Cepte soru çözTUS — Klinik Tıp BilimleriZorlu sorularKlinik Tıp Bilimleri

TUS — Klinik Tıp Bilimleri

TUS — Klinik Tıp Bilimleri zorlu sorular

  • 100 soru
  • 135 dakika
  • Sınavdan daha zor
  • Ücretsiz

TUS — Klinik Tıp Bilimleri zorlu sorular denemesinin Klinik Tıp Bilimleri bölümü: sınavdan zor 100 soru. Cevaplarını işaretle, sonra en alttaki Bitir düğmesiyle kaç doğru yaptığını gör.

Bu, uygulamada Zorlu sorular 1 olarak çözdüğün denemenin aynısı ve gerçek sınavdan daha zor. Burada çözersen soruları öğrenmiş olursun; uygulamada süreyle çözdüğünde yeni olmazlar.

Sen çözerken hiçbir soru işaretlenmez — sınavdaki gibi. Cevaplar ve çözümler, bitirdiğinde açılır. İşaretlediklerin bu tarayıcıda saklanır; sekmeyi kapatsan da kaybolmaz.

1. soru

Yetmiş sekiz yaşındaki kadın hasta halsizlik, iştahsızlık, bulantı ve kusma yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden kalp yetersizliği ve atriyal fibrilasyon nedeniyle furosemid ve digoksin kullandığı, son günlerde idrar söktürücü dozunun artırıldığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde nabız 58/dakika ve düzenli, kan basıncı 110/70 mmHg bulunuyor, akciğerlerde ek ses duyulmuyor ve pretibial ödem saptanmıyor. Elektrokardiyografisinde P dalgası görülmüyor, QRS aralıkları düzenli ve dar, ventrikül hızı 60/dakika bulunuyor, ST segmentinde çanaklaşma tarzında çökme izleniyor. Laboratuvar incelemesinde potasyum 2,7 mEq/L, kreatinin 1,6 mg/dL bulunuyor, magnezyum normal saptanıyor.

Bu tablodan sorumlu aritminin en olası elektrofizyolojik mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Gecikmiş ardıl depolarizasyonlara bağlı tetiklenmiş aktivite

Kısaca — Düzenli hale gelmiş atriyal fibrilasyonla birlikte çanaklaşmış ST çökmesi, hipokalemi ve digoksin kullanımı digoksin toksisitesini düşündürür ve hücre içi kalsiyum artışıyla gecikmiş ardıl depolarizasyonlara yol açar.

Digoksin Na-K ATPazı inhibe ederek hücre içi sodyumu artırır, Na-Ca değişimi azalınca hücre içi kalsiyum yükselir ve diyastolde kendiliğinden kalsiyum salınımı gecikmiş ardıl depolarizasyonlar üretir; hipokalemi digoksinin bağlanmasını artırarak bu etkiyi güçlendirir ve atriyoventriküler düğüm baskılanınca fibrilasyon dalgaları düzenli junctional kaçışla iletilir. Bu yüzden atriyal fibrilasyonun düzensiz olması beklenirken düzenli olması toksisite için kritik çataldır ve ST çökmesi iskemiden çok dijital etkiyi destekler.

Tanıya götüren bulgular

  • P dalgasız ritmin düzenli hale gelmesi ve ventrikül hızının 60/dakika olması → atriyal fibrilasyonda beklenen düzensizliğin kaybolup tam bloklu junctional ritme geçildiğini düşündürür
  • ST segmentinde çanaklaşma tarzında çökme → dijital etkiyi destekler ve iskemik çökmeden uzaklaştırır
  • Bulantı, kusma, halsizlik ve iştahsızlık → sistemik glikozid etkisini destekler
  • Furosemid kullanımı ve doz artışı + potasyum 2,7 mEq/L → renal potasyum kaybıyla toksisite eşiğinin düştüğünü düşündürür
  • Kreatinin 1,6 mg/dL → klerens azalmasıyla birikimi destekler

Neden diğerleri değil

  • Erken ardıl depolarizasyonlara bağlı uzamış ventriküler repolarizasyon — QT uzaması ve polimorfik torsades tablosunu açıklar, burada QT uzunluğu ve torsades tanımlanmamıştır
  • Aksesuar yolak içeren ortodromik reentran taşikardi devresi — Düzenli dar QRS taşikardisini açıklar ancak P dalgasız düzenli bradikardik ritmi ve dijital ST değişikliğini karşılamaz
  • Atriyoventriküler düğümde çift yolaklı reentran devre — Paroksismal düzenli supraventriküler taşikardiyi açıklar, atriyal fibrilasyon zemininde düzenli junctional kaçışı açıklamaz
  • Artmış vagal tonusa bağlı baskılanmış sinüs düğümü otomatizitesi — Sinüs bradikardisini açıklar, fibrilasyonda P dalgasız düzenli ritmi ve hipokalemiyle artan glikozid etkisini karşılamaz

Aklında kalsın

Atriyal fibrilasyon düzenlileşirse tam bloklu dijital toksisiteyi düşün ve hipokaleminin Na-K ATPaz üzerinden tetiklenmiş aktiviteyi artırdığını hatırla.

2. soru

Elli altı yaşındaki erkek hasta ani başlayan çarpıntı ve baş dönmesi yakınmasıyla acil servise başvuruyor. Öyküsünden yapısal kalp hastalığı olmadığı bilinen paroksismal atriyal fibrilasyonu için bir hafta önce propafenon başlandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 110/70 mmHg, nabız 205/dakika ve düzenli bulunuyor, akciğer sesleri açık saptanıyor ve üfürüm duyulmuyor. Elektrokardiyografisinde düzenli dar QRS taşikardisi izleniyor, atriyal hız ventriküler hıza eşit bulunuyor ve QRS morfolojisi sinüs ritmindekiyle aynı saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde potasyum ve magnezyum normal, troponin normal, tiroid fonksiyon testleri normal bulunuyor.

Bu tablonun gelişiminden sorumlu en olası elektrofizyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Sodyum kanal blokajıyla yavaşlayan atriyumdan 1:1 iletim

Kısaca — Propafenon başlandıktan sonra düzensiz fibrilasyonun hızlı düzenli 1:1 taşikardiye dönmesi, atriyal hızın yavaşlayıp her atriyal uyarının iletilmesini düşündürür.

Sınıf Ic sodyum kanal blokajı atriyal iletimi yavaşlatır ve atriyal fibrilasyonu daha yavaş bir atriyal fluttera organize eder; atriyal hız düşünce atriyoventriküler düğümün refrakterliği her uyarıyı iletmeye yeterli hale gelir ve QRS aynı kaldığı için ventrikül aynı yoldan aktive olur. Bu yüzden önceden düzensiz olan ritmin düzenli ve hızlı hale gelmesi nüks fibrilasyondan çok 1:1 iletilen flutterı destekler ve normal elektrolitlerle tiroid testleri başka tetikleyiciyi dışlar.

Tanıya götüren bulgular

  • Paroksismal atriyal fibrilasyon öyküsü → zeminde atriyal aritmi yatkınlığını düşündürür
  • Bir hafta önce propafenon başlanması → atriyal iletimi yavaşlatan maruziyeti gösterir
  • Düzensiz beklenen ritmin 205/dakika düzenli taşikardiye dönmesi → fibrilasyon nüksünden uzaklaştırıp düzenli atriyal taşiaritmiyi destekler
  • Atriyal hızın ventriküler hıza eşit olması + QRS morfolojisinin sinüs ritmiyle aynı olması → ventrikülün aksesuar yoldan değil normal ileti sisteminden aktive olduğunu düşündürür
  • Potasyum, magnezyum, troponin ve tiroid testlerinin normal olması → iskemi, elektrolit bozukluğu ve tirotoksikozu dışlar

Neden diğerleri değil

  • Atriyoventriküler düğümde çift yolaklı reentran devre — Propafenon maruziyeti olmadan tipik paroksismal düzenli taşikardiyi açıklar, 1:1 atriyal-ventriküler eşitliği ve ilaç zamanlamasını karşılamaz
  • Aksesuar yolak üzerinden ortodromik reentran taşikardi — Gençte aynı QRS ile düzenli taşikardiyi düşündürür ancak atriyal hız-ventrikül eşitliği ve Ic sonrası ortaya çıkışı açıklamaz
  • Hücre içi kalsiyum artışına bağlı gecikmiş ardıl depolarizasyonlar — Dijital toksisitesinde tetiklenmiş aktiviteyi açıklar, burada digoksin kullanımı ve düzenli bradikardik zemin yoktur
  • Repolarizasyon uzamasına bağlı erken ardıl depolarizasyonlarla tetiklenme — QT uzaması ve torsadesi açıklar, burada QT uzunluğu ve polimorfik aks değişimi tanımlanmamıştır

Aklında kalsın

Sınıf Ic başlanan fibrilasyonda hızlı düzenli taşikardi görülürse yavaşlamış atriyal flutterın 1:1 iletildiğini düşün.

3. soru

Yetmiş yaşındaki erkek hasta halsizlik, sabah baş ağrısı ve gündüz uyuklama yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden uzun süreli sigara kullanımı, yıllardır süren prodüktif öksürük ve efor dispnesi olduğu öğreniliyor. Bacaklarda şişlik nedeniyle bir süredir furosemid kullandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ekspiryum uzaması, ronküsler ve pretibiyal ödem saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde arter kan gazında pH 7,48, PaCO2 60 mmHg ve bikarbonat 44 mmol/L bulunuyor; serum potasyum 3,1 mmol/L ve klor 88 mmol/L olarak ölçülüyor.

Bu hastadaki asit-baz bozukluğunu açıklayan en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Kronik solunumsal asidoza eklenmiş diüretiğe bağlı metabolik alkaloz

Kısaca — PaCO2 yüksekliğine rağmen alkalemik pH ve çok yüksek bikarbonat, kronik CO2 retansiyonuna eklenmiş metabolik alkalozu gösterir.

Uzun süreli obstrüktif hastalıkta kronik hiperkapni böbreklerin bikarbonat tutmasıyla dengelenir ve pH normale yaklaşır; burada pH alkalemik ve bikarbonat beklenen kompanzasyonu aşacak kadar yüksektir. Furosemide bağlı klor ve hacim kaybı, hipokalemi ve hipokloremiyle birlikte metabolik alkalozu açıklar ve alkaloz hipoventilasyonu artırarak uyuklamayı derinleştirir.

Tanıya götüren bulgular

  • Yıllardır prodüktif öksürük, sigara ve ekspiryum uzaması → kronik obstrüktif zemini ve kronik hiperkapni eğilimini gösterir
  • Sabah baş ağrısı ve gündüz uyuklama → kronik CO2 retansiyonunu destekler
  • PaCO2 yüksekken pH 7,48 bulunması → saf solunumsal asidoz varsayımını dışlayan çatal bulgudur, yön tersinedir
  • Bikarbonat 44 mmol/L, potasyum 3,1 mmol/L ve klor 88 mmol/L → renal kompanzasyonu aşan metabolik alkalozu destekler
  • Furosemid kullanımı → klor kaybıyla metabolik alkalozun nedenini gösterir

Neden diğerleri değil

  • Henüz kompanzasyon gelişmemiş akut solunumsal asidoz — Akut solunumsal asidozda pH asidemik olur; burada pH alkalemiktir.
  • Kronik solunumsal asidoza böbreklerin verdiği kompanzasyon — Yalnızca kompanzasyon pH’yi normale yaklaştırır, alkalemi ve bu düzeyde bikarbonat yapmaz.
  • Akut solunumsal alkaloza böbreklerin verdiği kompanzasyon — PaCO2 düşük değil yüksektir, bozukluğun yönü terstir.
  • Metabolik asidoza akciğerlerin verdiği solunumsal kompanzasyon — Bikarbonat düşük değil çok yüksektir ve PaCO2 kompanzatuvar düşüş göstermez.

Aklında kalsın

Yüksek PaCO2 ile birlikte alkalemi görürsen saf solunumsal asidoz düşünme, ek metabolik alkalozu ara.

4. soru

Altmış beş yaşındaki erkek hasta son iki yıldır giderek artan efor dispnesi ve kuru öksürük yakınmasıyla başvuruyor. Otuz yıla yakın süre günde bir pakete yakın sigara içtiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde bazallerde inspiryum sonunda duyulan Velcro tipi raller saptanıyor. Solunum fonksiyon testlerinde restriktif patern ve DLCO düşüklüğü bulunuyor. Yüksek çözünürlüklü toraks tomografisinde bazal ve subplevral ağırlıklı retikülasyon, periferik traksiyon bronşektazileri ve yer yer bal peteği görünümü izleniyor. Ayrıntılı öyküde yirmi yılı aşkın süre tersanede yalıtım ve gemi söküm işlerinde çalıştığı, tomografide ayrıca bilateral kalsifiye plevral plaklar görüldüğü belirtiliyor.

Bu hastanın sigara öyküsü de dikkate alındığında en olası beklenen ek durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Akciğer kanseri gelişimine belirgin yatkınlık

Kısaca — Bazal fibrozis paterni ilk bakışta idiyopatik pulmoner fibrozisi düşündürür, ancak kalsifiye plevral plaklar ve uzun tersane maruziyeti asbestozisi gösterir ve sigarayla birlikte akciğer kanseri yatkınlığı öne çıkar.

Asbest lifleri alt zonlarda interstisyel fibrozis yaparken pariyetal plevrada kalsifiye plaklar bırakır; bu plaklar idiyopatik pulmoner fibroziste beklenmez ve maruziyetle birlikte ayırıcı tanıyı çevirir. Asbest ve sigara akciğer kanseri gelişimi için sinerjistik etki gösterir, mezotelyoma riski ise sigarayla artmaz; bu nedenle bu hastada izlemde akılda tutulması gereken ek durum akciğer kanserine yatkınlıktır.

Tanıya götüren bulgular

  • İki yıllık efor dispnesi, kuru öksürük, Velcro raller, restriksiyon ve DLCO düşüklüğü → kronik fibrotik interstisyel hastalığı gösterir, tek başına özgül değildir
  • Bazal subplevral retikülasyon, traksiyon bronşektazileri ve bal peteği görünümü → UIP benzeri paternle önce idiyopatik pulmoner fibrozisi akla getirir
  • Yirmi yılı aşkın tersane yalıtım ve gemi söküm işi artı bilateral kalsifiye plevral plaklar → ayırıcı fork bulgusudur, asbest temasını ve asbestozisi gösterir
  • Otuz yıla yakın sigara öyküsü → asbestle birlikte akciğer kanseri sinerjisi için zemin hazırlar

Neden diğerleri değil

  • Mezotelyoma riskinin sigarayla sinerjistik olarak artması — Asbest mezotelyoma nedeni olsa da sigara bu riski sinerjistik artırmaz; sinerji akciğer kanseri içindir
  • Antifibrotik tedaviyle fibrozisin belirgin gerilemesi — İlk akla gelen idiyopatik pulmoner fibrozis tanısı plaklar ve maruziyetle dışlanır; yerleşik fibrozis geri dönmez
  • Plevral plaklarda kısa sürede tam rezolüsyon görülmesi — Kalsifiye plaklar kronik benign maruziyet izidir, hızla kaybolmaz
  • Üst zonlarda buzlu cam ve hava hapsinin baskınlaşması — Mozaik atenüasyon ve hava hapsi fibrotik hipersensitivite pnömonisini düşündürür, bu hastanın bazal paterni ve plaklarıyla uyumsuzdur

Aklında kalsın

Asbest plakları maruziyeti gösterir ve sigarayla birlikte asıl sinerjistik artan risk akciğer kanseridir.

5. soru

Altmış dört yaşındaki erkek hasta, son üç haftadır yemeklerden saatler sonra gelen, sindirilmemiş gıda artıkları içeren fışkırır tarzda kusma ve epigastrik dolgunluk yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden uzun süredir tekrarlayan epigastrik ağrı için nonsteroid antiinflamatuvar ilaç kullandığı ve hipertansiyon için tiyazid diüretiği aldığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde mukozalarda kuruluk, ortostatik hipotansiyon ve epigastriumda çalkantı sesi saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hipokloremik, hipokalemik metabolik alkaloz ile üre ve kreatinin yüksekliği bulunuyor. İdrar incelemesinde pH asidik, idrar klorürü belirgin düşük saptanıyor.

Bu hastada hipokaleminin en olası mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Aldosteron artışıyla böbrekten potasyum kaybı

Kısaca — Saatler sonra sindirilmemiş gıda kusması ve çalkantı sesi mide içeriğinin beklediğini gösterir ve uzamış hidroklorik asit ile hacim kaybı aldosteron artışı üzerinden böbrekten potasyum kaybettirir.

Uzun süreli dispepsi ve nonsteroid antiinflamatuvar kullanımı kronik ülser zeminini destekler. Klor ve hacim kaybı metabolik alkalozu sürdürür, azalan perfüzyon üre ve kreatinini yükseltir. Mide sıvısı potasyumdan fakir olduğundan sürdürücü kayıp kusmukla değil, distale ulaşan sodyumla birlikte distal tübülde artan potasyum sekresyonudur. Asidik idrarla birlikte idrar klorürünün belirgin düşük olması diüretik etkisini dışlayan çataldır.

Tanıya götüren bulgular

  • Saatler sonra sindirilmemiş gıda kusması ve dolgunluk → bekleyen mide içeriğini düşündürür
  • Uzun dispepsi ve nonsteroid antiinflamatuvar kullanımı → ülser stenozu zeminini destekler
  • Çalkantı sesi, mukozal kuruluk ve ortostatik hipotansiyon → birikim ve hacim azalmasını gösterir
  • Hipokloremik alkaloz ile üre ve kreatinin yüksekliği → hidroklorik asit ve hacim kaybını düşündürür
  • Asidik idrarla birlikte idrar klorürünün belirgin düşük olması → diüretikten uzaklaştıran çatal bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Kusmukla doğrudan yoğun potasyum kaybı — mide sıvısı potasyumdan fakirdir, sürdürücü kayıp böbrektendir
  • Tiyazid diüretiğiyle distal tübülden potasyum kaybı — ilk tahmin olan diüretik karşılığıdır, düşük idrar klorürüyle dışlanır
  • Alkalemiye bağlı potasyumun hücre içine kayması — geçici dağılım değişimidir, kalıcı eksikliği tek başına açıklamaz
  • Yetersiz alıma bağlı toplam vücut potasyum kaybı — katkıda bulunabilir ancak bu tablodaki ana mekanizma değildir

Aklında kalsın

Kusmaya bağlı hipokalemi kusmukla değil, hacim azalması ve aldosteron artışıyla böbrekten gelişir ve düşük idrar klorürü gastrik kaybı kanıtlar.

6. soru

Altmış dört yaşındaki erkek hasta karında şişlik, yaygın karın ağrısı ve ateş yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden alkol ilişkili karaciğer sirozu ve tekrarlayan asit boşaltma ihtiyacı olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde vücut sıcaklığı 38,6 °C, karında yaygın hassasiyet ve defans ile belirgin asit saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde lökositoz ve C-reaktif protein yüksekliği saptanıyor; idrar ve kan kültürleri negatif bulunuyor. Parasentezde asit sıvısının bulanık olduğu, nötrofil baskın hücre artışı içerdiği, total proteinin yüksek, glukozun belirgin düşük ve laktat dehidrogenaz düzeyinin serum düzeyini aştığı bildiriliyor. Gram boyamada tek tip değil birden fazla morfolojide bakteri görüldüğü öğreniliyor.

Bu aşamada yapılması en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Geniş spektrumlu antibiyotikle birlikte batın içi odak açısından görüntüleme ve cerrahi değerlendirme yapılması

Kısaca — Yüksek protein, belirgin düşük glukoz, serum üstü laktat dehidrogenaz ve polimikrobiyal görünüm spontan değil sekonder peritoniti gösterir; geniş antibiyotikle birlikte perforasyon araştırması ve cerrahi değerlendirme gerekir.

Spontan bakteriyel peritonitte asit proteini genellikle düşük, flora monomikrobiyal ve glukoz korunmuştur; dar spektrumlu sefalosporin ve yanıt izlemi yeterlidir. Sekonder peritonitte ise gastrointestinal perforasyon veya apse odağı vardır; yüksek protein, düşük glukoz, serum üstü laktat dehidrogenaz ve birden fazla bakteri morfolojisi bu odağı işaret eder. Bu paternde yalnızca sefalosporinle devam etmek ve kontrol parasentezi beklemek perforasyonu atlar; odak kapatılmadan antibiyotik de yetersiz kalır.

Tanıya götüren bulgular

  • Ateş ve yaygın hassasiyet ile defans → peritoneal irritasyonu olan aktif bakteriyel peritonite işaret eder
  • Bulanık asitte nötrofil baskın hücre artışı → bakteriyel peritoniti destekler
  • Total proteinin yüksek olması → spontan peritonitten uzaklaştıran bulgu, eksudatif ve sekonder süreci düşündürür
  • Glukozun belirgin düşük ve laktat dehidrogenazın serum düzeyini aşması → yoğun bakteriyel yük ve doku odağını destekler
  • Gram boyamada birden fazla morfolojide bakteri → monomikrobiyal spontan peritonit beklentisini bozan çatal bulgu, sekonder odağı gösterir

Neden diğerleri değil

  • Üçüncü kuşak sefalosporin tedavisine devam edilerek 48 saat sonra kontrol parasenteziyle hücre yanıtının izlenmesi — spontan peritonitin izlemidir; polimikrobiyal ve eksudatif paternde perforasyonu atlar
  • Büyük volümlü terapötik parasentez yapılarak antibiyotik tedavisinin ertelenmesi — parasentez tedavi değildir ve antibiyotiği geciktirerek odağı büyütür
  • Yalnızca intravenöz albümin verilerek böbrek fonksiyonlarının izlenmesi — destek tedavidir; enfeksiyon odağını ve antibiyotik ihtiyacını ortadan kaldırmaz
  • Oral kinolonla uzun süreli peritonit profilaksisine geçilmesi — profilaksi aktif perforasyon ve polimikrobiyal enfeksiyonu tedavi etmez

Aklında kalsın

Asitte yüksek protein, düşük glukoz, serum üstü laktat dehidrogenaz ve polimikrobiyal görünüm perforasyon ve apse odağını düşündürür ve cerrahi değerlendirme gerektirir.

7. soru

Elli sekiz yaşındaki erkek hasta halsizlik ve sersemlik yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden hepatit B ilişkili karaciğer sirozu ve diüretikle kontrol edilen asiti olduğu, son iki haftada furosemid dozunun artırıldığı öğreniliyor. Son bir haftada yaklaşık 4 kg kilo kaybı, ayağa kalkınca baş dönmesi ve idrar miktarında azalma tarifliyor. Fizik muayenesinde yatarken kan basıncı normal, ayakta belirgin düşük, nabız yüksek, mukozalar kuru ve asit miktarının önceki muayenelere göre azaldığı saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyumunun 118 mmol/L, serum ozmolalitesinin düşük, üre ve kreatinin düzeylerinin bazale göre belirgin yüksek, idrar sodyumunun çok düşük olduğu bildiriliyor. Nörolojik muayenesinde fokal defisit, konvülziyon ve ağır bilinç bozukluğu saptanmıyor.

Bu hastadaki hiponatreminin düzeltilmesine yönelik en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Diüretiklere ara verilerek albümin ve izotonik sıvılarla volüm desteği sağlanması

Kısaca — Diüretik artışı, kilo kaybı, ortostatik hipotansiyon ve üre-kreatinin yükselmesi hipovolemik hiponatremiyi gösterir; diüretiğe ara verip volüm desteği gerekir.

Sirozda hiponatremi çoğunlukla su tutulumuna bağlı dilüsyoneldir ve su kısıtlaması gerekir. Ancak yakın zamanda diüretik artışı, belirgin kilo kaybı, asit miktarında azalma, ortostatik hipotansiyon, taşikardi, kuru mukoza ve üre ile kreatinin yükselmesi intravasküler volüm açığını gösterir. İdrar sodyumunun düşük olması her iki durumda görülebilir; ayırıcı olan volüm bulgularıdır. Hipovolemide su kısıtlaması ve diüretiğe devam perfüzyonu bozar; ağır nörolojik bulgu yokken hipertonik salinle hızlı düzeltme gerekmez ve risklidir.

Tanıya götüren bulgular

  • Furosemid artışı sonrası kilo kaybı, asit azalması ve idrar azalması → diüretik ilişkili volüm kaybını düşündürür
  • Ayakta belirgin düşük kan basıncı, yüksek nabız ve kuru mukoza → dilüsyonel tabloyu bozan çatal bulgu, hipovolemiyi gösterir
  • Üre ve kreatininin bazale göre belirgin yükselmesi → prerenal azotemi ve perfüzyon bozukluğunu destekler
  • İdrar sodyumunun çok düşük olması → böbreğin sodyum tuttuğunu ve volüm açığına yanıt verdiğini destekler
  • Fokal defisit, konvülziyon ve ağır bilinç bozukluğu yokluğu → hipertonik salin gerektiren tabloyu dışlar

Neden diğerleri değil

  • Serbest su kısıtlaması uygulanarak hipotonik sıvılardan kaçınılması — dilüsyonel hiponatreminin tedavisidir; hipovolemide perfüzyonu daha bozar
  • Hipertonik salin bolusuyla serum sodyumunun hızla yükseltilmesi — nöbet ve koma gibi ağır bulgu yokken hızlı düzeltme riski gereksizdir
  • Yüksek doz furosemid verilerek serbest su atılımının sağlanmaya çalışılması — volüm açığını ve prerenal bozulmayı derinleştirir
  • Oral tuz tabletleriyle sodyum açığının kapatılmaya çalışılması — volüm açığını kapatmaz ve su fazlalığı fizyolojisini düzeltmez

Aklında kalsın

Sirozda her hiponatremi dilüsyonel değildir; ortostatik hipotansiyon ve üre-kreatinin yükselmesi varsa diüretiğe ara verip volüm desteği gerekir.

8. soru

Yetmiş iki yaşındaki erkek hasta halsizlik ve bacaklarda morarma yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden üç hafta önce akut koroner sendrom nedeniyle femoral yoldan koroner anjiyografi yapıldığı ve işlemden sonraki ilk günlerde serum kreatinin değerinin stabil seyrettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde alt ekstremitelerde ağrılı livedo retikülaris ve ayak parmaklarında soluk-siyanotik renk değişikliği saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin değerinin işlem öncesine göre belirgin yükseldiği ve giderek arttığı, periferik yaymada eozinofili bulunduğu bildiriliyor. İdrar incelemesinde hafif proteinüri dışında aktif sediment saptanmıyor ve böbrek boyutları normal bulunuyor. Hastanın işlemden beri çift antiagregan ve antikoagülan tedavi aldığı öğreniliyor.

Bu tabloda altta yatan böbrek hasarı nedeni düşünüldüğünde kaçınılması gereken uygulama aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Antikoagülan tedaviyi sürdürmek

Kısaca — Anjiyografiden haftalar sonra ilerleyen kreatinin artışı, livedo retikülaris ve eozinofili kolesterol embolisini düşündürür ve bu zeminde antikoagülasyondan kaçınılır.

Kontrast ilişkili hasar genellikle işlemden sonraki ilk günlerde ortaya çıkar ve destekle geriler; burada ilk günlerde stabil seyir varken üçüncü haftada başlayan ve ilerleyen böbrek fonksiyon bozukluğu, ağrılı livedo retikülaris ve ayak parmaklarında iskemik renk değişikliğiyle birlikte aterom plağından kopan kristallerin küçük arterleri tıkayıp çevresel inflamasyonu tetiklediğini destekler. Bu süreçte antikoagülasyon trombüs stabilitesini bozarak kristal saçılımını sürdürebileceği için tabloyu ağırlaştırıcı kabul edilir, bu yüzden sürdürülmesinden kaçınılırken kan basıncı izlemi, statin ve gerektiğinde diyaliz gibi destekleyici yaklaşımlar sürdürülür.

Tanıya götüren bulgular

  • İşlemden üç hafta sonra başlayan ve giderek artan kreatinin → erken kontrast hasarından uzaklaştırır, progresif embolik süreci düşündürür
  • İlk günlerde stabil kreatinin → kontrast nefropatisini dışlayan çatal bulgu
  • Ağrılı livedo retikülaris ve ayak parmaklarında soluk-siyanotik değişim → küçük damar tıkanmasına bağlı deri iskemisini düşündürür
  • Eozinofili → kristallere karşı inflamatuvar yanıtı destekler
  • Hafif proteinüri dışında aktif sediment olmaması ve normal böbrek boyutları → primer glomerülonefrit ve akut tübüler nekrozdan uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Antiagregan tedaviyi sürdürmek — yakın koroner sendrom zemininde endikasyonu sürer ve antikoagülan gibi kristal saçılımını artırmaz, bundan kaçınmak iskemik riski artırır
  • Statin tedavisini sürdürmek — aterosklerotik zeminde sürdürülmesi desteklenir, kesilmesi gerekmez ve zararlı değildir
  • Kan basıncı tedavisini sürdürmek — per füzyonu korumak için kontrol sürdürülür, kaçınılacak değil sürdürülecek yaklaşımdır
  • Gerektiğinde diyaliz uygulamak — üremi, hiperkalemi veya asidozda hayat kurtarıcı destektir, kontrendike değildir

Aklında kalsın

Anjiyografiden haftalar sonra ilerleyen akut böbrek hasarında livedo retikülaris ve eozinofili görüldüğünde kolesterol embolisini düşün ve antikoagülasyondan kaçın.

9. soru

Yetmiş iki yaşındaki kadın hasta yaygın kemik ağrısı ve son aylarda küçük travmalarla ortaya çıkan kırıklar yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden yedi yıldır hemodiyaliz programında olduğu, diyabetinin bulunduğu ve uzun süredir kalsiyum karbonat ile kalsitriol kullandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde solukluk dışında belirgin özellik saptanmıyor, direkt grafilerde yaygın damar kalsifikasyonları izleniyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum ve fosfor düzeyleri yüksek, parathormon düzeyi belirgin düşük ve alkalen fosfataz düzeyi düşük-normal bulunuyor. İzleminde fosfor yüksekliğinin sürdüğü, kemik ağrılarının kalsiyum ve aktif D vitamini tedavisine rağmen gerilemediği görülüyor.

Bu hastada kemik-mineral bozukluğunun kontrolü için izlenmesi gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Kalsiyum karbonatı kesip kalsiyum içermeyen bağlayıcı başlamak ve kalsitriolü kesmek

Kısaca — Düşük parathormon ve hiperkalsemi ile birlikte kırık ve damar kalsifikasyonu düşük döngülü adinamik kemik hastalığını gösterir, bu nedenle kalsiyum yükü azaltılmalıdır.

Uzun süreli kalsiyum ve aktif D vitamini parathormonu baskılar ve kemik döngüsünü yavaşlatır; kemik kalsiyumu tamponlayamaz, kalsiyum damara yönelir ve küçük travmayla kırıklar olur. Fosfor yüksekliği tek başına sekonder hiperparatiroidi sanılmamalıdır, çünkü parathormon düşük ve kalsiyum yüksektir; bu zeminde kalsiyum ve aktif D vitaminini artırmak hiperkalsemiyi ve damar kalsifikasyonunu ağırlaştırıp kemiği daha da baskılar. Bu yüzden kalsiyum içeren bağlayıcı kesilip kalsiyum içermeyen bağlayıcıya geçilir ve aktif D vitamini kesilir.

Tanıya götüren bulgular

  • küçük travmayla kırık ve kemik ağrısı → dayanıksız düşük döngülü kemiğe işaret eder
  • uzun süreli kalsiyum karbonat ve kalsitriol kullanımı → parathormon baskılanması ve kalsiyum yüküne işaret eder
  • kalsiyum ve fosfor yüksek, parathormon belirgin düşük, alkalen fosfataz düşük-normal → yüksek döngülü hiperparatiroididen uzaklaştırıp adinamik hastalığı destekler; fosfor yüksekliği çeldirici bulgudur
  • yaygın damar kalsifikasyonları → kemiğe giremeyen kalsiyumun vasküler birikimine işaret eder
  • tedaviye rağmen ağrının sürmesi → mevcut kalsiyum ve aktif D yaklaşımının yanlış yönde olduğuna işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Kalsiyum karbonata devam edip kalsitriol dozunu artırmak ve fosfor kısıtlamasını gevşetmek — düşük parathormon ve hiperkalsemiyi ağırlaştırır, damar kalsifikasyonunu artırır
  • Kalsiyum karbonata devam edip sinakalset eklemek ve kalsitriolü sürdürmek — parathormon ve kalsiyumu daha da düşürerek düşük döngüyü derinleştirir
  • Kalsitriol ve kalsiyum karbonatı sürdürüp paratiroidektomi için cerrahiye yönlendirmek — belirgin düşük parathormonda cerrahi endikasyonu yoktur ve hipokalsemi riski yaratır
  • Fosfor kısıtlamasını kaldırıp kalsiyum ve kalsitriol tedavisine aynen devam etmek — kalsiyum yükünü sürdürür, kemik ve damar tablosunu düzeltmez

Aklında kalsın

Diyaliz hastasında parathormon düşükken hiperkalsemi varsa adinamik kemik hastalığını düşün ve kalsiyum yükünü azalt.

10. soru

Yirmi altı yaşındaki kadın hasta rutin kontrolde saptanan kan şekeri yüksekliği nedeniyle başvuruyor. Öyküsünden ergenlikten beri açlık kan şekerinin 115-135 mg/dL aralığında seyrettiği, iki yıldır metformin kullanmasına rağmen değerlerin değişmediği öğreniliyor. Soy geçmişinde annesi ve anne tarafından dedesinde de benzer hafif açlık hiperglisemisi olduğu, insülin kullanmadıkları öğreniliyor. Fizik muayenesinde vücut kitle indeksi normal, akantozis nigrikans saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde HbA1c %6,5, açlık C-peptid normal, diyabet ilişkili otoantikorlar negatif bulunuyor, göz dibi ve idrar albümin incelemeleri normal saptanıyor.

Bu hastada glisemik durumun yönetimi için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Mevcut antidiyabetik tedavinin kesilip diyet ve düzenli izlemle takip edilmesi

Kısaca — Ergenlikten beri stabil hafif açlık hiperglisemisi, üç kuşak benzerlik, negatif otoantikor ve normal C-peptid ailevi hafif hiperglisemiyi düşündürür ve ilaç kesilerek izlem gerekir.

Bu tabloda glukoz algılama eşiği yukarı kaymıştır, HbA1c yıllarca hafif yüksek kalır ve mikrovasküler komplikasyon beklenmez. Metformine yanıtsızlık dirençten değil eşik değerinin değişmemesindendir; yoğun tedavi glisemiyi normale indirmez, hipoglisemi getirir, bu yüzden diyet ve düzenli izlem yeterlidir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ergenlikten beri 115-135 mg/dL aralığında stabil açlık hiperglisemisi → ilerleyici diyabetten çok sabit eşik yüksekliğini destekler
  • Anne ve dede ile üç kuşakta benzer hafiflik ve insülinsiz seyir → otozomal geçişli ailevi paterni düşündürür
  • Normal vücut kitle indeksi ve akantozis yokluğu → tip 2 diyabet fenotipinden uzaklaştırır
  • Otoantikor negatifliği ve normal C-peptid → tip 1 diyabet ve insülin eksikliğinden uzaklaştırır
  • Metformine yıllarca yanıtsızlık ve normal göz dibi ile albümin → ilaçla düzelmeyen iyi huylu seyri destekler

Neden diğerleri değil

  • Bazal-bolus insülin başlanarak sıkı glisemik kontrol hedeflenmesi ve yakın izlenmesi — insülin eksikliği yoktur, sıkı kontrol komplikasyonu azaltmaz ve hipoglisemi riski yaratır
  • Mevcut tedaviye ikinci bir oral antidiyabetik eklenerek kontrolün sıkılaştırılması — iki yıllık yanıtsızlık doz sorunu değildir, eşik değeri oral ajanla normale inmez
  • Glukagon benzeri peptid-1 reseptör agonisti eklenerek kilo kaybı ve kontrol sağlanması — kilo fazlası ve insülin direnci yoktur, inkretin tedavisi endike değildir
  • Sodyum glukoz kotransporter-2 inhibitörü başlanarak kontrolün sıkılaştırılması ve takibe alınması — hafif stabil tabloda ek yarar sağlamaz, dehidratasyon ve ketoasidoz riski gereksiz alınır

Aklında kalsın

Ömür boyu stabil hafif açlık hiperglisemisi, ailevi geçiş ve komplikasyonsuz seyir ilaçsız izlemi düşündürür ve yoğun tedavi hipoglisemiden başka sonuç vermez.

11. soru

Yetmiş iki yaşındaki kadın hasta son günlerde artan uyuklama, iştahsızlık ve kabızlık yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden yıllardır Hashimoto hipotiroidisi olduğu, levotiroksini düzensiz kullandığı ve yakın zamanda pnömoni geçirdiği, uykusuzluk için sedatif başlandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde bilinç bulanık, vücut ısısı düşük, nabız yavaş, kan basıncı düşük, cilt kuru ve soğuk, yaygın ödem ve aşil refleksinde gecikme saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde TSH belirgin yüksek, serbest T4 düşük, serum sodyumu düşük, kan şekeri düşük ve kreatin kinaz yüksek saptanıyor. Akciğer dinlemede ral ve solunum sayısında azalma gözleniyor.

Bu hastada altta yatan kronik hastalığın yol açtığı akut tabloya yönelik en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Glukokortikoid eşliğinde yoğun bakım desteği sağlanması

Kısaca — Uzun süreli hipotiroidi zemininde sedatif ve enfeksiyon sonrası bilinç bulanıklığı, hipotermi, bradikardi ve yüksek TSH ile düşük serbest T4 miksödem komunu düşündürür ve tiroid hormonu öncesi glukokortikoid ile yoğun bakım desteği gerekir.

Kronik hipotiroidide enfeksiyon, soğuk ve sedatifler dekompansasyona yol açar, metabolizma yavaşlar, hipoventilasyon, hipotermi, hipotansiyon, hiponatremi ve hipoglisemi gelişir. Eşlik edebilecek adrenal yetmezlik dışlanamadığı için tek başına tiroid hormonu verilmesi adrenal krizi tetikleyebilir, bu yüzden önce stres doz glukokortikoid başlanır. Agresif ısıtma vazodilatasyon ve kollapsa yol açabilir, sedasyon ve sıvı yükü zararlıdır, bu nedenle nazik ısıtma, havayolu ve solunum desteği ile yoğun bakım izlemi gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Yıllardır Hashimoto hipotiroidisi ve düzensiz levotiroksin kullanımı → kronik zemin
  • Yakın zamanda pnömoni ve sedatif başlanması → dekompansasyonu tetikleyen presipitanlar
  • Bilinç bulanıklığı ve uyuklama → santral depresyon
  • Vücut ısısında düşüklük, nabız yavaşlığı ve kan basıncı düşüklüğü → sepsis taşikardisinin tersi, hipotermi ve bradikardi çatalı
  • Ciltte kuruluk ve soğukluk ile aşil refleksinde gecikme → hipotiroidi bulguları
  • TSH belirgin yüksek ve serbest T4 düşük olması → dekompanse hipotiroidi
  • Serum sodyumu ve kan şekeri düşüklüğü ile kreatin kinaz yüksekliği → metabolik yavaşlama
  • Solunum sayısında azalma ve ral → hipoventilasyon ve presipitan enfeksiyon

Neden diğerleri değil

  • Yalnızca intravenöz levotiroksin başlanarak izlenmesi — tiroid eksikliğini yerine koyar ancak adrenal yetmezlik önlemini atlar ve krizi tetikleyebilir
  • Hızlı ve agresif eksternal ısıtma ile hızla normotermiye ulaştırılması — ani vazodilatasyon ve kollapsa yol açabilir, nazik ısıtma gerekir
  • Yalnızca geniş spektrumlu antibiyotik başlanarak izlenmesi — presipitan enfeksiyonu tedavi eder ancak dekompanse hipotiroidiyi ve adrenal önlemi dışarıda bırakır
  • Sıvı kısıtlanarak ve diüretik başlanarak izlenmesi — hiponatremiyi birincil su fazlalığı gibi okur, düşük perfüzyon ve adrenal eksiklikte zararlıdır

Aklında kalsın

Miksödem komunda tiroid hormonu öncesi glukokortikoid başlanması ve nazik yoğun bakım desteği akılda tutulur.

12. soru

Altmış yedi yaşındaki erkek hasta kilo kaybı, çarpıntı ve sinirlilik yakınmalarıyla başvuruyor. Öyküsünden atriyal fibrilasyon nedeniyle yaklaşık bir yıldır amiodaron kullandığı, daha önce guatr veya tiroid hastalığı bilinmediği öğreniliyor. Fizik muayenesinde taşikardi, ince tremor ve ağrısız normal boyutlu tiroid palpe ediliyor; göz bulgusu yok. Laboratuvar incelemesinde TSH baskılı, serbest T4 yüksek, TSH reseptör antikoru negatif saptanıyor. Tiroid ultrasonografisinde nodül saptanmıyor, Doppler incelemede kanlanma belirgin azalmış bulunuyor.

Bu hastada tirotoksikoza yönelik en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Sistemik glukokortikoid başlanması

Kısaca — Amiodaron zemininde nodülsüz ve düşük kanlanmalı tirotoksikoz artmış sentez değil ilaçla tetiklenen destrüksiyondur ve glukokortikoid gerektirir.

Amiodaronun iyot yükü ilk akla artmış sentezi getirir, ancak bu hastada önceden guatr veya nodül yoktur, bez ağrısız ve normal boyutludur, antikor negatiftir ve Dopplerde kanlanma azalmıştır. Bu patern önceden tiroid hastalığı olmayan bezde gelişen destrüktif süreci işaret eder. Yıkımla depolanmış hormon kana salındığı için sentezi baskılayan ilaçlar etkisiz kalır; yangısal yıkımı sınırlayan glukokortikoid ve semptomatik beta blokaj yaklaşımı gerekir, radyoaktif iyot düşük tutulumda etkisizdir.

Tanıya götüren bulgular

  • Yaklaşık bir yıldır amiodaron kullanımı → tirotoksikozun ilaç sonrası ortaya çıkan seyir değişimi
  • Önceden guatr veya nodül bilinmemesi ve normal boyutlu ağrısız bez → iyotla tetiklenen nodüler sentez varsayımından uzaklaşma
  • TSH reseptör antikoru negatifliği ve göz bulgusu yokluğu → Graves olasılığını dışlayan fork
  • Nodülsüz ultrason ve Dopplerde belirgin azalmış kanlanma → destrüktif süreci işaretleyen belirleyici fork

Neden diğerleri değil

  • Tiyonamid grubu antitiroid ilaç başlanması — artmış sentezin olduğu tip 1 sürecin tedavisidir; destrüktif süreçte yeni sentez artmadığı için etkisizdir
  • Radyoaktif iyot tedavisi uygulanması — iyot yüklenmesi ve destrüksiyona bağlı düşük tutulumda etkisizdir ve bu fazda uygun değildir
  • Acil total tiroidektomi yapılması — medikal olarak yönetilebilir destrüktif süreçte ilk yaklaşım değildir ve gereksiz agresif tedavidir
  • Amiodaron kesilerek başka tedaviye gerek duyulmaması — ilacın çok uzun yarı ömrü ve süren destrüksiyon nedeniyle kesilme tek başına tabloyu hızla düzeltmez

Aklında kalsın

Amiodaronda nodülsüz ve düşük kanlanmalı tirotoksikozda sorun sentez değil yıkımdır, bu yüzden sentez baskılayıcı değil yangı baskılayıcı tedavi gerekir.

