz durumu birlikte değerlendirildiğinde iyonize kalsiyum düzeyi yönünden beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Alkalozun bağlanmayı artırması nedeniyle iyonize kalsiyumun azalması

Kısaca — Yalnız albümin düşüklüğü total kalsiyumu düşürüp iyonize kalsiyumu korur, ancak alkaloz bağlanmayı artırarak bu korunmayı ortadan kaldırır ve iyonize kalsiyum azalır.

Albümin plazmada kalsiyumun önemli bağlayıcısıdır ve parathormon ile nöromüsküler uyarılabilirliği belirleyen fizyolojik olarak aktif fraksiyon iyonize kalsiyumdur. Albümin azaldığında total kalsiyum düşük ölçülürken iyonize fraksiyon genellikle korunur. Asit-baz durumu bu dengeyi değiştirir: alkaloz albümine bağlanmayı artırıp iyonize kalsiyumu azaltır, asidoz ise tersini yapar. Bu olguda tekrarlayan kusmaya bağlı alkaloz, bağlayıcı azlığına rağmen serbest kalsiyumu düşürür; normal fosfat ve replasmanla düzelmeyen total düşüklük D vitamini eksikliğini dışlar.

Akıl yürütme

  • düşük albümin ve düşük total kalsiyum ile yaygın ödem → bağlı fraksiyon azlığını düşündürür
  • arteriyel pH yüksekliği ve tekrarlayan kusma → alkalozun bağlanmayı artıracağını destekler
  • normal fosfat ve replasmanla düzelmeme → D vitamini eksikliğini dışlar
  • yalnız albümine bakıp normal iyonize beklemek → alkaloz çatal bulgusuyla düzeltilir, net yön azalmadır

Neden diğerleri değil

  • Albümin düşüklüğüne rağmen iyonize kalsiyumun normal kalması — izole hipoalbüminemiye ait doğru beklentiyi bu tabloya taşır; alkaloz çatalını yok sayan ilk izlenim hatasıdır
  • Alkalozun bağlanmayı azaltması nedeniyle iyonize kalsiyumun artması — pH etkisinin yönünü ters çevirir; alkaloz bağlanmayı azaltmaz, artırır
  • Albümin düşüklüğünün bağlanmayı artırması nedeniyle iyonize kalsiyumun azalması — albümin etkisinin yönünü ters çevirir; bağlayıcı azalması bağlanmayı artırmaz
  • D vitamini eksikliğinin sürmesi nedeniyle iyonize kalsiyumun azalması — normal fosfat ve replasmanla düzelmeme bu mekanizmayı dışlar; total düşüklüğü D vitamini eksikliğiyle eşitler

Aklında kalsın

Albümin totali düşürür, pH iyonize olanı belirler; alkaloz bağlanmayı artırıp iyonize kalsiyumu azaltır.

42. soru

Üç aylık bir erkek bebek belirgin hipotoni, baş kontrolünde gecikme ve beslenme güçlüğü nedeniyle getiriliyor. Fizik muayenede masif kardiyomegali ve hafif hepatomegali saptanıyor; iskelet kasları güçsüz ve hipotonik bulunuyor. Laboratuvarda kreatin kinaz ve transaminazlar yüksek bulunurken açlıkta kan glukozu ve laktat normal sınırlarda seyrediyor. Sık solunum yolu enfeksiyonu ve kilo alamama öyküsü bulunuyor.

Bu bebekte uzamış açlık sonrası kan glukoz ve laktat konsantrasyonlarında beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Glukoz normal kalır, laktat normal kalır

Kısaca — Hipotonik bebekte masif kardiyomegali ve miyopatiye rağmen açlık glukoz ve laktatın normal kalması sitozolik glikojenoliz değil lizozomal glikojen yıkım basamağını düşündürür ve bu basamak açlık kan şekerini belirlemediği için açlık değerleri normal beklenir.

Asit alfa-glukozidaz lizozomda glikojeni yıkan asit maltazdır; eksikliğinde sitozolik glikojenoliz ve glukoneogenez sağlam kalır, bu yüzden karaciğerde depo olmasına rağmen açlık hipoglisemisi ve laktik asidoz gelişmez, birikim lizozomda olduğu için kalp ve iskelet kasında ilerleyici hasar, kardiyomegali, hipotoni ve kreatin kinaz yüksekliği ortaya çıkar.

Akıl yürütme

  • belirgin hipotoni + baş kontrolünde gecikme + güçsüzlük → yaygın miyopatiyi düşündürür
  • masif kardiyomegali → kalp kasında depo birikimini destekler ve karaciğer ağırlıklı depo hastalıklarından uzaklaştırır
  • kreatin kinaz ve transaminaz yüksekliği → kas ve karaciğerde doku hasarını düşündürür
  • açlıkta glukoz ve laktatın normal olması → sitozolik glukoz çıkış basamaklarının sağlam kaldığını düşündürür ve glukoz-6-fosfataz ile dallandırıcı enzim defektlerini dışlar

Neden diğerleri değil

  • Glukoz düşer, laktat artar — glukoz-6-fosfataz bloğuna ait paterni bu tabloya taşıma hatasıdır; bu bebekte laktik asidoz yoktur
  • Glukoz düşer, keton cisimleri belirgin artar — ketotik seyreden dallandırıcı enzim ve fosforilaz defektlerine ait beklentidir; kardiyomegali ve normoglisemi ile uyumsuzdur
  • Glukoz yükselir, laktat azalır — depo artışını kan şekeri artışı gibi okuma hatasıdır; depo miktarı açlık regülasyonunu belirlemez
  • Glukoz düşer, laktat azalır — hipoglisemiye laktat düşüklüğünü eşleme hatasıdır; bu mekanizmada laktat üretimi baskılanmaz, yalnızca normal kalır

Aklında kalsın

Lizozomal glikojen birikimi kalp ve kası harap ederken açlık kan şekerini bozmaz.

43. soru

Kırk yaşındaki kadın hasta tip 2 diyabet izleminde başvuruyor. Ev kan şekeri izlemleri hedef aralıkta seyrederken HbA1c yüksek bulunuyor. Fizik muayenede solukluk dışında bulgu saptanmıyor; tam kanda mikrositer hipokrom anemi ve düşük ferritin saptanıyor, böbrek fonksiyonları normal bulunuyor. Aynı örnekte fruktozamin normal bulunuyor, hemoglobin varyantı saptanmıyor.

Bu glisemi-HbA1c uyumsuzluğunun mekanizması göz önüne alındığında demir eksikliği giderilip glisemi değişmeden kalırsa HbA1c için beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Eritrosite ait artefakt ortadan kalkacağından HbA1c düşerek uyumlu olur

Kısaca — Ev ölçümleri ve fruktozamin normalken yüksek HbA1c, demir eksikliğine eşlik eden eritrosite ait etkiden kaynaklanan glisemiden bağımsız yüksekliktir; glisemi değişmeden demir eksikliği giderilince HbA1c düşerek uyumlu olur.

HbA1c eritrosit ömrü boyunca biriken glikasyonu yansıtır ve eritrosit yapım ile yıkım dengesini değiştiren durumlardan glisemiden bağımsız etkilenir; demir eksikliğinde aynı glisemide HbA1c daha yüksek ölçülebilir, tam mekanizma tartışmalı ve multifaktöriyeldir. Albümin glikasyonunu yansıtan fruktozamin eritrosit döngüsünden etkilenmez ve ev ölçümleriyle birlikte gerçek glisemiyi doğrular. Bu yüzden uyumsuzlukta fruktozamin ve ev ölçümleri gerçek kontrolü gösterir.

  • ev ölçümleri hedefte ve fruktozamin normal → kötü glisemik kontrolü dışlar
  • mikrositer hipokrom anemi ve düşük ferritin → demir eksikliğini işaret eder
  • böbrek fonksiyonları normal → karbamilasyon girişimini dışlar
  • hemoglobin varyantı saptanmaması → varyant interferensini dışlar

Neden diğerleri değil

  • Kötü glisemik kontrol gerçekten sürdüğünden HbA1c yüksek kalmaya devam eder — ev ölçümleri ve normal fruktozamin gerçek artışı dışlar.
  • Üremiye bağlı karbamilasyon girişimi süreceğinden HbA1c yüksek kalır — böbrek fonksiyonları normaldir, bu interferens bu tabloda geçerli değildir.
  • Hemoglobin varyantına bağlı interferans süreceğinden HbA1c yüksek kalır — varyant saptanmamıştır, fork bulgu bu tahmini dışlar.
  • Sistemik glikasyon artışı sürdüğünden HbA1c yüksek kalmaya devam eder — normal fruktozamin sistemik glikasyon artışını dışlar; hata eritrosite aittir.

Aklında kalsın

HbA1c eritrosit döngüsünden, fruktozamin glisemiden haber verir; ikisi uyumsuzsa ve demir eksikliği varsa HbA1c’nin yalancı yüksekliğini düşün.

44. soru

Yetmiş yaşındaki kadın hasta tekrarlayan kusma ve hipotansiyon ile acile getiriliyor. Öyküsünde kalp yetmezliği nedeniyle furosemid kullandığı öğreniliyor, fizik muayenede mukozalar kuru ve deri turgoru azalmış bulunuyor. Oligüri gelişiyor, serumda üre artışı kreatinin artışından daha belirgin izleniyor ve idrar sedimenti sakin bulunuyor. Fraksiyone sodyum atılımı yüksek bulunurken fraksiyone üre atılımı belirgin düşük saptanıyor.

Fraksiyone sodyum atılımının bu hastada yüksek bulunmasının en olası açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Furosemidin Henle kulbunda sodyum geri emilimini inhibe etmesi

Kısaca — Volüm deplesyonunda üre geri emilimi artmışken furosemid sodyum geri emilimini bloke eder, bu nedenle sodyum atılımı yüksek üre atılımı düşük bulunur.

Prerenal durumda renal perfüzyon azalması sempatik aktivasyon ve antidiüretik hormon üzerinden proksimal ve toplayıcı kanalda üre ve su geri emilimini artırır, üre atılımı düşük kalır. Furosemid ise Henle kulbunun çıkan kalın kolunda sodyum geri emilimini inhibe eder ve volüm deplesyonu olsa bile sodyum atılımını yüksek gösterir; sakin sediment bu tabloyu tübüler nekrozdan ayırır.

Akıl yürütme

  • tekrarlayan kusma + kuru mukoza + hipotansiyon → volüm deplesyonuna işaret etmesi
  • üre artışının kreatinin artışından belirgin olması + sakin sediment → prerenal azotemi paternini desteklemesi
  • fraksiyone üre atılımının belirgin düşük olması → toplayıcı kanal düzeyinde artmış üre geri emilimine işaret etmesi
  • furosemid öyküsü + yüksek sodyum atılımı → sodyum paterninin ilaç etkisiyle bozulduğuna işaret etmesi (çatal bulgu yüksek sodyum atılımının ilk akla getirdiği nekrozu dışlar)

Neden diğerleri değil

  • Tübüler nekroza bağlı sodyum geri emiliminin yaygın şekilde bozulması — nekrozda üre geri emilimi de bozulur ve üre atılımı düşük kalmaz, ayrıca sedimentte granüler silendirler beklenir.
  • Aldosteron eksikliğine bağlı distal sodyum kaybı olması — ilaç öyküsü ve volüm deplesyonu bulguları varken primer mineralokortikoid eksikliğini destekleyen potasyum ve asit-baz paterni yoktur.
  • Ozmotik diüreze bağlı proksimal sodyum geri emiliminin azalması — ozmotik diürezde üre atılımı da artar, glukozüri öyküsü olmadan bu mekanizma kurulamaz.
  • Glomerüler hasara bağlı sodyum filtrasyonunda artış olması — fraksiyone atılım filtrasyon artışını değil geri emilim defektini yansıtır, aktif sediment de yoktur.

Aklında kalsın

Diüretik kullanan hastada sodyum atılımı yanıltır, volüm yanıtını üre handlingi ile değerlendir.

45. soru

Yirmi sekiz yaşındaki kadın hasta baş ağrısı ve görme alanı defektiyle başvuruyor. Manyetik rezonansta optik kiazma basısı yapan büyük hipofiz adenomu saptanıyor. Prolaktin yalnızca hafif yüksek bulunuyor, gebelik dışlanıyor, böbrek ve tiroid fonksiyonları normal, prolaktini yükselten ilaç kullanımı yok. Aynı serum dilüe edilerek yeniden çalışıldığında prolaktin çok daha yüksek ölçülüyor.

Bu kitle-biyokimya uyumsuzluğunun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Aşırı antijen fazlalığının yakalayıcı ve işaretli antikoru ayrı ayrı doyurarak sandviç oluşumunu engellemesi

Kısaca — Büyük adenomda hafif prolaktinin dilüsyonla yükselmesi, aşırı antijenin sandviç kurulumunu engelleyen hook etkisidir.

Sandviç immünoassayde sinyal için aynı antijenin yakalayıcı ve işaretli antikoru bir arada tutması gerekir. Antijen aşırı fazla olduğunda iki antikor farklı antijen moleküllerince ayrı ayrı doyurulur, sandviç kurulamaz ve sinyal yalancı düşük çıkar. Örnek dilüe edilince antijen-antikor oranı ölçüm aralığına döner ve gerçek yükseklik ortaya çıkar.

Akıl yürütme

  • kiazma basısı yapan büyük adenom + yalnızca hafif yükseklik → kitle ile biyokimya uyumsuzdur, sap etkisini aşar
  • ilaç, gebelik, böbrek ve tiroid nedenleri yok → gerçek hafif yükseklik nedenleri dışlanır
  • dilüsyonla belirgin yükselme → dilüsyonla düzelen analitik doygunluğu işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Sap basısına bağlı dopaminerjik inhibisyon kaybıyla gelişen gerçek hafif yükseklik — hafif yüksekliği açıklar ancak kitle büyüklüğünü ve dilüsyonla yükselmeyi açıklayamaz
  • İnaktif büyük molekül ağırlıklı prolaktin formunun birikimine bağlı yalancı yükseklik — yalancı yükseklik yapar, yalancı düşüklük yapmaz ve dilüsyonla yükselme beklenmez
  • Heterofil antikorların yakalayıcı ve işaretli antikoru köprülemesine bağlı yalancı yükseklik — sinyal artışıdır, düşük sonucu ve dilüsyon davranışını ters yönde öngörür
  • Prolaktin otoantikorlarına bağlı klirensin yavaşlamasıyla gelişen gerçek yükseklik — gerçek birikimdir, dilüsyonla orantılı düşer, dilüsyonla yükselmeyi açıklamaz

Aklında kalsın

Kitle büyük, prolaktin hafifse dilüsyon çalış; dilüsyonla yükselme hook etkisidir.

46. soru

Altmış beş yaşındaki bir erkek hasta bel ağrısı ve idrar yapmada güçlük yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede prostat sert ve nodüler palpe ediliyor, vertebral grafilerde yaygın sklerotik odaklar izleniyor. Serum prostat spesifik antijen ve alkalen fosfataz yüksek bulunurken gama-glutamil transferaz, transaminazlar ve bilirubinler normal sınırlarda ölçülüyor. Karaciğer görüntülemesinde safra yollarında dilatasyon saptanmıyor. Son haftalarda kalsiyum, D vitamini ya da kemik metabolizmasını etkileyen ilaç kullanımı bildirilmiyor.

Bu hastada serum kalsiyum dengesinde beklenen değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Kemik yapımında kalsiyum tüketimine bağlı düşme eğilimi

Kısaca — Osteoblastik kemik yapımı kalsiyumu kemiğe çeker, serum kalsiyumunda düşme eğilimi oluşturur.

Sert nodüler prostat ve yüksek prostat spesifik antijen prostat adenokarsinomunu düşündürür; yaygın sklerotik odaklar osteoblastik metastaz paternidir. İzole alkalen fosfataz yüksekliğiyle birlikte gama-glutamil transferaz, bilirubin ve safra yolu görüntülemesinin normal olması kolestaz ve karaciğer metastazını dışlar, kemik kökenini koyar. Kemik yapımının arttığı bu zeminde kalsiyum kemiğe geçer; bu yüzden beklenen, yıkımdaki yükselme eğiliminin tersidir.

  • sert nodüler prostat + yüksek prostat spesifik antijen → prostat adenokarsinomunu düşündürmesi
  • yaygın sklerotik odaklar → osteoblastik metastaz paterni, litik yıkım değil
  • alkalen fosfataz yüksek + gama-glutamil transferaz, bilirubin normal + dilatasyon yokluğu → çatal bulgu kolestazı dışlaması ve kemik kökenini desteklemesi
  • kalsiyum ve D vitamini ilacı kullanılmaması → dışarıdan kalsiyum etkisini dışlaması

Neden diğerleri değil

  • Kemik yıkımından kana kalsiyum salınımına bağlı yükselme eğilimi — litik metastaz paternidir; sklerotik odaklar ve izole alkalen fosfataz paterni yıkımı değil yapımı gösterir.
  • İmmobilizasyona bağlı kemik kaybıyla yükselme eğilimi — hareketsizlik kalıbına pattern-match yapar; aktif osteoblastik tüketimi ve kolestaz dışlayıcı bulguları yok sayar.
  • Kolestaza bağlı emilim azalmasıyla düşme eğilimi — yön benzer görünse de öncül yanlıştır; normal gama-glutamil transferaz, normal bilirubin ve dilatasyon yokluğu kolestazı dışlar.
  • Parathormon artışına bağlı kemik yıkımıyla yükselme eğilimi — desteklenmeyen parathormon fazlalığı varsayar; sklerotik metastaz zeminini açıklamaz.

Aklında kalsın

Sklerotik metastazda alkalen fosfataz kemik kökenlidir ve kalsiyum kemiğe geçtiği için düşme eğilimi beklenir; malignitede akla gelen hiperkalsemi osteolitik paterne aittir.

47. soru

Dalak yokluğu öyküsü olan yaşlı bir hastada ani ateş, bilinç değişikliği ve peteşial döküntü gelişiyor. Beyin omurilik sıvısında nötrofil artışı ve diplokok morfolojisinde bakteriler görülüyor. İlk Gram boyamada bakteriler Gram negatif olarak raporlanıyor. Eş zamanlı KOH iplik testi negatif bulunuyor, safrada erime testi pozitif sonuçlanıyor ve kültürde alfa hemolitik, optokine duyarlı üreme saptanıyor.

Başlangıçtaki Gram boyama sonucuyla kesin tanımlama arasındaki uyumsuzluğu açıklayan süreç olarak en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Otolizine bağlı peptidoglikan kaybı nedeniyle kristal viyole-iyot kompleksini tutamaması

Kısaca — KOH negatifliği, safrada erime ve optokin duyarlılığı ilk Gram negatif raporuna rağmen pnömokoku gösterir ve otolize bağlı duvar kaybı yanlış görünümü açıklar.

KOH iplik testinde iplik oluşmaması Gram negatif zarfı dışlar, safrada erime otolizin varlığını, alfa hemoliz ve optokin duyarlılığı Streptococcus pneumoniae tanısını destekler ve peteşial döküntü ile ilk Gram negatif raporu Neisseria meningitidis ilk izlenimini oluşturur; yaşlı kültürde otolizinle kalın peptidoglikanın yıkılması kristal viyole-iyot kompleksinin tutunamamasına ve Gram negatif görünmeye yol açar.

Akıl yürütme

  • Peteşial döküntü ve diplokok görünümü → ilk akla Gram negatif diplokoku getirir
  • KOH iplik testinde iplik oluşmaması → Gram negatif dış membran hipotezini dışlar
  • Safrada erime pozitifliği, alfa hemoliz ve optokin duyarlılığı → otolizin içeren Gram pozitif kok tanısını koydurur
  • İlk Gram negatif raporu → yaşlı kültürde otolize bağlı peptidoglikan kaybıyla açıklanır

Neden diğerleri değil

  • İnce peptidoglikan ve dış membran içeren Gram negatif zarf nedeniyle kristal viyoleyi bırakması — KOH negatifliği ve safrada erime bu zarf tanımıyla çelişir
  • Uzun zincirli mikolik asit içeren duvar nedeniyle kristal viyoleyi zayıf tutması — aside direnç, dallanma ve aerobik filament öyküsü yoktur
  • Hücre duvarı bulunmaması nedeniyle Gram boyasıyla boyanamaması — safrada erime ve optokin duyarlılığı korunan peptidoglikan sentezini gösterir
  • Kapsüler polisakkaritin boya alımını engellemesi nedeniyle Gram negatif görünmesi — kapsül antifagositiktir, kristal viyole tutulumunu ve safrada erimeyi belirlemez

Aklında kalsın

Pnömokokta otoliz yaşlı kültürde Gram negatif görünüme yol açabilir, ayrımı KOH ve safrada erime belirler.

48. soru

Uzun süredir yüksek doz kortikosteroid kullanan 48 yaşındaki kadın hastada öksürük ve baş ağrısı gelişiyor. Toraks görüntülemede nodüler infiltratlar, kraniyal görüntülemede çok sayıda halka tarzında kontrast tutan apse izleniyor. Beyin apsesinden alınan örneğin Gram boyamasında gram pozitif, dallanan, filamentöz basiller görülüyor. Örneğin oda havasında inkübe edilen plaklarda üreme izlenirken anaerobik koşullarda üreme izlenmiyor. Direkt preparatta kükürt granülü izlenmiyor.

Bu izolatın klasik sıcak Ehrlich-Ziehl-Neelsen boyası ile soğuk modifiye Kinyoun boyasındaki beklenen görünümü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Klasik boyamada negatif, modifiye boyamada zayıf pozitif dallanan basiller

Kısaca — Dissemine gram pozitif dallanan filamentöz tablo aerobik üreme ile Nocardia’yı gösterir ve kısa zincirli mikolik asit yalnızca zayıf aside dirençlilik verir.

İlk basamakta akciğer ve beyin apseleri, kortikosteroid zemini, gram pozitif dallanan filamentöz morfoloji ve oda havasında üreme birleşince etken Nocardia spp. olur; Actinomyces zorunlu anaerop olup sıklıkla kükürt granülü oluşturur, Mycobacterium ise dallanmayan basil görünümündedir. Nocardia duvarındaki kısa zincirli mikolik asitler zayıf asit-alkol ile dekolarizasyona direnir ancak klasik sıcak boyadaki güçlü asit-alkol ile boyayı yitirir, bu yüzden klasik Ehrlich-Ziehl-Neelsen negatif iken soğuk modifiye Kinyoun zayıf pozitif sonuç verir.

Akıl yürütme

  • kortikosteroid kullanımı + nodüler akciğer infiltratı + çoklu halka tarzı beyin apsesi → dissemine fırsatçı filamentöz etken
  • gram pozitif dallanan filamentöz basiller → aktinomiset grubu; dallanmayan basillerden ayrılır ve mikobakteri ilk tahminini zayıflatır
  • oda havasında üreme ve anaerobik üreme yokluğu + kükürt granülü yokluğu → zorunlu anaerop Actinomyces’i dışlayan fork, Nocardia’yı destekler

Neden diğerleri değil

  • Her iki boyamada da güçlü aside dirençli kordonlu basiller — kordonlu güçlü aside dirençlilik Mycobacterium tuberculosis özelliğidir; dallanan filamentöz morfoloji bu tanıyı dışlar
  • Her iki boyamada da negatif boyanan gram pozitif dallanan filamentöz basiller — aside dirençsiz dallanma Actinomyces özelliğidir; aerobik üreme ve kükürt granülü yokluğu bu tanıyı dışlar
  • Klasik boyamada pozitif, modifiye boyamada negatif dallanan filamentöz basiller — aside dirençlilik yönü terstir; güçlü asit boyayı daha kolay giderir, zayıf asit direnci korur
  • Her iki boyamada da güçlü pozitif dallanan filamentöz basiller — Nocardia’da aside dirençlilik parsiyel ve zayıftır; tam güçlü tutunum mikobakteri düzeyinde direnci gerektirir

Aklında kalsın

Nocardia yalnızca modifiye zayıf aside dirençli boyamada tutunur, klasik sıcak boyamada boyanmaz.