13. soru

Yirmi iki yaşındaki erkek hasta, ateşli bir solunum yolu enfeksiyonunun üçüncü gününde başlayan koyu renkli idrar, sarılık ve halsizlik yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden iki gün önce idrar yolu enfeksiyonu için nitrofurantoin başlandığı ve çocukluğunda bakla yedikten sonra benzer bir sarılık atağı geçirdiği öğreniliyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 8,2 g/dL, retikülosit %11, LDH yüksek, haptoglobin düşük, indirekt bilirubin yüksek bulunuyor. Direkt Coombs testi negatif sonuçlanıyor; periferik yaymada ısırık ve kabarcık hücreleri ile Heinz cisimcikleri görülüyor. Atak sırasında bakılan glukoz-6-fosfat dehidrogenaz enzim düzeyi normal bulunuyor.

Tanıyı doğrulamak için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Retikülosit sayısı normale döndükten sonra enzim ölçümünün tekrarlanması

Kısaca — Oksidan tetiklenmeli DAT negatif Heinz cisimcikli hemoliz glukoz-6-fosfat dehidrogenaz eksikliğidir; atak sırası enzim yalancı normaldir.

Ateşli enfeksiyon ve nitrofurantoin gibi oksidanlar, NADPH üretimi kısıtlı eritrositlerde denatüre hemoglobinin Heinz cisimcikleri halinde çökmesine ve dalakta kısmi fagositozla ısırık ve kabarcık hücrelerinin oluşmasına yol açar. Direkt Coombs negatifliği immün mekanizmayı dışlar; erkek cinsiyet, favizm öyküsü ve günler sonra gelen akut tablo X’e bağlı enzim defektine uyar. Atak sırasında enzimden en fakir yaşlı hücreler yıkılmış, dolaşımda enzim aktivitesi yüksek genç retikülositler kalmıştır; bu nedenle atak içi ölçüm tanıyı dışlamaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Enfeksiyon ve nitrofurantoin sonrası günler içinde koyu idrar ve sarılık → oksidan tetiklenmeli episodik hemolize uyar
  • LDH yüksekliği, haptoglobin düşüklüğü, indirekt hiperbilirubinemi ve %11 retikülositoz → aktif periferik hemoliz ve kemik iliği yanıtını gösterir
  • Direkt Coombs negatifliği ve ısırık, kabarcık hücreleri ile Heinz cisimcikleri → çatal bulgudur; otoimmün hemolizi dışlar, oksidan hasarını kural içine alır
  • Erkek cinsiyet ve bakla sonrası sarılık öyküsü → kalıtsal enzim defekti yatkınlığını destekler
  • Atak sırasında normal enzim düzeyi → retikülositozun maskeleyici etkisiyle yalancı normaldir, dışlayıcı değildir

Neden diğerleri değil

  • Normal enzim sonucuyla glukoz-6-fosfat dehidrogenaz eksikliğinin dışlanması — atak sırası ölçümün genç eritrositler nedeniyle yalancı normalleştiğini gözden kaçırmaktır.
  • Negatif Coombs sonucuyla hemolizin dışlanarak demir eksikliğinin araştırılması — negatif Coombs yalnızca immün mekanizmayı dışlar; hemoliz paterni açıktır.
  • Heinz cisimciklerine dayanarak beta-talasemi tanısı konularak splenektomi ve demir şelasyonu planlanması — inklüzyonu yanlış hatta yorumlamaktır; oksidan öykü ve ısırık hücre talasemiye uymaz.
  • Kemik iliği incelemesiyle eritroid hipoplaziye bağlı santral aneminin araştırılması — %11 retikülositoz varken santral neden aramak periferik yıkımı göz ardı etmektir.

Aklında kalsın

Oksidan hemolizde atak sırasında bakılan normal enzim dışlamaz; retikülosit normale dönünce tekrar gerekir.

14. soru

Elli sekiz yaşındaki erkek hasta halsizlik, baş ağrısı ve nefes darlığı yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden haftalardır süren iştahsızlık ve kilo kaybına son günlerde görmede bulanıklık ve kulak çınlamasının eklendiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde taşipne, hipoksemi ve konfüzyon saptanıyor; ateş yüksekliği ve lokalize akciğer bulgusu yok. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 7,4 g/dL, trombosit 38.000/mm³, lökosit 168.000/mm³ (blast ağırlıklı) bulunuyor. Periferik yaymada yoğun blastlar, akciğer grafisinde bilateral belirsiz infiltratlar görülüyor; kan kültürleri negatif bulunuyor.

Bu hastada acil sitoredüksiyon ve hidrasyon planlanırken kaçınılması gereken uygulama aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Eritrosit transfüzyonu

Kısaca — Blast ağırlıklı aşırı lökositozda afebril hipoksemi, konfüzyon ve görme-işitme bulguları lökostazdır ve viskoziteyi artıracağı için eritrositten kaçınılır.

Bilateral infiltrat ve anemi ilk bakışta pnömoni ve transfüzyon gereksinimini düşündürür; ancak ateş yokluğu, kültür negatifliği, lobar olmayan belirsiz infiltratlar, blast ağırlıklı aşırı lökositoz ve eşlik eden santral sinir bulguları mikrosirkülasyonda blast tıkanmasını destekler. Eritrositler hematokriti ve viskoziteyi artırarak tıkanmayı kötüleştirir, bu nedenle kritik doku hipoksisi yokken anemiye rağmen transfüzyondan kaçınılıp acil lökoredüksiyon ve hidrasyon öne alınır.

Tanıya götüren bulgular

  • Blast ağırlıklı aşırı lökositoz → hiperviskozite zemini
  • Afebril hipoksemi ve bilateral belirsiz infiltratlar → lobar pnömoniden uzaklaşma
  • Konfüzyon, görme bulanıklığı ve çınlama → serebral ve mikrovasküler tıkanma
  • Kültür negatifliği ve lokalize bulgu yokluğu → bakteriyel sepsisten uzaklaşma

Neden diğerleri değil

  • Trombosit transfüzyonu — Trombositopenide kanama riski varken trombositten kaçınmak doğru değildir; kaçınılması gereken viskoziteyi artıran eritrosittir.
  • İzotonik hidrasyon — Tümör lizis profilaksisi ve perfüzyon için gereklidir; kaçınılmaz.
  • Lökoferez uygulanması — Lökostazda acil lökoredüksiyonun parçasıdır; pnömoni sanılırsa gereksiz görülür, burada gereklidir.
  • Allopurinol ile ürik asit kontrolü — Yıkım riski varken profilaksi gereklidir; kaçınılmaz.

Aklında kalsın

Lökostazda kritik endikasyon yokken eritrosit transfüzyonu viskoziteyi artırır, bu yüzden kaçınılıp acil sitoredüksiyon yapılır.

15. soru

Elli sekiz yaşındaki erkek hasta evre 4 kronik böbrek hastalığı nedeniyle izlenirken hâlsizlik yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden normositer anemi nedeniyle iki aydır eritropoietin alfa ve oral demir kullandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde solukluk dışında özellik saptanmıyor; kan basıncı kontrol altında bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobinde artış olmadığı, ferritin yüksek, transferrin satürasyonu düşük ve C-reaktif protein hafif yüksek bulunuyor. Serum B12 ve folat düzeyleri normal, retikülosit sayısı düşük saptanıyor.

Bu aşamada yanıtsızlığı gidermeye yönelik en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — İntravenöz demir vererek eritropoietin tedavisine devam etmek

Kısaca — Eritropoietine rağmen yanıtsızlıkla birlikte ferritin yüksekken satürasyonun düşük olması fonksiyonel demir kısıtlılığını gösterir ve intravenöz demir gerekir.

Kronik böbrek hastalığı ve inflamasyonda artan hepsidin demiri makrofajlarda tutar; depolar dolu görünmesine karşın eritropoez için kullanılabilir demir azalır. Bu durumda oral demir mobilizasyon engelini aşamaz, yalnızca eritropoietini artırmak demirsiz eritropoezi çoğaltmaz; kullanılabilir demiri doğrudan sağlayan intravenöz yol ile eritropoietine devam etmek gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • iki aylık eritropoietin ve oral demire hemoglobin yanıtsızlığı → tedavi başarısızlığını gösterir
  • ferritin yüksekken transferrin satürasyonunun düşük olması → mutlak eksiklik değil kullanılamayan demiri düşündürür
  • hafif C-reaktif protein yüksekliği → hepsidin artışını destekleyen zemini gösterir
  • düşük retikülosit + normal B12 ve folat → sorunun vitamin eksikliği değil demir kısıtlı eritropoez olduğunu düşündürür
  • kronik böbrek hastalığı ve eritropoietin kullanımı → ilk tahmini doz yetersizliğine çeker, bu nedenle çeldiricidir

Neden diğerleri değil

  • Eritropoietin dozunu artırarak oral demir tedavisine aynen devam etmek — demir sunumu kısıtlıyken yalnız uyarıyı artırmak retikülosit yanıtı üretmez
  • Eritropoietini keserek yalnızca oral demir tedavisiyle izlemek — yüksek ferritin kullanılabilir demir anlamına gelmez; blok sürerken oral yol yetersiz kalır
  • Acil endikasyon yokken eritrosit transfüzyonu yapmak — stabil kronik anemide altta yatan mobilizasyon defektini düzeltmez ve ilk basamak değildir
  • Eritropoietini keserek yüksek doz folik asit tedavisi başlamak — folat normaldir ve düşük satürasyonu açıklamaz

Aklında kalsın

Ferritin doluyken satürasyon boşsa sorun depo değil mobilizasyondur.

16. soru

Kırk dokuz yaşındaki kadın hasta evre 3 kolon adenokarsinomu nedeniyle oksaliplatin içeren adjuvan kemoterapi alıyor. Üçüncü kür infüzyonu sırasında soğuk su içtikten sonra ağız çevresinde ve ellerde karıncalanma ile boğazda sıkışma hissi ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde ürtiker, hipotansiyon ve bronkospazm saptanmıyor; kalsiyum düzeyi normal bulunuyor. Yakınmaların birkaç saat içinde kendiliğinden gerilediği öğreniliyor. Hastanın daha önce benzer bir reaksiyon öyküsü bulunmuyor.

Bu tabloya yol açan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Voltaj kapılı sodyum kanalı disfonksiyonuna bağlı akut nöronal hipereksitabilite

Kısaca — Oksaliplatine bağlı akut soğukla tetiklenen nöronal hipereksitabilite anafilaksi değildir ve voltaj kapılı sodyum kanalı disfonksiyonundan kaynaklanır.

İlk çıkarım tablonun immünglobulin E aracılı aşırı duyarlılık olmadığıdır; soğuk içecekle tetiklenme, ürtiker ve hipotansiyon ve bronkospazm yokluğu ve birkaç saatte kendiliğinden düzelme alerjiyi dışlar, normal kalsiyum hipokalsemiyi dışlar. Akut ve geçici olması, tekrarlayan dozlarda biriken kalıcı aksonal hasardan da ayrılır. Oksaliplatin periferik nöronlarda voltaj kapılı sodyum kanallarının işlevini bozar; soğuk bu hipereksitabiliteyi artırır ve perioral ve akral parestezi ile faringeal disestezi ve boğazda sıkışma hissi ortaya çıkar.

Tanıya götüren bulgular

  • Soğuk su ile tetiklenme → akut oksaliplatin nörotoksisitesinin tipik provokasyonudur
  • Ürtiker, hipotansiyon ve bronkospazm yokluğu → tip 1 aşırı duyarlılığı dışlar
  • Birkaç saatte kendiliğinden düzelme → kalıcı aksonal hasar değil, geçici kanal disfonksiyonunu destekler
  • Kalsiyum normal olması → hipokalsemiye bağlı tetaniyi dışlar
  • İnfüzyon sırasında ortaya çıkma ve oksaliplatin kullanımı → ilaca bağlı akut nörosensöriyel tabloyu düşündürür

Neden diğerleri değil

  • İmmünglobulin E aracılı mast hücresi degranülasyonu ile gelişen tip 1 aşırı duyarlılık — soğuk provokasyonu, ürtiker ve hipotansiyon yokluğu ve kendiliğinden düzelme alerjiyi dışlar
  • Hipokalsemiye bağlı nöromüsküler kavşakta irritabilite artması ve tetani gelişmesi — kalsiyum normaldir ve tablo soğukla tetiklenen geçici disestezidir
  • Larenks mukozasında ödeme bağlı gelişen üst hava yolu obstrüksiyonu ve stridor — stridor, ödem ve bronkospazm yoktur; his faringeal disestezidir
  • Tekrarlayan dozlara bağlı aksonal dejenerasyon ile gelişen kronik kümülatif nöropati — kronik nöropati kalıcı çorap eldiven tarzı kayıptır; bu tablo akut, soğukla tetiklenen ve geri dönüşlüdür

Aklında kalsın

Oksaliplatinde soğukla tetiklenen geçici parestezi ve boğazda sıkışma hissi anafilaksi değildir ve sodyum kanalı disfonksiyonuna bağlıdır.

17. soru

Yirmi dokuz yaşındaki gebe hasta (32 haftalık) ellerde ve yüzde şişlik ile kan basıncı yüksekliği nedeniyle değerlendiriliyor. Öyküsünden sistemik lupus eritematozus nedeniyle hidroksiklorokin kullandığı ve gebelik öncesinde hastalığının sessiz seyrettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde pretibial ödem ve yanaklarda silik eritem saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde yeni gelişen proteinüri, kreatininde artış, lökopeni ve trombositopeni bulunuyor. İdrar sedimentinde eritrosit silendirleri görülüyor, kompleman düzeylerinde düşme ve anti-dsDNA titresinde artış saptanıyor. Fetal ultrasonografide gelişmenin normal sınırlarda olduğu bildiriliyor.

Bu hastada en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Kortikosteroid ve azatioprinle immünsupresyonun artırılması

Kısaca — Aktif sediment ve serolojik aktivite lupus nefrit alevlenmesini gösterir, gebelikte tedavisi uyumlu immünsupresyondur.

Gebelikte hipertansiyon ve proteinüri ilk bakışta preeklampsiyi düşündürse de eritrosit silendirli aktif sediment, kompleman düşmesi, anti-dsDNA artışı ve eşlik eden lökopeni, trombositopeni ile malar eritem lupus aktivitesini işaret eder. Bu ayrım tedaviyi değiştirir, çünkü gebelikte mikofenolat ve anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü kullanılamaz, hidroksiklorokine devam edilir ve alevlenme gebelikle uyumlu baskılama ile kontrol edilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Hipertansiyon, ödem ve proteinüri → ilk tahmin olarak preeklampsiyi düşündürür
  • Eritrosit silendirli aktif sediment → fork bulgu olarak glomerüler inflamasyonu işaret eder
  • Kompleman düşmesi ve anti-dsDNA artışı → serolojik lupus aktivitesini gösterir
  • Lökopeni, trombositopeni ve silik malar eritem → renal dışı lupus aktivitesini destekler
  • Normal fetal gelişme → acil fetal endikasyonu düşürmeden immün nedene odaklanmayı destekler

Neden diğerleri değil

  • Acil doğumun gerçekleştirilmesi — serolojik ve idrar aktivitesi görmezden gelinirse preeklampsi için doğru olur, alevlenmeyi tedavi etmez ve prematürite getirir
  • Mikofenolat mofetil başlanması — gebelik dışı nefritte etkilidir ancak gebelikte teratojen riski nedeniyle kullanılamaz
  • Anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü başlanarak kan basıncının düşürülmesi — gebelik dışında böbrek ve hipertansiyon için uygundur ancak gebelikte kontrendikedir
  • Nonsteroid antiinflamatuvarla izlem — aktif organ tutulumunu kontrol etmez ve tabloyu yalnızca maskeler

Aklında kalsın

Gebede aktif sediment ve seroloji varsa preeklampsi yerine nefrit alevlenmesini düşün ve teratojenlerden kaçınarak uyumlu baskılama yap.

18. soru

Yetmiş bir yaşındaki kadın hasta yıllardır süren el küçük eklemlerinde simetrik şişlik ve 2 saati aşan sabah tutukluğu ile son aylarda artan omuz kuşağı ağrısı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden yakınmaların istirahatle artıp hareketle hafiflediği öğreniliyor. Fizik muayenede bilateral metakarpofalangeal ve proksimal interfalangeal eklemlerde hassasiyet ve şişlik saptanıyor, distal interfalangeal eklemlerin korunduğu görülüyor. Laboratuvar incelemesinde eritrosit sedimentasyon hızı ve C-reaktif protein yüksek, romatoid faktör pozitif, anti-siklik sitrüline peptit antikorlar yüksek titrede pozitif bulunuyor. El grafisinde periartiküler osteopeni ve marjinal erozyonlar izleniyor. Hasta ayrıca boyun hareketleriyle artan oksipital baş ağrısı ve ellerde uyuşma tarif ediyor ve elektif kolesistektomi öncesi genel anestezi planlanıyor.

Bu hastada eklem hastalığına eşlik etmesi en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Oksipital ağrı ve el uyuşması ile belirti veren atlantoaksiyal instabilite

Kısaca — Periferik eroziv tutulum ve yüksek titre anti-siklik sitrüline peptit uzun süreli romatoid artriti gösterir ve boyun bulguları ile entübasyon planı atlantoaksiyal instabiliteyi aratır.

İleri yaşta omuz kuşağı ağrısı ve yüksek akut faz polimiyalji romatikayı düşündürür, ancak simetrik metakarpofalangeal ve proksimal interfalangeal sinovit, distal interfalangeal korunma, yüksek titre anti-siklik sitrüline peptit ve marjinal erozyonlar küçük eklemlerin eroziv romatoid hastalığını kanıtlar. Uzun süreli seropozitif eroziv hastalıkta atlantoaksiyal eklemde gevşeme gelişir; boyun hareketiyle artan oksipital ağrı ve el uyuşması servikal tutulum uyarısıdır ve entübasyonda hiperekstansiyon ciddi nörolojik yaralanmaya yol açabilir.

Tanıya götüren bulgular

  • 2 saati aşan tutukluk ve bilateral metakarpofalangeal ve proksimal interfalangeal sinovit → inflamatuvar küçük eklem poliartriti düşündürür
  • Distal interfalangeal eklemlerin korunması → osteoartritten uzaklaştırır
  • Yüksek titre anti-siklik sitrüline peptit ve romatoid faktör ile marjinal erozyon → eroziv romatoid artriti kanıtlar, polimiyalji romatikayı dışlar
  • İleri yaş ve omuz kuşağı ağrısı ile yüksek sedimentasyon ve C-reaktif protein → ilk bakışta polimiyalji romatika tuzağıdır
  • Oksipital ağrı ve el uyuşması ile genel anestezi planı → servikal instabilitenin sorgulanmasını gerektirir

Neden diğerleri değil

  • Şakak ağrısı ve çene kladikasyosu ile görme kaybına ilerleyen vasküler tutulum — Polimiyalji romatika varsayılırsa akla gelirdi, ancak eroziv periferik artrit ve yüksek titre antikor bu varsayımı dışlar.
  • Sakroiliak eklemlerde simetrik ankiloz ile seyreden aksiyal tutulum — Simetrik küçük eklem erozyonu ve distal korunma aksiyel ankilozla uyumlu değildir.
  • Distal interfalangeal eklemlerde Heberden nodülleri ile seyreden dejeneratif tutulum — Uzun tutukluk, sinovit ve erozyon dejeneratif tabloyla uyumlu değildir.
  • Malar raş ve aktif idrar sedimenti ile seyreden renal tutulum — Eroziv seyir ve yüksek titre sitrüline antikor sistemik lupus böbrek tutulumuna yönlendirmez.

Aklında kalsın

Eroziv küçük eklem tutulumu ve yüksek titre sitrüline antikor polimiyalji romatikadan ayırır ve uzun hastalıkta boyun bulgusu entübasyon öncesi servikal instabiliteyi düşündürür.

19. soru

Altmış üç yaşındaki kadın hasta halsizlik ve eforla nefes darlığı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden 10 yıldır el bilekleri ile metakarpofalangeal ve proksimal interfalangeal eklemlerde simetrik ağrı ve şişlik ile 1 saati aşan sabah tutukluğu olduğu, düzenli naproksen ve metotreksat kullandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde solukluk, el bileklerinde şişlik ve ulnar deviasyon eğilimi saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 9,1 g/dL, ortalama eritrosit hacmi 71 fL, eritrosit dağılım genişliği yüksek, ferritin normal sınırlarda, transferrin satürasyonu düşük, vitamin B12 ve folat düzeyleri normal bulunuyor, C-reaktif protein ve eritrosit sedimentasyon hızı yüksek saptanıyor. Dışkıda gizli kan testi pozitif sonuçlanıyor.

Bu laboratuvar tablosunun bu hastadaki en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Nonsteroid kullanıma bağlı kronik kan kaybıyla demir eksikliği

Kısaca — Mikrositer yüksek dağılım genişlikli anemi, düşük transferrin satürasyonu ve gizli kan pozitifliği inflamasyona rağmen demir eksikliğini gösterir ve neden sürekli nonsteroid kullanımıdır.

Kronik inflamasyonda ferritin yükselebileceği için normal ferritin demir eksikliğini dışlamaz; esas yönlendirici düşük ortalama eritrosit hacmi ile birlikte yüksek eritrosit dağılım genişliği, düşük transferrin satürasyonu ve pozitif gizli kan birlikteliğidir. Düzenli nonsteroid kullanımı gastrointestinal mukozada kronik ve sinsi kan kaybına yol açar, normal B12 ve folat ile mikrositoz metotreksata bağlı makrositer folat eksikliğinden de uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Hemoglobin 9,1 g/dL ile ortalama eritrosit hacmi 71 fL → mikrositer anemiyi düşündürür
  • Eritrosit dağılım genişliği yüksek ve transferrin satürasyonu düşük → demir eksikliği paternini destekler
  • Ferritin normal sınırlarda ve C-reaktif protein ile sedimentasyon yüksekliğiyle aktif inflamasyon var → ferritini tek başına dışlayıcı saymamayı gerektirir, kolay yanlış okunan bulgudur
  • Dışkıda gizli kan pozitif ve düzenli naproksen kullanımı → kronik kan kaybı kaynağını gösterir
  • Vitamin B12 ve folat normal → metotreksata bağlı makrositer eksiklikten uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Aktif inflamasyona bağlı gelişen kronik hastalık anemisi — İnflamasyonda ilk akla gelir, ancak belirgin mikrositoz, yüksek dağılım genişliği, düşük satürasyon ve gizli kan pozitifliğini açıklamaz.
  • Metotreksatın folat antagonizmasına bağlı gelişen makrositer anemi — Metotreksat kullanımında akla gelir, ancak hacim düşük ve folat normaldir, yön tersinedir.
  • Otoimmün hemolize bağlı retikülositoz, indirekt hiperbilirubinemi ve düşük haptoglobinle seyreden anemi — Hemolizde normositer tablo ve hemoliz laboratuvarı beklenir, gizli kan pozitif mikrositer tabloyla uyumsuzdur.
  • Talasemi taşıyıcılığına bağlı kronik mikrositer anemi — Mikrositoz yapar, ancak edinilmiş kan kaybı, yüksek dağılım genişliği ve gizli kan pozitifliğini açıklamaz.

Aklında kalsın

Aktif inflamasyonda normal ferritin demir eksikliğini dışlamaz, mikrositoz ve gizli kan varken transferrin satürasyonu ve dağılım genişliği yönü belirleyicidir.

20. soru

Yetmiş iki yaşındaki kadın hasta, ateş, yüzde şişme ve yaygın döküntü yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden kronik böbrek hastalığı zemininde gut nedeniyle dört hafta önce allopurinol başlandığı, iki hafta önce başlayan ateş ve döküntü nedeniyle yatırılarak sistemik kortikosteroid başlandığı ve hızla düzelme üzerine kortikosteroidin birkaç günde kesildiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateşin 38,6 °C olduğu, yüzde ödem, yaygın morbiliform döküntü ve servikal lenf nodu büyümesi saptandığı, mukozal erozyon ve Nikolsky bulgusunun olmadığı görülüyor. Laboratuvar incelemesinde eozinofili, atipik lenfositoz ve transaminaz yüksekliği bulunduğu, kan kültürlerinde üreme olmadığı bildiriliyor. Kortikosteroidin kesilmesinden iki gün sonra ateşin yeniden yükseldiği ve transaminazların arttığı gözleniyor.

Bu aşamada en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Eozinofili ve sistemik semptomlu ilaç reaksiyonunda alevlenme düşünülerek kortikosteroidin yeniden başlanması ve yavaş azaltılarak izlem

Kısaca — Haftalar sonra yüz ödemi, eozinofili ve hepatitle seyreden morbiliform döküntüde hızlı kesilme sonrası geri dönüş, uzamış sistemik ilaç reaksiyonunda alevlenmeyi düşündürür.

Allopurinol sonrası haftalar içinde yüzde ödem, lenf nodu büyümesi, eozinofili, atipik lenfositoz ve transaminaz yüksekliğiyle seyreden morbiliform döküntü, mukozal erozyon ve Nikolsky yokluğunda Stevens-Johnson sendromundan ayrılır; negatif kültürler ve eozinofilik tablo sepsisten uzaklaştırır. Kortikosteroidle düzelmeyi izleyen hızlı kesilme sonrası ateş ve hepatitin günler içinde geri dönmesi, kısa süreli tedaviye yanıt vermeyen uzamış ve alevlenmeye eğilimli seyri gösterir; bu yüzden tedavinin yeniden başlanıp yavaş azaltılarak organ tutulumuyla izlenmesi gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Allopurinol sonrası haftalar içinde başlayan ateş ve döküntü → sistemik ilaç reaksiyonu zamanlamasına işaret eder
  • Yüzde ödem, yaygın morbiliform döküntü ve lenf nodu büyümesi → basit döküntüden uzaklaştırır
  • Eozinofili, atipik lenfositoz ve transaminaz yüksekliği → sistemik tutulumu gösterir
  • Mukozal erozyon ve Nikolsky yokluğu → Stevens-Johnson sendromundan uzaklaştıran çatal bulgudur
  • Hızlı kesilme sonrası ateş ve transaminaz artışı → alevlenmeye eğilimli uzamış seyri gösteren çatal bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Sepsis düşünülerek kan kültürleri beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotik başlanması ve kortikosteroidin kesilmesi — Eozinofili, atipik lenfositoz, yüz ödemi ve negatif kültürler bakteriyel sepsise uymaz; kortikosteroidi kesmek alevlenmeyi artırır.
  • Basit morbiliform ilaç döküntüsü düşünülerek allopurinolün aynı dozda sürdürülmesi ve antihistaminikle izlem — Sistemik tutulum ve alevlenme varken sorumlu ilacı sürdürmek ve izlemle yetinmek organ hasarını büyütür.
  • Stevens-Johnson sendromu düşünülerek tüm şüpheli ilaçların kesilmesi ve destek bakım ile yara bakımı için özel birime sevk — Mukozal erozyon ve epidermal ayrışma yoktur; tabloyu ve izlem gereksinimini karşılamaz.
  • Viral ekzantem düşünülerek kortikosteroidin kesilmesi ve ateş düşürücüyle ayaktan izlem — İlaç zamanlaması, eozinofili ve hepatit viral ekzanteme uymaz; ayaktan izlem yetersiz kalır.

Aklında kalsın

Yüz ödemi, eozinofili ve hepatit içeren ilaç döküntüsü hızlı kesilme sonrası geri dönerse alevlenmeyi yavaş azaltmayla karşıla.

21. soru

Altımış sekiz yaşındaki kadın hasta, halsizlik ve bulantı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden hipertansiyon ve tip 2 diyabet için enalapril ve metformin kullandığı, beş gün önce sistit nedeniyle trimetoprim-sulfametoksazol başlandığı öğreniliyor. Fizik muayenede kan basıncı 122/74 mmHg, nabız 78/dk, dehidratasyon bulgusu saptanmıyor, akciğer ve nörolojik muayene normal bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyum 138 mmol/L, potasyum 6,1 mmol/L, bikarbonat 16 mmol/L, klor 112 mmol/L, kreatinin 1,1 mg/dL (bir hafta önce 0,9 mg/dL), kan şekeri 146 mg/dL saptanıyor. Arter kan gazında pH 7,30, idrar pH 5,6 bulunuyor, idrarda potasyum atılımının azaldığı bildiriliyor. Elektrokardiyografide sivri T dalgaları dışında akut iskemik değişiklik izlenmiyor.

Bu hastada gelişen elektrolit ve asit-baz bozukluğunun nedeni olarak en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Toplayıcı kanalda epitelyal sodyum kanalı ile sodyum geri emiliminin azalması

Kısaca — Yeni başlanan trimetoprim-sulfametoksazol sonrası hiperkalemi ve normal anyon açıklı metabolik asidozla birlikte idrar potasyumunun düşük olması toplayıcı kanalda sodyum kanalı blokajını işaret eder.

Yüksek potasyum, düşük bikarbonat ve yüksek klor normal anyon açıklı asidoz örüntüsüdür; idrar potasyumunun azalmış olması kaybı değil distal atılım kusurunu gösterir. Trimetoprim toplayıcı kanalda amilorid benzeri etkiyle sodyum geri emilimini azaltır, lümen negatifliği bozulduğu için potasyum ve hidrojen atılımı azalır. İleri yaş, diyabet ve enalapril bu zemini ağırlaştırır ancak kreatininin yalnızca hafif yükselmesi ve kan şekerinin normal olması tek başına ileri böbrek yetmezliği ya da ketoasidozu desteklemez.

Tanıya götüren bulgular

  • Potasyum 6,1 mmol/L ve sivri T dalgaları → klinik önemi olan hiperkalemiyi gösterir
  • Bikarbonat 16 mmol/L, pH 7,30, sodyum 138 mmol/L ve klor 112 mmol/L → normal anyon açıklı metabolik asidoz örüntüsünü destekler
  • Kreatininin 0,9 mg/dL’den 1,1 mg/dL’ye yalnızca hafif yükselmesi ve dehidratasyon bulgusu olmaması → tek başına ağır böbrek yetmezliği açıklamasını dışlayan çatal bulgudur
  • İdrarda potasyum atılımının azalmış olması → gastrointestinal kayıp ya da diüretik etkisinden uzaklaştırır, distal atılım kusurunu işaret eder
  • Yakınmanın trimetoprim-sulfametoksazol başlandıktan beş gün sonra başlaması → zaman ilişkisiyle sorumlu ilacı öne çıkarır

Neden diğerleri değil

  • Proksimal tübülde sodyum bikarbonat geri emiliminin azalması ile bikarbonat kaybı — proksimal kayıp daha çok hipokalemi ve Fanconi bulgularıyla gider, bu hastadaki hiperkalemi ve düşük idrar potasyumuyla uyumsuzdur
  • Henle kulpunda sodyum potasyum klor taşınmasının engellenmesi ile tuz kaybı — kulp blokajı hipokalemi ve metabolik alkaloz yapar, bu tablodaki yönün tam tersidir
  • Toplayıcı kanalda potasyum salgılanmasının artması ile potasyum kaybının artması — potasyum kaybı hipokalemiye yol açar, hiperkalemiyi açıklamaz
  • Toplayıcı kanalda su geri emiliminin artması ile dilüsyona bağlı elektrolit düşüklüğü — su tutulumu sodyumu düşürür, hiperkalemi ve normal anyon açıklı asidozu açıklamaz

Aklında kalsın

Trimetoprim toplayıcı kanalda amilorid benzeri etkiyle potasyum ve hidrojen atılımını azaltarak hiperkalemi ve normal anyon açıklı asidoz yapar.

22. soru

Yetmiş iki yaşındaki erkek hasta, halsizlik ve bulantı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden hipertansiyon nedeniyle lisinopril kullandığı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu için aralıklı nitrofurantoin aldığı ve beş gün önce yeni atak nedeniyle kotrimoksazol başlandığı öğreniliyor. İdrar çıkışının korunduğu, ishal, kusma, hipotansiyon ve ödeminin olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde vital bulgular stabil saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde sodyum 138 mEq/L, potasyum 5,9 mEq/L, klor 112 mEq/L, bikarbonat 17 mEq/L ve kreatinin 1,5 mg/dL (bazal 1,1 mg/dL) ölçülüyor. Venöz kan gazında asideminin hiperkloremik metabolik asidozla uyumlu olduğu bildiriliyor.

Bu laboratuvar tablosundan sorumlu tutulması en olası antibiyotik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Kotrimoksazol

Kısaca — Korunmuş diürezle birlikte hiperkalemi ve hiperkloremik asidoz, yeni başlanan kotrimoksazolün distal tübül etkisini düşündürür.

İlk çıkarım gerçek oligürük akut böbrek hasarı değil, distal potasyum ve hidrojen atılımında azalma ile tübüler kreatinin sekresyonunun inhibisyonudur. Trimetoprim distal nefronun sodyum kanalını amilorid benzeri bloke eder, potasyum sekresyonunu azaltır ve bikarbonat dengesini bozar; kreatinini glomerüler filtrasyon düşmeden yükseltir. İleri yaş, bazal böbrek işlevinde azalma ve lisinopril tabloyu belirginleştirir.

Tanıya götüren bulgular

  • Beş gün önce kotrimoksazol başlanması → güçlü zaman ilişkisi; kronik nitrofurantoin ve lisinoprili geri plana iten çatal bulgu
  • İdrar çıkışının korunması, hipotansiyon ve gastrointestinal kaybın olmaması → prerenal kayıp ve oligürük hasardan uzaklaştırır
  • Potasyum 5,9 mEq/L + klor 112 mEq/L + bikarbonat 17 mEq/L → hiperkalemik hiperkloremik metabolik asidoz paterni
  • Kreatininde sınırlı artış → sekresyon inhibisyonuyla uyumlu, orantısız üre yükselmesi yokluğu

Neden diğerleri değil

  • Siprofloksasin — Bu elektrolit ve asit-baz paternini oluşturmaz; kinolon şablonuna yönelir.
  • Nitrofurantoin — Kronik aralıklı kullanım zaman ilişkisini açıklamaz ve bu tübül etkisini yapmaz.
  • Fosfomisin — Potasyum ve bikarbonat üzerinde bu yönde etkisi yoktur.
  • Amoksisilin-klavulanat — Döküntü ve eozinofili olmadan interstisyel nefrit açıklamasını desteklemez.

Aklında kalsın

Trimetoprim potasyum tutar ve kreatinini filtrasyon düşmeden yükseltir; hiperkalemi ve asidoz yaşlıda ve renin-anjiyotensin blokajında belirginleşir.

23. soru

Altmış dört yaşındaki kadın hasta ateş, öksürük ve nefes darlığı yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden romatoid artrit nedeniyle aylardır prednizolon kullandığı, bulantı nedeniyle son günlerde oral tedaviyi aksattığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş 38,7 °C, kan basıncı 82/52 mmHg, nabız 118/dakika saptanıyor; sağ akciğer bazalinde ral duyuluyor. Pnömoni ilişkili sepsis düşünülerek antibiyotik, izotonik sıvı ve noradrenalin başlanmasına karşın hipotansiyon düzelmiyor. Laboratuvar incelemesinde sodyum 127 mmol/L, potasyum 4,2 mmol/L, glukoz 62 mg/dL ve eozinofili saptanıyor; laktatın gerilediği ve kan kültüründe üreme olmadığı öğreniliyor.

Bu hastada hipotansiyonun düzeltilmesi için en uygun tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — İntravenöz hidrokortizon başlanması

Kısaca — Steroid kesintisi sonrası sıvı ve noradrenaline yanıtsız hipotansiyonla birlikte hiponatremi, hipoglisemi ve eozinofili sekonder adrenal yetmezliği gösterir; potasyumun normal olması aldosteronun korunduğunu destekler ve stres dozunda hidrokortizon gerekir.

Aylardır prednizolon kullanımı adrenal aks baskılanmasını düşündürür ve bulantı nedeniyle tedavinin aksaması stres altında kortizol gereksiniminin karşılanamamasını açıklar. Pnömoni başlangıçta hipotansiyonu açıklasa da antibiyotik, sıvı ve noradrenaline yanıtsızlık ile laktatın gerilemesi ve kültürde üreme olmaması tablonun tek başına septik şokla açıklanamadığını gösterir. Sodyum düşüklüğü, glukoz düşüklüğü ve eozinofil yüksekliği birlikte glukokortikoid eksikliğinin paternidir; potasyumun normal kalması mineralokortikoid eksikliği olmadığını, zona glomerüloza ve aldosteronun korunduğunu düşündürür. Kortizol eksikliği damar yanıtını bozar ve bu yüzden eksik hormonun intravenöz yoldan stres dozunda yerine konması hemodinamiyi düzeltir.

Tanıya götüren bulgular

  • Aylardır prednizolon kullanımı ve tedaviyi aksatma → adrenal aks baskılanması ve tetikleyici kesinti
  • Sıvı ve noradrenaline yanıtsız hipotansiyon → vazopressör yanıtsızlığı, septik şoktan uzaklaştıran çatal bulgu
  • Laktatın gerilemesi ve kültürde üreme olmaması → bakteriyel ilerlemeyi desteklemez
  • Sodyum düşüklüğü → kortizol eksikliğine bağlı su tutulumunu düşündürür
  • Glukoz düşüklüğü ve eozinofil yüksekliği → glukokortikoid eksikliğini destekler
  • Potasyum normalliği → aldosteronun korunduğunu, tablonun sekonder yetmezlikle uyumlu olduğunu düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Noradrenalin dozunun artırılması — Laktat gerilerken tek başına vazopressör artırmak altta yatan hormon eksikliğini düzeltmez.
  • Antibiyotik spektrumunun genişletilmesi — Kültür desteksiz genişletme, düzelmeyen hipotansiyonun bakteriyel ilerlemeden olmadığını göz ardı eder.
  • Hipertonik sodyum klorür infüzyonu başlanması — Tek başına sodyumu hedefler, glukoz ve eozinofil paternini ve vazopressör yanıtsızlığını açıklamaz.
  • Oral prednizolona aynı dozda devam edilmesi — İdame dozu ve oral yol, bulantı zemininde emilemez ve stres gereksinimini karşılamaz; kriz stres dozunda intravenöz yerine koyma gerektirir.

Aklında kalsın

Sıvı ve vazopressöre yanıtsız hipotansiyonda hiponatremi, hipoglisemi ve eozinofili birlikteliği sekonder adrenal krizi düşündürür; potasyumun normal kalması aldosteronun korunduğunu gösterir.

24. soru

Otuz altı yaşındaki erkek hasta üç haftadır artan baş ağrısı, bulantı ve bulanık görme yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden insan immün yetmezlik virüsü ile yaşadığı, antiretroviral tedaviyi düzensiz kullandığı ve son CD4 sayısının 32/mm³ olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş 38,1 °C, silik ense sertliği, papil ödemi ve hafif bilinç bulanıklığı saptanıyor; fokal nörolojik defisit tanımlanmıyor. Lomber ponksiyonda açılma basıncı yüksek bulunuyor; BOS’ta hücre sayısı çok az, protein hafif yüksek ve glukoz düşük-normal saptanıyor, Gram boyamada bakteri görülmüyor. Manyetik rezonans görüntülemede yer kaplayan lezyon ve bazal sisternalarda belirgin kontrast tutulumu izlenmiyor. Kan kültürlerinde üreme olmuyor.

Bu hastada etken tedavisine ek olarak kafa içi basınç artışına yönelik en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Seri terapötik lomber ponksiyonlar

Kısaca — İleri hücresel immünite eksikliğinde sinsi baş ağrısı, yüksek açılma basıncı ve hücre fakiri BOS ile yer kaplayan lezyon ve bazal tutulum yokluğu kriptokok menenjitini düşündürür ve basınç seri BOS boşaltımıyla düşürülür.

Çok düşük CD4'te sinsi baş ağrısı, silik ense sertliği, papil ödemi ve yüksek açılma basıncı subakut mantar menenjitini düşündürür. Kapsüllü maya ve zayıf konak yanıtı nedeniyle BOS’ta hücre azlığı menenjit yokluğu değil bu etkenin tipik paternidir; bakteriyel ya da tüberküloz menenjitte hücre çok olur ve tüberkülozda bazal tutulum beklenir. Kriptokokta basınç artışı mantar yükünün araknoid villusları tıkamasıyla BOS emiliminin bozulmasındandır, bu yüzden üretim azaltıcı ya da ozmotik ilaçlar tıkanıklığı açmaz ve fazla BOS’un mekanik olarak boşaltılması gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Üç haftalık baş ağrısı, bulantı ve bulanık görme → sinsi seyirli basınç artışı
  • Düzensiz antiretroviral tedavi ve 32/mm³ CD4 → ağır hücresel immünite eksikliği
  • Silik ense sertliği, papil ödemi ve fokal defisit yokluğu → fokal apse ya da tümörden çok menenjit ile basınç artışı
  • Yüksek açılma basıncı ile çok az hücre, hafif yüksek protein ve düşük-normal glukoz → bol hücreli bakteriyel ve tüberküloz paterninden ayrılan çatal bulgu
  • Yer kaplayan lezyon ve bazal tutulum yokluğu → toksoplazma ve tüberkülozu uzaklaştırır
  • Gram boyamada bakteri görülmemesi ve kan kültürlerinde üreme olmaması → akut bakteriyemik süreci dışlar

Neden diğerleri değil

  • Mannitol infüzyonu — genel beyin ödeminde etkilidir; emilim bozukluğuna bağlı kriptokok basıncını düzeltmez
  • Asetazolamid tedavisi — BOS üretimini azaltır ancak tıkanmış emilimi açmaz ve kriptokokta yarar göstermez
  • Yüksek doz kortikosteroid tedavisi — bakteriyel menenjitteki yararı kriptokokta yoktur ve basınç ile enfeksiyon seyrini kötüleştirebilir
  • Sıvı kısıtlaması — basınç artışını uygunsuz su tutulumu gibi ele alır; BOS basıncını düşürmez

Aklında kalsın

Kriptokok menenjitinde hücre fakirliği tanıyı dışlamaz ve yüksek basıncın tedavisi seri lomber ponksiyonlar ile BOS boşaltılmasıdır.

25. soru

Yirmi dört yaşındaki obez kadın hasta son üç haftadır sabahları belirginleşen yaygın baş ağrısı, bulantı ve görmede bulanıklaşma yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden kombine oral kontraseptif kullandığı, daha önce benzer atakları olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde bilateral papil stazı ve görme keskinliğinde azalma saptanıyor; ilk planda idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon düşünülüyor. İzlemde bir kez jeneralize tonik-klonik nöbet geçirdiği ve solda hafif hemiparezi saptandığı belirtiliyor. Kraniyal bilgisayarlı tomografide arter sulama alanına uymayan parasagittal hemorajik infarkt şüphesi bildiriliyor.

Bu hastada en olası tanıyı doğrudan destekleyen beklenen nörogörüntüleme bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — MR venografide superior sagittal sinüste dolum defekti

Kısaca — Sabah baş ağrısı ve papil stazı intrakraniyal hipertansiyonu düşündürür; nöbet ve arter alanına uymayan hemorajik infarkt venöz trombozu gösterir ve venografide dolum defekti beklenir.

İdiyopatik intrakraniyal hipertansiyon ve serebral venöz tromboz genç obez kadında benzer baş ağrısı ve papil stazı yapar. İdiyopatik formda parankim genellikle normaldir ve nöbet ile fokal defisit beklenmez; venöz trombozda venöz konjesyon arter alanına uymayan hemorajik infarkt, nöbet ve fokal bulgu yapar. Bu nedenle kombine oral kontraseptif kullanımı, nöbet ve hemorajik infarkt birlikteyken doğrudan trombüs görüntüsü aranır; boş sella gibi kronik basınç bulguları ayırıcı değildir.