49. soru

Kırsal kesimde yaşayan ve düzenli olarak çiğ süt tüketen altmış yaşındaki bir hastada aylar içinde büyüyen ağrısız servikal lenfadenopati gelişiyor. Eksize edilen lenf nodunda kazeifikasyon nekrozu içeren granülomlar ve aside dirençli boyamada aside dirençli basiller saptanıyor. Lenf nodu aspiratı gliserol içeren yumurta bazlı besiyerine ve pirüvat içeren yumurta bazlı besiyerine paralel ekiliyor. Gliserollü besiyerinde üreme olmazken pirüvatlı besiyerinde kaba koloniler ürüyor. Akciğer grafisi normal bulunuyor ve hastaya standart antitüberküloz rejim başlanması planlanıyor.

Bu hastanın tedavisinde rejimden çıkarılması en uygun ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Pirazinamid

Kısaca — Çiğ süt, kazeifiye granülom ve pirüvatta üreyip gliserolde üreyememe Mycobacterium bovis’i düşündürür; pirazinamidaz yokluğu doğal pirazinamid direnci verir.

Mycobacterium bovis zoonotik tüberküloz etkenidir; gliserol içeren yumurta bazlı besiyerinde inhibe olurken pirüvat içeren besiyerinde ürer, bu karbon kaynağı ayrımı klasik Mycobacterium tuberculosis’ten ayırır. Aynı tür pirazinamid ön ilacını etkin forma dönüştüren pirazinamidazdan yoksundur, bu nedenle pirazinamid doğal olarak etkisizdir ve rejimden çıkarılmalıdır.

Akıl yürütme

  • çiğ süt ve servikal lenfadenopati + kazeifiye granülom ve aside dirençli basil → mikobakteriyel lenfadeniti düşündürür, brusella gibi hızlı üreyen çiğ süt komşusunu aside dirençlilik dışlar
  • gliserollü besiyerinde üreme yokluğu + pirüvatlı besiyerinde üreme → gliserolü tercih eden Mycobacterium tuberculosis tahminini dışlar, Mycobacterium bovis’i işaret eder
  • akciğer grafisinin normal olması → tipik pulmoner tüberküloz paterninden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • İzoniazid — edinsel izoniazid direnci klasik tüberkülozda tedavi başarısızlığında akla gelir; burada sorun edinsel değil türe özgü doğal dirençtir
  • Rifampisin — çok ilaca dirençli tüberküloz varsayımının cevabıdır; kültür paterni bu varsayımı desteklemez
  • Etambutol — bu tabloda doğal direnç bildirilen ilaç değildir; tür ayrımı etambutole değil pirazinamide işaret eder
  • Streptomisin — doğal direnç paterni streptomisini içermez; bu seçenek aminoglikozid direncini yanlış genele taşır

Aklında kalsın

Pirüvatı tercih edip gliserolde üreyemeyen mikobakteri pirazinamide doğal dirençlidir.

50. soru

Yirmi dört yaşındaki bir hasta, açık havada yapılan bir yemekte az pişmiş tavuk yedikten sonra başlayan ateş, karın ağrısı ve kanlı-mukuslu ishal yakınmasıyla başvuruyor. Dışkının mikroskobisinde bol lökosit, Gram boyamasında ince kıvrık gram negatif çomaklar görülüyor. Dışkı örneği kanlı agar ve MacConkey agara ekilip aerobik ortamda inkübe ediliyor ve üreme saptanmıyor. Aynı örnek kömür içeren selektif bir besiyerine de ekiliyor ancak plaklar yine aerobik etüvde bırakılıyor ve yine üreme olmuyor. Hastanın son haftalarda deniz ürünü tüketmediği ve seyahat etmediği öğreniliyor.

Bu etkenin izole edilememesinin en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Kültürlerin atmosferik oksijen düzeyinde inkübe edilmesi

Kısaca — Az pişmiş tavuk sonrası inflamatuar ishal ve kıvrık çomaklar Campylobacter’i düşündürür; atmosferik oksijende inkübasyon üremeyi engeller.

Campylobacter jejuni termofilik ve mikroaerofiliktir, düşük oksijen ve yüksek karbondioksit ister; atmosferik oksijen düzeyinde biriken toksik oksijen radikallerini yeterince detoksifiye edemez. Bu nedenle kanlı ve MacConkey agarda aerobik üreme beklenmez ve kömürlü selektif besiyeri kullanılsa bile plak aerobik bırakılırsa izolasyon başarısız olur; kömür ve selektif antibiyotikler florayı baskılar ancak oksijen toksisitesini ortadan kaldırmaz.

Akıl yürütme

  • az pişmiş tavuk + kanlı-mukuslu ishal ve bol lökosit → inflamatuar enterit paternini düşündürür
  • ince kıvrık gram negatif çomak → Campylobacter, Vibrio ve Helicobacter ayrımını gerektirir
  • kanlı ve MacConkey agarda aerobik üreme yokluğu + selektif kömürlü besiyerinde aerobik üreme yokluğu → sorunu besiyeri seçiminden değil inkübasyon atmosferinden yana işaret eder; Vibrio olsaydı kanlı agarda aerobik ürerdi
  • deniz ürünü ve seyahat yokluğu → ilk akla gelen Vibrio komşusunu dışlar

Neden diğerleri değil

  • Kültürlerin tamamen oksijensiz ortamda inkübe edilmemesi — etken mutlak anaerop değildir; tamamen oksijensiz ortam da mikroaerofilik gereksinimi karşılamaz, bu yönde bir eksiklik izolasyonu kurtarmazdı
  • Besiyerinde yüksek tuz konsantrasyonunun sağlanmaması — halofilik Vibrio türleri için geçerli bir gereksinimdir, bu vakadaki çatal bulgu ile dışlanan komşunun cevabıdır
  • Plakların düşük ısıda inkübe edilmesi — soğukta zenginleşme Yersinia için kullanılır; burada plaklar aerobik etüvde bırakılmıştır, düşük ısı sorunu yoktur
  • Dışkı örneğinin alkali zenginleştirme sıvısında bekletilmemesi — alkali peptonlu su Vibrio zenginleştirmesidir; etken ve çatal bulgu bu yönü dışlar

Aklında kalsın

Mikroaerofilik etken selektif besiyerine ekilse bile atmosferik oksijen izolasyonu engeller.

51. soru

65 yaşındaki kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan erkek hasta, pürülan balgam artışı ve ateş yakınmasıyla başvuruyor. Balgamın Gram boyamasında çok sayıda polimorf nüveli lökosit ile birlikte gram negatif diplokoklar görülüyor; kültürde oksidaz ve katalaz pozitif, DNaz pozitif koloniler üreyip glukoz, maltoz ve sükrozdan asit oluşturmuyor. Aynı balgamda penisiline duyarlı olduğu doğrulanan Streptococcus pneumoniae da izole ediliyor. Amoksisilin başlanmasına karşın her iki bakterinin de eradike edilemediği görülüyor.

Bu tabloya yol açan gram negatif etkenin penisilin direnç mekanizması göz önüne alındığında, duyarlı pnömokokun da eradike edilememesini açıklayan en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Ortamda biriken beta-laktamaz ile amoksisilinin parçalanması

Kısaca — Moraxella catarrhalis BRO beta-laktamazı ortamda amoksisilini parçalayarak duyarlı komşu pnömokoku da korur.

İlk çıkarım gram negatif etkendir: oksidaz ve katalaz pozitif, DNaz pozitif, hiçbir şekerden asit oluşturmayan diplokok, glukoz ve maltozdan asit oluşturan Neisseria türlerinden ayrılarak Moraxella catarrhalis i destekler. Bu türün BRO beta-laktamazı amoksisilini parçalar; enzim hücre çevresine biriktiğinden aynı ortamdaki penisiline duyarlı Streptococcus pneumoniae de dolaylı olarak korunur ve eradikasyon başarısız olur.

Akıl yürütme

  • KOAH alevlenmesi + pürülan balgam + gram negatif diplokok → alt solunum yolu etkenini düşündürür
  • oksidaz ve katalaz pozitifliği + DNaz pozitifliği + şekerlerden asit yokluğu → Neisseria fermentasyon paternini dışlar, Moraxella’yı destekler
  • penisiline duyarlı pnömokok doğrulanması → pnömokokuun kendi direncini dışlar
  • amoksisiline rağmen iki bakterinin de kalması → ortamda ortak ilacı parçalayan mekanizmayı destekler

Neden diğerleri değil

  • Pnömokok penisilin bağlayan proteinlerinde afinite azalması — duyarlı olduğu doğrulanan pnömokoku dirençli varsayar; Moraxella etkisini açıklamaz
  • Gram negatif etkende dış zar porin kaybına bağlı hücre içi alım azalması — yalnızca o hücreyi korur; komşu pnömokokuun korunmasını açıklamaz
  • Efluks pompası ile hücre içi ilaç birikiminde azalma — hücre içi atılımdır; ortamdaki ilacı parçalayarak komşuyu korumaz
  • Ribozomal hedefte metilasyona bağlı afinite azalması — makrolid mekanizmasıdır; beta-laktam başarısızlığını açıklamaz

Aklında kalsın

Moraxella BRO beta-laktamazı polimikrobiyal ortamda komşu bakterilere dolaylı koruma sağlar.

52. soru

Otuz yaşındaki erkek hasta bir yıl içinde iki kez pürülan üretrit yakınmasıyla başvuruyor. Her iki atakta üretral akıntıda polimorf nüveli lökositler içinde Gram negatif diplokoklar görülüyor ve oksidaz pozitif koloniler yalnızca glukozu fermente ediyor. İlk ataktan sonra serumda pilus proteinine karşı yüksek titrede antikor saptanmasına rağmen ikinci enfeksiyon gelişiyor. İkinci izolatın pilus amino asit diziliminin ilk ataktaki kökenden belirgin farklı olduğu gösteriliyor.

Geçirilmiş enfeksiyona rağmen yeniden enfeksiyonu ve aşı geliştirmedeki güçlüğü açıklayan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — pilE gen konversiyonuyla pilus antijenik varyasyonu oluşturması

Kısaca — Yalnız glukoz fermentasyonu gonokoku gösterir, antikora rağmen pilus dizisinin değişmesi pilus antijenik varyasyonunu kanıtlar.

Lökosit içi Gram negatif diplokoklar ve yalnızca glukoz fermentasyonu Neisseria gonorrhoeae’yi düşündürür; gonokokta polisakkarit kapsül bulunmaması meningokokal kapsül mekanizmasını dışlar. Yüksek titrede anti-pilus antikor varlığına rağmen yeniden enfeksiyon gelişmesi immün yanıtsızlığı değil, antikorun hedefinin değişmesini düşündürür. Pilus amino asit dizisindeki belirgin fark pilin gen konversiyonuyla antijenik varyasyonu gösterir; bu nedenle önceden oluşan opsonizan antikor yeni pilusu tanıyamaz ve aşı geliştirme güçleşir.

  • Lökosit içi Gram negatif diplokok ve yalnız glukoz fermentasyonu → Neisseria gonorrhoeae’yi düşündürür, kapsüllü meningokoku dışlar
  • Yüksek titrede anti-pilus antikoru → immün yanıtsızlığı dışlayan çatal bulgudur
  • Pilus dizisinin belirgin farklı bulunması → pilus varyasyonunu destekler, Opa ve lipooligosakkarit mekanizmalarını dışlar
  • Antikora rağmen tekrar ve aşı güçlüğü → antijenik varyasyon örüntüsünü destekler

Neden diğerleri değil

  • IgA1 proteaz ile mukozal antikoru parçalaması — Sekretuvar IgA’yı parçalar, serumdaki anti-pilus antikoru ve pilus dizi değişimini açıklamaz.
  • Polisakkarit kapsül değişimiyle hümoral immüniteden kaçması — Gonokokta meningokokstaki gibi polisakkarit kapsül yoktur, bu nedenle kapsül değişimi tekrarı açıklamaz.
  • opa genlerinde faz varyasyonuyla koloni opaklığını ve adezyonu değiştirmesi — Opa faz varyasyonu adezyon ve opak koloni fenotipini değiştirir, pilus amino asit dizisindeki değişimi açıklamaz.
  • Lipooligosakkarit sialilasyonuyla serum direnci kazanması — Sialilasyon serum öldürmeye direnç verir, anti-pilus antikordan kaçışı ve pilus dizisi farkını açıklamaz.

Aklında kalsın

Gonokokta pilus varyasyonu hümoral belleği boşa çıkarır, IgA proteaz mukozal antikoru ve sialilasyon serumu ilgilendirir.

53. soru

Kreşe devam eden dört yaşındaki iki kardeşte birer gün arayla yüksek ateş, karın ağrısı, tenesmus ve mukuslu kanlı ishal başlıyor. Dışkı mikroskopisinde bol eritrosit ve lökosit görülüyor. Dışkı kültüründe MacConkey agarda laktoz negatif, Hektoen Enterik agarda H2S negatif koloniler oluşturan, hareketsiz gram negatif basiller izole ediliyor. Aynı evde çocukların bakımını üstlenen büyükannede de iki gün sonra benzer ateş ve kanlı-mukuslu ishal tablosu ortaya çıkıyor.

Bu tabloya yol açan etkenin ağır mukozal harabiyete karşın kalıcı bakteriyemiye yol açmamasının en olası açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Aktin polimerizasyonu ile hücreden hücreye doğrudan geçiş

Kısaca — Ev içi yayılım gösteren H2S negatif hareketsiz basil Shigella’yı düşündürür ve aktin tabanlı hücreden hücreye geçiş bakteriyemi olmadan ağır dizanteriyi açıklar.

Shigella M hücrelerinden geçip makrofajlarda apoptozisi tetikledikten sonra kolon epitelini bazolateral yüzden invaze eder; IcsA/VirG aracılı aktin polimerizasyonu bakteriyi sitoplazma içinde hareket ettirip komşu hücreye doğrudan taşır. Bu yayılım biçiminde ekstraselüler faz minimal kalır, bu yüzden mukozal inflamasyon ve harabiyet ağır olmasına karşın kalıcı bakteriyemi kural değildir.

Akıl yürütme

  • birer gün arayla ev içi ikincil olgular → çok düşük inokulumla bulaşı destekler
  • bol lökositli mukuslu kanlı ishal ve tenesmus → kolonik invaziv inflamasyonu düşündürür
  • laktoz negatif, H2S negatif, hareketsiz basil → ilk akla gelen Salmonella’yı dışlar, Shigella’yı destekler
  • ağır mukozal harabiyete karşın sorgulanan kalıcı bakteriyemi yokluğu → ekstraselüler yayılım değil aktinle hücreden hücreye geçişi düşündürür

Neden diğerleri değil

  • SPI-2 salgı sistemi ile fagosom olgunlaşmasının blokajı — Salmonella’nın makrofajda sağkalım mekanizmasıdır; buradaki H2S negatif hareketsizlik ve ev içi düşük inokulum bu tanıdan uzaklaştırır
  • Vi kapsülü ile kompleman aracılı öldürmeden kaçış — tifoid ateşine ait kapsüler kaçıştır; uzamış basamaklı ateş, rölatif bradikardi ve lökopeni yoktur
  • Yops efektörleri ile fagositozun baskılanması — Yersinia’ya ait antifagositik mekanizmadır; üreaz pozitifliği ve soğukta hareketlilik yoktur
  • Shiga toksini ile 60S alt birimde protein sentezinin durması — kanlı ishale katkıda bulunabilir ancak sorulan ikinci basamak olan bakteriyemi yokluğunu açıklamaz

Aklında kalsın

Shigella komşu hücreye aktin kuyruklarıyla geçer, bu yüzden dizanteri ağırdır ancak bakteriyemi kural değildir.

54. soru

Dokuz aylık bir bebekte ishal gelişiyor. Dışkı kültüründe laktozu fermente eden, oksidaz negatif Gram negatif basiller üretiliyor; dışkıda Shiga toksini saptanmıyor. İnce bağırsak biyopsisinin elektron mikroskopisinde enterositlerin apikal yüzünde mikrovillus kaybı ve aktinden zengin kaide üzerinde bakterilerin sıkı tutunması izleniyor.

Bu etkenin yol açtığı tabloda görülmesi beklenen klinik ve laboratuvar özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Ateşsiz bol sulu ishal, dışkıda lökosit yokluğu ve haftalarca sürebilen seyirle gitmesi

Kısaca — Aktin kaide ve mikrovillus kaybı ile Shiga toksini negatifliği invaziv ve toksin aracılı formları dışlar ve emilim kaybıyla uzamış sulu ishali gösterir.

Tir-intimin etkileşimiyle enterosite sıkı tutunma, aktin polimerizasyonuyla kaide oluşumu ve mikrovillusların silinmesi emilim yüzeyini azaltır; ishal invazyonla ya da salgılatan bir toksinle değil yüzey kaybıyla ortaya çıkar. Bu nedenle dışkıda lökosit ve kan beklenmez, Shiga toksinine bağlı hemolitik üremik sendrom gelişmez ve bebeklerde uzamış seyir görülür.

Akıl yürütme

  • Bebekte ishal ve laktoz pozitif oksidaz negatif basil enterik Gram negatif basili düşündürür
  • Mikrovillus kaybı ve aktin kaide üzerinde sıkı tutunma tutunma ve silinme mekanizmasını gösterir
  • Shiga toksini saptanmaması aynı kaideyi yapan Shiga toksinli formu dışlayan çatal bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Kanlı ishal ve trombositopeni, mikroanjiyopatik hemolitik anemi ve böbrek hasarıyla seyretmesi — Shiga toksinine bağlı tabloyu anlatır, toksin negatifliği ile dışlanır
  • Yüksek ateşli kanlı mukuslu ishal, dışkıda bol lökosit ve hücre içi yayılımla gitmesi — invaziv yayılımı anlatır, kaide varlığı ve invazyon yokluğu ile uyumsuzdur
  • Ani başlayan bol sulu ishal ve toksin aracılı sıvı sekresyonuyla kısa sürede düzelmesi — salgılatan toksin mekanizmasını anlatır, kaide oluşumu ile uyumsuzdur
  • Yığılmış tuğla düzeninde tutunmayla biyofilm oluşturarak aralıklarla süren persistan ishalle seyretmesi — tuğla dizilimli tutunmayı anlatır, aktin kaide morfolojisi ile uyumsuzdur

Aklında kalsın

Kaide ve mikrovillus kaybı ile birlikte Shiga toksini negatif bebek ishali uzamış lökositsiz sulu ishali düşündürür.

55. soru

Altmış yaşındaki erkek hasta, toprakla kirlenmiş derin yırtılma yaralanmasından saatler sonra başlayan şiddetli ekstremite ağrısı, bronz renk değişikliği ve hemorajik bül yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede krepitasyon ve hipotansiyon saptanıyor. Direkt preparatta iri Gram pozitif basiller görülmesine karşın lökosit neredeyse yok. Anaerop kültürde hareketsiz üreme ve kanlı agarda çift zonlu hemoliz izleniyor. Aktif kanama odağı saptanmıyor.

Bu tablodan primer sorumlu toksinin hücre zarında katalizlediği en olası reaksiyon aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Fosfatidilkolin ve sfingomiyelini parçalayan fosfolipaz C aktivitesi

Kısaca — Travmatik krepitan miyonekroz ile hareketsiz çift zonlu hemolizli anaerop basil Clostridium perfringens’i gösterir ve tablonun primer nedeni fosfolipaz C aktiviteli alfa toksindir.

Clostridium perfringens travmatik gazlı gangrenin klasik etkenidir; hareketsiz oluşu ve kanlı agarda içte tam dışta inkomplet çift zonlu hemolizi onu hareketli ve oksijene daha dayanıklı Clostridium septicum’tan ayırır. Alfa toksin fosfatidilkolin ve sfingomiyelini parçalayarak diasilgliserol oluşturur, kas ve eritrosit zarını yıkar; miyonekroz, masif hemoliz, trombosit agregasyonu ve lökosit işlev bozukluğu bu yüzden gelişir ve dokuda basil çokluğuna karşın nötrofil yokluğu izlenir.

Akıl yürütme

  • şiddetli ağrı + bronz renk + hemorajik bül + krepitasyon + hipotansiyon → gazlı gangren ve klostridiyal miyonekroz tablosunu düşündürür
  • iri Gram pozitif basil çokluğu ile lökosit yokluğu → toksinle baskılanmış inflamasyonu destekler, bol nötrofilli piyojenik nekrotizan fasiitten uzaklaştırır
  • hareketsiz üreme ve çift zonlu hemoliz → Clostridium perfringens’i düşündürür, hareketli ve aerotoleran Clostridium septicum’u dışlar
  • aktif kanama odağı yokluğunda hızlı hipotansiyon → kan kaybından çok toksin aracılı doku harabiyetini destekler

Neden diğerleri değil

  • Kolesterole bağlanarak oligomerik transmembran por oluşturma — perfringolizin O ve streptolizin O mekanizmasıdır; Clostridium perfringens’te bulunur ancak gazlı gangrende primer letal virülans faktörü alfa toksindir
  • Rho ailesi GTPazları glukozilleyerek aktin iskeleti çökertme — Clostridioides difficile TcdA ve TcdB mekanizmasıdır; psödomembranöz kolit yapar, travmatik miyonekroz ve hemoliz yapmaz
  • Sinaptobrevin-II’yi çinko bağımlı proteazla parçalama — tetanoz ve botulismus nörotoksin mekanizmasıdır; rijidite veya flask paralizi beklenir, krepitan nekroz beklenmez
  • Elongasyon faktör-2’yi ADP-ribozilasyonla inaktive etme — difteri toksini mekanizmasıdır; faringeal psödomembran ve miyokardit yapar, gazlı gangren yapmaz

Aklında kalsın

Az lökositli krepitan miyonekrozda hareketsiz çift zonlu basil alfa toksin fosfolipaz C’yi düşündürür.

56. soru

Allojeneik hematopoetik kök hücre nakli yapılan ve asiklovir profilaksisi alan hastada profilaksi sırasında ağrılı mukokütanöz veziküler ve ülseratif lezyonlar gelişiyor. Lezyon sürüntüsünden zarflı, ikozahedral kapsidli, çift iplikli DNA genomlu bir virus izole ediliyor. Kanda sitomegalovirus DNA ve pp65 antijenemisi negatif bulunuyor. İzolatın fenotipik duyarlılık testinde asiklovir ve gansiklovire direnç saptanıyor; viral DNA polimeraz geninde dirençle ilişkili mutasyon saptanmıyor. Lezyonlar asiklovir tedavisine yanıtsız seyrediyor.

Bu izolatın replikasyonunu inhibe etmesi en olası antiviral aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Foskarnet

Kısaca — Asiklovir ve gansiklovire direnç polimeraz mutasyonu olmadan gelişmiştir; bu aktivasyon defektini gösterir ve doğrudan polimeraz inhibitörü gerekir.