Tanıya götüren bulgular

  • Sabah belirgin yaygın baş ağrısı, bulantı ve görmede bulanıklaşma → intrakraniyal hipertansiyonu düşündürür ve ilk tahmini kurar
  • Bilateral papil stazı ve görme keskinliğinde azalma → basınç artışını destekler ancak iki tabloyu ayırmaz
  • Kombine oral kontraseptif kullanımı → venöz tromboz için risk faktörüdür
  • Jeneralize nöbet ve sol hemiparezi → idiyopatik intrakraniyal hipertansiyondan uzaklaştıran çatal bulgulardır
  • Arter alanına uymayan parasagittal hemorajik infarkt → venöz infarktı düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Boş sella ve optik sinir kılıflarında belirgin yaygın genişleme — kronik basınç artışının indirekt bulgusudur ve ilk tahmin için doğrudur ancak trombüsü doğrudan göstermez.
  • Bilateral transvers sinüslerde trombüs olmaksızın yaygın ve belirgin stenoz — idiyopatik hipertansiyonda görülebilen indirekt bulgudur, trombüs kanıtı değildir.
  • Orta serebral arter alanında kama şeklinde arteriyel enfarkt — arteriyel oklüzyonu gösterir ancak infarkt arter alanına uymamaktadır.
  • Normal beyin parankimi ve normal venöz akım paterni — idiyopatik tabloyu destekler gibi görünür ancak nöbet ve hemorajik infarktı açıklamaz.

Aklında kalsın

Papil stazlı genç kadında nöbet ve arter alanına uymayan hemorajik infarkt varsa venöz trombüsü doğrudan gösteren dolum defektini ara.

26. soru

Elli dört yaşındaki kadın hasta ani başlayan çok şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma ve bilinç bulanıklığı nedeniyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde ense sertliği ve fotofobi saptanıyor. Beyin bilgisayarlı tomografide bazal sisternler ve Sylvian fissürde yaygın hiperdens görünüm izleniyor, nedene yönelik girişimsel tedavi uygulanarak yoğun bakımda izleme alınıyor. İzleminin yedinci gününde halsizlik ve konfüzyon gelişiyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyum 128 mmol/L, serum ozmolalite düşük ve idrar sodyum yüksek bulunuyor; hastada ortostatik hipotansiyon, mukozalarda kuruluk, negatif sıvı dengesi ve hemokonsantrasyon dikkat çekiyor.

Bu hastada gelişen hiponatremiye yönelik en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — İzotonik salin replasmanı yapılması

Kısaca — Subaraknoid kanama sonrası hipovolemik hiponatremi serebral tuz kaybını düşündürür, bu yüzden sıvı kısıtlaması değil izotonik replasman gerekir.

Subaraknoid kanamadan günler sonra gelişen hiponatremide idrar sodyum yüksekliği hem serebral tuz kaybında hem uygunsuz antidiüretik hormon sendromunda görülür, ayırıcı nokta volüm durumudur. Ortostatik hipotansiyon, negatif sıvı dengesi ve hemokonsantrasyon hipovolemiyi gösterir ve uygunsuz antidiüretik hormon sendromundan uzaklaştırır; hipovolemik hastada sıvı kısıtlaması serebral perfüzyonu bozar, izotonik salin ile volüm ve tuz replasmanı gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ani şiddetli baş ağrısı, ense sertliği ve sisternal hiperdensite → subaraknoid kanamayı düşündürür
  • Birinci haftada gelişen hiponatremi ve yüksek idrar sodyumu → renal tuz kaybına işaret eder
  • Ortostatik hipotansiyon, negatif sıvı dengesi ve hemokonsantrasyon → hipovolemiyi gösterir ve uygunsuz antidiüretik hormon sendromundan uzaklaştırır, serebral tuz kaybını destekler
  • Mukozalarda kuruluk ve halsizlik → volüm açığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Sıvı kısıtlaması uygulanması — övolemik uygunsuz antidiüretik hormon sendromunun tedavisidir, hipovolemik tabloda vazospazm ve iskemi riskini artırır
  • Hipotonik sıvı infüzyonuna geçilmesi — serum sodyumunu daha da düşürür ve hipovolemiyi düzeltmez
  • Loop diüretiği başlanması — natriürezi diürez gereksinimi gibi okur, volüm açığını derinleştirir
  • Hipertonik salin ile hızlı düzeltme yapılması — ağır semptomatik hiponatremide gündeme gelir, bu ılımlı ve hipovolemik tabloda hızlı düzeltme ozmotik hasar riski taşır

Aklında kalsın

Subaraknoid kanamada hiponatremide önce volüm durumu değerlendirilir, hipovolemi varsa kısıtlama değil izotonik replasman yapılır.

27. soru

Yirmi dokuz yaşındaki kadın hasta doğumdan 3 hafta sonra başlayan, bebeğine zarar vereceğine ilişkin istemsiz ve tekrarlayan düşüncelerden yakınıyor. Bu düşüncelerin saçma olduğunu bildiğini, onlardan dehşete düştüğünü ve aklına geldikçe bebeğini kontrol etme ve güvence arama ihtiyacı duyduğunu belirtiyor. Öyküsünden düşünceler sırasında gerçeklik algısının bozulmadığı, ses duymadığı ve bebeğine yönelik planının olmadığı öğreniliyor. Fizik muayene ve rutin laboratuvar incelemesinde özellik saptanmıyor. Belirgin depresif duygudurumun olmadığı, anne-bebek bağlanmasının sürdüğü öğreniliyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Anne-bebek birlikteliğini sürdürerek sertralin ve maruz bırakma tepki önleme

Kısaca — İçgörünün korunduğu ego-distonik zarar verme düşünceleri ve kontrol kompulsiyonları postpartum obsesif kompulsif bozukluğu düşündürür ve yatış ile ayırma değil ayaktan SSRI ve maruz bırakma gerekir.

Bebeğe zarar verme içerikli istemsiz tekrarlayan düşüncelerin saçma bulunması, dehşet uyandırması ve güvence arama ile kontrol davranışlarıyla nötralize edilmeye çalışılması, gerçeklik algısı bozulmadan ve halüsinasyon olmadan ortaya çıktığında ilk halka puerperal psikoz değil postpartum obsesif kompulsif bozukluktur. Bu tabloda düşünceler eylemi öngörmez ve anne-bebek bağlanması korunur; bu nedenle antipsikotik monoterapisi, yatış ve bebekten ayırma zararlıdır, emzirme ile uyumlu SSRI ve maruz bırakma tepki önleme ile ayaktan izlem ve birlikteliği sürdürme gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • İstemsiz tekrarlayan zarar verme düşünceleri → obsesyon kümesini gösterir
  • Saçma bulma ve dehşete düşme → içgörü ve ego-distonikliği gösterir
  • Kontrol etme ve güvence arama → nötralizasyon kompulsiyonunu gösterir
  • Ses duymama ve gerçeklik algısının bozulmaması → psikozu dışlayan çatal bulgudur
  • Plan olmaması ve bağlanmanın sürmesi → eylem riskinin psikozdaki gibi olmadığını destekler
  • Doğumdan 3 hafta sonra başlama → postpartum döneme işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Risperidon monoterapisiyle psikiyatri servisine yatırarak anneyi bebekten ayırma — içgörüsüz psikoz ve emir halüsinasyonu tablosuna aittir, ego-distonik obsesyonda zararlıdır
  • Lorazepam başlayarak düşünceleri bastırmayı önerip ayaktan izlemle takip etme — düşünce baskılama obsesyonları artırır ve benzodiazepin birinci basamak değildir
  • Elektrokonvülsif terapi planlayarak emzirmeyi sonlandırıp yatarak izlem yapma — dirençli psikotik depresyonda düşünülür, bu tabloda ölçüsüz ve zararlıdır
  • Yalnızca uyku hijyeni önererek ilaçsız ve psikoterapisiz ayaktan izlem yapma — fonksiyon bozan obsesyon ve kompulsiyonu tedavisiz bırakır ve kronikleştirir

Aklında kalsın

Postpartum dönemde içgörülü, dehşet veren zarar düşünceleri psikoz değil obsesif kompulsif bozukluktur; yatırıp ayırma, SSRI ve maruz bırakmayla izle.

28. soru

Elli sekiz yaşındaki erkek hasta, ağız içinde ağrılı erozyonlar ve gövdede kolay patlayan gevşek büller yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden lezyonların ağızda başlayıp deriye yayıldığı ve son haftalarda soyulmaların vücudun geniş alanını kapladığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde yaygın erode alanlar, pozitif Nikolsky bulgusu ve alt ekstremitelerde gode bırakan ödem saptanıyor. Deri biyopsisinde suprabazal akantoliz, direkt immünofloresan incelemede epidermal hücreler arasında IgG birikimi izleniyor. Laboratuvar incelemesinde serum albümin konsantrasyonunda düşüklük, kan üre azotu/kreatinin oranında artış ve idrar sodyum konsantrasyonunda düşüklük saptanıyor; idrarda protein izlenmiyor.

Bu hastada sıvı ve volüm durumuna yönelik en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — İzotonik kristaloid ile volüm açığının kapatılması

Kısaca — Yaygın pemfigus vulgaris erozyonlarından protein-sıvı kaybı hipoalbüminemik ödem ve prerenal patern yapar; ödem hipervolemi değildir ve izotonik volüm replasmanı gerekir.

Pemfigus vulgaris, desmogleinlere karşı gelişen otoantikorlarla suprabazal ayrışma ve gevşek büllerle seyreder; hücreler arası IgG tipiktir. Geniş erode alanlar yanık benzeri bariyer kaybı oluşturur, protein ve sıvı dışarı kaçar, intravasküler volüm azalırken onkotik basınç düşer ve ödem oluşur. Üre/kreatinin oranında artış ve düşük idrar sodyumu böbreğin volümü korumaya çalıştığını gösterir; idrarda protein olmaması nefrotik kaybı dışlar.

Tanıya götüren bulgular

  • Ağızda başlayıp deriye yayılan ağrılı erozyon ve gevşek büller → pemfigus vulgarisi düşündürür
  • Pozitif Nikolsky bulgusu → intraepidermal frajiliteyi destekler
  • Suprabazal akantoliz ve hücreler arası IgG → subepidermal ve lineer birikimli bülloz pemfigoidi dışlar
  • Düşük albümin ile gode bırakan ödem ve idrarda protein yokluğu → deri yoluyla onkotik kaybı işaret eder
  • Üre/kreatinin oranında artış ve düşük idrar sodyumu → prerenal volüm açığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Sıvı kısıtlaması ve loop diüretiği uygulanması — ödemi hipervolemi sanır; volüm açığını derinleştirir
  • Hipotonik kristaloid ile su açığının kapatılması — intravasküler ve onkotik açığı kapatmaz, hipovolemiyi düzeltmez
  • Hipertonik salin ile serum sodyumunun hızla düzeltilmeye çalışılması — volüm paterni dururken sodyuma odaklanır ve onkotik kaybı göz ardı eder
  • Tiyazid diüretiği ile ödemin giderilmeye çalışılması — renal su-tuz atılımını artırarak prerenal tabloyu kötüleştirir

Aklında kalsın

Yaygın erozyonda hipoalbüminemik ödem ile düşük idrar sodyumu birlikteyse diüretik değil izotonik volüm replasmanı düşünülmelidir.

29. soru

Otuz yaşındaki kadın hasta ateş, yaygın ağrılı döküntü ve titreme yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden uzun süredir plak tip psoriasis nedeniyle izlendiği, sistemik kortikosteroidin hızlı kesilmesinden birkaç gün sonra döküntünün ortaya çıktığı ve otuz haftalık gebe olduğu öğreniliyor. Son haftalarda yeni bir antibiyotik kullanmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde gövde ve fleksural bölgelerde eritemli ödemli zeminde çok sayıda yüzeyel püstül, yaygın skuam ve ödem saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde nötrofil ağırlıklı lökositoz, C-reaktif protein yüksekliği, serum albümin ve total kalsiyum düzeylerinde düşüklük izleniyor. Kan ve püstül kültürlerinde üreme saptanmıyor ve ateşi 38,7 °C ölçülüyor. Kas krampı ve tetani bulgusu saptanmıyor, böbrek fonksiyon testleri normal bulunuyor.

Bu hastada saptanan total kalsiyum düşüklüğünün en olası açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Hipoalbüminemiye bağlı total kalsiyum düşüklüğü gelişmiş olup iyonize kalsiyum normaldir

Kısaca — Steroid kesilmesi sonrası steril püstül, ateş ve hipoalbüminemi ile gelen gebede total kalsiyum düşüklüğü gerçek hipokalsemi değil albümin düşüklüğünün sonucudur.

Uzun süreli plak psoriasis zemininde sistemik kortikosteroidin hızlı kesilmesi eritemli ödemli zeminde yaygın steril nötrofil birikimine yol açar, bu yüzden ateş ve nötrofil ağırlıklı lökositoz görülürken kan ve püstül kültürleri steril kalır. Yaygın inflamasyon ve deri kaybı serum albüminini düşürür, albümine bağlı fraksiyon azaldığı için total kalsiyum düşük ölçülür, iyonize kalsiyum normal kalır ve tetani gelişmez. Gebelik bu atağı kolaylaştırır. Yeni ilaç kullanılmaması ve fleksural dağılım ilaca bağlı püstülozisten, vezikül görülmemesi viral enfeksiyondan uzaklaştırır. Böbrek fonksiyon testlerinin normal olması ve tetani bulgusu olmaması gerçek hipokalsemi nedenlerinden uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Uzun süreli plak tip psoriasis öyküsü → zemin hastalığını düşündürür
  • Sistemik kortikosteroidin hızlı kesilmesinden günler sonra başlaması → tetikleyiciyi düşündürür, enfeksiyondan uzaklaştırır
  • Eritemli ödemli zeminde çok sayıda yüzeyel püstül ve fleksural dağılım → steril püstüler atağı düşündürür
  • Kan ve püstül kültürlerinde üreme olmaması → steril inflamasyonu düşündürür, sepsisten uzaklaştırır
  • Nötrofil ağırlıklı lökositoz ve C-reaktif protein yüksekliği ile düşük albümin → sistemik inflamasyon ve protein kaybını düşündürür
  • Total kalsiyum düşüklüğüne rağmen tetani bulgusu olmaması ve böbrek fonksiyon testlerinin normal olması → iyonize kalsiyumun normal kaldığını düşündürür, gerçek hipokalsemiden uzaklaştırır
  • Otuz haftalık gebelik ve yeni antibiyotik kullanılmaması → gebelikte kolaylaşan atağı düşündürür, ilaca bağlı püstülozisten uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Sepsise bağlı gerçek hipokalsemi gelişmiş olup iyonize kalsiyum düşüktür — Kültürler steril ve püstüller yaygın steril zemindedir, psoriasis zemini ve steroid kesilmesi enfeksiyondan uzaklaştırır.
  • Paratiroit yetmezliğine bağlı gerçek hipokalsemi gelişmiş olup serum fosfat yüksektir — Tetani yoktur ve düşük albümin total düşüklüğü açıklar, paratiroit patolojisini destekleyen bulgu yoktur.
  • D vitamini eksikliğine bağlı hipokalsemi gelişmiş olup serum fosfat düşüktür — Tablo günler içinde başlayan akut protein kaybıdır, tetani yokluğu gerçek eksiklikten uzaklaştırır.
  • Böbrek yetmezliğine bağlı hipokalsemi gelişmiş olup serum kreatinin yüksektir — Böbrek fonksiyon testleri normaldir, esas sorun deri yoluyla protein kaybıdır.

Aklında kalsın

Hipoalbüminemide total kalsiyum düşük ölçülür, iyonize kalsiyum normal kalır; steril püstül ve negatif kültürde enfeksiyon değil püstüler atak düşünülür.

30. soru

Otuz yaşındaki kadın hasta, 33 haftalık tekil gebeliğinde 2 haftadır artan şiddetli kaşıntı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden kaşıntının karındaki gerilme çizgilerinde kabarık ürtikeryal papül ve plaklarla başladığı, son günlerde göbek çevresine yayıldığı ve plak kenarlarında küçük gergin veziküllerin ortaya çıktığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde karın ve gövdede ödemli eritemli plaklar üzerinde yer yer gergin veziküller izleniyor; göbek çevresi de tutulu bulunuyor. Deri biyopsisinde subepidermal ayrışma ve üst dermiste eozinofiller görülüyor. Direkt immünofloresan incelemede dermal-epidermal bileşkede lineer C3 birikimi saptanıyor.

Bu tabloya yol açan hastalığın seyrine ilişkin beklenen durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Sonraki gebeliklerde daha erken ve ağır nüks görülmesi

Kısaca — Periumbilikal veziküllü plaklar ve lineer C3 gestasyonel pemfigoidi gösterir, bu hastalık sonraki gebeliklerde daha erken ve ağır nüksetmesiyle bilinir.

İlk cümleler gerilme çizgilerinde başlayan kaşıntılı ürtikeryal plaklarla gebeliğin polimorfik erüpsiyonunu düşündürür; ancak göbek çevresinin tutulması, plak kenarında gergin veziküller ve bazal membranda lineer C3 bu tanıdan uzaklaştırır. Subepidermal ayrışma ve eozinofillerle birlikte bu patern, BP180'e yönelen gebeliğe özgü otoimmün yanıta uyar; bu zeminde seyir doğumda ve postpartum dönemde alevlenme ve sonraki gebeliklerde tekrarlama eğilimiyle belirlenir.

Tanıya götüren bulgular

  • Gerilme çizgilerinde başlayan kaşıntılı ürtikeryal papül ve plak → ilk akla geleni düşündürür
  • Göbek çevresi tutulumu ve plak kenarında gergin vezikül → ilk tahmini dışlayan fork bulgu
  • Subepidermal ayrışma ve eozinofil → pemfigoid grubunu destekler
  • Dermal-epidermal bileşkede lineer C3 → gestasyonel pemfigoidi doğrular

Neden diğerleri değil

  • Doğum sonrası kalıcı infertilite gelişmesi — Hastalık tekrarlama eğilimindedir, kalıcı infertiliteye yol açmaz.
  • Yenidoğanda kalıcı skar ve körlük bırakması — Yenidoğanda görülebilen lezyonlar geçicidir; kalıcı skar ve körlük müköz membran pemfigoidini düşündürür.
  • Deride genellikle yaygın skar ve milia bırakarak iyileşmesi — Yaygın skar ve milia epidermolizis bülloza akuizitaya uyar, bu tabloda beklenmez.
  • Emzirmenin hastalığı kesin olarak alevlendirmesi — Postpartum alevlenme olabilir, ancak emzirme kesin kontrendikasyon değildir.

Aklında kalsın

Göbek tutulumu, vezikül ve lineer C3 gebelikte gestasyonel pemfigoidi gösterir ve sonraki gebelikte nüks beklenir.

31. soru

Kırk dört yaşındaki erkek hasta iki haftadır devam eden bel ağrısı ve sol bacağın dış-yan yüzünden ayak sırtına yayılan ağrı ve uyuşma yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden ağrının öksürmek ve ıkınmakla arttığı, baldırın arka yüzünde belirgin ağrı tanımlamadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde sol ayak başparmağı ekstansiyonu ve ayak bileği dorsifleksiyonunda güçsüzlük ile ayak sırtında hipoestezi saptanıyor. Plantar fleksiyon gücü ve Aşil refleksi normal bulunuyor, düz bacak kaldırma testi solda pozitif saptanıyor. Lomber manyetik rezonans görüntülemede L4-L5 düzeyinde posterolateral protrüzyon izleniyor, santral kanal çapı korunmuş bulunuyor.

Bu klinik tablodan sorumlu lezyonun en olası mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — L4-L5 diskinin posterolateral protrüzyonunun geçiş halindeki L5 köküne bası yapması

Kısaca — Ayak sırtı uyuşması ve dorsifleksiyon güçsüzlüğü korunmuş plantar fleksiyonla birlikte L5 kökünü gösterir ve L4-L5 posterolateral protrüzyonun geçiş halindeki köke basısını düşündürür.

L5 lifleri ayak başparmağı ekstansiyonu ve ayak bileği dorsifleksiyonunu yaptırır, duyusu ayak sırtına uyar; S1 lifleri plantar fleksiyon ve Aşil refleksini üstlenir. L4-L5 düzeyinde foramenden çıkan kök L4 iken kaudale inen kök L5 olduğu için posterolateral taşma geçiş halindeki L5 kökünü sıkıştırır, çıkan L4 kökü foramende korunur.

Tanıya götüren bulgular

  • Bacağın dış-yan yüzünden ayak sırtına yayılan ağrı ve hipoestezi → L5 dermatomunu düşündürür
  • Ayak başparmağı ekstansiyonu ve dorsifleksiyonda güçsüzlük → L5 miyotomunu düşündürür
  • Plantar fleksiyon gücünün ve Aşil refleksinin normal olması ve baldır arkasında belirgin ağrı olmaması → S1 tutulumundan uzaklaştırır
  • Öksürme ve ıkınmayla artış ile solda pozitif düz bacak kaldırma → kök basısını destekler
  • L4-L5 düzeyinde posterolateral protrüzyon izlenmesi → basının hangi kökü etkileyebileceğini belirler

Neden diğerleri değil

  • L4-L5 diskinin posterolateral protrüzyonunun çıkan L4 köküne bası yapması — düzeyi doğru bilir ancak çıkan ve geçiş halindeki kökü karıştırır; posterolateral taşma foramendeki L4 kökünü değil kaudale inen L5 kökünü sıkıştırır
  • L5-S1 diskinin geniş tabanlı posterolateral protrüzyonunun geçiş halindeki S1 köküne bası yapması — S1 anatomisini doğru tanımlar ancak düzeyi ve kliniği yanlış okur; ayak sırtı tutulumu ve korunan Aşil S1 ile uyumsuzdur
  • L4-L5 diskinin foraminal protrüzyonunun geçiş halindeki L5 köküne bası yapması — foraminal ve posterolateral zonu karıştırır; foraminal taşma geçiş halindeki kökü değil foramenden çıkan L4 kökünü etkiler
  • L5-S1 diskinin foraminal protrüzyonunun geçiş halindeki S1 köküne bası yapması — hem düzeyi hem zon anatomisini yanlış eşleştirir; foraminal taşma geçiş halindeki kökü değil çıkan L5 kökünü etkiler

Aklında kalsın

Posterolateral taşma geçiş halindeki kökü, foraminal taşma çıkan kökü sıkıştırır.

32. soru

Bir araştırmacı 20.000 fabrika çalışanında 10 yıl süreli prospektif bir kohort izlemi planlıyor. İzlem başlangıcında tüm katılımcılardan serum alınıp saklanıyor ve mesleki maruziyetler kaydediliyor. İzlem sonunda beklenen yeni olgu sayısının 80 civarında olacağı hesaplanıyor. Pahalı bir serum belirtecinin kohortun tamamında çalışılmasının olanaksız olduğu belirtiliyor. Araştırmacı maruziyet bilgisinin hastalıktan önce toplandığı bir tasarımla maliyeti düşürmek istiyor. Olgu tanılarının zamana yayıldığı ve risk altındaki kişilerin zamanla azaldığı biliniyor.

Bu amaç için zamansal ilişkiyi koruyarak maliyeti düşüren en uygun tasarım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Kohort içinden olgular ve risk setinden kontrollerle iç içe vaka-kontrol çalışması

Kısaca — Nadir hastalıkta hastalık öncesi toplanmış serum varken tüm kohortu ölçmeden zamansallığı korumanın yolu, olgular ile tanı anındaki risk setinden seçilen kontrolleri karşılaştıran iç içe tasarımdır.

İlk çıkarım, kısıtların birleşiminden gelir: beklenen olgu sayısının azlığı tam kohortta pahalı testi olanaksız kılar, ancak serum ve maruziyet bilgisi hastalık öncesinde toplandığı için geriye dönük sorgulamaya gerek yoktur. Bu durumda yalnızca olgular ile her olgunun tanı anında risk altında olanlar arasından seçilen kontrollerde belirteci çalışmak hem maliyeti düşürür hem de maruziyetin hastalıktan önce ölçüldüğü prospektif zaman ilişkisini korur. Tanıların zamana yayılması ve risk setinin daralması, kontrollerin başlangıçtan sabit değil her olay anındaki risk setinden seçilmesini gerektirir.

Tanıya götüren bulgular

  • Prospektif kohort ve başlangıçta serum saklanması → maruziyetin hastalıktan önce toplandığını gösterir
  • Beklenen olgu sayısının 80 civarında olması → hastalığın nadir olduğunu ve tam kohort ölçümünün verimsiz olduğunu gösterir
  • Pahalı belirtecin tüm kohortta çalışılamaması → fork bulgudur; tam kohort tasarımını dışlar ve etkin örneklemi zorunlu kılar
  • Tanıların zamana yayılması ve risk setinin azalması → kontrollerin her olay anındaki risk setinden seçilmesi gerektiğini gösterir

Neden diğerleri değil

  • Hastanede yatan olgular ve aynı hastaneden kontrollerle klasik vaka-kontrol çalışması — Hastalık öncesi toplanmış serum avantajını kullanmaz; hastaneye yatışa bağlı seçim yanlılığına ve zamansallık kaybına açıktır.
  • İzlem sonunda tek zamanda maruziyet ve hastalığı ölçen kesitsel çalışma — Maruziyet ve sonucu aynı anda ölçer; insidansı değil prevalansı yansıtır ve zaman ilişkisini kuramaz.
  • Başlangıçta tüm kohortta belirteci ölçen klasik prospektif kohort çalışması — Zamansallığı korur ancak verilen maliyet kısıtı altında uygulanamaz; nadir hastalıkta verimsizdir.
  • Gruplar düzeyinde toplu maruziyet ve hastalık hızlarını karşılaştıran ekolojik çalışma — Birey düzeyindeki maruziyet-sonuç ve zaman ilişkisini yanıtlamaz; toplu korelasyonu bireye taşımak ekolojik yanılgıya yol açar.

Aklında kalsın

Hastalık öncesi biyolojik örnek varken nadir hastalıkta tam kohortu ölçmeden zamansallığı koru: olgular ile olay anındaki risk setinden iç içe kontroller kullan.

33. soru

Kırk sekiz yaşındaki erkek hasta, kaçak alkol aldıktan yaklaşık 20 saat sonra başlayan bulanık görme, ışık çakmaları ve kar fırtınası görme yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden alkol alımıyla yakınmalar arasında asemptomatik bir dönem olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde bilinç konfü bulunuyor, derin ve hızlı solunum saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde anyon açığı yüksek metabolik asidoz bulunuyor. Böbrek fonksiyonları ve serum kalsiyumu normal bulunuyor, idrar sedimentinde oksalat kristali görülmüyor.

Görme kaybından sorumlu temel mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Formik asidin mitokondriyal sitokrom oksidazı inhibe etmesi

Kısaca — Latent periyotlu görme bozukluğu ve yüksek anyon açıklı asidoz metanolü gösterir ve hasar formik asidin hücresel solunumu durdurmasıyla oluşur.

Metanol kendisi değil, alkol dehidrogenazla oluşan formik asit toksiktir; formik asit mitokondride elektron taşıma zincirini bloke ederek özellikle enerji ihtiyacı yüksek optik sinir ve bazal gangliyonlarda sitotoksik hasar yapar. Etilen glikolde beklenen hipokalsemi, böbrek yetmezliği ve oksalat kristalleri burada yoktur, bu da çatal bulgu olarak metanolü ayırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Kaçak alkol sonrası uzun asemptomatik dönem → toksik metabolit oluşumu için geçen süreyi düşündürür
  • Kar fırtınası tarzı görme bozukluğu → optik sinir tutulumuna yönlendirir
  • Anyon açığı yüksek metabolik asidoz + Kussmaul solunumu → formik asit birikimini destekler
  • Normal kalsiyum, normal böbrek fonksiyonu ve kristalsiz idrar → etilen glikolü dışlar

Neden diğerleri değil

  • Retinada kalsiyum oksalat kristali birikmesi — Etilen glikolün paternidir; bu hastada kalsiyum normal ve kristal yoktur
  • Etanolün doğrudan fotoreseptör toksisitesi — Bu tabloda toksik olan etil alkol değil, metanol metabolitidir
  • Muskarinik aktivasyona bağlı siliyer spazm — Kolinerjik sendrom bulgusu yoktur ve görme kaybını açıklamaz
  • Alkalozun optik sinir kan akımını azaltması — Hastada alkaloz değil, ağır metabolik asidoz vardır

Aklında kalsın

Metanolde körlük, oksalat kristaliyle değil formik asidin hücresel solunumu durdurmasıyla oluşur.

34. soru

Yirmi üç yaşındaki erkek hasta motosiklet kazası sonrası acil servise getiriliyor. Öyküsünden yüksek hızda otomobile çarptığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde arteriyel kan basıncı 82/48 mmHg, nabız 128/dakika, solunum sayısı 24/dakika bulunuyor. Sağ uylukta deformite ve pelvik kompresyonda instabilite saptanıyor, eksternal aktif kanama görülmüyor. Yatak başı ultrasonografide hepatorenal aralıkta serbest sıvı izleniyor. Glasgow Koma Skalası 7 olarak hesaplanıyor, sağ pupil dilate ve ışık refleksi alınamıyor, sol pupil normal bulunuyor.

Bu hastada sakıncalı yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Kanama kontrolüne kadar hipotansif resüsitasyon hedeflemek

Kısaca — Hemorajik şokla birlikte ağır beyin hasarı bulunan hastada hipotansif resüsitasyon serebral perfüzyonu bozduğu için sakıncalıdır.

Hipotansiyon, taşikardi, pelvik instabilite ve FAST’ta serbest sıvı aktif iç kanamaya bağlı hemorajik şoku düşündürür. Glasgow Koma Skalasının 7 olması tek başına hipotansiyona bağlanabilirdi; ancak tek taraflı fikse dilate pupil yapısal beyin hasarı ve herniasyonu gösterir. Beyin hasarında otoregülasyon bozulduğu için serebral perfüzyon basıncı doğrudan ortalama arter basıncına bağımlı hale gelir; kanama kontrolü uğruna basıncı düşük tutmak sekonder iskemik hasarı büyütür, bu nedenle normotansiyon korunarak acil kanama kontrolüne gidilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Hipotansiyon + taşikardi → dolaşan volüm kaybı ve şok fizyolojisini destekler
  • Pelvik instabilite + uyluk deformitesi → yüksek enerjili kemik ve pelvik kanama odağını düşündürür
  • Hepatorenal aralıkta serbest sıvı ve eksternal aktif kanama yokluğu → kanamanın iç boşluğa olduğunu destekler
  • Glasgow Koma Skalası 7 → ağır bilinç bozukluğunu gösterir, tek başına hipoperfüzyonla açıklanamaz
  • Tek taraflı fikse dilate pupil → çatal bulgu, yapısal herniasyonu gösterir ve izole hemorajik şok varsayımını dışlar

Neden diğerleri değil

  • Serebral perfüzyonu koruyacak düzeyde normotansiyonu sürdürmek — beyin hasarında sekonder iskemiyi önleyen uygun resüsitasyon hedefidir, sakıncalı değildir
  • Pelvik stabilizasyon uygulamak — pelvik venöz ve kemik kanamasını azaltan uygun kanama kontrol basamağıdır
  • Eksternal kanamaya doğrudan bası uygulamak — dış kanamada ilk ve zararsız kontrol yöntemidir
  • Vakit kaybetmeden cerrahi kanama kontrolüne yönlendirmek — hemorajik şokta sağkalımı belirleyen uygun yönlendirmedir

Aklında kalsın

Ağır beyin hasarı varsa hipotansif resüsitasyon yapılmaz, normotansiyon korunarak kanama odağı hızla kontrol edilir.

35. soru

Elli sekiz yaşındaki kadın hasta çarpıntı, terleme ve kilo kaybı yakınmalarıyla başvuruyor. Öyküsünden aylar önce TSH baskılanması ve serbest T4 yüksekliği saptandığı ve metimazol başlandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ağrısız difüz guatr saptanıyor; tiroid hassasiyeti, ateş ve göz bulgusu bulunmuyor. Laboratuvar incelemesinde TSH baskılı, serbest T4 yüksek bulunuyor. Metimazol kullanmaya devam ederken radyoiyot tedavisi uygulanıyor. Üç ay sonraki kontrolde yakınmalar sürüyor ve serbest T4 yüksekliği düzelmiyor.

Tedavi yanıtsızlığını açıklayan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Tiyonamidin organifikasyonu baskılaması nedeniyle radyoiyotun bezde tutulamaması

Kısaca — Artmış senteze bağlı hipertiroidide tedaviye kadar sürdürülen tiyonamid organifikasyonu baskıladığı için radyoiyot bezde tutunamaz ve tedavi yanıtsız kalır.

Ağrısız difüz guatrla birlikte baskılı TSH ve yüksek serbest T4, destrüktif süreçten çok artmış sentezi düşündürür ve metimazol başlanmış olması da bu yorumu destekler. Sodyum-iyot taşıyıcısıyla tuzağa alınan iyodun bezde kalıcı olması peroksidaz aracılı organifikasyona bağlıdır ve tiyonamidler bu basamağı baskılar. Tedavi gününe kadar sürdürülen ilaç varlığında verilen radyoiyot beze girer ancak bağlanmadan uzaklaşır, bu nedenle aylar sonra süren hipertiroidi dirençten çok ilaç etkileşimini yansıtır.

Tanıya götüren bulgular

  • Ağrısız difüz guatr, hassasiyet ve ateş yokluğu → ağrılı destrüktif süreçten uzaklaştırır
  • Baskılı TSH ve yüksek serbest T4 ile metimazol başlanan seyir → artmış senteze bağlı hipertiroidiyi destekler
  • Radyoiyot gününe kadar metimazolün sürdürülmesi → organifikasyon blokajı için çatal bulgu
  • Üç ay sonra yakınma ve serbest T4 yüksekliğinin sürmesi → yanıtsızlığın ilaçla ilişkili zamanlaması

Neden diğerleri değil

  • Sodyum-iyot taşıyıcısı kaybına bağlı iyot tuzağının ortadan kalkması — tuzak korunur, eksik olan bağlanma basamağıdır; taşıyıcı kaybı olsaydı tutulum baştan beklenmezdi
  • TSH reseptör antikorlarının beta ışınının doku etkisini nötralize etmesi — antikorlar etiyolojiyi açıklar ancak beta partikülünün fiziksel doku etkisini engellemez
  • Böbreklerden iyot atılımının hızlanması nedeniyle ışın dozunun yetersiz kalması — bu olguda atılımı hızlandıracak bir durum yoktur, tabloyu açıklaması beklenmez
  • Tiroid hücresinin beta ışınına karşı kazanılmış direnç geliştirmesi — erken yanıtsızlıkta ilaç etkileşimi dışlanmadan kazanılmış direnç düşünülmemelidir

Aklında kalsın

Tiyonamid tuzağı bozmaz, organifikasyonu bozar ve tedavi gününe kadar sürdürülürse radyoiyot beze bağlanmadan uzaklaşır.

36. soru

Yirmi altı haftalık, 780 g doğan kız bebek bronkopulmoner displazi nedeniyle yenidoğan yoğun bakımında izleniyor. Öyküsünden haftalarca furosemid kullandığı ve uzun süre total parenteral beslenme aldığı öğreniliyor. Postnatal 8. haftada huzursuzluk, kostalarda belirginleşme ve sol kolunu ağrı nedeniyle hareket ettirmekten kaçınma fark ediliyor. Fizik muayenesinde kraniotabes, kostal rozari ve el bileklerinde genişleme saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde kalsiyum 8,8 mg/dL, fosfor 3,0 mg/dL, alkalen fosfataz 720 U/L, parathormon yüksek bulunuyor; 25-hidroksi D vitamini yeterli ölçülüyor. Direkt grafide kemik dansitesinde yaygın azalma ve metafizlerde düzensizlik izleniyor.

Bu tablodan sorumlu tutulan ilaç etkisinin temel mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Renal kalsiyum atılımını artırarak kemik mineralizasyonunu bozması

Kısaca — Haftalarca furosemid alan prematürede D vitamini yeterli iken düşük fosfor, yüksek parathormon ve raşitizm benzeri bulgular metabolik kemik hastalığını ve sorumlu mekanizma olarak renal kalsiyum kaybını düşündürür.

Prematüre metabolik kemik hastalığı hızlı büyüme döneminde kalsiyum ve fosfor eksikliğine bağlı mineralizasyon bozukluğudur ve uzun total parenteral beslenme ile kıvrım diüretiği kullanımı riskini artırır. Furosemid Henle kulpunda sodyum-potasyum-klor kotransportunu inhibe ederek kalsiyumun paraselüler geri emilimini azaltır, idrarla kalsiyum atılımını artırır ve sekonder hiperparatiroidizm üzerinden fosfor dengesini bozarak kemik mineralizasyonunu bozar; bu nedenle yeterli 25-hidroksi D vitamini düzeyi tabloyu dışlamaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Yirmi altı hafta ve 780 g doğum ile uzun total parenteral beslenme → mineral ihtiyacı yüksek ve alımı kısıtlı risk grubunu işaret eder
  • Haftalarca furosemid kullanımı → sorumlu maruziyeti gösterir
  • Kraniotabes, kostal rozari, el bileği genişlemesi, metafiz düzensizliği ve yaygın dansite azalması → sistemik mineralizasyon bozukluğunu destekler
  • Fosfor 3,0 mg/dL düşüklüğü ve parathormon yüksekliği → sekonder hiperparatiroidizmle giden kalsiyum-fosfor eksikliğine işaret eder
  • 25-hidroksi D vitamini yeterli ölçülmesi → nutrisyonel D vitamini eksikliğini dışlayan çatal bulgudur
  • Alkalen fosfataz 720 U/L yüksekliği → büyüyen bebekte düşük fosforla birlikte kemik kökenli yapımı düşündürür

Neden diğerleri değil

  • İntestinal kalsiyum emilimini baskılayarak mineralizasyon substratını azaltması — D vitamini eksikliğinin bağırsak mekanizmasını furosemide yükler; oysa D vitamini yeterli ve parathormon yükselmiştir
  • Renal aktif D vitamini sentezini baskılayarak kalsiyum emilimini dolaylı azaltması — sentez baskılanmasını sorumlu tutar; oysa yeterli düzey varken temel sorun renal kalsiyum kaybıdır
  • Distal tübülde kalsiyum geri emilimini artırarak parathormon salınımını uyarması — kıvrım diüretiğini tiazid ile karıştırır; distal geri emilim artışı tiazid etkisidir
  • Osteoklast aracılı kemik yıkımını baskılayarak kemik yeniden modellenmesini bozması — bifosfonat benzeri etkiyi mekanizma sanır; oysa dansite azalmış ve hiperparatiroidizm yıkımı artırır

Aklında kalsın

Prematürede D vitamini yeterli iken düşük fosfor ve yüksek alkalen fosfatazla giden kemik hastalığında kıvrım diüretiğine bağlı renal kalsiyum kaybı akla gelir.

37. soru

Forseps yardımıyla 3.800 gram doğan 2 günlük erkek bebek, emmede güçlük ve ağlarken yüzünde kayma nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden doğumun uzamış eylem sonrası gerçekleştiği, Apgar skorlarının 7 ve 9 olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağda alın kırıştırmanın silik olduğu, sağ gözün tam kapatılamadığı ve ağlarken ağzın sola kaydığı, sağ yanakta forseps izine uyan hafif ekimoz bulunduğu saptanıyor; bilinç açık, tonus ve diğer yenidoğan refleksleri normal bulunuyor. Ateş saptanmıyor, ön fontanel normal bombelikte değerlendiriliyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 20.400/mm³, C-reaktif protein 5 mg/L, hemoglobin 18,1 g/dL bulunuyor.

Bu bebek için en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Kornea koruması, beslenme desteği ve klinik izlem

Kısaca — Alın dahil tüm yüz tutulumu ve forseps izi periferik kompresyonu gösterir ve kornea korumasını önceler.

Travmatik periferik fasiyal paralizide frontal dal da etkilendiğinden alın kırıştırma silinir ve orbiküleris oküli güçsüzlüğü göz kapatmayı bozar, santral lezyonda alın korunur ve genellikle bilinç ve tonus bozukluğu eşlik eder. Yenidoğan travmatik paralizilerin çoğu haftalar içinde kendiliğinden düzelir, bu dönemde açık kalan kornea ve yetersiz emme belirleyicidir; erişkin Bell paralizisindeki steroid ve antiviral yaklaşımı yenidoğanda endike değildir.

Tanıya götüren bulgular

  • Forseps yardımlı uzamış eylem ve yanakta ekimoz → kompresyon zemini
  • Sağda alın kırıştırmanın silik olması ve gözün tam kapatılamaması → santrali dışlayan çatal bulgu, alın korunsaydı santral düşünülürdü
  • Ağlarken ağzın sağlam tarafa kayması ve emmede güçlük → fasiyal güçsüzlük paterni
  • Bilinç açık, tonus ve yenidoğan refleksleri normal, fontanel normal bombelikte ve ateşsizlik → hipoksik ensefalopati ve menenjiti dışlar
  • Lökosit 20.400/mm³ ve hemoglobin 18,1 g/dL → yenidoğan için normal aralıktadır, erişkin normu ile lökositoz ve polisitemi sanılması hatadır

Neden diğerleri değil

  • Transfontanel ultrasonografi ve beyin manyetik rezonans görüntülemesi — alın korunan santral tutulum ve ensefalopati tahmini için doğrudur, alın tutulumu ve normal nörolojik muayene ile burada ilk adım değildir
  • Kan kültürü, lomber ponksiyon ve ampirik antibiyotik başlanması — lökositin erişkin normu ile yüksek sanılmasına dayanır, ateşsiz ve fontaneli normal bebekte enfeksiyonu desteklemez
  • Sistemik steroid ve antiviral başlanması — erişkin Bell paralizisi yaklaşımının yenidoğana taşınmasıdır, travmatik neonatal paralizide yararı gösterilmemiştir ve ilk basamak değildir
  • Ek önlem önermeden rutin yenidoğan izlemine devam edilmesi — göz kapatamamanın fizyolojik sayılmasına dayanır, açık kornea ülser riski taşır ve beslenme desteğini atlar

Aklında kalsın

Alın tutulumu ile göz kapatamama periferik lezyonu gösterir ve açık gözde kornea koruması ilk iştir.

38. soru

Zamanında 3.200 gram doğan kız bebek, 18 günlükken boynun sağ tarafında şişlik ve başını bir yana eğme nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden makat prezentasyonla güç doğum olduğu, doğumda omuz manevraları uygulandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ sternokleidomastoid kas içinde 2 cm boyutunda, sert, hassas olmayan, kasla birlikte hareket eden kitle saptanıyor; baş sağa eğik, çene sola dönük bulunuyor, yüz ve göz hareketleri simetrik değerlendiriliyor. Ateş, kızarıklık ve ısı artışı saptanmıyor; Moro ve kavrama refleksleri simetrik alınıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 16.800/mm³, C-reaktif protein 4 mg/L bulunuyor.

Bu bebekte muayenede en olası saptanması beklenen ek bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Kalça abdüksiyon kısıtlılığı ve instabilite

Kısaca — Kasla hareket eden hassas olmayan kitle ve baş eğriliği sternokleidomastoid hematomunu gösterir ve kalça displazisi taramasını gerektirir.