Zarflı ikozahedral çift iplikli DNA virusu herpesvirus ailesini düşündürür; nakil hastasında akla gelen sitomegalovirus, kan DNA ve antijenemi negatifliğiyle dışlanır. Asiklovir ve gansiklovir, viral kinazla fosforilendikten sonra viral DNA polimerazı inhibe eden nükleozid analoglarıdır; polimeraz geni yabanıl tipken bu iki ilaca direnç, hedefin değişmediğini ancak aktivasyon basamağının çalışmadığını düşündürür. Böyle bir izolatta viral kinazla aktive edilmeye ihtiyaç duymadan polimerazı doğrudan inhibe eden bir ajan etkili kalır.

Akıl yürütme

  • Ağrılı mukokütanöz veziküler-ülseratif lezyon + zarflı ikozahedral çift iplikli DNA → herpesvirus replikasyon çatısı
  • Kan sitomegalovirus DNA ve pp65 negatifliği → nakildeki tempting komşuyu dışlayan çatal bulgu
  • Asiklovir ve gansiklovire birlikte direnç → ortak aktivasyon yolunda defekti düşündürür
  • Polimeraz geninde direnç mutasyonu yokluğu → hedefin değil aktivasyonun bozuk olduğunu destekler

Neden diğerleri değil

  • Asiklovir — dirençli olduğu fenotipik olarak gösterilmiştir; aktivasyon olmadan polimeraz inhibe edilemez.
  • Valasiklovir — asiklovirin ön ilacıdır; konaktaki dönüşüm viral kinaz basamağını aşmaz.
  • Gansiklovir — farklı bir nükleozid analoğu olsa da aktivasyon için viral kinaza bağımlıdır ve çapraz direnç gösterir.
  • Zidovudin — retroviral revers transkriptaz inhibitörüdür; bu çift iplikli DNA virusunun DNA polimerazını hedeflemez.

Aklında kalsın

Viral kinazla aktive olan nükleozidlere direnç polimeraz yabanıl tipken ortaya çıkmışsa aktivasyon defektini düşün ve kinaz gerektirmeyen doğrudan inhibitöre yönel.

57. soru

Böbrek nakli sonrası sitomegalovirüs pnömonisi nedeniyle gansiklovir başlanan hastada derin nötropeni gelişiyor. Nötropeni nedeniyle tedavi foskarnet olarak değiştiriliyor. İzlemde hastada perioral uyuşma, parestezi ve kas krampları ortaya çıkıyor. Laboratuvar izlemde serum kreatinininde artışla birlikte iyonize kalsiyum ve magnezyumda düşme saptanıyor.

Bu izlemde ortaya çıkan nöromüsküler semptomlardan sorumlu tutulan ilaç ve bu yan etkinin temel mekanizmasının en olası karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Foskarnet; divalan katyonları şelasyonla bağlayarak kalsiyum ve magnezyumu düşürmesi

Kısaca — Nötropeni sonrası foskarnete geçilen hastada perioral uyuşma ve düşük iyonize kalsiyum ile magnezyum foskarnetin divalan katyon şelasyonunu gösterir.

Gansiklovir sitomegalovirüs protein kinazıyla fosforile olarak viral DNA polimerazı inhibe eder ve sıklıkla kemik iliği baskılanması ile nötropeniye yol açar; bu nedenle foskarnete geçilir. Foskarnet fosforilasyona gerek duymadan pirofosfat analoğu olarak polimerazı doğrudan inhibe eder, ancak plazmada divalan katyonları şelasyonla bağlar. İyonize kalsiyum ve magnezyumda düşme nöromüsküler irritabiliteye yol açar; eşlik eden kreatinin artışı nefrotoksisiteyle uyumludur. Sidofovir Fanconi benzeri tübüler tablo, asiklovir kristal nefropatisi yapar; letermovir terminaz inhibitörüdür ve bu tabloyu açıklamaz.

  • Gansiklovir altında derin nötropeni → miyelosüpresyon, ilaç değişiminin gerekçesi
  • Foskarnete geçiş sonrası perioral uyuşma, parestezi ve kramplar ile düşük iyonize kalsiyum ve magnezyum → şelasyon etkisinin zamanlaması
  • Kreatinin artışı ile kalsiyum ve magnezyum düşüklüğünün birlikteliği → gansiklovir sitopenisinden farklı bir sistem tutulumu
  • Magnezyum düşüklüğünün eşlik etmesi → yalnızca böbrek yetmezliğine sekonder kalsiyum değişimini dışlayan çatal bulgu

Neden diğerleri değil

  • Gansiklovir; viral DNA polimeraz inhibisyonuna bağlı kemik iliği baskılanmasıyla sitopeniye yol açması — Önceki nötropeniyi açıklar, foskarnet sonrası başlayan şelasyon tablosunu açıklamaz.
  • Sidofovir; proksimal tübül hasarına bağlı Fanconi benzeri tabloyla böbrek fonksiyon bozukluğuna yol açması — Bu hastada kullanılmadı, perioral uyuşma ve magnezyum düşüklüğü örüntüsüne uymaz.
  • Letermovir; viral terminaz inhibisyonuna bağlı kemik iliği baskılanmasıyla sitopeniye yol açması — Bu hastada kullanılmadı, belirgin miyelosüpresyon yapmaz ve şelasyon etkisi yoktur.
  • Asiklovir; tübüler kristal birikimine bağlı akut böbrek hasarıyla elektrolit dengesini bozması — Bu hastada kullanılmadı, zamanlama ve magnezyum eşliği bu mekanizmayı desteklemez.

Aklında kalsın

Foskarnet fosforilasyonsuz çalışır ancak divalan katyonları şelasyonla düşürerek nöromüsküler semptomlara yol açar.

58. soru

Deneysel bir çalışmada zarfsız, tek iplikçikli pozitif polariteli RNA genomlu bir enterovirüsün enfeksiyöz cDNA klonu hücre kültürüne aktarılıyor. Yabanıl tip genomun 5' ucunda kep yapısı bulunmuyor, 5' uca kovalent bağlı küçük bir protein taşınıyor ve translasyonu konak kep bağlayıcı faktörün blokajından etkilenmiyor. 5' translasyona uğramayan bölgedeki karmaşık ikincil yapıyı bozan tek nükleotid değişikliği taşıyan mutant klon aktarıldığında hiçbir yapısal ve yapısal olmayan viral protein saptanmıyor. Mutant genomu taşıyan hücrelerde negatif polariteli viral RNA da gösterilemiyor, polimerazı kodlayan bölgenin diziliminde ise değişiklik bulunmuyor. Yabanıl tip klon aynı koşullarda hızlı sitopatik etki oluşturuyor.

Bu mutantta negatif polariteli RNA yokluğunu açıklayan en olası erken basamak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Kep gerektirmeyen iç bölgeden poliprotein translasyonunun başlamaması

Kısaca — Kepsiz genomun iç bölgeden poliprotein sentezi başlamadan polimeraz üretilemez, bu yüzden negatif iplik ikincil olarak saptanamaz.

Pozitif polariteli RNA genomu doğrudan mRNA fonksiyonu görür; kep yokluğuna rağmen konak kep bağlayıcı blokaja dirençli translasyon ve 5' translasyona uğramayan bölgenin ikincil yapısının kritik olması kep bağımsız iç bölgeden girişi düşündürür. Bu düzende yapısal ve yapısal olmayan tüm proteinler tek poliproteinden üretilir ve RNA bağımlı RNA polimeraz da bu ürünün parçasıdır. Translasyon başlamadan enzim ortada olmadığından polimerazı kodlayan bölgenin sağlam olması sonucu değiştirmez.

  • Kep yokluğu, 5' uca bağlı protein ve kep blokajına direnç → kep bağımsız translasyonu düşündürür
  • 5' bölge mutasyonunda hiç viral protein saptanmaması → poliprotein sentezinin başlayamadığını gösteren fork bulgusu
  • Negatif RNA yokluğu ve polimeraz dizisinin sağlam olması → primer polimeraz defekti yerine ikincil yokluğu düşündürür
  • Yabanıl tipte hızlı sitopatik etki → sistemin replikasyona elverşli olması, defektin virüse ait olması

Neden diğerleri değil

  • Konak kromozomuna entegrasyon pikornavirüs döngüsünde yoktur; replikasyon sitoplazmik RNA düzeyindedir
  • Ekzositozla salınım durması protein yokluğundan daha downstream bir basamaktır ve erken protein yokluğunu açıklamaz; salınım hücre lizisiyle olur
  • Konak DNA bağımlı RNA polimeraz negatif ipliği sentezlemez; bu basamak viral RNA bağımlı RNA polimeraza aittir
  • Çift iplikçikli DNA ara formu üzerinden nükleer transkripsiyon pikornavirüslerde yoktur

Aklında kalsın

Pozitif polariteli RNA virüsünde translasyon bloku polimeraz geni sağlam olsa da replikasyonu ikincil olarak durdurur.

59. soru

Kırk yaşındaki bir erkek hasta, ayak tabanlarında yıllardır süren kuruluk ve pullanma ile ayak tırnaklarında kalınlaşma ve sararma yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede her iki ayak tabanında diffüz hiperkeratoz ve skuam ile birkaç tırnakta subungual hiperkeratoz ve onikolizis saptanıyor; vezikül ve yoğun eritem izlenmiyor. Ayak parmak aralarında maserasyon ve satellit püstül görülmüyor. Deri ve tırnak kazıntılarının direkt mikroskopisinde bölmeli, dallanan hifler görülüyor; tomurcuklanma ve yalancı hif izlenmiyor. Bakteriyel kültürde üreme olmuyor.

Bu tablodan sorumlu etkenin konak savunmasından kaçış mekanizması düşünüldüğünde, hastada hücresel immün yanıt açısından beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Trihofitin antijenine zayıf gecikmiş tip yanıt ve minimal inflamasyonla kronik seyir

Kısaca — Kronik noninflamatuvar plantar ve tırnak tutulumu Trichophyton rubrum çizgisini verir ve mannan aracılı hücresel baskılanma nedeniyle gecikmiş tip yanıt zayıf kalır.

Bilateral diffüz hiperkeratoz, subungual hiperkeratoz ve vezikül yokluğu ile tomurcuklanmasız bölmeli hifler zoofilik veziküler Trichophyton mentagrophytes ve nemli Candida intertrigosundan uzaklaştırır. Trichophyton rubrum hücre duvarı mannanı lenfosit proliferasyonunu baskılayarak hücresel yanıtı köreltir; bu nedenle inflamasyon minimal kalır, enfeksiyon kronikleşir ve trihofitine deri testi yanıtı zayıftır.

Akıl yürütme

  • Yıllardır süren bilateral plantar hiperkeratoz ve tırnak tutulumu → kronik dermatofit ile mokasen tipi tinea pedis ve tinea unguium
  • Vezikül ve yoğun eritem yokluğu → akut veziküler zoofilik dermatofitozu dışlayan ayrıştırıcı bulgu
  • Maserasyon ve satellit püstül yokluğu ile tomurcuklanma ve yalancı hif izlenmemesi → Candida intertrigosunu dışlayan ayrıştırıcı bulgu
  • Bölmeli dallanan hifler ve negatif bakteri kültürü → dermatofit etiyolojisini destekler

Neden diğerleri değil

  • Trihofitin antijenine güçlü gecikmiş tip yanıt ve inflamatuvar kerion gelişmesi — zoofilik şablonu genelleyenin seçimi; kronik noninflamatuvar seyir güçlü yanıtla bağdaşmaz
  • Yüksek antikor düzeyi ile hızlı mantar klirensi sağlanması — dermatofit kontrolü hücreseldir; humoral yanıt koruyucu değildir
  • Yoğun nötrofil kemotaksisine bağlı yaygın püstül oluşumu ve hızlı mantar eradikasyonu — bakteriyel pürülan şablona kayar; tabloda püstül ve nötrofilik eradikasyon yoktur
  • Uzak deride mantar içermeyen steril veziküler id reaksiyonunun sık görülmesi ve hızlı iyileşme — sık id reaksiyonu güçlü gecikmiş tip yanıt gerektirir; baskılanmış yanıtta nadirdir ve kronik seyirle bağdaşmaz

Aklında kalsın

Trichophyton rubrum mannana bağlı hücresel baskılanma kronik noninflamatuvar seyir ve zayıf trihofitin yanıtı verir.

60. soru

Akut miyeloid lösemi nedeniyle nötropenik olan 30 yaşındaki erkek hastada halo bulgulu pulmoner nodüller gelişiyor. Bronkoalveoler lavajın direkt incelemesinde geniş, düzensiz, septasız ve dik açıyla dallanan hifler görülüyor. Serum galaktomannan ve (1→3)-β-D-glukan testleri tekrarlayan örneklerde negatif bulunuyor. Kültürde pamuksu, hızlı üreyen küf izole ediliyor. Ampirik vorikonazol tedavisine rağmen lezyonlar ilerliyor.

Tedavi başarısızlığının en olası moleküler temeli aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — 14-α-demetilaz yapısal farklılığına bağlı vorikonazole intrinsik duyarsızlık

Kısaca — Geniş septasız hifli ve çift antijen negatif küf Mucorales grubudur ve vorikonazole yapısal hedef duyarsızlığı nedeniyle yanıt vermez.

Dar, septalı ve akut açıyla dallanan hifler ile pozitif galaktomannan ve β-glukan Aspergillus duvarını destekler; geniş, düzensiz, septasız ve dik açılı hifler ile her iki antijenin negatifliği ise Mucorales grubunu düşündürür. Mucorales 14-α-demetilazı vorikonazole intrinsik olarak duyarsızdır, bu kazanılmış bir mutasyon değil sınıf etkisidir; bu yüzden duyarlı Aspergillus için ilk seçenek olan vorikonazol burada ilerlemeyi durdurmaz.

Akıl yürütme

  • halo bulgulu nodül ve nötropeni → ilk akla Aspergillus gelir, ancak tek başına ayırt ettirmez
  • geniş, düzensiz, septasız ve dik açıyla dallanan hif → Aspergillus morfolojisinden uzaklaştırır, Mucoralesi destekler
  • tekrarlayan galaktomannan ve (1→3)-β-D-glukan negatifliği → Aspergillus duvar antijen yokluğunu gösterir, Mucorales ayrımını güçlendirir
  • vorikonazole rağmen progresyon → intrinsik hedef duyarsızlığı olan küfte beklenen seyirdir

Neden diğerleri değil

  • FKS1 sıcak nokta mutasyonuna bağlı glukan sentaz duyarsızlığı gelişmesi ve ekinokandinlere çapraz direnç oluşması — ekinokandin hedefine ait kazanılmış dirençtir; vorikonazol başarısızlığını ve Mucorales morfolojisini açıklamaz.
  • ERG3 fonksiyon kaybına bağlı membranda toksik sterol birikiminin önlenmesi — kazanılmış azol direnç mekanizmasıdır; burada intrinsik vorikonazol duyarsızlığı ve çift antijen negatifliği ile uyumsuzdur.
  • Biyofilm matriksinde ilacın tutulması ve persister hücrelerin seçilmesi — kateter ilişkili maya biyofilmlerine aittir; invaziv küf pnömonisindeki morfolojiyi açıklamaz.
  • Sitozin permeaz kaybına bağlı hücre içi ilaç birikiminin azalması — flusitozin giriş/aktivasyon yoluna aittir; vorikonazol ile ilişkisi yoktur.

Aklında kalsın

Geniş septasız hif ve çift antijen negatifliği Mucoralesi düşündürür ve vorikonazolün yapısal olarak etkisiz kalacağı anlaşılır.

61. soru

Üç aydır devam eden kansız sulu ishal, belirgin kilo kaybı ve karın ağrısı yakınmasıyla başvuran kırk bir yaşındaki erkek hastanın HIV enfeksiyonu nedeniyle antiretroviral tedaviye uyumsuz olduğu öğreniliyor. Hasta Pneumocystis profilaksisi için trimetoprim-sülfametoksazol kullanmaya devam ediyor. Dışkı incelemesinde aside dirençli boyamayla kırmızı boyanan küçük ookistler görülüyor; modifiye trikrom boyamada mikrosporidia sporu saptanmıyor. Karaciğer testlerinde kolestaz paterni izleniyor ve ultrasonografide safra kesesi duvarında kalınlaşma bulunuyor.

Bu tablodan sorumlu etkenin biyolojisi göz önüne alındığında ishali kontrol etmede en etkili yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Antiretroviral tedavi ile immün düzelme

Kısaca — Profilaksiye rağmen sebat eden aside dirençli küçük ookistli ishal ve safra yolu tutulumu Cryptosporidium’u gösterir; folat inhibitörleri etkisizdir ve kontrol immün düzelmeye bağlıdır.

Aside dirençli ookistler Cryptosporidium, Cyclospora ve Cystoisospora’da görülür, ancak trimetoprim-sülfametoksazol profilaksisine rağmen hastalık gelişmesi folat yolu duyarlısı Cyclospora ve Cystoisospora’yı dışlar. Modifiye trikromda spor yokluğu mikrosporidiayı uzaklaştırır, kolestaz ve safra kesesi duvar kalınlaşması apikompleksanın safra epiteline yerleşmesiyle uyumludur. Cryptosporidium kalın duvarlı ookistleriyle çevre koşullarına dirençlidir ve ağır immün yetmezlikte spesifik antikoksidiyal tedavi tek başına kalıcı kontrol sağlayamaz.

Akıl yürütme

  • trimetoprim-sülfametoksazol kullanırken sebat eden ishal → folat inhibitörüne duyarlı Cyclospora ve Cystoisospora’yı dışlar, dirençli Cryptosporidium’u destekler
  • aside dirençli küçük ookist + modifiye trikromda spor yokluğu → mikrosporidiayı dışlar, apikompleksan ookisti doğrular
  • kolestaz paterni ve safra kesesi duvar kalınlaşması → Cryptosporidium’un safra yolu epiteline tutulumunu destekler

Neden diğerleri değil

  • Trimetoprim-sülfametoksazol dozunun artırılması — Cyclospora ve Cystoisospora’da işe yarar; Cryptosporidium eradikasyonunu sağlamaz
  • Metronidazol tedavisi başlanması — Giardia, Entamoeba ve Trichomonas’ta etkilidir; apikompleksan ookistlere etkisi yoktur
  • Paromomisin tedavisi başlanması — lümen amebiyazındaki yerini Cryptosporidium’a taşır; kalıcı kontrol sağlamaz
  • Siprofloksasin tedavisi başlanması — invaziv bakteriyel dizanteride akla gelir; kansız sulu protozoon ishalini tedavi etmez

Aklında kalsın

Profilaksiye rağmen sebat eden ookistli ishalde ve safra tutulumunda akla Cryptosporidium gelir; kalıcı çözüm immünitenin düzelmesidir.

62. soru

Bir yıldır devam eden kansız, yağlı görünümlü ve kötü kokulu ishal ile kilo alamama yakınmasıyla getirilen yedi yaşındaki erkek çocuğun öyküsünde tekrarlayan otitis media ve sinüzit nedeniyle çok sayıda antibiyotik kullandığı öğreniliyor. Dışkı incelemesinde kan ve lökosit saptanmıyor; armut biçimli, çift çekirdekli kamçılı trofozoitler ve oval kistler görülüyor. İnce bağırsak biyopsisinde villuslarda küntleşme izleniyor; mukozal invazyon ve eozinofilik infiltrasyon görülmüyor. Uygun dozda metronidazol tedavilerine rağmen ishal atakları tekrarlıyor.

Bu tabloda tedaviye yanıtsızlığın altında yatan durumu ortaya koyması en olası laboratuvar bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Serum IgA ve IgG düzeylerinde düşüklük

Kısaca — İnvazyonsuz villus küntleşmesiyle yağlı ishal yapan kamçılı etken Giardia’yı gösterir; uygun tedaviye rağmen tekrar ve eşlik eden sinopulmoner enfeksiyonlar humoral eksikliğe işaret eder.

Armut biçimli çift çekirdekli trofozoitler ventral diskle epitele tutunur, mukozayı invaze etmez; bu yüzden dışkıda lökosit ve dokuda eozinofilik infiltrasyon beklenmez, buna karşılık fırçamsı kenar enzim kaybıyla yağ malabsorpsiyonu gelişir. Sekretuvar IgA ve sistemik humoral yanıt trofozoit temizlenmesinde merkezidir; bu kolda defekt olan çocuklarda Giardia eradike edilemez ve kapsüllü bakterilerle sinopulmoner enfeksiyonlar tekrarlar.

Akıl yürütme

  • kansız yağlı ishal + dışkıda lökosit yokluğu → invaziv amebiyaz ve bakteriyel dizanteriyi dışlar, adezyonla disfonksiyonu destekler
  • villus küntleşmesi ancak invazyon ve eozinofili yokluğu → helmint ve invaziv protozoonu dışlar, Giardia paternine uyar
  • metronidazole rağmen tekrar + tekrarlayan otitis ve sinüzit → edinilmiş direnç değil, konağın antikorla temizleme kusurudur

Neden diğerleri değil

  • Periferik kanda belirgin eozinofili — helmintlerde beklenir; invazyonsuz Giardia tablosunda eozinofili tipik değildir
  • Dışkıda bol lökosit ve laktoferrin yüksekliği — invaziv dizanteriyi gösterir; bu hastadaki lökosit yokluğuyla çelişir
  • Serum IgE düzeyinde belirgin yükseklik — atopi ve helmint lehinedir; tekrarlayan bakteriyel ve Giardia enfeksiyonlarını açıklamaz
  • Kanda CD4 T lenfosit sayısında düşüklük — hücresel eksiklikte Cryptosporidium ve mikrosporidia öne çıkar; bu tablo humoral aksı işaret eder

Aklında kalsın

Lökositsiz yağlı ishalde Giardia düşün, tedaviye rağmen tekrar ve sinopulmoner enfeksiyon varsa humoral immüniteyi sorgula.

63. soru

24 yaşındaki kadın hasta rutin incelemede değerlendiriliyor. Serumda IgA saptanamayacak düzeyde düşük bulunurken IgG ve IgM normal saptanıyor. Protein aşılarına özgül antikor yanıtları olağan bulunuyor ve tekrarlayan ağır enfeksiyon öyküsü bulunmuyor. Periferik B hücre sayısı normal saptanıyor.

Bu hastada mukozal savunmanın korunmasını sağlayan telafi yolunun sonucu olarak dış salgılarda beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Sekretuvar komponent taşıyan IgM’nin dış salgılarda bulunması

Kısaca — Serumda izole IgA yokluğu ve olağan aşı yanıtları selektif eksikliği gösterir, bu yüzden lümende sekretuvar komponentli IgM ile telafi beklenir.

Dimerik IgA ve pentamerik IgM J zinciri taşır ve bazolateraldeki polimerik Ig reseptörüne bağlanarak epitel hücresinden lümene taşınır, reseptörün bir parçası sekretuvar komponent olarak molekül üzerinde kalır ve proteolize direnç sağlar. Serum IgG ve IgM normal iken yalnızca IgA yokluğu ve protein aşılarına normal yanıt erken B gelişim veya genel sınıf değişim defektini dışlar.

  • serumda IgA yokluğu ve normal IgG ve IgM → erken B gelişim defektini dışlar, selektif eksikliği düşündürür
  • protein aşılarına olağan yanıt ve normal B hücre sayısı → genel antikor üretim kapasitesinin korunduğunu destekler
  • tekrarlayan ağır enfeksiyon öyküsü yokluğu → mukozal telafinin fonksiyonel olduğunu düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Monomerik IgG’nin polimerik Ig reseptörü ile lümene taşınması — bu reseptör yalnızca J zincirli polimerleri taşır; monomerik IgG persistansı neonatal Fc reseptörü ile sağlanır, apikal transport ile değil
  • Sekretuvar komponentin tek başına antijene bağlanarak nötralizasyon sağlaması — sekretuvar komponent reseptör artığıdır ve antijen bağlamaz, bağlanma Fab tarafından yapılır
  • Serum IgE’nin epitelden doğrudan lümene geçerek mukozayı koruması — IgE bu ortak taşıyıcının ligandı değildir ve bu tabloda mukozal telafiyi sağlamaz
  • J zinciri taşımayan IgD’nin polimerik Ig reseptörü ile taşınması — J zinciri olmadan reseptöre bağlanma olmaz, bu yüzden transport beklenmez

Aklında kalsın

Mukozal lümene yalnızca J zincirli polimerler taşınır, bu yüzden IgA yokluğunda sekretuvar IgM telafi edebilir.