Doğum travmasına bağlı sternokleidomastoid hematomu ve fibrozisi kas içinde sert kitle ve aynı tarafa eğrilik ile karşıya dönüklük yapar, enfeksiyonda kızarıklık, ısı artışı, hassasiyet ve ateş beklenir. Makat prezentasyon ve intrauterin kısıtlılık hem tortikollis hem gelişimsel kalça displazisi için ortaktır, bu nedenle boyun kitlesi saptanan yenidoğanda kalça muayenesi atlanmamalıdır; lökosit yenidoğan aralığında normaldir.

Tanıya götüren bulgular

  • Makat prezentasyonla güç doğum ve omuz manevraları → doğum travması ve intrauterin kısıtlılık zemini
  • Sternokleidomastoid içinde sert, hassas olmayan ve kasla hareket eden kitle → lenfadeniti dışlayan çatal bulgu, lenf nodu kas dışıdır ve enfekte olduğunda hassas ve sıcaktır
  • Başın sağa eğik ve çenenin sola dönük olması → kas kısalığına özgü tortikollis postürü
  • Ateş, kızarıklık ve ısı artışı yokluğu ile simetrik Moro ve kavrama → akut enfeksiyon ve pleksus lezyonunu dışlar
  • Lökosit 16.800/mm³ ve C-reaktif protein 4 mg/L → yenidoğan için normal aralıktadır, erişkin normu ile lökositoz sanılması hatadır

Neden diğerleri değil

  • Boyunda fluktuan ve eritemli apse oluşumu — lenfadenit ilk tahmini için doğru seyirdir, hassasiyetsiz intramusküler kitle ve ateşsizlik ile burada beklenmez
  • Etkilenen tarafta pitozis ve miyozis — alt trunk pleksus lezyonunda Horner bulgusudur, izole sternokleidomastoid hematomunda beklenen eşlikçi değildir
  • Etkilenen tarafta göz kapatamama — fasiyal sinir travmasının bulgusudur, yüz simetrisi normal olan bu bebekte yeri yoktur
  • Kolda asimetrik Moro ve krepitasyon — klavikula kırığı ve Erb lezyonunun bulgusudur, kavrama ve Moro simetrik olduğunda dışlanır

Aklında kalsın

Makat doğum sonrası boyunda kas içi kitle tortikollisi düşündürür ve aynı kısıtlılık zemininde kalça muayenesi unutulmamalıdır.

39. soru

Beş yaşındaki erkek hasta boy kısalığı ve son bir yılda büyümenin yavaşlaması nedeniyle getiriliyor. Boyu 3. persentilin altında seyrediyor, büyüme hızı yaşına göre düşük bulunuyor. Son aylarda belirgin poliüri, polidipsi ve gece idrar kaçırma başladığı, iştahsızlık ve çabuk yorulmanın eşlik ettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde orantılı boy kısalığı ve solukluk saptanıyor; kan basıncı 118/76 mmHg bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde açlık kan şekeri 86 mg/dL bulunduğu, idrarda glukoz ve keton saptanmadığı belirtiliyor. Hemoglobin 10,2 g/dL (normositik), serum kreatinin 0,9 mg/dL, venöz bikarbonat 16 mEq/L bulunduğu, kemik yaşının yaklaşık iki yıl geri olduğu bildiriliyor.

Bu hastada büyüme geriliğinin nedeni doğrulandıktan sonra büyüme hormonu tedavisi açısından en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Metabolik asidoz, anemi ve beslenme bozukluğu düzeltilmeden büyüme hormonu başlanmaması

Kısaca — Poliürili büyüme geriliğinde normal glukoz diyabetten uzaklaştırır, yaşa göre yüksek kreatinin ve asidoz böbrek hastalığını gösterir ve metabolik düzeltme olmadan hormon başlanmaz.

Kronik böbrek hastalığında büyüme geriliği tek hormon eksikliğine değil, metabolik asidoz, anemi, iştahsızlık ve mineral kemik bozukluğuna bağlı büyüme direncine bağlıdır; bu yüzden büyüme hormonu yalnızca altta yatan bozukluklar düzeltildikten sonra değerlendirilir. Serum kreatinin 0,9 mg/dL erişkin aralığıyla normal sanılır ancak 5 yaş için yüksektir, kan basıncı 118/76 mmHg de çocuk yaşa göre yüksektir.

Tanıya götüren bulgular

  • Orantılı kısalık, düşük büyüme hızı, poliüri ve polidipsi → ilk akla diabetes mellitusu getirir
  • Açlık şekeri normal olması, idrarda glukoz ve keton yokluğu → diyabetten uzaklaştırır
  • Kreatinin 0,9 mg/dL → 5 yaş için yüksektir, erişkin normuyla normal sanılarak kaçırılır; normositik anemi ve bikarbonat düşüklüğü ile birlikte böbrek hastalığını destekler
  • Kan basıncı 118/76 mmHg → çocuk yaşa göre yüksektir, erişkin gözüyle normal sanılır
  • Geri kemik yaşı, solukluk, yorgunluk ve iştahsızlık → kronik hastalık büyüme paternine uyar

Neden diğerleri değil

  • Diabetes mellitus kabul edilip insülin tedavisi başlanması — İlk akla gelen tanının tedavisidir ancak normal glukoz ve glukozürisizlik bu yoldan uzaklaştırır
  • Büyüme hormonu eksikliği kabul edilip doğrudan büyüme hormonu başlanması — Metabolik düzeltme yapılmadan hormon başlama hatasıdır; böbrek hastalığında önce asidoz ve anemi düzeltilir
  • Demir eksikliği anemisi kabul edilip yalnızca oral demir verilerek izlenmesi ve böbrek fonksiyonlarının araştırılmaması — Normositik anemiyi demir eksikliği sanma ve kreatinin ve asidoz ipucunu yok sayma hatasıdır
  • Konstitüsyonel büyüme gecikmesi kabul edilip ergenliğe kadar izlenmesi — Patolojik laboratuvar ve hipertansiyonu fizyolojik sayma hatasıdır

Aklında kalsın

Poliürili kısalıkta glukoz normalse kreatinini yaşa göre yorumla ve böbrek hastalığında metabolik düzeltme olmadan hormon başlama.

40. soru

On iki aylık erkek hasta kabızlık, karında şişkinlik ve gelişme geriliği nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden 38 yaşındaki anneden zamanında doğduğu, mekonyumunu ikinci günden sonra yaptığı, haftada bir iki kez sert ve ağrılı dışkıladığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde boy 3. persentilin altında, kas tonusu azalmış, brakisefali ve küçük dismorfik kulaklar saptanıyor; sternum sol alt kenarında sistolik üfürüm duyuluyor ve ekokardiyografide atriyoventriküler septal defekt gösteriliyor. Laboratuvar incelemesinde yenidoğan taraması dahil TSH ve serbest T4 normal, hemoglobin 11,5 g/dL, lökosit sayısı 12.800/mm³ bulunuyor. Vücut sıcaklığı 37,4 °C, nabız 132/dakika, solunum sayısı 32/dakika ölçülüyor ve batında distansiyon dışında defans saptanmıyor.

Bu hastada kabızlığı açıklayan ve altta yatan kromozom hastalığıyla ilişkili olarak ortaya çıkması en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Hirschsprung hastalığı

Kısaca — İleri anne yaşı, hipotoni ve atriyoventriküler septal defekt trizomi 21'i düşündürür; gecikmiş mekonyum ve distansiyon Hirschsprung hastalığını açıklar.

Trizomi 21'li çocuklarda enterik sinir sisteminin gelişimindeki bozukluk nedeniyle distal bağırsakta aganglionik segment kalır ve bu durum yenidoğan döneminde gecikmiş mekonyum, süt çocukluğunda kronik kabızlık ve distansiyonla ortaya çıkar; kardiyak defekt ve dismorfik bulgularla birlikte bu birliktelik fonksiyonel nedenlerden ayrılır.

Tanıya götüren bulgular

  • İleri anne yaşı, hipotoni, boy kısalığı, brakisefali ve küçük kulaklar ile atriyoventriküler septal defekt → trizomi 21'i düşündürür
  • Mekonyumun ikinci günden sonra yapılması, haftada bir iki sert dışkı ve distansiyon → aganglionik segmenti destekler
  • TSH ve serbest T4 normal olması → konjenital hipotiroidiyi dışlar
  • Nabız 132/dakika, solunum 32/dakika, lökosit 12.800/mm³, ateş 37,4 °C ve hemoglobin 11,5 g/dL → süt çocuğunda normal aralıkta olup enfeksiyon ve anemiyi desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Fonksiyonel kabızlık — gecikmiş mekonyum, distansiyon ve sendromik zemini açıklamaz; ek gıda ve davranışla düzelmesi beklenirdi
  • Konjenital hipotiroidi — hipotoni ve kabızlıkla akla gelir ancak normal yenidoğan taraması ve normal tiroid fonksiyonları bu tanıyı dışlar
  • Akut bakteriyel enterit — erişkin normlarıyla lökosit ve vitaller enfeksiyon gibi okunur ancak yaşa göre normaldir ve tabloda ishal ve ateş yoktur
  • Kronik anal fissür — ağrılı sert dışkıyı açıklayabilir ancak mekonyum gecikmesi, distansiyon ve kardiyak-dismorfik zemini açıklamaz

Aklında kalsın

Trizomi 21'de gecikmiş mekonyumla birlikte süren kabızlık ve distansiyon Hirschsprung hastalığını düşündürür.

41. soru

Altı aylık kız bebek, baş kontrolünde gerilik ve huzursuzluk nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden zamanında doğduğu, yenidoğan taramasında fenilalanin yüksekliği saptandığı, doğrulama kanında fenilalanin belirgin yüksek, tirozin düşük bulunduğu öğreniliyor. Ailenin fenilalanin kısıtlı diyete iyi uyum sağladığı, kontrol kanlarında fenilalanin düzeyinin düştüğü; buna karşın hipotoni ve gelişim geriliğinin sürdüğü belirtiliyor. Fizik muayenede baş çevresi alt sınırda, yaygın hipotoni saptanıyor; döküntü, katarakt ve organomegali bulunmuyor; kalp hızı 150/dakika olarak ölçülüyor. Laboratuvar incelemesinde serum B12 düzeyi ve idrar organik asitleri normal, alkalen fosfataz 720 U/L bulunuyor.

Kalıcı hiperfenilalaninemi nedenini doğrulamak için ilk istenmesi gereken inceleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — İdrar pterin profili ve DHPR aktivitesi

Kısaca — Fenilalanin düşmesine karşın süren nörolojik bulgular klasik fenilketonüriden değil biyopterin eksikliğinden kaynaklanır ve pterin incelemesiyle doğrulanır.

Klasik fenilketonüride diyetle fenilalanin düşünce nörolojik seyir düzelir. Tetrahidrobiyopterin eksikliğinde hiperfenilalaninemiye ek olarak santral nörotransmitter eksikliği vardır, bu nedenle diyete rağmen hipotoni ve gelişim geriliği sürer. Ayrım tarama tekrarıyla değil idrar pterin profili ve dihidropteridin redüktaz aktivitesiyle konur.

Tanıya götüren bulgular

  • Yenidoğan taramasında ve doğrulamada yüksek fenilalanin ile düşük tirozin → hiperfenilalaninemiyi gösterir
  • Diyete uyuma karşın fenilalanin düşerken hipotoni ve gelişim geriliğinin sürmesi → ilk akla gelen klasik fenilketonüriden uzaklaştırır
  • B12 ve idrar organik asitlerinin normal olması → kobalamin ve organik asit yolunu dışlar
  • Kalp hızı 150/dakika ve alkalen fosfataz 720 U/L değerleri → süt çocuğunda normaldir, kardiyak ve kolestatik hastalığı desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Plazma fenilalanin ve tirozin düzeyinin tekrarı — Klasik fenilketonüri izleminde doğruyken burada altta yatan pterin defektini aydınlatmaz
  • Plazma açilkarnitin profili — Hipoglisemi ve hepatomegaliyle gelen yağ asidi oksidasyon defektinin testidir, bu tabloyla uyumsuzdur
  • İdrar organik asit analizi — Organik asidemiyi dışlamakta yararlıdır, ancak diyete dirençli hiperfenilalanineminin doğrulaması değildir
  • Terde klor ölçümü — Solunum ve psödo-Bartter bulgulu kistik fibrozisin doğrulamasıdır, bu vakayla ilişkisizdir

Aklında kalsın

Fenilalanin diyete rağmen nörolojik bulgular düzelmiyorsa tetrahidrobiyopterin eksikliği için pterin incelemesi istenmelidir.

42. soru

Zamanında 3.250 g doğan 4 günlük erkek bebek, ilk iki gün sorunsuz emerken son 24 saatte ortaya çıkan emmeme, tekrarlayan kusma ve uykuya meyil nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden ateşinin olmadığı, idrar ve dışkılamasının normal olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde letarjik, emmesi zayıf ve tonusu azalmış bulunuyor; ön fontanel normal, odak nörolojik bulgu yok, akciğer ve kalp muayenesi doğal olarak değerlendiriliyor. Yaşam bulgularında solunum sayısı 62/dakika, kalp hızı 148/dakika, vücut sıcaklığı 36,8 °C ölçülüyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 18.500/mm³, CRP normal, kan glukozu normal bulunuyor. Kan gazında pH 7,52, pCO2 düşük, bikarbonat ve anyon açığı normal saptanırken plazma amonyağı belirgin yüksek, BUN düşük bulunuyor.

Bu tablonun altta yatan nedenini doğrulamak ve alt tip ayrımına gitmek için en uygun doğrulayıcı inceleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Plazma aminoasit profili ve idrar orotik asidi ölçümü

Kısaca — Sağlıklı başlangıçtan sonra gelen hiperammonemi ile birlikte normal anyon açıklı respiratuvar alkaloz ve düşük BUN üre döngüsü defektini işaret eder ve orotik asit alt tipi ayırt eder.

Bu tablo üre döngüsü blokajıdır: amonyak üreye dönüştürülemediği için plazma amonyağı belirgin yükselir, BUN düşük bulunur ve amonyak santral solunum merkezini uyararak primer hiperventilasyona, dolayısıyla respiratuvar alkaloza yol açar. Normal kan glukozu ve normal anyon açığı organik asidemiden uzaklaştırır. Doğrulama plazma aminoasit profili ile birlikte idrar orotik asididir; ornitin transkarbamilaz eksikliğinde orotik asit yüksek, karbamil fosfat sentetaz veya N-asetilglutamat sentaz eksikliğinde düşük bulunur.

Tanıya götüren bulgular

  • İlk iki gün sağlıklı iken 3-4. günde emmeme, kusma ve letarji → protein alımı ve katabolizma ile tetiklenen metabolik krizi destekler
  • Ateş yokluğu, CRP normalliği ve lökosit 18.500/mm³ değerinin yenidoğan için normal aralıkta olması → ilk akla gelen sepsisten uzaklaştıran çatal bulgu ve yaşa özgü norm tuzağı
  • Kalp hızı 148/dakika değerinin yenidoğanda normal olması → erişkin normuyla taşikardi sanılmasını engeller
  • pH 7,52 ile düşük pCO2, normal bikarbonat ve normal anyon açığı → primer respiratuvar alkalozu gösterir ve yüksek anyon açıklı ketotik tablo beklenen organik asidemiyi dışlar
  • Belirgin hiperammonemi ile birlikte düşük BUN → üre döngüsünde blokajı işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Kan kültürü ve BOS hücre sayımı ile protein-glukoz ölçümü — enfeksiyon taramasıdır; ateşsiz, CRP normal ve yaşa göre normal lökositli bu tabloda tanıyı doğrulamaz
  • İdrar organik asit analizi ve plazma açil-karnitin profili — organik asidemi ve yağ asidi oksidasyon bozukluklarının incelemesidir; normal anyon açığı ve ketozis yokluğunda ikinci basamak ayrımı sağlamaz
  • Kan laktat ve pirüvat ölçümü ile laktat/pirüvat oranı — hipoksi ve mitokondriyal hastalığa yöneliktir; bu tablodaki alkaloz ve izole hiperammonemiyi açıklamaz
  • Serum galaktoz düzeyi ve idrar redüktan madde tayini — galaktozemiye yöneliktir; katarakt, hepatomegali ve redüktan madde pozitifliği olmadan ayırıcı değildir

Aklında kalsın

Yenidoğanda normal anyon açıklı respiratuvar alkalozla birlikte belirgin hiperammonemi ve düşük BUN görüldüğünde üre döngüsü düşün ve orotik asitle alt tipi ayırt et.

43. soru

Yirmi altı günlük erkek bebek göbek çevresinde kızarıklık, şişlik ve ateş nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden göbek kordonunun 21. günde düştüğü, aynı bölgede daha önce iki kez topikal antibiyotik kullanıldığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kalp hızı 152/dakika, solunum sayısı 46/dakika, vücut sıcaklığı 37,5 °C bulunuyor; göbek çevresinde eritemli ve ödemli lezyon ile seröz akıntı saptanıyor, belirgin pürülan eksuda izlenmiyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 14,2 g/dL, trombosit 380.000/mm³, lökosit 38.400/mm³, mutlak nötrofil sayısı 26.800/mm³, C-reaktif protein 0,8 mg/dL bulunuyor. Yara kültüründe Staphylococcus aureus ürediği, kan kültüründe üreme olmadığı ve periferik yaymada blast görülmediği belirtiliyor.

Bu hastada belirgin lökositoza yol açan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — β2-integrin eksikliğine bağlı nötrofillerin damar dışına çıkamayıp kanda birikmesi

Kısaca — Gecikmiş kordon ayrılması, püy oluşturmayan stafilokok omfaliti ve belirgin nötrofili birlikte lökosit adezyon defektini düşündürür ve lökositoz damar dışına çıkamamaya bağlı kanda birikmeden kaynaklanır.

Bu tablo lökosit adezyon eksikliği tip 1 ile uyumludur; beta2-integrin eksikliğinde nötrofiller endotele sıkı tutunamaz ve diapedezle dokuya geçemez, bu nedenle enfeksiyon odağında püy oluşmaz, yara iyileşmesi bozulur ve kordon geç ayrılırken nötrofiller kanda birikir. Bu yüzden lökositoz artmış üretim veya klonal çoğalmayı değil dokuya göçememeyi yansıtır.

Tanıya götüren bulgular

  • 21. günde düşen kordon ve tekrarlayan omfalit → gecikmiş ayrılma ve yara iyileşme bozukluğu, adezyon defektini destekler
  • Staphylococcus aureus üremesine karşın seröz akıntı ve pürülan eksuda yokluğu → dokuya nötrofil göçememesi; basit omfalitte püy beklenirdi
  • lökosit 38.400/mm³ ve mutlak nötrofil 26.800/mm³ → belirgin nötrofili doğuştan ağır nötropeniyi dışlar
  • blast görülmemesi ile hemoglobin 14,2 g/dL ve trombositin normal olması → klonal lösemik proliferasyonu dışlar
  • C-reaktif protein 0,8 mg/dL ve kan kültüründe üreme olmaması → akut sepsis yanıtından çok yapısal göç defektini düşündürür
  • kalp hızı 152/dakika ve solunum 46/dakika → yenidoğanda normal sınırlardadır; erişkin normuyla taşikardi ve takipne olarak okunmamalıdır

Neden diğerleri değil

  • Akut bakteriyel enfeksiyona bağlı kemik iliğinden nötrofil seferberliğinin artması — C-reaktif protein normaldir ve tekrarlayan seyir, püy yokluğu ile gecikmiş kordon basit reaktif yanıtla açıklanamaz
  • Miyeloid hücrelerde klonal kontrolsüz çoğalmaya bağlı blastik lökositoz gelişmesi — blast yoktur, hemoglobin ve trombosit normaldir, enfeksiyon ve kordon paterni lösemiye uymaz
  • NADPH oksidaz eksikliğine bağlı süperoksit üretilememesi ve fagositik öldürmenin bozulması — bu eksiklikte nötrofiller dokuya göç eder ve püy oluşur; buradaki ana sorun göçememe ve kanda birikmedir
  • Stres ve kortikosteroid etkisiyle nötrofillerin damar duvarından ayrılarak dolaşıma katılması — geçici demarginasyonda tekrarlayan omfalit, gecikmiş kordon ve püy yokluğu üçlüsü olmaz

Aklında kalsın

Nötrofiliyle birlikte püy yokluğu ve geç kordon ayrılması varsa lökositoz lösemi değil dokuya göçemeyen nötrofillerin kanda birikmesidir.

44. soru

Sekiz yaşındaki kız hasta artan öksürük, hışıltı ve eforla nefes darlığı nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden bebekliğinden beri tekrarlayan alt solunum yolu enfeksiyonları, kronik yağlı dışkılama ve yetersiz kilo alımı olduğu, terinin tuzlu bulunduğu öğreniliyor. Son üç haftadır yaş öksürük ve hışıltının hiç geçmediği, uygun antibiyotik tedavisine rağmen düzelme olmadığı belirtiliyor. Fizik muayenesinde kalp hızı 96/dakika, solunum sayısı 22/dakika, oda havasında oksijen satürasyonu %95 ölçülüyor; her iki akciğerde yaygın vizing ve ronküs duyuluyor. Akciğer grafisinde daha önceki grafilerde olmayan, yer değiştiren yamalı infiltratlar görülüyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 12.800/mm³, periferik yaymada eozinofili ve total immünglobulin E yüksekliği saptanıyor.

Bu yeni tablodan sorumlu olması en olası durum ve en uygun yaklaşım eşleştirmesi aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı göster

Cevap: A — Alerjik bronkopulmoner aspergilloz - Sistemik kortikosteroid tedavisi

Kısaca — Kronik süpüratif zeminde antibiyotiğe yanıtsız hışıltı, gezici infiltrat, eozinofili ve yüksek immünglobulin E alerjik mantar duyarlılığını düşündürür ve antibiyotik değil sistemik kortikosteroid gerekir.

Pankreatik yetmezlik ve tuzlu terle tanımlanan kronik akciğer zemininde hava yollarında kolonize mantar antijenlerine gelişen aşırı duyarlılık bronş obstrüksiyonu, mukus tıkaçları ve gezici infiltratlarla seyreder. Bakteriyel alevlenmeden farkı antibiyotiğe yanıtsızlık ile eozinofili ve yüksek immünglobulin E birlikteliğidir, tedavisi inflamasyonun baskılanmasıdır.

Tanıya götüren bulgular

  • bebeklikten beri tekrarlayan enfeksiyon + kronik yağlı dışkı + tuzlu ter → kronik süpüratif zemin
  • uygun antibiyotiğe rağmen 3 haftadır geçmeyen hışıltı ve vizing → bakteriyel alevlenmeden uzaklaştıran fork
  • daha önce olmayan yer değiştiren yamalı infiltratlar → gezici alerjik infiltrat
  • eozinofili ve total immünglobulin E yüksekliği → alerjik mekanizma
  • kalp hızı 96/dakika, solunum 22/dakika ve lökosit 12.800/mm³ → 8 yaş için stabil değerler, erişkin normuyla lökositoz ve takipne sanılmamalı

Neden diğerleri değil

  • Bakteriyel alevlenme - Antipseudomonal antibiyotik rejiminin genişletilmesi — ilk akla gelen doğru alevlenme karşılığıdır, ancak yanıtsızlık ile eozinofili ve gezici infiltrat bu vakada dışlar
  • Astım atağı - Yalnızca kısa etkili bronkodilatör ile atak tedavisi — kronik yağlı dışkı ve tuzlu ter zeminini açıklamaz
  • Akciğer tüberkülozu - Dörtlü antitüberküloz tedavi başlanması — infiltrat tek başına düşündürür, ancak gezici karakter ile eozinofili ve yüksek immünglobulin E uymaz
  • Viral üst solunum yolu enfeksiyonu - Destek tedavisi ile izlem — 3 haftalık dirençli alt hava yolu tablosunu ve laboratuvar paternini açıklamaz

Aklında kalsın

Kronik süpürasyonda antibiyotiğe yanıtsız hışıltı ile gezici infiltrat, eozinofili ve yüksek immünglobulin E alerjik mantar tablosunu düşündürür.

45. soru

Yirmi aylık erkek hasta 2 gündür devam eden burun akıntısı, hafif ateş, havlar tarzda öksürük ve ağlarken belirginleşen inspiratuar stridor nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden ilk gün ayakta izlendiği ve tek doz oral steroid verildiği öğreniliyor. Son 12 saatte ateşin 39,7 °C’ye yükselmesi ve öksürüğün kaba ve prodüktif hâle gelmesi üzerine yeniden başvuruyor. Fizik muayenesinde genel durumu kötü, toksik görünümlü, huzursuz, istirahatte de devam eden inspiratuar stridor ile suprasternal ve interkostal retraksiyonlar saptanıyor; orofarenkste pürülan görünümlü sekresyon dikkati çekiyor. Nebülize adrenalin ve ek steroid sonrası stridorda belirgin azalma olmuyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 14.800/mm³, nötrofil %58, lenfosit %32, C-reaktif protein 78 mg/L bulunuyor; nabız 165/dakika, solunum sayısı 38/dakika, oda havasında oksijen satürasyonu %93 ölçülüyor.

Bu aşamada ilk yapılması gereken aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Sakin tutarak anestezi ve kulak-burun-boğaz eşliğinde hava yolunu güvenceye almak ve trakeal kültür almak

Kısaca — Toksik, yüksek ateşli ve adrenalin ile steroide yanıtsız pürülan stridor bakteriyel trakeiti düşündürür ve ilk iş kontrollü hava yolu güvenliğidir.

Bakteriyel trakeit genellikle viral üst solunum yolu enfeksiyonu zemininde gelişir; trakeada yoğun pürülan sekresyon, ödem ve yalancı zarlar subglottik lümeni daraltır. Viral kruptan farklı olarak toksisite ve yüksek ateş belirgindir ve nebülize adrenalin ile sistemik steroide yanıt alınamaz. Kalın sekresyonlar ani tam tıkanmaya yol açabileceğinden antibiyotik ve kültürden önce çocuğu ajite etmeden deneyimli ekip eşliğinde hava yolunu güvenceye almak önceliklidir.

Tanıya götüren bulgular

  • burun akıntısı, havlar öksürük ve ağlarken stridor → ilk akla viral krupu getirir
  • 39,7 °C ateş, toksik ve huzursuz görünüm, istirahatte stridor ve retraksiyon → krupun hafif seyrinden uzaklaştırır
  • kaba prodüktif öksürük ve pürülan sekresyon → bakteriyel etiyolojiyi destekler
  • nebülize adrenalin ve steroide belirgin yanıtsızlık → viral krup tanısından uzaklaştırır
  • nabız 165/dakika → 20 aylıkta ateş ve ajitasyonla normal üst sınırdadır, tek başına şoku göstermez
  • lökosit 14.800/mm³ ve nötrofil %58, satürasyon %93 → bakteriyel yanıtı ve üst hava yolu tıkanıklığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Oral steroidi tekrarlayıp nebülize adrenalinle bir süre izledikten sonra taburcu etmek ve poliklinik kontrolü önermek — viral krupta doğru olurdu ancak toksisite, yüksek ateş ve yanıtsızlıkta taburculuk güvenli değildir
  • Septik şok düşünerek hızlı izotonik sıvı yüklemek, vazoaktif infüzyon başlamak ve hemodinamik izleme almak — bu yaşta ateş ve ağlamayla bu nabız fizyolojiktir ve hipotansiyon ile perüfüzyon bozukluğu yoktur
  • Nebülize salbutamol başlayıp alt hava yolu obstrüksiyonu yönünde izlemek ve seri akciğer grafisi çekmek — vizing yoktur, tablo inspiratuar stridorla üst hava yoluna aittir
  • Sedasyon için antihistaminik uygulayıp sırtüstü yatırarak yakın izlemek ve boğaz kültürü almak — sedasyon ve supin pozisyon hava yolu tonusunu bozarak tıkanıklığı artırır

Aklında kalsın

Steroid ve adrenaline yanıtsız, toksik ve pürülan seyreden krup benzeri tablo bakteriyel trakeit kabul edilip hava yolu öncelenir.

46. soru

On dört yaşındaki erkek hasta son üç ayda eforla ortaya çıkan göğüs ağrısı, çarpıntı ve bir kez bayılma nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden düzenli basketbol oynadığı, amcasının yirmili yaşlarda ani öldüğü öğreniliyor. Fizik muayenesinde istirahat kalp hızı 56/dakika, kan basıncı 112/68 mmHg, sol sternal kenarda sistolik ejeksiyon üfürümü saptanıyor; üfürümün ayağa kalkmak ve Valsalva ile arttığı, çömelmeyle azaldığı, ikinci kalp sesinin normal çiftleştiği ve ejeksiyon kliği duyulmadığı belirtiliyor. Elektrokardiyografide sol ventrikül hipertrofisi bulguları izleniyor. Ekokardiyografide aort kapağı normal açılırken interventriküler septumda belirgin asimetrik kalınlaşma ve mitral kapağın sistolik anterior hareketi saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 14,5 g/dL, alkalen fosfataz 410 U/L bulunuyor.

Bu hastada altta yatan lezyonu aort darlığından ayıran ve en olası beklenen ek bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Dördüncü kalp sesi ile diyastolik doluş bozukluğu

Kısaca — Eforla senkop ve ejeksiyon üfürümü aort darlığını düşündürür; preload ile değişen üfürüm, klik yokluğu ve asimetrik hipertrofi ile sistolik anterior hareket dinamik obstrüksiyonu gösterir ve sert ventriküle bağlı dördüncü kalp sesi beklenir.

Düzenli spor yapan ergende eforla göğüs ağrısı, çarpıntı ve senkop ile sol sternal kenarda ejeksiyon üfürümü sabit darlıkla karışır. Üfürümün ayağa kalkmak ve Valsalva ile artıp çömelmeyle azalması preload azaldığında obstrüksiyonun arttığını, arttığında azaldığını gösterir; bu davranış sabit aort darlığında görülmez. İkinci sesin normal çiftleşmesi, ejeksiyon kliği duyulmaması ve kapağın normal açılması da darlıktan uzaklaştırır. Asimetrik septal kalınlaşma ile mitral kapağın sistolik anterior hareketi dinamik çıkım yolu obstrüksiyonunu açıklar. Kalın ve sert ventrikül diyastolde zor dolar, güçlü atriyal kasılma dördüncü kalp sesini oluşturur.

Tanıya götüren bulgular

  • Eforla göğüs ağrısı, çarpıntı ve senkop + ejeksiyon üfürümü → ilk bakışta sabit aort darlığını düşündürür
  • Üfürümün Valsalva ve ayağa kalkmakla artıp çömelmeyle azalması → preload bağımlı dinamik obstrüksiyonu gösteren ve darlıktan ayıran fork bulgudur
  • Ejeksiyon kliği duyulmaması + ikinci sesin normal çiftleşmesi + kapağın normal açılması → kapak darlığını dışlar
  • Asimetrik septal kalınlaşma + sistolik anterior hareket → dinamik obstrüksiyonun yapısal karşılığıdır
  • Genç yaşta ani ölüm öyküsü → kalıtsal hipertrofik zemini destekler
  • İstirahat kalp hızı 56/dakika → düzenli spor yapan ergende vagal bradikardidir, erişkin alt sınırına göre ileti bloğu gibi okunmamalıdır
  • Alkalen fosfataz 410 U/L → ergende büyüme ile uyumlu olup tek başına karaciğer hastalığı gibi okunmamalıdır

Neden diğerleri değil

  • Aort kapağında ejeksiyon kliği — klik yokluğu ve normal açılan kapak ile dinamik üfürüm davranışı varken sabit kapak darlığını karşılamaz
  • Geniş nabız basıncı ile diyastolik üfürüm — üfürüm sistolik ejeksiyon zamanında ve dinamikken diyastolik aort yetersizliğini açıklamaz
  • Sert P2 ile sağ ventrikül hipertrofisi — P2 vurgusu ve sağ ventrikül bulgusu tanımlanmamışken sol çıkım yolu obstrüksiyonunu karşılamaz
  • Açılma sesi ile mid-diyastolik üfürüm — mid-diyastolik üfürüm ve açılma sesi mitral darlığını gösterir, sistolik dinamik üfürüm ve sistolik anterior hareketle uyuşmaz

Aklında kalsın

Preload ile artan ve azalan sistolik üfürüm sabit darlık değildir; asimetrik hipertrofi ve sistolik anterior hareket varsa sert ventriküle bağlı dördüncü kalp sesi beklenir.

47. soru

Üç yaşındaki kız hasta bulantı, kusma ve halsizlik nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden dilate kardiyomiyopati nedeniyle furosemid, kaptopril ve digoksin kullandığı, son 3 gündür iştahsızlık ve aralıklı kusma olduğu, ishal ve ateş olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kalp hızı 62/dakika ve ritmi düzensiz, kan basıncı 88/55 mmHg bulunuyor; belirgin dehidratasyon bulgusu saptanmıyor. Elektrokardiyografide sık ventriküler ekstrasistoller ve ST segmentinde çökme izleniyor. Laboratuvar incelemesinde sodyum 138 mEq/L, potasyum 2,6 mEq/L, kreatinin 0,9 mg/dL bulunuyor; magnezyum normal saptanıyor.

Bu hastadaki ritim bozukluğunun temel mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Hipokalemi ve böbrek fonksiyon azalmasıyla güçlenen Na-K ATPaz inhibisyonu

Kısaca — Digoksin kullanan küçük çocukta ishalsiz kusma, bradikardi, ventriküler ektopi, hipokalemi ve yaşa göre yüksek kreatinin digoksin toksisitesini gösterir ve ritim bozukluğu güçlenmiş Na-K ATPaz inhibisyonu ile açıklanır.

Dilate kardiyomiyopati zemininde furosemid hipokalemi yapar, kaptopril ve hacim değişiklikleri böbrek fonksiyonu azaltabilir; digoksin renal yolla atılır ve terapötik aralığı dardır. Hipokalemi miyokardda Na-K ATPaz’a digoksin bağlanmasını artırır, hücre içi kalsiyum yüklenir; sonuçta otomatisite artarken atriyoventriküler iletim yavaşlar, bradikardi ile birlikte ventriküler ektopi ve ST değişikliği görülür. İshal ve ateş yokluğu ile belirgin dehidratasyon bulgusunun olmaması akut gastroenteriti uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Digoksin, furosemid ve kaptopril kullanımı → etkileşim ve klirens azalması için zemin
  • İshal ve ateş olmaksızın kusma → gastroenteriti dışlayan fork, digoksin etkisini destekler
  • Kalp hızı 62/dakika ve düzensiz ritim → bu yaşta bradikardi ve iletim yavaşlaması
  • Sık ventriküler ekstrasistol ve ST çökmesi → artmış otomatisite ve digoksin etkisi
  • Potasyum 2,6 mEq/L → Na-K ATPaz inhibisyonunu güçlendiren hipokalemi
  • Kreatinin 0,9 mg/dL → erişkinde normal sanılır, 3 yaşında böbrek fonksiyon azalmasını gösterir ve digoksin birikimini destekler

Neden diğerleri değil

  • Furosemide bağlı hacim kaybıyla sempatik aktivasyonun artması ve ektopinin kolaylaşması — Belirgin dehidratasyon yok, bradikardi ve ST çökmesi yalnızca sempatik aktivasyonla açıklanamaz
  • Kaptoprile bağlı afterload azalmasıyla koroner perfüzyon basıncının düşmesi — Kan basıncı düşük debiyi yansıtabilir ama ventriküler ektopi ve bradikardi paternini açıklamaz
  • Akut gastroenterite bağlı artmış vagal uyarıyla atriyoventriküler iletinin yavaşlaması — İshal ve ateş yok, hipokalemi ve kreatinin yüksekliği vagal mekanizmayla uyumsuz
  • Tekrarlayan kusmaya bağlı metabolik alkalozla iyonize kalsiyumun düşmesi ve ektopi — Baskın bulgu hipokalemi ve renal fonksiyon azalması, EKG paterni digoksin etkisini işaret ediyor

Aklında kalsın

Digoksin kullanan çocukta hipokalemi ve yaşa göre yüksek kreatinin varsa kusma ve bradikardi ile birlikte giden ventriküler ektopi toksisiteyi düşündürmelidir.

48. soru

Dokuz yaşındaki kız hasta ateş, diz ve ayak bileğinde gezici eklem ağrısı ve şişlik nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden üç hafta önce ateşli boğaz ağrısı geçirdiği, eklem yakınmalarının bir eklemden diğerine geçerken ilk tutulan eklemdeki şişliğin tamamen düzeldiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş 38,6 °C iken kalp hızı 118/dakika bulunuyor; apekste sistolik üfürüm duyuluyor ve karaciğer kot altında 2 cm palpe ediliyor. Elektrokardiyografide PR aralığında uzama, ekokardiyografide mitral yetersizlik ve sol ventrikülde hafif dilatasyon izleniyor. Laboratuvar incelemesinde akut faz reaktanlarının yüksek olduğu görülüyor.

Kalp yetmezliği bulgularına rağmen bu hastada kullanılmasından kaçınılması gereken ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Digoksin

Kısaca — Gezici ve iz bırakmadan düzelen artrit ile birlikte kardit ve PR uzaması akut romatizmal ateşi düşündürür ve iletim tutulumunda digoksin bloğu ağırlaştırır.

Üç hafta önceki ateşli boğaz ağrısı, bir eklemden diğerine geçerken ilk eklemin tamamen düzelmesi, apikal sistolik üfürümle mitral yetersizlik ve PR aralığında uzama birlikte romatizmal karditi destekler; ateşli çocukta kalp hızı artışı tek başına miyokardit ya da aritmi kanıtı değildir. Aktif karditte atriyoventriküler iletim zaten baskılanmıştır, bu zeminde digoksin atriyoventriküler bloğu derinleştirip bradiaritmi ve atım hacminde düşmeye yol açabilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Diz ve ayak bileğinde gezici ağrı ve şişliğin ilk eklemde tamamen düzelmesi → sekel bırakmayan migratuar poliartriti düşündürür
  • Üç hafta önce ateşli boğaz ağrısı → streptokok enfeksiyonu sonrası latent dönemi destekler
  • Apekste sistolik üfürüm, mitral yetersizlik ve hafif sol ventrikül dilatasyonu → romatizmal karditi düşündürür
  • PR aralığında uzama → atriyoventriküler iletim tutulumunu gösterir ve digoksin için uyarıcı fork bulgudur; viral miyokardit ilk izlenimini tek başına doğrulamaz
  • Ateş 38,6 °C iken kalp hızı 118/dakika → bu yaşta ateşle beklenen sinüs taşikardisidir, birincil taşiaritmi olarak okunmamalıdır

Neden diğerleri değil

  • Furosemid — konjesyon bulguları varken diüretik konjesyonu azaltır, iletimi bozmaz; kaçınılması gerekmez
  • Benzatin penisilin — streptokok eradikasyonu ve nükslerin önlenmesi için endikedir, zararlı değildir
  • Naproksen — romatizmal artritte endikedir; viral miyokardit sanılarak kaçınılması gereken ilaç gibi düşünülmesi ilk izlenim hatasıdır
  • Parasetamol — ateş kontrolünde güvenlidir, iletim ya da kapak lezyonunu kötüleştirmez

Aklında kalsın

Romatizmal karditte PR uzaması varken digoksin atriyoventriküler bloğu ağırlaştırabileceğinden kaçınılır.

49. soru

On bir yaşındaki erkek hasta aralıklı kas krampları, halsizlik ve parestezi nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden erken çocuklukta büyüme ve gelişmesinin normal olduğu, belirgin poliüri ve polidipsisinin olmadığı, kusma, ishal ve hipertansiyon öyküsünün olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 95/60 mmHg ölçülüyor, dehidratasyon bulgusu yok, nörolojik muayene normal bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde hipopotasemi ve metabolik alkaloz saptanıyor; plazma renin ve aldosteron yüksek bulunuyor. İdrar incelemesinde kalsiyum atılımının düşük olduğu, proteinüri ve glukozüri olmadığı saptanıyor.

Bu hastada saptanması en olası ek laboratuvar bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Hipomagnezemi ve renal magnezyum atılımında artış

Kısaca — Geç başlangıç, normal büyüme ve düşük idrar kalsiyumu Bartter değil Gitelman örüntüsüdür ve renal magnezyum kaybı beklenir.

Hipokalemik alkaloz ile yüksek renin ve aldosteron hem Bartter hem Gitelman için ortaktır, ayrımı başlangıç yaşı, büyüme ve idrar kalsiyumu yapar. Erken yaşta poliüri ve büyüme geriliği ile hiperkalsiüri Bartter lehineyken, okul çağında kramp ve parestezi ile hipokalsiüri Gitelman lehinedir; Gitelman distal tübüldeki defekt nedeniyle magnezyumu da tutamaz.

Tanıya götüren bulgular

  • Hipopotasemi ve metabolik alkaloz ile yüksek renin ve aldosteron → tuz kaybettiren tübülopatiyi düşündürür ve ilk tahmini Bartter’e yönlendirir.
  • Düşük idrar kalsiyumu, proteinüri ve glukozüri yokluğu → ilk tahmini dışlayan çatal bulgudur ve Gitelman örüntüsünü destekler.
  • On bir yaşında başlangıç, normal erken büyüme ve belirgin poliürinin olmaması → erken başlangıçlı Bartter’den uzaklaştırır.
  • Kusma, ishal ve hipertansiyon yokluğu ile normotansiyon → sekonder nedenleri ve hipertansif Liddle örüntüsünü dışlar.
  • Kan basıncı 95/60 mmHg → erişkin ölçütüyle hipotansiyon sanılır, ancak bu yaşta normaldir ve hacim açığı şokuna yönlendirmemelidir.

Neden diğerleri değil

  • Hiperkalsiüri ve medüller nefrokalsinozis — düşük idrar kalsiyumu varken beklenen Bartter bulgusudur, bu vakada çatal bulguyla dışlanmıştır.
  • Hipertansiyon ile birlikte düşük plazma renin aktivitesi — kan basıncı normal ve renin yüksek olduğundan Liddle örüntüsüyle uyumsuzdur.
  • Hipernatremi ile birlikte yüksek idrar ozmolalitesi — su kaybı ve diyabet insipidus örüntüsüdür, sodyum ve su dengesi böyle değildir.
  • Hiperkloremik normal anyon açıklı metabolik asidoz — tübüler asidoz örüntüsüdür, hastada alkaloz vardır.

Aklında kalsın

Geç başlangıçlı hipokalemik alkalozda düşük idrar kalsiyumu Gitelman’i işaret eder ve renal magnezyum kaybı aranır.

50. soru

Yirmi beş günlük erkek bebek kusma, emmede azalma ve kilo alamama nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden zamanında doğduğu, idrar miktarında azalma ve huzursuzluk olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde orta derecede dehidratasyon, erkek dış genital yapının normal olduğu, hiperpigmentasyon ve virilizasyon bulgusu olmadığı saptanıyor; kan basıncı yaşına göre normal bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde sodyum 127 mEq/L, potasyum 6,3 mEq/L, bikarbonat 15 mEq/L, pH 7,28, kreatinin 1,0 mg/dL bulunuyor; kreatinin sonucu erişkin aralığına göre normal olarak işaretlenmiş. İdrar incelemesinde lökosit esterazın pozitif, kültürde üreme olduğu ve renal ultrasonografide bilateral hidroüreteronefroz izlendiği öğreniliyor.