64. soru

Otuz iki yaşındaki kadın, ağır alerjik astım nedeniyle inhale tedaviye ek olarak omalizumab başlanıyor. Tedavinin üçüncü ayında ataklar azalırken serumda ölçülen total IgE konsantrasyonu tedavi öncesine göre yüksek bulunuyor. Serbest IgE konsantrasyonu düşük ölçülüyor; deri prik testinde endurasyon çapı küçülüyor.

Bu tabloda mast hücreleri ve bazofillerde görülmesi beklenen değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Yüzey Fc epsilon reseptör I yoğunluğunda azalma

Kısaca — Omalizumab serbest IgE’yi bağlayıp klinik iyileşme sağlarken ölçülen total IgE komplekslerin uzamış yarı ömrü nedeniyle yüksek çıkar, serbest IgE azalınca yüzey Fc epsilon reseptör I stabilizasyonu kaybolur.

Serbest IgE, mast hücresi ve bazofildeki yüksek afiniteli Fc epsilon reseptör I’e bağlanarak reseptörü yüzeyde stabilize eder; IgE ile reseptörün çapraz bağlanması degranülasyon ve deri reaktivitesini belirler. Omalizumab serbest IgE’nin reseptöre bağlanan bölgesini tutar, serbest IgE düşer ve alerjenle çapraz bağlanma azalır, bu yüzden ataklar ve prik endurasyonu küçülür. Buna karşılık total IgE ölçümü bağlı ve serbest havuzu birlikte yakaladığı ve kompleksler yavaş temizlendiği için yüksek ölçülür; yüzey reseptör yoğunluğu ise ligand azlığında aşağı regüle olur.

Akıl yürütme

  • Ataklarda azalma ve prik endurasyonunda küçülme → serbest IgE aracılı çapraz bağlanmanın azaldığını düşündürür
  • Total IgE yüksekliğine rağmen serbest IgE düşüklüğü → totalin tedavi başarısızlığı değil kompleks birikimi olduğunu gösterir
  • Ligand azalması → IgE ile stabilize olan yüzey reseptörünün yoğunluğunu düşürür

Neden diğerleri değil

  • Yüzey Fc epsilon reseptör I yoğunluğunda artma — total IgE yüksekliğini serbest IgE artışı sanıp yönü tersine çevirir
  • Yüzey Fc gama reseptör III yoğunluğunda azalma — IgG’ye bağlı sitotoksisite reseptörüdür, IgE aksıyla değişmez
  • Yüzey Fc gama reseptör IIb yoğunluğunda artma — inhibitör IgG reseptörüdür, bu tabloda öngörülen değişim değildir
  • Mukozal epitel yüzey polimerik immünglobulin reseptörü yoğunluğunda artma — sekretuvar IgA ve IgM transportu düzenler, mast hücresi IgE aksıyla ilgisi yoktur

Aklında kalsın

Serbest IgE düşünce total IgE yüksek ölçülse bile yüzey Fc epsilon reseptör I azalır ve alerjen reaktivitesi küçülür.

65. soru

Kırk sekiz yaşındaki erkek hasta eforla ortaya çıkan nefes darlığı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünde yıllardır yüksek seyreden kan basıncı ve düzensiz antihipertansif kullanımı bulunuyor. Ekokardiyografide sol ventrikül duvar kalınlığı artmış, sol ventrikül kavite çapı normal sınırlarda izleniyor ve ejeksiyon fraksiyonu korunmuş olarak bildiriliyor. Miyokardiyal değerlendirmede interstisyel fibrozis ve kapiller yoğunluğun miyosit kitlesine göre rölatif azaldığı belirtiliyor. Biyopside nekroz, granülom ve atipik mitoz tarif edilmiyor.

Bu miyokartta hücresel düzeyde beklenen değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — İşaretli lösin tutulumunda ve ortalama miyosit çapında artış ile işaretli timidin tutulumunda değişiklik olmaması

Kısaca — Kronik basınç yükü postmitotik miyokartta paralel sarkomer eklenmesiyle konsantrik hipertrofi yapar; protein sentezi artar, DNA sentezi artmaz.

Uzun süreli hipertansiyonun basınç yükü, bölünme yeteneğini kaybetmiş ventrikül miyositlerinde hücre başına protein sentezini artırır ve sarkomerler yan yana eklenerek duvar kalınlaşır; bu süreçte DNA replikasyonu ve hücre sayısı artmaz, bu yüzden amino asit tutulumu yükselirken timidin tutulumu değişmez ve büyüyen kitleye rölatif yetersiz kalan kapiller yatak ile interstisyel fibrozis eşlik edebilir.

Akıl yürütme

  • yıllardır yüksek kan basıncı ve düzensiz tedavi → kronik basınç yükü
  • duvar kalınlığında artış ile kavite çapının normal kalması ve ejeksiyon fraksiyonunun korunması → konsantrik patern; volüm yüküne bağlı kavite genişlemesini dışlar
  • kapiller yoğunluğun miyosit kitlesine göre rölatif azalması ve fibrozis → büyümüş miyosit kitlesine eşlik eden stroma yanıtı, primer kayıp değil
  • nekroz, granülom ve atipik mitozun tarif edilmemesi → proliferatif ya da destrüktif süreci desteklemez; postmitotik dokuda hiperplazi beklenmez

Neden diğerleri değil

  • İşaretli timidin tutulumunda ve miyosit sayısında artış ile ortalama miyosit çapında değişiklik olmaması — DNA sentezi ve hücre sayısı artışı hiperplaziyi tanımlar; erişkin ventrikül miyokartı postmitotiktir ve bu tabloda hücre çapı artar.
  • İşaretli lösin tutulumunda azalma ve miyosit çapında küçülme ile ubikuitin-proteazom aktivitesinde artış — proteoliz artışı ve küçülme atrofinin yönüdür; burada kompansatuvar büyüme söz konusudur.
  • Seri sarkomer eklenmesi ile kavite çapında genişleme ve duvar kalınlığında rölatif incelme — seri eklenme ve dilatasyon eksentrik hipertrofi ve volüm yükünün paternidir; kavitenin normal olması bu çatalı dışlar.
  • Protein sentezi ve DNA sentezinde birlikte belirgin artış ile mitoz sayısında ve Ki-67 pozitifliğinde belirgin artış — transkripsiyon artışı replikasyon demek değildir; hipertrofide mitoz ve yaygın proliferasyon belirteci beklenmez.

Aklında kalsın

Hipertrofide hücre büyür ve protein sentezi artar, hiperplazide hücre sayısı ve DNA sentezi artar.

66. soru

Kırk yaşındaki bir erkek hasta kaynar suyla oluşan geniş bir cilt haşlanması nedeniyle acile getiriliyor. Haşlanan alanda dakikalar içinde belirgin ödem ve eritem gelişiyor. Uygulanan antihistaminik tedaviye rağmen ödem gerilemiyor. Alınan biyopside endotel hücrelerinde nekroz izleniyor ve kaçağın yalnızca postkapiller venüllerle sınırlı kalmadığı görülüyor.

Bu tablodaki vasküler geçirgenlik artışını histaminin oluşturduğu erken geçici yanıttan ayıran özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Endotel hasarına bağlı olarak tüm mikrosirkülasyon düzeyinde süregelen kaçak olması

Kısaca — Antihistaminiğe yanıtsız, nekrozlu ve tüm damar düzeylerini tutan kaçak histamin kontraksiyonu değil direkt endotel hasarıdır.

Histamin postkapiller venüllerde reseptör aracılı aktin miyozin kontraksiyonu ile dakikalar içinde endotel aralıkları açar ve kısa sürede geriler, bu yanıt antihistaminikle baskılanır. Kaynar su gibi ağır bir uyarı ise endotel hücresini doğrudan öldürür, kaçak kapiller, venül ve arteriyol düzeyinde hasar onarılana kadar süregelen protein geçişine yol açar ve antihistaminikle gerilemez.

Akıl yürütme

  • dakikalar içinde ödem ve eritem → ilk akla gelen histaminin erken geçici yanıtını düşündürür
  • antihistaminiğe yanıtsızlık → histamin kontraksiyonunu dışlar ve histaminden bağımsız bir mekanizmayı düşündürür
  • endotel nekrozu ve kaçağın venülle sınırlı kalmaması → direkt endotel hasarını destekler ve tüm düzeylerde süregelen kaçağı açıklar

Neden diğerleri değil

  • Postkapiller venüllerde endotel kontraksiyonuyla oluşan kısa süreli kaçak olması — histamin yanıtının tanımıdır, yanıtsızlık ve nekroz bulgularıyla dışlanır
  • Sitokinlere bağlı endotel retraksiyonuyla saatler sonra başlayan uzamış kaçak olması — saatler sonra başlar ve nekroz gerektirmez, dakikalar içindeki nekrotik tabloyu açıklamaz
  • Artmış veziküler taşıma ile endotel hücresi içinden proteinden zengin geçiş olması — transsitoz artışı nekrozu ve tüm damar düzeylerinde tutulumu açıklamaz
  • Lökositlerin endotele adezyonu sırasında açığa çıkan ürünlere bağlı venüler kaçak olması — adezyona bağımlı geç kaçaktır, erken nekrotik tabloyu açıklamaz

Aklında kalsın

Antihistaminikle gerilemeyen nekrozlu çok düzeyli kaçak direkt endotel hasarıdır, histamin kaçağı venülle sınırlı ve geçicidir.

67. soru

Altmış iki yaşındaki kadın hasta, yıllardır akşamları artan bacak şişliği yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede bilateral alt ekstremitelerde variköz genişlemeler, ayak bileği çevresinde gode bırakan ödem ve medial malleol çevresinde kahverengi pigmentasyon izleniyor. Sağ medial malleol üzerinde ağrısız, yüzeyel, uzun süredir iyileşmeyen bir ülser bulunuyor. Etkilenen bacakta ısı artışı ve akut hassasiyet saptanmıyor, deri kalınlaşmış ancak parmakla deri kıvrımı kolayca kaldırılabiliyor.

Bu hastanın pigmentasyon gösteren bölgesinden alınan deri biyopsisinde beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Dermal hemosiderin yüklü makrofajlar ve perikapiller fibrin birikimi ile dermal fibrozis

Kısaca — Yıllar süren venöz hipertansiyona bağlı kronik konjesyon eritrosit ekstravazasyonuna yol açar ve deride hemosiderin birikimi ile fibrozis izlenir.

İlk basamakta variköz zemin ve akşam artan gode bırakan ödem artmış venöz hidrostatik basıncı gösterir; kapillerden sızan eritrositlerin yıkımı dermiste hemosiderin yüklü makrofajlar bırakır, kronik hipoksi ve perikapiller fibrin dermal fibrozisi getirir. Lenfatik obstrüksiyonun gode bırakmayan sert ödemi ve akut selülitin sıcak hassas tablosu bu mekanizmadan ayrılır.

Akıl yürütme

  • yıllardır akşamları artan şişlik ve variköz genişlemeler → kronik venöz hipertansiyonu düşündürür
  • ayak bileği çevresinde gode bırakan ödem ve medial malleol çevresinde kahverengi pigmentasyon → eritrosit ekstravazasyonu ve hemosiderin birikimini işaret eder
  • medial malleol üzerinde iyileşmeyen yüzeyel ülser → kronik venöz staz ülser dağılımına uyar
  • ısı artışı ve akut hassasiyet yokluğu → akut selülit ve trombozu dışlayan çatal bulgudur
  • deri kıvrımının kolayca kaldırılabilmesi ve gode bırakması → lenfatik obstrüksiyonun sert, gode bırakmayan ödemini dışlayan çatal bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Dilate lenfatikler ve protein içeriği yüksek interstisyel sıvı birikimi ile belirgin dermal genişleme — lenfatik obstrüksiyonun gode bırakmayan ödemini anlatır, bu hastadaki gode bırakan ödem ve kolay kaldırılabilen deri kıvrımı ile uyumsuzdur
  • Dermal küçük damarlarda nötrofilik duvar nekrozu ve çekirdek tozu birikimi — lökositoklastik vasküliti anlatır, variköz zemin ve malleol ülser örüntüsü ile kronik staz pigmentasyonunu açıklamaz
  • Kılcal damarlarda fibrin trombüsleri ve epidermal nekroz ile yoğun nötrofil infiltrasyonu — akut selülit ve septik trombozu anlatır, ısı artışı ve hassasiyet yokluğunda beklenmez
  • Dermiste nonkazeifiye granülomlar ve multinükleer dev hücre birikimi — granülomatöz deri hastalığını anlatır, venöz hipertansiyon bulguları ile ilişkisi yoktur

Aklında kalsın

Venöz stazda kahverengi pigmentasyon hemosiderindir ve perikapiller fibrin ile fibrozis eşlik eder, lenfödem ise gode bırakmayan sert ödemdir.

68. soru

Yirmi altı yaşındaki kadın hastaya akut sistit nedeniyle ilk kez oral bir beta-laktam başlanıyor. Tedavinin dokuzuncu gününde yaygın ürtikeryal döküntü, ateş, el ve diz eklemlerinde simetrik artralji ve göz kapaklarında hafif ödem ortaya çıkıyor. Fizik muayenede arter kan basıncı normal bulunuyor, stridor ve wheezing duyulmuyor. Tam kan sayımında eozinofili saptanmıyor, idrar incelemesinde hafif proteinüri izleniyor.

Bu tablodan sorumlu tutulan immün mekanizmanın yol açması beklenen laboratuvar değişikliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Serum C3 ve C4 düzeylerinde azalma

Kısaca — Dokuzuncu günde gelişen döküntü, ateş, artralji ve proteinüri immün kompleks hastalığını düşündürür ve klasik yol tüketimi C3 ile C4'te azalmayı gerektirir.

Serum hastalığı ilk kez verilen ilaca karşı oluşan IgM ve IgG antikorlarının antijenle birleşip küçük immün kompleksler oluşturması ve bunların damar duvarı ile glomerül gibi dokularda birikmesidir; biriken kompleksler klasik kompleman yolunu aktive eder, C3 ve C4 tüketildiği için serum düzeyleri düşer ve dokuda nötrofil kemotaksisiyle vaskülit ve proteinüri gelişir. Bu mekanizma dakikalar içinde gelişen IgE ve mast hücresi ekseninden tamamen farklıdır.

Akıl yürütme

  • ilk kez başlanan ilaçtan dokuz gün sonra ortaya çıkış → duyarlanma ve antikor oluşumu için gereken süreyi yansıtır, dakikalar içindeki anafilaksiyi dışlar
  • ürtikeryal döküntü + ateş + simetrik artralji + hafif proteinüri → tek bir organa değil, yaygın immün kompleks birikimine işaret eder
  • normal arter kan basıncı ile stridor ve wheezing yokluğu → hipotansiyon ve bronkospazmla giden Tip I reaksiyonu dışlayan fork bulgudur
  • eozinofili yokluğu → atopik ve IgE eksenini değil, kompleman tüketen kompleksi destekler

Neden diğerleri değil

  • Serum total IgE düzeyinde artma — ürtiker sözcüğünden Tip I’e atlayan adayın tuzağıdır; serum hastalığında patoloji IgG ve IgM kompleksleriyledir
  • Serum triptaz düzeyinde artma — anafilaksideki mast hücresi degranülasyonunu gösterir; bu olguda hipotansiyon ve bronkospazm yoktur
  • Periferik kanda eozinofil sayısında artma — atopik zemini düşündürür ancak eozinofili saptanmaması ve gecikmiş başlangıç bu ekseni dışlar
  • Serum C3 ve C4 düzeylerinde artma — komplemanı akut faz reaktanı gibi artıran yorum hatasıdır; klasik yol aktivasyonunda tüketim nedeniyle düzeyler azalır

Aklında kalsın

Serum hastalığını düşündüren gecikmiş multisistem tabloda kompleman tüketilir, bu yüzden C3 ve C4 düşer.

69. soru

Altmış yaşındaki bir erkek hastaya elektif cerrahi sırasında eritrosit süspansiyonu başlanmasından dakikalar sonra titreme, ateş, bel ağrısı, hipotansiyon ve infüzyon yerinde yanma gelişiyor. İdrar koyu kırmızı-kahverengi renk alıyor; laboratuvarda haptoglobin ölçülemeyecek kadar düşük, laktat dehidrogenaz yüksek bulunuyor. Akciğer oskültasyonu normal bulunuyor, akciğer grafisinde yeni infiltrat izlenmiyor. Ciltte yaygın ürtiker ve hışıltı saptanmıyor.

Bu tabloda eritrosit yıkımından en çok sorumlu tutulan kompleman aracılı olay aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Klasik yolun immünglobulin M ile aktivasyonu sonrası membran atak kompleksi oluşumu

Kısaca — Dakikalar içinde hipotansiyon-bel ağrısı ve hemoglobinüri ile haptoglobin tüketimi, ABO uyumsuzluğuna bağlı intravasküler hemolizi düşündürür ve membran atak kompleksi oluşumunu öngörür.

Eritrosit yüzeyindeki A antijenine karşı hazır immünglobulin M, klasik yolu güçlü biçimde aktive eder; C5 konvertaz sonrası C5b-9 dizilimi eritrosit membranında por açar ve hücre içi hemoglobin plazmaya boşalır. Plazma hemoglobini haptoglobini tüketir, idrara geçer ve dissemine intravasküler koagülasyon ile böbrek hasarına zemin hazırlar. Bu tablo dalakta Fc reseptörü ile yavaş temizlenmeden ayrılır; o yüzden sferosit ağırlıklı ekstravasküler patern değil hemoglobinemi-hemoglobinüri paterni izlenir.

Akıl yürütme

  • dakikalar içinde titreme-ateş-bel ağrısı-hipotansiyon → hazır antikorla ani kompleman aktivasyonunu destekler
  • koyu idrar artı tüketilmiş haptoglobin ve yüksek laktat dehidrogenaz → intravasküler lizisi düşündürür, ekstravasküler opsonizasyondan uzaklaştırır
  • yeni infiltrat yokluğu → nötrofil aracılı transfüzyon ilişkili akut akciğer hasarını dışlar
  • yaygın ürtiker ve hışıltı yokluğu → immünglobulin E aracılı transfüzyon anaflaksisini dışlar

Neden diğerleri değil

  • C3b ile opsonizasyon sonrası dalakta ekstravasküler fagositoz — bu olay immünglobulin G ile gelişen yavaş hemolizi açıklar; hemoglobinüri ve ani haptoglobin tüketimi ile uyumsuzdur
  • İmmünglobulin E aracılı mast hücresi degranülasyonu ile vazodilatasyon — bu olay ürtiker-anjiyoödem-hışıltıyı gerektirir; hemoliz kanıtı ve idrar rengi değişimini açıklamaz
  • İmmün kompleks birikimine bağlı nötrofil kemotaksisi — bu olay damar duvarında Tip III hasarı gerektirir; eritrosit membranında por oluşumunu ve intravasküler lizisi açıklamaz
  • Sitotoksik T hücreleri aracılı endotel apoptozu — bu olay günler süren hücresel yanıtı gerektirir; dakikalar içinde gelişen kompleman aracılı lizis ile uyumsuzdur

Aklında kalsın

ABO uyumsuzluğunu aklında tut: hazır immünglobulin M klasik yolu ateşler ve eritrositi damarda parçalar.

70. soru

Yirmi yaşında erkek hasta, çocukluktan beri tekrarlayan sinüzit ve öksürükle seyreden bronşektazi nedeniyle izleniyor. Balgam kültürlerinde tekrarlayan Pseudomonas aeruginosa üremesi ve burunda polip saptanıyor. Dışkıda yağ damlacıkları ve kilo alamama öyküsü bulunuyor; infertilite incelemesinde azospermi saptanırken serum FSH ve testosteron normal bulunuyor. Akciğer grafisinde situs inversus izlenmiyor ve pankreas yetmezliği bulguları belirgin bulunuyor.

Bu hastada solunum yolu yüzey sıvısının dehidrate kalmasının temel mekanizması olarak beklenen değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Epitelde sodyum ve su geri emiliminde artış

Kısaca — Kistik fibroziste CFTR kaybı sodyum kanalı inhibisyonunu kaldırır ve hava yolunda sodyum ve su geri emilimi artar.

Tekrarlayan Pseudomonas bronşektazisi, nazal polip, pankreas yetmezliği ve normal gonadotropinli obstrüktif azospermi klor kanal defektini düşündürür; situsun normal ve pankreas yetmezliğinin belirgin olması siliyer diskineziden uzaklaştırır. CFTR normalde epiteliyal sodyum kanalını inhibe eder, kaybında sodyum ve su geri emilimi artar, yüzey sıvısı dehidrate kalır ve mukus koyulaşır.

Akıl yürütme

  • Pseudomonas ile bronşektazi, polip ve steatore → kronik mukus stazı ve pankreas kanal tıkanıklığını düşündürür
  • Normal FSH ve testosteronla azospermi → spermatogenez defektini değil, vaz deferens yokluğuna bağlı obstrüksiyonu destekler
  • Situs inversus yokluğu ve pankreas yetmezliği → ilk akla gelen primer siliyer diskineziyi dışlar
  • Dehidrate yüzey sıvısı → klor sekresyon artışı değil, sodyum geri emilim artışı mekanizmasını gerektirir

Neden diğerleri değil

  • Hava yolu lümenine klorür sekresyonunda belirgin artış — kanal kaybını kazanç sanır, sekresyonun azaldığını ve sorunun sodyum tarafında olduğunu kaçırır
  • Ter bezi kanalında klorür geri emiliminde belirgin artış — terdeki tuzluluğu artmış geri emilim sanır, yönü ters okur; kayıpta geri emilim azalır
  • Bronş epitelinde siliyer dynein fonksiyonunda primer azalma — bronşektazi, sinüzit ve infertilitede diskineziyi seçer, situs ve pankreas çatalını yok sayar
  • Hava yolu lümenine sodyum sekresyonunda belirgin artış — sodyum hareketinin sekresyon değil geri emilim olduğunu karıştırır, yönü ters çevirir

Aklında kalsın

CFTR kaybı klor sekresyonunu azaltırken sodyum geri emilimini artırır; hava yolu kuruluğu sodyum tarafındaki artıştandır.

71. soru

Altmış dokuz yaşındaki diyabetik erkek hastada çekilen alt ekstremite grafisinde arteria tibialis boyunca bilateral, kesintisiz, tren rayı görünümünde kalsifikasyon izleniyor. Kronik böbrek yetmezliği eşlik ediyor. Ayak bileği nabızları bilateral palpe ediliyor ve hastada yol yürümekle ortaya çıkan baldır ağrısı tanımlanmıyor. Damar duvarından alınan kesitte kalsifikasyonun tunica mediada konsantrik yerleştiği, intimanın korunduğu ve lümen çapının daralmadığı bildiriliyor. Kesitte lipid yüklü makrofaj birikimi, fibröz başlık ve nekrotik çekirdek izlenmiyor.

Bu damar lezyonunun hemodinamik sonucu olarak aşağıdakilerden hangisinin görülmesi beklenir?