Bu hastada en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Antibiyotik, sıvı-sodyum desteği ve obstrüksiyonun değerlendirilmesi

Kısaca — Normal genitalili yenidoğanda tuz kaybı + idrar yolu enfeksiyonu ve hidronefroz geçici aldosteron direncini gösterir; steroid değil sıvı-sodyum, antibiyotik ve obstrüksiyonun giderilmesi gerekir.

Tuz kaybettiren konjenital adrenal hiperplazide mineralokortikoid ve glukokortikoid eksikliği varken üriner enfeksiyon ve obstrüksiyona ikincil tabloda aldosteron yüksek olmasına rağmen tübül yanıt vermez; bu yüzden dışarıdan steroid vermek tabloyu düzeltmez. Dehidratasyon, hiponatremi, hiperkalemi ve asidoz sıvı-sodyum desteğiyle, hiperkalemi acil önlemlerle, altta yatan enfeksiyon ve idrar akım engeli ise etken tedavisiyle düzelir.

Tanıya götüren bulgular

  • Hiponatremi + hiperkalemi + metabolik asidoz → mineralokortikoid etki azlığını düşündürür
  • Normal erkek genitali ve hiperpigmentasyon yokluğu → ilk akla gelen tuz kaybettiren adrenal hiperplaziden uzaklaştırır
  • Bilateral hidroüreteronefroz + pozitif idrar bulguları → obstrüksiyon ve enfeksiyona ikincil direnci destekler
  • Normal kan basıncı ve dehidratasyon → volüm kaybıyla uyumludur, hipertansiyon yoktur
  • Kreatinin 1,0 mg/dL → erişkin ölçüsüyle normal sanılmamalıdır, 25 günlükte maternal kreatinin temizlendikten sonra yüksektir ve obstrüksiyonu işaret eder

Neden diğerleri değil

  • Hidrokortizon ve fludrokortizon ile glukokortikoid-mineralokortikoid replasmanı — ilk tahminin tedavisidir; burada eksiklik değil direnç olduğundan etkisiz kalır
  • Yalnızca potasyum düşürücü önlemlerle hiperkaleminin izole düzeltilmesi — doğru ancak eksiktir; sıvı-sodyum, enfeksiyon ve obstrüksiyon düzelmeden tablo tekrarlar
  • Yalnızca sodyum bikarbonat ile asidozun düzeltilmesi ve izlem — doğru ancak ilk basamak değildir; tuz kaybı ve idrar akım engelini düzeltmez
  • Sıvı ve serbest su kısıtlaması ile idrar dansitesinin izlenmesi — dehidrate ve tuz kaybeden bebekte kaybı derinleştirir

Aklında kalsın

Normal genital + hidronefroz ve enfeksiyon eşlik eden yenidoğan tuz kaybında önce idrar yolu ve obstrüksiyon düşünülmelidir.

51. soru

On iki günlük erkek bebek emmede azalma, huzursuzluk ve damla damla idrar yapma nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden gebelikte bilateral hidronefroz saptandığı, zamanında doğduğu ve ateşinin hiç olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde genel durumu orta, fontaneli normal bombelikte, suprapubik bölgede dolgunluk ve zayıf idrar akımı saptanıyor; kalp hızı 152/dakika, solunum sayısı 54/dakika bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 17.200/mm³, CRP 0,6 mg/dL, idrar kültüründe üreme olmadığı, serum sodyum 131 mEq/L, potasyum 5,9 mEq/L, klor 112 mEq/L, bikarbonat 14 mEq/L, kreatinin 0,9 mg/dL ve arteryel pH 7,28 olduğu bildiriliyor. Renal ultrasonografide bilateral hidroüreteronefroz, mesane duvarında kalınlaşma ve trabekülasyon ile işeme sonrası belirgin rezidü saptanıyor.

Bu tabloda gözlenen hiperkalemik hiperkloremik metabolik asidozun en olası mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Toplayıcı kanalda aldosterona direnç nedeniyle hidrojen ve potasyum atılımında azalma

Kısaca — Zayıf işeme ve bilateral obstrüksiyon bulguları posterior üretral valvı düşündürür ve eşlik eden hiperkalemik hiperkloremik asidoz distal tübüler disfonksiyonla açıklanır.

Posterior üretral valv erkek yenidoğanda alt üriner obstrüksiyona yol açar; mesane hipertrofisi ve bilateral hidroüreteronefroz gelişir, artan intratübüler basınç ve medüller hasar toplayıcı kanalda aldosterona direnç oluşturur, bu nedenle hidrojen ve potasyum atılımı azalır ve hiperkalemik hiperkloremik metabolik asidoz ortaya çıkar; kreatinin yüksekliği obstrüktif böbrek hasarını yansıtır.

Tanıya götüren bulgular

  • Damla damla idrar, zayıf akım ve suprapubik dolgunluk → alt üriner obstrüksiyon ve inkomplet boşalma
  • Bilateral hidroüreteronefroz + kalın trabeküle mesane ve rezidü → valv düzeyinde obstrüksiyonu destekler
  • Ateş yokluğu, normal CRP ve steril idrar kültürü → ilk akla gelen piyelonefrit/sepsis tanısından uzaklaştırır
  • Lökosit 17.200/mm³, kalp hızı 152/dakika ve solunum 54/dakika → yenidoğan için normal aralık, erişkin normuyla sepsis sanılmamalı
  • Kreatinin 0,9 mg/dL → 12 günlük bebekte yüksek (maternal etki kaybolmuştur), erişkin aralığıyla normal sanılmamalı
  • Na 131, K 5,9, Cl 112, HCO3 14, pH 7,28 → anyon açığı artmadan hiperkloremik asidoz ve hiperkalemi, distal asidifikasyon defektini düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Proksimal tübülde bikarbonat geri emiliminde primer bozukluk — proksimal kayıpta hipokalemi ve düşük klor beklenir, buradaki hiperkalemi ve hiperkloremi ile uyumsuzdur
  • Henle kulpunda sodyum-potasyum-klor taşınmasında primer bozukluk — tuz kaybı ve metabolik alkaloz eğilimi yapar, obstrüktif bulgu ve asidoz paternini açıklamaz
  • Doku hipoperfüzyonu ve artmış laktat üretimine bağlı anyon açıklı metabolik asidoz tablosu — sepsis ilk akla gelen tanıdır ancak ateş yokluğu, normal CRP ve steril kültür bu yolu dışlar
  • Adrenal bezde mineralokortikoid sentezinde primer eksiklik — benzer elektrolit paterni yapabilir ancak bilateral obstrüksiyon, trabeküle mesane ve rezidü varken primer adrenal neden savunulamaz

Aklında kalsın

Obstrüktif üropatide toplayıcı kanal aldosterona yanıtsız kalır ve hiperkalemik hiperkloremik asidoz ile tuz kaybı görülür.

52. soru

Yedi aylık erkek hasta karında şişlik ve tekrarlayan ateşli idrar yolu enfeksiyonu nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden gebelikte sağ böbrekte çok sayıda kist saptandığı, izlemde küçülme göstermediği, babada böbreklerde birkaç milimetrik basit kist bulunduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ lomber bölgede ele gelen sert kitle saptanıyor, kan basıncı 85/55 mmHg bulunuyor, büyümesi yaşına uygun seyrediyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinini 0,4 mg/dL bulunuyor, tam idrar tahlili normal bulunuyor, serum alkalen fosfataz 510 U/L ölçülüyor. Üriner ultrasonografide sağ böbrekte birbiriyle ve pelvisle bağlantısız çok sayıda farklı boyutta kist ve böbrekte büyüme izleniyor, sol böbrekte kist olmaksızın kompansatuvar büyüme görülüyor. DMSA sintigrafisinde sağ böbrekte tutulum izlenmiyor.

Bu hastada izlemde aranması gereken en ayırt edici ilişkili durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Karşı böbrekte vezikoüreteral reflü, hipertansiyon ve proteinüri varlığı

Kısaca — Tek taraflı bağlantısız kistler ve fonksiyonsuz böbrek multikistik displaziyi düşündürür ve izlem sağlam böbreğin reflü ve hipertansiyon yönünden değerlendirilmesine odaklanır.

Multikistik displastik böbrekte etkilenen böbrek pelvisle bağlantısız çok sayıda kistten oluşur, fonksiyon göstermez ve zamanla küçülme eğilimindedir; karşı böbrekte kist olmaksızın kompansatuvar büyüme bilateral progresif kistik hastalıklardan ayrımı sağlar. Esas risk displastik böbreğin kendisi değil sağlam böbrektir, bu böbrekte vezikoüreteral reflü, hipertansiyon ve proteinüri gelişebildiği için izlem kan basıncı, idrar bulguları ve ultrasonografiye odaklanır.

Tanıya götüren bulgular

  • Sağda pelvisle bağlantısız çok sayıda farklı boyutta kist ve böbrekte büyüme → displastik dokuyu düşündürür
  • DMSA tutulum yokluğu → etkilenen böbreğin nonfonksiyone olduğunu gösterir
  • Sol böbrekte kist olmaksızın kompansatuvar büyüme, normal büyüme ve normal kreatinin → bilateral progresif kistik hastalıklardan uzaklaştırır
  • Babadaki birkaç milimetrik basit kist → kalıtsal polikistik böbreği desteklemez, tek taraflı displazi tanısından uzaklaştırmaz
  • Kan basıncı ve idrar tahlilinin şu an normal olması → o anki hipertansiyonu dışlar ancak sağlam böbrekte ileride gelişebilecek hipertansiyon ve proteinüri izlemini gerektirir
  • Alkalen fosfataz yüksekliği → süt çocukluğunda kemik büyümesine bağlı fizyolojiktir, böbrek fonksiyonu normalken tek başına renal osteodistrofiyi düşündürmez

Neden diğerleri değil

  • Her iki böbrekte progresif kist artışı ve erken böbrek yetmezliğine ilerleme — karşı böbrekte kist yokluğu ve korunmuş fonksiyon bilateral progresif seyri dışlar
  • Karaciğerde konjenital hepatik fibrozis ve portal hipertansiyon bulguları — hepatik fibrozis otozomal resesif polikistik hastalığa aittir, burada karaciğer ve karşı böbrek normaldir
  • Alkalen fosfataz yüksekliğine bağlı renal osteodistrofi ve raşitizm tablosu — kreatinin normalken izole alkalen fosfataz yüksekliği süt çocukluğunda fizyolojiktir
  • Kalın trabeküllü mesane ve dilate posterior üretra ile alt üriner obstrüksiyon — mesane ve üreter normaldir, obstrüksiyon üst düzeyde ve tek taraflıdır

Aklında kalsın

Displastik böbrekte sorunlu böbrek değil sağlam böbrek izlenir, reflü ve hipertansiyon aranır.

53. soru

Ondört aylık kız hasta solukluk, iştahsızlık ve toprak yeme yakınmasıyla getiriliyor. Öyküsünden ağırlıklı olarak inek sütü ve unlu gıdalarla beslendiği, et tüketiminin az olduğu öğreniliyor. Son üç aydır aralıklarla ateşi olduğu, kilo alımının durduğu ve sabahları el parmaklarında şişlik ve hareket kısıtlılığı olduğu belirtiliyor. Fizik muayenesinde solukluk ve dizlerde hafif şişlik dışında özellik saptanmıyor; dalak palpe edilmiyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 10,1 g/dL, MCV 77 fL, RDW normal sınırlarda, eritrosit sayısı 4,1 milyon/mm³, lökosit 12.600/mm³ saptanıyor; kalp hızı 124/dakika, solunum sayısı 30/dakika bulunuyor. Serum demiri düşük, demir bağlama kapasitesi düşük-normal, ferritin normal-yüksek, C-reaktif protein yüksek bulunuyor; iki aylık düzenli demir tedavisine yanıt alınamadığı öğreniliyor.

Bu hastadaki aneminin mekanizması en olası olarak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Hepcidin artışı ile ferroportin yıkımı ve demirin makrofajlarda tutulumu

Kısaca — Kronik eklem bulguları ve yüksek CRP ile normal-yüksek ferritin, demire yanıtsız normositer aneminin inflamasyona bağlı olduğunu gösterir ve mekanizma hepcidin ile ferroportin yıkımıdır.

Bu yaşta MCV 77 fL normale yakındır, bu yüzden tablo mikrositer değil normositerdir; RDW normal, ferritin normal-yüksek, demir bağlama kapasitesi düşük-normal ve CRP yüksek olup iki aylık demire yanıtsızlık vardır. Kronik inflamasyonda artan hepcidin ferroportini internalize edip yıktığı için demir makrofajlarda tutulur ve duodenal emilim azalır, serum demiri düşük olmasına rağmen depolar doludur ve oral demir etkisiz kalır.

Tanıya götüren bulgular

  • İnek sütü ağırlıklı beslenme ve toprak yeme → ilk bakışta demir eksikliğini düşündürür
  • MCV 77 fL + RDW normal → erişkin eşiğiyle mikrositer sanılmamalı, bu yaşta normale yakındır ve demir eksikliğinden uzaklaştırır
  • Üç aydır aralıklı ateş, kilo duraklaması ve sabah eklem şişliği → kronik inflamasyonu düşündürür
  • Ferritin normal-yüksek + CRP yüksek + demir bağlama kapasitesi düşük-normal → akut faz örüntüsü ile kronik hastalık anemisini destekler, demir eksikliğini dışlar
  • Lökosit 12.600/mm³, kalp hızı 124/dakika → bu yaşta normaldir, erişkin normuyla lökositoz veya taşikardi sayılmaz
  • İki aylık düzenli demire yanıtsızlık → besinsel eksiklik varsayımını çürütür

Neden diğerleri değil

  • Globin zincirlerindeki dengesizliğe bağlı etkisiz eritropoez ve ikincil demir yükü — Eritrosit yüksekliği ve talasemi örüntüsü yoktur, RDW ve ferritin uymaz
  • Mide asit azlığına bağlı ferrik demirin emilim bozukluğu — Mide asidini azaltan ilaç veya malabsorpsiyon öyküsü yoktur, ferritin ve CRP inflamasyonu gösterir
  • Kurşunun hem sentezindeki enzimleri baskılamasına bağlı anemi — Kurşun maruziyeti ve ilgili yayma bulgusu yoktur, CRP yüksekliği açıklanmaz
  • Yetersiz alım ve gizli kan kaybına bağlı depo demirinin tükenmesi — İlk akla gelen besinsel mekanizmadır ancak normal-yüksek ferritin, yüksek CRP ve yanıtsızlıkla dışlanır

Aklında kalsın

Ferritin normal-yüksek ve CRP yüksek seyrederken demire yanıtsız anemi görürsen inflamasyona bağlı hepcidin artışını düşün.

54. soru

Altı yaşındaki erkek hasta iki haftadır artan öksürük ve hışıltı nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden daha önce astım tanısı olmadığı, salbutamole yanıt alınamadığı ve son günlerde yüzünde şişlik fark edildiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde yüz ve boyunda belirgin ödem, boyun venlerinde dolgunluk ve her iki akciğerde yaygın vizing duyuluyor. Sırtüstü yatmakla artan nefes darlığı olduğu, oturup öne eğilince hafiflediği belirtiliyor. Solunum sayısı 26/dakika, oksijen satürasyonu %93 bulunuyor, kan basıncı normal ve ateş saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde eozinofil sayısı normal, lökosit 9.600/mm³ bulunuyor ve akciğer grafisinde ön mediastende genişleme saptanıyor. Servikal bölgede sert, ağrısız ve fikse lenf nodları palpe ediliyor.

Bu aşamada en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Dik pozisyonda izlenerek sedasyonsuz en az invaziv tanısal yaklaşım uygulanması

Kısaca — Salbutamole yanıtsız vizingle birlikte yüz ödemi, venöz dolgunluk ve sırtüstü yatmakla artan dispne ön mediastinal kitle basısını düşündürür ve hasta dik tutulup sedasyonsuz en az invaziv tanıya gidilir.

Ön mediastinal malignite aynı anda hava yoluna ve superior vena kavaya basar; supin pozisyonda kitlenin basısı artar ve sedasyonla kas tonusu ile spontan solunumun baskılanması hava yolu kollapsını ve venöz dönüşte azalmayı hızlandırıp ani solunum ve dolaşım kollapsına yol açabilir. Bu nedenle ilk adım hava yolunu ve venöz dönüşü korumak, doku tanısını bilinç ve spontan solunumu koruyarak en az invaziv yöntemle aramaktır. Apireksi, normal eozinofil, fikse lenf nodları ve ön mediastinal genişleme astım izlenimini dışlar; altı yaşta bu görünüm normal timus değildir.

Tanıya götüren bulgular

  • Salbutamole yanıtsız yaygın vizing → ilk akla gelen astım izlenimini zayıflatır
  • Yüz-boyun ödemi ve boyun venlerinde dolgunluk → vena kava düzeyinde venöz dönüş basısını destekler
  • Sırtüstü yatmakla artan, oturup öne eğilince hafifleyen dispne ve %93 satürasyon → pozisyona bağlı hava yolu ve vasküler basıyı gösterir
  • Sert, ağrısız fikse servikal lenf nodları ve ön mediastinal genişleme → malign kitleyi düşündürür
  • Normal eozinofil, apireksi ve altı yaşta timusla açıklanamayan genişleme → astım ve normal varyant yorumunu dışlar

Neden diğerleri değil

  • Supin pozisyona alınarak genel anestezi altında hemen açık mediastinal biyopsi yapılması — bası varken hava yolu ve dolaşım kollapsı riskini artırır
  • Nebülize salbutamol ve sistemik steroidle astım tedavisine devam edilmesi — yanıtsızlık ve bası bulguları varken ilk izlenimin tedavisine devam etmektir
  • Akciğer grafisindeki görünümün normal timus kabul edilerek izlenmesi — süt çocuğunda normal olan görünümü bu yaşta kitleyi kaçıracak biçimde uygular
  • Diüretik ve sıvı kısıtlaması ile yalnızca yüz ödeminin tedavi edilmesi — semptoma yöneliktir, basının nedenini ve hava yolu riskini çözmez

Aklında kalsın

Bası bulgulu ön mediastinal kitlede supin ve sedasyondan kaçınıp dik pozisyonda en az invaziv tanıya gidilir.

55. soru

Beş yaşındaki erkek hasta akut lenfoblastik lösemi nedeniyle idame kemoterapisi alırken bir haftadır artan karın ağrısı, kabızlık ve tekrarlayan kusma şikâyetleriyle getiriliyor. Öyküsünden haftalık vinkristin aldığı ve iki hafta önce oral kandidiyazis nedeniyle flukonazol başlandığı öğreniliyor. Fizik muayenede batında distansiyon ve barsak seslerinde azalma saptanıyor; defans ve rebound alınmıyor, ateş 36,8 °C bulunuyor. Nörolojik muayenede alt ekstremitelerde derin tendon reflekslerinin alınamadığı ve çene ağrısından yakındığı öğreniliyor. Laboratuvar incelemesinde mutlak nötrofil sayısı 2.400/mm³, sodyum 128 mmol/L, alkalen fosfataz 370 U/L, bilirubin ve transaminazlar normal bulunuyor; ayakta direkt batın grafisinde yaygın gaz distansiyonu dışında hava-sıvı seviyesi ve serbest hava saptanmıyor.

Bu tablonun ortaya çıkış mekanizması olarak en olası açıklama aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Flukonazolün vinkristin yıkımını baskılayarak vinkristin maruziyetini ve nörotoksisiteyi artırması

Kısaca — Vinkristin altındaki çocukta azol başlanmasından sonra ileus, arefleksi, çene ağrısı ve hiponatremi vinkristin nörotoksisitesinin azol ile artan maruziyet sonucu belirginleştiğini gösterir.

Vinkristin mikrotübül fonksiyonunu bozarak otonom nöropatiye bağlı kabızlık ve ileus, periferik nöropatiye bağlı arefleksi ve çene ağrısı ile uygunsuz antidiüretik hormon salımına bağlı hiponatremi yapar. Azol antifungaller karaciğerde vinkristin yıkımını baskılayarak maruziyeti artırır; tablonun azol sonrası ortaya çıkması ve cerrahi karın ile nötropeninin olmaması bu mekanizmayı destekler.

Tanıya götüren bulgular

  • Karın ağrısı, kusma, kabızlık, distansiyon ve azalmış barsak sesleri → ilk akla cerrahi obstrüksiyon ve nötropenik enterokoliti getirir, ancak ateşsizlik, mutlak nötrofil 2.400/mm³, defans ve rebound yokluğu ile hava-sıvı ve serbest hava yokluğu → bu tanıları uzaklaştırır
  • Haftalık vinkristin ve iki hafta önce başlanan flukonazol → zamanlama ilaç etkileşimini destekler
  • Alt ekstremitelerde arefleksi ve çene ağrısı → vinkristin periferik nörotoksisitesini düşündürür
  • Sodyum 128 mmol/L → uygunsuz antidiüretik hormon salımına bağlı hiponatremiyi destekler
  • Alkalen fosfataz 370 U/L ile normal bilirubin ve transaminazlar → erişkin aralığında yüksek görünür ancak bu yaşta kemik büyümesi nedeniyle normaldir; kolestazı desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Vinkristine bağlı miyelosupresyon ve nötropeniye sekonder gelişen nötropenik enterokolit tablosu — Nötrofil normal ve ateş yoktur; defans, hassasiyet ve tipik görüntü bulunmaz, ayrıca arefleksi ve çene ağrısını açıklamaz.
  • Alkalen fosfataz yüksekliği ile seyreden kolestatik karaciğer hasarına bağlı ileus gelişmesi — Bilirubin ve transaminazlar normaldir; yalnız alkalen fosfataz yüksekliği bu yaşta büyümeye aittir ve safra yolu obstrüksiyonunu kanıtlamaz.
  • Santral sinir sistemi lösemik tutulumuna bağlı gelişen otonom disfonksiyon ve ileus — Santral tutulumu düşündürecek baş ağrısı, kusma paterni ve BOS bulgusu yoktur; arefleksi, çene ağrısı ve azol zamanlamasını açıklamaz.
  • Hiponatremiye bağlı barsak düz kas fonksiyonunun bozulması ile ileus gelişmesi — Nedensellik terstir; hiponatremi ve ileus aynı nörotoksisitenin sonuçlarıdır, hiponatremi ileusun nedeni değildir.

Aklında kalsın

Azol başlanan vinkristinli çocukta yeni ileus, arefleksi ve hiponatremi ilaç etkileşimine bağlı toksisite artışıdır; önce ilaçlar gözden geçirilir.

56. soru

Üç yaşındaki kız hasta akut lenfoblastik lösemi tanısıyla indüksiyon kemoterapisi alırken ateş, karın ağrısı ve kusma nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden tedavinin kemik iliği baskılanmasının en belirgin olduğu dönemde olduğu, iki gündür iştahsızlık ve sağ alt kadranda ağrının arttığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş 38,6 °C, nabız 132/dakika, sağ alt kadranda yaygın hassasiyet ve distansiyon saptanıyor; hassasiyetin yaygınlığı nedeniyle rebound net değerlendirilemiyor. Bağırsak sesleri azalmış bulunuyor, perianal bölgede lezyon görülmüyor ve kan basıncı normal olarak değerlendiriliyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 2.600/mm³ (%12 nötrofil, %78 lenfosit), hemoglobin 9,8 g/dL ve trombosit 88.000/mm³ bulunuyor. Batın ultrasonografisinde çekum ve çıkan kolon duvarında belirgin kalınlaşma saptanıyor, apendiks ayrıca görüntülenemiyor.

Bu tablo için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Cerrahi yapılmadan barsak istirahati ve geniş spektrumlu antibiyotik başlanması

Kısaca — Kemoterapi baskılanma döneminde nötropeniyle birlikte sağ alt kadran ağrısı ve çekum duvar kalınlaşması nötropenik enterokoliti düşündürür ve cerrahiden kaçınılır.

Üç yaşta lenfosit hakimiyeti nedeniyle toplam lökosit yalnızca hafif düşük görünse de %12 nötrofil ağır nötropeni anlamına gelir. Baskılanma döneminde ateş, yaygın hassasiyet, distansiyon, barsak seslerinde azalma ve çekum-çıkan kolon duvar kalınlaşması apandisitten çok nötropenik barsak tutulumuna uyar. Nötropenik zeminde cerrahi iyileşmeyi bozar ve perforasyon-sepsis riskini artırır; barsak istirahati ve geniş spektrumlu antibiyotikle medikal yönetim gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Kemoterapi baskılanma döneminde ateş ve karın ağrısı → nötropenik komplikasyon zamanlamasını destekler
  • Lökosit 2.600/mm³ içinde %12 nötrofil → erişkin oranıyla değerlendirilince kaçırılır, bu yaşta ağır nötropeni anlamına gelir
  • Sağ alt kadranda yaygın hassasiyet, distansiyon ve azalmış barsak sesleri → lokalize apandisit savunmasından çok yaygın barsak tutulumunu destekler
  • Çekum ve çıkan kolon duvar kalınlaşması, apendiksin ayrıca görülememesi → apandisit tahmininden uzaklaştırır
  • Kan basıncının normal olması → tabloyu erken evrede yakalama fırsatı verir, izlemle geçiştirilmemelidir

Neden diğerleri değil

  • Acil apendektomi yapılması — izole apandisitte doğruyken nötropenik zeminde iyileşmeyi bozar ve ilk tahminin tuzağıdır.
  • Oral loperamid ile barsak hareketlerinin baskılanması — tutulan barsakta distansiyon ve perforasyon riskini artırır.
  • Hafif gıdalarla beslenmeye devam edilerek ayaktan izlenmesi — duvar kalınlaşması ve nötropenik ateş varken yetersiz ve güvensizdir.
  • Yalnızca antipiretik verilerek ek tedavi olmadan nötrofil toparlanmasının kendiliğinden beklenmesi — barsak kökenli sepsisi önlemez, aktif medikal tedavi gerekir.

Aklında kalsın Nötropenide sağ alt kadran ağrısı ve çekum duvar kalınlaşması apandisit değil enterokolit düşündürür ve cerrahi değil medikal yönetilir.

57. soru

Beş aylık erkek bebek emmede güçsüzlük, ağlamada cılızlaşma, kabızlık ve hareketlerde azalma nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden yakınmaların haftalar içinde ilerlediği, ateşinin hiç olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde uyanık olup çevresini izleyen hastada yaygın hipotoni, kurbağa bacağı postürü ve baş kontrolünde yetersizlik saptanıyor. Derin tendon refleksleri alınamıyor; pitoz, göz hareket kısıtlılığı ve pupilla yanıt bozukluğu bulunmuyor. İnspiriumda göğüs duvarının içe çöküp karnın dışa çıktığı paradoksal solunum izleniyor. Yaşamsal bulgularda kalp hızı 148/dakika, solunum sayısı 44/dakika, vücut sıcaklığı 36,8 °C; laboratuvar incelemesinde lökosit 11.500/mm³, hemoglobin 11,2 g/dL, C-reaktif protein ve kreatin kinaz normal bulunuyor.

Bu hasta için tanıyı kesinleştirecek inceleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — SMN1 geninde delesyon analizi

Kısaca — Haftalar içinde ilerleyen flask hipotoni ve arefleksi ön boynuzu düşündürür; normal göz ve pupilla ile paradoksal solunum botulizmi dışlar, infant normlarında normal yaşamsallar sepsisi dışlar, kesin tanı SMN1 delesyonudur.

Beş aylıkta uyanık bir bebekte simetrik güçsüzlük, kurbağa bacağı postürü ve refleks yokluğu santral hipotoniden çok periferik ön boynuz kaynağını destekler. Spinal müsküler atrofide survival motor nöron proteini eksikliği ön boynuz hücre kaybına yol açar; interkostal güçsüzlük korunmuş diyaframla paradoksal solunuma neden olurken göz hareketleri ve pupilla korunur, kreatin kinaz normal kalır. Bu örüntüde tarama incelemeleri değil SMN1 gen delesyon analizi tanıyı kesinleştirir.

Tanıya götüren bulgular

  • Haftalar içinde ilerleyen yaygın hipotoni, kurbağa bacağı postürü, baş kontrolünde yetersizlik ve arefleksi, uyanık ve izleyen bebekte periferik hipotoniyi gösterir
  • Pitoz, göz hareket kısıtlılığı ve pupilla bozukluğu olmaması ile paradoksal solunum, ilk cümlelerde akla gelen botulizmden uzaklaştırır
  • Kalp hızı 148/dakika, solunum 44/dakika, ateşsizlik, lökosit 11.500/mm³, hemoglobin 11,2 g/dL ve normal C-reaktif protein beş aylık için normaldir ve erişkin normuyla taşikardi ya da lökositoz sanılmamalıdır
  • Kreatin kinaz normaldir, bu nedenle distrofi ya da primer miyopati değil nörojenik güçsüzlük düşünülür

Neden diğerleri değil

  • Gaitada botulinum toksini aranması — Kabızlık ve cılız ağlamada botulizmde doğru olurdu, burada korunan göz ve pupilla ile paradoksal solunum ve haftalar süren arefleksik seyir karşısında desteklenmez
  • DMD geninde delesyon ve duplikasyon analizi — Çok yüksek kreatin kinaz, pseudohipertrofi ve Gowers belirtisi gerektirir, burada kreatin kinaz normal ve klinik ön boynuz örüntüsündedir
  • Serumda asetilkolin reseptör antikoru ölçümü — Gün içi dalgalanan oküler ve bulber yorulma gerektirir, burada kalıcı hipotoni ve arefleksi vardır
  • Beyin omurilik sıvısında protein incelemesi — Akut monofazik yükselen güçsüzlükte Guillain-Barre lehine disosiasyon arar, burada infantta haftalar içinde ilerleyen tablo vardır

Aklında kalsın

Uyanık hipotonic bebekte arefleksi ile paradoksal solunum ve korunan göz pupilla ön boynuzu düşündürür, infant yaşamsallar erişkin normuyla okunmamalıdır.

58. soru

On altı yaşındaki kız hasta 7 aydır âdet görememe ve memelerden süt gelmesi şikâyetleriyle getiriliyor. Öyküsünden 8 aydır psikiyatri izleminde risperidon kullandığı, baş ağrısı ve görme bozukluğu olmadığı, kilo kaybı olmadığı ve cinsel aktivitesinin bulunmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde Tanner evre 5 meme gelişimi ve bilateral galaktore saptanıyor; görme alanı ve nörolojik muayene normal bulunuyor, vücut kitle indeksi 23,4 kg/m² olarak hesaplanıyor. Laboratuvar incelemesinde gebelik testi negatif bulunuyor, TSH normal, prolaktin belirgin yüksek, FSH ve östradiol düşük saptanıyor. Pelvik ultrasonografide overler multifoliküler görünümde izleniyor.

Bu hastada en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Sorumlu ilacı gözden geçirip alternatifi değerlendirmek

Kısaca — Risperidon başlangıcıyla zamansal ilişkili amenore-galaktore ve baskılanmış gonadal aks ilaç kaynaklı hiperprolaktinemiyi gösterir, ilk iş ilacı gözden geçirmektir.

Dopamin D2 blokajı prolaktin üzerindeki tonik inhibisyonu kaldırır; yükselen prolaktin gonadotropin salgısını baskılayarak FSH ve östradiol düşüklüğüyle amenore ve galaktore yapar. Negatif gebelik testi gebeliği, normal TSH primer hipotirodiyi, normal görme alanı ve nörolojik muayene ile net zamansal ilişki prolaktinoma olasılığını bu tabloda uzaklaştırır; adolesanda multifoliküler over görünümü normal varyanttır ve tek başına polikistik over tanısı koydurmaz, bu nedenle ilk basamakta adenom tedavisine başlamak yerine prolaktini daha az etkileyen alternatifin değerlendirilmesi gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • 8 aydır risperidon kullanımı ve 7 aydır devam eden amenore-galaktore → net zamansal ilişki ilaç etkisini öne çıkarır
  • Baş ağrısı ve görme bozukluğu olmaması ile görme alanı ve nörolojik muayenenin normal olması → bası bulgusu yokluğu prolaktinoma olasılığını uzaklaştırır
  • Cinsel aktivite bulunmaması ve gebelik testinin negatif olması → gebeliğe bağlı amenore-galaktoreyi dışlar
  • TSH normal, prolaktin belirgin yüksek, FSH ve östradiol düşük olması → tiroid nedenini dışlar ve hiperprolaktinemiye bağlı gonadal baskılanmayı destekler
  • Overlerin multifoliküler görünmesi → adolesanda normal varyanttır, polikistik over tanısı koydurmaz

Neden diğerleri değil

  • Hipofiz görüntüleme yapıp dopamin agonisti tedavisi başlamak — İlaç etkisi varken ilk basamakta adenom tedavisine başlamak yanlıştır, önce sorumlu ilaç gözden geçirilir
  • Kombine oral kontraseptif ile çekilme kanaması sağlamak — Multifoliküler görünümü polikistik over sanıp âdet düzenlemek prolaktin nedenini düzeltmez ve galaktoreyi sürdürür
  • Levotiroksin replasmanı başlayıp izlemek — TSH normaldir, primer hipotirodi yoktur ve replasman prolaktini düşürmez
  • Enerji alımını artırıp egzersiz yükünü azaltarak izlemek — Bu yaklaşım düşük enerji alımına bağlı hipotalamik amenoreye aittir, galaktoreli hiperprolaktinemide yeri yoktur

Aklında kalsın

Galaktore ve amenorede dopamin blokeri kullanıyorsa önce zaman ilişkisini sorgula ve ilacı gözden geçir, doğrudan adenom tedavisine başlama.

59. soru

On bir aylık kız hasta viral alt solunum yolu enfeksiyonu sonrası yoğun bakımda mekanik ventilatörde izleniyor. Öyküsünden bir haftadır furosemid tedavisi aldığı, nazogastrik sonda ile drenajının devam ettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde akciğerlerde yeni fokal krepitan duyulmuyor, sekresyon miktarında artış ve pürülans gözlenmiyor, vücut sıcaklığı 37,2 °C bulunuyor. Akciğer grafisinde yeni konsolidasyon izlenmiyor. Ventilatörden ayırma denemelerinde hızlı yüzeyel solunum ve yetersiz spontan çaba gözleniyor, kan gazında pH yüksek, bikarbonat yüksek, PaCO2 yüksek bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde potasyum 2,7 mEq/L, klorür 86 mEq/L, lökosit 12.400/mm³, kreatinin 0,6 mg/dL, C-reaktif protein normal bulunuyor.

Bu tablodan sorumlu tutulması en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Furosemid ve nazogastrik kayıplara bağlı metabolik alkaloz ile baskılanmış solunum dürtüsü gelişmesi

Kısaca — Diüretik ve nazogastrik drenaj zemininde hipokalemi ve hipokloremi ile metabolik alkaloz gelişmiştir; enfeksiyon bulgusu yoktur ve baskılanmış solunum dürtüsü weaning güçlüğünü açıklar.

Loop diüretiği ve nazogastrik kayıplar klor ve potasyum kaybına yol açar; bikarbonat tutulumu ile gelişen metabolik alkaloz santral ve periferik kemoreseptörlerin CO2 yanıtını köreltir. Bu durumda spontan solunum çabası yetersiz kalır ve ventilatörden ayrılma başarılamaz; çözüm ventilatör desteğini artırmak ya da antibiyotik başlamak değil, klor ve potasyum açığını kapatıp kayıpları gözden geçirmektir.

Tanıya götüren bulgular

  • Furosemid kullanımı ve nazogastrik drenaj ile potasyum 2,7 mEq/L, klorür 86 mEq/L, pH ve bikarbonat yüksekliği → hipokloremik hipokalemik metabolik alkalozu destekler
  • Ateşsizlik, sekresyonlarda artış ve pürülans yokluğu, yeni konsolidasyon yokluğu ve C-reaktif proteinin normal olması → ilk akla gelen ventilatör ilişkili pnömoni tanısından uzaklaştırır
  • Lökosit 12.400/mm³ değerinin infantta normal olması ile kreatinin 0,6 mg/dL değerinin infant için yüksek olması → erişkin normuna göre lökositoz ve normal böbrek fonksiyonu yorumunu dışlar, hacim ve klor açığını gösterir
  • Hızlı yüzeyel solunum ve yetersiz spontan çaba ile PaCO2 yüksekliği → baskılanmış solunum dürtüsü ve hipoventilasyonu gösterir
  • Yeni fokal oskültasyon bulgusu olmaması → primer akciğer kötüleşmesini desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Ventilatör ilişkili pnömoniye bağlı sepsis ve buna bağlı artmış solunum iş yükü ile uzamış yorgunluk gelişmesi — ventile hastada weaning güçlüğünü enfeksiyon sayar; ateşsiz ve pürülanssız seyir ile normal CRP bu yönü dışlar
  • Yaygın atelektaziye bağlı intrapulmoner şant artışı ve dirençli hipoksemi ile ventilatörden ayrılamama gelişmesi — PaCO2 yüksekliğini yalnızca şanta bağlar; hipokalemi ve hipokloremi örüntüsünü karşılamaz
  • Anemiye bağlı azalmış oksijen taşıma kapasitesi ve doku hipoksisi ile kompansatuvar takipne gelişmesi — weaning güçlüğünü oksijen taşımaya bağlar; elektrolit ve asit-baz örüntüsünü açıklamaz
  • Sedatif birikimine bağlı santral solunum depresyonu, hipoventilasyon ve uyanamama gelişmesi — yetersiz çabayı sedasyona bağlar; oysa öyküde sorumlu kayıp diüretik ve nazogastrik drenajdır

Aklında kalsın

Loop diüretiği ve nazogastrik kayıplarda gelişen metabolik alkaloz solunum dürtüsünü baskılayarak ventilatörden ayrılmayı güçleştirir.

60. soru

Yedi yaşındaki erkek hasta öksürük, hırıltı ve nefes darlığı nedeniyle getiriliyor. Öyküsünden daha önce tekrarlayan hırıltı atakları nedeniyle inhaler tedavi kullandığı, iki gündür burun akıntısı ve hafif ateş sonrası son saatlerde nefes darlığının hızla arttığı öğreniliyor. Acil serviste tekrarlayan salbutamol nebül ve sistemik kortikosteroid verilmesine rağmen yakınmalarının gerilemediği, tam cümle kuramadığı ve uykuya meyilli olduğu görülüyor. Fizik muayenesinde solunum sayısı 42/dakika, kalp hızı 148/dakika, oda havasında oksijen satürasyonu %88 bulunuyor; iki taraflı solunum seslerinin belirgin azaldığı ve ekspiryumun uzadığı saptanıyor. Arter kan gazında karbondioksit birikimi ve solunumsal asidoz geliştiği bildiriliyor.

Bu hastada bu aşamada ilk yapılması gereken aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Endotrakeal entübasyon ve mekanik ventilasyon uygulanması

Kısaca — Tedaviye yanıtsız ağır hırıltı atağı, bilinç değişikliği ve karbondioksit birikimiyle tip 2 solunum yetmezliğine ilerlemiştir; ilk iş hava yolunu güvenceye almaktır.

Ağır astım atağında yaygın bronş obstrüksiyonu ve hava hapsi artar; solunum iş yükü karşılanamaz hâle gelince hipoksemiye hiperkapni eklenir. Tam cümle kuramama, solunum seslerinin azalması ve uykuya meyil imminan arresti düşündürür; bu aşamada ek bronkodilatör değil kontrollü entübasyon ve yoğun bakımda mekanik ventilasyon gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Tekrarlayan hırıltı öyküsü + uzamış ekspiryum ve iki taraflı vizing → obstrüktif hava yolu atağını düşündürür
  • Tam cümle kuramama ve uykuya meyil → ağır Hipoksi ve yorgunluğa bağlı bilinç etkilenmesini gösterir
  • Solunum seslerinin belirgin azalması → hava akımının kritik düzeyde azaldığı sessiz akciğeri destekler ve basit atağı dışlar
  • Oksijen satürasyonunun düşük kalması + karbondioksit birikimi ve asidoz → tip 2 solunum yetmezliğini gösterir; bronkodilatörle oyalanmayı dışlar
  • Salbutamol ve kortikosteroide rağmen düzelme olmaması → tedaviye yanıtsız status tablosunu destekler

Neden diğerleri değil

  • Tekrarlayan inhaler antikolinerjik ile bronkodilatasyona devam edilmesi — Hafif-orta atakta doğru basamaktır; hiperkapni ve bilinç değişikliği varken ilk iş değildir.
  • İntravenöz magnezyum sülfat infüzyonu başlanması — Ağır atakta ek tedavi olabilir; ancak hava yolu güvenliği sağlanmadan öncelenemez.
  • Noninvaziv pozitif basınçlı ventilasyon başlanması — Bilinci bozuk ve hiperkapnik hastada aspirasyon ve gecikmiş entübasyon riski nedeniyle uygun değildir.
  • Geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi başlanması — Viral tetikleyiciyi bakteriyel pnömoni sanmaktır; tabloyu açıklamaz ve aciliyeti karşılamaz.

Aklında kalsın

Astımda sessiz akciğer, konuşamama ve hiperkapni görünce ilaç ekleme, hava yolunu güvenceye almanın önüne geçemez.

61. soru

Otuz dört yaşındaki erkek hasta motosiklet kazasına bağlı femur kırığı ve hemorajik şok nedeniyle resüsitasyon ve cerrahi tespit sonrası izleniyor. Öyküsünden kronik böbrek hastalığı ve nefrotoksik ilaç kullanımı olmadığı öğreniliyor. Ameliyat sonrası ikinci günde günlük idrar çıkışının belirgin azaldığı, vücut ağırlığının arttığı ve pretibial ödem geliştiği görülüyor. Fizik muayenesinde kan basıncı stabil bulunuyor, ateş ve taşikardi saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyumunun 129 mEq/L ölçüldüğü, serum kreatininin stabil seyrettiği bildiriliyor. İdrar incelemesinde idrarın konsantre olduğu ve idrar sodyumunun düşük bulunduğu öğreniliyor.

Bu hastadaki sıvı-elektrolit durumuna ilişkin en uygun değerlendirme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Travmaya uygun ADH ve aldosteron yanıtı ile tutulum – serbest su kısıtlanmalı, diürez zorlanmamalı

Kısaca — Travma sonrası ikinci günde konsantre idrar, düşük idrar sodyumu ve kilo artışıyla seyreden oligüri uygun ADH-aldosteron yanıtıdır, bu yüzden serbest su kısıtlanır ve diürez zorlanmaz.

Travma ve cerrahi sempatik aktivasyon ile ADH ve aldosteron artışına yol açar; böbrek su ve sodyumu tutar, idrar konsantreleşir ve idrar sodyumu düşer, dilüsyonel hiponatremi ve kilo artışı ortaya çıkar. Kreatinin stabilken ve idrar konsantre iken bolus ve diüretikle diürezi zorlamak tabloyu düzeltmez, ödemi ve dilüsyonu artırır; beklenen fizyolojik yanıtın geçmesi izlenir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ameliyat sonrası ikinci günde oligüri → nöroendokrin yanıtın en belirgin olduğu dönem
  • Ağırlık artışı ve ödem ile stabil kan basıncı → hacim açığı değil tutulum
  • İdrarın konsantre olması ve idrar sodyumunun düşük bulunması → ATN, uygunsuz ADH ve tuz kaybını dışlayan fork; onlarda idrar sodyumu yüksek, ATN’de konsantrasyon bozulur
  • Serum sodyumunun düşük olması → kayıpla değil dilüsyonla uyumlu düşüklük
  • Kreatininin stabil seyretmesi, nefrotoksik kullanımının olmaması, ateş ve taşikardi yokluğu → ATN ve sepsisi desteklememe

Neden diğerleri değil

  • Akut tübüler nekroz – izotonik kristaloid bolusları ile idrar çıkışının artırılmaya çalışılması — şok zemininde oligüri tek başına ATN’yi düşündürür, ancak konsantre idrar, düşük idrar sodyumu ve stabil kreatinin ATN ile uyumsuzdur.
  • Uygunsuz ADH salınımı – hipertonik sodyum infüzyonu ile serum sodyumunun hızla düzeltilmeye çalışılması — konsantre idrar ortak olsa da uygunsuz ADH’de idrar sodyumu düşük değil yüksektir ve ödemle kilo artışı beklenmez; hızlı düzeltme de zararlıdır.
  • Santral diabetes insipidus – hipotonik sıvılarla su açığının kapatılması ve vazopressin başlanması — bu tabloda poliüri, dilüe idrar ve hipernatremi beklenir; oligüri, konsantre idrar ve hiponatremi ters yöndedir.
  • Serebral tuz kaybı – izotonik sıvılarla agresif hacim ve sodyum replasmanı yapılmaya çalışılması — tuz kaybında hacim azalır ve idrar sodyumu yüksektir; burada hacim fazlalığı ve düşük idrar sodyumu vardır, agresif replasman zarar verir.

Aklında kalsın

Travma sonrası erken oligüri konsantre idrar ve düşük idrar sodyumuyla birlikteyse ve kreatinin stabilse önce uygun ADH-aldosteron yanıtını düşün.

62. soru

Altmış sekiz yaşındaki erkek hasta, elektif sigmoid kolektomi sonrası altıncı günde öksürük sırasında yaradan ani pembe sulu akıntı gelmesi ve açılma hissi yakınmasıyla değerlendiriliyor. Öyküsünden kronik obstrüktif akciğer hastalığı nedeniyle yıllardır sistemik kortikosteroid kullandığı ve tedaviye perioperatif dönemde de devam edildiği öğreniliyor. Fizik muayenede kan basıncı 128/76 mmHg, nabız 88/dk, ateş 37,2 °C ölçülüyor; orta hat laparotomi yarasının çevresinde belirgin eritem, ısı artışı ve hassasiyet saptanmıyor. Akıntının pürülan değil serosanguinöz nitelikte olduğu görülüyor. Yara kenarları kolayca ayrılıyor ve aradan fasya kenarlarının ayrık olduğu, bağırsak serozasının görüldüğü fark ediliyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit sayısı 9.200/mm³, C-reaktif protein hafif yüksek bulunuyor.

Bu yarada altta yatan yara iyileşmesi defektinin en olası karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Fibroblast proliferasyonu ve tip III kollajen sentezinde azalma

Kısaca — Afebril serosanguinöz açılma ile fasiyal ayrışma fasiyal dehisensi gösterir ve kortikosteroid zemininde fibroblast-kollajen yetersizliğini işaret eder.

Kortikosteroid kullanan hastada altıncı günde öksürükle ortaya çıkan eritemsiz, pürülan olmayan açılma ve aradan bağırsak serozasının görülmesi süperfisiyal enfeksiyon ya da seromayı dışlar ve fasya bütünlüğünün bozulduğunu kanıtlar; ameliyat sonrası ilk haftada fasiyal dayanıklılık sütürden çok yeni kollajene bağlı olduğundan proliferatif fazda fibroblast proliferasyonu ve tip III kollajen sentezindeki azalma dehisensi açıklar.

Tanıya götüren bulgular

  • Ani pembe sulu akıntı ve açılma hissi, öksürükle tetiklenme → artmış karın içi basınçla fasiyal ayrışma
  • Ateşsizlik, belirgin eritem ve ısı artışı yokluğu, pürülan olmayan serosanguinöz akıntı → süperfisiyal enfeksiyonu dışlayan çatal bulgu
  • Yara kenarlarının kolay ayrılması, fasya kenarlarının ayrık olması ve bağırsak serozasının görülmesi → fasiyal dehisens kanıtı
  • Yıllardır sistemik kortikosteroid kullanımı → fibroblast proliferasyonu ve kollajen sentezinde inhibisyon zemini
  • Lökosit sayısının normal olması ve selülit bulgusu olmaması → bakteri yüküne bağlı proteolitik yıkımdan uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Nötrofil birikiminde artış ve proteazlarla doku yıkımında hızlanma — Enfeksiyöz doku yıkımını anlatır; burada ateş, eritem ve pürülan akıntı yoktur, fasiyal ayrışma vardır.
  • Makrofaj kaynaklı büyüme faktörü salınımında artışla dokuda aşırı granülasyon — Canlı kırmızı granülasyon dokusunda beklenen aşırı proliferasyonu anlatır; burada soluk ayrışmış yara ve kollajen yetersizliği vardır.
  • Myofibroblast persistansıyla aşırı kontraksiyon ve kontraktür gelişimi — Yaranın kapanıp dokuyu çekmesini anlatır; burada yara açılmıştır, kontraksiyon artmamıştır.
  • Keratinosit migrasyonunda hızlanma ile prematür epitelizasyon gelişimi — Yüzey epitelinin erken kapanmasını anlatır; fasiyal dayanıklılık dermal kollajene bağlıdır ve epitel kapanması dehisensi engellemez.

Aklında kalsın

Kortikosteroid zemininde ilk haftada eritemsiz serosanguinöz açılma ve fasiyal ayrışma enfeksiyon değil kollajen sentez yetersizliğine bağlı dehisensi düşündürür.

63. soru

Otuz iki haftalık gebe kadın hasta trafik kazası sonrası göğüs ağrısı ve nefes darlığı yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden emniyet kemerinin göğse baskı uyguladığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde sol göğüs duvarında hassasiyet ve deri altı krepitasyonu, her iki akciğerde inspiratuar raller saptanıyor; trakea orta hatta izleniyor. Bilgisayarlı tomografide solda çoklu kot fraktürü ve aynı tarafta yamalı konsolidasyon görülüyor, pnömotoraks ya da tansiyon bulgusu saptanmıyor. Kan basıncı 112/68 mmHg, nabız 96/dakika ölçülüyor, hemoglobin stabil seyrediyor ve odaklanmış travma ultrasonografisinde serbest sıvı izlenmiyor. Agresif kristalloid resüsitasyonuna rağmen oda havasında oksijen satürasyonu %88'de kalıyor, dispne artıyor; fetal kalp atımları normal sınırlarda izleniyor ve vajinal kanama saptanmıyor.

Bu hastada sıvı ve solunum yönetimine ilişkin en uygun çıkarım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Sıvıyı kısıtlayarak oksijen desteği ve sol uterus deplasmanı uygulanması

Kısaca — Oksijene ve sıvıya yanıtsız hipoksi ile travma tarafında yamalı konsolidasyon şantı düşündürür; fazla kristalloid ödemi büyütür, bu yüzden kısıtlı sıvı ve oksijen desteği gerekir.

Akciğer kontüzyonunda alveolokapiller hasar şant oluşturur ve hipoksemi oksijenle tam düzelmez; liberal kristalloid interstisyel ödemi artırarak şantı büyütür. Gebelikte plazma hacmi artmış ve onkotik basınç rölatif düşük olduğundan akciğer ödemi daha kolay gelişir, ayrıca supin hipotansiyon sol uterus deplasmanıyla önlenir. Orta hat trakea ve tomografide tansiyon bulgusu olmaması iğne dekompresyonunu gerektirmez; stabil kan basıncı, stabil hemoglobin ve serbest sıvı yokluğu süren kanamayı desteklemez.

Tanıya götüren bulgular

  • Çoklu kot fraktürü ve aynı tarafta yamalı konsolidasyon → akciğer kontüzyonunu düşündürür
  • Her iki akciğerde raller ve agresif sıvıya rağmen %88'de kalan satürasyon → sıvıyla kötüleşen şantı destekler
  • Trakeanın orta hatta olması ve tomografide tansiyon bulgusu olmaması → tansiyon pnömotorakstan uzaklaştırır
  • Stabil kan basıncı, stabil hemoglobin ve serbest sıvı yokluğu → süren hipovolemiyi dışlar
  • Otuz iki haftalık gebelik → sıvı toleransının azaldığını ve uterus deplasmanı gerektiğini düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Kanamaya bağlayarak agresif kristalloid boluslarına devam edilmesi — Hipoksiyi kanamaya yorar, kapiller kaçağı ve ödemi artırır
  • Tansiyon pnömotoraks varsayarak acil iğne dekompresyonu yapılması — Orta hat trakea ve tomografide tansiyon yokluğunda endikasyonsuz girişimdir
  • Kardiyojenik ödem varsayarak yüksek doz diüretikle negatif denge hedeflenmesi — Ralleri kardiyojenik ödem sanır, gebe travma hastasında agresif diürez perfüzyonu bozar
  • Şantı anemiye bağlayarak hemoglobini normale çıkarmak için transfüzyon yapılması — Hipoksinin nedeni anemi değil şanttır, kanama kanıtı olmadan transfüzyon hedefi yanlıştır

Aklında kalsın

Kontüzyonda hipoksi kanamadan değil şanttandır ve fazla sıvı ödemi artırır; kısıtlı sıvı ile oksijen desteği esastır.

64. soru

Otuz dört yaşındaki kadın hasta sağ meme başında tekrarlayan akıntı ve meme başı çevresinde iyileşmeyen yara yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden iki yıldır aralıklarla aynı bölgede ağrılı şişlik geliştiği, birkaç kez antibiyotik tedavisi aldığı ve bir kez kendiliğinden kötü kokulu koyu renkli akıntı boşaldığı öğreniliyor. Hiç doğum yapmadığı ve emzirmediği, günde bir paket sigara içtiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde areola kenarında akıntılı sinüs ağzı, meme başı çevresinde hassas sertlik ve basınçla birden çok duktustan gelen yeşilimsi-kahverengi koyu kıvamlı akıntı saptanıyor. Palpabl dominant kitle veya aksiller lenf nodu bulunmuyor.

Bu tablonun altta yatan en olası patofizyolojik mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Laktifer duktuslarda skuamöz metaplazi ve keratin tıkaçlarla tıkanma

Kısaca — Sigara içen emzirmeyen kadında tekrarlayan periareolar sinüs ve koyu çok duktuslu akıntı duktal ektazidir ve skuamöz metaplazi ile keratin tıkanmaya bağlıdır.

Duktal ektazi ve periduktal mastitte sigara laktifer duktus epiteline zarar vererek skuamöz metaplaziye yol açar; dökülen keratin tıkaçlar duktusu tıkar, genişleme ve yırtılma kronik inflamasyon, apse ve sinüs oluşturur. Laktasyon yokluğu, multiduktuslu yeşilimsi-kahverengi koyu akıntı ve nüks eden periareolar seyir laktasyonel mastit ve tek duktuslu papillomdan ayırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Hiç doğum yapmama ve emzirmeme → laktasyonel mastit ve galaktoseli dışlar
  • Günde bir paket sigara → duktal skuamöz metaplazi için bilinen risk faktörüne işaret eder
  • Areola kenarında akıntılı sinüs ve tekrarlayan şişlik → kronik periduktal inflamasyon ve fistülizasyona işaret eder
  • Birden çok duktustan gelen yeşilimsi-kahverengi koyu kıvamlı akıntı → tek duktuslu kanlı akıntıyla giden papillomdan uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Prolaktin fazlalığına bağlı süt stazı, duktus genişlemesi ve sekonder enfeksiyon — galaktore ve laktasyonel sürece aittir; emzirmeyen kadında ve koyu multiduktuslu akıntıda beklenen mekanizma değildir
  • Östrojen duyarlı stromal proliferasyon, epitelyal hiperplazi ve miyoepitelyal kayıp — fibroadenom ve fillodes tümöre aittir; sinüs ve keratin tıkacını açıklamaz
  • Travmaya bağlı yağ dokusu nekrozu ve sabunlaşmayla granülomatöz inflamasyon — yağ nekrozuna aittir; travma öyküsü ve yağ kisti görüntüsü yoktur
  • Apokrin metaplazi ve kistik genişlemeye bağlı sıvı birikimi ve basınç artışı — fibrokistik değişime aittir; tekrarlayan periareolar sinüs ve sigara ilişkisini açıklamaz

Aklında kalsın

Sigara içen emzirmeyen kadında nüks eden periareolar sinüs ve koyu çok duktuslu akıntı duktal ektazidir ve keratin tıkanmaya bağlıdır.

65. soru

Elli yaşındaki kadın hasta sağ memede iki aydır ele gelen ağrısız sertlik yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden bir yıl önce aynı memeden benign bir lezyon nedeniyle lumpektomi yapıldığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ameliyat skarına yakın, düzensiz sınırlı, hareketsiz sert kitle palpe ediliyor ve üzerinde hafif cilt retraksiyonu gözleniyor. Aynı tarafta aksiller lenf nodu palpe edilmiyor. Mamografide kitleye karşılık gelen alanda radyolusen merkez ve çevresel kalsifikasyon içeren düzgün sınırlı lezyon saptanıyor, ultrasonografide iç ekolar içeren kistik yapı gözleniyor.

Bu lezyonun histopatolojik incelemesinde görülmesi en olası bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Köpüksü makrofajlar ve yabancı cisim tipi dev hücreler

Kısaca — Skar yanında kanseri taklit eden sert kitlede radyolusen merkezli yağ kisti yağ nekrozudur ve histolojide köpüksü makrofajlar beklenir.

Yağ nekrozu travma veya cerrahi sonrası yağ hücrelerinin sabunlaşması ve makrofajlarla temizlenmesine bağlıdır; klinikte düzensiz sert kitle ve cilt retraksiyonu ile kanseri taklit eder. Radyolusen merkez, çevresel kalsifikasyon ve iç ekolu kistik yapı yağ kistine aittir ve nüks kanserden ayırır; dokuda köpüksü makrofajlar, yabancı cisim tipi dev hücreler ve kronik inflamasyon görülür.

Tanıya götüren bulgular

  • Aynı memede eski lumpektomi öyküsü → cerrahi travma zemininde yağ nekrozu olasılığını artırır
  • Düzensiz sınırlı hareketsiz kitle ve cilt retraksiyonu → ilk bakışta nüks kanseri düşündüren tuzak bulgudur
  • Mamografide radyolusen merkez ve çevresel kalsifikasyon → yağ kistini işaret eden çatal bulgudur
  • Ultrasonografide iç ekolar içeren kistik yapı → solid nüks kitlesinden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Yaprak benzeri mimari ve stromal aşırı büyüme — fillodes tümöre aittir; yağ kisti görüntüsü ve skar komşuluğu bu tanıyı desteklemez
  • Bifazik epitelyal ve stromal proliferasyon — fibroadenoma aittir; düzensiz retraksiyon yapan lezyonda ve yağ kisti görüntüsünde beklenmez
  • Atipik duktal hücreler ve desmoplastik stroma — invaziv karsinom nüksüne aittir; radyolusen merkez ve düzgün sınırlı kistik yapı ile uyumsuzdur
  • Periduktal lenfositik infiltrasyon, skuamöz metaplazi ve plazma hücreleri — duktal ektazi ve periduktal mastite aittir; travma sonrası yağ kistinde beklenmez

Aklında kalsın

Travma veya cerrahi yanında kanseri taklit eden kitlede radyolusen merkezli yağ kisti yağ nekrozudur ve dokuda köpüksü makrofajlar görülür.

66. soru

Yirmi yedi yaşındaki kadın hasta gebeliğinin onuncu haftasında çarpıntı, bulantı-kusma ve kilo alamama yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden ikiz gebelik olduğu, daha önce tiroid hastalığı ya da antitiroit ilaç kullanımı olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde istirahat taşikardisi, ele gelen ağrısız hafif diffüz büyümüş tiroid, ellerde ince tremor saptanıyor. Gözde öne itilme, kapak gecikmesi, pretibial cilt değişikliği ya da tiroidde hassasiyet izlenmiyor. Laboratuvar incelemesinde TSH belirgin düşük, serbest tiroksin yüksek, TSH reseptör antikoru negatif bulunuyor. Bulantı-kusmanın gebelik başlangıcından itibaren giderek arttığı ve idrar ketonunun pozitif olduğu öğreniliyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Hidrasyon, antiemetik ve yakın izlem

Kısaca — İlk trimesterde ikiz gebelik ve hiperemezisle gelen TRAb negatif tirotoksikoz gestasyonel geçici tirotoksikozdur ve destekle izlenir.

Gebeliğin erken döneminde yükselen hCG TSH reseptörünü aktive ederek geçici tirotoksikoz yapar; özellikle çoğul gebelikte belirgindir ve haftalar içinde geriler. Graves’te ise önceden tiroid öyküsü, oftalmopati, dermopati ve reseptör antikoru pozitifliği beklenir. Bu fizyolojik tabloda sentez blokörü, ablatif iyot ya da cerrahi endike değildir; hidrasyon, antiemetik ve tiroidin yakın izlemi yeterlidir.

Tanıya götüren bulgular

  • Onuncu hafta ve ikiz gebelik → hCG etkisinin en belirgin olduğu dönem ve yüke işaret eder
  • Belirgin bulantı-kusma ve keton pozitifliği → hiperemezisle birlikte gestasyonel tabloyu destekler
  • TSH reseptör antikoru negatifliği → Graves aktivasyonundan uzaklaştırır
  • Göz ve cilt bulgusu yokluğu ve önceden tiroid öyküsü olmaması → Graves’ten uzaklaştırır
  • Ağrısız ve hassasiyetsiz bez → subakut tiroiditten uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Tiamazol ile antitiroit tedavi — Graves’te verilir; burada endikasyon yoktur ve fetal riske yol açar
  • Propiltiourasil ile antitiroit tedavi — Endikasyon yokken masum değildir ve gereksiz ilaç maruziyeti getirir
  • Radyoaktif iyot ablasyonu — Gebelikte kontrendikedir ve kendini sınırlayan tabloda yeri yoktur
  • Total tiroidektomi yapılması — Kalıcı Graves hipertiroidisinin seçeneğidir; gestasyonel tirotoksikozda endike değildir

Aklında kalsın

İlk trimester hiperemezisle gelen TRAb negatif tirotoksikozda önce hCG etkisini düşün ve ablate etme.

67. soru

Kırk sekiz yaşındaki erkek hasta yıllardır süren katı ve sıvı gıdalara karşı yutma güçlüğü, ağızda biriken tükürüğü yutamama ve hazmedilmemiş gıdaları kusma yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden geceleri öksürükle uyandığı ve son bir yılda belirgin kilo kaybettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde genel durumu zayıf, vital bulguları stabil bulunuyor. Baryumlu özofagus grafisinde özofagus gövdesinde genişleme ve hava-sıvı seviyesi ile diyaframın hemen üzerinde yerleşen distal keseye benzer çıkıntı izleniyor. Yüksek çözünürlüklü manometride alt özofagus sfinkterinde yetersiz gevşeme ve gövdede peristalsis kaybı saptanıyor.

Divertiküle yönelik cerrahi planlandığında uygulanması sakıncalı olan yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Myotomi yapılmadan divertikül eksizyonu yapılması

Kısaca — Distal kesenin motilite bozukluğuna ikincil pulsiyon divertikülü olması myotomisiz eksizyonu kaçak ve nüks nedeniyle sakıncalı kılar.

Distal yerleşim ve manometride sfinkter gevşeme kusuru ile aperistalsis birlikte olduğunda kese traksiyon değil yüksek basınca bağlı pulsiyondur; basınç ortadan kaldırılmadan yapılan eksizyonda sütür hattı yüksek basınca maruz kalır. Bu nedenle divertikül eksizyonu myotomi ile birlikte yapılmalıdır.

Tanıya götüren bulgular

  • Katı ve sıvıya birlikte yutma güçlüğü ve hazmedilmemiş gıda regürjitasyonu → distal obstrüksiyon ve motilite bozukluğunu düşündürür
  • Diyafram hemen üzerinde distal kese → servikal yerleşimli üst kese tanısından uzaklaştıran çatal bulgudur
  • Özofagus gövdesinde genişleme ve hava-sıvı seviyesi → kronik staz ve yetersiz boşalmayı destekler
  • Sfinkterde yetersiz gevşeme ve gövdede peristalsis kaybı → altta yatan motilite bozukluğunu gösterir

Neden diğerleri değil

  • Divertikül eksizyonuna uzun özofageal myotomi eklenmesi — basıncı düşürdüğü için kaçağı azaltan gerekli ilkedir, sakıncalı değildir
  • Myotomiye anti-reflü amaçlı parsiyel fundoplikasyon eklenmesi — myotomi sonrası reflüyü önler, sütür hattına zarar vermez
  • Küçük divertikül bırakılarak yalnızca uzun myotomi yapılması — küçük keselerde basınç ortadan kalkınca semptomlar düzelir, kabul edilen yaklaşımdır
  • Myotomi hattının divertikül boynunu da içine alacak biçimde uzatılması — boyundaki yüksek basınç zonunu ortadan kaldırır, nüksü azaltır

Aklında kalsın

Epifrenik divertikülde esas sorun motilite bozukluğuna bağlı yüksek basınçtır, eksizyon myotomisiz yapılmamalıdır.

68. soru

Altımış iki yaşındaki erkek hastaya distal özofagus adenokarsinomu nedeniyle Ivor Lewis özofajektomi ve intratorasik anastomoz uygulanıyor. Ameliyat sonrası 2. günde mobilize edilen ve oral sıvı gıdalarla beslenmeye başlanan hastada 6. günde ateş, taşikardi ve nefes darlığı gelişiyor. Fizik muayenede taşipne ve sağ akciğer bazalinde solunum seslerinde azalma saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde lökositoz izleniyor, akciğer grafisinde sağ plevral efüzyon görülüyor. Toraks dreninden gelen sıvının bulanık ve enterik vasıfta olduğu fark ediliyor.

Bu hasta için en uygun sonraki basamak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Oral alım kesilerek kontrastlı tomografi ile anastomozun değerlendirilmesi

Kısaca — Özofajektomi sonrası 6. günde ateş ve solunum yetersizliğiyle birlikte drenin enterik vasıf alması intratorasik anastomoz kaçağını düşündürür ve oral alım kesilerek kontrastlı incelemeye geçilmelidir.

İntratorasik kaçak mediastinit ve ampiyem oluşturarak ateş, taşikardi, lökositoz, efüzyon ve solunum yetersizliğine yol açar ve tipik olarak oral beslenmenin başlamasından sonra 5-7. günlerde belirginleşir. Plevral efüzyon ve bazalde ses azalması tek başına pnömoniyi taklit eder, ancak dren sıvısının bulanık ve enterik vasıfta olması komşu kompartmandan kirlenmeyi gösterir ve fork bulgudur. Bu tabloda ilk basamak revizyon değil oral alımı kesmek, geniş antibiyotik ve drenajı sürdürüp kontrastlı tomografi ile ekstravazasyon ve koleksiyonu aramaktır.

Tanıya götüren bulgular

  • Ivor Lewis sonrası 6. günde ateş, taşikardi ve nefes darlığı → oral beslenme sonrası 5-7. gün paterni ile kaçağın zamanlamasına uyar
  • Taşipne, bazalde ses azalması ve sağ plevral efüzyon → tek başına pnömoni ya da sıvı yükünü taklit eder
  • Lökositoz ve solunum yetersizliği → mediastinal ve plevral kirlenmenin sistemik yansımasıdır
  • Dren sıvısının bulanık ve enterik vasıfta olması → anastomozdan plevraya kirlenmeyi gösterir ve pnömoni yorumunu dışlar

Neden diğerleri değil

  • Antikoagülan başlanarak pulmoner emboliye yönelik tedavi verilmesi — taşikardi ve nefes darlığını emboliye yorar, enterik dreni ve ateşli seyri açıklamaz ve kanamayı artırır
  • Geniş spektrumlu antibiyotik ve fizyoterapi ile pnömoni tedavisi yapılması — efüzyonu pnömoni sanır, anastomoz kirlenmesini ve oral alımın sürdürülmesinin riskini göz ardı eder
  • Acil torakotomi ile intratorasik anastomozun cerrahi olarak revize edilmesi — kaçağı doğru bilir ancak stabil hastada ilk basamak görüntüleme ve konservatif drenaj yerine acil revizyon morbiditeyi artırır
  • Diüretik ve sıvı kısıtlaması ile akut kalp yetersizliğinin tedavi edilmesi — efüzyon ve nefes darlığını kardiyak sanır, ateş, lökositoz ve enterik drenle uyumsuzdur

Aklında kalsın

Özofajektomi sonrası ilk haftada ateş, taşikardi ve enterik vasıflı dren anastomoz kaçağıdır ve ilk iş oral alımı kesip kontrastlı tomografi ile değerlendirmektir.

69. soru

Elli sekiz yaşındaki kadın hasta son 4 aydır artan yutma güçlüğü ve 8 kg kilo kaybı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden 20 yıldır katı ve sıvı gıdalara yönelik aralıklı disfaji ve regürjitasyonunun olduğu, kuş gagası görünümü ve aperistalsis nedeniyle aralıklı dilatasyonlarla izlendiği öğreniliyor. Son haftalarda önceden tolere ettiği yumuşak gıdaları da yutamadığı ve kusmalarının arttığı belirtiliyor. Baryumlu incelemede önceden düzgün olan darlığın orta özofagusta düzensiz ve omuzlu bir görünüme dönüştüğü izleniyor. Endoskopide orta özofagusta lümeni daraltan ülsere ve frajil kitle görülüyor, distal özofagusta intestinal metaplazi saptanmıyor.

Bu hastada yeni gelişen kitlenin ortaya çıkışını açıklayan altta yatan mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Gıda stazına bağlı kronik irritasyon ve bakteriyel nitrozamin oluşumu

Kısaca — Yirmi yıllık akalazya zemininde orta özofagusta yeni düzensiz kitle, distal metaplazi yokluğunda staza bağlı skuamöz karsinogenezi düşündürür.

Akalazyada aperistalsis ve gevşemeyen sfinkter gıda ve tükürük stazına yol açar, kronik mukozal irritasyon ve bakteriyel aşırı çoğalma ile nitrozaminler oluşur ve yıllar içinde skuamöz displazi ve karsinom gelişir. Distal yerleşim ve intestinal metaplazi Barrett üzerinden adenokarsinomu akla getirirdi, oysa burada lezyon orta özofagustadır ve distal metaplazi yoktur, bu yüzden Barrett sekansı fork bulguyla dışlanır. Yeni omuzlu düzensizlik ve frajil ülsere kitle bu kronik irritasyon zemininde malign dönüşümün göstergesidir.

Tanıya götüren bulgular

  • 20 yıllık disfaji, kuş gagası ve aperistalsis → uzun süreli akalazya zeminini kurar
  • Son 4 ayda yumuşak gıdalara ilerleyen disfaji ve 8 kg kayıp → kronik stabil seyrin bozulması ve yeni maligniteyi düşündürür
  • Orta özofagusta düzensiz omuzlu darlık ve ülsere frajil kitle → düzgün benign darlıktan malign görünüme dönüşümü gösterir
  • Distal intestinal metaplazi saptanmaması → Barrett üzerinden adenokarsinom yorumunu dışlayan fork bulgudur

Neden diğerleri değil

  • Distal özofagusta intestinal metaplazi üzerinden displazi ve adenokarsinom gelişimi — reflü benzeri regürjitasyonu Barrett sanır, orta yerleşimi ve metaplazi yokluğunu göz ardı eder
  • Alt sfinkter basıncının ani yükselmesine bağlı akut mukozal iskemi ve ülser oluşumu — motilite bozukluğunu vasküler olay sanır, yıllara yayılan karsinogenezi ve kitleyi açıklamaz
  • Human papilloma virüsünün skuamöz epitele yerleşerek doğrudan malign transformasyona yol açması — skuamöz histolojiyi virüse bağlar, staz ve kronik irritasyon öyküsünü kullanmaz
  • Otoimmün myenterik pleksus hasarının doğrudan malign transformasyona neden olması — akalazyanın nörolojik nedenini doğrudan onkojenik sanır, aracı kronik irritasyonu atlar

Aklında kalsın

Uzun süreli akalazyada gıda stazına bağlı kronik irritasyon ve bakteriyel nitrozaminler skuamöz hücreli karsinoma yol açar.

70. soru

Elli dört yaşındaki erkek hasta halsizlik ve aralıklı melena yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden kilo kaybı olmadığı ve tıkanma tarzında karın ağrısı yaşamadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde solukluk dışında özellik saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde hipokrom mikrositer anemi bulunuyor. Üst endoskopi ve kolonoskopide kanama odağı saptanmıyor. Kontrastlı bilgisayarlı tomografi enterografide jejunumda lümeni daraltmayan, dışa doğru büyüyen, düzgün sınırlı heterojen kontrastlanan kitle izleniyor; çevrede patolojik büyümüş lenf nodu ve proksimalde dilatasyon saptanmıyor.

Bu hasta için en uygun cerrahi yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Mezenterik lenf nodu diseksiyonu eklenmeden sağlam sınırla segmental rezeksiyon

Kısaca — Daraltmayan ekzofitik kitle ve lenf nodu yokluğu stromal tümörü işaret eder ve tedavisi lenfadenektomisiz sağlam sınırlı rezeksiyondur.

İnce bağırsak adenokarsinomu lümeni çepeçevre saran, tıkayan ve bölgesel lenf nodlarına yayılan bir lezyonken stromal tümör submukozal kökenli, dışa büyüyen, düzgün sınırlı ve kanamaya eğilimli bir kitledir; lenfatik yayılım neredeyse yoktur, bu nedenle adenokarsinomdaki gibi geniş nodal diseksiyon sağkalıma katkı sağlamaz, esas risk kapsül rüptürüyle peritoneal ekimdir.

Tanıya götüren bulgular

  • Aralıklı melena ve demir eksikliği anemisi → submukozal vasküler tümörün ülserasyonunu düşündürür
  • Lümeni daraltmayan dışa büyüme ve düzgün sınır → anüler adenokarsinomdan uzaklaştıran çatal bulgudur
  • Lenf nodu büyümemesi ve proksimal dilatasyon yokluğu → tıkayıcı adenokarsinom örüntüsünü dışlar
  • Normal üst ve alt endoskopi → mukozal kolorektal ve gastroduodenal kaynağı dışlar
  • Tıkanma ağrısı ve kilo kaybı yokluğu → infiltratif karsinomdan çok kanayan mezenkimal kitleyi destekler

Neden diğerleri değil

  • Geniş mezenterik lenf nodu diseksiyonu ile birlikte segmental rezeksiyon — adenokarsinom ilkesi içindir, stromal tümörde lenfatik yayılım yokluğunda morbiditeyi artırır
  • Mikroskobik sınır gözetilmeksizin sınırlı kama rezeksiyon — pozitif sınır ve rüptür riskini artırır, kanayan ekzofitik kitlede güvenli değildir
  • Komşu organlarla birlikte genişletilmiş multivisseral rezeksiyon — invazyon yokken gereksizdir ve morbiditeyi artırır
  • Bağırsak duvarı korunarak tümör enükleasyonu — kapsülü açar ve rüptüre yol açar, peritoneal ekim riskini artırır

Aklında kalsın

Ekzofitik, tıkamayan, nod negatif ince bağırsak kitlesinde stromal tümör düşünülür ve rüptürsüz, nodal diseksiyonsuz negatif sınırlı rezeksiyon yapılır.

71. soru

Yetmiş iki yaşındaki erkek hasta son bir yıldır artan karında şişkinlik, aşırı gaz çıkarma ve ishal ile son aylarda belirginleşen halsizlik ve dilde yanma yakınmalarıyla başvuruyor. Öyküsünden et tüketiminin yeterli olduğu, mide ameliyatı geçirmediği öğreniliyor. Fizik muayenesinde solukluk ve glossit dışında özellik saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 9,8 g/dL, MCV 112 fL, vitamin B12 düşük, folat normalin üst sınırında bulunuyor. Üst endoskopi ve kolonoskopide aktif kanama odağı ve mukozal ülser saptanmıyor; bilgisayarlı tomografi enterografide jejunumda çok sayıda, mezenterik yüzde yerleşen keseleşmeler izleniyor.

Bu hastada makrositer aneminin nedeni olarak en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Jejunal divertiküllerdeki bakteriyel çoğalmaya bağlı vitamin B12 tüketiminin artması

Kısaca — Jejunal divertikülozise bağlı bakteriyel aşırı çoğalma, B12 tüketimiyle makrositer anemiye yol açmıştır.

Edinsel jejunal divertiküller mezenterik yüzden dışa vuran psödodivertiküllerdir ve staza bağlı bakteriyel aşırı çoğalmaya zemin hazırlar; lümendeki bakteriler vitamin B12'yi tüketirken folat sentezler, bu nedenle B12 düşer, folat normal hatta yüksek bulunur ve kronik gaz, şişkinlik ve ishal ile makrositer anemi birlikte ortaya çıkar.

Tanıya götüren bulgular

  • Kronik şişkinlik, aşırı gaz ve ishal → lüminal staz ve bakteriyel aşırı çoğalmayı düşündürür
  • Mezenterik yüzde çok sayıda jejunal kese → edinsel psödodivertikülozisi işaret eder, Meckel gibi antimezenterik gerçek divertikülden uzaklaştırır
  • B12 düşük, folat normalin üst sınırında → genelleşmiş malabsorpsiyonda beklenen birlikte düşüklüğün tersidir, bakteriyel tüketim artı sentezi destekler
  • Yeterli et tüketimi ve mide ameliyatı yokluğu → nutrisyonel ve gastrektomiye bağlı nedeni dışlar
  • Normal üst endoskopi ve kolonoskopi → aktif ülser ve kanama odağından uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Otoimmün gastrite bağlı intrinsik faktör eksikliği gelişmesi — mide patolojisi ve parietal hücre yıkımını gerektirir, divertikül ve gaz-ishal örüntüsünü ve folat yüksekliğini açıklamaz
  • Terminal ileumun yaygın granülomatöz tutulumuna bağlı vitamin B12 emiliminin bozulması — ileal Crohn tutulumunu varsayar, oysa lezyon jejunumda mezenterik yüzlü keselerdir ve folat örüntüsü uymaz
  • Hayvansal gıda alımının yetersiz olmasına bağlı vitamin B12 eksikliği — öyküde yeterli tüketim vardır ve bağırsak divertikülozisi ile ishal açıklanmadan kalır
  • Yaygın mukozal atrofiye bağlı folat emiliminin bozulması — çölyak benzeri yaygın emilim bozukluğunda folat düşük beklenir, burada folat yüksektir

Aklında kalsın

Jejunal divertiküloziste kronik gaz-ishal ile B12 düşüklüğü ve normal-yüksek folat birlikteyse neden bakteriyel aşırı çoğalmadır.

72. soru

Altmış sekiz yaşındaki erkek hasta üç gündür artan karın şişkinliği, kramp tarzında karın ağrısı, bulantı-kusma ve gaz-gaita çıkaramama yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden bir hafta önce kalça protezi ameliyatı geçirdiği, o zamandan beri hareketsiz kaldığı ve ağrı için opioid kullandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde belirgin distansiyon ve yaygın hassasiyet saptanıyor; defans ve rebound alınmıyor, bağırsak sesleri hiperaktif ve metalik tınlıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit sayısı 10.800/mm³, potasyum 3,6 mmol/L bulunuyor. Ayakta direkt batın grafisinde ince bağırsak düzeyinde hava-sıvı seviyeleri ve kolonda gaz distansiyonu izleniyor. Bilgisayarlı tomografide distal ileumda geçiş zonu ile proksimalde dilate ince bağırsak ansları bildiriliyor; kolonik obstrüksiyonu düşündüren kitle ya da dönme bulgusu tanımlanmıyor.

Bu hastada uygulanması hâlinde perforasyon riskini artırarak tabloyu kötüleştirmesi beklenen tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — İntravenöz neostigmin uygulanması

Kısaca — Distal ileumda geçiş zonu olan hiperaktif metalik sesli tablo mekanik ince bağırsak tıkanıklığıdır; psödo-obstrüksiyon tedavisi olan neostigmin sabit darlığa karşı kasılmayı artırarak perforasyona yol açar.

Yakın zamanda ortopedik ameliyat, hareketsizlik ve opioid kullanımı koloni̇k psödo-obstrüksiyonu akla getirir, ancak kramp ağrı, hiperaktif ve metalik ses ile geçiş zonu mekanik tıkanıklığı kanıtlar. Neostigmin kolonik psödo-obstrüksiyonda mekanik tıkanıklık dışlandıktan sonra parasempatik aktiviteyle dekompresyon sağlar; sabit bir darlığın önünde motilite artışı lümen içi basıncı yükseltir ve iskemik duvarda perforasyonu kolaylaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Kramp tarzı ağrı, hiperaktif ve metalik bağırsak sesi ile gaz-gaita çıkaramama → adinamik ileus değil, mekanik obstrüksiyon
  • Direkt grafide hava-sıvı seviyeleri ve tomografide distal ileumda geçiş zonu → Ogilvie varsayımını dışlayan çatal bulgu
  • Yakın zamanda kalça protezi, hareketsizlik ve opioid kullanımı → psödo-obstrüksiyonu düşündüren ancak geçiş zonuyla elenen ilk tuzak
  • Defans ve rebound yokluğu → strangülasyonun henüz gelişmediğini gösterir, mekanik tıkanıklığı dışlamaz

Neden diğerleri değil

  • Nazogastrik sonda ile dekompresyon uygulanması — proksimal basıncı azaltır, kusmayı ve aspirasyon riskini düşürür; perforasyonu artırmaz.
  • Damar yolundan sıvı ve elektrolit replasmanı yapılması — üçüncü boşluğa sıvı kaybını yerine koyar; duvar iskemisini azaltmaya yardımcı olur.
  • Opioid dozunun gözden geçirilerek mobilizasyonun artırılması — motiliteyi destekler ve ileus bileşenini azaltır; mekanik darlıkta perforasyona yol açmaz.
  • Strangülasyon bulguları açısından yakın klinik ve laboratuvar izlemi — iskemi gelişimini erken yakalamayı sağlar; başlı başına basınç artışı yapmaz.

Aklında kalsın

Geçiş zonu varsa mekanik tıkanıklık vardır ve neostigmin kontrendikedir; neostigmin ancak mekanik tıkanıklık dışlanan koloni̇k psödo-obstrüksiyondadır.

73. soru

Elli dört yaşındaki erkek hasta ateş, sağ üst kadran ağrısı ve sarılık yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden genç yaşta yaygın adenomatöz polipozis nedeniyle kolektomi yapıldığı ve duodenumda çok sayıda polip nedeniyle izlendiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateş yüksekliği, taşikardi ve skleralarda ikter saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde lökositoz, direkt bilirubin baskın hiperbilirubinemi ve kolestatik enzim yüksekliği izleniyor. Batın ultrasonografisinde safra kesesinde taş izlenmiyor, intrahepatik safra yollarında genişleme görülüyor.

Bu hastada akut tabloya yol açan tıkanıklığın kaynağına yönelik en uygun acil girişim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Endoskopik biliyer drenaj ve ampuller biyopsi yapılması

Kısaca — Kolektomili adenomatöz polipozis ve duodenal polip yükü ile taşsız kolestaz ve ateş ampuller tıkanıklığa bağlı kolanjiti düşündürür, acil iş drenaj ve doku tanısıdır.

Genç yaşta kolektomi gerektiren adenomatöz polipozis zemininde duodenumda çok sayıda polip bulunması ampuller tutulum için kronik zemin oluşturur; ampulladaki adenomatöz doku safra akımını engelleyerek staz ve çıkan enfeksiyona yol açar. Ultrasonografide taş görülmemesi ve intrahepatik yollarda genişleme safra kesesi taşı değil daha distal bir engeli destekler, ateş ve kolestatik tabloyla birlikte kolanjit oluşur. Kolanjitte antibiyotik tek başına tıkanıklığı gidermez ve doku tanısı konmadan radikal cerrahi yapılmaz; bu yüzden acil girişim endoskopik drenaj ile ampuller bölgeden biyopsidir.

Tanıya götüren bulgular

  • Genç yaşta adenomatöz polipozis nedeniyle kolektomi → kalıtsal polipozis zeminini düşündürür
  • Duodenumda çok sayıda polip izlenmesi → ampuller tutulum için riskli kronik zemin
  • Ateş, sağ üst kadran ağrısı ve sarılık ile lökositoz ve kolestaz → akut kolanjit örüntüsü
  • Safra kesesinde taş yokluğu ve intrahepatik genişleme → taş kesesi varsayımını dışlayan çatal bulgu
  • Direkt bilirubin baskınlığı ve kolestatik enzim yüksekliği → tıkanma sarılığını destekler

Neden diğerleri değil

  • Acil kolesistektomi yapılması — tabloyu taşlı kolesistit sayar; taş yoktur, engel ampuller bölgededir.
  • Perkütan kolesistostomi ile drenaj uygulanması — safra kesesini kaynak varsayar; kesede taş ve inflamasyon kanıtı yoktur, drenaj engeli gidermez.
  • Yalnızca intravenöz antibiyotik verilerek izlem yapılması — tıkanıklığı yok sayar; kolanjitte drenajsız antibiyotik yetmez ve ampuller lezyon tanımsız kalır.
  • Doku tanısı olmadan acil pankreatikoduodenektomi yapılması — doku tanısı ve enfeksiyon kontrolü olmadan radikal cerrahiye yönelir; acil durumda yeri yoktur.

Aklında kalsın

Polipozis zemininde taşsız kolestaz ve ateş ampuller engeli düşündürür ve önce drenaj ile biyopsi gerekir.

74. soru

Elli altı yaşındaki kadın hasta, halsizlik ve dışkıda gizli kan pozitifliği nedeniyle başvuruyor. Öyküsünden uzun süredir sigara içtiği öğreniliyor. Laboratuvar incelemesinde demir eksikliği anemisi saptanıyor. Kolonoskopide çekum ve çıkan kolonda çok sayıda, soluk renkli, mukusla kaplı, sınırları belirsiz yassı polip izleniyor. Biyopsilerde testere dişi kript yapısı izleniyor, klasik adenomatöz displazi saptanmıyor. Ailede birinci derece akrabada ileri yaşta tek bir kolorektal kanser dışında belirgin kümelenme bulunmuyor.

Bu hastanın poliplerinden gelişebilecek kanserde altta yatan yolak açısından beklenen moleküler özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — MLH1 promotör metilasyonuna bağlı mikrosatelit instabilite

Kısaca — Proksimal yerleşimli çok sayıda yassı polipte testere dişi morfoloji ve klasik displazi yokluğu serrated yolağı gösterir ve bu yolda kanser MLH1 metilasyonuna bağlı sporadik instabiliteyle gelişir.

Serrated morfolojide altta yatan program geniş CpG metilasyonudur; MLH1 promotörü metillendiğinde yanlış eşleşme tamiri germline mutasyon olmadan bozulur, bu nedenle tümör mikrosatelit instabil görünse de kalıtsal değildir. Sigara ile ilişki bu yolağı destekler, dikey aile kümelenmesi yokluğu kalıtsal defekten uzaklaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Sağ kolonda soluk, mukuslu, sınırları belirsiz yassı polipler → serrated fenotipi işaret eder
  • Testere dişi kript yapısı, klasik adenomatöz displazi yokluğu → APC adenom yolundan uzaklaştıran çatal bulgudur
  • Sigara öyküsü → serrated yolakla bilinen ilişkiyi destekler
  • İleri yaşta tek akraba kanseri ve kümelenme olmaması → kalıtsal mismatch defektinden uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • APC kaybına bağlı kromozomal instabilite — Klasik adenom-karsinom sıralamasının mekanizmasıdır; testere dişi morfolojide beklenmez
  • Germline mismatch tamir defektine bağlı kalıtsal mikrosatelit instabilite — Sağ taraf tümörde akla gelir ancak polip yükü ve aile öyküsüzlüğü edinilmiş susturulmayı işaret eder
  • MUTYH defektine bağlı baz eksizyon tamir bozukluğu — Adenomatöz polip yükünün resesif nedenidir; serrated histolojiyle uyumsuzdur
  • STK11 kaybına bağlı hamartomatöz proliferasyon — Hamartomatöz polipozis yoludur; testere dişi kriptlerle ilişkisi yoktur

Aklında kalsın

Serrated poliplerde instabilite kalıtsal değil MLH1 susturulmasıyla kazanılır.