Cevabı göster

Cevap: B — Duvar sertliğine bağlı sistolik basınçta yükselme ve nabız basıncında genişleme

Kısaca — Lümeni açık tutan konsantrik media kalsifikasyonu damarı sertleştirir ve nabız basıncını genişletir.

Bu tablo Mönckeberg medial kalsifik sklerozudur; arteriyosklerozun intimal aterosklerozdan ayrı bir tipidir. Tunica mediada sirküler kalsifikasyon vardır, intima korunmuştur, lipid yüklü makrofaj, inflamasyon ve fibröz başlık yoktur, lümen daralmaz. Diyabet, ileri yaş ve kronik böbrek yetmezliği ile birlikteliği klasiktir. Aterosklerozun aksine oklüziv değildir; sonucu iskemi değil, kompliyans kaybına bağlı izole sistolik yükselme ve diyastolik basınçta düşme eğilimi ile nabız basıncında genişlemedir.

Akıl yürütme

  • Tren rayı kalsifikasyon + diyabet ve böbrek yetmezliği → ilk akla ateroskleroz gelir
  • Bilateral palpe nabızlar + klodikasyo yokluğu → kritik lümen darlığı ve iskemiyi dışlar
  • Tunica mediada konsantrik kalsifikasyon + korunmuş intima + açık lümen → Mönckeberg lehine fork bulgusudur
  • Köpük hücre, fibröz başlık ve nekrotik çekirdek yokluğu → aterom plağını dışlar

Neden diğerleri değil

  • Egzersizle artan oksijen ihtiyacına bağlı intermittan klodikasyo gelişmesi — Lümende kritik daralma olmadığı ve nabızlar korunduğu için egzersiz iskemisi beklenmez.
  • Plak rüptürü sonrası akut trombozla ani arteriyel oklüzyon gelişmesi — Rüptüre olacak lipid çekirdekli fibröz plak yoktur; lezyon trombojenik aterom değildir.
  • Media harabiyetine bağlı fuziform genişleme ve rüptür riskinde artış — Duvar incelip zayıflamamıştır; kalsifikasyon duvarı sertleştirir, anevrizmal genişlemeye yol açmaz.
  • Soğukla tetiklenen vazospazma bağlı parmaklarda solukluk ve ağrı atakları — Sorun epizodik vazomotor yanıtta değil, kalıcı yapısal sertliktedir.

Aklında kalsın

Mönckeberg lümeni daraltmaz, damarı sertleştirir ve nabız basıncını genişletir.

72. soru

Elli yaşlarında sigara öyküsü olan erkek hasta yıllardır özellikle kış aylarında ve sabahları belirgin olan mukoid balgamlı öksürük yakınmasıyla başvuruyor. Solunum fonksiyon testinde bronkodilatöre yanıtsız obstrüksiyon saptanıyor; karbonmonoksit diffüzyon kapasitesi korunmuş bulunuyor. Yüksek çözünürlüklü tomografide kalıcı bronş genişlemesi izlenmiyor. Son dönemde efor dispnesi, pretibial ödem ve juguler dolgunluk gelişiyor. Ekokardiyografide sol ventrikül sistolik fonksiyonu normal bulunuyor; akciğerlerde alveoler ödem bulgusu saptanmıyor, ikinci kalp sesinin pulmoner bileşeni sert duyuluyor.

Bu hastada gelişen kardiyak tablonun hemodinamik karşılığı olarak aşağıdakilerden hangisinin saptanması beklenir?

Cevabı göster

Cevap: B — Pulmoner arter basıncında artma, kama basıncının normal kalması

Kısaca — Kronik bronşitte süregelen hipoksemi prekapiller pulmoner hipertansiyona ve kor pulmonaleye yol açar.

Kronik bronşitte küçük hava yolu inflamasyonu ve mukus hipersekresyonu ventilasyon-perfüzyon uyumsuzluğu ile kronik hipoksemi ve hiperkapni yaratır; alveoler hipoksi pulmoner arteriollerde vazokonstriksiyon ve zamanla vasküler remodeling yapar, pulmoner arter basıncı ve vasküler direnç artarken sol kalp doluşunu yansıtan kama basıncı normal kalır ve sağ ventrikül ard yükü artarak pretibial ödem ve juguler dolgunluk verir.

Akıl yürütme

  • Yıllardır kış ve sabah belirgin mukoid balgamlı öksürük → mukus hipersekresyonunu düşündürür
  • Yanıtsız obstrüksiyon ile korunmuş diffüzyon → amfizem baskın yıkımı dışlar
  • Kalıcı bronş genişlemesinin izlenmemesi → bronşiektaziyi dışlar
  • Ödem ve juguler dolgunluğa rağmen sol ventrikül fonksiyonunun normal olması ve alveoler ödem olmaması → sol kalp yetersizliğini dışlar, sert pulmoner bileşen sağ yükü destekler

Neden diğerleri değil

  • Pulmoner kapiller kama basıncında belirgin artma ile alveoler ödem gelişmesi — Postkapiller sol kalp paternidir; burada sol ventrikül normaldir ve alveoler ödem yoktur.
  • Sistemik vasküler dirençte belirgin azalma ile kardiyak debide artma — Yüksek debili tablo yönüdür; kronik hipoksik süreçte pulmoner direnç artar, sistemik direnç düşmez.
  • Sol ventrikül doluş basıncında artma ile sağ ventrikül yükünde belirgin azalma — Tarafı tersine çevirir; yüklenen sağ ventriküldür, rahatlayan değil.
  • Pulmoner vasküler dirençte azalma ile sağ ventrikül ard yükünde belirgin azalma — Hipoksik yanıtın yönünü tersine çevirir; vazokonstriksiyon direnci artırır.

Aklında kalsın

Kronik bronşitte ödem sol kalp değil hipoksik pulmoner hipertansiyon ve sağ kalp yüküdür, bu yüzden kama normalken pulmoner arter basıncı artar.

73. soru

Otuzlu yaşlarının sonunda, yalnızca birkaç paket-yıl sigara öyküsü bulunan erkek hasta, eforla artan nefes darlığı anlatıyor. Fizik muayenede ekspiryum uzamış, solunum sesleri derinden geliyor. Tomografide alt loblarda belirgin yaygın lüsen alanlar ve alveol duvarlarında uniform incelme ve yıkım izleniyor; üst zonlarda sentrilobüler nodülarite ve belirgin mukus tıkaçları saptanmıyor. Solunum fonksiyonunda obstrüksiyon ile difüzyon kapasitesinde azalma bulunuyor; aile öyküsünde erken yaşta amfizem ve karaciğer hastalığı bildiriliyor.

Sigara dumanının bu hastadaki yıkımı hızlandırmasını en iyi açıklayan moleküler etki aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Antiproteazın aktif bölgesinin oksidatif inaktivasyonu

Kısaca — Sınırlı sigaraya rağmen erken alt lob tutulumu antiproteaz eksikliğini düşündürür; sigara dumanı kalan antiproteazı oksitleyerek elastaz yıkımını hızlandırır.

Panasiner amfizemde alveol duvarı uniform yıkılır, alt loblar baskındır ve difüzyon düşer; sentrilobüler nodülarite ve mukus hastalığı geri plandadır. Antiproteaz eksikliğinde nötrofil elastaz karşısız kalır ve erken yaşta, az sigarayla bile yaygın yıkım oluşur; ailede erken amfizem ve karaciğer hastalığı bu zemini destekler. Sigara dumanındaki oksidanlar antiproteazın aktif bölgesindeki kritik metiyonini oksitleyip molekülü işlevsiz kılar; böylece sınırlı miktardaki antiproteaz bile fonksiyonel olarak yetersiz kalır ve elastaz aktivitesi artar.

Akıl yürütme

  • otuzlu yaşlarda obstrüksiyon ve difüzyon azalması → alveol duvar yıkımı, amfizem
  • alt lob baskın uniform yıkım ve üst zonda sentrilobüler nodülarite yokluğu → ağır içicinin üst lob sentrilobüler paternini dışlayan çatal bulgu
  • az paket-yıl ve erken başlangıç ile ailede erken amfizem ve karaciğer hastalığı → kalıtsal antiproteaz zeminini işaret eder
  • mukus tıkaçları ve reversibilite yokluğu → kronik bronşit ve astımı uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Muskarinik aktivasyona bağlı bronş düz kas kasılması — astım ve alevlenmelerde bronkospazmı anlatır; sabit alveol duvar yıkımını ve sigara sinerjisini açıklamaz.
  • Goblet hücre hiperplazisine bağlı mukus hipersekresyonu — kronik bronşitin mekanizmasıdır; balgam ve mukus tıkaçları geri planda olan bu tabloda yıkımı açıklamaz.
  • İmmünglobulin E aracılı mast hücresi degranülasyonu — erken faz astım yanıtıdır; nötrofil elastazla yürüyen proteaz yükünü karşılamaz.
  • Sürfaktan inaktivasyonuna bağlı yaygın alveoler kollaps — atelektazi ve restriksiyon yapar; hiperlüsen, kompliyansı artmış amfizematöz yıkımı açıklamaz.

Aklında kalsın

Sigara, antiproteazı oksitleyerek işlevsiz kıldığı için eksiklik zemininde yıkımı katlanarak hızlandırır.

74. soru

Altımış yaşındaki erkek hasta, yıllardır devam eden yaygın egzematöz deri lezyonları ve son aylarda belirginleşen yaygın lenfadenopati nedeniyle başvuruyor. Eksize edilen lenf nodunda genel mimari korunmuş olup follikül aralarındaki alanda genişleme izleniyor. Bu alanda melanin pigmenti içeren makrofajlar ile oluklu çekirdekli, atipi göstermeyen dendritik hücreler görülüyor. Nekroz, kapsül invazyonu ve monomorfik atipi saptanmıyor; immünohistokimyasal incelemede dendritik hücrelerde S100 pozitifliği izleniyor.

Bu tablodaki pigment yüklü hücre birikimini açıklayan normal hücre göç yolu en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Deriden afferent lenfatik damarlarla subkapsüler sinüse drenaj ve parakortekse göç

Kısaca — Kronik deri hastalığı eşliğinde korunmuş mimaride parakortikal melanin ve atipisiz S100 pozitif dendritik hücre dermatopatik yanıtı gösterir ve pigment afferent lenfatik göçle taşınır.

sessiz ilk basamak dermatopatik lenfadenopatidir; kronik dermatitte dermal Langerhans ve interdigitating dendritik hücreler antijen ve melaninle yüklenip afferent lenfatik damarlar yoluyla subkapsüler sinüse drene olur ve T-hücre zonu olan parakortekse yerleşir, makrofajlar pigmenti burada biriktirir. S100 pozitifliği ilk bakışta melanom metastazını düşündürse de mimarinin korunması, sitolojik atipi yokluğu, kapsül invazyonu yokluğu ve kronik deri öyküsü neoplaziyi dışlayan çataldır.

Akıl yürütme

  • yıllardır süren egzematöz dermatit + yaygın lenfadenopati → deriden drene olan reaktif süreci düşündürür
  • korunmuş mimari + atipi yokluğu + kapsül invazyonu yokluğu → S100 pozitifliğine rağmen melanom metastazını dışlayan çatal bulgudur
  • follikül-arası genişleme + melanin yüklü makrofaj + oluklu dendritik hücre → parakortikal Langerhans/interdigitating birikimine işaret eder
  • nekroz ve monomorfik proliferasyon yokluğu → neoplastik effasmandan uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Kandan yüksek endotelli venüller yoluyla doğrudan parakortekse giriş ve yerleşme — naive lenfositin kan yoludur; deri kökenli dendritik hücre ve melanin taşımaz
  • Efferent lenfatik damarlar yoluyla medüller sinüslere retrograd göç ve birikme — lenf akımına ters yöndedir ve medulla hedefi yanlıştır
  • Kandan marjinal zon arteriyolleri yoluyla follikül germinal merkezine giriş ve proliferasyon — dalak marjinal zon anatomisini lenf noduna taşır; hedef kompartman yanlıştır
  • Subkapsüler sinüsten doğrudan follikül merkezine giriş ve sentroblasta dönüşümle çoğalma — dendritik hücreyi germinal merkez B hücresiyle karıştırır; hücre soyu yanlıştır

Aklında kalsın

Dermatopatikte pigmentli dendritik hücre deriden afferent lenfatiklerle parakortekse gelir, HEV ile karıştırılmamalıdır.

75. soru

Otuz sekiz yaşındaki kadın hasta yıllardır katı ve sıvı gıdalara karşı yutma güçlüğü, ağızda biriken lokmayı çıkarmak için öksürme ve geceleri yastıkta kötü kokulu sindirilmemiş gıda artığı görülmesi yakınmalarıyla başvuruyor. Baryumlu incelemede özofagus gövdesi dilate izleniyor, lümende beklemiş gıda artıkları görülüyor ve distal uçta düzgün incelme dikkati çekiyor. Manometride özofagus gövdesinde peristalsis alınamıyor, alt özofagus sfinkterinin yutmayla gevşemediği ve istirahat tonusunun yüksek olduğu saptanıyor. Endoskopide kitle izlenmiyor, distal biyopsilerde goblet hücresi içeren kolumnar metaplazi görülmüyor ve uzun süreli pH izleminde patolojik asit teması gösterilemiyor.

Bu hastada yıllar içinde gelişmesi en olası mukozal değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Skuamöz mukozada kronik irritasyona bağlı hiperplazi ve skuamöz displazi gelişimi

Kısaca — Yüksek tonuslu gevşemeyen sfinkter ve aperistalsis boşalma kusurunu gösterir ve asit teması yokluğunda staz skuamöz irritasyon yolunu getirir.

Primer olay inhibitör miyenterik nöronların kaybıyla eksitatör kolinerjik tonusun karşılıksız kalmasıdır; bu yüzden alt sfinkter yutmayla gevşemez, gövdede peristalsis kaybolur ve fonksiyonel obstrüksiyon oluşur. Lümende bekleyen gıda skuamöz mukozada kronik irritasyon yapar, bu zeminde hiperplazi ve skuamöz displazi gelişir; asit aracılı goblet hücreli kolumnar metaplazi ve glandüler displazi bu mekanizmadan çıkmaz.

Akıl yürütme

  • Katı ve sıvıya birlikte disfaji ile sindirilmemiş kötü kokulu regürjitasyon → lümen içi basınç artışından çok boşalamamaya işaret eder.
  • Dilate gövde, beklemiş debris ve düzgün distal incelme ile kitlesiz endoskopi → malign infiltrasyona bağlı yalancı boşalma kusurundan uzaklaştırır.
  • Aperistalsis ile gevşemeyen ve tonusu yüksek sfinkter → gevşek sfinkterli reflü hastalıklarından ayıran çataldır.
  • Goblet hücreli metaplazi yokluğu ve patolojik asit temasının gösterilememesi → regürjitasyonun asit reflüsü olmadığını kanıtlar ve Barrett yolunu dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Goblet hücreleri içeren kolumnar metaplazi ve glandüler displazi gelişimi — asit ve safra maruziyetinin kolumnar metaplazi yoludur; burada yüksek tonus ve normal pH bu yolu dışlar.
  • İntraepitelyal yoğun eozinofil infiltrasyonu ve subepitelyal fibrozis gelişimi — alerjik eozinofilik inflamasyonun yoludur; halka ve çizgilenme, atopik zemin ve proksimal eozinofili olmadan beklenmez.
  • Yüzeyel skuamöz hücrelerde balonlaşma, multinükleasyon ve nükleer molding gelişimi — herpesin kenar skuamöz sitopatik etkisidir; vezikül ve zımba deliği ülser olmadan staz irritasyonunda beklenmez.
  • Ülser tabanındaki granülasyon dokusunda genişlemiş hücrelerde bazofilik inklüzyon gelişimi — sitomegalovirüsün taban endotel ve stromal inklüzyonudur; derin lineer ülser ve immünsüpresyon olmadan beklenmez.

Aklında kalsın

Gevşemeyen yüksek tonuslu sfinkter ve asitsiz staz skuamöz yolu düşündürür, gevşek sfinkter ve asitli seyir ile goblet hücresi Barrett yolunu düşündürür.

76. soru

Kırk bir yaşındaki erkek hasta tekrarlayan epigastrik ağrı ve ishal yakınmasıyla başvuruyor. Üst gastrointestinal endoskopide bulbus dışında distal duodenum ve proksimal jejunumda multipl ülserler ve mide korpusunda belirgin kıvrım kalınlaşması izleniyor. Helicobacter pylori saptanmıyor ve ülserler proton pompası inhibitörüne rağmen tekrarlıyor. Açlık serum gastrin konsantrasyonu artmış, mide asit çıktısı artmış olarak bulunuyor. Serum kalsiyum konsantrasyonu normaldir.

Bu hastada mide korpus mukozasında görülmesi beklenen histolojik değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Pariyetal hücre hiperplazisi ile oksintik gland hiperplazisi

Kısaca — Yüksek gastrin yüksek asitle birlikteyse mide mukozası solar değil büyür.

Gastrinoma fizyolojisinde sürekli gastrin fazlalığı oksintik mukozaya hem trofik uyarı verir hem asit sekresyonunu sürükler; sonuç atrofi değil pariyetal hücre kitlesinde artış ve gland hiperplazisidir, asidin duodenuma taşması ise atipik yerleşimli multipl ülser ve ishal yapar.

Akıl yürütme

  • Distal duodenum ve jejunumda multipl ülserler → atipik dağılımı ve sıradan bulbus ülserinden ayrılığı gösterir
  • Proton pompası inhibitörüne rağmen tekrar ve Helicobacter pylori negatifliği → olağan ülser nedenlerinden uzaklaştırır
  • İshal ve korpusta kıvrım kalınlaşması → asit hipersekresyonunun lümen ve mukoza etkisini gösterir
  • Artmış gastrin ile artmış asit → gastrinoma fizyolojisini gösterir; düşük asitli otoimmün hipergastrinemiyi dışlayan çatal bulgudur
  • Normal kalsiyum → tabloyu hiperparatiroidiye bağlı sekonder gastrin yüksekliğinden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Korpus ve antrumda multifokal atrofi ve intestinal metaplazi — Helicobacter pylori multifokal paternidir ve düşük asitle gider; burada asit artmıştır
  • Korpusta selektif atrofi ve ECL hücre hiperplazisi — otoimmün aklorhidri paternidir; yüksek gastrine rağmen asit burada yüksektir
  • Foveolar hiperplazi ile mukus hipersekresyonu ve protein kaybı — protein kaybettiren hipertrofik paternde asit düşüktür ve atipik multipl ülser ile ishal beklenmez
  • İntraepitelyal lenfosit artışı ile lenfositik gastrit paterni — gastrin ve asit çiftini açıklamaz ve dağılımı karşılamaz

Aklında kalsın

Gastrin yüksekken asit de yüksekse oksintik mukoza atrofiye değil hiperplaziye gider.

77. soru

Otuz dört yaşındaki kadın hasta, aylardır süren halsizlik ve artralji yakınmasıyla başvuruyor. Serumda alanin aminotransferazda belirgin yükseklik, alkalen fosfatazda ise sınırlı artış saptanıyor; serum protein elektroforezinde poliklonal gamma globülin artışı izleniyor. Viral hepatit serolojisi negatif bulunuyor, kolanjiyografide intrahepatik ve ekstrahepatik safra yolları normal değerlendiriliyor. Karaciğer biyopsisinde portal alanda lenfosit ve plazma hücresinden zengin infiltrat, limiting plate’i aşan interfaz hepatiti ve hepatosit rozetleri görülüyor; antimitokondriyal antikor negatif saptanıyor.

İmmünsüpresif tedaviyle biyokimyasal remisyona giren bu hastada transaminazlardaki düzelmeye eşlik etmesi en olası serum değişikliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Serum IgG düzeyinde düşme

Kısaca — Plazma hücresinden zengin interfaz hepatitiyle seyreden otoimmün hepatit poliklonal IgG artışı yapar ve remisyonda IgG transaminazlarla birlikte geriler.

Otoimmün hepatit ilk bağlantıdır: genç-orta yaş kadında hepatoselüler paternde transaminaz yüksekliği, poliklonal hipergammaglobülinemi, viral negatiflik ve plazma hücresinden zengin interfaz hepatiti ile rozet formasyonu bu tanıyı kurar; normal kolanjiyografi ve negatif antimitokondriyal antikor kolestatik komşuları dışlar. Tolerans kaybı T hücre aracılı interfaz hepatiti ve plazma hücre proliferasyonu doğurur; dolaşan poliklonal IgG bu plazma hücre aktivitesinin doğrudan ürünüdür, bu nedenle immünsüpresyonla aktivite yatıştığında transaminazlarla birlikte IgG de düşer.

Akıl yürütme

  • ALT belirgin, ALP sınırlı artış → hepatoselüler hasar paternini gösterir, primer kolestazı desteklemez
  • poliklonal gamma artışı → plazma hücre aktivitesini gösterir, otoimmün hepatiti düşündürür
  • plazma hücresinden zengin interfaz hepatiti + rozet → otoimmün hepatitin doku karşılığıdır
  • viral seroloji negatifliği → viral hepatiti dışlar
  • kolanjiyografi normal + AMA negatifliği → sklerozan kolanjit ve primer biliyer kolanjiti dışlayan çatal bulgulardır

Neden diğerleri değil

  • Serum IgM düzeyinde yükselme — IgM yüksekliği primer biliyer kolanjitin immünglobülin karşılığıdır, buradaki plazma hücreli interfaz hepatitiyle uyumsuzdur
  • Antimitokondriyal antikor titresinde yükselme — antimitokondriyal antikor küçük safra kanalı hasarının imzasıdır, negatiflik ve kanal kaybı yokluğuyla dışlanmıştır
  • Serum kompleman C4 düzeyinde düşme — klasik yol tüketimi kriyoglobülinemi gibi immün kompleks tablolarını akla getirir, otoimmün hepatit remisyonunda beklenen değişim değildir
  • Serum alkalen fosfataz düzeyinde belirgin yükselme — kolestatik progresyonu gösterir, transaminazların düzeldiği remisyonda ters yönde artış beklenmez

Aklında kalsın

Otoimmün hepatiti IgG ile, primer biliyer kolanjiti IgM ile izle; tedavi yanıtında ilgili immünglobülin hastalık aktivitesiyle birlikte geriler.

78. soru

Kırklı yaşlarda kronik hepatit C enfeksiyonu bilinen bir hastada nefritik idrar bulguları, hipertansiyon ve hafif böbrek yetmezliği gelişiyor. Deri muayenesinde palpe edilebilen purpura ve serumda romatoid faktör pozitifliği dikkat çekiyor. Serumda C3 ve C4 birlikte düşük bulunuyor. Böbrek biyopsisinde lobüler görünüm, mezangial matriks artışı ve glomerüler bazal membranda çift kontur ile subendotelyal dens depozitler izleniyor.

Bu tabloda immünfloresan incelemede görülmesi en olası birikim paterni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — IgG ve IgM ile birlikte C3, C1q ve C4 birikimi

Kısaca — Hepatit C zemininde kriyoglobulinli immün kompleksler klasik yolu çalıştırır, bu yüzden membranoproliferatif paternde immünglobulinlerle C1q ve C4 de tutulur.

Subendotelyal komplekslerin mezangial araya girme ile onarımı çift kontur ve lobüler yapıyı oluşturur; kriyoglobulinler IgG ve IgM içerdiğinden ve klasik yolu aktive ettiğinden C3 yanında C4 düşer ve dokuda C1q ve C4 de birikir, bu yalnızca C3 biriken alternatif yol tablosundan ayrılır.