75. soru

Altmış iki yaşındaki erkek hastaya tarama kolonoskopisinde saptanan geniş sesil sigmoid polibe yönelik endoskopik mukozal rezeksiyon uygulanıyor. Öyküsünden işlem öncesi kullandığı antiagregan ilaca geçici olarak ara verildiği öğreniliyor. İşlemden iki gün sonra karın ağrısı, ateş ve lökositoz gelişiyor. Fizik muayenede rezeksiyon bölgesine uyan alanda lokalize hassasiyet saptanıyor, yaygın defans ve rijidite izlenmiyor. Bilgisayarlı tomografide kolon duvarında segmental kalınlaşma ve çevresel yağlı dokuda kirlenme izleniyor, serbest hava görülmüyor.

Bu hastada yeni gelişen tablo için en uygun yönetim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — İntravenöz sıvı ve antibiyotikle konservatif izlem

Kısaca — Rezeksiyondan iki gün sonra lokalize ağrı, ateş ve serbest havasız duvar kalınlaşması frank perforasyon değil transmural termal hasar sendromunu gösterir ve yakın konservatif izlem yeterlidir.

Elektrocerrahi ile yapılan mukozal rezeksiyon muskularis propria ve serozaya sınırlı termal hasar bırakabilir; lümen bütünlüğü korunduğu için serbest hava ve yaygın peritonit oluşmaz, buna karşılık segmental duvar ödemi, yağlı dokuda kirlenme, lokalize hassasiyet, ateş ve lökositoz ortaya çıkar. Bu tablo perforasyondan farklı olarak kendini sınırlar ve bağırsak istirahati, intravenöz sıvı, antibiyotik ve yakın gözlemle düzelir; yaygın defans, rijidite ya da serbest hava olmadan laparotomi ya da kliple kapatma gerekmez ve koleksiyon olmadan drenajın yeri yoktur.

Tanıya götüren bulgular

  • Geniş sesil polibe mukozal rezeksiyon öyküsü → termal hasar için işlem zemini
  • İşlemden iki gün sonra ağrı, ateş ve lökositoz → inflamatuvar yanıtın zamanlaması
  • Lokalize hassasiyete karşılık yaygın defans ve rijidite yokluğu → yaygın peritoniti dışlayan çatal bulgu
  • Duvar kalınlaşması ve yağlı dokuda kirlenme ile serbest hava yokluğu → frank perforasyonu dışlayan görüntüleme çatalı
  • Antiagregana ara verilmesi → kanama beklentisini boşa çıkaran, ağrı ve ateş örüntüsüyle uyumsuz zemin

Neden diğerleri değil

  • Acil laparotomi ile segmental kolon rezeksiyonu — tabloyu serbest hava beklenen frank perforasyon sayar; yaygın peritonit ve serbest hava yoktur
  • Acil kolonoskopi ile defektin kliple kapatılması — kapatılacak görünür bir defekt varsayar; burada lümen açılmamış termal hasar vardır ve erken re-endoskopi ek risk taşır
  • Tomografi eşliğinde perkütan drenaj uygulanması — drene edilecek bir koleksiyon ya da apse varsayar; görüntüde yalnızca duvar kalınlaşması ve kirlenme vardır
  • Oral antibiyotikle ayaktan izlem — tabloyu hafif seyreder sayar; ateş, lökositoz ve lokalize peritoneal irritasyon yatarak yakın izlem gerektirir

Aklında kalsın

Rezeksiyon sonrası ikinci ve üçüncü günde serbest havasız lokalize ağrı ve ateş termal hasar sendromunu düşündürür ve konservatif izlem yeterlidir.

76. soru

Otuz dört yaşındaki erkek hasta sağ üst kadranda ağrı, aralıklarla yükselen ateş ve halsizlik yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden üç hafta önce birkaç gün süren kanlı-mukuslu ishal geçirdiği, alkol kullanmadığı ve diyabeti olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde karaciğer kosta yayını 3 cm geçiyor ve sağ üst kadranda hassasiyet saptanıyor, periton irritasyon bulgusu alınmıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 11.200/mm³, eozinofil normal, bilirubin ve transaminazlar hafif yüksek bulunuyor. Üst abdominal ultrasonografide sağ lobda soliter, duvarı düzgün ve kontrast tutmayan apseyle uyumlu kavite izleniyor; aspiratta kokusuz, hamsi ezmesi görünümünde, bakteriyolojik kültürde üreme olmayan sıvı alınıyor.

Bu hasta için en uygun ilaç tedavisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Metronidazol tedavisi ardından paromomisin verilmesi

Kısaca — Steril hamsi ezmesi aspiratlı ve dizanteri öykülü soliter sağ lob absesi ameobiyazistir ve lüminal eradikasyon gerektirir.

Yakın tarihli kanlı-mukuslu ishal sonrası gelişen, kokusuz ve bakteriyolojik olarak steril hamsi ezmesi içerikli soliter sağ lob absesi Entamoeba histolytica invazyonunu düşündürür; doku amebisiti akut tabloyu düzeltir ancak kolon lümeninde kalan kistler tedavi edilmezse intestinal kolonizasyon ve nüks sürer, bu yüzden doku tedavisine lüminal ajan eklenir.

Tanıya götüren bulgular

  • Birkaç hafta önce kanlı-mukuslu ishal → invaziv ameobiyazis için geçirilmiş kolon tutulumunu destekler
  • Soliter sağ lob yerleşimi ve düzgün duvar → ameobik abse örüntüsünü destekler, çok odaklı bakteriyel tablodan uzaklaştırır
  • Kokusuz hamsi ezmesi aspirat ve kültürde üreme olmaması → piyojenik apsenin kötü kokulu polimikrobiyal içeriğinden ayrırır ve bakteriyel etiyolojiyi dışlar
  • Eozinofilin normal olması ve hayvan temasının bulunmaması → hidatik kisti desteklemez

Neden diğerleri değil

  • Yalnızca metronidazol tedavisi verilmesi — akut doku invazyonunu baskılar ancak lüminal kistleri temizlemez, nüks bırakır
  • Seftriakson ile metronidazol kombinasyonu verilmesi — piyojenik apse rejimidir; steril aspirat ve dizanteri varken gereksiz spektrum genişletir, lüminal eradikasyon sağlamaz
  • Siprofloksasin ile gentamisin kombinasyonu verilmesi — gram negatif bakteriyel etiyolojiye yöneliktir; bu tabloda etkene etki etmez ve dizanteri forkunu yok sayar
  • Tek başına albendazol tedavisi verilmesi — hidatik hastalığa yöneliktir; membran ve vezikül içermeyen steril ameobik aspiratta yeri yoktur

Aklında kalsın

Amebik karaciğer absesinde doku tedavisine lüminal ajan eklenmeden eradikasyon tamamlanmaz.

77. soru

Kırk dokuz yaşındaki erkek hasta splenektomi sonrası beşinci günde ortaya çıkan ateş, karın ağrısı ve bulantı yakınmasıyla değerlendiriliyor. Öyküsünden siroza bağlı portal hipertansiyon ve hipersplenizme bağlı derin trombositopeni nedeniyle elektif splenektomi yapıldığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde ateşi 38,6 °C bulunuyor, yara yerinde enfeksiyon bulgusu saptanmıyor, akciğer oskültasyonu normal bulunuyor, karında yaygın defans ve rebound alınmıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit sayısının arttığı, trombosit sayısının ameliyat öncesine göre belirgin yükseldiği görülüyor.

Bu hastada en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Portal venöz sisteme yönelik Doppler ultrasonografi yapmak

Kısaca — Splenektomiden günler sonra temiz yara ve normal akciğere rağmen ateş ve karın ağrısı portal ven trombozunu düşündürür, ilk iş portal sisteme Doppler incelemedir.

Portal hipertansiyon ve büyük dalak zemininde splenektomi sonrası splenik stump ve portal sistemde akım yavaşlar, trombositler hızla yükselir ve günler içinde portal ve splenik ven trombozu kolaylaşır. Bu tablo ateş ve lökositozla enfeksiyonu taklit eder, ancak yara temizliği, normal akciğer ve peritonit yokluğu enfeksiyondan uzaklaştırır; doğrulama Doppler incelemeyle yapılır ve gecikme mezenterik iskemi riskini artırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Beşinci günde ateş, karın ağrısı ve lökositoz → postoperatif trombotik pencereyle uyumludur
  • Portal hipertansiyon ve splenomegali zemininde splenektomi → portal ven trombozu için yüksek riskli zemini gösterir
  • Yara yerinin temiz olması → yara enfeksiyonundan uzaklaştırır
  • Akciğer oskültasyonunun normal olması → pnömoni ve atelektaziden uzaklaştırır
  • Yaygın defans ve rebound yokluğu → jeneralize peritonit ve kaçak yerine vasküler olaya yönlendirir
  • Trombositlerin ameliyat öncesine göre belirgin yükselmesi → beklenen postoperatif yanıt gibi görünse de tromboz eğilimini destekler

Neden diğerleri değil

  • Geniş spektrumlu antibiyotik başlayıp izlemek — odak yokken antibiyotik trombozu tedavi etmez ve tanıyı geciktirir
  • Yara yeri enfeksiyonu için cerrahi debridman planlamak — yara temizdir, debridman gereksiz girişimdir
  • Akciğer grafisi ile pnömoniyi dışlayıp antipiretik vermek — akciğer normaldir, ateşi yalnızca antipiretikle geçiştirmek nedeni atlar
  • Karın içi apse için tomografi ile drenaj planlamak — apse odağı yoktur, ilk hedef apse drenajı değil portal ven görüntülemesidir

Aklında kalsın

Portal hipertansiyonlu hastada splenektomiden günler sonraki ateş ve karın ağrısında önce portal ven trombozu araştırılmalıdır.

78. soru

Otuz altı yaşındaki erkek hasta tekrarlayan özofagus varis kanaması nedeniyle değerlendiriliyor. Öyküsünden uzun süreli alkol kullanımı, bilinen karaciğer hastalığı ve sarılık atağı olmadığı, viral hepatit testlerinin negatif olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde sarılık ve asit saptanmıyor, dalak kot altında palpe ediliyor, karaciğer boyutu normal bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde trombosit sayısının düşük, serum albümin ve bilirubin konsantrasyonları ile protrombin zamanının normal olduğu görülüyor. Abdominal ultrasonografide karaciğer kontur ve parankiminin normal olduğu, splenomegali bulunduğu bildiriliyor.

Bu hastadaki portal hipertansiyonun mekanizmasıyla uyumlu olarak beklenen özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Hepatik venöz basınç gradyanının normal olması

Kısaca — Korunmuş sentez ve normal karaciğer morfolojisiyle birlikte varis ve splenomegali prehepatik portal hipertansiyonu düşündürür, hepatik venöz basınç gradyanı normal beklenir.

Varis, splenomegali ve trombositopeni ilk bakışta sirozu akla getirir, ancak sentez göstergelerinin normal olması, sarılık ve asit yokluğu ile karaciğer konturunun normal bulunması sirozdan uzaklaştırır. Bu birleşim karaciğer hücresi korunmuşken portal akımın karaciğer öncesinde engellendiği presinüzoidal tabloyla uyumludur; engel sinüzoidlerin önünde olduğu için sinüzoidal basınçlar yükselmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Tekrarlayan varis kanaması ve palpe edilen dalak → portal hipertansiyon ve kollateral dolaşımı düşündürür
  • Trombositopeniye rağmen albümin, bilirubin ve protrombin zamanının normal olması → trombositopeninin sentez bozukluğundan değil hipersplenizmden kaynaklandığını gösterir
  • Sarılık ve asit yokluğu → dekompanse sirozla uyumsuzdur
  • Karaciğer kontur ve parankiminin normal olması → sirotik yeniden yapılanmadan uzaklaştırır
  • Alkol ve viral hepatit öyküsünün olmaması → kronik hepatosellüler hastalık olasılığını azaltır

Neden diğerleri değil

  • Serum albümin konsantrasyonunun düşük olması — sentez bozukluğunu gerektirir, bu hastada albümin normaldir ve karaciğer fonksiyonu korunmuştur
  • Protrombin zamanının uzamış olması — sirotik koagülopatiyi yansıtır, bu tabloda pıhtılaşma göstergesi normaldir
  • Sinüzoid içi vasküler direncin artmış olması — sirozun sinüzoidal mekanizmasıdır, prehepatik blokta direnç sinüzoid öncesindedir
  • Spontan hepatik ensefalopatiye yatkınlık olması — karaciğer yetmezlikli sirozda beklenir, sentezi korunmuş prehepatik tabloda spontan ensefalopati eğilimi yoktur

Aklında kalsın

Sentezi korunmuş varis ve splenomegalide prehepatik blok düşünülmeli ve hepatik venöz basınç gradyanı normal beklenmelidir.

79. soru

Elli dört yaşındaki kadın hasta sağ üst kadranda dolgunluk ve künt ağrı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden ateş, sarılık, kilo kaybı, köpek ve çiftlik hayvanı teması olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ üst kadranda ele gelen, solunumla hareketli, ağrısız kitle saptanıyor, periton bulgusu alınmıyor. Laboratuvar incelemesinde tam kan sayımı, karaciğer enzimleri ve eozinofil sayısı normal bulunuyor. Kontrastlı manyetik rezonans görüntülemede sağ lobda çok bölmeli, kalın septalı, septalarında ve duvarında kontrast tutulumu ile papiller projeksiyonlar içeren kistik lezyon izleniyor; kız vezikül, yüzen membran ve duvar kalsifikasyonu görülmüyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Lezyonun sağlam sınırla komplet rezeksiyonu

Kısaca — Kontrast tutan septa ve papiller projeksiyon içeren multiloküler kist premalign müsinöz neoplazidir ve komplet rezeksiyon ister.

Ateşsiz ve laboratuvarı normal orta yaş kadında kalın ve kontrast tutan septalar ile mural papiller projeksiyonlar basit kist duvarından ayrılır ve müsinöz kistik neoplaziyi düşündürür; bu lezyonlarda kist duvarının bir kısmını bırakan fenestrasyon ve içeriği boşaltan aspirasyon geride neoplastik epitel bırakarak nüks ve kistadenokarsinom gelişimine zemin hazırlar, bu yüzden sağlam sınırla komplet çıkarım gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Orta yaş kadında ağrısız palpabl kitle → yavaş büyüyen kistik neoplazi örüntüsünü destekler
  • Multiloküler yapı ile kalın septalarda ve duvarda kontrast tutulumu artı papiller projeksiyon → müsinöz kistik neoplaziyi düşündürür ve basit kistten uzaklaştırır
  • Kız vezikül, yüzen membran ve kalsifikasyon yokluğu artı normal eozinofil ve temas yokluğu → hidatikten uzaklaştırır
  • Ateş yokluğu ve normal karaciğer enzimleri → kolayca basit kist gibi okunabilir, ancak septal kontrastlanma bu yorumu dışlar

Neden diğerleri değil

  • Laparoskopik fenestrasyon ve omentoplasti yapılması — semptomatik basit kiste uygundur, neoplastik epiteli geride bıraktığı için burada nüks ve malignite riski taşır
  • Perkütan aspirasyon ve sklerozan madde enjeksiyonu — basit kistte küçülme sağlar, premalign lezyonda tanıyı geciktirir ve ekim riski doğurur
  • Perkütan drenaj ve albendazol başlanması — hidatik rejimidir; vezikül ve membran yokken etkisizdir ve definitif tedaviyi geciktirir
  • Aralıklı ultrasonografi ile izlem yapılması — mural projeksiyonlu ve kontrast tutan lezyonda gözlem malign transformasyonu kaçırır

Aklında kalsın

Septal kontrastlanma ve mural projeksiyonlu karaciğer kisti basit kist gibi fenestre edilmez, komplet çıkarılır.

80. soru

Yetmiş sekiz yaşındaki kadın hasta sağ kasıkta aniden başlayan şiddetli ağrı ve hassas şişlik yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden şişliğin daha önce aralıklı olarak belirip kaybolduğu, son 24 saattir irreduktibl hâle geldiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ inguinal ligamanın inferiorunda yaklaşık 2 cm çapında küçük, gergin ve ileri derecede hassas bir kitle palpe ediliyor; karında distansiyon ve yaygın hassasiyet saptanmıyor, bağırsak sesleri doğal bulunuyor. Hasta bu sürede gaz çıkarmaya ve dışkılamaya devam ettiğini, kusmasının olmadığını ifade ediyor; direkt karın grafisinde yaygın hava-sıvı seviyesi izlenmiyor. Kitlenin üzerinde eritem ve ısı artışı dikkat çekiyor, ateşi 38,4 °C ölçülüyor.

Bu tablodan sorumlu patofizyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Bağırsağın antimesenterik kenarının dar boyunda sıkışması

Kısaca — Gaz çıkışı sürmesine rağmen eritemli ateşli küçük femoral kitle parsiyel duvar strangülasyonudur ve lümen tam tıkanmadığı için tıkanıklık maskelenir.

Kitle inguinal ligamanın inferiorundadır, irreduktibldir ve strangülasyonun lokal ve sistemik belirtileri vardır, bu nedenle ilk çıkarım strangüle femoral hernidir. Mezenter ve lümenin büyük bölümü serbest kaldığı için 24 saattir gaz ve dışkılama sürer ve grafide yaygın seviyeler görülmez. Sıkışan antimesenterik duvar parçasının kanlanması bozulduğu için tablo hızla nekroz ve perforasyona ilerleyebilir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ligaman inferiorunda yaklaşık 2 cm çapında küçük gergin hassas kitle → femoral herniyi işaret eder
  • İrreduktibilite ile eritem, ısı artışı ve ateş → strangülasyonu düşündürür
  • 24 saattir gaz ve dışkılamanın sürmesi, kusma yokluğu ve yaygın hava-sıvı seviyesi izlenmemesi → tam kat ans tıkanıklığını dışlar ve parsiyel duvar tutulumunu öne çıkarır
  • Aralıklı belirip kaybolma öyküsü → herninin eski reduktibl zeminini gösterir

Neden diğerleri değil

  • Bağırsak ansının mezenter damarlarıyla birlikte tam kat sıkışması — Tam kat strangülasyon lümeni kapatır, bu sürede gaz ve dışkılamayı keser ve yaygın seviyeler yapar, burada geçiş korunmuştur
  • Meckel divertikülünün fıtık kesesi içinde sıkışması — Divertikül tutulumu da geçişi koruyabilir, ancak ileri yaşta küçük femoral kitlenin tipik nedeni antimesenterik duvar sıkışmasıdır ve divertikülü destekleyen bulgu yoktur
  • Apendiksin fıtık kesesi içinde iltihaplanması — Apendiks iltihabı ateş yapabilir ancak femoral yerleşimi ve korunmuş lümen devamlılığını açıklamaz
  • Sigmoid kolonun fıtık kesesi duvarının bir bölümünü oluşturması — Kayan hern kronik büyük hernide idrar ve dışkılama yakınmalarıyla seyreder, akut eritemli strangülasyon yapmaz ve sağ tarafta sigmoid tutulumu beklenmez

Aklında kalsın

Gaz çıkışı strangülasyonu dışlamaz; dar femoral boyunda yalnızca duvar kenarı sıkışabilir ve hızla nekroza gider.

81. soru

Otuz dört yaşındaki kadın hasta tekrarlayan yan ağrısı ve taş düşürme yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden son üç yılda birkaç kez taş düşürdüğü ve böbreklerinde yaygın nefrokalsinozis saptandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde kostovertebral açı hassasiyeti dışında özellik bulunmuyor. Laboratuvar incelemesinde serum potasyum ve bikarbonat düşük, klor yüksek bulunuyor; arteryel kan gazında normal anyon açıklı metabolik asidoz saptanıyor. Sistemik asidoza rağmen idrar pH’sının yüksek kaldığı, idrar sitratının düşük olduğu ve idrar kültüründe üreme olmadığı öğreniliyor. Serum kalsiyum ve parathormon düzeyleri normal sınırlarda bulunuyor.

Bu hastada tekrarlayan taşların bileşiminin en olası türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Kalsiyum fosfat

Kısaca — Normal anyon açıklı asidoz, hipokalemi ve asidemiye rağmen alkalen kalan steril idrar distal renal tübüler asidozu gösterir ve bu zeminde kalsiyum fosfat taşları oluşur.

Distal tübülde hidrojen iyonu atılımının bozulması sistemik asidoz ve hipokalemi yaparken idrarın asitleştirilememesine yol açar; alkalen idrar ve düşük sitrat kalsiyum fosfat çökmesini kolaylaştırır. Normal kalsiyum ve parathormon primer hiperparatiroidiyi desteklemez, steril idrar üreaz enfeksiyonunu dışlar; nefrokalsinozis kronik tübüler zemini destekler. Kalsiyum oksalat taşları çoğu hastada normal kalsiyum düzeylerinde de görülür, bu yüzden normal kalsiyum tek başına oksalatı dışlamaz; burada yönü belirleyen alkalen idrar ve hipositratüridir.

Tanıya götüren bulgular

  • Normal anyon açıklı metabolik asidoz, düşük bikarbonat ve yüksek klor → renal tübüler asidoz paternini düşündürür
  • Hipokalemi ve asidemiye rağmen yüksek idrar pH’sı → distal asitlendirme defektini destekler
  • Düşük idrar sitratı ve steril alkalen idrar → enfeksiyonsuz fosfat çökmesine elverişli ortamı düşündürür
  • Normal kalsiyum ve parathormon ile yaygın nefrokalsinozis → primer hiperparatiroidiyi desteklemez, kronik tübüler zemini düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Kalsiyum oksalat — normal kalsiyumla da sık görülür, bu vakada alkalen idrar ve hipositratüri fosfat lehinedir
  • Ürik asit — ısrarlı asidik idrar gerektirir, burada idrar asidemiye rağmen alkalendir
  • Strüvit — alkalen idrar yapar ancak üreaz üreten enfeksiyon gerekir, kültür steril ve sistemik tablo tübüler asidoza uyar
  • Sistin — asidik idrarda, erken yaşta ve genellikle aile öyküsüyle beklenir, bu laboratuvar paterni yoktur

Aklında kalsın

Asidoza rağmen alkalen kalan steril idrar ve hipokalemi distal renal tübüler asidozu düşündürür ve kalsiyum fosfat taşına yol açar.

82. soru

Yirmi altı yaşındaki erkek hasta uzun süredir sol kulakta kötü kokulu akıntı ve işitmede azalma yakınmasıyla izlenirken ateş, baş ağrısı ve ense sertliği gelişmesi üzerine yatırılıyor. Öyküsünden attik bölgede retraksiyon cebi ve marjinal perforasyon saptandığı, beyin omurilik sıvısı incelemesinde nötrofil ağırlıklı hücre artışı ve protein yüksekliği bulunduğu öğreniliyor. Uygun intravenöz antibiyoterapi ve mastoid cerrahi sonrası üçüncü günde halsizlik ve bulantı başlıyor. Fizik muayenede ortostatik hipotansiyon, mukozalarda kuruluk ve cilt turgorunda azalma bulunuyor, ödem saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde hipotonik hiponatremi ile idrar sodyum ve idrar ozmolalitesinde artış saptanıyor.

Sıvı yönetiminde en uygun bir sonraki akıl yürütme basamağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Hipotonik sıvılardan kaçınılarak izotonik sıvıyla hacim replasmanı yapılması

Kısaca — Menenjit sonrası hipotonik hiponatremide hipovolemi bulguları serebral tuz kaybını düşündürür, bu nedenle sıvı kısıtlamasından kaçınılarak izotonik replasman yapılır.

Santral sinir sistemi enfeksiyonunda hiponatremide idrar sodyumu ve ozmolalitesi hem uygunsuz antidiüretik hormon salınımında hem serebral tuz kaybında yüksek bulunur, ayrımı hacim durumu yapar. Ödemsiz hipovolemi, ortostatik hipotansiyon ve mukoza kuruluğu renal tuz kaybıyla hacim açığını destekler ve övolemik seyreden uygunsuz salınımdan uzaklaştırır; hipovolemide sıvı kısıtlaması perfüzyonu bozar, hipotonik sıvılar sodyumu daha da düşürür.

Tanıya götüren bulgular

  • Kötü kokulu akıntı, attik retraksiyon ve marjinal perforasyon → kolesteatom zemininde otojenik menenjit
  • Hipotonik hiponatremi ile yüksek idrar sodyumu ve ozmolalite → hem uygunsuz salınım hem tuz kaybıyla uyumlu, tek başına ayırt ettirmez
  • Ortostatik hipotansiyon, mukoza kuruluğu ve turgor azalması → hipovoleminin çatal bulgusu, övolemik uygunsuz salınımdan uzaklaştırır
  • Ödem saptanmaması → hipervolemik hiponatremiyi dışlar
  • Cerrahi sonrası üçüncü günde ortaya çıkış → akut serebral tuz kaybı dönemiyle uyumlu

Neden diğerleri değil

  • Sıkı sıvı kısıtlaması uygulanması ve izotonik sıvılardan kaçınılması — uygunsuz antidiüretik hormon salınımının tedavisidir, hipovolemide hacmi daha da azaltır
  • Hipotonik dekstrozlu sıvılarla hızlı hacim replasmanı yapılması — hacmi artırır ancak serbest su vererek hipotonik hiponatremiyi derinleştirir
  • Kıvrım diüretiği başlanarak serbest su atılımının artırılması ve sıkı izlem yapılması — idrar sodyumunu artırır ve hacim açığını derinleştirir
  • Tuz kısıtlaması yapılması ve oral su alımının artırılması — renal tuz kaybında kaybı artırır ve dilüsyonu kötüleştirir

Aklında kalsın

Hiponatremide idrar sodyumu yüksekse hacme bakılır, hipovolemi varsa tuz kaybı gibi izotonikle replase edilir.

83. soru

Altmış bir yaşındaki kadın hasta, sağ gözde şiddetli ağrı, kızarıklık, sulanma ve görmede azalma yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden on dört yıldır romatoid artrit nedeniyle takip edildiği, son aylarda eklem ağrılarının arttığı öğreniliyor. Fizik muayenede sağ gözde limbusa komşu periferik korneada hilal şeklinde incelme ve epitel defekti ile çevresinde yoğun enjeksiyon saptanıyor. Santral kornea saydam izleniyor; ülser tabanında yoğun santral infiltrat ve hipopyon izlenmiyor. Ön kamara derinliğinin normal olduğu, en ince alanda descemet membranında kabarıklık fark edildiği, Seidel testinin negatif olduğu görülüyor. Kontakt lens kullanımı olmadığı, ateş ve kapak anomalisi bulunmadığı öğreniliyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Sistemik tedaviyi düzenleyip incelen korneayı acil korumaya almak

Kısaca — Romatoid artrit zemininde limbusa komşu hilal incelme periferik ülseratif keratiti düşündürür; descemet kabarıklığı perforasyon alarmı verdiğinden sistemik tedavi ve acil koruma gerekir.

Periferik kornea limbal damarlara yakındır ve romatoid vaskülitte immün birikime açıktır; bu yüzden santral bakteriyel ülserden farklı olarak hilal şeklinde, santrali koruyan, skleral enjeksiyonla birlikte giden incelme yapar. En ince alanda descemet membranının kabarması stromal erimenin ilerlediğini ve gözün perforasyona bir adım kaldığını gösterir. Bu aşamada yalnızca damla antibiyotik veya suni gözyaşı stromayı kurtarmaz ve topikal anestezik toksiktir; romatoloji ile sistemik immünsüpresyonu güçlendirip yüzeyi bandaj lens, doku yapıştırıcısı veya tektonik destekle korumak gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • on dört yıllık romatoid artrit ve son aylarda eklem alevlenmesi → sistemik immün aktiviteyi gösterir
  • limbusa komşu hilal incelme ve yoğun enjeksiyon → periferik ülseratif keratit yerleşimini düşündürür
  • santral korneanın saydam, tabanda yoğun infiltrat ve hipopyon olmaması → santral bakteriyel abseden uzaklaştıran fork bulgudur
  • descemet kabarıklığı ile Seidel negatifliği → henüz açılmamış ancak perforasyon öncesi dönemi düşündürür
  • lens kullanımı, ateş ve kapak anomalisi yokluğu → kontakt lens absesi olasılığını azaltır

Neden diğerleri değil

  • Fortifiye topikal antibiyotik başlayıp kortikosteroid tedavisinden kesin olarak kaçınmak — santral süpürasyon yoktur; steril immün erimede yalnız antibiyotik yetmez ve sistemik kontrol gerekir
  • Yalnızca preservansız suni gözyaşı verip yakın poliklinik takibi önermek — descemet kabarıklığı perforasyon riski taşır; gözlem tek başına güvenli değildir
  • Topikal anestezik damlatıp ağrı geçene kadar gözü kapalı tutmak — anestezik epitel toksisitesini artırır ve erimeyi hızlandırır, tedavi değildir
  • Topikal hipotansif başlayıp lazerle periferik iridotomi planlamak ve izlemek — ön kamara derindir ve patoloji periferik korneadadır; açı kapanması tablosu yoktur

Aklında kalsın

Romatoid artritte santrali koruyan periferik hilal erime gördüğünde antibiyotiğe değil sistemik tedaviye ve acil korumaya yönel.

84. soru

Yetmiş dört yaşındaki kadın hasta sağ gözünde ani başlayan şiddetli göz ağrısı, baş ağrısı, bulantı ve görme bulanıklığı yakınmasıyla acil servise başvuruyor. Öyküsünden yıllardır iki gözünde yavaş ilerleyen görme azalması olduğu, katarakt tanısıyla izlendiği ancak ameliyat olmayı ertelediği öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ gözde konjonktival hiperemi, korneal ödem ve görme keskinliğinde belirgin azalma saptanıyor. Tonometride sağ gözde göz içi basıncı belirgin yüksek ölçülüyor. Biyomikroskopide sağda beyaz ve matür görünümde lens izleniyor, ön kamara derin olarak değerlendiriliyor ve açı goniyoskopide açık bulunuyor. Ön kamarada yoğun hücre ve flare mevcut iken vitrede belirgin bulanıklık izlenmiyor. İris üzerinde neovaskülarizasyon izlenmiyor, travma ve kortikosteroid kullanımı öyküsü yok.

Göz içi basıncı yüksekliğinin mekanizması açısından bu hastada en olası neden aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Lens materyalini fagosite etmiş makrofajların trabeküler ağı tıkaması

Kısaca — Hipermatur katarakt zemininde açık açılı akut yüksek basınç, primer açı kapanması değil fakolitik glokomdur ve basınç artışı lens proteini yüklü makrofajların trabeküler tıkanmasına bağlıdır.

Yıllardır ilerleyen katarakt ve beyaz matür lens hipermaturiteyi gösterir, derin ön kamara ve goniyoskopide açık açı pupiller blokla giden primer açı kapanması ve şişkin lensin öne ittiği fakomorfik mekanizmayı dışlar. Açık açıda kapsül bütünlüğü korunurken sızan lens proteinleri makrofajlarca fagosite edilir ve trabeküler ağı mekanik olarak tıkar, bu nedenle aköz dışa akımı bozulur ve basınç hızla yükselir.

Tanıya götüren bulgular

  • yıllardır yavaş ilerleyen görme azalması ve beyaz matür lens → hipermatur katarakt zeminine işaret eder
  • derin ön kamara ve goniyoskopide açık açı → primer açı kapanması ve fakomorfik kapanmayı dışlar
  • ani ağrı, bulantı, korneal ödem ve yüksek basınç → akut glokom tablosunu gösterir ancak tek başına primer kapanmayı kanıtlamaz
  • ön kamarada yoğun hücre olmasına karşın vitrede bulanıklık olmaması → vitreye ilerlemiş enfeksiyondan çok lens kaynaklı inflamatuvar tıkanmayı destekler
  • neovaskülarizasyon, travma ve steroid öyküsünün olmaması → neovasküler, travmatik ve steroid mekanizmalarından uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Pupiller blok sonucu periferik irisin trabeküler ağı kapatması — sığ ön kamara ve kapalı açı gerektirir, burada kamara derin ve açı açıktır
  • İris üzerinde gelişen yaygın fibrovasküler dokunun iridokorneal açıyı kapatması — rubeozis ve iskemik retina zemini gerektirir, iris temizdir ve matür lens öndedir
  • Uzun süreli kortikosteroid kullanımına bağlı trabeküler direnç artışı — steroid maruziyeti yoktur ve tablo akuttur
  • Ön kamaraya dolan eritrositlerin trabeküler ağı tıkaması — travma ve hifema yoktur, hücreler eritrotsit değil inflamatuvar hücrelerdir

Aklında kalsın

Hipermatur beyaz katarakt ile birlikte derin kamara ve açık açıyla gelen akut yüksek basınçta fakolitik makrofaj tıkanmasını hatırla.

85. soru

Yetmiş dört yaşındaki kadın hasta sağ gözünde iki gündür artan ağrı, kızarıklık ve görme azalması yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden sağ gözde aylardır ağrısız ilerleyen görme kaybı olduğu ve matür katarakt tanısıyla izlendiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ gözde görme el hareketleri düzeyinde bulunuyor, konjonktival hiperemi ve kornea ödemi saptanıyor; göz içi basıncı 52 mmHg ölçülüyor. Biyomikroskopide beyaz matür lens, derin ön kamara ve alt kadranda tabakalı beyazımsı materyal izleniyor. Sol gözde göz içi basıncı 16 mmHg ölçülüyor, ön kamara derinliği normal bulunuyor ve lensde yalnızca hafif nükleer kesafet izleniyor.

Bu hastadaki glokomun mekanizmasıyla uyumlu olarak saptanması en olası bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Gonioskopide iridokorneal açının açık izlenmesi

Kısaca — Hipermatur katarakttan sızan lens proteinleri trabeküler ağı tıkayarak açık açılı fakolitik glokom yapar, bu yüzden açı açık bulunur.

Aylardır ağrısız ilerleyen matür katarakt zemininde gelişen ani ağrı ve çok yüksek basınç önce primer açı kapanmasını düşündürür; ancak etkilenen gözde ön kamaranın derin olması, alt kadranda tabakalı beyazımsı materyal izlenmesi ve diğer gözde ön kamara derinliği ile basıncın normal olması pupiller bloğu dışlar. Likefiye korteksten ön kamaraya sızan ağır lens proteinleri ve bunları fagosite eden makrofajlar trabeküler ağı tıkar; açı kapanması olmadığı için basınç açık açılı mekanizmayla yükselir.

Tanıya götüren bulgular

  • Aylardır ağrısız ilerleyen görme kaybı ve beyaz matür lens → hipermatur katarakt zemini
  • Etkilenen gözde derin ön kamara ve diğer gözde normal derinlik ile normal basınç → primer açı kapanması ve fakomorfik bloğu dışlar
  • Alt kadranda tabakalı beyazımsı materyal → psödohipopyon, lens proteini ve makrofaj birikimi
  • Ani ağrı, kornea ödemi ve 52 mmHg basınç → sekonder glokom atağı

Neden diğerleri değil

  • İris yüzeyinde ince yeni damar oluşumlarının görülmesi — neovasküler mekanizma için iskemik zemin ve rubeozis gerekir, vakada iskemi öyküsü ve rubeozis tarifi yoktur.
  • Ön kamaranın sığlaşıp irisin öne doğru bombelenmesi — pupiller bloklu fakomorfik ya da primer açı kapanmasında beklenir, oysa bu hastada ön kamara derindir ve diğer göz normaldir.
  • Pupillada düzensizlikle birlikte keratik presipitatların saptanması — üveitik blokta beklenir, vakada gerçek keratik presipitat ve arka sineşi tarifi yoktur, materyal psödohipopyondur.
  • Pupilla kenarında psödoeksfolyatif materyal birikiminin izlenmesi — psödoeksfolyatif glokomda beklenir, vakada materyal birikimi ve kötü dilatasyon tarifi yoktur.

Aklında kalsın

Matür kataraktlı, derin ön kamaralı ve psödohipopyonlu ağrılı hipertansif gözde fakolitik glokomu hatırla ve açıyı açık bekle.

86. soru

Yirmi dört yaşındaki erkek hasta motosiklet kazası nedeniyle acil servise getiriliyor. Öyküsünden kazanın hemen ardından bilincinin açık olduğu, yaklaşık bir saat sonra bilincin hızla kapandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde sağ pupillanın geniş ve ışık yanıtının kaybolmuş olduğu, sol pupillanın normal olduğu saptanıyor. Hastanın sağ kol ve bacağında güçsüzlük olduğu, derin tendon reflekslerinin sağda arttığı gözleniyor. Kraniyal bilgisayarlı tomografide sağ temporal bölgede mercek biçiminde yüksek dansiteli bir koleksiyon ve orta hat yapılarının sola yer değiştirdiği bildiriliyor.

Bu hastada sağ hemipareziyi açıklayan mekanizmanın en olası karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Karşı taraf serebral pedinkülün tentoriyal kenara sıkışması

Kısaca — Geçici düzelme sonrası kötüleşme ve mercek biçiminde koleksiyon unkal herniasyona ilerleyen epidural kanamayı gösterir, aynı taraf hemiparezi karşı pedinkülün sıkışmasıyla açıklanır.

Epidural hematom orta meningeal arter yırtığına bağlı hızla genişler, lusid aralığın ardından transtentoriyal herniasyona yol açar; herniye unkus aynı taraf üçüncü sinire basarak midriyazis yaparken beyin sapını karşıya iterek karşı serebral pedinkülü tentoriyal kenara sıkıştırır ve aynı taraf güçsüzlük ortaya çıkar.

Tanıya götüren bulgular

  • Kazadan hemen sonra bilincin açık olup yaklaşık bir saat sonra hızla kapanması → genişleyen arteryel koleksiyonda lusid aralığı düşündürür
  • Sağ temporalde mercek biçiminde yüksek dansiteli koleksiyon ve orta hattın sola kayması → ekstraaksiyel kitle etkisini destekler
  • Sağ pupillada genişleme ve ışık yanıtı kaybı → aynı taraf okülomotor sinir basısını gösterir
  • Güçsüzlüğün midriyazisle aynı tarafta olması → doğrudan basıyla açıklanamayan çatal bulgudur, karşı pedinkül sıkışmasını akla getirir

Neden diğerleri değil

  • Herniye unkusun aynı taraf serebral pedinküle bası yapması — aynı taraf pedinkül basısı karşı taraf hemiparezisi yapar, bu hastadaki aynı taraf güçsüzlüğü açıklamaz
  • Aynı taraf internal kapsülün hematomla doğrudan basıya uğraması — ekstraaksiyel hematomun kapsüle izole basısı pupil tutulumunu açıklamaz, herniasyon bulguları baskındır
  • Aynı taraf posterior serebral arterin basıya bağlı tıkanması — bu bası oksipital iskemi ve görme alanı defekti yapar, kol ve bacakta güçsüzlük yapmaz
  • Aynı taraf okülomotor sinir basısına bağlı güç kaybı olması — okülomotor sinir göz hareketlerini ve pupillayı etkiler, ekstremite kas gücünü belirlemez

Aklında kalsın

Herniasyon tarafıyla aynı taraftaki hemiparezi Kernohan çentiğini düşündürür.

87. soru

Altmış yaşındaki kadın hasta ani yırtılır tarzda göğüs ve sırt ağrısı nedeniyle yatırılıyor. Çekilen bilgisayarlı tomografik anjiyografide inen aortada intimal flep saptanıyor ve yırtığın sol subklaviyan arterin distalinde başladığı görülüyor. Kalp hızı ve kan basıncı kontrolü başlanıyor ve acil cerrahi düşünülmüyor. İlk iki günde ağrısı geriliyor ve vital bulguları stabil seyrediyor. Üçüncü günde şiddetli karın ağrısı, bulantı ve idrar miktarında belirgin azalma ortaya çıkıyor. Fizik muayenesinde karında yaygın hassasiyet olduğu ancak periton bulgusu olmadığı, laboratuvar incelemesinde metabolik asidoz, laktat yüksekliği ve kreatinin artışı saptandığı öğreniliyor.

Bu hastada ortaya çıkan yeni tabloda en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Dal damar malperfüzyonu için endovasküler değerlendirme ve revaskülarizasyon

Kısaca — İnen aorta diseksiyonunda günler sonra karın ağrısı, oligüri ve laktat artışı dal damar malperfüzyonunu gösterir ve endovasküler değerlendirme ile revaskülarizasyon gerekir.

Sol subklaviyan distalinde başlayan flep inen aortayı etkiler ve başlangıçta ağrının gerilemesi medikal kontrolün sağlandığını düşündürür. Gerçek lümenin yalancı lümen tarafından basılanması veya flebin dal ağızlarını kapatması mezenterik ve renal akımı bozar, bu da periton bulgusu olmadan karın ağrısı, metabolik asidoz ve laktat yüksekliği ile kreatinin artışı yapar. Bu aşamada antihipertansif dozu artırmak perfüzyonu daha da bozar, antibiyotik ve diüretik altta yatan tıkanmayı düzeltmez, akım sağlanmadan yapılan rezeksiyon iskemiyi çözmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Yırtığın sol subklaviyan distalinde başlaması → inen aorta diseksiyonunu düşündürür
  • İlk iki günde ağrının gerilemesi ve stabil seyir → başlangıç medikal kontrolünü düşündürür, komplike hale geçişi vurgular
  • Üçüncü günde karın ağrısı, bulantı ve idrar azalması → mezenterik ve renal tutulumu düşündürür
  • Periton bulgusu olmadan metabolik asidoz, laktat yüksekliği ve kreatinin artışı → sepsis veya primer böbrek sorunundan çok dal damar tıkanmasına bağlı malperfüzyonu düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Antihipertansif dozları artırılarak daha sıkı kan basıncı kontrolü sağlanması — perfüzyon zaten bozuktur, basıncı daha düşürmek mezenterik ve renal iskemiyi artırır
  • Geniş spektrumlu antibiyotiklerle sepsis tedavisi başlanması — ateş ve odak yoktur, laktat artışı doku iskemisindendir
  • Revaskülarizasyon yapılmaksızın laparotomi ile geniş barsak rezeksiyonu yapılması — periton bulgusu yoktur ve akım düzelmeden yapılan rezeksiyon iskemiyi çözmez
  • Sıvı kısıtlaması ve diüretik tedaviyle böbrek fonksiyonunun izlenmesi — oligüri volüm fazlalığından değil renal malperfüzyondendir, diüretik iskemiyi derinleştirir

Aklında kalsın

Tip B diseksiyonda sonradan karın ağrısı, laktat artışı ve oligüri malperfüzyonu düşündürür ve akımın yeniden sağlanması gerekir.

88. soru

Yetmiş yaşındaki erkek hasta sağ karotis endarterektomi sonrası altıncı günde şiddetli baş ağrısı, bulantı ve huzursuzluk yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden ameliyat öncesi tekrarlayan geçici görme kararması ve konuşma bozukluğu olduğu ve ameliyatın sorunsuz geçtiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncının ameliyat öncesi değerlerine göre belirgin yüksek olduğu ve nörolojik muayenede yeni fokal defisit saptanmadığı görülüyor. İzlemde jeneralize tonik-klonik nöbet geçirdiği ve bilgisayarlı tomografide yeni geniş iskemik lezyon saptanmadığı, küçük parankimal kanama odağı izlendiği öğreniliyor.