Akıl yürütme

  • hepatit C, purpura ve romatoid faktör → kriyoglobulinli sistemik immün kompleks yükünü düşündürür
  • birlikte C3 ve C4 düşüklüğü → alternatif değil klasik yol aktivasyonunu destekler
  • lobüler yapı ve çift kontur ile subendotelyal depozitler → mezangial araya girme ile membranoproliferatif onarım paternini gösterir
  • bu üçlünün birlikteliği → yalnızca C3 birikimli C3 glomerulopatiyi dışlar, immün kompleksli klasik yol tablosunu seçtirir

Neden diğerleri değil

  • Yalnızca C3 birikimi ile immünglobulin izlenmemesi — kontrolsüz alternatif yol disregülasyonuna uyar, ancak immünglobulin varlığı ve düşük C4 ile çelişir
  • Kapiller duvar boyunca lineer IgG birikimi — anti-GBM antikorunun düzgün bazal membran tutulumuna uyar, granüler subendotelyal dağılımla uyuşmaz
  • Mezangiumda IgA baskın birikim ile C3 birlikteliği — normal C4 ve senfaringitik hematürili mezangial tabloya uyar, C1q ve C4 tutulumu ve kriyoglobulinemi bulgularıyla uyuşmaz
  • Subepitelyal granüler IgG ve C3 ile diken ve kubbe görünümü — subepitelyal kompleksli membranöz tabloya uyar, subendotelyal yerleşim ve endokapiller proliferasyonla çelişir

Aklında kalsın

Birlikte C3-C4 düşüklüğü ve Ig ile C1q tutulumu klasik yolu gösterir; yalnız C3 alternatif yolu gösterir.

79. soru

24 yaşındaki kadın hasta vulvada karnıbahar benzeri çok sayıda ekzofitik papüler lezyon yakınmasıyla başvuruyor. Biyopside papillomatozis, parakeratoz ve yüzeyel tabakalarda koilositoz izleniyor. Epitel matürasyonu düzenli olup sitolojik atipi bazal tabakayla sınırlı kalıyor, üst tabakalarda atipik mitoz görülmüyor. p16 boyanması negatif, Ki-67 boyanması bazal ve parabazal tabakalarla sınırlı izleniyor. Komşu epitelde yüksek dereceli atipi ya da blok tarzda p16 pozitifliği saptanmıyor.

Bu lezyonun etkeni olan virusun hücre döngüsü üzerindeki beklenen etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Düşük riskli E6 ve E7 ile p53 ve Rb’ye düşük afinite ve p16'da blok oluşmaması

Kısaca — Düzenli matürasyon, yüzeyel koilositoz ve p16 negatifliği kondilomu gösterir ve düşük riskli E6 ve E7’nin p53 ve Rb’yi etkin bloke edememesi beklenir.

İlk halka, ekzofitik papiller lezyonda yüzeyel koilositozla birlikte korunan matürasyon ve bazalle sınırlı proliferasyondur. Bu tablo yüksek dereceli lezyondaki tam kat atipi, atipik mitoz, blok p16 ve yaygın Ki-67’den ayrılır. Düşük riskli onkoproteinler p53 ve Rb’ye düşük afinite gösterdiğinden Rb inaktivasyonuna bağlı kompansatuvar p16 blok artışı oluşmaz.

Akıl yürütme

  • Karnıbahar benzeri ekzofitik lezyon, papillomatozis ve yüzeyel koilositoz → HPV sitopatik etkisini düşündürür.
  • Düzenli matürasyon ve atipinin bazalle sınırlılığı → HSIL yerine kondilomu destekler.
  • p16 negatifliği → yüksek riskli E7 aracılı Rb kaybını dışlar.
  • Ki-67’nin bazal ve parabazalle sınırlılığı → tam kat proliferasyon yokluğunu gösterir.
  • Blok p16 yokluğu ve üst tabakada atipik mitoz yokluğu → integrasyonla yürüyen HSIL’i dışlar.

Neden diğerleri değil

  • Yüksek riskli E6 ve E7 ile p53 degradasyonu, Rb inaktivasyonu ve p16'da blok aşırı ekspresyon — HSIL ve HPV ilişkili karsinom profilidir, bu olguda p16 negatifliği ve sınırlı Ki-67 ile dışlanır.
  • E6 ve E7'den bağımsız p53 mutasyonu ile p16 negatifliği ve HPV bağımsız proliferasyon — Diferansiye VIN yoludur, papillomatozis ve koilositoz varken HPV’yi yok sayar.
  • E7 aracılı Rb kaybı olmaksızın p16 susturulması ve p53 birikimi ile senesens — Yönü tersine çevirir, Rb kaybı p16’yı susturmaz, kompansatuvar olarak artırır.
  • Viral integrasyonla E2 kaybı ve E6/E7 aşırı ekspresyonu ile bazal dışı yaygın Ki-67 pozitifliği — İntegrasyonla yürüyen yüksek dereceli lezyonu anlatır, bu olguda proliferasyon bazalle sınırlıdır.

Aklında kalsın

Kondilomda düzenli matürasyon ve p16 negatifliği düşük riskli E6 ve E7’nin zayıf Rb ve p53 bloku ile uyumludur.

80. soru

Otuz beş yaşındaki kadın sağ memede hızla büyüyen, hareketli sert kitle ile başvuruyor. Aynı bölgeden bir yıl önce eksize edilen düzgün sınırlı kitlenin fibroadenom olarak raporlandığı öğreniliyor. Fizik muayenede 5 cm çaplı kitlede cilt değişikliği ya da aksiller lenf nodu saptanmıyor. Eksizyon materyalinde çift sıralı epitelle döşeli yarıklar arasında selülaritesi artmış stromal proliferasyon izleniyor. Stromada hafif nükleer atipi dışında belirgin pleomorfizm, stromal aşırı büyüme ya da infiltratif sınır izlenmiyor.

Lezyonun biyolojik davranışını belirleyen patogenetik bileşen göz önüne alındığında eksizyon sonrası izlemde en olası beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Aynı bölgede lokal nüks

Kısaca — Nükseden bifazik lezyonda stromal selülarite artışı fillodes tümörünü düşündürür ve stromal doğa lokal nüksü öngörür.

Düzgün sınır ve bland epitelyal yarıklar fibroadenomu taklit eder, ancak aynı odakta nüks, hızlı büyüme ve epiteli saran hiperselüler stroma fillodes patogenezini kurar; bu grupta davranışı stromal bileşen belirlediği için benign sitolojiye karşın lokal kontrol başarısızlığı beklenir.

Akıl yürütme

  • aynı bölgede bir yıl içinde nüks ve hızlı büyüme → basit fibroadenom seyrinden uzaklaştırır
  • çift sıralı epitelle döşeli yarıklar → fibroepitelyal doğayı korur
  • yarıklar arasında artmış stromal selülarite ve hafif atipi → fillodes yönünü destekleyen çatal bulgudur
  • stromal aşırı büyüme ve infiltratif sınır yokluğu → malign stromal davranıştan uzaklaştırır
  • aksiller lenf nodu yokluğu → lenfatik karsinom yayılımını desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Aksiller lenf nodlarında metastaz — epitelyal karsinom yayılımını stromal neoplaziye yanlış uygular
  • Akciğere hematogen metastaz — hızlı büyümeyi malign stromal eşikle eşitler, bland stromayı gözden kaçırır
  • Spontan regresyon — benign sitolojiyi duran fibroadenom gibi yorumlar, nüks öyküsünü yok sayar
  • İnvaziv duktal karsinoma dönüşüm — davranışı belirleyen stromayı bırakıp epitelyal transformasyon varsayar

Aklında kalsın

Fibroepitelyal lezyonda nüks ve stromal selülarite fillodes yönünü gösterir ve benign formda bile lokal nüks beklenir.

81. soru

Altmış sekiz yaşındaki kadın hasta yaygın kemik ağrısı, merdiven çıkarken ve oturduğu yerden kalkarken güçlük ve son bir yılda tekrarlayan kosta ve pubik kol kırıkları yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede proksimal kas güçsüzlüğü ve ördekvari yürüyüş saptanıyor. Direkt grafilerde yaygın osteopeni ve kortikal incelme izleniyor, dansitometride kemik mineral yoğunluğu düşük bulunuyor. Laboratuvar incelemede serum kalsiyumu alt sınırda, fosfatı düşük, alkalen fosfatazı ve parathormonu yüksek saptanıyor; hasta bir süredir bifosfonat kullanmasına rağmen ağrıları azalmıyor.

Bu hastada iliak kanat biyopsisinde görülmesi en olası bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Mineralize olmamış osteoid hacminde artış ile mineralizasyon hızında azalma

Kısaca — Yaygın ağrı, proksimal miyopati ve düşük fosfat ile yüksek alkalen fosfatazın birlikteliği mineralizasyon kusurunu gösterir ve biyopside mineralize olmamış osteoid artar.

D vitamini eksikliğine bağlı kalsiyum ve fosfat emiliminin azalması sekonder hiperparatiroidiye yol açar, ancak tabloyu belirleyen mineralizasyon kusurudur; osteoid yapılır ama hidroksiapatit çökemez, bu yüzden biyopside asıl bulgu mineralize olmamış osteoid hacminde artış ve mineralizasyon hızında azalmadır, osteoporozda ise kemik hacmi azalır ama osteoid ve mineralizasyon normaldir.

Akıl yürütme

  • yaygın kemik ağrısı + proksimal güçsüzlük + ördekvari yürüyüş → mineralizasyon kusuruna eşlik eden miyopati, izole osteoporozda beklenmez
  • kalsiyum alt sınırda + fosfat düşük + alkalen fosfataz ve parathormon yüksek → emilim kusuru ve sekonder hiperparatiroidi ile birlikte mineralizasyon defekti
  • bifosfonata rağmen ağrının sürmesi + kortikal incelme ve düşük dansite → ilk akla gelen osteoporozu destekler gibi görünür, ancak yüksek alkalen fosfataz, düşük fosfat ve miyopati bu ilk tahmini dışlar

Neden diğerleri değil

  • Kemik hacminde azalma ile normal osteoid hacmi ve normal mineralizasyon — osteoporozun paternidir; buradaki yüksek alkalen fosfataz, düşük fosfat ve miyopatiyi açıklamaz
  • Peritrabeküler fibrozis ile artmış osteoklastik aktivite ve normal mineralizasyon hızı — izole hiperparatiroidi paternidir; mineralizasyonun normal olduğunu varsayar ve osteoid birikimini ıskalar
  • Birbirini kesen sement çizgileri içeren mozaik yapıda lameller kemik — Paget hastalığını tanımlar; miyopati ve düşük fosfat ile uyumsuzdur
  • Artmış osteoblastik aktivite ile düzensiz dokuma kemik ve medüller fibrozis — blastik yanıtı varsayar; düşük fosfat ve mineralizasyon kusurunu açıklamaz

Aklında kalsın

Mineralizasyon kusuru varsa osteoid artar ama kemik sertleşmez; dansite düşüklüğü her zaman osteoporoz değildir.

82. soru

Altmış beş yaşındaki erkek hasta parotis kuyruğunda yavaş büyüyen ağrısız kitle yakınmasıyla başvuruyor. Uzun süredir sigara içtiği öğreniliyor. Eksizyon materyalinde kistik boşluklara uzanan papiller yapılar izleniyor. Papillaları düzgün yuvarlak nükleuslu, bol eozinofilik granüler sitoplazmalı onkositik hücrelerin oluşturduğu çift sıra döşüyor ve altında germinal merkezler içeren yoğun lenfoid stroma bulunuyor. Mukus içeren hücreler ile epidermoid ve ara hücre toplulukları ve kondromiksoid stromal alan izlenmiyor. Kapsül dışında infiltrasyon ve perinöral yayılım saptanmıyor.

Bu lezyonun epitel özelliğine bağlı olarak teknesyum-99m perteknetat sintigrafisinde beklenen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Lezyonda fokal artmış tutulum izlenmesi

Kısaca — Çift sıra onkositik döşeme ve lenfoid stroma Warthin tümörünü gösterir ve onkositik epitel perteknetatı tutarak sıcak nodül yapar.

Kistik papiller yapıları döşeyen düzgün nükleuslu, granüler eozinofilik sitoplazmalı çift sıra onkositik epitel ile altındaki germinal merkezli lenfoid stroma Warthin tümörünün dokusudur; musinli epidermoid ve ara hücre yokluğu mukoepidermoid karsinomu, kondromiksoid stroma yokluğu pleomorfik adenomu dışlar. Mitokondriden zengin onkositik duktus epiteli perteknetatı normal tükürük duktus hücreleri gibi konsantre ettiği için sintigrafide lezyonda fokal artmış tutulum beklenir.

Akıl yürütme

  • kistik papiller yapı + çift sıra granüler eozinofilik onkositik döşeme → onkositik duktus diferansiasyonunu işaret eder
  • germinal merkezli yoğun lenfoid stroma → onkositoma değil Warthin paternini destekler
  • musinli üçlü komponent yokluğu → mukoepidermoid karsinomu dışlayan fork bulgusudur
  • kondromiksoid stroma ve infiltrasyon yokluğu → pleomorfik adenom ve invaziv karsinomu dışlayan fork bulgusudur
  • sigara öyküsü → Warthin eğilimini destekleyen ek klinik ipucudur

Neden diğerleri değil

  • Lezyonda fokal azalmış tutulum izlenmesi — soğuk defekt pleomorfik adenom davranışıdır; onkositik epitelin tutma fonksiyonuyla çelişir
  • Tüm bezde diffüz azalmış tutulum izlenmesi — diffüz fonksiyon kaybı kronik sialadenit ya da Sjögren paternidir; solitüer papiller onkositik lezyonla uyumsuzdur
  • Lezyonda çevre bezle aynı düzeyde tutulum izlenmesi — onkositik epitelin konsantrasyon fonksiyonu göz ardı edilirse seçilir; nonfonksiyone doku varsayımı yanlıştır
  • Lezyonda fotopenik kistik görünüm izlenmesi — epitelsiz ekstravazasyon mukoseli ya da retansiyon kisti davranışıdır; gerçek onkositik döşeme vardır

Aklında kalsın

Onkositik epitel sıcak tutar, pleomorfik adenom soğuk kalır.

83. soru

Deneysel bir çalışmada izole arter preparatında fenilefrinin oluşturduğu kasılmanın doz-yanıt eğrisi çıkarılıyor. Ayrı preparatlar X ve Y antagonistleriyle ön inkübasyona bırakılıyor. Her iki preparatta da düşük fenilefrin dozlarına alınan kasılma yanıtı baskılanıyor. Fenilefrin dozu yükseltilindiğinde X ile muamele edilen preparatta maksimal kasılma normale dönerken Y ile muamele edilen preparatta maksimal kasılma düşük kalıyor. Preparatlar yıkanıp antagonist ortamdan uzaklaştırıldıktan sonra X’in etkisi tamamen ortadan kalkarken Y’nin baskılayıcı etkisi sürüyor.

Y’nin bu davranışını açıklayan farmakodinamik mekanizma en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Kovalent bağlanmayla oluşan geri dönüşsüz antagonizma

Kısaca — Y yüksek agonist dozuyla aşılamayan Emaks baskılanması yapar ve yıkamayla düzelmez, bu tablo kovalent geri dönüşsüz blokajdır.

Yarışmalı antagonizmada agonist dozu artırılınca yanıt normale döner ve antagonist yıkanınca etki kaybolur. Y’de maksimal kasılmanın düşük kalması yarışmasız ve aşılamaz bir blokajı gösterir, yıkamadan sonra sürmesi ise geriye dönüşlü allosterik işgal ile açıklanamaz. Reseptöre kovalent bağlanan geri dönüşsüz antagonist ortamdan uzaklaştırılsa bile işgali sürdürür ve yanıt ancak yeni reseptör senteziyle düzelir.

Akıl yürütme

  • Düşük dozda her iki preparatta baskılanma → her iki ajanın da antagonist etki yaptığını gösterir
  • Yüksek dozda X’te normale dönme, Y’de Emaks düşüklüğü → X’in aşılabilir, Y’nin aşılamaz olduğunu gösterir
  • Yıkamayla X’in düzelip Y’nin düzelmemesi → Y etkisinin yıkanabilir işgal değil kalıcı bağlanma olduğunu gösterir ve geriye dönüşlü allosterik seçeneği dışlar

Neden diğerleri değil

  • Kompetitif ve geriye dönüşlü antagonizma — X’in paternidir, Emaksı korur ve yüksek dozla aşılır, Y’deki aşılamaz Emaks düşüşünü açıklamaz
  • Geriye dönüşlü allosterik antagonizma ile Emaksın baskılanması — Emaks düşüşünü açıklar ancak yıkamayla ortadan kalkması beklenir, Y’deki kalıcılığı açıklamaz
  • Parsiyel agonizma — tek başına agonist yanıt ve tam agonistin tavanını kendi tavanına indirme beklenir, burada yalnız baskılanma ve yıkama direnci vardır
  • Fizyolojik antagonizma — farklı reseptör üzerinden zıt fonksiyonla Emaksı baskılayabilir ancak antagonist uzaklaştırılınca düzelmesi beklenir, kalıcılığı açıklamaz

Aklında kalsın

Aşılamaz Emaks baskılanması ile yıkamaya direnç birleştiğinde kovalent geri dönüşsüz blokaj düşünür.

84. soru

Deneysel bir çalışmada izole bir arter preparatı, reseptörlerin büyük bölümünü kaplayacak koşullarda alkilleyici bir alfa blokörle temas ettiriliyor, ardından preparat yıkanarak serbest ilaç uzaklaştırılıyor. Yıkamaya rağmen blokörün etkisinin sürdüğü görülüyor. Daha sonra noradrenalin kümülatif dozlarda uygulanarak kontraksiyon yanıtları kaydediliyor.

Bu preparatta noradrenalinin doz-cevap eğrisinde beklenen değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Eğrinin sağa kayması ve maksimal yanıtın düşmesi, yüksek dozlarla düzelmemesi

Kısaca — Yıkamayla geçmeyen blok irreversibl nonkompetitif bloktur ve maksimal yanıt yüksek agonistle geri gelmez.

Alkilleyici blokör reseptöre kovalent bağlanarak işlevsel reseptör havuzunu kalıcı biçimde azaltır. Kompetitif reversibl blokta agonist dozu artırılınca yarışma kazanılır ve Emaks korunurken yalnızca potens sağa kayar; irreversibl blokta yarışacak boş reseptör kalmadığı için Emaks düşer ve aşılamaz.

Akıl yürütme

  • yıkamaya rağmen süren etki → kovalent irreversibl bağlanmayı işaret eder, reversibl kompetitif bloğu dışlar
  • reseptörlerin büyük bölümünün kapatılması → yedek reseptörle Emaksın korunmasını engeller, Emaks düşüşünü zorunlu kılar
  • sağa kayma + düşük Emaks birlikteliği → nonkompetitif paterni destekler

Neden diğerleri değil

  • Eğrinin sağa kayması, ancak yüksek agonist dozlarıyla maksimal yanıtın değişmeden kalması — yıkamayla geçmeyen etki varken reversibl kompetitif şablonu geçersizdir
  • Eğrinin sola kayması, ancak maksimal yanıtın değişmeden kalması — blokajda duyarlılık artışı yönü ters okunmuş olur
  • Eğrinin sola kayması ve maksimal yanıtın belirgin biçimde yükselmesi — antagonist etki agonist etkiyle karıştırılmış olur
  • Bazal tonusun yükselmesi, ancak uyarılmış maksimal yanıtın değişmeden kalması — blokörün tek başına agonist gibi tonus artıracağı varsayılmış olur

Aklında kalsın

Yıkamayla geçmeyen ve Emaksı düşüren blok irreversibl nonkompetitif bloktur.

85. soru

Deneysel bir çalışmada, sempatik sinirleri korunmuş izole bir arter preparatında perivasküler sinirlerin elektriksel uyarımıyla oluşan kasılma kaydediliyor. Ortama kokain eklendikten sonra aynı elektriksel uyarımla oluşan kasılma belirgin biçimde artıyor. Kokain varlığında eksojen noradrenaline verilen kasılma yanıtı artarken istirahat gerimi değişmiyor. Eksojen potasyuma verilen kasılma da değişmiyor.

Bu presinaptik koşullarda tek doz uygulandığında presör etkinliğinin en fazla azalması beklenen ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Tiramin

Kısaca — Kokain noradrenalin geri alımını bloke eder; sinaptik aralıkta kalan noradrenalin biriktiği için sinir uyarımına ve eksojen noradrenaline yanıt artar, taşıyıcıyla terminale girmesi gereken tiramin ise etkisini kaybeder.

Kokain sempatik sinir ucundaki noradrenalin taşıyıcısını bloke eder. Sinaptik noradrenalin klirensi azaldığı için perivasküler sinir uyarımına alınan kasılma artar ve eksojen noradrenaline yanıt güçlenir. Tiramin ise aynı taşıyıcıyla terminale girip veziküler noradrenalini yerinden eden indirekt bir ajandır; taşıyıcı kapalıyken terminale giremez. Potasyuma yanıtın korunması düz kasın ve kasılma aygıtının sağlam olduğunu gösterir.

  • Sinir uyarımına kasılmanın artması sinaptik klirensin azaldığını ve geri alım blokajını düşündürür
  • Eksojen noradrenaline yanıtın artması postsinaptik duyarlılığın korunduğunu gösterir ve depo tükenmesini dışlar
  • İstirahat gerimi ve potasyuma yanıtın değişmemesi sorunun kasılma aygıtında değil presinaptik girişte olduğunu düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Fenilefrin doğrudan alfa-1 agonistidir; taşıyıcı girişine ihtiyaç duymaz, geri alım blokajında etkisi artar
  • Noradrenalin doğrudan agonisttir; klirens azaldığı için kasılma yanıtı artar
  • Adrenalin doğrudan agonisttir; postsinaptik reseptör üzerinden etki eder, taşıyıcı blokajında güçlenir
  • İzoproterenol doğrudan beta agonistidir; veziküler boşalıma bağımlı değildir, etkisi kaybolmaz

Aklında kalsın

Geri alım blokajında dolaylı ajan etkisizleşirken doğrudan ajan güçlenir.

86. soru

Hipertansiyon nedeniyle farklı ilaçlar başlanan iki hastada kan basıncı düşüyor. Birinci hastada istirahat kalp hızı artıyor ve plazma norepinefrin konsantrasyonu yükseliyor. İkinci hastada istirahat kalp hızı düşüyor, plazma norepinefrin konsantrasyonu azalıyor; ayrıca ağız kuruluğu ve sedasyon belirgin oluyor. İkinci hastada ilaç aniden kesildiğinde kan basıncında rebound yükselme görülüyor.

İkinci hastada gözlenen norepinefrin azalmasının en olası presinaptik nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Alfa-2 aktivasyonu ile N-tipi kalsiyum akımının azalması

Kısaca — Santral ve presinaptik alfa-2 aktivasyonu sempatik deşarjı ve N-tipi kalsiyum bağımlı ekzositozu kısar; plazma norepinefrin düşerken postsinaptik blokajda refleks artış olur.

İkinci hastadaki hipotansiyonla birlikte bradikardi, düşük plazma norepinefrin, sedasyon, ağız kuruluğu ve ani kesilmede rebound hipertansiyon, santral sempatolitik presinaptik alfa-2 agonistini işaret eder. Alfa-2 aktivasyonu Gi/o yoluyla presinaptik N-tipi kalsiyum girişini azaltır ve aksiyon potansiyeli başına ekzositoza uğrayan vezikül sayısını düşürür. Birinci hastadaki hipotansiyona rağmen taşikardi ve yüksek norepinefrin ise postsinaptik vazodilatasyon bloğuna bağlı barorefleks kompansasyondur ve presinaptik frenin kalktığını değil sempatik aktivasyonun arttığını gösterir.

Akıl yürütme

  • Birinci hastada düşük basınca rağmen yüksek norepinefrin ve taşikardi → postsinaptik blokaja bağlı kompansatuvar sempatik aktivasyon çıkarımı
  • İkinci hastada düşük basınç + düşük norepinefrin + bradikardi + sedasyon ve ağız kuruluğu → santral presinaptik alfa-2 agonisti çıkarımı
  • Ani kesilmede rebound yükselme → depo tükenmesi değil, salınım freninin kalkmasıyla deşarj artışı olduğunu gösteren fork bulgusu

Neden diğerleri değil

  • Postsinaptik alfa-1 reseptörlerin blokajı — Postsinaptik blokaj basıncı düşürürken barorefleksle norepinefrini yükseltir; ikinci hastadaki düşüşü açıklayamaz.
  • Norepinefrin taşıyıcısı ile sinaptik geri alımın inhibisyonu ve sinaptik yıkımın azalması — Geri alım blokajı sinaptik transmitter birikimini artırır ve basıncı düşürmez, yükseltir.
  • Veziküler monoamin taşıyıcısının inhibisyonu — Bu, vezikül dolumunu bozarak depo tükenmesine yol açar; santral sedasyon, ağız kuruluğu ve rebound paternini ve kalsiyum bağımlı salınım azalmasını açıklamaz.
  • Monoamin oksidazın inhibisyonu — Yıkımın engellenmesi sitozolik ve sinaptik transmitter birikimini artırır; norepinefrin düşüşü değil artışı beklenir.

Aklında kalsın

Alfa-2 agonisti salınımı kısarak plazma norepinefrini düşürür, postsinaptik alfa-1 blokajı refleksle yükseltir.

87. soru

70 yaşındaki bir kadın hasta sabah yatağında bilinç kapalı bulunuyor. Yakınları uzun süredir yüksek dozda uyku ilacı kullandığını, son günlerde dozu kendiliğinden artırdığını belirtiyor. Fizik muayenede bilinç kapalı bulunuyor, solunum yüzeyel ve yavaş izleniyor, kan basıncı düşük saptanıyor. Acilde intravenöz flumazenil uygulanmasına rağmen bilinç durumunda ve solunum parametrelerinde düzelme gözlenmiyor.

Bu tablodan sorumlu en olası ilaç grubunun reseptör düzeyindeki etki mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — GABA-A aracılı klor kanallarının açık kalma süresini uzatması ve yüksek dozda kanalı doğrudan açması

Kısaca — Flumazenile yanıtsız sedatif koma barbitüratı düşündürür; barbitüratlar GABA-A kanalının açık kalma süresini uzatır ve yüksek dozda kanalı doğrudan açar.

Benzodiazepinler GABA-A aracılı klor kanallarının açılma sıklığını artırır, tavan etkileri vardır ve etkileri benzodiazepin bölgesine bağlanan kompetitif antagonist flumazenil ile geri döndürülebilir. Barbitüratlar ise aynı reseptörde kanalın açık kalma süresini uzatır, yüksek dozda GABA yokluğunda bile kanalı doğrudan aktive eder ve eksitatör glutamat iletimini de baskılar; bu nedenle solunum merkezi depresyonu doza bağımlı derinleşir ve flumazenil etkisiz kalır.

Akıl yürütme

  • yüksek doz uyku ilacı ve doz artırımı → sedatif-hipnotik intoksikasyonu
  • bilinç kapalılığı, yüzeyel yavaş solunum ve hipotansiyon → GABAerjik aşırılığa bağlı santral ve solunum depresyonu
  • flumazenile yanıtsızlık → benzodiazepin ve Z-ilaç beklentisini dışlar, barbitüratı öne geçirir; çünkü flumazenil yalnızca benzodiazepin bağlanma bölgesini bloke eder

Neden diğerleri değil

  • GABA-A aracılı klor kanallarının açılma sıklığını artırarak inhibisyonu güçlendirmesi — benzodiazepin ve Z-ilaç mekanizmasıdır; bu grupta flumazenil ile düzelme beklenirdi, yanıtsızlıkla uyuşmaz
  • Orekshin OX1 ve OX2 reseptörlerini antagonize ederek uyanıklılık dürtüsünü baskılaması — orekshin antagonizmi koma ve belirgin solunum depresyonu yapmaz ve flumazenil ile ilişkisi yoktur
  • Melatonin MT1 ve MT2 reseptörlerini aktive ederek uyku başlangıcını kolaylaştırması — melatonin agonizmi solunum merkezini baskılamaz ve bu ağırlıkta komayı açıklamaz
  • Serotonin 5-HT1A reseptörlerini parsiyel agonist olarak aktive ederek anksiyeteyi gecikmeli olarak azaltması — buspiron mekanizmasıdır; sedasyon, koma ve solunum depresyonu oluşturmaz

Aklında kalsın

Flumazenile yanıtsız sedatif komada barbitüratı hatırla; barbitürat süreyi uzatır ve yüksek dozda doğrudan açar.

88. soru

Lamotrijin ve valproat kombinasyonu ile iki yıldır nöbetsiz izlenen yirmi dört yaşındaki kadın hastaya kombine oral kontraseptif başlanıyor. Hasta tüm ilaçlarını düzenli kullandığını belirtiyor ve başka bir ilaç değişikliği yapılmıyor. İzleyen siklusta fokal nöbetler tekrarlıyor. Fizik muayenede döküntü saptanmıyor, diplopi veya ataksi tanımlanmıyor.

Bu tablodan sorumlu en olası etkileşim mekanizması ve lamotrijin düzeyinde beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Östrojenin glukuronidasyonu indükleyerek lamotrijin klerensini artırması — lamotrijin azalır

Kısaca — Östrojen lamotrijinin glukuronidasyonunu indükler, valproat inhibisyonuna rağmen net klerens artar ve düzey düşer.

Lamotrijin esas olarak UGT aracılı glukuronidasyonla atılır; valproat bu yolu inhibe ederek lamotrijin düzeyini yükseltirken östrojen içeren kontraseptifler aynı yolu indükleyerek klerensi artırır. Kombinasyonda yeni eklenen östrojen etkisi baskın hale gelebilir, lamotrijin düzeyi düşer ve toksisite bulgusu olmadan nöbetler tekrarlar.

Akıl yürütme

  • düzenli kullanım ve başka değişiklik olmaması → yeni eklenen östrojene işaret eder
  • döküntü, diplopi ve ataksi olmaması → birikim ve toksisite varsayımını dışlayan çatallanma bulgusudur
  • nöbetlerin tekrarlaması → düzeyin yetersiz kaldığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Valproatın glukuronidasyonu inhibe ederek lamotrijin birikimine yol açması — lamotrijin artar — bu etkileşim doğrudur ancak toksisite olmadan nöbet tekrarını açıklamaz
  • Valproatın glukuronidasyonu indükleyerek lamotrijin yıkımını hızlandırması — lamotrijin azalır — yön doğru olsa da indükleyici östrojendir, valproat inhibitördür
  • Östrojenin CYP2C9 inhibisyonuyla lamotrijin metabolizmasını yavaşlatması — lamotrijin artar — lamotrijin klerensinde belirleyici yol glukuronidasyondur ve beklenen yön azalmadır, artma değil
  • Valproatın protein bağlanmasından ayırmasıyla total lamotrijini artırması — lamotrijin artar — bu fenitoin için tipik total-serbest ayrışmasıdır, lamotrijin tablosunu açıklamaz

Aklında kalsın

Östrojen başlanan lamotrijin kullanan hastada düzey düşer, valproat olsa bile nöbet artışı indüksiyonu düşündürür.

89. soru

Tedaviye dirençli şizofreni tanısıyla uzun süredir aynı dozda klozapin kullanan ve her gün düzenli sigara içen 35 yaşındaki bir erkek hasta, öksürük ve pürülan balgam yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede ateşi yüksek bulunuyor, akciğerlerde krepitan raller duyuluyor ve C-reaktif protein yüksek saptanarak bakteriyel pnömoni düşünülüyor. Hasta hastaneye yatıştan sonra neredeyse hiç sigara içemediğini belirtiyor. Aynı günlerde belirgin sedasyon, hipersalivasyonda artış, konfüzyon ve bir kez jeneralize tonik-klonik nöbet gözleniyor. Lökosit ve nötrofil sayımları normal aralıkta bulunuyor.

Bu hastada gelişen tablodan sorumlu en olası etkileşim mekanizması ve klozapin düzeyinde beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Enfeksiyon ve sigarasız kalma ile CYP1A2 aktivitesinde azalma, klozapin klirensinde azalma ve konsantrasyonunda artma

Kısaca — Enfeksiyon ve sigarasız kalma CYP1A2 aktivitesini azaltır, klozapin klirensi düşer ve konsantrasyonu artarak toksisite gelişir.

Klozapin başlıca CYP1A2 ile metabolize edilir; sigara dumanı bu enzimi indükler, bırakılması aktiviteyi düşürür ve bakteriyel enfeksiyonda salınan sitokinler CYP1A2'yi inhibe eder. Aynı doz sürerken klirens azalınca konsantrasyon artar ve aşırı sedasyon, hipersalivasyon, konfüzyon ile nöbet eşiğinde düşme gibi doza bağlı toksisite ortaya çıkar.

Akıl yürütme

  • Yüksek ateş + krepitan raller + yüksek C-reaktif protein → bakteriyel pnömoniyi ve sitokin aracılı metabolizma inhibisyonunu düşündürür
  • Yatıştan sonra neredeyse hiç sigara içememe → indükleyicinin kaybı ile CYP1A2 aktivitesinde azalmayı destekler
  • Belirgin sedasyon + hipersalivasyonda artış + konfüzyon + jeneralize tonik-klonik nöbet → klozapin konsantrasyonunda artmaya bağlı toksisiteyi düşündürür
  • Lökosit ve nötrofil normaliliği → klozapine bağlı agranülositozu dışlar ve ateşi metabolik etkileşime bağlar

Neden diğerleri değil

  • Sigara dumanına sürekli devam edilmesine bağlı CYP1A2 aktivitesinde artma, klozapin klirensinde artma ve konsantrasyonunda azalma — stemde sigara içememe vardır; indüksiyonun sürdüğünü varsaymak yönü tersine çevirir
  • Enfeksiyona bağlı CYP2D6 aktivitesinde azalma, klozapin klirensinde azalma ve konsantrasyonunda artma — klozapinin majör yolu CYP1A2'dir; sigara öyküsü bu enzimi işaret eder, CYP2D6 minördür
  • Enfeksiyona bağlı CYP3A4 aktivitesinde artma, klozapin klirensinde artma ve konsantrasyonunda azalma — enfeksiyon inhibisyona yol açar, indüksiyona değil; yön ve baskın yolak yanlıştır
  • Yatak istirahatine bağlı renal kan akımında artma, klozapin atılımında artma ve konsantrasyonunda azalma — klozapin esas olarak hepatik metabolizmayla atılır; renal mekanizma tabloyu açıklamaz

Aklında kalsın

Enfeksiyon ve sigara bırakma klozapin konsantrasyonunu artırır; normal nötrofil ateşte agranülositozu dışlatır ve toksisiteye yönlendirir.

90. soru

Hipertansiyonu olan yaşlı bir kadın hastaya amlodipin başlanıyor. Haftalar içinde iki ayak bileğinde belirgin gode bırakan ödem gelişiyor. Juguler venöz basınç normal bulunuyor, akciğerlerde ral duyulmuyor ve idrarda protein saptanmıyor. Kısa süreli furosemid denemesine rağmen ödemde belirgin azalma olmuyor.

Bu ödemin mekanizması ve furosemide yanıtsızlığın en olası açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Selektif arteriolar dilatasyona bağlı kapiller hidrostatik basınç artışı ve sodyum retansiyonu olmaması

Kısaca — Normal kardiyak ve renal bulgularla furosemide yanıtsızlık ödemin volümden değil kapiller basınçtan kaynaklandığını gösterir.

Amlodipin gibi dihidropiridinler selektif olarak arteriolleri gevşetir, venöz kapasitansı belirgin artırmaz; prekapiller dilatasyon kapiller hidrostatik basıncı yükseltir ve sıvıyı interstisyuma iter. Bu kaçış sodyum retansiyonuna bağlı değildir, bu yüzden juguler basınç, akciğer ve idrar proteini normal kalır ve volüm azaltan kıvrım diüretiği ödemi çözmez.

Akıl yürütme

  • iki taraflı gode bırakan ödemin amlodipin sonrası ortaya çıkması → ilacı düşündürür
  • juguler basıncın normal olması, ral duyulmaması ve protein saptanmaması → kalp yetersizliği ve renal protein kaybını dışlayan fork bulgulardır
  • furosemide yanıtsızlık → sodyum retansiyonu olmadığını destekler ve diüretikle düzelecek volüm artışından uzaklaştırır
  • selektif arteriolar dilatasyon → kapiller hidrostatik basınç artışını açıklar

Neden diğerleri değil

  • Sodyum ve su retansiyonuna bağlı volüm artışı ve furosemidin yetersiz dozda kullanılması — volüm artışı olsaydı yük bulguları ve diüretik yanıtı beklenirdi
  • Venöz dilatasyona bağlı kapiller basınç azalması ve interstisyuma sıvı kaçışının artması — venöz dilatasyon kapiller basıncı düşürür, ödemi artırmaz
  • Hipoalbuminemiye bağlı plazma onkotik basıncında azalma ve diüretiklere yanıtsızlık — proteinüri ve sistemik hipoalbuminemi bulgusu yoktur
  • Lenfatik drenaj yetersizliğine bağlı proteinden zengin sıvı birikimi ve kapiller basıncın normal kalması — ilaca zamansal iki taraflı gode bırakan tablo lenfatik tıkanmaya uymaz

Aklında kalsın

Dihidropiridin ödemi arteriolar dilatasyona bağlı kapiller basınç artışıdır, sodyum retansiyonu değildir ve diüretikle düzelmez.

91. soru

Atriyal fibrilasyon nedeniyle uzun süredir stabil varfarin tedavisi alan altmış beş yaşındaki bir erkek hastaya akciğer tüberkülozu nedeniyle rifampisin içeren rejim başlanıyor. İzlemde uluslararası normalleştirilmiş oranın düştüğü ve tromboembolik olay geliştiği görülüyor. Aynı diyete devam eden ve tedaviye uyumlu olduğu öğrenilen hastada varfarin dozu artırılarak yeniden terapötik aralık yakalanıyor. Aylar sonra antitüberküloz tedavi tamamlanıp rifampisin kesiliyor, varfarin dozu değiştirilmiyor. Bir hafta sonra burun kanaması ortaya çıkıyor, uluslararası normalleştirilmiş oranın yükseldiği saptanıyor.

Rifampisinin kesilmesinden sonraki bu tabloda S-varfarin klirensi ve varfarinin antikoagülan etkisinde beklenen değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — S-varfarin klirensinde azalma, antikoagülan etkide artma

Kısaca — Rifampisin indüksiyonu kalkınca önceden artırılmış varfarin dozunda S-varfarin birikir ve kanama olur.

Rifampisin hepatik mikrozomal enzimlerin güçlü indükleyicisidir ve S-varfarinin baskın yolağı üzerinden klirensi artırır; bu dönemde uluslararası normalleştirilmiş oran düşer ve doz artırımı gerekir. İndükleyici kesilince enzim aktivitesi günler içinde bazale döner, klirens azalır ve aynı yüksek dozda antikoagülan etki artar.

Akıl yürütme

  • Rifampisin başlanınca uluslararası normalleştirilmiş oranın düşmesi ve tromboz → artmış yıkıma bağlı etkinlik kaybını düşündürür
  • Aynı diyet ve uyumun vurgulanması → diyetle K vitamini alımı veya uyumsuzluk açıklamasını dışlar ve etkileşime işaret eder
  • Rifampisin kesildikten sonra aynı dozda burun kanaması ve oranın yükselmesi → indüksiyonun ortadan kalkmasıyla birikimi düşündürür, süren indüksiyonu değil

Neden diğerleri değil

  • S-varfarin klirensinde artma, antikoagülan etkide azalma — İndüksiyon döneminin tablosudur; kesilme sonrası deindüksiyonu gözden kaçıran hatadır
  • S-varfarin klirensinde değişme olmaması, antikoagülan etkide azalma olması — Uyum ve diyet sabitken etkinin tersine dönmesi klirens değişmeden açıklanamaz
  • S-varfarin klirensinde azalma, antikoagülan etkide azalma — İlk bağlantı doğru kurulup ikinci adım ters okunmuştur; biriken varfarin etkiyi azaltmaz, artırır
  • S-varfarin klirensinde artma, antikoagülan etkide artma — Klirens artışı ilaç düzeyini düşürür, aynı anda etkiyi artıramaz

Aklında kalsın

Güçlü bir indükleyici kesildiğinde artırılmış doz aynı kalırsa daha önce yetersiz gelen etki kanamaya döner.

92. soru

Altmış sekiz yaşındaki erkek hastaya metastatik kastrasyona dirençli prostat karsinomu nedeniyle gonadotropin salıverici hormon analoğu ile birlikte abirateron ve düşük doz prednizon başlanıyor. Prostat spesifik antijen konsantrasyonu gerilerken hasta prednizonu kendi kararıyla bırakıyor. İki hafta içinde kan basıncında yükselme, bilateral pretibial ödem ve serum potasyum konsantrasyonunda düşme saptanıyor. Laboratuvarda serum kortizol konsantrasyonu düşük, adrenokortikotropik hormon konsantrasyonu yüksek bulunuyor.

Bu tabloyu ve prednizonun bu rejimdeki rolünü açıklayan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — CYP17A1 inhibisyonuna bağlı kortizol azalması ve ACTH artışı ile mineralokortikoid öncül birikmesi

Kısaca — Abirateron CYP17A1 inhibisyonu ile kortizolü düşürür, artan adrenokortikotropik hormon mineralokortikoid öncüllerini biriktirir; prednizon bu artışı baskılamak için verilir.

CYP17A1, 17-alfa hidroksilaz ve 17,20-liyaz basamaklarını katalizler; blokajı adrenal kortizol ve gonadal androjen sentezini azaltır. Kortizol azalınca hipofize negatif geri bildirim kalkar, adrenokortikotropik hormon yükselir ve blokajın proksimalindeki kortikosteron ve 11-deoksikortikosteron gibi mineralokortikoid etkili öncüller birikir. Sonuç, hipotansiyon ve hiperpotasemi beklenen adrenal yetmezliği değil, hipertansiyon, ödem ve hipopotasemi ile giden mineralokortikoid fazlalığıdır; düşük doz prednizon adrenokortikotropik hormon dürtüsünü baskılayarak bu birikimi önler.

Akıl yürütme

  • düşük kortizol ile yüksek adrenokortikotropik hormon → geri bildirimin kalkmasını ve santral dürtü artışını düşündürür
  • hipertansiyon, ödem ve hipokaleminin düşük kortizolle birlikte olması → yetmezliği dışlar, mineralokortikoid fazlalığını destekler
  • tablonun prednizon bırakılınca ortaya çıkması → prednizonun koruyucu adrenokortikotropik hormon baskısını düşündürür
  • prostat spesifik antijende gerileme → androjen yolağının baskılandığını gösterir, tablo androjen fazlalığı değildir

Neden diğerleri değil

  • Androjen reseptör blokajına bağlı lüteinleştirici hormon artışı ile aldosteron sentezinin uyarılması — abirateron reseptör blokeri değil sentez inhibitörüdür; lüteinleştirici hormon artışı aldosteronu uyarmaz
  • 5-alfa redüktaz inhibisyonuna bağlı dihidrotestosteron azalması ve östrojene bağlı sodyum tutulumu — finasterid ve dutasterid mekanizmasıdır, mineralokortikoid öncül birikimi yapmaz
  • Glukokortikoid reseptör antagonizmasına bağlı geri bildirimin kalkması ile ACTH ve kortizol yükselmesi — mifepriston mekanizmasıdır; orada kortizol yükselir, burada kortizol düşüktür
  • 11-beta hidroksilaz inhibisyonuna bağlı aldosteron azalması ve renin artışına bağlı belirgin potasyum kaybı — aldosteron azalması hiperpotasemi ve hipotansiyon yapardı; potasyum kaybı renin artışına değil biriken öncüllere bağlıdır

Aklında kalsın

CYP17 blokajında kortizol düşerken mineralokortikoid öncül birikir, bu yüzden adrenokortikotropik hormon baskısı için birlikte glukokortikoid verilir.

93. soru

Uzun süredir multinodüler guatrı bilinen yaşlı bir hasta, koroner anjiyografi için iyotlu kontrast madde verilmesinden sonra çarpıntı, kilo kaybı ve tremor bildiriyor. Fizik muayenede bezde ağrı ve hassasiyet saptanmıyor. Laboratuvarda TSH baskılanmış, serbest T4 ve serbest T3 yüksek bulunuyor. Hastanın ateşi normal seyrediyor ve yakın zamanda geçirilmiş üst solunum yolu enfeksiyonu öyküsü bulunmuyor.

Bu tablonun mekanizması göz önüne alındığında tiroid bezinde beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Otonom dokuda yeni hormon sentezinde artış

Kısaca — Otonom nodüler zeminde fazla iyodür baskılanmaya değil, substrat sağlanmasıyla artan hormon sentezine yol açar.

Normal bezde fazla iyodür organifikasyonu geçici olarak inhibe eder ve kaçış gelişir; otonom doku ise bu denetime uymaz ve fazla iyodürü kontrolsüz hormon yapımında kullanır. Multinodüler zemin, bezde ağrı ve hassasiyetin olmaması, ateşin normal seyri ve enfeksiyon öyküsüzlük destrüktif tiroiditi dışlar; baskılanmış TSH ile yüksek serbest hormonlar artan sentez ve salınımı destekler.

Akıl yürütme

  • Multinodüler guatr zemini → otonom dokuya işaret eder ve ilk akla gelen Wolff-Chaikoff hipotiroidisi tahminini dışlar.
  • Ağrısız bez, normal ateş ve enfeksiyon öyküsüzlük → ağrılı destrüktif süreci dışlar.
  • Baskılanmış TSH ile yüksek serbest T4 ve serbest T3 → sentez artışıyla uyumludur, kalıcı baskılanmayla değil.

Neden diğerleri değil

  • Yeni hormon sentezinde kalıcı azalma — Wolff-Chaikoff etkisini kalıcı sanma hatasıdır; otonom dokuda kaçış değil, substrat kullanımı öndedir.
  • Depolanmış hormon salınımında kalıcı inhibisyon — İyodürün akut salınım inhibisyonunu kalıcı sanma hatasıdır; hipertiroidi tablosu bunun tersini gösterir.
  • Periferik T4-T3 dönüşümünde inhibisyon — Propiltiyourasil, glukokortikoid ve amiodaronun deiyodinaz etkisini iyodür yüküne taşıma hatasıdır.
  • TSH yükselmesine bağlı hormon sentezinde ikincil azalma — Geri bildirim yönünü ters okuma hatasıdır; TSH baskılanmıştır, yükselmemiştir.

Aklında kalsın

Otonom zeminde fazla iyot, baskılanma değil artan sentezle hipertiroidi yapar.