Bu hastada en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Sıkı kan basıncı kontrolü, nöbet kontrolü ve kanama yönünden izlem

Kısaca — Endarterektomi sonrası günler içinde hipertansiyon, baş ağrısı ve nöbet ile iskemik lezyon yokluğu hiperperfüzyonu gösterir ve sıkı kan basıncı ve nöbet kontrolü ile kanama izlemi gerekir.

Daralmış karotis yatağında kronik hipoperfüzyon serebral otoregülasyonu bozar, akım ani düzelince damar yatağı basınca karşı koyamaz. Bu yüzden ameliyattan günler sonra zonklayıcı baş ağrısı, belirgin hipertansiyon ve nöbet ortaya çıkar, tomografide geniş iskemi yoktur ve küçük kanama odağı görülebilir. Basıncı düşürmeden pıhtı eritici veya pıhtı önleyici vermek kanamayı büyütür, darlığı düzeltmeye çalışmak sorunu çözmez.

Tanıya götüren bulgular

  • Endarterektomi sonrası altıncı günde ortaya çıkış → zamansal olarak hiperperfüzyon penceresini düşündürür
  • Ameliyat öncesi değerlere göre belirgin yüksek kan basıncı ve şiddetli baş ağrısı → otoregülasyon bozukluğunda basınç artışını düşündürür
  • Yeni fokal defisit olmaması ve tomografide geniş iskemi saptanmaması → embolik tıkanmayı dışlar
  • Jeneralize nöbet ve küçük parankimal kanama odağı → hiperperfüzyona bağlı irritasyon ve kanamayı düşündürür

Neden diğerleri değil

  • Terapötik antikoagülasyon başlanarak embolik inme tedavisi yapılması — iskemik lezyon yoktur ve kanama odağı vardır, antikoagülasyon kanamayı büyütür
  • Sistemik trombolitik tedavi uygulanması — yakın cerrahi ve parankimal kanama varken tromboliz ölümcül kanamaya yol açar
  • Tıkayıcı lezyon varsayımıyla acil karotis revizyon cerrahisi planlanması — fokal defisit ve tıkanma kanıtı yoktur, reoperasyon hiperperfüzyonu düzeltmez
  • Antiplatelet dozunun artırılarak yakın nörolojik izlem yapılması — sorunu trombosit agregasyonu değil basınç yüksekliği sürdürür ve kanama riskini artırır

Aklında kalsın

Endarterektomi sonrası günlerde baş ağrısı, hipertansiyon ve nöbet hiperperfüzyonu düşündürür ve tedavi basınç ve nöbet kontrolü ile kanama izlemidir.

89. soru

Otuz altı haftalık doğan on günlük kız bebek safralı kusma, karın distansiyonu ve huzursuzluk yakınmasıyla acil servise getiriliyor. Öyküsünden ilk günlerde normal mekonyum çıkışı olduğu, son bir günde dışkıda kan fark edildiği öğreniliyor. Fizik muayenede batın distandü ve hassas bulunuyor; barsak sesleri azalmış saptanıyor. Nazogastrik sondadan bol safralı içerik drene oluyor. Kapiller dolum zamanının uzamış olduğu ve idrar çıkışının azaldığı gözleniyor. Laboratuvar incelemesinde pH 7,24, bikarbonat 13 mEq/L, sodyum 139 mEq/L, klor 103 mEq/L ve potasyum 4,6 mEq/L tespit ediliyor.

Bu tablodaki asit-baz bozukluğunun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Bağırsak iskemisine bağlı laktik asit birikimi

Kısaca — Kusma alkalozu düşündürürken düşük pH, düşük bikarbonat ve geniş anyon açığı iskemiye bağlı yüksek anyon açıklı asidozu gösterir.

Uzamış kusma ve nazogastrik drenaj hidrojen ve klor kaybıyla metabolik alkalozu düşündürür, ancak pH 7,24 ve bikarbonat 13 mEq/L asidoz yönündedir ve sodyum klor bikarbonat farkının geniş olması laktik bileşeni düşündürür. Kanlı dışkı, hassas distansiyon, uzamış kapiller dolum ve oligüri doku hipoperfüzyonunu destekler; bu zemin basit mide asidi kaybının değil strangüle obstrüksiyona bağlı bağırsak iskemisinin baskın olduğunu gösterir. Laktat değeri kökte verilmediği için aday anyon açığını elektrolitlerden kendisi çıkarmalıdır.

Tanıya götüren bulgular

  • Safralı kusma ve nazogastrik drenaj → ilk bakışta hidrojen klor kaybıyla alkalozu düşündürür
  • pH 7,24, bikarbonat 13 mEq/L ve geniş sodyum klor bikarbonat farkı → beklenenin tersine yüksek anyon açıklı asidozu gösterir
  • Klorun düşük olmaması → izole mide asidi kaybı paternini desteklemez
  • Dışkıda kan, hassas distansiyon, uzamış dolum ve oligüri → iskemi ve hipoperfüzyonu gösterir

Neden diğerleri değil

  • Mide içeriği kaybına bağlı hidrojen iyonu açığı — kusmada beklenen alkaloz yönüdür, ancak mevcut pH ve bikarbonat düşüklüğü ile geniş açık bu yönü dışlar
  • Böbrekte hidrojen atılımında primer azalma olması — izole renal asidoz yapar, kanlı dışkı ve perfüzyon bozukluğuyla giden akut iskemi kliniğini açıklamaz
  • İnce bağırsak sıvısıyla bikarbonat kaybı olması — normal anyon açıklı asidoz yapar, geniş açık ve hipoperfüzyon bulgularıyla uyumsuzdur
  • Hacim eksikliğine bağlı aldosteronla bikarbonat geri emilimi — bikarbonatı yükseltip alkaloz yönüne iter, düşük bikarbonat ve geniş açıkla bağdaşmaz

Aklında kalsın

Kusma var diye alkaloz bekleme; açık geniş ve perfüzyon bozuksa baskın olan iskemi asidozudur.

90. soru

Otuz dört yaşındaki kadın hasta total tiroidektomiden bir gün sonra nefes darlığı ve ıslıklı solunum yakınmasıyla değerlendiriliyor. Öyküsünden ameliyattan sonra boynunda gerginlik hissettiği, huzursuzlukla birlikte hızlı soluduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde boyunda ılımlı şişlik, inspiryumda belirgin stridor ve taşipne saptanıyor; ekspiryumda baskın wheezing duyulmuyor. Dudak çevresinde uyuşma ve ellerde kramp tarif ediyor; muayenede karpopedal spazm izleniyor. Boyunda hızla büyüyen fluktuasyon veren kitle, yaygın ekimoz veya trakeada itilme bulgusu saptanmıyor.

Bu hastada stridorun nedenine yönelik olarak saptanması en olası ek bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Elektrokardiyografide QT aralığında uzama izlenmesi

Kısaca — Tiroidektomi sonrası stridor ile birlikte perioral uyuşma ve karpopedal spazm hipokalsemik laringospazmı düşündürür ve QT uzaması eşlik eder.

Tiroidektomi sonrası ilk akla gelen basıya bağlı hematom ve tek taraflı sinir hasarı bu vakada fork bulgularla dışlanır; dudak çevresi uyuşma ve karpopedal spazm sistemik nöromüsküler hipereksitabiliteyi gösterir ve paratiroid yetmezliğine bağlı hipokalsemiye uyar. Hipokalsemi laringeal kaslarda spazma yol açarken miyokartta repolarizasyonu uzatır, hızlı solumaya bağlı alkaloz ise iyonize kalsiyumu daha da düşürerek tabloyu ağırlaştırır.

Tanıya götüren bulgular

  • Tiroidektomiden bir gün sonra inspiratuvar stridor → üst hava yolu ve laringeal düzeyde obstrüksiyon
  • Ilımlı stabil şişlik ve fluktuasyon ile trakea itilmesinin yokluğu → ilerleyen hematomu dışlayan fork
  • Dudak çevresi uyuşma ve karpopedal spazm → nöromüsküler hipereksitabilite ve hipokalsemi
  • Huzursuzlukla hızlı soluma → alkalozun iyonize kalsiyumu düşürerek spazmı artırması
  • Ekspiratuvar wheezing yokluğu → alt hava yolu bronkospazmından uzaklaşma

Neden diğerleri değil

  • Boyunda hızla büyüyen ağrılı hematom ve hemoglobin düzeyinde düşme — Bu vakada kitle fluktuasyon vermiyor, ekimoz ve trakea itilmesi yok; ayrıca hematom perioral uyuşma ve karpopedal spazmı açıklamaz.
  • Laringoskopide tek taraflı vokal kord hareketsizliği ve kısık ses — Tek taraflı hasar kısık ses yapar, sistemik hipereksitabilite ve bilateral laringospazm tablosunu açıklamaz.
  • Yaygın ürtiker, hipotansiyon ve bronkospazm tablosu — Ürtiker, hipotansiyon ve ekspiryumda baskın bronkospazm yok; zamanlama cerrahi sonrası paratiroid dönemine uyuyor.
  • Ekspiryumda baskın yaygın ronküs ve bronkodilatöre hızlı yanıt — Ses inspiratuvar stridor karakterinde ve bronkodilatör yanıtını düşündüren yaygın ronküs duyulmuyor.

Aklında kalsın

Tiroidektomi sonrası stridora perioral uyuşma ve karpopedal spazm eşlik ediyorsa basıdan önce hipokalsemik laringospazm düşünülür.

91. soru

Seksen yaşındaki kadın, bir gündür idrar yapamama ve alt karın ağrısı nedeniyle acil servise getiriliyor. Öyküsünden yıllardır vajenden dışarı çıkan kitle bulunduğu ve idrarını ıkınarak yaptığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde serviks ve vajen duvarlarının introitusun dışında olduğu, suprapubik bölgede hassas ve glob vezikal bulunduğu saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde kreatinin ve potasyum yüksek, bikarbonat düşük bulunuyor. İdrar incelemesinde belirgin piyüri saptanmıyor ve ateşi normal bulunuyor. Mesane sondası takıldığında bol miktarda berrak idrar boşaltılıyor ve hastanın ağrısı hızla azalıyor.

Sonda ile mesane drenajı sağlandıktan sonra böbrek fonksiyonunun korunması için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Sarkmayı redükte edip kalıcı sonda ile sürekli drenajı sürdürmek

Kısaca — Dışarıda total prolapsusla glob ve bol rezidü, ani işeyememenin üretral bükülmeye bağlı postrenal olduğunu gösterir.

Procidentia sistouretral bileşkeyi aşağı çekip üretrayı açılandırır ve üreterlerde traksiyona yol açar; mesane boşalamaz, glob oluşur ve basınç yükselince glomerüler filtrasyon düşer, potasyum yükselip bikarbonat düşer. Tek sondajda bol berrak idrar gelip ağrının hızla azalması vezikal göllenmeyi kanıtlar, piyürisizlik ve ateşsizlik enfeksiyonu dışlar; bu zeminde böbreği koruyan iş redüksiyon artı sürekli drenajdır.

Tanıya götüren bulgular

  • Yıllardır dışarıda kitle ve ıkınarak işeme → kronik destek kaybı ve parsiyel obstrüksiyona uyar
  • İntroitus dışında serviks ve duvarlar artı glob vezikal → akut tam çıkış obstrüksiyonunu işaret eder
  • Kreatinin yüksekliği ile potasyum yüksek ve bikarbonat düşük seyir → postrenal tıkanmanın yönüne uyar
  • Piyürisizlik ve ateşsizlik → sistit varsayımını zayıflatan çatal bulgu
  • Sondada bol berrak idrar ve hızlı rahatlama → prerenal değil vezikal göllenmeyi kanıtlayan çatal bulgu

Neden diğerleri değil

  • Sondayı çekip kendiliğinden işemeyi denemesini isteyerek izlemi sürdürmek — kapalı çıkış sürerken sondayı çekmek retansiyonu ve azotemiyi hızla geri getirir.
  • Redüksiyon yapmadan kalıcı sonda ile sürekli mesane drenajını tek başına sürdürmek — drenaj sağlansa da sarkma dışarıda kaldıkça üretral açılanma ve üreter traksiyonu sürer, tıkanma tam çözülmez.
  • Böbrek fonksiyonları düzeltilmeden acil prolapsus cerrahisini öncelikle planlamak — metabolik bozukluk ve akut tıkanma varken definitif cerrahiye geçmek ilk basamağı atlar ve riski artırır.
  • Antibiyotik başlayıp drenaj ve redüksiyonu kültür sonucuna kadar ertelemek — piyürisizlik ve bol rezidü varken enfeksiyon varsaymak obstrüksiyonu geciktirir ve hasarı büyütür.

Aklında kalsın

Total prolapsuslu yaşlıda glob ve bol rezidü varsa azotemi redüksiyon artı sürekli drenajla düzelen postrenal tıkanmadır.

92. soru

Kırk altı yaşındaki kadın hasta, miyom nedeniyle yapılan total abdominal histerektomiden on iki gün sonra başlayan sürekli vajinal sulu akıntı yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden ameliyat sırasında overlerin korunduğu, ilk haftanın sorunsuz geçtiği ve idrarını normal şekilde yapmaya devam ettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde vajinal kaf hattından berrak sıvı geldiği izleniyor, batında hassasiyet saptanmıyor. Vücut sıcaklığı 38,4 °C ölçülüyor ve sağ kostovertebral açıda hassasiyet bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit sayısında artış ve serum kreatinin değerinde hafif yükselme saptanıyor. Üriner ultrasonografide sağ böbrekte hidroüreteronefroz izleniyor, mesaneye metilen mavisi verildiğinde vajinal tamponun maviye boyanmadığı ancak ıslandığı görülüyor.

Bu tabloda zedelenmenin en olası olduğu düzey ve anatomik komşuluk aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Serviks hizasında uterin arterin altından geçen üreter segmenti

Kısaca — Normal işemenin sürmesi, boya testinin negatifliği ve tek taraflı hidroüreteronefroz sürekli akıntının mesaneden değil üreterden geldiğini gösterir ve yaralanmayı uterin arter çaprazına yerleştirir.

Histerektomiden bir iki hafta sonra ortaya çıkan sürekli sulu vajinal akıntıda ilk akla gelen vezikovajinal fistüldür, ancak mesane dolup normal yolla boşalabiliyorsa ve mesaneye verilen boya vajinaya geçmiyorsa mesane duvarı bütünlüğü korunmuş demektir. Tek taraflı kostovertebral açı hassasiyeti, ateş ve hidroüreteronefroz tıkalı kalan üreterde idrarın vajinal kafa doğru aktığını anlatır ve bu seyir üreterovajinal fistülün klasik karşılığıdır. Total histerektomide üreter en çok kardinal ligaman içinden uterin arter bağlanırken, serviks hizasında arterin altından geçen segmentte klemp ya da iskemik zedelenmeye uğrar ve nekroz birkaç gün sonra açılır.

Tanıya götüren bulgular

  • Normal şekilde idrar yapmaya devam ederken sürekli vajinal sulu akıntı → kaçağın mesane rezervuarından değil daha yukarıdan olduğunu düşündürür
  • Tamponun maviye boyanmadan ıslak kalması → vezikovajinal fistülü dışlayan fork bulgu, üreteral kaçağı gösterir
  • Sağ kostovertebral açı hassasiyeti, ateş ve sağ hidroüreteronefroz → aynı taraf üreterde tıkanma ve staza işaret eder
  • On ikinci günde ortaya çıkış ve overlerin korunmuş olması → uterin pedikül diseksiyonuna bağlı geç iskemik açılma zamanlamasını destekler

Neden diğerleri değil

  • Pelvik girimde infundibulopelvik ligaman içindeki ovaryan damarlara eşlik eden üreter segmenti — overler korunmuş ve adneksal pedikül bağlanmamışken bu düzey daha çok ooferektomi sırasında risklidir, bu hastada rutin bağlanan pedikül uterin pediküldür
  • Mesane duvarı içinden geçen üreter segmenti — sürekli akıntıda ilk akla gelen vezikovajinal fistüldür ancak korunmuş işeme ve negatif boya testi ile dışlanır, doğru olsaydı tampon maviye boyanırdı
  • Ana iliak arter bifurkasyonu düzeyinde pelvise giren üreter segmenti — bu giriş yeri daha çok lenfadenektomi gibi geniş retroperitoneal diseksiyonda risklidir ve zedelenmesi vajinal kafa değil retroperitona akar
  • Mesane trigonuna açılan üreterovezikal bileşke — distal bileşke taş ya da darlığını akla getirir, postoperatif vajinal kaçak ve negatif boya ile uyumsuzdur

Aklında kalsın

Histerektomiden sonra normal işeme ile süren sulu akıntı ve tek taraflı hidroüreteronefrozda üreterovajinal fistül düşünülür ve akla uterin arter altından geçen segment gelir.

93. soru

Yirmi dokuz yaşındaki kadın, ilk trimester anöploidi taraması sonuçlarıyla başvuruyor. On iki haftalık gebelikte ense saydamlığı normal sınırlarda ölçülüyor, serbest β-hCG konsantrasyonu normal bulunuyor, gebelikle ilişkili plazma proteini A konsantrasyonu düşük saptanıyor. Maternal kanda yapılan hücre dışı DNA analizinde anöploidi açısından düşük risk bildiriliyor ve ayrıntılı ultrasonografide yapısal anomali izlenmiyor. Kan basıncı normal ölçülüyor, proteinüri saptanmıyor, fetal biyometri gebelik haftasıyla uyumlu bulunuyor. Hasta mevcut sonuçların gebelik izlemini nasıl değiştireceğini soruyor.

Bu gebelikte beklenen seyir ve izlem açısından en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: D — Fetal büyüme ve preeklampsi açısından yakın izlem yapılması

Kısaca — Normal ense saydamlığı ve β-hCG ile düşük PAPP-A ve düşük riskli hücre dışı DNA, anöploidi değil plasental işlev bozukluğu riskini gösterir, bu yüzden büyüme ve preeklampsi izlenir.

Gebelikle ilişkili plazma proteini A plasentadan köken alır; düşüklüğü yetersiz plasentasyonu yansıtır ve karyotip normal olsa bile fetal gelişme geriliği, preeklampsi ve advers gebelik sonlanımlarıyla ilişkilidir. Ense saydamlığının normal olması, β-hCG’nin normal bulunması, hücre dışı DNA sonucunun düşük riskli olması ve anatomide anomali izlenmemesi anöploidi olasılığını uzaklaştırır. Henüz hipertansiyon ve gelişme geriliği olmaması riski ortadan kaldırmaz; beklenen komplikasyonlar ortaya çıkmadan seri büyüme ve kan basıncı izlemine geçmek gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Ense saydamlığının normal ve β-hCG’nin normal olması → Down sendromu paterninden uzaklaştıran çatal bulgudur
  • PAPP-A konsantrasyonunun düşük saptanması → plasental işlev bozukluğu riskine işaret eder
  • Hücre dışı DNA sonucunun düşük riskli ve anatomimin normal olması → anöploidinin dışlandığını destekler
  • Kan basıncı, proteinüri ve biyometrinin o anda normal olması → henüz hastalık değil risk dönemi olduğunu gösterir

Neden diğerleri değil

  • Rutin aralıklarla standart gebelik izlemine devam edilmesi — O anki normallik tam güvence değildir; düşük PAPP-A plasental riski sürdürdüğünden yakın izlem gerekir.
  • Amniyosentez ile fetal karyotip analizi yapılması — Anöploidi zaten düşük riskli ve anatomi normal olduğundan invaziv karyotip endikasyonu yoktur; sorun kromozom değildir.
  • Hücre dışı DNA analizinin gebelikte tekrarlanması — Anöploidi taramasını tekrarlamak plasental riski değiştirmez; bilgi kazandırmaz ve izlemi geciktirir.
  • Maternal serum alfa-fetoprotein ölçümüyle nöral tüp defekti araştırılması — İzole düşük PAPP-A nöral tüp defekti belirteci değildir; yanlış eksene yönelmek doğru izlemi kaçırtır.

Aklında kalsın

Düşük PAPP-A öploid fetusta bile plasental kötü sonlanımları öngörür ve yakın büyüme ile preeklampsi izlemi gerektirir.

94. soru

Otuz iki haftalık G1P0 gebe, baş ağrısı, görme bulanıklığı ve yüz ile ellerde belirgin şişlik yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden gebelik öncesi kan basıncının normal olduğu öğreniliyor. Fizik muayenede kan basıncı yüksek bulunuyor, derin tendon refleksleri artmış izleniyor; idrar incelemesinde belirgin proteinüri saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin gebelik için yüksek, serum albumin düşük bulunuyor ve idrar çıkışı belirgin azalmış izleniyor. Akciğer dinlemesinde bazallerde krepitasyon duyulmuyor ve oksijen satürasyonu normal sınırlarda bulunuyor.

Bu hastada sıvı yönetimi açısından en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: E — Kristaloidleri kısıtlı tutarak akciğer ödemi yönünden izlemek

Kısaca — Şiddetli preeklampside hemokonsantrasyon, hipoalbuminemi ve oligüri birlikteliği sıvı açığını değil kaçak ve akciğer ödemi riskini gösterir.

Hipertansiyon, proteinüri, ödem, baş ağrısı ve hiperrefleksi şiddetli preeklampsiyi düşündürür. Gebelikte plazma hacmi arttığı için hemoglobin normalde düşme eğilimindedir; hemoglobinin yüksek bulunması damar içi sıvının damar dışına kaçtığını, düşük albumin ise onkotik basıncın azaldığını gösterir. Bu zeminde oligüri tek başına sıvıyla düzelecek bir açık değildir; akciğer henüz sessizken bolus vermek sıvıyı akciğere yönlendirir, bu yüzden kristaloid kısıtlanır ve akciğer yakından izlenir.

Tanıya götüren bulgular

  • Hipertansiyon, proteinüri, ödem, baş ağrısı ve hiperrefleksi → şiddetli preeklampsiyi düşündürür
  • Gebelik için yüksek hemoglobin → hemodilüsyonun tersi, hemokonsantrasyon ve damar içi daralma
  • Düşük albumin ve yaygın ödem → düşük onkotik basınç ve kapiller kaçak
  • Oligüri → dağılım bozukluğu ve renal vazospazm, tek başına hacim yanıtı değil
  • Krepitasyon yokluğu ve normal satürasyon → henüz ödem gelişmediğini, izlemin doğru olduğunu gösteren çatal bulgu

Neden diğerleri değil

  • Ardışık izotonik boluslar vererek idrar çıkışını artırmak — kaçağın sürdüğü zeminde akciğere sıvı yükler ve ödemi davet eder.
  • Hızlı kolloid infüzyonu yaparak onkotik basıncı düzeltmek — kaçak varken kolloid damar dışına geçer, ödemi azaltmaz ve tabloyu ağırlaştırır.
  • Yüksek doz loop diüretiği ile zorlu diürez sağlamak — daralmış damar içi hacimde agresif diürez perfüzyonu bozar, sessiz akciğerde endikasyonu yoktur.
  • Hipotonik sıvı infüzyonu yaparak serbest su açığını kapatmak — onkotik basıncı daha da düşürür ve interstisyel ödemi artırır.

Aklında kalsın

Preeklampside hemoglobin yüksek, albumin düşük ve oligüri varsa akciğer sessizken bile sıvıyı kısıtlamak gerekir.

95. soru

Otuz yaşındaki G1P0 gebe, 39 haftalık gebelikte başlayan sancılarla doğum servisine yatırılıyor. Eylem uzadığı için oksitosin infüzyonu başlanıyor ve izlemde bol miktarda hipotonik intravenöz sıvı veriliyor. İzlem boyunca kan basıncı normal seyrediyor, proteinüri ve ateş saptanmıyor. Saatler sonra hastada baş ağrısı, bulantı, huzursuzluk ve konfüzyon gelişiyor; ardından kısa süreli jeneralize tonik-klonik nöbet gözleniyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyum ve serum ozmolalitesinin düşük, idrar ozmolalitesinin yüksek olduğu saptanıyor.

Bu hastada en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: A — Hipotonik sıvıyı kesip hipertonik salin başlamak

Kısaca — Normotansif nöbetle birlikte düşük serum ve yüksek idrar ozmolalitesi su intoksikasyonunu düşündürür ve hipertonik tedavi gerektirir.

İlk çıkarım eklampsi değil su tutulmasıdır. Oksitosin vazopressine benzer etkiyle serbest su atılımını azaltır; bol hipotonik sıvıyla birlikte dilüsyonel hiponatremi gelişir, serum ozmolalitesi düşerken idrar konsantre kalır ve serebral ödem konfüzyon ve nöbete yol açar. Nöbetle seyreden akut semptomatik tabloda serbest su girişini kesmek tek başına yeterli değildir, konsantre idrara rağmen hipertonik sodyum gerekir.

Tanıya götüren bulgular

  • Term eylemde jeneralize nöbet → ilk akla eklampsiyi getirir
  • Kan basıncının normal olması, proteinüri ve ateş yokluğu → eklampsi ve enfeksiyon tanısından uzaklaştırır
  • Saatler süren oksitosin ve bol hipotonik sıvı → serbest su yüküne işaret eder
  • Serum sodyum ve serum ozmolalitesi düşük, idrar ozmolalitesi yüksek → antidiüretik etkiyle su tutulduğunu destekler

Neden diğerleri değil

  • Magnezyum sülfat başlayıp doğumu acilen sonlandırmak → kan basıncı normal ve proteinüri yokken eklampsiyi öne alır, serbest su fazlalığını düzeltmez
  • Hızlı hipotonik sıvı bolusu uygulamak → serum ozmolalitesini daha da düşürür ve serebral ödemi ağırlaştırır
  • Acil sezaryen ile doğumu hızla sonlandırmak → fetal endikasyon yokken ve neden maternal su tutulması iken tabloyu düzeltmez
  • Oksitosin dozunu artırıp eylemi hızlandırmak → antidiüretik yükü artırır ve hiponatremiyi kötüleştirir

Aklında kalsın

Oksitosin alan eylemde normotansif nöbet ve düşük serum ozmolalitesi görülürse önce su intoksikasyonu düşünülür; nöbet varsa hipotonik yük kesilir ve hipertonik salin verilir.

96. soru

Otuz yaşındaki G2P1 gebe, 40 haftalık gebelikte membran rüptürü sonrası doğum servisinde takip ediliyor. Öyküsünden eylemin yavaş ilerlemesi nedeniyle uzun süredir oksitosin infüzyonu aldığı ve bu sürede bol hipotonik sıvı ile birlikte ağızdan yoğun su tükettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncının normal sınırlarda olduğu, ateş, görme bozukluğu, epigastrik ağrı ve fokal nörolojik bulgu olmadığı saptanıyor. İzlemde uterin aktivitenin yeterli, fetal kalp hızının güvenilir ve amniyon sıvısının berrak olduğu izleniyor. İlerleyen saatlerde gebede baş ağrısı, bulantı ve konfüzyon gelişiyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyum ve serum ozmolalitesinde düşme, idrar ozmolalitesinde rölatif yükseklik saptanıyor.

Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Serbest su ve hipotonik sıvıları kısıtlayıp sıvı dengesini gözden geçirmek

Kısaca — Normotansif eylemde gelişen baş ağrısı ve konfüzyonla birlikte düşük serum ozmolalitesi, oksitosine bağlı su tutulumunu düşündürür.

Uzun süreli oksitosin infüzyonu ve eş zamanlı hipotonik sıvı ile serbest su yükü, oksitosinin vazopressin benzeri antidiüretik etkisini belirginleştirir; böbrek serbest suyu atamaz, serum sodyumu dilüsyonla düşerken idrar rölatif konsantre kalır, bu nedenle ilk iş serbest su yükünü kesip sıvı dengesini gözden geçirmek ve sodyumu hızla düzeltmekten kaçınmaktır.

Tanıya götüren bulgular

  • Uzun oksitosin infüzyonu ve bol hipotonik sıvı ile yoğun ağızdan su alımı → serbest su yükü ve antidiüretik etki için zemin
  • Kan basıncının normal olması ve görme bozukluğu ile epigastrik ağrının yokluğu → preeklampsi ve eklampsi ilk tahminini dışlayan çatal bulgu
  • Ateşsizlik ve berrak amniyon sıvısı → koryoamniyonit beklentisini desteklemez
  • Serum sodyum ve serum ozmolalitesinde düşme ile idrar ozmolalitesinde rölatif yükseklik → dehidratasyonun tersi yönde su tutulumu paterni

Neden diğerleri değil

  • Magnezyum sülfat başlayıp eklampsi yönünde doğumu sonlandırmak — normotansiyon ve hipoozmolar patern varken konfüzyonu eklampsiye yormak çatal bulguyu gözden kaçırır
  • Hipotonik sıvı ve serbest su alımını artırarak hidrasyona devam etmek — hiponatremiyi sıvı açığı sanıp yanlış yöne sıvı verir ve dilüsyonu derinleştirir
  • Enfeksiyon gerekçesiyle antibiyotik başlayıp doğumu hızlandırmak — ateşsizlik ve berrak sıvıya rağmen tabloyu enfeksiyona bağlar
  • Sodyumu hızla yükseltmek için ardışık konsantre sodyum bolusları uygulamak — tanıyı doğru bilip düzeltme hızı riskini yok sayar ve ozmotik hasar riskini doğurur

Aklında kalsın

Eylemde uzamış oksitosin ve hipotonik yük altında gelişen hipoozmolar hiponatremide ilk adım su yükünü kısıtlayıp dengeyi gözden geçirmektir.

97. soru

Üç yaşındaki kız hasta klitoriste büyüme ve pubik kıllanma yakınmasıyla getiriliyor. Öyküsünden doğumda dış genitalyanın ambigus bulunduğu ve karyotip analizinde 46,XX saptandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde klitoromegali, pubik kıllanma ve ciltte yaygın hiperpigmentasyon saptanıyor, kan basıncı yaşına göre yüksek bulunuyor. Laboratuvar incelemesinde serum potasyum düşük, plazma renin aktivitesi baskılanmış ve serum kortizol düşük olarak saptanıyor.

Bu hastada hipertansiyon ve hipokalemiden sorumlu tutulan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Deoksikortikosteron birikimine bağlı mineralokortikoid etki artışı

Kısaca — 46,XX ambigus genitalya ve hiperpigmentasyon konjenital adrenal hiperplaziyi gösterir, hipertansiyon ve hipokalemi ise biriken deoksikortikosteronun mineralokortikoid etkisindendir.

Kortizol yapımı 11-beta hidroksilaz basamağında durduğunda kortizol azalır ve ACTH artışı hiperpigmentasyona ve androjen fazlalığına yol açarak 46,XX fetüste virilizasyona neden olur. Blok öncesinde biriken deoksikortikosteron güçlü mineralokortikoid etki gösterir, sodyum ve su tutulumuyla kan basıncını yükseltir, potasyumu düşürür ve renini baskılar.

Tanıya götüren bulgular

  • 46,XX + doğumda ambigus genitalya + klitoromegali ve pubik kıllanma → adrenal androjen fazlalığıyla virilizasyonu düşündürür
  • Yaygın hiperpigmentasyon + düşük kortizol → kortizol eksikliğine ikincil ACTH artışını destekler
  • Yüksek kan basıncı + düşük potasyum + baskılanmış renin → tuz kaybettiren 21-hidroksilaz eksikliğinden uzaklaştırır, mineralokortikoid fazlalığını gösterir

Neden diğerleri değil

  • Aldosteron eksikliğine bağlı renal tuz kaybı ve hipotansiyon gelişmesi — 21-hidroksilaz eksikliğinin tuz kaybettiren formunda beklenir; burada kan basıncı yüksek, potasyum düşük ve renin baskılanmıştır
  • Kortizol fazlalığına bağlı glukokortikoid etki artışı ve Cushing gelişmesi — kortizol düşük ve hiperpigmentasyon ACTH artışıyla uyumludur, Cushing düşündürmez
  • Renin fazlalığına bağlı anjiyotensin aracılı vazokonstriksiyon gelişmesi — renin baskılanmıştır, hipertansiyon renin aracılı değildir
  • Adrenomedüller yetmezliğe bağlı katekolamin eksikliği gelişmesi — tablo korteks steroid bloğudur; hipotansiyon değil hipertansiyon ve elektrolit paterni mineralokortikoid etkiyle açıklanır

Aklında kalsın

Virilize 46,XX tabloda hipertansiyon ve hipokalemi varsa sorumlu mineralokortikoid, eksik aldosteron değil biriken deoksikortikosterondur.

98. soru

Otuz sekiz yaşındaki kadın, 18 aydır gebe kalamama yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden adetlerinin düzenli ve 27-28 günde bir olduğu, geçirilmiş over cerrahisi, kemoterapi, pelvik enfeksiyon veya sigara kullanımı olmadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde vulva, vajen, serviks ve uterus doğal olarak değerlendiriliyor, galaktore veya hirsutizm saptanmıyor. Adetin üçüncü günü alınan kan örneğinde FSH normal sınırlarda, estradiol yüksek olarak ölçülüyor; LH, TSH ve prolaktin normal bulunuyor, β-hCG negatif saptanıyor. Erken foliküler fazda yapılan transvajinal ultrasonografide her iki overin küçük olduğu ve toplam antral folikül sayısının azalmış olduğu izleniyor. Eşinin spermiyogramı normal bulunuyor ve histerosalpingografide her iki tubada geçiş izleniyor.

Bu hormonal paterne yol açan fizyopatolojik mekanizmayı en iyi açıklayan ifade aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: C — Azalmış inhibin B ve erken foliküler estradiol artışının negatif geri bildirimle FSH’yi normal aralığa çekmesi

Kısaca — Normal FSH’ye rağmen yüksek estradiol ve azalmış antral folikül, maskelenmiş azalmış over rezervini gösterir.

Azalmış over rezervinde folikül havuzu küçüldükçe inhibin B desteği azalır, kalan foliküller siklüsün erken günlerinde öne çıkar ve granüloza hücrelerinden estradiol erken yükselir; bu estradiol hipofize negatif geri bildirim yaparak FSH’yi normal görünen aralığa çeker. Bu nedenle tek başına normal FSH rezervin normal olduğunu kanıtlamaz; yüksek estradiol eşliğindeki normal FSH, tersine, erken foliküler aktivasyonun izidir.

Tanıya götüren bulgular

  • 38 yaş ve 18 aylık infertilite → yaşa bağlı rezerv azalmasını akla getirir
  • Düzenli adet ve normal FSH → ilk bakışta normal ovulatuvar rezervi düşündüren çeldirici bulgu
  • Erken foliküler estradiol yüksekliği → erken folikül seçimini ve FSH baskılanmasını işaret eden çatal bulgu
  • Azalmış antral folikül sayısı ve küçük overler → yapısal olarak azalmış havuzu destekler
  • Normal semen ve açık tupler → tablonun over kaynaklı olduğunu netleştirir

Neden diğerleri değil

  • Yüksek prolaktinin hipotalamik GnRH pulsatilitesini baskılayarak FSH, LH ve estradiolü birlikte azaltması — prolaktin normaldir ve estradiol düşük değil yüksektir.
  • Periferik androjen fazlalığının aromatizasyonla östrojene dönüşerek kronik anovulasyonla birlikte LH artışı ve FSH baskılanması oluşturması — hirsutizm, oligomenore ve LH yüksekliği yoktur.
  • Uzamış enerji açığına bağlı GnRH pulsatilitesinin azalmasıyla gonadotropinlerin ve estradiolün birlikte düşmesi — düşük vücut ağırlığı, amenore ve düşük estradiol beklenirdi.
  • Primer hipotiroidiye bağlı TRH artışının prolaktin ve TSH’yi yükseltip over steroidogenezini bozması — TSH ve prolaktin normaldir.

Aklında kalsın

Yüksek erken foliküler estradiol eşliğindeki normal FSH, normal rezerv değil erken foliküler aktivasyonla maskelenmiş azalmış rezervdir.

99. soru

Otuz üç yaşındaki kadın hasta son üç aydır ayda bir-iki kez olan şiddetli baş ağrısı yakınmasıyla başvuruyor. Ağrının tek taraflı zonklayıcı karakterde olduğu, bulantı ve fotofobiyle birlikte seyrettiği, ağrıdan önce yaklaşık yarım saat süren görsel aura dönemi olduğu öğreniliyor. Bu dönemde parlak zigzag çizgiler ve skotom tanımlıyor. Öyküsünden yoğun adet kanaması ve dismenore nedeniyle iki yıldır kombine oral kontraseptif kullandığı, adetlerinin 8 gün sürdüğü ve demir eksikliği anemisi bulunduğu öğreniliyor. Transvajinal ultrasonografide uterin kavitenin normal olduğu, fokal lezyon saptanmadığı belirtiliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı normal bulunuyor, nörolojik muayenede fokal bulgu saptanmıyor. Gebelik testi negatif saptanıyor. Hastanın günlük ilaç kullanmadan uzun süreli korunmak istediği ve yöntem bırakıldığında fertilitenin hızla geri dönmesini beklediği öğreniliyor.

Bu hastanın tüm özellikleri birlikte değerlendirildiğinde en uygun kontraseptif yöntem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı göster

Cevap: B — Levonorgestrel salgılayan intrauterin sistem

Kısaca — Zonklayıcı ağrıya eklenen görsel aura auralı migreni ortaya koyar ve östrojeni dışlar; yoğun kanamada kanamayı azaltan uzun süreli yöntem gerekir.

İlk cümleler zonklayıcı ağrı, bulantı ve fotofobi ile olağan baş ağrısını düşündürür, ancak ağrıdan önce yarım saat süren parlak zigzag çizgiler ve skotomla giden görsel aura komşu tabloyu dışlayan çatal bulgudur ve östrojen kullanımını kontrendike hâle getirir. Yoğun kanama, 8 gün süren adet ve anemi, östrojensiz seçenekler arasında kanamayı azaltan yöntemi öne çıkarır; kavitenin normal olması, uzun süreli beklenti ve hızlı geri dönüş isteği lokal levonorgestrel sistemini en uygun kılar.

Tanıya götüren bulgular

  • Tek taraflı zonklayıcı ağrı, bulantı ve fotofobi → vasküler özellikli baş ağrısı tablosunu destekler
  • Ağrı öncesi yarım saatlik görsel aura, zigzag çizgiler ve skotom → östrojeni dışlayan çatal bulgudur
  • 8 gün süren yoğun kanama ve demir eksikliği anemisi → kanamayı artıran yöntemi dışlar
  • Uterin kavitenin normal olması → intrauterin sisteme engel bulunmadığını gösterir
  • Günlük ilaçsız uzun süre ve hızlı geri dönüş isteği → bırakıldıktan sonra dönüşü geciken enjeksiyonu dezavantajlı kılar

Neden diğerleri değil

  • Aynı kombine oral kontraseptif ile devam edilmesi — Görsel aura atlanırsa seçilir; östrojen bu tabloda kontrendikedir
  • Bakırlı rahim içi araç — Östrojensizdir ancak kanamayı artırır ve mevcut anemiyi kötüleştirir
  • Etonogestrel içeren implant — Östrojensiz ve uzun sürelidir ancak düzensiz kanamaya yol açar, yoğun kanamayı düzeltmez
  • Depot medroksiprogesteron asetat — Östrojensizdir ancak bırakıldıktan sonra fertilite dönüşü gecikir ve lokal tedavinin kanama avantajını sağlamaz

Aklında kalsın

Görsel aura varsa östrojeni bırak; yoğun kanamada lokal levonorgestrel kanamayı azaltır.

100. soru

Yetmiş yaşındaki kadın hasta, öksürük ve gülme sırasında damla damla idrar kaçırma yakınmasıyla başvuruyor. Öyküsünden üç vajinal doğum yaptığı, uzun süredir diyabeti olduğu ve ayaklarda uyuşma ile yanma hissettiği öğreniliyor. İdrara başlamakta güçlük çektiği, akımın zayıf ve kesik kesik olduğu, tam boşalamama hissi ve sık idrar yolu enfeksiyonu tarif ettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde suprapubik bölgede dolgunluk alınıyor, stres testinde öksürükle eş zamanlı fışkırma yerine sızıntı tarzında kaçak izleniyor, alt ekstremitelerde vibrasyon duyusu azalmış bulunuyor.

Bu hastada idrar kaçırmanın altta yatan mekanizmasının aşağıdakilerden hangisi olması en olasıdır?

Cevabı göster

Cevap: C — Detrüsor hipoaktivitesine bağlı taşma inkontinansı

Kısaca — Öksürükle sızıntıya rağmen obstrüktif işeme ve boşalamama retansiyonu gösterir, tablo detrüsor hipoaktivitesine bağlı taşmadır.

Diyabetik otonom ve periferik nöropati detrüsor kasılmasını zayıflatır, mesane tam boşalamaz ve rezidü idrar birikir; karın içi basınç artışı sfinkter direncini aşınca sızıntı olur. Zayıf kesik akım, başlama güçlüğü, suprapubik dolgunluk ve tekrarlayan enfeksiyon bu retansiyon zeminini destekler, bu nedenle kaçağı detrüsor aşırı aktivitesine ya da izole üretral deste kaybına bağlamak yanlıştır.

Tanıya götüren bulgular

  • Öksürükle damla damla kaçırma → ilk bakışta stres inkontinansı düşündürür, tek başına ayırt ettirmez
  • İdrara başlama güçlüğü ile zayıf kesik akım ve tam boşalamama hissi → retansiyon ve detrüsor hipoaktivitesini düşündürür
  • Suprapubik dolgunluk ve sık idrar yolu enfeksiyonu → tam boşalamayan mesanede göllenmeyi destekler
  • Uzun süreli diyabet ile ayaklarda uyuşma yanma ve vibrasyon kaybı → nöropatik mesane zeminini gösteren çatallanma bulgusudur
  • Eş zamanlı fışkırma yerine sızıntı tarzı kaçak → gerçek stres kaçaktan uzaklaştırır

Neden diğerleri değil

  • Detrüsor aşırı aktivitesine bağlı sıkışma tipi inkontinans — sık idrara gitme ve enfeksiyonu açıklar gibi görünür, ancak obstrüktif akım ve boşalamama ile uyumsuzdur
  • Üretral hipermobiliteye bağlı stres inkontinans — çok doğum ve öksürükle kaçırmaya uyar, ancak retansiyon bulgularını ve nöropatiyi açıklamaz
  • İntrensek sfinkter yetmezliğine bağlı stres inkontinans — stres ailesinden doğru alt tipi bilir gibi görünür, ancak ilk bağlantı yanlıştır çünkü tablo sfinkter yetmezliği değil retansiyona bağlı taşmadır
  • Vezikovajinal fistüle bağlı sürekli idrar kaybı — sızıntıyı açıklar gibi görünür, ancak işeme paterni korunmuş değil bozuktur ve cerrahi fistül öyküsü yoktur

Aklında kalsın

Eforla kaçırma her zaman stres inkontinans değildir, işeme güçlüğü ve tam boşalamama varsa taşma düşünülür.

Uygulamada süre işler, ara verip kaldığın yerden devam edebilirsin ve her sorunun çözümü sonunda açılır. Sonuç, doğru cevapladığın soru sayısıdır.

Zorlu sorular 1’i uygulamada çöz

TUS — Klinik Tıp Bilimleri zorlu sorular · TUS — Klinik Tıp Bilimleri hakkında her şey