94. soru

Altmış iki yaşındaki erkek hastaya akut koroner sendrom sonrası ilaç kaplı stent yerleştiriliyor ve asetilsalisilik asit ile klopidogrel başlanıyor. Öyküsünde nonsteroid antiinflamatuvar ilaç kullanımına bağlı duodenum ülser kanaması bulunan hastaya mide koruması amacıyla omeprazol ekleniyor. Hasta ilaçlarını düzenli kullandığını belirtiyor, sigara ve alkol kullanmıyor. Kontrolde trombosit agregasyon testinde klopidogrele yetersiz yanıt saptanıyor ve klopidogrel aktif metabolit konsantrasyonunun düşük olduğu bildiriliyor. Karaciğer ve böbrek fonksiyonları normal bulunuyor, tedaviye uyumsuzluğu düşündürecek bir bulgu saptanmıyor.

Bu hastada trombosit yanıtını düzeltirken mide korumasını sürdürmek için omeprazol yerine tercih edilmesi en uygun ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Pantoprazol

Kısaca — Klopidogrel CYP2C19 ile aktive olan bir ön ilaçtır, omeprazol bu enzimi inhibe ederek aktif metaboliti düşürür; mide koruması sürerken bu etkileşimden kaçınmak için CYP2C19 inhibisyonu en zayıf proton pompa inhibitörü seçilir.

Omeprazol ve esomeprazol CYP2C19'u belirgin inhibe eder, klopidogrelin aktif tiyol metabolitine dönüşümü azalır ve trombosit inhibisyonu yetersiz kalır. Yüksek kanama riski nedeniyle sistemik ve potent asit baskılanması gerektiğinden topikal bariyer oluşturan sukralfat yeterli koruma sağlamaz ve lümende diğer ilaçları bağlayabilir; simetidin ise güçlü bir sitokrom inhibitörü olup antisekretuvar gücü daha düşüktür. Bu nedenle aynı sınıf içinde etkileşimi en az olan pantoprazol mide korumasını sürdürürken trombosit yanıtını düzeltir.

Akıl yürütme

  • düzenli kullanım ve normal karaciğer-böbrek fonksiyonu → uyumsuzluk ve organ yetmezliğini dışlar, tabloyu metabolik etkileşime bağlar
  • düşük aktif metabolit ve yetersiz agregasyon yanıtı → ön ilacın biyoaktivasyon basamağında defekti gösterir
  • duodenum ülser kanaması öyküsü ve ikili antiplatelet tedavi → potent sistemik asit baskılanması zorunluluğunu gösterir, topikal ve zayıf seçenekleri dışlar
  • tablonun omeprazol altında ortaya çıkması → S-enantiyomerin aynı enzimi inhibe ettiğini gösterir, daha potent proton pompa inhibitörüne geçişi dışlar

Neden diğerleri değil

  • Omeprazol — sorumlu etkileşimi sürdürür, aktif metabolit düşüklüğünü düzeltmez
  • Esomeprazol — S-enantiyomer olması CYP2C19 inhibisyonunu ortadan kaldırmaz, aynı biyoaktivasyon defektini sürdürür
  • Simetidin — güçlü sitokrom inhibitörüdür ve yüksek kanama riskinde antisekretuvar gücü yetersiz kalır
  • Sukralfat — asidik ortamda aktive olan topikal bir bariyerdir, bu risk düzeyinde sistemik koruma sağlamaz ve eşzamanlı alınan ilaçları lümende bağlayabilir

Aklında kalsın

Klopidogrel-omeprazol etkileşiminde suçlu CYP2C19 inhibisyonudur, çözüm aynı sınıf içinde bu inhibisyonu en az yapan proton pompa inhibitörüdür.

95. soru

Kronik böbrek hastalığı olan yaşlı bir kadın hastada nozokomiyal pnömoni nedeniyle sefepim, vankomisin ve furosemid başlanıyor. Tedavi altında ateş düşüyor ve oksijen gereksinimi azalıyor. İzleyen günlerde uykuya meyil, dikkat dağınıklığı ve miyoklonik sıçramalar ortaya çıkıyor, elektroensefalografide epileptiform aktivite görülüyor. Serum glukoz ve sodyum değerleri stabil seyrediyor, yeni fokal nörolojik bulgu saptanmıyor.

Bu tablonun oluşum mekanizması olarak en olası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Gama aminobütirik asit antagonizması

Kısaca — İyileşen enfeksiyonda beliren miyoklonus ve epileptiform aktivite, biriken sefepimin gama aminobütirik asit inhibisyonunu baskılamasını gösterir.

Sefepim büyük ölçüde böbrekle atılır; böbrek işlevi bozulduğunda birikir ve santral sinir sisteminde gama aminobütirik asit aracılı inhibisyonu antagonize eder. Azalan inhibisyon eksitasyonu artırır, uykuya meyil ve dikkat dağınıklığından miyoklonus ve epileptiform aktiviteye uzanan nörotoksisite ortaya çıkar.

Akıl yürütme

  • Ateşin düşmesi ve oksijen gereksiniminin azalması → ensefalopatiyi sepsisle açıklamayı zorlaştıran çatal bulgudur
  • Uykuya meyil, dikkat dağınıklığı ve miyoklonik sıçramalar ile epileptiform aktivite → eksitasyon artışı ve disinhibisyonu gösterir
  • Glukoz ve sodyumun stabil seyri ile fokal bulgu yokluğu → metabolik ve fokal lezyon açıklamalarından uzaklaştırır
  • Kronik böbrek hastalığı zemininde sefepim kullanımı → birikim yoluyla nörotoksisite riskini artırır

Neden diğerleri değil

  • Histamin aracılı vazodilatasyon — vankomisinin kızarıklık ve hipotansiyon mekanizmasıdır, miyoklonus ve epileptiform aktiviteyi açıklamaz
  • Henle kulbunda tuz taşınmasının inhibisyonu — furosemidin diüretik etkisidir, stabil elektrolitlerle seyreden epileptiform tabloyu açıklamaz
  • Vitamin K epoksit redüktaz inhibisyonu — kanama ile giden yan zincir mekanizmasıdır, nörotoksisite ile ilişkisi yoktur
  • Albüminden bilirubin ayrılması — yenidoğan sarılığına ait yer değiştirme mekanizmasıdır, erişkindeki nöbeti açıklamaz

Aklında kalsın

Böbrek yetmezliğinde biriken sefepim gama aminobütirik asit inhibisyonunu baskılayarak miyoklonus ve nöbete yol açar.

96. soru

Tenofovir disoproksil fumarat, emtrisitabin ve efavirenz kullanan 35 yaşındaki bir kadın hastada önceden baskılanmış HIV RNA konsantrasyonunun tekrar yükseldiği görülüyor. Eczane kayıtları ve öykü ile uyumun tam olduğu doğrulanıyor; kusma, diyare ve yeni ilaç etkileşimi saptanmıyor. Direnç testinde efavirenz ve nevirapine direnç saptanıyor; tenofovir ve emtrisitabine duyarlılık korunuyor. Proteaz ve integraz bölgelerinde dirençle ilişkili mutasyon saptanmıyor.

Bu hastada kalıcı virolojik baskılanmayı sağlamak için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Tenofovir ve emtrisitabini sürdürüp efavirenz yerine dolutegravir başlamak

Kısaca — Aynı cebe bağlanan grupta çapraz direnç vardır, farklı enzimi hedefleyen sınıf duyarlıdır; omurgayı koruyup üçüncü ajanı farklı sınıfla değiştirmek gerekir.

Non-nükleozid ajanlar revers transkriptazda aynı allosterik bölgeye bağlanır, bu bölgedeki direnç aynı bölgeyi kullanan diğer ajana çapraz direnç verir; proteaz ve integraz farklı viral enzimler olduğu için duyarlı kalır. Tek ajan eklemek fonksiyonel monoterapi ile yeni direnç seçer, doz artırmak bağlanma defektini aşamaz, uyum zaten tamken aynı rejimi sürdürmek baskılanma sağlamaz.

Akıl yürütme

  • önceden baskılanmışken rebound → edinilmiş direnci düşündürür
  • tam uyum ile kusma, diyare ve etkileşim yokluğu → uyumsuzluk ve emilim sorununu dışlar
  • efavirenz ve nevirapine direnç → aynı bölgeyi kullanan gruba çapraz direnci destekler
  • tenofovir ve emtrisitabine duyarlılık ile proteaz ve integraz duyarlılığı → omurganın korunup farklı hedefin seçilebileceğini gösterir

Neden diğerleri değil

  • Tenofovir ve emtrisitabini sürdürüp efavirenz yerine nevirapin başlamak — Aynı bölgeyi kullanan gruba geçiştir, çapraz direnç nedeniyle baskılanma sağlamaz.
  • Mevcut üçlü rejiye tek bir tam etkili ajan ekleyip izlemek — Fonksiyonel monoterapi oluşturur ve yeni direnç seçimine yol açar.
  • Efavirenz dozunu artırıp mevcut rejime devam etmek — Direnç farmakokinetik yetersizlik değildir, doz artışı bağlanma defektini düzeltmez.
  • Mevcut rejimi sürdürüp yalnızca uyum danışmanlığı vermek — Uyum zaten tamdır ve direnç kanıtlanmıştır, aynı rejim başarısızlığı sürdürür.

Aklında kalsın

Aynı cebe bağlanan grupta çapraz direnç vardır, çözüm farklı viral hedefe geçmektir.

97. soru

Herpes ensefaliti ön tanısıyla intravenöz asiklovir ve bol hidrasyon başlanan bir hastada gut öyküsü nedeniyle atağı önlemek için probenesid ekleniyor. İzleyen günlerde veziküler lezyonlar geriliyor ve beyin omurilik sıvısında viral replikasyonun azaldığı gösteriliyor. Buna karşın hastada giderek artan konfüzyon, ajitasyon, görsel halüsinasyon ve miyoklonik sıçramalar ortaya çıkıyor. Böbrek fonksiyonları stabil seyrediyor, idrar sedimentinde kristal saptanmıyor ve manyetik rezonans görüntülemede ensefalitle açıklanamayan yeni bir odak izlenmiyor.

Hastada ortaya çıkan nöropsikiyatrik tablonun farmakolojik en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Probenesidin proksimal tübülde organik anyon taşıyıcısını inhibe ederek asiklovir atılımını azaltması

Kısaca — Probenesid sonrası virolojik yanıt korunurken ortaya çıkan konfüzyon ve miyoklonus, organik anyon taşıyıcısı inhibisyonuna bağlı asiklovir birikimini düşündürür.

Asiklovir büyük ölçüde değişmeden böbrekle atılır; glomerüler filtrasyona ek olarak proksimal tübülde organik anyon taşıyıcısıyla sekrete edilir. Probenesid bu taşıyıcıyı inhibe ederek asiklovirin renal klerensini azaltır ve plazma ile beyin omurilik sıvısındaki konsantrasyonunu yükseltir. Yükselen düzey doza bağımlı nörotoksisite yapar ve konfüzyon, ajitasyon, halüsinasyon, tremor ve miyoklonusla seyreder. Bol hidrasyon kristal nefropatisini önler ancak sistemik birikimi engellemez; viral replikasyonun azalması ve kristal yokluğu tedavi başarısızlığı ya da obstrüksiyonu dışlar.

Akıl yürütme

  • Probenesid eklenmesi sonrası santral belirtilerin başlaması → zamanlama olarak ilaç etkileşimine işaret eder
  • Lezyon gerilemesi ve viral replikasyonda azalma → etkisizlik değil, aksine yeterli ya da artmış maruziyeti destekleyen çatal bulgu
  • Konfüzyon, halüsinasyon ve miyoklonik sıçramalar → asiklovir nörotoksisitesiyle uyumlu patern
  • Stabil böbrek fonksiyonu, bol hidrasyon ve kristalsiz idrar → kristal obstrüksiyonunu dışlayan çatal bulgu
  • Yeni fokal lezyon yokluğu → ensefalit progresyonunu dışlayan çatal bulgu

Neden diğerleri değil

  • Probenesidin glomerüler filtrasyon hızını artırarak asiklovirin renal tübüler atılımını hızlandırması ve düzeyini düşürmesi — Etkileşimin yönü terstir; probenesid sekresyonu inhibe eder ve düzeyi düşürmez, yükseltir.
  • Probenesidin hepatik mikrozomal enzimleri indükleyerek asiklovirin metabolik yıkımını hızlandırması ve düzeyini düşürmesi — Asiklovir esas olarak renal atılır; hepatik indüksiyonla düzey düşüşü bu tabloyu açıklamaz.
  • Asiklovirin probenesidin ürikozürik etkisini antagonize ederek serum ürat düzeyini yükseltmesi ve gut atağını uzatması — Sorun ürat yüksekliği değil santral birikimdir; virolojik yanıt ve nörotoksisite bu yönle açıklanamaz.
  • Bol hidrasyonun asiklovirin santral dağılımını azaltarak beyin omurilik sıvısındaki düzeyini düşürmesi ve etkiyi azaltması — Hidrasyon kristalleşmeyi önler; santral düzeyi düşürmez ve toksisiteyi açıklamaz.

Aklında kalsın

Tübüler sekresyonla atılan bir ilaca sekresyon inhibitörü eklenirse ilaç düzeyi yükselir ve santral toksisite artar.

98. soru

Metastatik testis tümörü nedeniyle sisplatin temelli kemoterapi alan yirmi sekiz yaşındaki bir erkek hastada tedavinin üçüncü küründen sonra ağız çevresinde uyuşma ve ellerde kasılma yakınması başlıyor. Fizik muayenede Trousseau belirtisi pozitif bulunuyor; bulantı dışında kusma ve ishali yok, diüretik kullanmıyor, boyun cerrahisi öyküsü yok. Laboratuvarda hipokalsemi, hipokalemi ve hipomagnezemi saptanıyor; idrarda magnezyum atılımı yüksek bulunuyor, serum fosfat düşük, D vitamini normal bulunuyor, hipokalsemiye rağmen parathormon düzeyi beklenen yükselmeyi göstermiyor. Kalsiyum ve potasyum replasmanına rağmen elektrolit bozukluğu düzelmiyor.

Kalsiyum ve potasyum replasmanına yanıtsızlığın en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Böbrekten magnezyum kaybına bağlı parathormon salınım ve etkisinde bozulma

Kısaca — Böbrekten magnezyum kaybı parathormon salınım ve etkisini bozar; magnezyum yerine konmadan hipokalsemi ve hipokalemi düzelmez.

Sisplatin distal tübül hasarıyla böbrekten magnezyum atılımını artırır; magnezyum parathormon salınımı, parathormon reseptör sinyali ve renal potasyum tutulumu için gerekli olduğundan eksikliğinde hipokalsemiye rağmen parathormon yükselemez ve potasyum böbrekten kaçmaya devam eder. Düşük fosfat, normal D vitamini, boyun cerrahisi yokluğu ve yüksek idrar magnezyumu primer paratiroid ve D vitamini nedenlerini dışlayıp renal kaybı işaret eder.

Akıl yürütme

  • Kusma, ishal ve diüretik yokluğuna rağmen idrarda magnezyum atılımının yüksek olması → kaybın böbrekten olduğunu gösterir
  • Hipokalsemiye rağmen parathormonun beklenen yükselmeyi göstermemesi ve fosfatın düşük olması → primer hipoparatiroidiyi dışlar, magnezyuma bağlı salınım ve etki bozukluğuna uyar
  • D vitamininin normal olması → emilim ve D vitamini eksikliğini dışlar
  • Kalsiyum ve potasyum replasmanına yanıtsızlık → eksik kofaktör düzeltilmeden yanıt alınamayacağını gösterir

Neden diğerleri değil

  • Bağırsaktan kalsiyum emiliminin bozulmasına bağlı D vitamini eksikliği gelişmesi — D vitamini normaldir ve idrarda magnezyum kaybı vardır; tablo renaldir
  • Proksimal tübülde fosfat kaybına bağlı sekonder hiperparatiroidi gelişmesi — bu durumda parathormon yüksek beklenir; burada parathormon yükselmemektedir
  • Platin bileşiğinin kalsiyumu doğrudan bağlayarak iyonize kalsiyumu düşürmesi — bu oksalat aracılı şelasyona ait bir karıştırmadır; sisplatin tablosu magnezyum kaybı üzerinden gelişir
  • Antidiüretik hormon etkisinin güçlenmesine bağlı dilüsyonel elektrolit düşüklüğü oluşması — bu siklofosfamide bağlı su tutulumudur; Trousseau belirtisi veren iyonize kalsiyum düşüklüğünü ve replasman yanıtsızlığını açıklamaz

Aklında kalsın

Sisplatinde dirençli hipokalsemi ve hipokalemi varsa önce magnezyumu düzelt; sorun kalsiyum ve potasyum eksikliği değil, magnezyuma bağlı hormon ve kanal fonksiyon bozukluğudur.

99. soru

Osteosarkom tanılı genç bir hastaya yüksek doz metotreksat içeren kür başlanıyor. Tedavi öncesi değerlendirmede belirgin plöral efüzyon saptanıyor; böbrek fonksiyonları normal bulunuyor. Kürle birlikte hidrasyon, idrar alkalinizasyonu ve zamanlı folinik asit kurtarması uygulanıyor. İlk günlerde plazma metotreksat konsantrasyonunun beklenen şekilde düştüğü ve kreatininin stabil kaldığı görülüyor; protokol gereği kurtarma sonlandırılıyor. Birkaç gün sonra ağır mukozit ve pansitopeni gelişiyor; plazmada yeniden metotreksat saptanıyor.

Geç dönemde ortaya çıkan toksisitenin farmakokinetik en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Plöral efüzyonda depolanan metotreksatın yavaşça dolaşıma dönerek maruziyeti uzatması

Kısaca — Efüzyonda depolanan metotreksat yavaşça geri dönerek kurtarma sonrasına taşan bir maruziyet oluşturur.

Metotreksat eksternal sıvı kompartmanlarına dağılır ve plevral gibi üçüncü boşluklarda birikir; santral kompartmandan atılım erken dönemde normal görünebilir. Efüzyondaki ilaç yavaşça plazmaya geri dağıldığı için folinik asit kurtarması sonlandırıldıktan sonra dihidrofolat redüktaz blokajı yeniden uzar ve bölünen dokularda geç mukozit ile kemik iliği baskılanması ortaya çıkar. Bu tablo böbrek yetmezliğinden bağımsızdır ve tümör direncini değil konak maruziyetini yansıtır.

Akıl yürütme

  • Tedavi öncesi belirgin plöral efüzyon → yavaş dengelenen bir ilaç deposu akla gelmelidir
  • Erken plazma düşüşünün beklenen şekilde olması ve kreatininin stabil kalması → ilk akla gelen böbrek atılım bozukluğunu dışlar
  • Kurtarma sonlandırıldıktan sonra ağır mukozit ve pansitopeni → uzamış antifolat etkinin konak dokularındaki karşılığını gösterir
  • Plazmada yeniden metotreksat saptanması → depodan geri dağılımı destekler

Neden diğerleri değil

  • Dihidrofolat redüktaz miktarının artarak metotreksat duyarlılığını azaltması — Enzim artışı tümörde direnç yapar, konakta geç toksisite ve plazmada yeniden ilaç varlığını açıklamaz.
  • Böbrek fonksiyonlarının bozulmasına bağlı metotreksat atılımının belirgin şekilde azalması — Fork bulgu olarak kreatinin stabildir ve erken düşüş beklenendir; böbrek mekanizması dışlanır.
  • Folinik asidin tümör dokusunda metotreksat sitotoksisitesini güçlendirmesi — Folinik asit metotreksatta kurtarıcıdır, güçlendirici değildir; üstelik tablo tümörde değil konak dokularındadır.
  • Hücre içi poliglutamat formlarının hızla hücre dışına atılarak intraselüler birikimin azalması — Poliglutamatlar hücrede tutunmayı sağlar; hızlı atılım birikimi azaltır ve geç toksisiteyi değil etki kaybını doğururdu.

Aklında kalsın

Üçüncü boşluk metotreksatı depo eder ve kurtarma bitse bile geç toksisite yapar.

100. soru

Yirmi dört yaşındaki kadın hasta evde çok sayıda boş ilaç kutusu yanında bilinç kapalı bulunuyor. Yakınları hastanın anksiyete yakınmasıyla uzun süredir bir ilaç kullandığını ve son haftalarda uyku yakınmasıyla başka bir ilaç başlandığını belirtiyor. Acil serviste bilinç kapalı, solunum yüzeyel, barsak sesleri azalmış, cilt kuru ve sıcak bulunuyor. Kalp hızı yüksek saptanıyor ve elektrokardiyografide sinüs taşikardisi ile birlikte QRS kompleksinde genişleme izleniyor.

Bu hastada benzodiazepin etkisi düşünülerek flumazenil uygulanması hâlinde ortaya çıkması en olası sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Eşik düşüklüğüne bağlı konvülsiyon gelişmesi

Kısaca — QRS genişlemesi ve antikolinerjik bulgular izole benzodiazepini dışlar, bu zeminde flumazenil GABAerjik freni kaldırarak nöbeti presipite eder.

Benzodiazepinler GABA reseptörü yanıtını artırarak santral inhibisyonu güçlendirir ve bu etki birlikte alınan sodyum kanalı blokörü ve muskarinik antagonist etkili ilacın prokonvülsan etkisine karşı kısmi bir fren oluşturur. QRS kompleksinde genişleme ve sinüs taşikardisi sodyum kanalı blokajını, kuru ve sıcak cilt ile barsak seslerinde azalma muskarinik blokajı gösterir; bu iki bulgu izole benzodiazepin komasını dışlar. Flumazenil benzodiazepin bölgesinde kompetitif antagonizma yaparak bu freni ortadan kaldırır, böylece altta yatan prokonvülsan zemin açığa çıkar ve konvülsiyon eşiği düşer.

Akıl yürütme

  • Bilinç kapalılığı ve yüzeyel solunum → sedatif etkiyi düşündürür ve ilk akla benzodiazepini getirir
  • QRS kompleksinde genişleme ile sinüs taşikardisi → sodyum kanalı blokajını düşündürür ve izole benzodiazepini dışlar
  • Kuru ve sıcak cilt ile barsak seslerinde azalma → muskarinik blokajı düşündürür ve ikinci ilacın katkısını destekler

Neden diğerleri değil

  • Solunum depresyonunda hızlı ve kalıcı düzelme — Flumazenil benzodiazepin bileşenini geçici olarak hafifletebilir, ancak altta yatan ikinci toksisite sürerken kalıcı düzelme beklenmez ve nöbet riski tabloyu kötüleştirir
  • QRS süresinde daralma ve taşikardide düzelme — Flumazenilin kardiyak sodyum kanalı üzerine etkisi yoktur, QRS genişlemesi sodyum yükü ve alkalinizasyon gibi farklı bir tedaviye yanıt verir
  • Antikolinerjik bulgularda belirgin gerileme — Muskarinik blokaj bulguları santral etkili kolinesteraz inhibisyonu ile geriler, flumazenilin bu sistem üzerine doğrudan etkisi yoktur
  • Koma hâlinde derinleşme ve solunumda baskılanma — Flumazenil reseptör antagonisti olarak sedasyonu derinleştirmez, bu yön agonist etkiyle karıştırmadır

Aklında kalsın

QRS genişlemesi ve antikolinerjik bulgular varken flumazenil nöbeti çağırır.

Uygulamada süre işler, ara verip kaldığın yerden devam edebilirsin ve her sorunun çözümü sonunda açılır. Sonuç, doğru cevapladığın soru sayısıdır.

Zorlu sorular 1’i uygulamada çöz

TUS — Temel Tıp Bilimleri zorlu sorular · TUS — Temel Tıp Bilimleri hakkında her şey